Diplomasi
Trump’tan Rus petrolüne sert yaptırım tehdidi: Küresel kriz kapıda mı?

ABD Başkanı Donald Trump, Ukrayna’da ateşkes sağlanamaması hâlinde Rus petrolü satın alan ülkelere yüzde 25 ila 50 arasında gümrük vergisi getirme tehdidinde bulundu. Uzmanlara göre bu adım, başlıca alıcılar olan Çin ve Hindistan’ı hedef alarak ya küresel bir ticaret krizine ya da petrol fiyatlarında fahiş artışlara yol açarak ABD ekonomisine de ciddi zarar verebilir. Bu nedenle analistler, Trump’ın bu tehdidi hayata geçirme olasılığını düşük görüyor ve bunu bir müzakere taktiği olarak değerlendiriyor.
ABD Başkanı Donald Trump, NBC News sunucusu Kristen Welker’a verdiği telefon mülakatında, tarafların Ukrayna’daki çatışmaları sona erdirecek bir anlaşmaya varamaması durumunda Rus petrolüne karşı en sert yaptırımları uygulamakla tehdit etti.
Trump, “Bu, Rusya’dan petrol alırsanız Amerika Birleşik Devletleri’nde iş yapamayacağınız anlamına gelecek. Tüm petrole yüzde 25 ila 50 arasında bir gümrük vergisi uygulanacak,” dedi.
Bu durum, Rus petrolünün iki ana alıcısı olan Hindistan ve Çin’in doğrudan hedef alınacağı anlamına geliyor.
Trump’ın bu adımı atmaya karar vermesi durumunda iki olası senaryo bulunuyor.
İlk senaryoda, Çin ve Hindistan Rus petrolünü almaktan vazgeçmiyor ve alımlarını yeni yöntemlerle gizlemeye çalışıyor.
Hindistan, indirimli Rus petrolünü işleyip petrol ürünlerini piyasa fiyatlarından ihraç ederek iyi bir kâr elde ediyor.
Çin’in ise ekonomik nedenlerin yanı sıra Rus petrolünü almaya devam etmek için ciddi siyasi gerekçeleri de bulunuyor.
Ulusal Enerji Enstitüsü Genel Müdür Yardımcısı ve sektörel medya kuruluşu InfoTEK‘in genel yayın yönetmeni Aleksandr Frolov, Vzglyad gazetesine verdiği demeçte “Rus petrolünden vazgeçmek, Çin’in deniz yoluyla petrol tedarikine olan bağımlılığını artıracak ve bu da Çin’i denizdeki olası çatışmalara karşı daha savunmasız hâle getirecektir. Örneğin, Çin’e petrol tedarikinin önemli bir kısmının yapıldığı Malakka Boğazı ile ilgili teorik olarak sorunlar ortaya çıkabilir. Yani Çin’in Rus petrolünden vazgeçmesi, Pekin üzerindeki dış politika baskısı olasılığını artırıyor,” dedi.
Frolov, Rusya’dan yapılan sevkiyatın büyük kısmının Doğu Sibirya-Pasifik Okyanusu boru hattı sistemi üzerinden gerçekleştiğini belirtti.
Eğer ABD, Çin ve Hindistan’a karşı tüm ürünlerine yüzde 50’ye varan gümrük vergileri şeklinde ikincil yaptırımlar uygularsa, küresel ticarette bir çöküş yaşanabilir.
Rusya Federasyonu Hükümeti Maliye Üniversitesi ve Ulusal Enerji Güvenliği Fonu (FNEB) uzmanı İgor Yuşkov da “Rus petrolünün yaklaşık yüzde 90’ı bu iki ülkeye, Hindistan ve Çin’e gidiyor. Ve bunlar Amerika Birleşik Devletleri’nin en büyük ticaret ortaklarından. Bu da ABD’nin kendisini de riske attığı anlamına geliyor. ABD’ye giden mallara ithalat vergileri uygulanacak, bu mallar pahalılaşacak ve tedarikleri azalacak. Üstelik ABD’nin bu malları, özellikle Çin’den gelenleri ikame etmesi zor olacak,” şeklinde konuştu.
Aleksandr Frolov ise, “Çin’de monte edilen her iPhone, ABD’deki herhangi bir alıcıya şu ankinden daha pahalıya mal olacak. Bu durum, genellikle alternatifi olmayan Çinli üreticilerden çok ABD’li tüketicileri daha sert vuracaktır,” ifadelerini kullandı.
Şu anda ABD, Çin’den parasal değer olarak ihraç ettiğinden daha fazla ithalat yapıyor. Bu durum bir dereceye kadar Trump’ın hayalini kurduğu ticaret açığının azaltılmasına yardımcı olabilir, ancak bunun bedeli ABD içinde fiyat artışları ve tüketim malları kıtlığı olacak.
Böyle bir durumun sıradan Amerikan vatandaşlarının hoşuna gitmesi pek muhtemel değil. Bu, enflasyonun artmasına ve ABD Merkez Bankası’nın (Fed) para politikasını sıkılaştırma ihtiyacına yol açacak ve ABD ekonomisi ciddi türbülans yaşayacak.
FNEB uzmanı Yuşkov, “Trump, eylemleriyle küresel bir ekonomik krize yol açacak küresel bir ticaret krizi yaratma riski taşıyor,” değerlendirmesinde bulundu.
Fakat Hindistan ve Çin’in ikincil yaptırımlardan korkup ABD’nin taleplerine uyarak mevcut hacimlerde Rus petrolü alımını durdurduğu ikinci bir senaryo da mümkün.
Bu durumda, bu ülkeler ABD’ye mallarını eskisi gibi yeni gümrük vergileri olmadan göndermeye devam ederler. Dünya petrol piyasası ise, beraberinde getireceği tüm sonuçlarla birlikte ciddi bir krize sürüklenir.
Yuşkov, “Şu anda Hindistan ve Çin’e günde yaklaşık 4 milyon varil petrol gidiyor. Sorun şu ki, mevcut koşullarda bu kadar büyük hacimleri başka hiçbir yere satamayız. Avrupa’ya deniz yoluyla tedarik yasak, ABD’ye de öyle. Bu hacimleri başka pazarlara yönlendirmek zor ve zaman alıcı. Piyasada, örneğin Hindistan’ın şu anda aldığı günde 1,5-2 milyon varilin tamamını tek bir alıcıya satabileceğimiz kadar büyük alıcılar yok,” bilgisini paylaştı.
Eğer Rusya, Trump’ın yaptırımları nedeniyle petrolünü satamazsa, şu anda Çin ve Hindistan’a tedarik ettiği günde tam 4 milyon varillik petrol üretimini kısmak zorunda kalacak.
Petrol ürünleri de hesaba katıldığında, piyasadan günde 5 milyon varilin çekilmesi söz konusu olacak. Frolov, “Bu, dünya tüketiminin yaklaşık yüzde 3-5’i demek ki bu devasa bir miktar. Bu tür hacimleri anında ikame etmek mümkün değil,” diye belirtti.
Elbette, başta OPEC üyeleri olmak üzere başka petrol üreticileri de var. Ancak uzmanlar, onların Trump’ın piyasada açtığı boşluğu doldurmak isteyeceklerinden şüpheli.
Aleksandr Frolov, “Mesele şu ki, Orta Doğu ülkeleri, başka bir büyük petrol üreticisini kendi elleriyle boğmak isteyen büyük petrol tüketicilerinin durumuna anlayış gösterip göstermeyecekleri. Bir dahaki sefere başka birinin eliyle kendilerinin de boğulabileceğini tam olarak anlıyorlar. Bunu 2022’de Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin ‘Üzgünüz, ancak Rus hacimlerini ikame edecek teknik imkanımız yok,’ dediğinde zaten görmüştük,” ifadesini kullandı.
Uzmanlar, ABD’nin Rus petrol ve petrol ürünleri ithalatını yasakladığı, AB’nin ise henüz kendi yaptırımlarını uygulamadığı ancak Avrupalıların şimdiden korkup normalden daha az alım yaptığı 2022 yılıyla paralellik kuruyor.
İgor Yuşkov, “Rusya’nın ihracatı alternatif pazarlara yeniden yönlendirmesi yaklaşık bir ay sürdü. Ancak Hindistan pazarına girmeden önce, anlık olarak üretimi günde 1 milyon varil kısmak zorunda kaldık, çünkü petrolü koyacak yer yoktu. Ve bu, fiyatların varil başına 120 dolara yükselmesine neden oldu. Bu kısa sürdü ama yaşandı. Şimdi durum çok daha kötü olabilir, piyasadan hacimlerimizin yarısı bile -2 milyon varil petrol- çekilse bile. O zaman fiyatlar fırlayabilir,” dedi.
Frolov, “2022 yılındaki durumun modellenmesi, dünya piyasasından günde yaklaşık 3 milyon varil Rus petrolünün çekilmesinin fiyatları varil başına yaklaşık 350 dolara çıkaracağını gösterdi,” şeklinde konuştu.
Bu durum, hâlâ net petrol ithalatçısı konumunda olan ABD için de bir darbe olacak.
Ancak en önemlisi, bu durum Amerikan pazarında benzin ve dizel fiyatlarının artmasına yol açacak.
2022 yazında, dünya piyasasından sadece 1 milyon varil Rus petrolü çekildiğinde bile ABD’de akaryakıt fiyatlarında tarihi bir rekor kırılmıştı; daha büyük hacimlerin çekilmesi durumunda ne olacağı ise belirsiz.
Frolov, “ABD’de motorin ve dizel fiyatı doğrudan petrol fiyatına bağlıdır. Benzin fiyatının yüzde 50’ye kadarı petrol maliyeti. 2022’de ABD’de benzin fiyatları litre başına 1 dolar 35 sente kadar yükseldi. Bu, uzun yılların zirvesiydi ve halk arasında gerçek bir paniğe neden oldu ki seçimlere daha zaman olsa da bu göz ardı edilemez,” değerlendirmesini yaptı.
Öte yandan Yuşkov, 2022’de ithalatçı ülkelerin Rusya’dan bile daha fazla zarar gördüğünü de sözlerine ekledi. Zira Rusya, üretim ve ihracattaki azalmaya rağmen yaptırımlar öncesiyle hemen hemen aynı geliri elde etti ve şimdi de durumun aynı olacağını belirtiyor.
Bu nedenle uzmanlar, Trump’ın, en azından dile getirilen sert biçimiyle böyle bir adıma gideceğinden oldukça şüpheli.
Yuşkov, sözlerini şöyle tamamladı: “Trump, petrol yaptırımlarıyla Rusya’yı korkutmak istiyor. Böylece müzakere pozisyonunu güçlendirebileceğini düşünüyor. Ancak Rus petrolünü piyasadan çıkarma girişimleri, ABD’nin kendisi için de sonuçları ağır olabilecek riskler taşıyor. Burada Rusya üzerinde baskı kurmak için net, iyi düşünülmüş bir plana ihtiyaç var, ancak gördüğümüz kadarıyla böyle bir plan yok.”
Rusya Merkez Bankası, petrol fiyatlarında çöküş uyarısı yaptı
Diplomasi
İddia: Norveç Başbakanı Støre eski Rus yetkiliyle Oslo’da görüştü

Bloomberg, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre’nin geçtiğimiz yaz aylarında Oslo’da üst düzey eski bir Rus yetkiliyle bir araya geldiğini yazdı. Habere göre bu görüşme, Støre ve Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın büyük Avrupa güçlerini Ukrayna müzakerelerine dahil etmek için yürüttüğü diplomatik hazırlıklar dahilinde yapıldı.
Bloomberg’ün kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre, geçtiğimiz yaz aylarında başkent Oslo’da üst düzey eski bir Rus yetkiliyle bir araya geldi.
Ajansa konuşan kaynak, eski Rus yetkilinin bu görüşmede Støre’ye Avrupa’nın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e ültimatom vermek yerine onunla diyalog kurması gerektiğini söylediğini aktardı.
Söz konusu temas, Støre ile Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın, Ukrayna’daki çözüm müzakerelerine büyük Avrupa güçlerinin katılmasına zemin hazırlamak amacıyla yürüttüğü “mutfak diplomasisinin” parçasını oluşturuyor.
Norveç ve Finlandiya liderlerinin uzun bir ortak çalışma geçmişine sahip olduğuna dikkat çeken Bloomberg, ikilinin yirmi yıllık dostlukları sayesinde uluslararası siyasette sonuç aldığını yazdı.
Liderler daha önce, ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland’ı ele geçirme tehditleri üzerine kendisiyle müzakere girişimlerine öncülük etmiş, ayrıca yaklaşık 30 lideri gelişmiş yapay zeka modellerinin denetlenmesine yönelik anlaşmayı imzalamaya ikna etmişti.
Ajansa konuşan kaynak, iki liderin uyumunu şu sözlerle anlattı: “Birlikte harika çalışıyorlar. Stubb, Avrupa çapında ve küresel ölçekte büyük düşünmek istiyor; bu yaklaşım Støre’de de karşılık görüyor.”
Bloomberg’e bilgi veren iki ayrı kaynak ise liderlerin benimsediği ekip çalışması stratejisinin, zorlu müzakereler sırasında Stubb ve Støre’ye “birbirini kollama” ve üzerlerindeki baskıyı hafifletme imkanı tanıdığını savundu.
İlk kez 2008 yılında dışişleri bakanlığı yaptıkları dönemde tanışan Stubb ve Støre, spora duydukları ortak ilgiyle yakınlaştı.
Fransa’da eğitim görmüş olmaları ve Fransızca bilmeleri de iki siyasetçiyi birleştiren diğer unsurlar arasında yer alıyor. Stubb, kaleme aldığı Alex adlı kitabında Støre’yi “iyi dostu” olarak tanımlamıştı.
Bloomberg’in haberinde, Stubb ve Støre’nin bu hafta Ukrayna’nın talebi üzerine Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile telefon görüşmesi yapmasının birçok müttefiki şaşırttığı vurgulandı.
Öte yandan ajans, söz konusu girişimin Avrupa’ya müzakere masasında yer alma konusunda yeni bir şans sunduğunun altını çizdi.
Ancak telefon trafiği bazı Avrupa ülkelerinin eleştirilerine yol açtı. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, Finlandiya ve Norveç’in bu görüşmeyle ne elde etmeyi umduğunu anlamadığını belirterek Avrupa ülkelerinin ortak hareket etmesinin önemini vurguladı.
İsveç Başbakanı Ulf Kristersson da görüşme hakkında kendisine önceden bilgi verilmemesinden duyduğu memnuniyetsizliği dile getirdi.
Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius ise Moskova ile daha önce yürütülen müzakere girişimlerinin sonuçsuz kaldığına işaret etti.
İngiliz The Guardian gazetesi, telefon görüşmesinin doğurduğu gerilimin, Avrupa’nın Moskova ile kendi iletişim kanalını kurma çabalarını zorlaştırma tehdidi taşıyan görüş ayrılıklarını gözler önüne serdiğini yazdı.
Gazete bu durumu, hükümetlerin yalnızca Rus liderle temas kurma gerekliliği konusunda değil, aynı zamanda kendi adlarına kimin konuşacağı üzerinde de uzlaşmaya çalışmasına bağladı.
Financial Times (FT) gazetesi ise ülkelerin, Ukrayna müzakerelerinde kendi çıkarlarını Moskova ve Washington’a iletmek adına Putin ile nasıl temas kurulacağı konusundaki anlaşmazlıklar yüzünden “ikilemle” karşı karşıya kaldığını bildirdi.
Gazetenin verilerine göre ABD ve Ukrayna; İngiltere, Fransa ve Almanya’dan oluşan E3 grubunu müzakerelerde Avrupa’nın en olası temsilcileri olarak görüyor.
Ancak küçük devletler kendi çıkarlarının göz ardı edileceğinden endişe duyduğu için bu seçenek Avrupa içinde görüş ayrılıkları yaratıyor.
Diğer yandan Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı Yuriy Uşakov, Putin’in Stubb ve Støre ile yaptığı telefon görüşmesine Avrupa Birliği (AB) liderlerinden olumsuz tepki gelmesini Moskova’nın beklemediğini açıkladı.
Avrupa’da Rusya Devlet Başkanı ile görüşmeler konusunda ortak tutum oluşmadığını belirten Uşakov, “orada çok seslilik ve kargaşa hakim olduğunu” ifade etti.
Diplomasi
Politico: ABD, Belarus gübresi için Litvanya’ya liman baskısı yapıyor

Politico’nun haberine göre ABD yönetimi, Belarus potasyumunun sevkiyatı için Klaipeda Limanı’nın açılması konusunda Litvanya’ya çağrıda bulunuyor. Kanada ile yaşanan tarife krizinin ardından alternatif gübre arayışına giren Washington, Avrupa Birliği yaptırımlarını aşmayı hedefliyor.
ABD yönetimi, Avrupa Birliği yaptırımlarını aşarak Belarus potasyumunun ihracatı için Klaipeda Limanı’nı açması yönünde Litvanya’ya baskı uyguluyor.
Politico’nun dört Avrupalı yetkiliye dayandırdığı haberde, ABD’nin Belarus Özel Temsilcisi John Cole’un Litvanyalı diplomatlarla Belarus mallarına yönelik ablukanın hafifletilmesi konusunu ele aldığı aktarıldı.
Gübre üretiminde temel bir bileşen niteliği taşıyan potasyumun küresel pazarının yaklaşık yüzde 20’sini Belarus kontrol ediyor.
Kullandığı potasyumun neredeyse tamamını ithal eden ABD, sevkiyatın yaklaşık yüzde 80’ini Kanada’dan karşılıyor.
Ağustos ayında Ottawa yönetimi ile yürütülen ticaret müzakerelerinin kesilmesi ve karşılıklı gümrük tarifelerinin yeniden devreye girmesi üzerine Washington, hammadde temininde alternatif kaynak arayışına girdi.
ABD Başkanı Donald Trump, geçen ay yaptığı açıklamada Minsk yönetimiyle “kapsamlı bir anlaşma” üzerinde çalıştıklarını duyurmuştu.
Trump, Amerikalı çiftçilerin şu anda Kanadalı şirketlere ödediğinden “çok daha düşük bir fiyata” potasyum satın almayı hedeflediklerini dile getirdi.
Hazırlanan planın hayata geçmesi ise gübrelerin Klaipeda Limanı ya da bölgedeki diğer limanlar üzerinden gemilere yüklenmesine bağlı kalıyor.
Avrupa Birliği’nin yürürlükteki yaptırımları, üye ülkelerin limanlarından Belarus menşeli malların sevk edilmesini yasaklıyor. Kısıtlamaların uzatılmasına dair bir sonraki kararın şubat ayında alınması bekleniyor.
2027 yılının ilk yarısında AB dönem başkanlığını üstlenecek Litvanya’nın ise bu yaptırımları veto etme yetkisi mevcut.
ABD, Belarus’un potasyum sektörüne yönelik ilk yaptırımları 2021 yılında devreye sokmuştu.
Washington yönetimi birkaç yıl sonra, Aralık 2025’te Belarus potasyum endüstrisine uyguladığı kısıtlamaları hafifletme sürecine girdi.
Financial Times’ın aktardığına göre, Amerikan kısıtlamalarının yumuşatılmasının ardından Belarus potasyumunun ilk partisi 22 Ekim’de ABD’ye sevk edildi. Bu sevkiyat, iki ülke arasında 2021 yılından bu yana gerçekleşen ilk teslimat oldu.
Öte yandan Belarus Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukaşenko, üretilen tüm miktarın bu yıl için önceden sözleşmeye bağlandığını gerekçe göstererek Belarus’un Batı pazarlarına potasyum gübresi gönderemeyeceğini ifade etti.
Diplomasi
Trump baskı yaptı, Kiev Rus petrol rafinerilerini vurmayı durdurdu

Trump’ın küresel akaryakıt fiyatlarını artırdığı gerekçesiyle yürüttüğü baskı sonuç verdi ve Ukrayna, Rus petrol rafinerilerine yönelik saldırılarına gayriresmi olarak ara verdi. Wall Street Journal’ın haberine göre 3 Kasım’daki ABD Kongresi ara seçimlerine kadar sürmesi beklenen duraklama öncesinde Washington, Kiev’den saldırıları 30 günlüğüne kesmesini istedi.
The Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin haberine göre ABD, Rusya’daki petrol rafinerilerine düzenlenen Ukrayna saldırılarının durdurulması için ABD Başkanı Donald Trump’ın haftalarca sürdürdüğü baskı sonucunda amacına ulaştı.
Gazeteye konuşan kaynakların belirttiğine göre saldırılardaki “gayriresmi ara” en azından 3 Kasım’da yapılacak ABD Kongresi ara seçimlerinin sonuna kadar sürecek, hatta bu süreyi de aşabilecek.
Kiev yönetimi ise saldırıların durdurulduğuna dair resmi bir açıklama yapmadı.
Son haftalarda Kiev’den Rus petrol rafinerilerini vurmayı bırakmasını talep eden Trump, küresel akaryakıt fiyatlarındaki artıştan Ukrayna’yı sorumlu tutuyordu.
Gazetenin görüşlerine başvurduğu enerji uzmanları ise fiyat artışını ağırlıklı olarak ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaşa bağlıyor.
WSJ’nin iki Amerikalı yetkiliye dayandırdığı haberine göre ABD Özel Temsilcisi Jared Kushner, 20 Ekim’de Oslo’da Ukrayna lideri Vladimir Zelenskiy ile yapılan görüşmede Trump’ın talebini yineledi.
WSJ’ye konuşan kaynaklardan biri bu görüşmeyi “çok sert” diye nitelendirdi.
Amerikalı yetkililerden birinin aktardığına göre toplantıya uzaktan katılan Kushner, Washington’a duyulan minnettarlığın bir göstergesi olarak Ukrayna’ya petrol rafinerisi saldırılarını 30 günlüğüne durdurmayı önerdi.
WSJ’nin belirttiğine göre uydu internet sistemi Starlink’in çalışmasındaki kısıtlamalar da Kiev’in tutumunu etkiledi.
14 Ekim’de başlayan bu kısıtlamalar Ukrayna’nın insansız hava araçlarını kullanmasını zorlaştırdı.
Hizmetin tam kapasiteyle çalışmasına ancak on gün sonra, Trump’ın SpaceX CEO’su Elon Musk’a başvurmasıyla geri dönülebildi.
Gazetenin haberine göre Ukrayna’nın Avrupalı müttefikleri de ABD’deki oylama tamamlanana kadar rafineri saldırılarına ara verilmesini tavsiye etti.
Gazete, Starlink’teki kesintinin ve ABD’nin Kiev’e desteği kesme tehditlerinin sonucunda Ukrayna’nın Beyaz Saray’a duyduğu güvenin daha da sarsıldığı değerlendirmesini yaptı.
Enerji ateşkesi tartışmaları Rus motorini anlaşmasının gölgesinde yürüdü
Trump, 11 Ekim’de Rusya ve Ukrayna’nın enerji tesislerine yönelik saldırıları durdurma konusunda anlaştığını duyurmuştu.
Ukrayna lideri Vladimir Zelenskiy ise Amerikalı mevkidaşının sözlerini ilk kez duyduğunu söylemiş, ancak Rusya’nın da kabul etmesi şartıyla ateşkese hazır olduğunu dile getirmişti.
Rusya Devlet Başkanı Sözcüsü Dmitriy Peskov da 13 Ekim’de enerji ateşkesine ilişkin temasların sürdüğünü doğrulamıştı.
Buna rağmen ertesi gün Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, Ryazan ve Saratov bölgelerindeki petrol rafinerilerine saldırılar düzenlendiğini açıkladı.
Ryazan Bölgesi Valisi Pavel Malkov ise 15 Ekim sabahı insansız hava aracı saldırısının ardından yerel petrol rafinerisi arazisinde yangın çıktığını duyurdu.
Devlet Başkanı Vladimir Putin de enerji altyapısına yönelik saldırıların sorun yarattığını ancak cephedeki durumu etkilemediğini söylüyordu.
Putin 1 Ekim’de yaptığı açıklamada “Bizim petrol rafinerilerimizde de tablo aynı. Petrol rafinerilerini vurmaya başladılar ve amaçlarını doğrudan ekonomimize zarar vermek olarak açıkladılar. Amaçlarına ulaştılar mı? Kısmen, çünkü tahminlerimize göre gayrisafi yurt içi hasılanın yaklaşık yüzde 1’ini kaybettik. Üstelik bunu bilinçli yaptılar, bunlar sivil hedefler, sivil hedefleri vurdular. Peki ne oldu? Birebir karşılığını aldılar” dedi.
Enerji ateşkesi görüşmeleri, Moskova ile Washington arasında 9 Ekim’de varılan Rus motorini tedariki anlaşmasının gölgesinde yürütüldü.
Zelenskiy bu anlaşmayı ABD’nin ihaneti olarak nitelendirmişti.
Amerika2 hafta önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Diplomasi5 gün önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Dünya Basını1 hafta önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Görüş1 hafta önceFransa sokaklarında kaos ve hesaplaşma
Söyleşi7 gün önce“AfD, Alman büyük sermayesindeki iç çelişkinin bir ifadesi”
Dünya Basını1 hafta önceAmerika inkâr girdabında: Üç düşünürden sistemin çöküşüne dair uyarılar
Dünya Basını1 hafta önce“Tescilli aşırı sağcı”: Alman parti sisteminin bumerangı
Amerika2 hafta önceMilenyum kuşağı tarihin en büyük nostalji dalgasını başlattı







