Diplomasi
Trump, İzlanda ile kriz çıkardı

ABD Başkanı Donald Trump, ABD bayrağının renkleriyle kaplı haritada İzlanda’yı da paylaşınca Ada ülkesi ile kriz çıktı.
Paylaşımın ardından İzlanda Dışişleri Bakanı Þorgerður Katrín Gunnarsdóttir, ABD Büyükelçisini çağırdı.
Pazartesi günü Trump, Kanada, Meksika, Küba, Grönland ve İzlanda’nın ABD bayrağı olan yıldız ve çizgilerle kaplı olduğu bir Kuzey Amerika kıtası haritası paylaştı.
Bu paylaşım, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Grönland’ı ziyaret ettiği ve burada 200 milyon avroluk bir yatırım paketi duyurduğu gün gerçekleşti.
İzlanda Dışişleri Bakanlığı, salı günü yerel yayıncı RUV’ye verdiği demeçte, Trump’ın sosyal medyada paylaştığı harita hakkında, “Bu paylaşımın tamamen uygunsuz olduğu açıkça ifade edildi,” dedi.
Bu diplomatik olay, İzlanda’nın olası AB üyeliği konusunda Brüksel ile müzakerelere devam etmeme kararı almasından sadece birkaç hafta sonra meydana geldi.
İzlanda, AB üyelik müzakerelerinin yeniden başlatılmasına hayır dedi
Başlangıçta 2027 için planlanan referandum, Trump’ın İzlanda’nın komşusu Grönland üzerinde hak iddia etmesinden sonra öne çekilmişti.
İzlanda, 2009 yılında AB üyeliği için başvuruda bulunmuş ama balıkçılık haklarına ilişkin endişeler nedeniyle 2013 yılında müzakereleri askıya almıştı.
Üyelik başvurusu hiçbir zaman resmi olarak geri çekilmedi. İzlanda hükümeti, bloğa katılmanın jeopolitik açıdan faydalı olacağını savunuyor ama İzlandalılar yine de son referandumda AB üyelik müzakerelerinin yeniden başlatılmasına karşı oy kullandı.
Trump’ın Grönland’a yönelik açılımlarının ardından, eski ABD kongre üyesi ve ABD’nin İzlanda Büyükelçisi Billy Long, İzlanda’nın 51. eyalet haline gelmesi konusunda şaka yapmıştı. Long, daha sonra özür dilemişti.
Grönland’ın bir parçası olduğu Danimarka’nın Dışişleri Bakanı Lars Løkke Rasmussen de Pazartesi günü Trump’ın paylaşımını eleştirdi.
Rasmussen, “Bu durum rahatsız edici ve birçok açıdan tamamen uygunsuz,” dedi.
Diplomasi
Ukrayna’da başsavcılığa yolsuzluk soruşturması: Neler biliyoruz?

Ukrayna Başsavcısı Ruslan Kravçenko, 7 Eylül akşamı istifa dilekçesini verdi. Haberi başsavcılık makamının resmi Telegram kanalı duyurdu. Kravçenko kararını, “Bu siyasi bir karar ve bunu bilerek, isteyerek aldım. Başsavcılık makamının siyasi çekişmelerin aleti haline getirilmesini istemiyorum” sözleriyle açıkladı.
Oysa bu duyurudan sadece birkaç saat önce Kravçenko, kendi isteğiyle görevi bırakmaya niyeti olmadığını savunuyordu. Ukrinform’un aktardığına göre gazetecilere konuşan Kravçenko, “Bunun yasal prosedürleri var. Koltuğa yapışmış değilim, asla da yapışmam. Bu ekibin, devlet başkanının ya da parlamentonun vereceği bir karar. Şu an için benim böyle bir kararım yok” demişti.
36 yaşındaki Ruslan Kravçenko, Haziran 2025’ten bu yana ülkenin başsavcılık görevini yürütüyordu. Daha önce Ukrayna Devlet Vergi Dairesi Başkanlığı (Aralık 2024 – Haziran 2025) ve Kiev Bölgesi Devlet İdaresi Başkanlığı (Nisan 2023 – Aralık 2024) yapmıştı.
Kravçenko’nun ayrılığı, Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) ile Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığının (SAP) yürüttüğü yeni bir soruşturmayla bağlantılı. NABU, 4 Eylül’de bu iki birimin, “dolandırıcı çağrı merkezleri ağı ve mal varlıklarının aklanmasıyla” ilişkili, başında da Başsavcılıktan bir yetkilinin bulunduğu “suç örgütünü çökertmek için özel bir operasyon yürüttüğünü” duyurmuş; kısa süre sonra operasyonun adının “Kartaca” olduğunu belirtmişti. Aynı günlerde Ukrayinska Pravda gazetesi, kaynaklarına dayanarak Kravçenko’nun, yardımcısı Mariya Vdoviçenko’nun ve Odessa Bölgesi Devlet İdaresi Başkanı Oleg Kiper’in adreslerinde aramalar yapıldığını yazdı.
Ertesi gün NABU ve SAP, dolandırıcı çağrı merkezlerini koruyup kollayan ve “milyonlarca liralık serveti aklayan” suç örgütünü ortaya çıkardıklarını duyurdu. Çarkın kurucusu olarak başsavcılık makamındaki birim yöneticilerinden biri gösterildi. Yolsuzlukla mücadele birimlerinin verdiği bilgiye göre söz konusu bürokrat, suç örgütünü 2025’in ortasında kurup başına geçti; şebekede hem savcılık çalışanları hem de bu yetkiliye yakın gayriresmi isimler yer aldı. Yapılan açıklamada, “Şüpheliler, sözde çağrı merkezlerinin yasa dışı faaliyetlerine göz yummak karşılığında düzenli rüşvet toplanan bir çark kurdu. Suç yoluyla elde edilen paraları da çeşitli yöntemlerle akladılar” dendi. Zerkalo Nedeli gazetesinin paylaştığı bilgilere bakılırsa Ukrayna genelinde yaklaşık 2 bin dolandırıcı çağrı merkezi faaliyet gösteriyor olabilir ve bunların neredeyse yarısı güvenlik birimlerinin koruması altında.
NABU ve SAP’ın aktardığına göre zanlılar gayrimenkul, mücevher ve değerli taşınır mallar için 20 milyon grivnadan (yaklaşık 450 bin dolar) fazla para harcadı. Örgüt elebaşının üçüncü şahıslar üzerine kaydettirdiği varlıkların tutarı 12 milyon grivnayı (270 bin dolardan fazla) bulurken bu mallar arasında Karpatlar bölgesindeki bir apart otel kompleksindeki daireler de yer alıyor. Şebeke üyeleri 10 milyon grivnayı aşkın (225 bin dolardan fazla) bir tutarı ise yakınlarının banka hesaplarına aktardı. 5 Eylül itibarıyla Kartaca operasyonu kapsamında NABU ve SAP beş kişiyi yakaladı.
Büro ve savcılığın iddiasına göre suç örgütünün başında başsavcılık çalışanı Serhiy Kropıva vardı. Yüksek Yolsuzlukla Mücadele Mahkemesi (VAKS), 6 Eylül’de Kropıva’yı 120 milyon grivna kefaletle serbest kalma şartıyla tutukladı. Ukrayna Yolsuzlukla Mücadele Merkezinin aktardığı bilgilere göre duruşmada, Kropıva’nın çağrı merkezlerini kollamanın yanı sıra toplam 89,9 milyon grivna (yaklaşık 2 milyon dolar) değerinde mal varlığını aklamakla suçlandığı da anlaşıldı. Mahkemede SAP savcısı, Kropıva ile Kravçenko arasındaki bağlara da değindi. Savcılığın iddiasına göre Kropıva, Başsavcının Kiev bölgesindeki Kozın köyünde bulunan evinin tadilatını bizzat yönetip masraflarını karşılamış, Kravçenko’nun eşine ABD vizesi alınmasına yardımcı olmuş ve Başsavcının Madrid’deki doğum günü kutlamasını organize etmişti.
Kravçenko aynı gün yaptığı açıklamada, dosyanın şüphelisinin görevden uzaklaştırıldığını, denetimlerin ve başsavcılık personeline uygulanacak yalan makinesi testlerinin ardından yeni personel kararlarının geleceğini belirtti. Kravçenko Telegram hesabından, “Geçtiğimiz bir yılda kolluk kuvvetleri savcılık çalışanlarını gözaltına aldı, haklarında suçlamalarda bulundu. Bu vakaları hiçbir zaman gizlemedik, kamuoyuna bizzat duyurduk. Bundan sonra da böyle olacak” diye yazdı.
Ardından basında çıkan aramalara engel olduğu, NABU ve SAP’ın fotoğraflarını yayımladığı para dolu kasanın kendisiyle bağlantılı bulunduğu ve aramalardan sonra ortadan kaybolduğu yönündeki iddialara yanıt verdi. Kravçenko bunların tümünün asılsız olduğunu savundu: “Pek çok kişinin benim bir köşeye sinmemi, hastanelik olmamı ya da benzer bir şey yaşanmasını arzuladığının farkındayım. Fakat beni ‘sevenleri’ hayal kırıklığına uğratacağım: Dün görevimin başındaydım, bugün de mesaideyim, biraz da spor yaptım. Çalışmaya devam ediyoruz” ifadelerini 6 Eylül’de paylaştı.
Kısa süre sonra, çağrı merkezlerine kol kanat gerdiği iddialarını da reddettiğini açıkladı. 6 Eylül’de Telegram’dan, “Seyahatlerime ve ailemin şahsi harcamalarına gelince; bütün harcamalar yürürlükteki mevzuata ve beyan edilen gelirlere uygun olarak, hiçbir ihlal yapılmadan gerçekleştirildi. ABD vizesi alınması ve dizüstü bilgisayar satın alınması iddialarına gelince: Eşim belgelerini tek başına hazırlayıp vizesini kendi aldı, yeni bir dizüstü bilgisayarı da yok” diye yazdı ve ekledi: “Bulunduğum makam beni denetimden muaf tutmaz. Ancak suçlamaların somut delillere dayanması gerektiği kuralını da ortadan kaldırmaz.”
Kravçenko bir gün sonra istifasını duyurdu. Ukrayinska Pravda’nın haberine göre istifanın öncesinde Kravçenko, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ve iktidardaki Halkın Hizmetkârı partisinin meclis grup başkanı David Arahamiya ile bir araya gelmişti. Kararın yürürlüğe girmesi için artık parlamentonun (Verhovna Rada) onayı gerekiyor.
Zelenskiy ne yapacak?
Ukrayinska Pravda kaynaklarının aktardığına göre, Başsavcı Yardımcısı Vdoviçenko’nun adresindeki aramalarda NABU ve SAP yönetiminin takibe alındığını gösteren materyaller ele geçirildi. Gazeteye göre bu durum, “yaşanan son gelişmelere rağmen Başsavcının yolsuzlukla mücadele birimlerine karşı taarruza geçmeyi planladığına işaret ediyor olabilir.”
Gazeteye konuşan kaynaklar, Arahamiya’nın Kravçenko’nun görevden alınmasına karşı çıktığını, ancak “Zelenskiy’nin yakın çevresinden gelen siyasi tavsiyeler konusunda zaten yeterince kötü tecrübesi olduğunu” aktardı. Gazetenin aktardığına göre “dönemin etkili siyasi figürlerinden biri”, durumu şu sözlerle değerlendirdi: “Sorumluluğu David değil, her halükarda devlet başkanı üstlenecek. Kravçenko’yu görevden almadığı her gün bu mesele kendi itibarını daha da zedeliyor. Ya bir de Kravçenko hakkında resmen soruşturma açılırsa, o zaman ne olacak? Üstelik her yeni suçlamayla birlikte devlet başkanının etrafındakilere duyduğu güven de giderek azalıyor.”
NABU ve SAP soruşturmaları son bir yılda Ukrayna yönetiminde peş peşe istifalara ve kadro değişikliklerine yol açtı. 2019’dan bu yana Zelenskiy’nin en yakınındaki isimlerden biri olan Devlet Başkanlığı Ofisi Başkanı Andriy Yermak, Kasım 2025’te istifasını verdi; daha sonra hakkında yaklaşık yarım milyar grivnayı aklama suçlamasıyla soruşturma başlatıldı. Yine bu birimlerin soruşturmaları yüzünden Başbakan Yardımcısı Oleksiy Çernışov, Adalet Bakanı German Galuşçenko, Enerji Bakanı Svitlana Grinçuk ve Zelenskiy’nin Ofis Başkan Yardımcısı İrına Mudra görevlerini kaybetti. 2023 yılında patlak veren yolsuzluk skandalının ardından savunma bakanı yardımcılarının tamamı değiştirilmişti. Ne var ki tablo değişmedi; The New York Times’ın geçtiğimiz günlerde geçtiği habere göre yalnızca 2024 yılında Ukrayna Savunma Bakanlığının dolandırıcılık, usulsüz harcamalar ve kötü yönetim kaynaklı kaybı yaklaşık 1,2 milyar doları buldu.
Ukrayna merkezli Strana sitesi, NABU ve SAP’ın adımlarının arkasında eski Savunma Bakanı Mıhaylo Fedorov’u geleceğin devlet başkanı olarak gören çevrelerin bulunduğunu öne sürüyor. Siteye göre bu çevreler için Zelenskiy’ye sadık olan Kravçenko’nun koltuğundan indirilmesi kritik önemdeydi. Strana, Ukrayna Devlet Başkanının siyasi konumunun giderek zayıfladığı ve artık sadece “yolsuzluk skandallarına adı karışan isimleri” görevden alarak sorunları çözme şansının kalmadığı sonucuna varıyor. Dolayısıyla Zelenskiy zor bir tercihle karşı karşıya: Ya güvenlik birimlerinin başkanlık denetiminden çıkmasına razı olacak ya da karşı taarruza geçerek “ceza davaları ve Milli Güvenlik ve Savunma Konseyi yaptırımlarıyla yolsuzlukla mücadele birimlerine ve onların arkasındaki destekçilere darbe indirecek.”
Diplomasi
BRICS Zirvesi’nde Xi ve Modi bir araya gelecek mi?

BRICS zirvesinin, Çin liderini yedi yıl aradan sonra ilk kez Hindistan’a getirmesi bekleniyor. Ziyaret, ikili ilişkileri yeniden rayına oturtmayı amaçlayan ihtiyatlı diplomasi sürecinin ardından gerçekleşecek. Toplam nüfusu 2,8 milyarı bulan bu iki ülke ilişkisi bölge ve dünya için kritik önemde.
Xi Jinping’in bu hafta sonu Yeni Delhi’yi ziyaret etmesi, Çin ile Hindistan arasında 2020’de yaşanan ve can kayıplarına yol açan sınır çatışmalarından bu yana ilk ziyaret olacak. Aynı zamanda bu ziyaret, dünyanın en kalabalık iki ülkesi arasındaki ilişkileri yumuşatmak için yıllardır sürdürülen dikkatli diplomasinin de doruk noktası niteliğinde.
İki komşu ülke onlarca yıldır karşı karşıya geliyor. Ancak her ikisinin de küresel ekonomi açısından giderek daha önemli hale gelmesi, ikili ilişkilerin taşıdığı riskleri ve önemi artırdı. Himalayalar’da yaşanan çatışmaların ardından ilişkiler en düşük seviyesine geriledi. Çatışmalarda en az 20 Hint askeri ile sayısı açıklanmayan Çinli asker hayatını kaybetti, onlarca kişi de yaralandı. Siyasi diyalog aksadı, temaslar büyük ölçüde azaldı, ticaret ve yatırımlar geriledi.
O tarihten bu yana Xi ve Modi, Rusya’dan Kırgızistan’a, geçen yıl da Çin’de düzenlenen bölgesel forumlarda ihtiyatlı bir yakınlaşma süreci yürüttü. Ancak Xi’nin yaklaşan BRICS zirvesi için Yeni Delhi’ye yapacağı ziyaret, yedi yıl aradan sonra Hindistan’a gerçekleştireceği ilk seyahat olacak. ABD’nin İran’la çatışmaya saplandığı bir dönemde ziyaret, iki ülkenin anlaşmazlıklarını bir kenara bırakma ve küresel ölçekte daha güçlü bir rol üstlenme çabalarının vitrini niteliğinde görülüyor.
Financial Times’a konuşan Crisis Group’un kıdemli analisti Praveen Donthi, “İkili ilişkilerdeki yapısal farklılıklar ve stratejik güven açığı ciddi boyutlarda. Dolayısıyla BRICS gibi çok taraflı forumlar bu zorlukların yönetilebilmesi için bir platform sağlıyor” dedi.
Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi ile Modi’nin danışmanları, özellikle üst düzey güvenlik yetkilisi Ajit Doval ve Dışişleri Bakanı S. Jaishankar’ın öncülüğünde iki taraf ilişkileri yavaş yavaş yeniden ısıtmaya başladı.
Bu yıl iki ülkenin üst düzey ticaret müzakerecileri 2019’dan bu yana ilk kez ikili görüşme yaptı. Kısa süre sonra Yeni Delhi, iki büyük devlet şirketine Çin’den kritik parçalar satın alma izni vererek 2020’de getirilen kısıtlamaları kaldırdı.
Çin gümrük verilerine göre Çin ile Hindistan arasındaki ikili ticaret geçen yıl yüzde 12,4 artarak 155 milyar dolarlık rekor seviyeye çıktı. Bu rakam, 10 yıl önce kaydedilen 71,6 milyar doların iki katından fazla. Bu yılın ilk yedi ayında ise ikili ticaret, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 23 daha arttı.
Yatırım akışları da yeniden hızlanıyor. Son 18 ayda teknoloji ve enerji sektörlerindeki Çinli şirketler, Hindistan’daki fırsatları daha yoğun biçimde araştırmaya başladı. Bunlar arasında temiz teknoloji geliştiricisi Envision, Geely destekli motor tedarikçisi Horse Powertrain ve batarya üreticisi CosMX bulunuyor.
Modi yönetimi mart ayında güneş enerjisi ve elektronik sektörlerinde Çin yatırımlarına yönelik incelemeleri gevşetme yönünde adım attı. Yabancı yatırım kurallarında gündemde olan sınırlı bir değişiklikle Çinli şirketlerin, Hint şirketlerinde kontrol sağlamayan yüzde 10’a kadar hisseleri otomatik onayla satın alabilmesinin önü açılacak.
İki ülke 2024’te, 2020’deki çatışmaların ardından askıya alınan 3 bin 500 kilometrelik sınır hattındaki devriyelere yeniden başlanması konusunda anlaşmaya vardı. Geçen yıl, 2020’den bu yana ilk kez doğrudan uçuşlar da yeniden başlatıldı. Bu yıl ise Himalayalar’daki üç sınır kapısında ticaret yeniden açıldı ve Tibet’teki kutsal bölgelere yönelik Hindu ve Budist hac ziyaretleri ortaklaşa düzenlendi.
Hindistan’ın eski G20 temsilcisi Amitabh Kant, “İlişkilerde bir çözülme başladı ancak bir ülkeye güveninizi kaybettiğinizde işleri yeniden yoluna koymak uzun zaman alır” dedi. Kant, “Şimdi bu düzeltme süreci yaşanıyor, çünkü Başbakan Modi Çin konusunda önemli miktarda siyasi sermaye harcadı” ifadelerini kullandı.
Hong Kong Üniversitesi Çağdaş Çin ve Dünya Merkezi araştırmacısı Brian Wong da ilişkilerde kesinlikle “açık ve olumlu işaretler” bulunduğunu söyledi.
Yumuşama süreci aynı zamanda ABD Başkanı Donald Trump’ın ikinci başkanlık dönemindeki çalkantılı dış politikasıyla da örtüştü. Trump’ın politikaları, ABD’nin birçok ülkeyle ve özellikle Washington’la daha yakın ilişkiler kurmaya çalışan Hindistan’la bağlarını yıprattı.
Uzmanlara göre Pekin, Hindistan’ı Amerikan etkisinden daha fazla uzaklaştırabileceğini umuyor. Aynı zamanda Çin’in yavaşlayan ekonomisi açısından Hindistan, Çinli şirketlere büyük ve potansiyel bir pazar sunuyor.
Washington merkezli düşünce kuruluşu Stimson Center’ın Çin Programı Direktörü Yun Sun, Çin’in Hindistan’ı Trump’ın politikaları nedeniyle bir “uyum ve yeniden ayarlama döneminden” geçen ülke olarak gördüğünü söyledi. Buna göre Pekin’in yakınlaşma girişimleri ve ilişkileri iyileştirmeye yönelik adımları, Yeni Delhi’yi Çin’e daha fazla yaklaştırmayı amaçlıyor.
Sun, “Çin, Hindistan’ın stratejik tercihini şekillendirmek istiyor. Çin’i tehdit olarak görmeyen bir Hindistan istiyor. Aynı zamanda Hindistan’ın, Çin nedeniyle otomatik olarak ABD’nin yanında yer almamasını istiyor” dedi.
Çin devlet medyasında, Pekin’de yapılan son Hindistan-Çin görüşmelerinin ardından yayımlanan bir görüş yazısında People’s Daily yorumcusu Ding Gang, iki tarafın da “ABD etkisinin ilişkilerini şekillendirdiğinin, sürekli var olan ancak açıkça dile getirilmeyen bir unsur olduğunun farkına vardığını” yazdı. Ancak Ding, bunun artık değiştiğini savundu.
Ding, “Yıllar önce bu diyaloğun üzerinde bu kadar belirgin biçimde duran ABD’nin gölgesi artık giderek silikleşiyor. Bunun nedeni tarafların diplomatik çabaları değil, uluslararası düzenin kendisinde yaşanan daha derin bir yeniden yapılanma” ifadelerini kullandı.
Bununla birlikte Hindistan’da, özellikle bilişim teknolojileri gibi hassas sektörlerde Çin’in katılımına karşı direnç sürüyor.
Pekin ise Hindistan’ın alternatif bir ihracata dayalı üretim merkezi haline gelmesine temkinli yaklaşıyor. Hindistan, örneğin Apple’ı ülkede iPhone üretmeye teşvik ederek ve yarı iletkenleri kendi topraklarında tasarlayıp üretmeye çalışarak Çin’le rekabet edebilmek amacıyla yerli üretimini güçlendirme hedefinden geri adım atmıyor.
Pekin, Wang’ın bir yıl önceki ziyareti sırasında Yeni Delhi’nin taleplerini ele alma konusunda mutabık kalmış olsa da konu hakkında bilgi sahibi diplomatlara göre Hint şirketleri, nadir toprak elementlerinden üretilen mıknatısların ve sanayi makinelerinin sevkiyatına izin veren Çin lisanslarını almakta hâlâ zorlanıyor.
Lowy Institute düşünce kuruluşu için yazan Hint dış politika uzmanı Sanchari Ghosh ise 2020’deki çatışmaların Yeni Delhi’nin Çin’e bakışını köklü biçimde değiştirdiğini savundu.
Ghosh, “Hindistan rekabetçi bir arada yaşama biçimini benimsiyor gibi görünüyor” dedi ve şöyle devam etti:
“Çin’i uzun vadeli bir rakip olarak kabul ederken, rekabetin kalıcı bir cepheleşmeye dönüşmesini engelleyecek düzeyde angajmanı da sürdürmeye çalışıyor.”
Diplomasi
Trump, AfD’yi tebrik etti

ABD Başkanı Donald Trump, Saksonya-Anhalt eyaletinde zafer kazanan Almanya için Alternatif’i (AfD) tebrik etti.
Trump’ın mesajı, bugüne kadar AfD’ye verdiği en açık destek olarak kayda geçti.
Başkan, Truth Social’da yaptığı açıklamada, “Vay canına! Almanya’daki Popülist Parti gerçekten muhteşem bir gece geçirdi,” diye yazdı.
Almanların “Almanya’ya çok büyük zarar veren korkunç göçmenlik kuralları ve düzenlemelerinden” nihayet bıktıklarını savunan Trump, “YÜKSELİŞTELER ve artık buna tahammül etmeyecekler!” dedi.
Trump paylaşımını “MGGA” diyerek bitirdi. MGGA, “Make Germany Great Again”in (Almanya’yı Yeniden Büyük Yap) baş harfleri.
Trump, seçim gecesi, AfD’nin sandık çıkış anketlerinde önde olduğunu gösteren bir görsel paylaşarak bu sonucu kutlamıştı. Yönetimi, bu parti ile ilişkilerini giderek daha da güçlendiriyor.
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, geçen yıl AfD eş başkanı Alice Weidel ile görüşerek, Washington’un bu partiyi dışlama yönündeki uzun süredir devam eden politikasından sapmıştı.
Münih Güvenlik Konferansı’nda Vance, Avrupalı liderlere “popülist partileri” izole etme çabalarından vazgeçmeleri çağrısında da bulunmuştu.
Vance, “Kendi seçmenlerinizden korkarak hareket ediyorsanız, Amerika’nın sizin için yapabileceği hiçbir şey yoktur. Önümüzdeki yıllarda değerli herhangi bir şey başarmak için demokratik yetkiye ihtiyacınız var,” demişti.
Geçen yılki Almanya federal seçimleri öncesinde, o dönemde Trump’ın yakın müttefiki olan Elon Musk, partiye desteğini defalarca dile getirmiş ve “Almanya’yı ancak AfD kurtarabilir” demişti.
Musk, Saksonya-Anhalt seçimlerinden sonra da “aferin” diye yazdı.
Batı Virginia Milletvekili Riley Moore, AfD’nin zaferini “Batı’yı kasıp kavuran milliyetçilik dalgasının kaçınılmaz olduğunun” bir kanıtı olarak nitelendirdi ve “Batı’nın erkekleri ve kadınları ülkelerini geri alıyor!” diye yazdı.
Dünya Basını2 hafta önceMilanovic uyardı: Dünya 1914 öncesine benzer bir uçurumun kenarında
Avrupa2 gün önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Görüş1 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Dünya Basını2 hafta önce“Yapay zeka devasa bir aldatmaca”
Avrupa1 gün önceKoçbaşı olarak AfD
Ortadoğu2 hafta önceSDG’nin feshi için yapılan anlaşmanın ayrıntıları
Avrupa2 gün önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Pettifor: Tarihte görülmemiş borç seviyeleri nedeniyle sistem çökecek










