Amerika
Stephen Walt, 10 maddede ABD seçimlerini yazdı: Winter is coming!

Uluslararası İlişkiler teorilerinde realist yaklaşımın öne çıkan isimlerinden biri olan, Harvard Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Profesörü Stephen M. Walt, Foreign Policy’de Trump’ın iktidara geri dönüşüyle ilgili çıkarımlarını ve bunun iç ve dış politikaya olası etkilerini yazdı. Makaleyi sizler için çevirdik.
***
Stephen M. Walt, Foreign Policy
Trump 2.0 hakkında ne düşünmeli?
Sinemaseverler devam filmlerinin nadiren iyi olduğunu ve genellikle orijinalinden daha karanlık bir hal aldığını bilirler. Trump’ın Başkan olduğu ilk bölüm pek çokları için hayal kırıklığı, bazıları içinse ölümcül oldu ve bu da Trump’ın 2020 seçimlerini neden kaybettiğini açıklıyor. Yeniden çevrilmiş hali daha da kötü olacak – işte 2024 ABD başkanlık seçimlerinin en önemli 10 çıkarımı.
ABD siyaseti bir gizemdir. ABD seçim siyasetinin nasıl işlediğini kimsenin anlamadığı ve bu konudaki geleneksel bilgeliğin çoğunun son derece yanlış olduğu, daha önce açık değilse bile, artık ezici bir şekilde ortada. Anketler güvenilir değil, “saha oyununun” önemine ilişkin gerçekler geçerli değil ve ne olacağını bildiğini düşünen tüm akıllı insanlar sadece yanılmakla kalmadı, aynı zamanda çok fazla yanıldılar. 2016’da olduğu gibi, eski ABD Başkanı Donald Trump ve ekibinin de hepimiz kadar şaşırdığından şüpheleniyorum. Benim kabaca görüşüm, ABD’li elitlerin hala toplumda ne kadar büyük bir öfke ve korku olduğunu ve bunların çoğunun kendilerine yönelik olduğunu hafife aldıkları yönünde. Demokratlar için neyin yanlış gittiğini ve uzmanların bunu neden bir kez daha gözden kaçırdığını açıklayan bir yığın post-hoc analiz olacaktır, ancak aynı “uzmanların” bunu anlamak için sekiz yılı vardı ve yine de kafaları karışmış haldeler.
Trump öngörülemez olacak. Evet, öyle. Trump öngörülemezliği başkalarının dengesini bozan bir özellik olarak görüyor ve hakkını verdiği dengesiz davranışlarıyla bir üne sahip olması onu tutarsız olduğu için eleştirmeyi zorlaştırıyor. Bu nedenle, destekçileri de dahil olmak üzere hiç kimse onun tam olarak ne yapacağını bildiğinden emin olmamalıdır. Kişisel siyasi ve mali çıkarları dışında bir şey yapmayacağı kesin ama bunun politikaya nasıl yansıyacağını anlamak mümkün değil. Kampanyası sırasında pek çok çılgınca şey söyledi, ancak bunların ne kadarının palavra ve blöf, ne kadarının samimi olduğunu göreceğiz.
Dahası, Cumhuriyetçi Parti içinde başta Çin olmak üzere bazı kilit konularda önemli bölünmeler var. Realistler Asya’ya odaklanmak ve ABD’nin Tayvan’a olan bağlılığını güçlendirmek için Avrupa’dan (ve belki de Orta Doğu’dan) kopmak isterken, izolasyonistler ve liberteryenler neredeyse her yerden kopmak ve kendi ülkelerindeki idari devleti parçalamaya odaklanmak istiyorlar. Ve bu insanlardan bazılarının Asya’da nükleer silah kullanma konusunda oldukça korkutucu fikirleri var. Kimin hangi görevlerialacağına dikkat edin, ancak bunu bilmek bile size her şeyi anlatmayacaktır çünkü her iki grup da yönetimde yer alacaktır ve Trump bunlar arasında pinpon oynayabilir.
Ayrıca Trump’ın dış ilişkilere ne kadar önem vereceği de belli değil. Öncelikle Demokrat rakiplerinden intikam almaya ve kötü şöhretli Proje 2025’te açıklanan radikal iç gündemi takip etmeye mi odaklanacak yoksa ABD politikasını tüm dünyada dönüştürmeye mi çalışacak? Sizin tahmininiz de benimki kadar iyi. Ama unutmayın: Trump aynı zamanda enerjisi ve odaklanma yeteneği gözle görülür şekilde azalan bir adam (ve ilk döneminde bu kadar etkileyici değildi). Atadığı kişiler, bir şeyler ters gidene ve suçu üstlenmek zorunda kalana kadar çok fazla serbestliğe sahip olacaklar. Sonuç olarak: Ben de dahil olmak üzere hiç kimse Trump’ın ne yapacağını bildiğinden emin olmamalı.
Liberal hegemonya öldü. ABD Başkanı Joe Biden, Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, Başkan Yardımcısı Kamala Harris ve ekiplerinin geri kalanı, Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana ABD dış politikasına yön veren liberal hegemonya stratejisini canlandırmaya çalıştılar. Girişimleri daha önceki versiyonlardan daha başarılı olmadı ve seçmenler şimdi kesin bir ret cevabı verdi. Trump’a oy veren insanlar demokrasiyi yaymakla ilgilenmiyor, insan haklarını önemsemiyor, serbest ticarete derin bir şüpheyle yaklaşıyor, yabancıları ülkeden uzak tutmak istiyor ve küresel kurumlara karşı temkinli davranıyor. Trump’ın açıkça düşmanca olmasa da tüm bunlara karşı kayıtsız olduğunu biliyorlar ve bu onlar için sorun değil.
Hem Demokratları hem de Cumhuriyetçileri bu başarısız stratejiye bağlı kaldıkları için defalarca eleştirdiğim göz önüne alındığında, seçim sonuçlarından memnun olacağımı düşünebilirsiniz. Ben memnun değilim, çünkü Trump’ın dış ve iç politikaya yaklaşımının Amerikalıları daha da yoksul, daha bölünmüş ve daha savunmasız bırakacağına inanıyorum. İşlerin şu anda kötü olması daha da kötüye gitmeyeceği anlamına gelmiyor.
Yaklaşan ticaret savaşına dikkat! Trump’ın seçim kampanyasında herkese 1930’ların gümrük vergilerini uygulamaktan bahsetmesinin sadece bir palavra ya da blöf olması ve daha bilgili insanların onu böylesine hızlı ve kendine zarar veren bir adımdan vazgeçirmesi mümkündür. Yine de bunu bilmek zor ve pek çok şey Trump’ın bu konuyu Robert Lighthizer gibi korumacılara mı havale edeceğine yoksa nispeten açık pazarlara ve küresel tedarik zincirlerine bağımlı olan yeni teknoloji dostlarını mı dinleyeceğine bağlı. Trump hiçbir zaman modern ekonomilerin nasıl işlediğine dair sofistike bir anlayış sergilemedi, bu nedenle ciddi bir ticaret savaşı başlatırsa pek çok istenmeyen olumsuz sonuç bekliyorum (yani artan açıklar, tahvil piyasası baskıları, enflasyon vb.) Kendisinden başka suçlayacak kimsesi olmayacak ama eminim bir yerlerde uygun bir günah keçisi bulacaktır.
Avrupa perişan halde. Trump, ABD’nin Avrupalı müttefiklerini stratejik bir varlık olarak görmüyor ve uzun zamandır Avrupa Birliği’ne açıkça düşmanlık besliyor. Geçmişte AB’den düşman olarak bahsetti ve Brexit’in harika bir fikir olduğunu düşündü çünkü AB’nin ekonomik konularda tek bir sesle konuşabileceğini ve bu nedenle ABD’nin etrafından dolaşmasının daha zor olduğunu anladı. The GOP (Grand Old Party) her türlü düzenlemeye olmasa da çoğuna karşı ve Elon Musk gibi insanlar Avrupa’nın dijital gizlilik konusundaki daha sıkı kurallarına karşı çıkıyor. Trump’ın Brüksel’i görmezden gelmesini, ABD’nin çok daha güçlü bir konumda olduğu Avrupa ülkeleriyle ikili ilişkilere odaklanmasını ve AB’yi zayıflatmak ya da bölmek için elinden geleni yapmasını bekleyin. Bu tehlikenin Avrupalıları (Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un sürekli savunduğu gibi) muhalefet için bir araya getirmesi mümkündür, ancak her ülkenin kendi başının çaresine bakması daha olasıdır.
NATO’ya gelince, Trump tamamen çekilmeye karar verebilir, ancak örgüt Amerikalıların çoğu tarafından hala popüler ve resmi bir çekilme Savunma Bakanlığı ve Kongre’deki bazı Cumhuriyetçilerden çok fazla tepki alacaktır. Avrupalıları yeterince şey yapmadıkları için sürekli azarlarken ve onları ABD silahlarına daha fazla savunma doları harcamaya zorlarken ittifak içinde kalması daha olası. Bu yaklaşımı benimseyen ilk ABD başkanı olmayacaktır. Biden yıllarının sıcak banyosundan sonra Trump 2.0, ABD’nin Avrupalı ortaklarına soğuk bir duş gibi gelecektir.
Ukrayna gerçekten perişan halde. Harris’in de seçilmiş olsaydı Ukrayna’daki çatışmaların sona ermesi için çok çaba sarf edeceğine inanıyorum ve mümkün olan en iyi anlaşma yine de Kiev için oldukça olumsuz olurdu. Ancak ABD desteğinin devam edeceği ihtimalini kullanarak Ukrayna’ya daha iyi koşullar sağlamaya çalışır ve Rusya ile anlaşma yapıldıktan sonra da bir miktar güvenlik yardımı sağlardı. Trump’ın ABD yardımını kesmesi ve Avrupalılara Ukrayna’nın kendi sorunları olduğunu söylemesi çok daha muhtemel. Kongre’yi yeni bir büyük yardım paketine oy vermeye ikna etmek için beş kuruşluk siyasi sermaye harcamayacağı kesin. Kamuoyu onu destekleyecektir ve tek endişesi Rusya’nın ülkenin geri kalanını istila ederek kendisini beceriksiz, zayıf ve naif göstermesi olabilir. Ancak Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin kalıcı bir bölünmeyi kabul eder ve geriye nominal olarak bağımsız ama artık NATO üyeliğine yönelmeyen hasarlı bir Ukrayna kalırsa, Amerikalıların çoğu sayfayı çevirip yoluna devam edecektir. Trump daha sonra savaşı sona erdirdiği için tüm övgüleri üzerine alacaktır.
Orta Doğu’daki çekişmeler devam edecek. Biden ve Blinken’ın Orta Doğu’yu kötü idare etmesi Harris’e seçimlerde zarar verdiği gibi, hem insanlık dışı hem de etkisiz bir politikayla arasına mesafe koyma konusundaki isteksizliği de Harris’e zarar verdi. Diğer şeylerin yanı sıra bu tutum, Trump’ı insan hakları, demokrasi ya da hukukun üstünlüğünü önemsemeyen tehlikeli bir aşırılık yanlısı olarak gösterme çabalarını da baltaladı. Ancak kimse Trump’ın Beyaz Saray’da olmasıyla işlerin düzeleceği yanılsamasına kapılmamalıdır. İlk döneminde İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’ya istediği her şeyi verdi, İran’ın nükleer silah elde etmesini engelleyen anlaşmadan çekildi ve Gazze, Lübnan ve işgal altındaki Batı Şeria’daki masum insanların karşı karşıya kaldığı trajik kayıplar için tek bir damla gözyaşı dökmeyecek. İsrail’in İran’a saldırmasına yardım etmekten çekinebilir (özellikle de dostu Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman bunu yapmamasını tavsiye ederse), ancak aksi takdirde İsrail’e Filistinlileri yok etmek ya da sürgün etmek için yeşil ışık yakmaya devam edecektir.
Trump’ın kendisini büyük bir barışçı olarak gösterip, başarısız İbrahim Anlaşması çizgisinde bir tür süper güçlü büyük pazarlık peşinde koştuğunu hayal edebiliriz. Hatta ilk döneminde Kuzey Kore lideri Kim Jong Un ile görüştüğü gibi İran’ın yeni cumhurbaşkanı ve hatta dini lideriyle görüşmekten mutluluk duyacağını açıkladığını bile hayal edebilirim. Ancak Trump’ın gerçek bir müzakere yürütecek ne sabrı ne de bant genişliği olduğu için, tüm bunlardan gürültü, öfke ve hiçbir şey ifade etmeyen bir sürü reklamdan başka bir şey çıkmayacaktır.
Çin belirsiz. Yukarıda da belirtildiği üzere, Trump’ın danışmanları Çin ile nasıl başa çıkılacağı konusunda hemfikir değiller, bu da Trump’ın Çin ile tam olarak nasıl başa çıkacağını bilmeyi imkansız kılıyor. Ticaret konularında sert bir tutum sergileyeceği neredeyse kesin ve Çinli firmalara çip ve diğer teknoloji transferi biçimleri üzerindeki kısıtlamaları geri çekeceğine inanmakta zorlanıyorum. Çin düşmanlığı belki de Washington’da iki partiyi de ilgilendiren tek konu ve bu da Washington ile Pekin arasında büyük bir pazarlığı hayal etmeyi zorlaştırıyor.
Ne yazık ki Trump’ın ABD’nin Asyalı müttefikleriyle de kavgaya tutuşması muhtemel ve Tayvan’ın doğrudan tehdit edilmesi ya da saldırıya uğraması halinde desteğe gelip gelmeyeceği konusunda şimdiden şüpheler uyandırdı. Çin’e karşı durmak Asyalı ortaklara bağlı olduğu için -ABD’nin okyanus ötesinde olması gibi bariz bir sebepten ötürü- Trump’ın yaklaşımı derin ve içsel bir çelişki içeriyor. Çinli yetkililer Trump’ın yeniden seçilmesi konusunda biraz kararsız olabilirler, zira şüphesiz yeni ve sert gümrük vergileriyle karşılaşmaktan endişe ediyorlar. Ancak Trump’ın ilk döneminde Asya’ya yaklaşımı tutarsız ve etkisiz olan fevri ve beceriksiz bir yönetici olduğunu da biliyorlar. Trump’ın ikinci döneminde Biden ve Blinken’ın Asya’da elde ettiği bazı kazanımları (ki bu onların en büyük dış politika başarısıydı) tersine çevirmesi muhtemel ve bu Pekin’in memnuniyetle karşılayacağı bir gelişme.
İklim krizi. Bu kolay ama yine de endişe verici. Trump iklim değişikliği konusunda şüpheci olmaya devam ediyor, doğru enerji politikasının fosil yakıtlar için “drill, baby, drill” olduğuna inanıyor ve sonuçları hakkında endişelenmiyor çünkü o zamana kadar güvenli bir şekilde ölmüş olacak. Bu konudaki küresel ilerleme yavaşlayacak, Amerika Birleşik Devletleri’nde yeşil dönüşümü hızlandırma çabaları tersine dönecek ve insanlığın geleceğini güvence altına almaya yönelik uzun vadeli çabalar yerini kısa vadeli karlara bırakacaktır. Bu yaklaşım aynı zamanda yeşil teknolojilerin üstünlüğünü Çin ve diğerlerine kaptırabilir ve ABD’nin uzun vadeli ekonomik konumunu zayıflatabilir, ancak Trump bunu umursamayacaktır.
Bölünmüş bir toplumda birleşik güç. Bazı gözlemciler Trump’ın zaferini ulusal birliğin bir işareti, Amerikalıların çoğunun tamamen onun arkasında olduğunun bir göstergesi olarak görebilir. Bu görüş ciddi anlamda yanıltıcıdır. Demokratlar MAGA gündemini benimsemeyeceklerdir -özellikle de kendi eyaletlerinde- ve 2025 Projesi’nde özetlenen önlemler, siyaset kurumunda daha da büyük bölünmelere yol açacaktır. Siyasi rakiplerinin peşine düşmek, mifepristonu yasaklayarak kürtajı büyük ölçüde imkansız hale getirmek, aşı karşıtı birini kritik bir kamu sağlığı kurumunun başına getirmek, milyonlarca insanı sınır dışı etmeye çalışmak ve sivil toplumun diğer bağımsız kurumlarına saldırmak ülkeyi birleştirmeyecektir.
Aynı zamanda, Cumhuriyetçi Parti’nin tek bir yürütme organı yaratmaya yönelik uzun vadeli kampanyası, Beyaz Saray’ın, Yüksek Mahkeme’nin, Senato’nun ve -neredeyse kesinleşti- Temsilciler Meclisi’nin tam kontrolü ile artık meyvelerini vermeye çok yakın. Birleştirilmiş ve denetlenmeyen güçle ilgili sorun, hataları tespit etmenin ve zamanında düzeltmenin zor olmasıdır. Hesap verebilirlik mekanizmaları Amerika Birleşik Devletleri’nde zaten olması gerekenden daha zayıftır ve bu seçim onları daha da zayıflatmayı vaat etmektedir.
Kamu sağlığı, güvenliği, kadın hakları, merkez bankası özerkliği vb. konulardaki yerel sonuçların yanı sıra, derinleşen kutuplaşma hükümetin etkili dış politika yürütme kabiliyetini de tehdit etmektedir. Sarkaç bu kadar çılgınca sallanmaya devam ettiğinde, hiçbir ülke ABD’nin bir dönemden daha uzun süre söz verdiği hiçbir şeyi yapacağına güvenemez. Hükümet, iç düşmanların kökünü kazımakla, kazançlı bir işte çalışan milyonlarca vatandaşını sınır dışı etmekle ve deneyimli kamu görevlilerinin yerine yandaş ve yandaş olmayanları getirmekle meşgul olduğunda, dış dünyaya karşı mantıklı bir yaklaşım sergileme kabiliyeti de kaçınılmaz olarak zayıflar. Derinden bölünmüş bir ABD tam da düşmanlarının görmek istediği şeydir ve Trump’ın bunu daha da kötüleştirmekten başka bir şey yapacağını düşünmek için hiçbir neden yok.
Amerika Birleşik Devletleri’nin küresel rolü göz önüne alındığında, Amerikalılar ve dünyanın geri kalanı, insan denek kontrollerinden tamamen bağımsız olarak yürütülen büyük bir sosyal deneye katılmak üzereler. Bu deneyin birkaç olumlu sonuç vereceğine inanmak istiyorum, ancak korkarım ki elde edilecek mütevazı kazanımlar, kendi kendine açılan bir dizi yara tarafından bastırılacak. Kış geliyor. Uyarmadı demeyin!
Amerika
JD Vance, Tucker Carlson bağlantılı isimlerle kendi bağış tabanını oluşturuyor

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in ev sahipliğinde düzenlenen bir bağış etkinliği, genç siyasetçinin Tucker Carlson bağlantılı isimlerle kendi tabanını oluşturmaya çalıştığının bir gösterfgesi.
İlk olarak Axios tarafından haber yapılan bu etkinlik, Tucker Carlson’ın medya şirketinin önemli destekçilerinden biri olan İran asıllı Amerikalı yatırımcı Omeed Malik’in evinde düzenlendi.
Malik’in yanı sıra, bağış etkinliğine Vance’in ve Carlson’ın yakın müttefiki Donald Trump Jr. da katıldı.
Malik, Trump Jr. ile ortak oldukları 1789 Capital yatırım şirketinde iş ortağı. Bu şirket, Orta Doğu ve diğer yabancı yatırımcılardan önemli miktarda fon topladı ve Katar Yatırım Kurumu ile de iş yaptı.
Ocak ayında Malik, Trump Jr. ve Carlson ile birlikte Katar’daki Doha Forumu’nda göründü.
Trump Jr. ve Malik de Mayıs 2025 Katar Ekonomi Forumunda “Amerika’ya Yatırım” başlıklı ortak bir panelde konuşma yapmıştı.
Polymarket’in kurucusu Shayne Coplan, GRV Strategies’in kurucusu Garrett Ventry, Ticaret Bakanı Howard Lutnick’in oğlu Brandon Lutnick, Trump’ın danışmanı Steve Witkoff’un oğlu ve World Liberty Financial’ın kurucu ortağı Zach Witkoff da etkinlikte yer aldı.
Vance’in önemli müttefiklerinden biri olan ve Rockbridge Network’ün başkanı Chris Buskirk, etkinliğin ev sahiplerinden biriydi.
Resepsiyonun ardından, yaklaşık 20 kişinin katıldığı daha samimi bir akşam yemeği düzenlendi. Resepsiyona katılanlar Cumhuriyetçi Ulusal Komite’ye 100.000 dolar bağışladı.
Akşam yemeğine katılanlar ise 250.000 dolar bağışladı.
Jewish Insider’a göre bu bağış etkinliği, Carlson’un İsrail hakkındaki görüşleri nedeniyle sert tepkilerle karşı karşıya kalmasına rağmen, Vance’in Carlson’un ağıyla devam eden bağlarını gözler önüne seriyor.
Carlson, İran’la savaş konusunda Başkan Donald Trump ile yollarını ayırdıktan sonra “üçüncü bir siyasi parti”nin kurulmasına ön ayak oluyor.
JD Vance’in de İran’a karşı savaşa özel konuşmalarında karşı çıktığı ileri sürülüyor.
5 milyon dolar toplandığı bildirilen bu bağış etkinliği, Vance’in, Trump sonrası dönemi şekillendirecek “popülist sağdaki” genç bağışçılardan oluşan bir koalisyon kurduğunu gösteriyor.
Jewish Insider, Vance’in faaliyetlerinin bazı “geleneksel Cumhuriyetçiler” arasındaki endişeleri artırdığına işaret ediyor.
Yahudi muhafazakârlar, davetiyenin perşembe günü internette ortaya çıkmasıyla birlikte sosyal medyada bu bağış etkinliğiyle ilgili endişelerini dile getirdiler.
Vance, son aylarda İsrail’e yönelik eleştirilerini yoğunlaştırdı. Örneğin, İsrail’in etki kampanyalarının ABD’nin İran savaşı hakkındaki görüşünü “manipüle ettiğini” iddia ederken, Tahran ile müzakerelere ilişkin anlaşmazlıklar nedeniyle İsrailli yetkilileri kamuoyu önünde suçladı.
2028’de kimin başkanlık yarışına gireceği ve Vance’in favori aday olup olmayacağına dair spekülasyonlar artarken, birçok Yahudi Cumhuriyetçi bağışçı Vance’e karşı temkinli davranmaya devam ediyor.
Başkan yardımcısı, Yahudi Cumhuriyetçilere bazı yakınlaşma girişimlerinde bulunmuş olsa da, çarşamba gecesi düzenlenen bağış etkinliği, İsrail yanlısı Cumhuriyetçiler arasında memnuniyetsizlik yarattı.
Vance: İsrail destekli kampanya İran mutabakatını sabote ediyor
Amerika
S&P: Avrupa’da petrol işleme kapasitesi 2035’e kadar yüzde 20 azalacak

Yüksek yakıt talebine ve hükümetlerin üretim artırma çağrılarına rağmen Avrupa ve Kuzey Amerika’daki rafineri kapasitelerinin önümüzdeki on yılda küçülmeye devam etmesi bekleniyor. S&P Global Energy verilerine göre 2035 yılına kadar Avrupa’da petrol işleme hacmi yüzde 20, ABD’de ise yüzde 7 oranında daralacak.
Financial Times’ın haberine göre, yüksek yakıt talebine ve hükümetlerin istikrarlı arz sağlama çabalarına rağmen Avrupa ve Kuzey Amerika’daki petrol rafinerilerinin kapasiteleri önümüzdeki on yılda daralmayı sürdürecek.
S&P Global Energy projeksiyonlarına göre, 2035 yılına kadar Avrupa’da ham petrol işleme hacmi yüzde 20 azalarak günlük 9 milyon varilin biraz üzerine gerileyecek.
ABD’de ise söz konusu gösterge yüzde 7 düşüşle günlük 16,7 milyon varile inecek. Buna karşılık Çin, Hindistan, Ortadoğu ve Afrika’daki rafineri kapasiteleri artmaya devam ediyor.
Avrupa ve ABD’deki rafineriler, Ortadoğu’daki savaş kaynaklı yakıt açığı nedeniyle bu yıl neredeyse tam kapasiteyle çalışıyor. Ancak analistler bu durumun, eski ve küçük ölçekli işletmelerin kapatılması yönündeki uzun vadeli eğilimi değiştirmeyeceğini değerlendiriyor.
Avrupa’da yakıt talebinin azalmasındaki temel etkenlerden biri elektrikli araç satışlarındaki artış olarak öne çıkıyor. Yılın ilk yarısında elektrikli araç satışları Fransa’da yaklaşık yüzde 63, Almanya’da ise yüzde 48 arttı.
Uzmanlara göre bir diğer neden, hükümetlerin kapasite artırma çağrılarına rağmen yatırımcıların yeni projelere destek verme konusundaki isteksizliği oldu.
Reuters haber ajansı, Ortadoğu ve Ukrayna’daki çatışmalara bağlı küresel tedarik kesintilerinin yaşandığı bir ortamda Hindistan, ABD ve Çin’in yakıt ihracatını artırdığını aktardı.
Ajans ve görüşlerine yer verilen uzmanlar, fiyat artışları ile arz açığının bu ülkelere, daha önce Ortadoğu ve Rusya yakıtına bağımlı olan ülkelere sevkiyatı artırma imkanı tanıdığına işaret etti.
Reuters küresel petrol üretim hacimlerinde düşüş ihtimalini de dışlamadı. Temmuz ayında küresel yakıt işleme miktarı bir önceki yıla göre 5 milyon varil azalarak günlük yaklaşık 89 milyon varile geriledi; mevcut talep ise günlük 100 milyon varilin üzerinde seyrediyor.
Aynı dönemde ABD’den yapılan dizel ve fuel-oil ihracatı 7 Ağustos ile biten haftada günlük 1,9 milyon varille rekor seviyeye ulaştı.
Endonezya’nın benzin ithalatı ise temmuz ayındaki 9-10 milyon varil seviyesinden ağustos ayında 11-12 milyon varile yükseldi.
Bu süreçlere paralel olarak Hindistan, Asya için kilit tedarikçi konumunu korurken bölgesel rakibi Çin temmuz ayında yakıt sevkiyatını hazirandaki 240,9 bin ton seviyesinden 1,1 milyon tona çıkardı.
Doğalgaz alanında ise Avrupa Komisyonu verilerine göre Avrupa Birliği’nin en büyük tedarikçisi Norveç oldu.
Amerika
Amerikan tahvil piyasasına müdahaleye Wall Street tepkisi

Hazine Bakanı Scott Bessent’in ABD tahvil piyasasını canlandırma girişimi, Washington’un 40 trilyon dolarlık borç yükü ve giderek tırmanan enflasyon konusundaki endişelerin artmasıyla birlikte yatırımcılar tarafından “kurşun deliğine yapıştırılan yara bandı” olarak nitelendirildi.
Financial Times’a (FT) göre ABD Hazine Bakanlığı çarşamba günü, önümüzdeki aydan itibaren uzun vadeli devlet tahvili alımlarını “en az iki katına çıkarma” planlarını açıklayarak Wall Street’i şaşkına çevirdi.
Duyurunun ardından uzun vadeli Hazine tahvilleri hızla yükseldi ve 30 yıllık borçlanma maliyetlerini, birkaç gün önce ulaştıkları 19 yılın en yüksek seviyesinden aşağı çekti.
Gelgelelim bu yükseliş kısa sürede sönümlendi. Perşembe günü Bessent, dünyanın en önemli piyasasını dizginlemek için elindeki “geniş araç setini” tanıtmak üzere CNBC’ye çıkmasına rağmen, getiriler yeniden yükselmeye başladı.
Morgan Stanley Investment Management’ın yatırım direktörü Jim Caron, “[Bessent] sorunu anlıyor. Fakat sorunu anlamakla, bu konuda somut bir şey yapabilmek iki farklı şey. Hazine, uzun vadeli getirileri kontrol edemez,” dedi.
Bessent’in geri alım stratejisi, eski hedge fon yöneticisinin önceki birçok Hazine başkanıdan çok daha alışılmadık bir yaklaşım benimsediğinin en son örneği.
Son haftalarda, avro satarak Japon yenini güçlendirmek için nadir görülen bir hamle başlattı ve İran’la müzakerelerde yakın zamanda ilerleme kaydedileceğine dair sinyaller vererek petrol fiyatlarını defalarca etkiledi.
Öte yandan bu girişim, onu 32 trilyon dolarlık piyasadaki “tahvil bekçileri” ile karşı karşıya getirdi.
Bu yatırımcılar, Amerika’nın kötüleşen kamu maliyesi, ısrarla yüksek seyreden enflasyon ve yapay zeka patlamasını finanse etmek için Büyük Teknoloji şirketlerinin aşırı borçlanma eğiliminden korkuyorlar.
Nomura’dan Charlie McElligott, Bessent’in Hazine tahvili geri alım planının “tek başına kurşun deliğine yapıştırılan yara bandı” niteliğinde olduğunu ve “piyasa güçlerini yatıştırmak için yeterli olmayacağını” söyledi.
Hazine Bakanlığı çarşamba günü yaptığı açıklamada, 9 Eylül’den itibaren vadesi 10 ila 30 yıl arasında olan Hazine tahvillerine yönelik düzenli alımlarını 2 milyar dolardan 4 milyar dolara veya daha fazla bir seviyeye çıkaracağını duyurdu.
Bu adım, başlangıçta eski Hazine tahvillerinin alım satımını kolaylaştırmak amacıyla tasarlanan programın büyük ölçüde genişletilmesi anlamına geliyor.
Bazı analistler, Hazine’nin normalde borçlanma stratejisini açıkladığı üç aylık yeniden finansman duyurusundan iki hafta sonra gelen bu ani hamlenin, kurumun güvenilirliğini zedelediğini belirtti.
Jefferies’in ABD baş ekonomisti Thomas Simons, “İletişim stratejisindeki bu kopukluğun, kurumun yönlendirmelerinin genel güvenilirliğini azalttığını söylemenin abartı olmadığını düşünüyoruz,” dedi.
Bessent bunu açıkça dile getirmemiş olsa da, çoğu yatırımcı Hazine Bakanlığı’nın uzun vadeli menkul kıymetlerin geri alımlarındaki artışı, daha fazla kısa vadeli borç ihraç ederek dengelemesini bekliyor.
Bu hamle, bakanlığı faiz oranlarındaki dalgalanmalara maruz bırakıyor. Bessent’in 2024 yılında, o dönemki Hazine Bakanı Janet Yellen’ı benzer bir politika izlediği için eleştirdiği gözden kaçmadı.
Jones Trading’den Mike O’Rourke, “Asıl soru, Bessent’in eleştirdiği yolu izlemeye devam edip etmeyeceği,” dedi.
O’Rourke, Hazine Bakanı’nın “sorunları örtbas etmeye” devam etmeyi planlıyorsa “daha büyük ve daha agresif” adımlar atmak zorunda kalacağını öngörüyor.
Bessent, İran savaşının etkilerini ve 30 yıllık Hazine piyasasındaki “çok zayıf” likiditeyi gerekçe göstererek, “getirilerin temel iktisadi göstergeleri yansıtmadığını” savundu.
Washington’ın bu hafta sonu veya önümüzdeki hafta başında “mali konsolidasyona daha fazla odaklanılacağını” açıklayacağını belirten Bessent, ABD’nin kamu açıklarının zirveye ulaşmış olma ihtimalinin “çok yüksek” olduğunu da sözlerine ekledi.
Siyasi tarafsızlığıyla bilinen Kongre Bütçe Ofisi, ABD bütçe açığının bu yıl yüzde 5,8 seviyesinde gerçekleşeceğini öngörüyor.
Bu rakam 2025 yılına kıyasla sabit kalırken, Bessent’in uzun süredir dile getirdiği 2028 yılına kadar yüzde 3’e ulaşma hedefinin oldukça üzerinde.
Evercore’dan Sarah Bianchi, “Bessent’in açıklamaları, yüksek borçlanma maliyetlerinin temel etkenlerine odaklanılacağını işaret etse de, yönetimin bu noktada bütçe açığı konusunda gerçekçi ve önemli bir adım atabileceğine şüpheyle bakıyoruz. Bu hafta yapılan sürpriz hisse geri alım duyurusu sadece geçici bir etki yarattı ve bütçe açığıyla ilgili herhangi bir duyurunun da en az bunun kadar sınırlı olacağını düşünüyoruz,” dedi.
AllianceBernstein’ın sabit getirili menkul kıymetler başkanı Scott DiMaggio, geri alımların daha kalıcı bir etki yaratması için “Federal Rezerv’in harekete geçmesi gerekiyor. Ayrıca, bütçe açığı ve borç yönetimi konusunda da adımlar atılmalı,” dedi.
Diğer uzmanlar ise Bessent’in artırılmış geri alım planının, yükseliş eğilimini tamamen tersine çevirmek yerine, Hazine’nin endişesini göstermek ve tahvil getirilerindeki artışı yavaşlatmak amacıyla tasarlandığını vurguladı.
PGIM’in küresel tahvil bölüm başkanı Robert Tipp, Bessent’in müdahalesi olmasaydı ABD tahvil piyasasındaki satış dalgasının daha belirgin olacağını savundu.
Tipp, “Bu, setin çökmesini engellemek için atılan bir adım, ancak faiz oranlarının yükseldiği, mali israfın ve hedefin üzerinde enflasyonun hüküm sürdüğü bir dünyadasınız ve açıkçası ABD, diğer ülkelerin tahvil piyasalarına kıyasla daha iyi performans göstermiştir,” dedi.
JPMorgan: İpotek borcunu kredi kartıyla ödemek gibi
JPMorgan’a göre, ABD hükümetinin Hazine piyasasındaki baskıyı yönetmeye yönelik çabaları, küresel borç ihracındaki artışın yatırımcı talebini sınadığı bir ortamda, sorunu sadece geleceğe erteleyebilir.
JPMorgan’ın küresel temel araştırma bölümünün eş başkanı James Sullivan, bugün (21 Ağustos) CNBC’nin “Squawk Box” programında yaptığı açıklamada, Hazine’nin fiilen vadesi uzun tahvilleri geri alırken vadesi kısa tahviller ihraç ettiğini, bu stratejinin geçici bir rahatlama sağlayabileceğini ancak temel borç yükünü olduğu gibi bıraktığını belirtti.
Sullivan, bu yaklaşımı uzun vadeli yükümlülüklerin daha kısa vadeli borçlanma yoluyla yeniden finanse edilmesine benzetti.
Sullivan, “Bu, ipotek borcunuzu kredi kartınızla ödemek gibi bir şey. Bir süre işe yarayabilir ama eninde sonunda bu uyumsuzluk daha belirgin hale gelmeye başlar,” diye ekledi.
Bu müdahale, kısa vadede borçlanma maliyetlerinin kontrol altına alınmasına yardımcı olabilir; fakat Sullivan’ın endişesi, bunun asıl büyük sorunu çözmede pek bir işe yaramaması: Sonunda alıcı bulmak zorunda kalınacak olan, giderek yükselen devlet ve şirket borçları duvarı.
Sullivan, “Hükümetlerin piyasaları kontrol etmeye çalışması, çoğu zaman pek de cazip bir durum değil,” dedi.
Yabancıların Amerikan borcundaki etkisi azaldı
Öte yandan ABD devlet tahvili getirilerindeki son dönemdeki büyük dalgalanmalar, kısmen yeni bir finansal gerçeği yansıtıyor.
Uzun bir süredir yabancı hükümetler, eskisine kıyasla ABD’nin bütçe açıklarını finanse etmeye eskisi kadar istekli değil.
ABD Hazine piyasasının, yabancı hükümetlerin nakitlerini güvenli bir şekilde sakladıkları yer olarak üstlendiği rol, ABD hükümetine ve ekonomisine büyük avantajlar sağladı ve borçlanma maliyetlerini normalde olacağından daha düşük seviyede tuttu.
Axios’a konuşan analistlere göre, bu hamle dün tahvil piyasasını istikrara kavuşturmaya yardımcı oldu ve getirileri düşürdü ama aynı zamanda başka riskler de yaratabilir.
Evercore ISI analistleri, “Hazine’nin artan aktif rolü, eğer devam ederse, yatırımcıların daha yüksek oynaklığı ve politika sürprizleri riskini hesaba katmaya başlaması nedeniyle doların cazibesini azaltabilir,” diye yazdı.
BNP Paribas analistleri ise şöyle yazdı:
“Bunun, Fed’in faiz oranlarını hâlâ sabit tutarken uzun vadeli getirilerin [finansal kriz] öncesi zirve seviyelerine ulaşmasına bir tepki olduğunu düşünüyoruz. Hisse geri alımlarının, Fed’in güvenilirliğinde devam eden kaybı telafi etmek için yeterli olacağını düşünmüyoruz.”
Merkez bankaları, maliye bakanlıkları ve devlet varlık fonları gibi resmi yabancı kuruluşlar, ABD Hazine tahvillerinin toplamda yaklaşık %12’sine sahip.
Bu oran, finansal kriz sırasında ve sonrasında yaklaşık %40’tan bu seviyelere düştü.
Bu kuruluşlar, Hazine tahvillerini para kazandıran yatırımlar olarak değil, trilyonlarca dolarlık nakdi güvenli bir şekilde saklamak için bir araç olarak görüyorlardı.
Başka bir deyişle, Hazine piyasasını bir nevi inanılmaz büyüklükte bir banka hesabı olarak kullanıyorlardı ve banka hesabı olan sıradan insanlar gibi, bu kurumların da öncelikli kaygısı güvenlik, emniyet ve kullanım kolaylığıydı. Faiz oranı ise ikincil öneme sahipti.
Bu yabancı yatırımcılar genellikle “fiyata duyarsız” olarak nitelendirilirdi; bu da trilyonlarca dolarlık borç senetleri için alıcı bulmaya çalışırken son derece kullanışlı bir durumdu.
Bu tutumlar son yıllarda değişmeye başladı. Yabancı hükümetlerin Hazine tahvillerindeki toplam payındaki gerileme, 2016 yılında hız kazanmaya başladı.
O yıl Çin, ekonomik sıkıntılar sırasında para birimini korumak amacıyla elindeki Hazine tahvillerini elden çıkarmaya başlamıştı.
COVID salgını sırasında, dünya liderleri de pandeminin maliyetlerini karşılamak için Hazine tahvillerini nakde çevirmeye çalışırken, ABD hükümetinin toplam borç seviyesi keskin bir artış gösterdi ve bu düşüş hızlandı.
2022’de başlayan Rusya-Ukrayna karşı savaşı da bu baskıyı artırdı; zira Rus devlet varlıklarının dondurulması, ülkelerin ulusal servetlerini saklamak için dolar cinsinden varlıkları kullanma konusundaki kararlarını yeniden gözden geçirmelerine neden oldu.
Yabancı hükümetlerin davranışlarında bir değişiklik olsa da, Hazine tahvillerini toplu olarak elden çıkarmadılar.
Toplamda, tahvil tutarları yıllardır 4 trilyon doların biraz altında kalarak istikrarlı seyrediyor.
Fakat ABD devlet borcunun toplam tutarının patlama yaşayıp son zamanlarda 40 trilyon dolara –GSYİH’nin yaklaşık %120’sine– ulaşmasıyla birlikte, Hazine piyasasındaki payları keskin bir düşüş gösterdi.
Yabancı devlet alıcılarının geri çekilmesiyle birlikte, piyasanın daha büyük bir kısmı, güvenlik odaklı devlet rezerv yöneticileriyle pek az ortak noktası olan hedge fonları gibi tüccarların ve yatırımcıların eline geçti.
Fed, Hazine karşısında “ters ayakta” kaldı
Hazine Bakanlığı’nın borç yönetimi alanındaki değişikliklerinin ABD merkez bankasının para politikası tercihlerini nasıl etkileyebileceği sorulduğunda, iki Federal Rezerv yetkilisi temkinli bir tavır sergiledi.
Bu müdahale, finansal koşullara en büyük etkiyi hangi kurumun yaptığına dair finansal piyasalarda olası bir kafa karışıklığı yaratması nedeniyle Fed için potansiyel zorluklar doğuruyor.
Diğer tüm koşullar sabit kaldığı sürece, Hazine Bakanlığı’nın bu hamlesi finansal koşulları gevşetirken, enflasyonu dizginlemek için faiz artırımına gidebilecek olan Fed ile sürtüşmeye yol açabilir.
St. Louis Fed Başkanı Alberto Musalem, Hazine Bakanlığı’nın uzun vadeli devlet tahvillerinin geri alımında daha agresif bir tempoya geçme kararının sorulması üzerine, “Biz çok basit bir şekilde işgücü piyasasına ve enflasyona odaklanıyoruz; para politikasını, borç yönetimi veya maliye politikasından bağımsız olarak belirliyoruz,” dedi.
Bloomberg’e konuşan San Francisco Fed Başkanı Mary Daly, mevcut uzun vadeli tahvil getirilerinin “Fed’in politika ayarlamaları veya politika kalibrasyonu konusunda ne yapmamız gerektiğine dair bize pek fazla ipucu vermediğini” söyledi.
Daly, Fed politikasının “iyi bir noktada” olduğunu düşündüğünü belirtirken, uzun vadeli tahvilleri, bunların iktisadi görünüm için ne anlama geldiğini görmek amacıyla takip ettiğini de ekledi.
Geçen ay Fed’in faiz oranlarını değiştirmeden bırakma kararını güçlü bir şekilde desteklediğini belirtti.
Hazine tahvili ihraçlarının daha kısa vadeli tahvillere kaymasının Fed’in para politikasını yürütme şekli açısından sorun yaratıp yaratmayacağı sorulduğunda, “Henüz erken bir aşamadayız ve bu konuları derinlemesine düşünme fırsatımız olana kadar bu tür konuları tartışmak konusunda aceleci davranmak istemem,” dedi.
Bessent ise herhangi bir çatışma ihtimalini önemsiz gösterdi ve Fed’in faiz kararlarının Hazine Bakanlığı’nın yaptıklarından tamamen bağımsız olduğunu belirtti.
ABD merkez bankasının bilançosunu etkileyebilecek her türlü hususa gelince, iki kurum “(Fed) bilançosunda herhangi bir değişiklik olması halinde işbirliği yapacaktır ve biz de… onların gerçekleştirdiği her türlü tahvil satışına uyum sağlayacağız,” dedi.
Kısa vadeli tahvil ihracının artması, piyasa faiz oranları üzerinde yukarı yönlü baskı yaratarak, merkez bankasının faiz politikasını yönetme biçiminde teknik zorluklara yol açabilir.
Fed’in faiz kontrol sistemi, bir dizi araç ve likidite imkânı aracılığıyla faiz oranlarını yönetmek için para piyasası koşullarını etkilemeye dayanıyor.
Daly, Fed için asıl meselenin, enflasyon ve istihdam hedeflerine nasıl ulaştığına dair “mekanizmalar”dan ziyade, bu hedefleri gerçekleştirme konusundaki kararlılığı ve bunu başarma kabiliyeti olduğunu da sözlerine ekledi.
Warsh “daha az müdahale”den yana
Geçen ayki Fed basın toplantısında Başkan Kevin Warsh, uzun vadeli faiz oranlarındaki artışın, yatırımcıların iktisadi görünüşe daha bağımsız bir şekilde tepki verdiklerini gösterdiğini söylemişti.
Warsh şöyle konuşmuştu:
“Piyasa katılımcıları hakeme değil, topa odaklanmayı öğreniyorlar. Piyasa fiyatları, kendilerinin uygun gördüğü yönde ve ölçüde tepki vermeye devam edecek. Bu, bana göre olumlu bir değişim ve daha yeni başlıyoruz.”
Warsh, finansal koşulların belirlenmesinde piyasaların daha büyük bir rol üstlenmesini savunurken, Bessent ise borçlanma maliyetlerinin düşürülmesini Trump yönetiminin satın alınabilirlik gündeminin merkezi bir parçası haline getirdi.
Bu gerilim, uzun vadeli getiriler ani bir artış gösterdiğinde açıkça ortaya çıkıyor. Fed’in bir piyasa sinyali olarak gördüğü durum, hanehalkları ve işletmeler için daha yüksek borçlanma maliyetlerine yol açarak, yönetim yetkililerinin çözmeye çalıştığı satın alınabilirlik sorununu daha da kötüleştiriyor.
Warsh, yatırımcıların Washington’dan gelen sinyaller yerine ekonomiye odaklanmasını istiyor.
Fakat Hazine Bakanlığı’nın bu hamlesi, piyasalara Washington’ı takip etmeye devam etmeleri için yeni bir neden sunuyor.
Görüş2 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Dünya Basını5 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Rusya6 gün önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Asya2 hafta önceVietnam, yerli üretim en büyük denizaltı savunma gemisinin inşasına başladı








