Bizi Takip Edin

Amerika

Trump ve ‘Kurtuluş Günü’: Gümrük vergilerinden ötesi

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump küresel ticaret düzenine karşı bir saldırı başlattı ve ABD’ye ithal edilen mallara gümrük vergisi getirdi.

Başkan çarşamba günü yaptığı açıklamada, ABD ekonomisini “özgürleştirmenin” bir yolu olarak nitelendirdiği önlemlerle, 5 Nisan’dan itibaren neredeyse ABD’ye gelen tüm ithalata yüzde 10’luk bir vergi uygulanacağını söyledi.

Beyaz Saray ayrıca, Trump’ın ABD’yi on yıllardır “kazıkladığını” söylediği küresel ticaret sistemini hedef alırken, Amerika’nın en büyük ticaret ortaklarının mallarına yönelik kapsamlı “karşılıklı” tarifeleri de açıkladı.

“Karşılıklı” terimi ticaret bağlamında kullanıldığında, tarihsel olarak iki taraflı ticarette adaleti sağlamak için her iki tarafça alınan önlemlere atıfta bulunur. Son 90 yılın büyük bir bölümünde bu, genellikle ticaret engellerinin azaltılması anlamına geliyordu. ABD’de 1934 tarihli Karşılıklı Ticaret Anlaşmaları Yasası, Amerikan korumacılığı döneminin sonunu getirmiş ve ABD ile ortak ülkelerin birbirlerinin malları için daha düşük gümrük tarifeleri müzakere etmelerine olanak tanımıştı.

Dünyanın en büyük mal ihracatçısı olan Çin’e uygulanan gümrük vergileri, Trump’ın bu yıl Asya ülkesine uyguladığı yüzde 20’lik vergiye ek olarak yüzde 34 daha vergi koymasının ardından yüzde 54’ün üzerine çıkacak.

AB toplamda yüzde 20’ye varan gümrük vergileriyle karşı karşıya kalırken, Washington’un en yakın müttefiklerinden biri olan Japonya’dan yapılan ithalat yüzde 24’lük gümrük vergisiyle karşı karşıya kalacak. Birleşik Krallık’ın ihracatında yüzde 10’luk bir gümrük vergisi var.

Asya ülkelerine sert yaptırımlar

Tüm ülkelerden yapılan ithalat için yüzde 10 temel tarife olarak görülüyor. Bunun ötesinde, ABD’nin en büyük ticaret açığı verdiğini söylediği 60 “en kötü niyetli” ülke için ise “bireyselleştirilmiş karşılıklı daha yüksek tarife” gündemde. Karşılıklı tarifeler yüzde 10 ila yüzde 50 arasında değişecek.

Kesin vergi, Beyaz Saray Ekonomik Danışmanlar Konseyi’nin ABD malları üzerindeki gümrük vergileri ve tarife dışı engellerin toplamı olduğunu düşündüğü miktara dayanıyor. Bu seviyenin yarısı 60 ülkeden yapılacak ithalata uygulanacak.

Güneydoğu Asya’nın ihracat merkezlerinden bazıları neredeyse yüzde 50’lik gümrük vergileriyle karşı karşıya. Kamboçya’ya yüzde 49’luk bir karşılık oranı verilirken, onu yüzde 48 ile Laos ve yüzde 46 ile Vietnam takip etti.

Tarifeleri yüzde 40’ın üzerinde olan diğer ülkeler arasında yüzde 44 ile Sri Lanka, yüzde 47 ile Madagaskar ve yüzde 44 ile Myanmar yer alıyor. Kanada’nın Newfoundland kıyısındaki küçük Fransız bölgesi Saint Pierre ve Miquelon’a yüzde 50 vergi uygulandı.

Asya’daki ülkelere yönelik bu sert tepkinin, Çin’in üretimi buralara kaydırarak bu ülkeler aracılığıyla ABD’ye ithalata devam etmesinin payı var.

Son haftalarda sık sık Trump’ın saldırılarına hedef olan Meksika ve Kanada, karşılıklı gümrük vergilerinden kaçınacak. ABD ile 2020’de imzaladıkları ticaret anlaşmasının şartlarına uymayan mallar için yüzde 25’lik gümrük vergisi yürürlükte kalacak.

Beyaz Saray, geçen hafta açıklanan yüzde 25’lik gümrük vergilerinden etkilenen otomobil ve otomobil parçalarının karşılıklı ek gümrük vergilerinden muaf tutulacağını söyledi.

Külçe, enerji ve ABD’de bulunmayan mineraller de karşılıklı tarifelerden muaf tutulacak. Yarı iletkenler, eczacılık ürünleri, bakır ve kereste karşılıklı tarifelerden etkilenmeyecek. 

Fakat Trump daha önce bakır ve keresteye gümrük vergisi getirilebileceğini açıklamış ve aynı şeyi ilaç ve bilgisayar çipleri için de yapacağının sinyalini vermişti.

Trump ulusal acil durum ilan etti

ABD Başkanı yeni gümrük vergilerini uygulamak için acil durum yetkilerini kullandı. Yönetim, “büyük ve kalıcı yıllık ABD mal ticareti açıklarının yansıttığı koşullardan kaynaklanan ulusal güvenlik ve ekonomik güvenlik endişeleri nedeniyle” ulusal acil durum ilan etti.

İlk tarifeler birkaç gün içinde uygulamaya konulacak. ABD’li yetkililer, yüzde 10’luk temel tarifenin 5 Nisan Cumartesi günü saat 00:01’den itibaren yürürlüğe gireceğini, daha yüksek karşılıklı tarifelerin ise 9 Nisan Perşembe günü saat 00:01’den itibaren uygulanacağını söyledi.

ABD ile anlaşmalar mümkün olabilir fakat bu Trump’a bağlı olacak. Yeni gümrük vergilerini açıklayan kararnamede, “herhangi bir ticaret ortağının karşılıklı olmayan ticaret düzenlemelerini düzeltmek ve ekonomik ve ulusal güvenlik konularında ABD ile yeterince uyum sağlamak için önemli adımlar atması” halinde başkanın vergileri “azaltabileceği veya kapsamını sınırlayabileceği” belirtiliyor.

Fakat ABD’li yetkililer şu anda yalnızca gümrük vergilerini uygulamaya odaklandıklarının sinyalini veriyor. Üst düzey bir Beyaz Saray yetkilisi FT’ye verdiği demeçte, “Elbette ülkeler daha fazla karşılıklı ticaret için neler yapabileceklerini görmek istiyorlar. Şu an için gümrük tarifesi rejimini yürürlüğe koymaya odaklanmış durumdayız,” dedi.

Gümrük vergilerinin amacı nedir?

Trump’ın uzun süredir hedefi ABD’nin ticaret açığını azaltmak. Başkan, Rose Garden’da yaptığı konuşmada 40 yılı aşkın süredir bunu savunduğunu da söyledi.

Yetkililer, ABD’nin “devasa” ve “kronik” ticaret açıklarını üretim kabiliyetlerini aşındırmak, ücretleri baskılamak ve “varlıkları yabancı ellere aktarmakla” suçluyor.

Bir diğer hedef şirketleri üretimi ABD’ye taşımaya zorlamak. Trump, işletmelerin gümrük vergilerinden kaçınmak için ülkede tesis açacağını ve daha fazla istihdam yaratacağını umuyor.

ABD’li bir yetkili, “Amaç, Amerikan büyüklüğünü ve refahını kendi toplumlarındaki gündelik Amerikalı işçiler için yeniden tesis etmek,” dedi.

Bir diğer hedef, “adil olmayan ticaret uygulamalarını düzeltmek.” Beyaz Saray yetkilileri, Trump’ın “hem dost hem de düşman yabancı ticaret ortaklarının haksız ticaret uygulamalarını düzeltme taahhüdü konusunda onlarca yıldır açık olduğunu” söyledi.

Sert vergi indirimleri için ABD’nin gelirlerini artırmak. ABD’li yetkililer gümrük vergilerinin gerekçesi olarak bunu göstermezken, vergilerin “herhangi bir yılda yüz milyarlarca dolar” ya da “10 yıllık bir dönemde trilyonlarca” gelir getireceğini söylediler.

Tarife ve ötesi: Sistemik bir değişim

Trump’ın kritik konuşmasında tüm dikkatler gümrük tarifelerine ve olası ticaret savaşlarına çevrilse de, ilk Trump döneminde başlayan ve Joe Biden yönetiminde de kısmen devam eden bir eğilimin kuvvetlendiği görülüyor.

Esas olarak “Washington Konsensüsü” olarak bilinen ve serbest pazarlar ve küreselleşme ile tanımlanan dönemin artık ABD’nin zararına işlediğine yönelik inanç, Trump’ın “korumacı” iktisadi politikalarına damga vuruyor.

Nitekim Trump da konuşmasında ABD’nin bugünden itibaren “iktisadi bağımsızlığını” elde ettiğini savundu ve “​​Dış ticaret ve iktisadi uygulamalar ulusal bir acil durum yaratmıştır,” diyerek ABD’nin uluslararası iktisadi pozisyonunu güçlendirmeyi ve Amerikan işçilerini korumayı hedeflediğini söyledi.

Trump’ın başkanlık emri, ABD’nin büyük ve sürekli yıllık ticaret açıklarının imalat sektörünün içini boşalttığını; gelişmiş yerli imalat kapasitesinin artırılması için teşvik eksikliğine neden olduğunu; kritik tedarik zincirlerini zayıflattığını ve savunma sanayiini yabancı düşmanlara bağımlı hale getirdiğini öne sürüyor.

Ticaret dengesizliğinin hem sanayi hem de tarım ürünlerinde büyük ve kalıcı bir ticaret açığını körüklediğini, üretimin denizaşırı ülkelere kaymasına yol açtığını ve Çin gibi “piyasa dışı ekonomileri güçlendirdiğini” savunan Trump, tüm bunların Amerikan orta sınıfına ve küçük kasabalarına zarar verdiğini vurguladı.

Emirde, “Bu tarifeler küresel ticaretteki adaletsizlikleri gidermeyi, üretimi yeniden ülkeye taşımayı ve Amerikan halkı için ekonomik büyümeyi teşvik etmeyi amaçlamaktadır,” deniyor.

2023 yılında ABD imalat çıktısının küresel imalat çıktısı içindeki payının 2001 yılındaki %28,4 seviyesinden %17,4’e düştüğünü hatırlatan Trump, “İmalat üretimindeki düşüş ABD’nin imalat kapasitesini azaltmıştır. Dayanıklı bir yerli imalat kapasitesini sürdürme ihtiyacı, özellikle kapasite kaybının ABD’nin rekabet gücünü kalıcı olarak zayıflatabileceği otomobil, gemi yapımı, ilaç, ulaşım ekipmanları, teknoloji ürünleri, makine aletleri ve temel ve fabrikasyon metaller gibi gelişmiş sektörlerde ciddi boyutlardadır,” dedi.

Bu kapsamda, başkanlık emri “Altın Çağın Altın Kuralları”nı şöyle sıralıyor:

  • Amerikan pazarına erişim bir hak değil, bir ayrıcalıktır.
  • ABD artık boş vaatler karşılığında uluslararası ticaret konularında kendisini son sıraya koymayacaktır.
  • Karşılıklı gümrük vergileri Amerikalıların Başkan Trump’a oy vermelerinin en önemli nedenlerinden biriydi; başından beri kampanyasının temel taşlarından biriydi.
    • Göreve gelir gelmez bu konuda bastıracağını herkes biliyordu; tam olarak söz verdiği şey buydu ve seçimi kazanmasının temel nedenlerinden biri de buydu.
  • Bu gümrük vergileri, Başkan Trump’ın Başkan Biden’ın bıraktığı ekonomik hasarı tersine çevirme ve Amerika’yı yeni bir altın çağ yoluna sokma planının merkezinde yer alıyor.
    • Bu plan, enerji rekabetçiliği, vergi indirimleri, bahşişlerden vergi alınmaması, Sosyal Güvenlik yardımlarından vergi alınmaması ve Amerikan refahını artırmak için deregülasyondan oluşan daha geniş ekonomik gündemine dayanmaktadır.

İkinci Dünya Savaşı sonrası oluşturulan düzenin iflasının ilanı

Başkan, dokuz dev ABD bayrağı fonunda yaptığı konuşmada, “Ülkemiz onlarca yıldır hem dost hem de düşman, yakın ve uzak uluslar tarafından yağmalandı, talan edildi, tecavüze uğradı ve talan edildi. Yabancı dolandırıcılar fabrikalarımızı yağmaladı ve yabancı leş yiyiciler bir zamanlar güzel olan Amerikan rüyamızı parçaladı,” dedi.

İzleyiciler arasında bulunan Amerikalı çelik işçilerini, araba işçilerini, çiftçileri ve zanaatkârları da selamladı. 

“Bu bence Amerikan tarihinin en önemli günlerinden biri. Bu bizim ekonomik bağımsızlık ilanımızdır,” diyen Trump, yıllar boyunca, diğer uluslar zenginleşip güçlenirken, “çalışkan Amerikan vatandaşlarının” bir kenarda oturmak zorunda bırakıldığını, fakat şimdi zenginleşme sırasının ABD’de olduğunu savundu ve “Bugün Amerikan işçisi için ayağa kalkıyoruz ve nihayet Amerika’yı ilk sıraya koyuyoruz,” dedi.

Amerikan rüyası söylemleri ile bezeli konuşmasında Başkan, “2 Nisan 2025, Amerikan sanayisinin yeniden doğduğu, Amerika’nın kaderinin geri kazanıldığı ve Amerika’yı yeniden zenginleştirmeye başladığımız gün olarak sonsuza dek hatırlanacak,” ifadelerini de kullandı.

ABD büyükelçiliklerinden Avrupalı şirketlere ültimatomlar

Trump’ın gümrük tarifelerini açıklamasından önce, ABD’nin başka ülkelerle olan ticaretine yönelik siyasi müdahaleleri başlamıştı.

Geçtiğimiz hafta Trump yönetimi ilk kez Avrupa’da yerleşik şirketleri ABD’nin iç politika yasalarına uyum sağlamaya zorlamaya çalıştı. İşaret fişeği, Fransa’daki ABD büyükelçiliği tarafından buradaki şirketlere gönderilen bir mektupla yakıldı.

ABD’nin Paris Büyükelçiliği tarafından ABD’de ticari faaliyetleri bulunan onlarca büyük Fransız şirketine gönderilen mektup ilk olarak cuma günü Fransız ekonomi gazetesi Les Echos tarafından haberleştirildi.

Mektupta ABD Büyükelçiliği, “yasadışı ayrımcılığa son vermeyi” ve ticari faaliyetleri yeniden “liyakate” dayandırmayı amaçlayan “14.173 sayılı Kararname”nin, Fransa’dan şirketler de dahil olmak üzere, uyruklarına ve nerede çalıştıklarına bakılmaksızın “Amerikan hükümetinin tüm tedarikçileri ve hizmet sağlayıcıları için eşit derecede bağlayıcı” olduğunu ültimatom tonunda ifade etti.

Trump yönetimi “yasadışı ayrımcılık” ile ABD’de sona erdirdiği ve şimdi de diğer kıtalardaki şirketleri sona erdirmeye zorlamak istediği tüm kapsayıcılık programlarını (DEI – Çeşitlilik, Eşitlik ve Kapsayıcılık) kastediyor.

Mektuba, etkilenen şirketlerden kararnameyi nasıl uygulayacaklarını açıklamalarının istendiği bir form eşlik etti.

Financial Times (FT) da cuma günü Belçika ve doğu Avrupa ülkelerindeki ABD büyükelçiliklerinin de muhtemelen aynı ifadeleri içeren bir mektubu ev sahibi ülkelerdeki şirketlere gönderdiklerini bildirdi.

ABD’nin girişimi şiddetli tepkilere yol açtı. Fransız Ticaret Bakanlığı’ndan geçen hafta sonunda yapılan açıklamada “Fransız şirketlerinin kapsayıcılık politikalarına Amerikan müdahalesi kabul edilemez” denilmişti; kapsayıcılık konuları da dahil olmak üzere Fransa’da Fransız yasaları uygulanmaya devam edecekti.

Pazartesi sabahı Ticaret Bakanı Laurent Saint-Martin “derin şokunu” ifade ederek Fransa’nın yasalarının ve “değerlerinin” ihlal edilmemesi konusunda uyarıda bulundu.

İş dünyası derneği Medef (Mouvement des entreprises de France) Başkanı Patrick Martin de daha önce mevcut kapsayıcılık kurallarından feragat edilmesinin “söz konusu olmadığını” ifade etmişti.

Confédération des petites et moyennes entreprises (CPME) Başkanı Amir Reza-Tofighi, Fransız devletinin “egemenliğine yönelik bir saldırıdan” söz etti ve tüm sorumluları ABD’nin tecavüzüne karşı “birlikte ayağa kalkmaya” çağırdı.

Bu hareket Belçika’da da protestolara neden oldu. Dışişleri Bakanı Maxime Prévot, ABD mektubunda ifade edilen tutumun “derin üzüntü verici” olduğunu belirterek, Belçika’nın toplumsal çeşitlilik ilkesi söz konusu olduğunda “bir milim bile geri adım atmayacağını” açıkladı.

Washington’un Avrupa ülkelerini belirli düzenlemeleri kabul etmeye zorlamaya çalışması prensipte yeni bir durum değil. ABD yıllardır, üçüncü ülkelerdeki şirketlerin de yaptırımlara maruz kalmak istemedikleri takdirde uymak zorunda oldukları zorlayıcı tedbirler olarak adlandırılan bölge dışı yaptırımları defalarca uygulamıştı.

Fakat yeni olan, bir ABD yönetiminin Avrupa’da, özellikle de ABD’de oldukça tartışmalı olan ve oradaki sosyal bölünmeleri derinleştiren yerel düzenlemelerin kabul edilmesini zorlamak istemesi.

Amerika

ChatGPT ajanlarında sürü psikolojisi tespit edildi

Yayınlanma

OpenAI tarafından mayıs ayında yürütülen güvenlik testleri sırasında yapay zeka ajanlarının sürü psikolojisi sergilediği bildirildi. Ajanların görev sınırlarını aşarak dış altyapılara saldırdığı, kendi aralarında iş bölümü yapıp liderler belirlediği aktarıldı. The New York Times yazarı Kevin Roose, modellerin grup baskısıyla hareket ederek Hugging Face platformuna sızdığını belirtti.

The New York Times yazarı ve “Hard Fork” adlı teknoloji podcastinin sunucusu Kevin Roose, OpenAI bünyesindeki yapay zeka ajanlarının mayıs ayındaki testler sırasında Hugging Face platformuna yönelik siber saldırılarda “sürü psikolojisi” sergilediğini belirtti.

Roose, ajanlardan birinin verilen görevin sınırlarını aştığını bilmesine rağmen, diğer ajanlar aynı adımı attığı için dış altyapıya yönelik saldırılarını sürdürdüğünü kaydetti.

Roose bu durumu, grup baskısı ve modellerin gruptaki diğer üyelerin davranışlarını taklit etme eğilimiyle ilişkilendirdi.

Roose’un paylaştığı verilere göre bir yapay zeka ajanı süreç sırasında şu değerlendirmeyi yaptı: “Dış altyapının kullanılması, öngörülen uygulama alanının dışına çıkmaktadır. Ancak görev başka türlü tamamlanamaz, diğer ajanlar da bunu yapıyor, bu nedenle devam etmeliyiz.”

Bazı ajanların kendilerine isimler verdiği aktarıldı. Roose, “Aralarından özellikle çalışkan olan biri kendisine PHASEONE10841 adını verdi” ifadesini kullandı.

Yapay zeka ajanlarının grup içinde yönetim kademeleri oluşturduğu, küçük birimler arasında görev ve araştırma projeleri dağıttığı kaydedildi. Bir aşamadan sonra ajanların kendilerini “kolektif” olarak tanımlamaya başladığı ve daha karmaşık görevleri üstlendiği bildirildi.

Merkezi ABD’de bulunan ve 2016 yılında kurulan Hugging Face platformu, yapay zeka modelleri ile makine öğrenimi araçlarının geliştirilip yayımlanmasına olanak tanıyor.

Sistem; yazılımcıların ve araştırmacıların modelleri, veri setlerini ve kaynak kodları paylaşmasını sağlıyor.

Ajanlar, Hugging Face platformuna sızmadan önce günler ve haftalar boyunca OpenAI şirketinin siber güvenlik sistemlerindeki açıkları birlikte aradı ve tespit ettiği bilgileri birbiriyle paylaştı. Modeller bu süreçte yalıtılmış test ortamının dışına çıkmayı başararak dış altyapıya erişim sağladı.

Birden fazla otonom ajanın aynı anda kullanılmasının taşıdığı risklere işaret eden Roose, sistemlerin yalnızca verilen talimatları yerine getirmekle kalmayıp, konulan sınırlamaları aşsalar dahi birbirlerinin eylemlerini benimseyebildiklerini vurguladı.

Bloomberg daha önce yayımladığı haberde, OpenAI ajanlarının temmuz ayında Hugging Face platformuna yapılan sızma eyleminden önce dahili bir forum üzerinden gizlice iletişim kurduğunu ve test ortamından kaçış girişimlerini koordine ettiğini yazmıştı.

Mayıs ayındaki ilk girişimin engellenmesinin ardından yeni bir iletişim kanalı ile sıfır gün açığı bulan ajanların, temmuz ayında Hugging Face altyapısına yönelik saldırıları başlattığı bildirilmişti.

OpenAI, 22 Temmuz tarihinde “benzeri görülmemiş bir siber hadise” yaşandığını açıklamıştı. Şirket, testler sırasında modellerin açık internete erişim sağladığını ve güvenlik açıkları tespit ederek Hugging Face altyapısına saldırdığını bildirmişti.

Reuters ise bir yapay zeka ajanının günlerce korsan saldırılar düzenlediğini, şirketin bu durumu ancak tehdit kontrol altına alındıktan ve Federal Soruşturma Bürosuna (FBI) başvurulduktan sonra fark edebildiğini aktarmıştı.

Reuters daha sonraki haberinde, OpenAI bünyesinden “kaçan” yapay zeka ajanının 29 Temmuz’da New York merkezli Modal Labs şirketinin bir müşterisinin sistemine sızdığını duyurdu. Modal şirketinin kendi sistemlerine ise girilmediği kaydedildi.

Olayın ayrıntılarının ortaya çıkmasının ardından OpenAI, yaşanan süreci sektör için bir “dönüm noktası” olarak nitelendirdi.

Anthropic, Meta, Moonshot ve Birleşik Krallık Yapay Zeka Güvenliği Enstitüsü de kendi testleri sırasında ajanlarının üçüncü taraf sistemlere sızdığını tespit etti.

Financial Times gazetesine konuşan uzmanlar ise modellerin kontrolden çıkmadığını, tam tersine geliştirilme amaçları doğrultusundaki görevleri yerine getirdiğini savundu.

Okumaya Devam Et

Amerika

JD Vance, Tucker Carlson ile olan dostluğunu savundu

Yayınlanma

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, muhafazakâr yorumcu Tucker Carlson ile olan dostluğunu savundu.

Vance, “siyasi görüş ayrılıkları olduğu için arkadaşlarımı feda edeceğim türden bir oyun oynamayacağını” söyledi.

ABD’li siyasetçi, bu açıklamaları, yorumcuyla olan ilişkisini sürdürmesi nedeniyle ortaya çıkan endişelere ve “bu konuların çoğunu ele almaktan kaçındığı” yönündeki suçlamalara yanıt vermesi istendikten sonra yaptı.

Özellikle Cumhuriyetçi büyük Yahudi bağışçılar, Carlson’ın programını giderek daha fazla “antisemitik komplo teorilerini ve Holokost inkârını yaymak” için kullandığını öne sürüyor.

Vance, Carlson’un Başkan Donald Trump’a yönelik saldırılarını ve Michigan’daki Senato yarışında eski Kongre üyesi Mike Rogers yerine Demokrat aday Abdul El-Sayed’e destek verdiğini ifade eden son açıklamalarını eleştirmiş olsa da ilişkiyi koparmadı.

JD Vance, Yahudi Cumhuriyetçileri yatıştırmaya çalıştı

Vance, “Bakın, hiçbir konuyu görmezden gelmiyorum. Tucker Carlson ile arkadaş olduğumuzu herkes biliyor. Tucker’ın benim katılmadığım bazı şeyler söylediği çok açık bence,” dedi.

Başkan Yardımcısı, Carlson ile olan dostluğunu bir kez daha kabul ettikten sonra, tüm Amerikalılara siyasi görüş ayrılıklarına bakılmaksızın kişisel ilişkilerini sürdürmeleri çağrısında bulundu ve “bu konudaki tutumunun”, kendisinin ve eşi Usha Vance’in 2024 seçim kampanyası sırasındaki deneyimlerinden etkilendiğini açıkladı:

“Başkan yardımcısı adayı olduğum zamanı hatırlıyorum; benim için kişisel olarak en zor olan şey, insanların bana saldırması değil, insanların eşime saldırmasıydı; hatta onun kalbini tanıyan, ne kadar iyi bir insan olduğunu bilen arkadaşları bile ona saldırdı. Kendime şöyle dediğimi hatırlıyorum: ‘Amerika Birleşik Devletleri’nde siyasi görüş ayrılıklarının, kimlerin arkadaşımız olacağını ve olmayacağını belirlemesine izin vermemiz ne kadar trajik bir durum. Evet, Tucker benim arkadaşım. Tucker, birçok konuda aynı fikirde olmasak da benim arkadaşım. Ve siyasi görüş ayrılıkları olduğu için arkadaşlarımı feda edecek bir oyun oynamayacağım. Bence bu, Amerika Birleşik Devletleri’nin gitmesi gereken korkunç bir yoldur.”

Vance, biriyle siyasi olarak, “hatta çok önem verdiğiniz bir konuda bile anlaşmazlık” yaşasanız da “o kişiyle yine de arkadaş olmanız gerektiğini” ileri sürdü.

Başkan Yardımcısı, “Çünkü cumhuriyetin varlığı, farklı bakış açılarına sahip insanların birbirleriyle konuşabilmesine bağlı. Ben hayatımı bu şekilde yaşamaya çalışıyorum ve herkesi de aynısını yapmaya teşvik ediyorum,” dedi.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD Temsilciler Meclisinden üniversitelere İsrail boykotu cezası

Yayınlanma

ABD Temsilciler Meclisi, İsrail’e yönelik boykotlara katılan yükseköğretim kurumlarının federal fonlarını kesmeyi öngören yasa tasarısını kabul etti. Genel Kurulda perşembe günü yapılan oylamada 169 oya karşı 237 oyla kabul edilen düzenleme Senatoya gönderildi.

ABD Temsilciler Meclisi, İsrail’e yönelik boykotlara dahil olan üniversitelerin federal mali yardımlardan mahrum bırakılmasını öngören tartışmalı yasa tasarısını kabul etti.

Cumhuriyetçilerin öncülük ettiği düzenleme, Gazze Şeridi’ndeki askeri harekatı nedeniyle Tel Aviv yönetimine yönelik hesap verebilirlik çağrılarını ve üniversite yerleşkelerinde Filistin ile sergilenen dayanışmayı hedef alıyor.

“2026 Ekonomik ve Akademik Özgürlüğü Koruma Yasası” başlıklı düzenleme, perşembe günü yapılan oylamada 169’a karşı 237 oyla kabul edildi.

Tasarıya yalnızca iki Cumhuriyetçi milletvekili karşı çıkarken, 33 Demokrat Partili vekil parti çizgisinin dışına çıkarak tasarı lehinde oy kullandı. Yasa teklifi bu aşamadan sonra Senatoya iletilecek.

H.R. 4795 sayılı yasa teklifi, federal öğrenci yardımı programlarından yararlanan yüksekokul ve üniversitelerin İsrail’e yönelik ticari boykotlara girişmesini yasaklıyor.

Uluslararası araştırmalar ve yabancı dil programları için “Title VI” fonu alan kurumların ise öğrencilerin veya öğretim üyelerinin işgal altındaki topraklardaki akademik programlara katılmasını engellemediğini ya da İsrailli öğrenci ve akademisyenlerin kendi yerleşkelerine girişini kısıtlamadığını belgelemesi şart koşuluyor.

Yasa tasarısının ortak sponsorluğunu Kuzey Carolina’dan Cumhuriyetçi Milletvekili Virginia Foxx ile New Jersey’den Demokrat Milletvekili Josh Gottheimer üstlendi.

Temsilciler Meclisi Eğitim Komisyonu Başkanı Tim Walberg, vergi mükelleflerinin parasının “İsrail’e karşı ayrımcılık yapan” kurumlara kesinlikle aktarılmaması gerektiğini savundu.

İsrail yönetiminin güçlü destekçilerinden Gottheimer ise BDS (Boykot, Tecrit ve Yaptırımlar) hareketinin “tek bir ülkeyi ve tek bir dini hedef alan” bir kampanya olduğunu dile getirdi.

Tasarının muhalifleri, düzenlemenin fiilen var olmayan bir soruna çözüm aradığını ve anayasa tarafından korunan ifade özgürlüğüne yönelik bir saldırı niteliği taşıdığını vurguladı.

Komisyondaki en kıdemli Demokrat Milletvekili Bobby Scott, ABD’deki hiçbir yüksekokul veya üniversitenin küresel BDS hareketine fiilen katılmadığına dikkat çekti. Scott, öğrenci ve akademisyen topluluklarının BDS’ye destek açıkladığını ancak üniversite yönetimlerinin bu talepleri uygulamaya koymayı reddettiğini hatırlattı.

Scott, Genel Kuruldaki değerlendirmesinde, “Antisemitizm nerede ortaya çıkarsa çıksın onunla mücadele etmeliyiz; ancak bunu koruma altındaki ifade özgürlüğünü cezalandırarak ya da bir öğrencinin görüşünü üniversite politikasıyla bir tutarak yapmamalıyız” ifadelerini kullandı.

BDS hareketine karşı olan New Yorklu Demokrat Milletvekili Jerrold Nadler de tasarıya aleyhte oy verdi. Nadler, katıldığı görüşleri korumanın tek yolunun katılmadığı görüşlerin de ifade edilmesini savunmaktan geçtiğini kaydetti.

Liberal Yahudi kuruluşu J Street de yasa teklifine karşı çıkan aktörler arasında yer aldı. Kuruluş, düzenlemenin İsrail yönetimi ile işgal altındaki Batı Şeria’da bulunan yasa dışı yerleşimlerle bağlantılı şirketlere yönelik boykotları bir tuttuğu uyarısında bulundu.

J Street, tasarının İsrail’i istisnai bir konuma yerleştirdiğini, Yahudi öğrencileri korumaya hiçbir katkı sunmadığını ve antisemitizmle mücadele etmek yerine bu sorunu daha da alevlendirme riski taşıdığını bildirdi. Tasarıya Amerikan-İsrail Kamu İşleri Komitesi (AIPAC) ise açık destek verdi.

Oylama, öğrenci ve öğretim üyelerinin İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşına karşı yaklaşık üç yıldır sürdürdüğü protestoların ardından geldi.

Gazze’deki Sağlık Bakanlığının verilerine göre, 7 Ekim 2023 operasyonu ve İsrail’in ardından başlattığı askeri harekat neticesinde düzenlenen saldırılarda 73 binden fazla Filistinli yaşamını yitirdi, bölgedeki üniversiteler, okullar ve sivil altyapının büyük bölümü yerle bir edildi.

Üniversite yerleşkelerinde kurulan çadır kamplarında katliama son verilmesi ve üniversitelerin işgal ile savaştan kâr sağlayan şirketlerle olan mali yatırımlarını geri çekmesi talep ediliyordu.

Washington yönetimi ve müttefikleri söz konusu protestoları sıklıkla antisemitizm olarak niteledi. Trump yönetimi ise üniversiteleri çeşitli soruşturmalarla ve federal fonları dondurma tehditleriyle hedef aldı.

Kasım ayındaki ara seçimleri ve Trump’ın görev süresinin son iki yılında Kongre’deki çoğunluğu korumayı hedefleyen Temsilciler Meclisi Cumhuriyetçileri, Gazze’deki kitlesel ölümler arttıkça İsrail’e yönelik eleştirilerini artıran Demokratlar arasındaki görüş ayrılıklarını derinleştirmek için bu konuyu gündemde tutuyor.

Temmuz ayında, Gazze’deki harekatın soykırım boyutuna ulaştığı yönündeki suçlamalar eşliğinde, Temsilciler Meclisindeki 100’den fazla Demokrat vekil ABD’nin müttefiki olan İsrail’e yönelik bazı askeri yardımların kesilmesini öngören bir girişime destek vermişti.

Eleştirmenler, son yasa tasarısının 30’dan fazla ABD eyaletinde daha önce kabul edilen ve kamu yüklenicileri ile kamu kurumlarını İsrail’i boykot etmeyeceklerine dair taahhütte bulunmaya zorlayan BDS karşıtı yasal sürecin bir devamı olduğunu savunuyor.

İfade özgürlüğü savunucuları, bu eyalet yasalarının Anayasa’nın Birinci Ek Maddesi ile çeliştiğini uzun süredir dile getiriyor.

Temsilciler Meclisinde kabul edilen düzenleme ise bu baskıyı federal düzeydeki tüm öğrenci mali yardım sistemine genişletmeyi amaçlıyor.

ABD’de hiçbir üniversitenin resmi olarak BDS kararı almamasına karşın yasa teklifi, işgal altındaki Filistin topraklarında faaliyet gösteren kuruluşlar da dahil olmak üzere, İsrail yönetimiyle araya konacak sınırlı ticari veya akademik mesafeyi dahi federal fonların kesilme gerekçesi haline getiriyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English