Bizi Takip Edin

Amerika

Trumpizmin iktisadi aklı – 2: Scott Bessent, Amerikan rüyası ve özel güzeldir

Yayınlanma

ABD Hazine Bakanı olarak ilk önemli ekonomi politikası konuşmasını yapan Scott Bessent, kendince Trump yönetiminin Amerikan ekonomisini “devlete bağımlılıktan” kurtarıp “özel sektör odaklı büyümeye” yöneltme yönündeki planını ortaya koyuyordu.

Geçen mart ayında New York Ekonomi Kulübü’nde konuşan eski Soros Fonu yöneticisi Bessent, Başkan Donald Trump’ın deregülasyon, kalıcı vergi indirimleri uygulama ve Amerikan sanayisini güçlendirmek için gümrük tarifelerini stratejik bir araç olarak kullanma niyetinde olduğunu açıkça belirtiyordu.

Scott Bessent, bu değişimle birlikte, önceki yönetimin “aşırıya kaçması” olarak tanımladığı durumu tersine çevirmeyi amaçlıyordu.

Bessent’e göre önceki hükümetler, fazla “devletçi” bir ekonomi politikası izliyor ve bu da inovasyon ve üretkenliği engelliyordu. Dolayısıyla ve tahmin edileceği üzere, ekonomide devlet müdahalesinin azaltılması gerekiyordu.

Geçtiğimiz yıl istihdam artışının %95’inden fazlasının kamu ve hükümete yakın sektörlerde yoğunlaştığını gösteren verilere işaret eden Scott Bessent, bu sektörlerin özel sektör işlerine kıyasla daha yavaş ücret artışı ve daha düşük verimlilik sunduğunu savunuyordu.

‘Bürokrasi’den ‘risk temelli’ düzenlemeye geçiş

Bessent şunu iddia ediyordu:

“Amerikan ekonomisi hükümet harcamaları ve kamu sektöründeki istihdam artışıyla yapay olarak desteklendi. İşletmelerin istihdam yaratma, yatırım ve inovasyona yön verdiği özel sektör destekli bir ekonomiye geri dönmeye odaklanmış durumdayız.”

Bu geçişi kolaylaştırmak için yönetim, Bessent’in küçük işletmelere gereksiz raporlama yükleri getirdiğini iddia ettiği Kurumsal Şeffaflık Yasasını askıya almayı planlıyordu.

Bessent ayrıca Trump’ın yatırım ve girişimciliği teşvik etmek için kalıcı vergi indirimleri, indirimli kurumlar vergisi oranları ve genişletilmiş küçük işletme kesintilerine olan bağlılığını yineliyordu.

Bakan, bankaların ekonomik büyümeyi yönlendirmede daha aktif bir rol oynamalarını sağlamak amacıyla finans sektörünü serbestleştirmek için “kapsamlı ve iddialı bir çaba” göstereceklerini de açıklıyordu.

Yönetim özellikle finans kuruluşlarının denetlenme şeklini elden geçirmeye odaklanarak, Bessent’in “bürokratik onay kutusu” olarak tanımladığı yaklaşımdan daha “risk temelli” bir düzenleme yaklaşımına geçmeyi hedefliyordu.

Hazine Bakanına göre tarifelerin üç hedefi

Konuşmanın bam teli, Scott Bessent’in agresif ticaret politikasını savunarak tarifelerin sadece korumacılıkla ilgili olmadığını, “daha rekabetçi ve dirençli bir ABD ekonomisi” yaratmakla ilgili olduğu yönündeki sözleriydi.

Olası enflasyonist etkilere ilişkin kaygıları reddeden Bakan, tarifelerin üç temel amaca hizmet ettiğini savunuyordu: gelir elde etmek, Amerikan sanayilerini ve çalışanlarını haksız uygulamalardan korumak ve ticaret görüşmelerinde güçlü bir müzakere aracı olarak hizmet etmek.

Bessent, “Başkan Trump’ın birçok kez söylediği gibi, ‘Tarife benim en sevdiğim kelimedir’. Ticaret ortakları misilleme yaparlarsa, daha da yüksek vergilerle karşı karşıya kalacaklar. Fakat müzakere etmek isterlerse, görüşmekten memnuniyet duyarız,” diyordu.

Bessent bu politikaya yönelik eleştirileri de reddederek, Trump’ın ticaret politikalarının ABD’nin küresel sahnedeki iktisadi gücünü yeniden tesis etmek üzere tasarlandığının altını çiziyordu.

Trumpizmin iktisadi aklı – 1: Stephen Miran ve doların devalüasyonu planı

‘Lehman momenti’nden ‘bırakın piyasalar çözsün’e

Yatırımcıların endişelerini gideren Bessent, yönetimin düşüşleri önlemek için hisse senedi piyasasına müdahale etme niyetinde olmadığını da açıkça ifade etti. Bu pozisyonun, Amerikan devletinin 2008-9 krizinde olduğu gibi bir “Lehman momenti” düşünmediğine, “piyasalar çözer” mantığına yaslandığına işaret ediyordu.

Nitekim Bessent, Trump yönetiminin “iktisadi sağlığın” bir göstergesi olarak hisse senedi fiyatlarından ziyade tahvil getirilerine odaklanmasına atıfta bulunarak, “Trump’ın yukarı yönlü çağrısı basit: eğer iyi politikalarımız varsa, o zaman piyasalar yükselecektir,” diyerek kestirip atıyordu.

Bessent ayrıca Trump’ın iktisadi siyasetinin, özellikle de ekonominin yeniden “özelleştirilmesinin”, faiz oranlarının düşmesine ve uzun vadeli piyasa güveninin artmasına katkıda bulunacağını öne sürüyordu.

Zaten Trump yönetiminin önüne koyduğu hedeflerden biri de yatırımcıları piyasa tarafından belirlenen faiz oranlarının düşmesi gerektiğine ikna etmek. Amerikan ekonomi yönetiminin üst düzey üyeleri özellikle on yıllık Hazine tahvillerinin getirisini düşürmek istiyor.

Bessent, Trump yönetiminin enerji fiyatlarını düşürerek ve regülasyonları kolaylaştırarak getirileri düşürebileceğini savunuyordu. Bakan, gümrük tarifeleri şokundan sonra ABD Hazine tahvillerindeki satışı da küçümseyerek “sistemik bir sorun” olmadığını söylüyordu.

Bessen, “Şu anda piyasalarda devam etmekte olan bu kaldıraç azaltma sarsıntılarından biri var,” diyor ve on yıllarca süren hedge-fon kariyerinde bunlara çok sık tanık olduğunu sözlerine ekliyordu: “Bu sabit gelirli piyasada kayıplar yaşayan ve kaldıraçlarını azaltmak zorunda kalan çok büyük kaldıraç oyuncuları var.”

Amerikan rüyasının önündeki engel: İşçilerin ucuz mallara erişimi…

“Ucuz mallara erişim Amerikan rüyasının özü değildir. Amerikan Rüyası, her vatandaşın refaha, yukarı doğru hareketliliğe ve iktisadi güvenliğe ulaşabileceği kavramına dayanır. Çok uzun zamandır, çok taraflı ticaret anlaşmalarının tasarımcıları bunu gözden kaçırdı.”

Bu iddianın doğal sonucu, “enflasyonla mücadele” programının arka sıralara itilmesi olurdu. Gerçekten de böyle: Bessent New York Ekonomi Kulübü’nde yaptığı konuşmada, “Bir süreklilik [continuum] içinde, enflasyon konusunda endişeli değilim,” diyerek buna işaret ediyordu.

“Wall Street harika işler yaptı, Wall Street iyi işler yapmaya devam edebilir. Fakat bu yönetim Main Street ile ilgili.” Bessent’in bu sözleri, Trump’ın da sık sık dile getirdiği bir hedef: “Main Street”, üretime, dükkancıya, mağazalara ve perakende satışlara odaklanma anlamına geliyor. Bessent, Trump’ın bu “cilasını” olduğu gibi tekrar ediyor.

Tarife savaşlarında ABD Hazine Bakanı Bessent öne çıkıyor

Ekonomide ‘detoks’ zamanı: Yeniden dengeleme hesabı

Mart ayında gümrük tarifeleri ilk duyurulduğunda, Trump’a resesyon riski olup olmadığı soruluyor ve Başkan da yanıt olarak politikalarında bir “geçiş periyodu” olacağını kabul ediyordu.

Trump’tan sonra konuşan Scott Bessent ise CNBC’ye verdiği demeçte en alttaki %50’lik Amerikan işçisinin “öldüğünü”, en tepedeki %10’un tüketimdeki payının %40’a, %50’ye yakın olduğunu öne sürüyor ve bu dengesizliği sona erdirmekten bahsediyordu:

“Bakın, kamu harcamalarından özel harcamalara geçerken doğal bir ayarlama olacaktır. Piyasa ve ekonomi paçayı kaptırır hale geldi ve biz bu hükümet harcamalarına bağımlı hale geldik ve bir detoks dönemi olacak. Bir detoks dönemi olacak.

(…)

Bakın, bir uyumlulaştırma [adjustment] var. Acı olup olmadığını göreceğiz. Yapmaya çalıştığımız şey, dün New York Ekonomi Kulübü’nde bundan bahsettim. Kamudan özel sektöre geçmeye çalışıyoruz. Bankacılık sistemimizi yeniden işler hale getirmek için güvenli ve sağlam düzenlemeler yapacağımızdan bahsettim. Yani bankalar özel şirketlere kredi vermeli. İstihdam özel şirketlerden gelmeli, devletten değil. Doğru politikaları uygularsak çok yumuşak bir geçiş olacağından eminim.”

Scott Bessent bunun bir “uyum süreci” olduğuna hep dikkat çekiyor. Ronald Reagan’a, Jimmy Carter’a referansla, p dönemde bazı çalkantılar olduğunu kabul ediyor (ki bu başkanlara dizinin sonraki bölümünde değineceğiz), fakat bu isimlerin “rotayı koruduğunu”, kendilerinin de izledikleri rotaya sahip çıkacaklarını vurguluyor.

Bessent, CNBC sunucunusa, “bu sürdürülemez sistem yıllardır inşa edildiği” söylüyor, ticaretin önceki “sürdürülemez sisteminin” de bugünkü iktisadi belirsizliklerden sorumlu olduğunu sözlerine ekliyordu:

“Ticaret ortaklarımız bizden faydalandı. Bunu büyük bütçe fazlalarından görebiliyoruz. Bunu büyük bütçe açıklarından da görebiliyoruz.”

Küreselleşmeye mersiye mi?

Scott Bessent, ekim ayında The Economist’te yayınlanan bir yazısında, küreselleşmenin ABD’de artan eşitsizliği tetiklediğini ve bunun da toplumsal ve iktisadi eşitsizliklerin büyümesine yol açtığını belirtiyordu.

“Batılı orta sınıf ve işçi sınıfı nüfusları küreselleşmeye karşı giderek daha temkinli hale geliyor,” diye yazıyordu daha sonra Hazine Bakanı olacak finans yöneticisi, “Uluslararası ticaret sisteminin faydalarını korumanın tek yolu, sistemin bazı hatalı varsayımlarını sorgulamak ve mevcut durum için güncellemektir.”

Aynı yazıya başlarken, Bessent’in uluslararası iktisat ve ticaret politikaları ile güvenlik arasında sıkı bağlar kurma çağrısı yapması, yazı dizisinin ilk bölümünü okuyanlar için şaşırtıcı olmayacaktır. Bu fikir, yani ulusal güvenlik ile ekonomi ve ticaretin birbirinden ayrıştırılamaz olduğu fikri, bu döneme özgü değildir; “neoliberal” çağda da Amerikan ulusal güvenliği uluslararası iktisadi sisteme bağlıdır. Stephen Miran ve Bessent gibileri, bunun altını daha kalın çizmek, eski konfigürasyonun artık Amerikan ulusal güvenliği lehine çalışmadığını öne çıkarmak istiyorlar. Bessent yazıyor:

“Amerika Birleşik Devletleri uluslararası ekonomik düzenin yeniden şekillendirilmesinde daha aktif bir rol oynamalıdır. Uluslararası ticaret sistemini tamamen terk etmek Amerikan halkı ve müttefiklerimiz için bir felaket olacaktır. Bununla birlikte, mevcut durum güvenlik zafiyetleri yaratmaktadır ve Amerika Birleşik Devletleri için toplam ekonomik faydalar belirsizdir. Amerika’nın yeni nesil uluslararası iktisadi politikası, gerçek anlamda serbest ticaretin getirebileceği faydaları sağlamak için güvenlik ilişkilerini ve iktisadi ilişkileri daha yakından ilişkilendirmelidir. Ayarlamalara ihtiyaç vardır, fakat bunlar dikkatle ayarlanmalı ve bilinçli bir şekilde hızlandırılmalıdır.”

Küreselleşme yüzünden; 1) Çin yükselmiştir, 2) Amerikan ekonomisinin yapısını bozarak ABD’nin hasımları ile olan güç dengesi değişmiştir. Bessent’in tezleri bunlar. Uluslararası iktisadi entegrasyon, açık piyasalar ve küreselleşme küresel ekonominin kısa vadeli verimliliği artırıp malların maliyetini önemli ölçüde düşürerek enflasyonun frenlenmesine yardımcı olsa da, ticaretin serbestleştirilmesinin “bölüşüm” üzerindeki etkileri göz ardı edildi ve Amerika’daki eşitsizlik daha da kötüleşti.

Uyum süreci büyük ölçüde gerçekleşmemiş, bu da küresel ekonomide kalıcı dengesizliklere yol açmıştı. “Arzu edilen denge,” diye yazıyordu Bessent, “başta Çin olmak üzere Japonya, Güney Kore ve diğer ihracata bağımlı ekonomiler gibi yabancı hükümetlerin kasıtlı politika tercihleriyle engellenmiştir.”

Wolfgang Münchau: Trump’ın tarifeleri küreselleşmenin sonudur

Uluslararası ticaret ve güvenlik sistemine güncelleme arayışı

Yukarıda değinmiştik, Scott Bessent uluslararası ticaret sistemini terk etmeyi değil, yeniden düzenlemeyi savunuyor.

Ona göre birçok kusuruna rağmen, uluslararası ticaret sistemini terk etmek büyük bir iktisadi ve stratejik hata olur. Bunun yerine ABD, uluslararası ekonomideki “dengesizliklerin” kaynaklarını düzeltmeye yönelik politikalar benimseyecek.

Söylemeye gerek bile yok, elbette bu tedbirler “küresel bir temelde hareket etmeli”, zira iki tarafın bulunduğu eylemler dengesizliklerin altında yatan kaynağı ele almak yerine büyük ölçüde onların etrafından dolanıyor.

Bessent bu nedenle, Joe Biden döneminin alamatifarikası olan “sanayi politikaları” tartışmalarını yersiz buluyor, bunu elbette “devletçi” görüyor ve şöyle yazıyor:

“Geniş tabanlı gümrük tarifeleri gibi makroekonomik düzeydeki müdahaleler, sanayi politikası gibi genellikle hükümetin kazananları ve kaybedenleri seçmesine dayanan mikroekonomik müdahalelerden daha etkili olacaktır.”

ABD, müttefiklerine de bu doğrultuda müdahale etmelidir: Amerikan cari açığını kapatacak hamleler. Amerika’nın güvenlik garantileri ve pazar erişimi de, müttefiklerin “ortak güvenlik” için daha fazla harcama yapma ve ekonomilerini zaman içinde dengesizlikleri azaltacak şekilde yapılandırma taahhütleriyle bağlantılı olmalı; Bessent’in önerisi budur:

“Böylesi bağlantılı bir güvenlik ve iktisadi ittifaklar sistemi, Amerikan çıkarlarına uygun davranışları teşvik etmek için dinamik olmalıdır. Ülkeler, ortaya koydukları tercihlere göre bu ilişkiler sisteminin merkezine yaklaşabilir ya da uzaklaşabilir.

Uluslararası ekonominin daha net bir şekilde bölümlere ayrılması, dengesizliklerin altında yatan kaynaklarla yüzleşmek için şu anda baskın olan ikili yaklaşımdan daha etkili kaldıraçlar sağlayacaktır. Ayrıca, çevre dışında kalmanın maliyeti de yüksek olacaktır. ABD pazarlarına erişim olmadan, Çin’in kapasite fazlası diğer ülkelerin yerli üretiminin yaşayabilirliğini tehdit edecektir. Ayrıca ABD liderliğindeki bölgenin dışında kalan hegemonların savaş sonrası dönemde ABD kadar yardımsever olması da pek olası değildir.”

Amerika

Çin’e 300 milyon dolarlık Nvidia çipi kaçırmakla suçlanan iş insanı gözaltında

Yayınlanma

ABD’de federal savcılar, Çin’e 300 milyon dolar değerinde yapay zeka çipi içeren sunucu kaçırmakla suçlanan Amerikalı iş insanı Greg Louie’yi gözaltına aldı. Şüphelinin 2023 ve 2024 yıllarında gerekli hükümet lisansını almadan Malezya ile Singapur üzerinden transit sevkiyat yaptığı belirtiliyor.

ABD’de federal savcılar, California’da yaşayan iş insanı Greg Louie’yi Nvidia üretimi yapay zeka çiplerini barındıran 300 milyon dolarlık sunucuları Çin’e yasa dışı yollarla ihraç etmek suçlamasıyla gözaltına aldı.

Bloomberg’ün haberine göre, Earthmade Computer Inc. adlı özel şirketin sahibi olan Louie, iş yerine geldiği sırada yakalandı.

Amerikalı iş insanına İhracat Kontrolü Reform Yasası’nı ihlal etmek amacıyla komplo kurmak, kaçakçılık ve kara para aklamak amacıyla komplo kurmak suçlamaları yöneltildi.

Soruşturma dosyasında, Louie’nin 2023 ile 2024 yılları arasında kimliği henüz tespit edilemeyen kişilerle ortak hareket ederek ileri teknoloji Nvidia çipleriyle donatılmış sunucuları Çinli müşterilere sevk ettiği kaydedildi.

Söz konusu sevkiyatların gerçekleşmesi için ABD hükümetinden özel lisans alınması şartı aranıyordu, ancak şüphelinin resmi makamlara herhangi bir lisans başvurusu yapmadığı tespit edildi.

Donanımların Malezya ve Singapur üzerinden transit geçirildiği, bu ülkelerden de yasa dışı biçimde yeniden ihraç edilerek Çin’e ulaştırıldığı belirlendi.

Washington yönetimi son yıllarda Pekin’in gelişmiş yapay zeka donanımlarına erişimini engellemeye çalışırken, Çin kendi üretim kapasitesini artırma ve yaptırımları aşacak alternatif güzergahlar bulma arayışını sürdürüyor.

ABD hükümeti, 2022 yılında Nvidia ürünlerinin Çin ve Rusya’ya ihracatına lisans zorunluluğu getirmişti. Kısıtlamalar, özellikle yapay zeka operasyonlarında kullanılan A100 ve H100 serisi grafik işlem birimlerini (GPU) hedef alıyor.

Öte yandan Washington yönetimi ocak ayında Nvidia’ya, H200 dahil güçlü yapay zeka çiplerini Çin’e satabilmesi için izin verdi. Şirketin bu satışları gerçekleştirebilmesi için elinde yeterli miktarda ürün tedariki sağladığını belgelemesi gerekiyor.

The Information gazetesi daha önce Pekin yönetiminin, ByteDance ve Alibaba gibi ülkenin önde gelen teknoloji devlerinin belirli Nvidia GPU’larını satın almasına onay vermeyi değerlendirdiğini yazmıştı.

Eylül ayı başında The New York Times gazetesi de ABD’nin yaptırım listesinde yer alan Çin merkezli teknoloji şirketi Inspur’un kısıtlamalara rağmen Nvidia çipleri dahil ileri Amerikan teknolojilerini sattığını öne sürdü.

Gazetenin haberinde, söz konusu ağda Inspur’un ABD’deki iştiraki Aivres şirketinin kilit rol üstlendiği kaydedildi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Mahkemeden 110 milyar dolarlık Paramount ve Warner Bros. birleşmesine onay

Yayınlanma

ABD federal mahkemesi, Paramount’un Warner Bros.’u 110 milyar dolara devralmasına yönelik uzlaşmayı onaylayarak birleşmenin önünü açtı. Şirket, varılan mutabakat uyarınca beş yıl boyunca yılda en az 30 film vizyona sokacak ve yerli yapımlara yıllık 300 milyon dolar ek yatırım yapacak.

ABD’de federal mahkeme, medya şirketi Paramount’un Warner Bros. Discovery’yi 110 milyar dolara devralmasına onay verdi.

ABD Bölge Yargıcı Araceli Martinez-Olguin, tarihin en büyük medya birleşmelerinden birini engellemek amacıyla Kaliforniya öncülüğündeki 12 eyaletin açtığı davada tarafların 21 Eylül’de vardığı uzlaşmayı onayladı.

Eyaletler, birleşmenin sinema ve televizyon alanında nihai tüketiciler için fiyatları artırabilecek bir tekel yaratacağını savunuyordu.

Yargıç Martinez-Olguin ise uzlaşmayı “makul, fiili ve hukuki bir çözüm” olarak nitelendirdi.

Onaylanan uzlaşma şartlarına göre şirket, beş yıl boyunca ABD sinemalarında her yıl en az 30 film vizyona sokmak ve ülke içindeki yapımlara yılda 300 milyon dolar ek kaynak aktarmak zorunda kalacak.

Şartların yerine getirilmemesi durumunda Paramount, Miramax film stüdyosunu satma yaptırımıyla karşılaşabilecek.

Anlaşma ayrıca kablolu yayın müzakerelerinin iki şirketin kanalları için ayrı ayrı yürütülmesini ve Paramount bünyesindeki CBS News ile Warner Bros.’a ait CNN’i denetleyecek bağımsız bir gazeteciler kurulu oluşturulmasını zorunlu kılıyor.

Kaliforniya Adalet Bakanlığı temsilcisi, varılan uzlaşmanın rekabet konusundaki endişeleri giderdiğini, tüketici tercihlerini güvenceye aldığını ve Kaliforniyalı çalışanların geleceğini gözettiğini açıkladı.

Şirketler ayrıca Amerika Yazarlar Birliği (WGA) ile yürütülen antitröst davasında da anlaşmaya vardı.

Bu kapsamda sendikanın sağlık fonuna 17,5 milyon dolar ödenecek ve CBS News bünyesindeki WGA istihdam seviyesi beş yıl boyunca korunacak.

Paramount, birleşmenin tamamlanmasıyla birlikte oyuncak üreticisi Mattel’in CEO’su Ynon Kreiz’in şirkette Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO David Ellison ile ortak CEO görevini üstleneceğini duyurdu. Satın alma sürecinin 6 Ekim Salı günü tamamlanması bekleniyor.

Yaklaşık 110 milyar dolarlık devralma işlemi, Paramount Pictures, CBS, Paramount+, HBO ve CNN gibi dev medya varlıklarını tek çatı altında toplayacak.

Süreç, Paramount’un Netflix ile girdiği rekabeti kazanmasının ardından şekillendi.

Warner Bros. daha önce stüdyo operasyonları, HBO ve HBO Max yayın platformu için Netflix ile 82,7 milyar dolarlık satış üzerinde anlaşmış, ancak Netflix’in teklif artırmaması üzerine Warner Bros. Discovery şubat ayında Paramount’un teklifini kabul etmişti.

Paramount ise süreçte rakibi Netflix’i “yakıp yıkma taktiği” izlemekle suçlamıştı.

Mahkemece onaylanan uzlaşmaya bazı eyalet başsavcıları tepki gösterdi. Süreçte özellikle Massachusetts, New York, Connecticut ve Minnesota eyaletlerinin savcıları uzlaşma şartlarına itiraz etti.

Connecticut Başsavcısı William Tong, ofisinin CNN ile CBS News birimlerinin tamamen elden çıkarılarak yapıdan ayrılmasını talep ettiğini, bağımsız bir denetim kurulu kurulmasının önemine rağmen tam ayrışmayı sağlayamadıklarını belirtti.

Söz konusu birleşme temmuz ayından bu yana federal mahkeme kararıyla askıya alınmış durumdaydı.

Paramount daha sonra yasal süreç tamamlanana veya birleşme anlaşmasının vadesi olan Haziran 2027’ye kadar devralmayı tamamlamamayı taahhüt etmişti.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’den gizlenen nükleer testleri yakalamak için yer altında deney

Yayınlanma

ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi, yer altında gizlenen düşük kapasiteli nükleer patlamaları tespit etmek amacıyla Nevada sahasında kimyasal patlayıcılarla deney gerçekleştirdi. Ölçümlerde sismometreler, sesötesi sensörler ve radyoaktif izleyiciler kullanılırken kurum yönetimi nükleer tespit kapasitesinde geride kalmayacaklarını açıkladı.

ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi (NNSA), düşük kapasiteli nükleer patlamaların tespit edilmesine yönelik bir deneme gerçekleştirdiğini duyurdu.

Kurumun basın servisinden yapılan açıklamaya göre çalışma, Nevada Ulusal Güvenlik Sahası’ndaki P Tüneli’nde kimyasal patlayıcılar ve radyoaktif izleyiciler kullanılarak yapıldı.

Denemeden elde edilen verilerin, ABD’nin nükleer patlamaları tespit etme kapasitesini güçlendirme çalışmaları kapsamında bilimsel modellerin sınanması ve algoritmaların hassaslaştırılması amacıyla kullanılacağı kaydedildi.

NNSA, deneyin özellikle sismik etkisi zayıflatılmış patlamaların tespit edilmesine odaklandığını bildirdi.

Klasik yer altı nükleer denemelerinde patlayıcı düzenek kayayla doğrudan temas edecek biçimde derin kuyulara yerleştiriliyor ve patlama dalgası çevreye tam olarak ulaşıyor.

Öte yandan sismik etkisi azaltılmış yöntemde düzenek geniş bir yer altı odasında patlatılıyor; bu uygulama patlamanın yarattığı sismik izi önemli ölçüde düşürüyor.

Deney sırasındaki ölçümler ivmeölçerler, sismometreler, elektromanyetik ve sesötesi sensörler, radyoaktif izleyici örnekleyicileri ile meteoroloji aygıtlarını kapsayan gelişmiş algılayıcı sistemleriyle yürütüldü.

NNSA Başkanı Brandon Williams, nükleer faaliyetlerin saptanmasının nükleer uzmanlık gerektirdiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Bu tür deneyler Amerika’nın tespit kabiliyetinde rakipsiz kalmasını sağlıyor. Başkan Donald Trump yönetimi, Birleşik Devletler’in güç konumundan hareket edeceğini açıkça ortaya koydu. Amerikan inovasyonundan kaçış yok. Bu deneyle net bir mesaj veriyoruz: Bu yönetim döneminde Amerika’nın geride kalmasına asla izin verilmeyecektir.”

Nevada’daki deneme planını mayıs ayı ortasında duyuran Williams, yabancı ülkelerdeki nükleer testleri tespit edecek sensörlerin bu sonbaharda test edileceğini belirtmişti.

Williams o dönemde, hasım ülkelerin Kapsamlı Nükleer Testlerin Yasaklanması Antlaşması’nı (CTBT) arkadan dolanarak yürüttüğü nükleer denemeleri saptamak ve sismik sensörlerin verimini artırmak amacıyla merkezi olmayan testler uyguladıklarını dile getirmişti.

ABD’de nükleer test tartışması, Donald Trump’ın geçen yıl nükleer silah denemelerine “eşit şartlarda” yeniden başlayacaklarını açıklamasının ardından hareketlendi.

ABD’nin deneme yapmayan tek ülke olarak kalmasını istemediğini savunan Trump, Rusya, Çin, Kuzey Kore ve Pakistan’ın nükleer testler gerçekleştirdiğini öne sürdü.

Washington yönetimi şubat ayında da Rusya ve Çin ile eşit şartlar temelinde nükleer denemelere dönmeye hazır olduğunu bildirdi.

Birleşmiş Milletler ise mayıs ayı başında yaptığı değerlendirmede, Rusya ve ABD’nin nükleer testlere yeniden başlamasının dünya genelindeki diğer ülkeleri de aynı yönde adım atmaya sevk edeceği uyarısında bulundu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English