Amerika
Trumpizmin iktisadi aklı – 3: Amerikan sanayisi ve Elon Musk’ın robotsu insanları

“Doların hakim ‘güvenli’ para birimi olarak rolünü sürdürmesi, ABD ekonomisinin, iktisatçı Dani Rodrik’in küresel entegrasyon ve milli egemenlik arasındaki içsel çelişki olarak nitelendirdiği duruma uyum sağlamasını gerektiriyor. Rodrik, daha fazla küresel entegrasyonu tercih eden ülkelerin yerel ekonomileri üzerindeki kontrollerinden vazgeçmeleri gerektiğini, buna karşın yerel kontrolü elinde tutmayı tercih eden ülkelerin ise ekonomilerinin ticarete ve sermaye akışına ne ölçüde açık olduğunu sınırlamaları gerektiğini belirtiyor.
(…)
Çünkü her ülkede iç ve dış ekonomik dengesizlikler her zaman uyumlu olmak zorunda. Bazı ülkeler dış dengesizliklerini kontrol altına alarak elverişli iç koşulları korumak için sermaye ve ticaret akışlarını kısıtladıklarında, ticaret ve sermaye hesapları üzerinde daha az kontrol sahibi olan ticaret ortaklarına kendi iç dengesizliklerini empoze edebilirler. İngiliz ekonomist Joan Robinson bu ticaret politikalarını ‘komşumu dilendirme’ olarak adlandırmış ve sonuçta küresel ticaret çatışmalarında artışa yol açacağını söylemiştir.
(…)
Doların küresel ticaret ve finanstaki hakimiyetinin uzun zamandır Amerikan ekonomisi için net bir fayda sağladığı varsayılıyordu, ama bu varsayım giderek daha fazla sorgulanıyor. Wall Street’e ve küresel taşınabilir sermaye sahiplerine fayda sağlarken, bu faydaların Amerikalı üreticiler ve çiftçiler için bir maliyeti var.
Bazı ülkelerin dış dengesizliklerini aktif bir şekilde yönetirken diğerlerinin yönetmediği bir dünyada, ABD dolarının birincil güvenli para birimi olarak oynadığı rol, Amerika’yı küresel ekonomik çarpıklıkların başlıca sorumlusu haline getirdi. Bu dengesizliklerin giderilmesi, küresel ticaret ve sermaye akışını düzenleyen kuralların temelden yeniden değerlendirilmesini gerektiriyor.”
Bu satırlar, Financial Times’ta Michael Pettis imzasıyla yayınlandı. Pettis, ünlü Amerikan düşünce kuruluşu Carnegie’de uzman olarak görev yapıyor. Bu denli uzun bir alıntıyla giriş yapmamın nedeni, ilk iki bölümde Stephen Miran ve Scott Bessent’te cisimleşen fikirlerin, “ana akımda” bile zannedildiğinden çok daha yaygın bir şekilde tartışıldığına vurgu yapmak. Zaten yazının başlığının da anlattığı gibi, Pettis’e göre, “ABD küresel dolar olmadan daha iyi durumda olacaktır.”
Danışman Miran ve Bakan Bessent, buna küresel ticaretin/ekonominin yeniden dengelenmesi adını veriyor. Daha önce benzer örnekler görmüş müydük?
Bazı iktisatçılar gördüğümüzü düşünüyor ve Richard Nixon-Ronald Reagan dönemlerindeki büyük dönüşüme işaret ediyorlar. Örneğin Yanis Varoufakis, “Kurtuluş Günü” tariflerinin ertesinde Unherd’de yazdığı bir makalede, 1971’de Nixon’ın Hazine Bakanı olarak görev yapan John Connaly’nin sözlerini alıntılıyor. Başkanı “Nixon şokuna” ikna etmek için Connaly, “Benim felsefem, Sayın Başkan, tüm yabancıların bizi mahvetmek için orada beklediği ve bizim işimizin de önce onları mahvetmek olduğudur,” diyor ve amacının “dünya ekonomisinin kontrollü bir şekilde çözülmesini” [disintegration] tetiklemek olduğunun altını çiziyordu.
Varoufakis, Nixon şokunun, özellikle Avrupalılar için Trump şokundan çok daha ağır olduğunu ve uzun erimli sonuçları açısından düşünüldüğünde hedeflerine çok daha eksiksiz ulaştığını düşünüyor. Bu sonuç şuydu: Amerikan hegemonyasını sürdürmek ve genişletmek için ABD’nin ticaret ve bütçe açıklarını büyütmek.
Bu noktada, milli güvenlik siyaseti ile ekonomi arasındaki bağın “neoliberal” dönemde bile sıkı sıkıya bağlı olduğunu yazdığımızı hatırlatıyorum. Nitekim yine Varoufakis, Nixon’ın danışmanlarından birinin, Connaly’yi “şok”a ikna eden kötü şöhretli Paul Volcker’in sözlerini de aktarıyor:
“Piyasaya tarafsız bir hakem olarak bakmak caziptir. Fakat istikrarlı bir uluslararası sistemin gereklilikleri ile milli politikalar için hareket özgürlüğünü muhafaza etme arzusu arasında denge kuran ABD de dahil olmak üzere bir dizi ülke ikincisini tercih etti.”
Batı Avrupa ve Japonya’nın İkinci Dünya Savaşı sonrası yarattıkları “iktisadi mucizeler”in üstüne bir bardak soğuk su içmelerinin zamanı gelmişti. Dünya ekonomisindeki “kontrollü bir şekilde çözülmesi”, ABD için meşru hedefti.
Fed Başkanlığı makamına geçen kötü şöhretli Volcker, tarihe “Volcker şoku” olarak geçecek bir hamleyle, sabit kur rejimini dağıtıyor ve faizleri tek seferde gökyüzüne fırlatıyordu.
Trumpizmin iktisadi aklı – 1: Stephen Miran ve doların devalüasyonu planı
***
“Dolayısıyla Trump,” diyor Varoufakis, “yıkıcı bir darbe yoluyla dünya ekonomisinin kontrollü bir şekilde parçalanmasını isteyen ilk Başkan değildir.”
Yunanistan’ın eski maliye bakanı önemli bir gözlemde bulunuyor: ABD hegemonyasını yenilemek ve uzatmak için ABD’nin müttefiklerine kasıtlı olarak zarar vermek; uzun vadede ABD’deki sermaye birikimini güçlendirmek için Wall Street’e kısa vadeli zarar vermeye hazır olmak… Bunlarla da ilk kez karşılaşmıyorduk. Nixon bunu yapmıştı; ondan önce Başkan Hoover’ın Hazine Bakanı Andrew Mellon bunu yapmıştı. “Sıçramak için geri çekilmek” sermaye birikimini garanti altına almanın yollarından biriyidi.
Demek oluyor ki Trump ve ekibi, Nixon şoku ile başlayan ve sonrasında Carter ve Reagen yönetimleri ile garanti altına alınan Amerikan hegemonyasını bir kez daha kurtarmanın yollarını arıyor. Yine hedefte doların devalüasyonu, Wall Street’e küçük bir çelme ve “yabancı kapitalistlerin” bedel ödemesini talep etme var.
Peki başarılı olursa bu dünya neye benzeyecek? Varoufakis’in bir cevabı var, uzun bir alıntı da olsa okumaya değer:
“Belki bunu söylemek için henüz çok erken ama neoliberalizm, Peter Thiel gibi neoreaksiyonerlerin teknofeodal inancı tarafından şimdiden tartışmaya açılmıştır. Bulut sermayesi finansal sermayenin yerini alıyor ve piyasanın ilahi rolünün yerine insan-ötesi [transhuman] durumunun (bulut sermayesi, yapay zeka ve biyolojik bireyin birleşmesi) kutsal kasesini koyuyor. Finansallaşma da yakında benzer bir baskı altında kalacak. Yapay zeka geliştikçe, Wall Street, Elon Musk’ın X’i bir “her şey uygulaması” haline getirme hırsında görüldüğü gibi, bulut sermayesi ve finansın birleşmesine direnmeye devam edemeyecektir. Bu tür gelişmeler, internetin faks makinelerine yaptığını ödemelere yapacak ve Federal Rezerv’in gelecekteki herhangi bir rolü de dahil olmak üzere finansal istikrar için ciddi yansımaları olacaktır. Ve Küresel Köy hayali yerine, Duvarlarla Çevrili Ulus’a sahip olacağız. Bununla birlikte, küreselleşmenin gerilemesi otarşinin mümkün olduğu anlamına gelmiyor. Trump Şoku bizi ikiye bölünmüş bir gezegene doğru itiyor; bu gezegenin bir kısmı Trump Planına boyun eğen vasal ülkelerden, diğer kısmı ise BRICS deneyinin kendi seyrinde devam etmesine izin verilen ülkelerden oluşuyor.”
***
Varoufakis’in çizdiği tablo iyimser mi, kötümser mi pek anlaşılmıyor. Ama doların değerine odaklanan bir “yeniden dengeleme”nin sorunları, Trump’ın uyguladığı her tarifede (ve tarifeleri geri alışında!) su yüzüne çıkıyor.
Beyaz Saray, tarifeleri üretimi ABD’ye geri getirmek için (reshoring) yaptığını söylüyor. Peki bu araç, yeniden dengeleme amacına hizmet ediyor mu? Cevap büyük ihtimalle hayır.
Örneğin, imalatın temel ara girdileri olan alüminyum ve çeliğe yönelik gümrük vergilerinin ABD ekonomisini daha fazla imalat yönünde yeniden dengelemesi olası görünmüyor.
Şirketlerin tarife maliyetlerinin bir kısmını absorbe etmesi ve geri kalanını tüketicilere yansıtması bekleniyor. Bazı tahminlere göre, sadece otomobil tarifelerinin ek maliyeti araç başına 5.000 ila 10.000 dolarlık bir fiyat artışı anlamına gelebilir. Eski Hazine Bakanı Larry Summers, tarifelerin genel net etkisinin dört kişilik bir aileye yaklaşık 300.000 dolara mal olacağını hesaplıyor.
Üstelik kesinliğin olmayışı, bir uygulanıp bir duraklatılan tarifelerin ekonomiye etkisinin görülmemesi, ayrıca bütün bu “reshoring” hedefinin uygun bir devlet teşvik stratejisi ile birleştirilmemesi Amerikan ekonomisini resesyona doğru götürüyor. Örneğin “Kurtuluş Günü” tarifeleri ile birlikte, Trump ve DOGE Amerikan imalat sektörünü on yıllardır destekleyen İmalat Genişletme Ortaklığı (MEP) programını sonlandırdı. MEP, 1980’lerde ABD’nin Japonya ile ticaret savaşının doruk noktasında Kongre tarafından, küçük Amerikan üreticilerine tavsiyelerde bulunmak üzere kurulmuştu.
MEP 50 eyaletin tamamında fırın, yazıcı, tortilla ve köpek maması üreticileri de dahil olmak üzere binlerce işletmeye vergi mükellefleri tarafından sübvanse edilen danışmanlık hizmeti veriyordu.
Dahası sadece finansal piyasalarda değil, “reel” ekonomide de bu sarsıntı hissediliyor. Mart ayında satın alma yöneticileri endeksi (PMI) 50’nin altındaydı (49). Washington Post’un aktardığına göre imalat ticaret grupları, iptal edilen siparişler ve yavaşlayan büyüme konusunda endişe duyan üyelerinden gelen telefonlarla dolup taştıklarını söylüyor.
İmalat sektöründeki grupların neredeyse hepsi temel malzeme veya makinelerde daha yüksek maliyetlerle karşı karşıya kaldıklarını ve birkaçı tarifeyle ilgili belirsizlik nedeniyle talebin zaten “kuruduğunu” gördüklerini söylüyor.
ABD ekonomisinde imalatın payının da, fabrikalarda çalışan Amerikan işçilerinin oranının da dibe vurduğu bir gerçek. Bununla birlikte, bu gerçek kimi başka gerçeklerin de üzerini örtüyor: İmalatta çalışan işçi sayısı yerinde saysa da, imalat çıktısı artmaya devam ediyor; yani verimlilik artıyor. Otomasyondaki gelişmeler, sermaye birikiminin genel yasaları ile paralel ilerliyor.
Dahası, “yeniden sanayileşme” boyutlarında olmasa da, 2008 krizinden sonra kısmi bir imalat canlanması yaşandığını istatistiklerden takip edebiliyoruz: 1990’dan 2010’a kadar geçen 20 yılda imalat sektörünün istihdamdaki payı yüzde 16’dan yüzde 9’a düşmüştü. Fakat 1953’ten beri süregelen bu istikrarlı düşüş 2010 yılından itibaren hayli yavaşladı.
2010’dan bu yana geçen 15 yılda imalatın toplam istihdamdaki payı sadece bir puan düşerek yüzde 9’dan yüzde 8’e geriledi. Bunun nedeni, Covid yılları hariç, ABD’deki imalat işlerinin sayısının 2010’dan 2022’ye kadar artmış olması.
Örneğin Dan McLaughlin gibi bazı yazarlar, imalatın Orta Batı’dan bölgesel olarak kaydığını ve aslında yurtdışına gitmeyip Güney’e göç ettiğine; fabrikaların bugün daha az işçiyle daha fazla üretim yapabileceği anlamına gelen otomasyondaki büyük gelişmelere işaret ediyor.
McLaughlin şöyle yazıyor:
“Tıpkı fabrika işlerinden nefret eden önceki nesillerin çiftçiliği romantikleştirmesi gibi, imalat işini romantikleştirme eğilimi var. Kapanan fabrikaların gerçek insani maliyetini kabul edebiliriz ve yine de her imalat işinin alternatiflerine kıyasla eşit derecede cazip olmadığını fark edebiliriz: birçok mavi yakalı erkek muhtemelen bir tekstil fabrikasında çalışmaktansa bir Amazon teslimat kamyonu sürmeyi veya bir şantiyede çalışmayı tercih eder. Ayrıca, iktisadi popülistler imalat işleri ile imalat kapasitesini karıştırma eğilimindeler. Artık bir şeyler üretemiyorsak bunun ulusal güvenliğimiz için tehlikeli olduğunu söylüyorlar.”
Üstelik nispeten az sayıda Amerikalı aslında bir fabrikada çalışmak istiyor. Financial Times’a göre son kamuoyu yoklamaları, Amerikalıların %80’inin daha fazla imalat işi ile ülkenin daha iyi durumda olacağını düşündüğünü, fakat yalnızca %25’inin kişisel olarak bu tür işlerde daha iyi durumda olacağını düşündüğünü gösteriyor.
Trumpizmin iktisadi aklı – 2: Scott Bessent, Amerikan rüyası ve özel güzeldir
***
Öte yandan gümrük tarifeleri, özel üretim hizmetleri alıcılarını, ürünlerini oluşturmak için Amerikalı tedarikçilere yönelmek de dahil olmak üzere tedarik zincirlerini hızla yeniden düzenlemeye itiyor.
“KOBİ” stratejisi burada kritik bir hal alıyor. ABD’nin küçük ve orta ölçekli üreticileri de bu dönemden faydalanmak ve müşteri tabanlarını hem burada hem de yurt dışında büyütmek istiyor.
ABD, özellikle CNC işleme ve enjeksiyon kalıplamadan sac-metal imalatına, 3D baskıya ve daha fazlasına kadar her konuda uzmanlaşmış 500.000’den fazla KOBİ’ye ev sahipliği yapıyor.
Son birkaç yıldır alıcılar, COVID-19’un tetiklediği, Altyapı Yatırım ve İstihdam Yasası, CHIPS ve Bilim Yasası gibi federal mevzuat ve şimdi de küresel ticaret ortamı tarafından desteklenen yeniden tedarik çabalarını hızlandırdı.
Özel üretim için “dijital pazar yeri” olarak hizmet veren Xometry, Zogby Strategies ile üç ayda bir gerçekleştirdiği “Amerikan Üretiminin Yeniden Dirilişi” anketleri aracılığıyla iki yıldan uzun bir süredir yeniden üretim trendini takip ediyor.
Verilere göre birinci çeyrekte, imalat sektöründeki CEO’ların neredeyse yarısı (%42) tesisleri başarılı bir şekilde yeniden “reshore” ettiklerini söylerken, %19’u da tarifelerin bir sonucu olarak bunu yapmayı planladıklarını belirtiyor.
Tam bu noktada, “Silikon Vadisileşme” eğiliminin tüm ekonomiyi ahtapot gibi sarmaya başladığı görülüyor: İmalat CEO’larının %70’i, planlama ve operasyonlarda verimlilik elde etmek için yapay zeka gibi gelişmekte olan teknolojileri benimsiyor ve bunu otomasyon yakından takip ediyor.
Yapay zekaya yatırım yapan bu şirketlerin çoğu önemli bir yatırım getirisi elde etti ve neredeyse üçte ikisi (%63) yapay zeka ve diğer teknolojilerin operasyonları için “dönüşümsel” olacağına inanıyor.
Teknolojiye ek olarak, Amerika’nın endüstriyel çekirdeği daha yüksek teknolojili hale geldikçe imalat CEO’ları da “yeteneklere” yatırım yapıyor.
Öte yandan Ulusal Bağımsız İşletmeler Federasyonu (NFIB) tarafından yapılan bir anket, mart ayında, Trump’ın gümrük tarifesi ilan ettiği “Kurtuluş Günü”nden önce bile, küçük işletmelerin iyimserliğinin 2020’den bu yana en keskin düşüşünü yaşadığını ortaya koyuyor; elbette Cumhuriyetçilerin Demokratlardan daha iyimser olduğunu not etmek koşuluyla.
Varoufakis’in “teknofeodaller” dediği yeni teknoloji simsarları, yapay zeka, otomasyon ve dijitalleşme ile ekonomiyi dönüştürmek için Trump yönetimini bir alet olarak kullanıyor.
***
“Başkan Trump onlarca yılını verimli ve başarılı şirketler kurarak geçirmiş başarılı bir iş adamıdır. Gerçek patronun Amerikalı vergi mükellefleri olduğunu biliyor ve tüm hükümet çalışanlarından Amerikan halkının hak ettiği yüksek düzeyde özveri ve mükemmellik talep etmeye devam edecek.”
Beyaz Saray sözcüsü Anna Kelly böyle diyor. Aynı Trump, ABD CEO’su olarak, federal devletteki personel kıyımı için, “herkesin yeri doldurulabilir” diyor.
Trump’ın en büyük destekçisi milyarder Musk, “Haftada 40 saatlik çalışmayla dünyayı değiştiremezsiniz,” diyor. “Size ne kadar lazım?” diye sorulduğunda tereddüt etmiyor: “Kişiye göre değişir, ama yaklaşık 80 [saat] sürekli, zaman zaman 100’ün üzerine çıkar. Ağrı seviyesi 80’in üzerinde katlanarak artar.”
Haftada 7 gün çalışsanız, günde 14 saate tekabül ediyor. Musk ve Trump’ın “üretimin ABD’ye taşınması” derken kastettiği, 19. yüzyılda İngiliz işçilerinin ölümüne çalıştırıldığı “fabrika sistemi” gibi görünüyor.
“İnsan-ötesi” robot fantezisi, üretimin insansı robotlar tarafından yapıldığı değil, insanların robotsu hale getirildiği bir düzene işaret ediyor.
Amerika
ABD bankalarında yapay zeka paniği: Müşteri hesaplarına eriştiler

Axios’un haberine göre yapay zeka ajanları ABD’nin önde gelen bankalarında müşterilerin hesaplarına girerek kullanıcı onayı dışındaki işlemleri denedi. Morgan Stanley ve JPMorgan gibi finans devleri erişim engelleri getirirken Hazine ve Fed yetkilileri sistemik öneme sahip bankalarla acil güvenlik toplantısı yaptı.
ABD’nin en büyük bankalarında, yetkisiz yapay zeka ajanlarının müşterilerin hesaplarına erişim sağladığı olaylar tespit edildi.
Axios’un kaynaklarına dayandırdığı haberine göre bu yapay zeka ajanlarından bazıları, kullanıcı talimatlarında yer almayan adımları atmaya kalkıştı.
Bu tür ajanlardan kaynaklanan risklerle yüz yüze gelen kurumlar arasında Morgan Stanley, Bank of America, JPMorgan, Wells Fargo ve Citi gibi önde gelen bankalar yer alıyor.
Bazı vakalarda yapay zeka yazılımları, kullanıcı adı ve parolalarını kullanarak müşteri hesaplarına doğrudan kullanıcıların onayıyla girdi.
Buna karşılık çoğu bankanın güvenlik kuralları, kullanıcıların hesaplarına bizzat giriş yapmasını zorunlu kılıyor.
Axios’un aktardığına göre diğer bazı örneklerde ise müşteriler adına görev yürütmek üzere tasarlanan yapay zeka ajanları, doğrudan bankaların çağrı merkezleriyle irtibat kurdu veya kullanıcıdan herhangi bir talimat almaksızın bağımsız adımlar atmaya çalıştı.
Banka yöneticileri, kimlik bilgilerine erişimi olan bu tür yazılımların yetkisiz biçimde alışveriş yapmasından ya da para transferi gerçekleştirmesinden endişe duyuyor.
Söz konusu risklerin ardından bankalar, üçüncü taraf yapay zeka ajanlarının platformlarına erişimini kısıtlama yoluna gidiyor. Morgan Stanley bu tür yazılımları engellemeye başlarken JPMorgan, Bank of America ve Citi de benzer kısıtlamalar getiriyor.
Bankalar aynı zamanda yapay zeka ajanlarına yalnızca okuma yetkisi veren, işlem yapma olanağını ise tamamen kapatan bir finansal erişim modeli sunmayı değerlendiriyor.
Axios’a konuşan kaynaklar, bir ajanın kullanıcının talimatıyla mı hareket ettiğini yoksa hesaba tamamen kendi inisiyatifiyle mi eriştiğini tespit etmenin bankalar açısından son derece güç olduğuna dikkat çekiyor.
Düzenleyiciler sistemik risk taşıyan bankalarla acil gündemle toplandı
Bloomberg ve Financial Times’ın kaynaklarına dayandırdığı haberlere göre ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ve ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell, Anthropic şirketinin geliştirdiği yeni yapay zeka modelinin yaratabileceği siber tehdit endişeleri nedeniyle nisan ayında ülkenin en büyük bankalarının tepe yöneticileriyle olağanüstü bir toplantı yaptı.
Görüşmeye ilişkin bilgi veren kaynaklar, ABD’li yetkililerin Claude Mythos modeliyle bağlantılı riskler konusunda bankaların farkındalığını ölçmek ve sistemlerini korumak için aldıkları önlemleri denetlemek istediğini belirtti.
Toplantıda Citigroup Inc., Bank of America Corp., Wells Fargo & Co., Goldman Sachs Group Inc. ve Morgan Stanley’nin üst düzey yöneticileri hazır bulundu.
Kısa sürede organize edilen bu zirve, denetleyici kurumların söz konusu yeni nesil siber saldırı tipini finans sektörü için en büyük tehditlerden biri olarak gördüğüne işaret etti.
Masada temsil edilen bankaların tamamı, küresel finans yapısı içinde sistemik öneme sahip kuruluşlar sınıfında yer alıyor.
Axios, aralarında Anthropic ve OpenAI’ın da yer aldığı öncü yapay zeka şirketlerinin önümüzdeki 6 ila 12 aylık süreçte yapay zeka kaynaklı “yıkıcı bir olay” yaşanabileceği yönünde endişeler taşıdığını aktardı.
Amerika
Signal yazışmalarında şirket sırrı şüphesi OpenAI çalışanlarını işten etti

OpenAI, yapay zeka modellerinin iç yapısına dair gizli bilgileri harici bir uzmanla paylaştıklarından şüphelendiği üç araştırmacısını işten çıkardı. İncelemede çalışanların kişisel telefonlarındaki Signal yazışmalarında kaybolan mesaj özelliğini kullandığı belirlendi.
Yapay zeka devi OpenAI’ın güvenlik birimi, üç araştırmacısının kişisel telefonlarını incelemeye alarak mesajlaşma uygulaması Signal üzerindeki yazışmalarını denetledi.
Amerikan The Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin araştırmacılara ve şirket açıklamalarına dayandırdığı haberine göre, bazı yazışmalarda kaybolan mesaj özelliğinin açık olduğu saptandı.
Söz konusu incelemenin ardından Tomek Korbak, Mikita Balesni ve Jasmine Wang, ekim ayı başında aynı anda yeni toplantılara çağrılarak görevden çıkarıldı.
Şirket yönetimi, üç araştırmacının yapay zeka modellerinin iç mimarisine dair en sıkı korunan şirket sırlarını sızdırdığından şüpheleniyordu. Yazışmaların yapay zeka güvenliği alanında çalışan harici bir uzmanla yürütüldüğü belirlendi.
İşten çıkarma gerekçesi gizli bilgi ihlali olarak açıklandı
Korbak, sürece ilişkin yaptığı değerlendirmede şirket yönetiminin tavrını aktardı: “Yetkisiz kanallar üzerinden üçüncü tarafla iletişime geçtiğim gerekçesiyle güven ilişkisinin zedelendiği söylendi.”
Korbak ve Balesni, yöneticilerin kaybolan mesaj kullanımını işten çıkarma gerekçeleri arasında saydığını dile getirdi. OpenAI cephesi ise Signal uygulamasının onaylı iletişim kanalı olmadığını doğruladı ancak kararın sadece bu uygulamanın kullanımıyla sınırlı kalmadığını bildirdi.
WSJ’ye açıklama yapan OpenAI yetkilileri, iç soruşturmanın gizli bilgilerin kullanımına dair şirket kurallarının çiğnendiğini ortaya koyduğunu kaydetti. Şirket, işten çıkarma kararlarının güvenlik kaygılarının dile getirilmesiyle hiçbir ilgisi olmadığını savundu.
Buna karşılık araştırmacılar şirket sırlarını dışarı aktardıkları yönündeki suçlamaları reddediyor. Eski çalışanlar, kendilerine iddia edilen ihlallere dair herhangi bir yazılı açıklama iletilmediğini söylüyor.
Modellerin karar adımları araştırmacıları böldü
WSJ’nin aktardığına göre görevden alınan araştırmacılar, modellerin problem çözme aşamalarındaki ara adımlara dair daha az kayıt tuttuğu yeni mimarilere karşı çıkıyordu. Araştırmacılar, bu kayıtların azalmasının yapay zekanın tehlikeli davranışlarını tespit etmeyi zorlaştıracağını savunuyordu.
Balesni, bu konudaki öneriyi harici araştırmacı Ryan Greenblatt ile şirket sırlarını dışarıda bırakarak tartıştığını ve bu görüşmeyi OpenAI’ın izniyle yürüttüğünü ifade etti.
İşten çıkarılan çalışanlar, yaşanan bu sürecin şirket içindeki diğer araştırmacıları bağımsız uzmanlarla temas kurmaktan çekinir hale getireceğinden endişe ediyor. OpenAI ise bağımsız kuruluşlarla işbirliğini sürdürdüğünü belirtiyor.
OpenAI cephesinde çalışan hareketliliği ve fikri mülkiyet tartışmaları başka dosyalara da yansıyor. Şirket, bir eski çalışanını Apple’a geçmeden önce 100 dosya çalmakla suçlamıştı.
Şirket içindeki risk tartışmaları açık mektupla gündeme geldi
Ekim ayı başında Reuters, işten çıkarma gerekçelerine itiraz eden araştırmacıların kaleme aldığı açık mektuba şirketin verdiği yanıtı aktarmıştı. Araştırmacılar mektupta, sürecin etrafındaki belirsizliğin kurum içindeki riskleri açıkça tartışma kültürünü zedeleyebileceği uyarısını yapmıştı.
OpenAI yönetimi mektuba verdiği yanıtta kurum içi diyaloğu savundu: “OpenAI bünyesinde güvenlik ve araştırma tartışmaları her gün yapılıyor; bu tartışmalar genellikle canlı ve son derece eleştirel geçiyor. Bu müzakereleri teşvik ediyoruz ve doğru kararlar almak için gerekli görüyoruz. Çalışanlarımızdan hiçbirini soru işaretlerini dile getirdikleri için işten çıkarmadık, çıkarmıyoruz.”
Yapay zeka modellerinin denetimi ve güvenliği konusundaki tartışmalar, temmuz ayında OpenAI modellerinin Hugging Face platformuna yönelik gerçekleştirdiği test saldırısıyla daha da alevlenmişti. Şirket verilerine göre modeller birden fazla açığı birleştirerek internete erişmiş ve ele geçirilen kimlik bilgilerini kullanarak platformun sistemlerine sızmıştı.
OpenAI, yaşanan bu hadisenin ardından güvenlik önlemlerini artırdığını ve test prosedürlerini yeniden düzenlediğini duyurmuştu.
Amerika
Michigan Senato yarışında El-Sayed ve Rogers son kez karşılaştı

Michigan’daki kritik Senato koltuğu için yarışan Demokrat Abdul El-Sayed ile Cumhuriyetçi Mike Rogers son münazarada karşı karşıya geldi. Kamuoyu yoklamalarında El-Sayed az farkla önde seyrederken tahmin modelleri Demokrat adaya yüzde 67 kazanma şansı veriyor.
ABD Senatosu’ndaki çoğunluğu belirleme potansiyeli taşıyan Michigan eyaletinde, Demokrat aday Abdul El-Sayed ile Cumhuriyetçi rakibi Mike Rogers ikinci ve son televizyon münazarasında karşı karşıya geldi.
Emekliye ayrılan Demokrat Senatör Gary Peters’ın boşalttığı koltuk için yarışan eski Wayne County sağlık yetkilisi El-Sayed ile eski Temsilciler Meclisi üyesi Rogers, ay başında yapılan ilk karşılaşmaya kıyasla daha sakin geçen oturumda siyasi geçmişleri ve bağlılıkları üzerinden keskin hatlar çizdi.
Kamuoyu yoklamaları El-Sayed’in az farkla önde olduğunu gösterirken, Decision Desk HQ tahminleri Demokrat adayın seçimi kazanma ihtimalini yüzde 67 olarak hesaplıyor.
Adaylar Müslüman Kardeşler suçlamaları üzerinden tartıştı
Münazarada Cumhuriyetçi Rogers, rakibi El-Sayed’i yeniden Müslüman Kardeşler teşkilatıyla ilişkilendirmeye çalıştı.
El-Sayed’in kampanyasına Hamas ve Hizbullah’ı destekleyen isimlerden bağış geldiğini öne süren Rogers, “Müslüman Kardeşler tarafından satın alınmak sorun değil mi? Birleşik Devletler Senatosu’na gidecekseniz bilmemiz gerekiyor: Amerika’nın yanında mısınız yoksa denizaşırı ülkelerdeki bu terör gruplarının mı?” diye sordu.
El-Sayed ise Cumhuriyetçi rakibinin anayasaya bağlılığını sorgulamasını sert sözlerle eleştirdi.
Hiçbir zaman parçası olmadığı bir örgütle sürekli ilişkilendirilmeye çalışıldığını belirten El-Sayed, “Bunun hiçbir mantığı yok ve Mike, anayasaya olan sadakatimi sorgulaman senin seviyenin gerçekten çok altında kalıyor” dedi.
Seçim sürecinde Rogers cephesi, Müslüman Kardeşler bağlantılı kişilerden El-Sayed’e yapılan bağışlara işaret ederek Demokrat adayın örgüte destek sözü verdiğini iddia etti.
The New York Times haberine göre El-Sayed, teşkilat mensubu olan Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin seçilmesinin ardından 2012 yılında “medya ve polisin tasfiyesini” destekleyen bir açık mektuba imza attı. Demokrat aday, eski Başkan Donald Trump’ın geçen yıl terör örgütü listesine aldığı Müslüman Kardeşler ile bağını reddediyor.
Amerika’yla ve Amerikalı olmakla gurur duyduğunu vurgulayan El-Sayed, “Hepimize dilediğimiz gibi ibadet etme hakkı tanıyan anayasamızla gurur duyuyorum. Bunu sorman bence gerçekten utanç verici” ifadesini kullandı.
Rogers ile Trump arasındaki mesafe tartışma yarattı
Rogers, düşük kamuoyu onay oranlarına sahip Trump ile arasına mesafe koyma çizgisini münazarada da sürdürdü. Daha önce İran savaşına ve Trump’ın Kanada ile girdiği ticaret savaşına derhal son verilmesi çağrısında bulunan Rogers, Kanada gümrük vergilerinin “iyi düşünülmediğini” dile getirdi.
El-Sayed ise Trump’ın Rogers’a verdiği desteği kampanyanın merkezine yerleştirmeye çalıştı.
Trump’ın pazar günü Michigan’a yapacağı ziyareti hatırlatan El-Sayed, “Donald Trump buraya gelip senin için miting yapmadan bu yarışı kazanamazsın. Gelmesi için ona bu yüzden yalvardın” diye konuştu.
El-Sayed, izleyicilere “MAGA tombalası” oynamalarını önererek Trump destekçilerinin dikkat dağıtmak amacıyla sürekli hazır sloganlar kullandığını öne sürdü.
Rogers bu suçlamaya tepki göstererek rakibinin yalnızca Trump’a odaklandığını savundu.
Rogers, “Tombala oyunu, son 30 dakikada verdiği her yanıta kaç kez Trump kelimesini sıkıştırdığı üzerinden oynanmalı; bu gülünç” diyerek yarışın Michigan için en doğru yolu seçmekle ilgili olduğunu kaydetti.
Rogers ılımlı Demokrat seçmene seslendi
Rogers kapanış konuşmasında, Demokrat Parti ön seçiminde ılımlı çizgideki Temsilciler Meclisi üyesi Haley Stevens’ı destekleyen seçmenlere yöneldi.
Stevens’ı tercih eden ve El-Sayed’i “fazla aşırı” bulan seçmenlere seslenen Rogers, “Bizim yanımızda size de yer var” çağrısında bulundu.
El-Sayed, ABD’nin İsrail politikasının belirleyici olduğu çekişmeli ağustos ön seçiminde Stevens’ı yalnızca bir puan farkla mağlup etmişti.
Sahada “Mike Rogers İçin Demokratlar” adıyla bir koalisyon kuran Cumhuriyetçi aday, rakibini Amerika Demokratik Sosyalistleri grubuyla ilişkilendirmeye çalıştı. El-Sayed bu grubun üyesi olmasa da Herkes İçin Sağlık Sigortası (Medicare for All) gibi kuruluşun desteklediği politikaları savunuyor.
Eyalet genelinde El-Sayed’in politikalarını aşırı bulan çok sayıda yetkili olduğunu savunan Rogers, “Lafı gediğine koymakta çok başarılı ama mesele siyasete ve politikalara gelince o kadar iyi değil” dedi.
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika4 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını2 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum
Rusya2 hafta önceRusya, Trump ile varılan mutabakatla dizel ihracatını kısmen serbest bıraktı
Avrupa2 hafta önceBerlin’de Sol Parti, SPD-Yeşiller koalisyonu için “İsrail’in var olma hakkı”nın altını çizdi








