Diplomasi
Türkiye’den İsrail’e ihracat kısıtlaması: Önemli ancak diplomatik tedbirlerle desteklenmeli

Ticaret Bakanlığı, Filistin’e saldırılarına devam eden İsrail’e yönelik 54 ürün grubunda ihracat kısıtlaması uygulanmasını kararlaştırdı. İsrail’in tepkisini çeken kararı, araştırmacı yazar Emir Aşnas ile konuştuk.
İsrail’in ekim ayından bu yana süren Gazze operasyonlarından dolayı Türkiye’nin bu ülkeyle ticareti uzun zamandır tartışma konusuydu. Ülke içinde yükselen eleştirilerden sonra Ticaret Bakanlığı adım attı ve 54 ürün grubunda İsrail’e ihracat kısıtlaması getirdi.
Ankara’nın kararına ilk tepki İsrail Dışişleri Bakanı Israel Katz’dan geldi. Sosyal medya platformu üzerinden açıklamada bulunan Katz, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı etiketlediği paylaşımda şu ifadeleri kullandı:
İsrail, ABD’den yaptırım uygulamasını isteyecek
“Erdoğan, Gazze’de kadınlara, kız çocuklara, yetişkinlere tecavüz eden, öldüren ve bedenlerine saygısızlık eden ve çocukları diri diri yakan Hamas katillerine verdiği destek uğruna bir kez daha Türkiye halkının ekonomik çıkarlarını feda ediyor. İsrail şiddete ve gasplara boyun eğmeyecek, ticaret anlaşmalarının tek taraflı ihlaline göz yummayacak ve Türkiye’ye karşı Türk ekonomisine zarar verecek paralel tedbirler alacaktır. İsrail’in Türkiye’nin ihracatını engelleyeceği ürünler için bir liste daha hazırlanmasını ve ayrıca ABD’deki kuruluşlarla temasa geçilmesini, Türkiye’deki yatırımların durdurulmasını ve Türkiye’den ürün ithalatının engellenmesini Amerika’daki dostlarımızdan isteyeceğiz. Kongre boykot yasalarının ihlalini inceleyecek ve buna göre Türkiye’ye yaptırım uygulayacak.”
“İhracatın tümüyle yasaklanması mümkün değil”
Uluslararası ticaret ve yatırım, kamu yönetimi ve ticaret diplomasisi alanında uzman olan araştırmacı yazar Emir Aşnas, ihracat kısıtlamasının ihracat yasağından farkını şöyle anlattı: “Kısıtlama çeşitli şekillerde olabilir. Örneğin belli bir ürüne belli belli bir kota dahilinde yani belli bir miktara kadar ihracat izni verilip, bunun üzerinde olan miktara izin verilmeyebilir. Yasaklamada ise o malın ihracatı tümüyle yasaklanabilir. Yine kısıtlama süreli olabilir; yasaklamada ise o malın ihracatı süresiz olarak durdurulur.”
Daha önemli bir nokta olarak GATT-DTÖ (Dünya Ticaret Örgütü) anlaşmaları ve kuralları kapsamında ihracatın tümüyle ve süresiz yasaklanmasının mümkün olmadığına dikkat çeken Aşnas, hem Türkiye hem de İsrail’in DTÖ üyesi olduğunu hatırlattı.
Kısıtlama uygulamasına ilişkin mevzuatın henüz Resmî Gazete’de yayımlanmadığını belirten Aşnas, “Dolayısıyla bu uygulamanın kapsamı, esasları, süresi ve uygulama yöntemlerine dair henüz net bir fikre sahip değiliz. Bu aşamada, Ticaret Bakanlığı’nın resmî açıklamasından hareketle bazı öngörülerde bulunmak mümkün. Bu bağlamda Türkiye’nin Ticaret Bakanlığı’nın açıklamasında sayılan 54 adet ürün ve ürün grubunun İsrail’e ihracatını ikinci bir açıklamaya kadar durdurduğunu anlıyoruz.”
“Yasaklanan malların teknik tanımı yapılmalı”
Aşnas, uygulamada kısıtlama kararının nasıl hayata geçeceği ile ilgili şu bilgileri verdi: “Ticaret Bakanlığı bu konuyla ilgili mevzuatı düzenleyecek, uygulamanın esaslarıyla birlikte kısıtlamaya tabi ürünlerin teknik açıklaması ve tanımı için gümrük tarife istatistik pozisyonları belirlenecek ve ilan edilecektir. Yine Ticaret Bakanlığına bağlı gümrükler de bu malların İsrail’e ihracatını içeren gümrük beyannamelerini onaylamayacak ve böylece ihracat gerçekleştirilemeyecektir.”
Ancak şu noktaya da dikkat çekti: “Söz konusu malların bizim gümrüklerimizde başka bir destinasyona/varış noktasına yönelik olduğu kaydedilip, o varış noktasından İsrail’e sevki tabii ki mümkündür.”
Kısıtlama kararının Türkiye’nin İsrail’e ihracatını nasıl etkileneceği konusunda tam bir fikir sahibi olmak için ihracatı kısıtlanacak malların teknik tanımının yapılası ve gümrük tarife istatistik pozisyonlarının belirlenmesi gerektiğine dikkat çeken Aşnas, “Halihazırda Ticaret Bakanlığının ilgili birimlerinin bu çalışmayı yapmakta olduğunu düşünüyorum. Aksi halde sağlıklı bir uygulama söz konusu olamaz” dedi.
İsrail’in demir-çelik ithalatına darbe
Aşnas, kısıtlamanın yapılacağı ilan edilen ürün gruplarıyla ilgili şu bilgileri verdi:
“Ticaret Bakanlığının açıklamasında sayılan ürün ve ürün grupları arasında demir-çelik ve demir metallerin ve ürünlerinin -ve hattâ metal işleme makinelerinin, metallerin işlemesinde kullanılan kimyasalların- önemli bir bölümünün kısıtlama kapsamında olacağı görülüyor. Metal ve ürünleri ihracatı sektörel olarak Türkiye’nin İsrail’e ihracatında en yüksek paya (%20’nin üzerinde) sahip. Ayrıca, Türkiye bu konuda -özellikle demir-çelik sektöründe- İsrail’in en önemli-birinci tedarikçi ülkesi.”
“Ancak, Türkiye’nin İsrail’e ihracatında ikinci büyük sektör olan otomotiv (ana ve yan sanayi) ürünlerinin ise bu kısıtlamada yer almadığı ya da kısmen yer aldığı görülüyor. Yine listede kimya sektörü ile inşaat sektörüne yönelik çok sayıda ürünün ve ürün grubunun yer aldığı görülüyor. Tüm bu liste incelendiğinde Türkiye’nin İsrail’e ihracatının önemli oranda kısıtlanması bekleniyor. Ancak belirttiğim gibi bu konuda daha net ve kesin bir kanaate varmak için kısıtlama kapsamındaki malların teknik tanımının yapılmasını beklemek yerinde olacaktır.”
“Karar alelacele alınmış gibi görünüyor”
Kısıtlama kararının tepkiyle alınmış ve aceleye getirilmiş olduğunun açık olduğunu belirten Aşnas, “Aksi halde bu konudaki yasal düzenlemelerin yapılmış olması gerekirdi” dedi ve şöyle devam etti: “İkinci husus İsrail’e ihracatta önemli paya sahip bazı ürünlerin (özellikle otomotiv sanayii) liste dışı tutulduğu; bir diğer ifadeyle listenin oluşturulmasında kamuoyunun en çok tepkisini çeken ‘askeri amaçla kullanılabilecek’ metal, kimya, inşaat malzemeleri sektörlerinin ‘zorunlu olarak’ kapsanmak istendiği, bunun dışında ise sektörlerin durumuna göre seçici bir yaklaşım izlenmeye çalışıldığı anlaşılıyor.”
Aşnas, Ticaret Bakanlığı’nın açıklamasında yer alan “Esasen, çok önceden bu yana, İsrail’e askeri amaçla kullanılabilecek herhangi bir ürün veya hizmetin satışına ülkemizce izin verilmemiştir ve verilmemektedir” ifadesinden “suçluluk telaşının” ve Türk kamuoyunda bu konuda yükselen tepkileri dindirme amacıyla kaleme alındığının anlaşıldığını söyledi.
Ticaret Bakanlığı’nın açıklamasında ihracat kısıtlamasının BM kararlarına ve Uluslararası Adalet Divanı’nın (UAD) kararlarına dayandırılmasıyla ilgili Aşnas şöyle konuştu: “Atıfta bulunulan örneğin BM Güvenlik Konseyi Kararlarının İsrail’e ihracatla ilgisi yok. Söz konusu kararlar Gazze’ye insani yardımın sağlanması ve engellenmemesiyle ilgili. Ancak, Ticaret Bakanlığı’nın atıfta bulunduğu kararlardan birisi, İsrail aleyhine Güney Afrika’nın açtığı soykırım davasında UAD’nin almış olduğu 26 Ocak 2024 tarihli ihtiyati tedbir kararı. Tabii, o zaman da böyle bir kararın alınması için neden bugüne kadar beklendiği haklı bir soru olarak ortaya çıkıyor. Yanı sıra, Filistin konusunda belki de dünyada ‘en iddialı’ konuşan bir ülke olarak Türkiye’nin neden kendisinin UAD’de dava açmadığı sorusu da cevaplanmayı bekleyen önemli bir soru.”
Aşnas, Gazze’de ateşkes uygulanana kadar yani geçici bir şekilde uygulanacağı belirtilen bu ihracat kısıtlamalarının yeterli olup olmayacağı ile ilgili şu değerlendirmelerini paylaştı:
“Kapsanan ürünler itibariyle önemli olmakla beraber yetersiz olduğu, esasen konuyla ilgili hukuki ve teknik düzenlemelerin tamamlanmasından sonra keyfiyetin daha net bir şekilde görüleceği anlaşılıyor. Alelacele, hukuki ve teknik düzenlemeleri yapılmadan açıklanan bu ihracat kısıtlaması kararının, UAD kararının yerine getirilmesinden ziyade Türk kamuoyunda gittikçe yükselen tepkilerin dindirilmesine yönelik olduğu, esasen diplomatik/siyasi tedbirlerle desteklenmeyen bu ihracat kısıtlaması kararının taktiksel ve geçici bir adım olduğu söylenebilir.”
Ticaret Bakanlığının İsrail’e yönelik ihracat kısıtlaması kararı aldığı ürün grupları şunlar:
1- Alüminyum profiller
2- Alüminyum teller
3- Boyalar
4- Bakır profiller, çubuklar ve teller
5- Beton mikserleri
6- Çelik borular ve bağlantı parçaları
7- Çelik filmaşin
8- Çelik kaplar ve depolar
9- Çelik köprü aksamı
10- Çelik kuleler
11- Çelik profiller
12- Çimento
13- Çimentodan, betondan veya suni taştan inşaat için bloklar ve levhalar
14- Demir çelikten tüm inşaat malzemeleri
15- Demir-çelik tüm teller
16- Ekskavatörler
17- Elektrik kabloları
18- Elektrik panolar
19- Fayanslar
20- Fiberoptik kablolar ve elektrik iletkenleri
21- Forkliftler
22- Granit
23- Halat ve kablolar
24- Hırdavat ürünleri
25- Hidrolik yağlar
26- İnşaat demiri
27- İnşaat makinaları
28- İnşaat yalıtım malzemeleri
29- İnşaatta kullanılan camlar
30- Kimyasal bileşikler
31- Kimyasal gübreler
32- Klinker
33- Kovalar, kepçeler, kürekler, kıskaçlar ve kancalar
34- Kükürt
35- Madeni yağlar
36- Makaralı zincirler
37- Mermer
38- Metal işleme makinaları
39- Metallerin işlenmesinde kullanılan kimyasallar
40- Mineral gübreler
41- Motor yağları
42- Paletler
43- Plastik borular
44- Sandviç paneller
45- Seramikler
46- Solvent boyalar
47- Tel çekme makinaları
48- Testere makinaları
49- Tuğlalar
50- Uçak benzini ve jet yakıtı
51- Vernikler
52- Vinçler
53- Yapıştırıcılar ve tutkallar
54- Yassı çelik ürünleri
Diplomasi
İddia: Norveç Başbakanı Støre eski Rus yetkiliyle Oslo’da görüştü

Bloomberg, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre’nin geçtiğimiz yaz aylarında Oslo’da üst düzey eski bir Rus yetkiliyle bir araya geldiğini yazdı. Habere göre bu görüşme, Støre ve Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın büyük Avrupa güçlerini Ukrayna müzakerelerine dahil etmek için yürüttüğü diplomatik hazırlıklar dahilinde yapıldı.
Bloomberg’ün kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre, geçtiğimiz yaz aylarında başkent Oslo’da üst düzey eski bir Rus yetkiliyle bir araya geldi.
Ajansa konuşan kaynak, eski Rus yetkilinin bu görüşmede Støre’ye Avrupa’nın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e ültimatom vermek yerine onunla diyalog kurması gerektiğini söylediğini aktardı.
Söz konusu temas, Støre ile Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın, Ukrayna’daki çözüm müzakerelerine büyük Avrupa güçlerinin katılmasına zemin hazırlamak amacıyla yürüttüğü “mutfak diplomasisinin” parçasını oluşturuyor.
Norveç ve Finlandiya liderlerinin uzun bir ortak çalışma geçmişine sahip olduğuna dikkat çeken Bloomberg, ikilinin yirmi yıllık dostlukları sayesinde uluslararası siyasette sonuç aldığını yazdı.
Liderler daha önce, ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland’ı ele geçirme tehditleri üzerine kendisiyle müzakere girişimlerine öncülük etmiş, ayrıca yaklaşık 30 lideri gelişmiş yapay zeka modellerinin denetlenmesine yönelik anlaşmayı imzalamaya ikna etmişti.
Ajansa konuşan kaynak, iki liderin uyumunu şu sözlerle anlattı: “Birlikte harika çalışıyorlar. Stubb, Avrupa çapında ve küresel ölçekte büyük düşünmek istiyor; bu yaklaşım Støre’de de karşılık görüyor.”
Bloomberg’e bilgi veren iki ayrı kaynak ise liderlerin benimsediği ekip çalışması stratejisinin, zorlu müzakereler sırasında Stubb ve Støre’ye “birbirini kollama” ve üzerlerindeki baskıyı hafifletme imkanı tanıdığını savundu.
İlk kez 2008 yılında dışişleri bakanlığı yaptıkları dönemde tanışan Stubb ve Støre, spora duydukları ortak ilgiyle yakınlaştı.
Fransa’da eğitim görmüş olmaları ve Fransızca bilmeleri de iki siyasetçiyi birleştiren diğer unsurlar arasında yer alıyor. Stubb, kaleme aldığı Alex adlı kitabında Støre’yi “iyi dostu” olarak tanımlamıştı.
Bloomberg’in haberinde, Stubb ve Støre’nin bu hafta Ukrayna’nın talebi üzerine Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile telefon görüşmesi yapmasının birçok müttefiki şaşırttığı vurgulandı.
Öte yandan ajans, söz konusu girişimin Avrupa’ya müzakere masasında yer alma konusunda yeni bir şans sunduğunun altını çizdi.
Ancak telefon trafiği bazı Avrupa ülkelerinin eleştirilerine yol açtı. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, Finlandiya ve Norveç’in bu görüşmeyle ne elde etmeyi umduğunu anlamadığını belirterek Avrupa ülkelerinin ortak hareket etmesinin önemini vurguladı.
İsveç Başbakanı Ulf Kristersson da görüşme hakkında kendisine önceden bilgi verilmemesinden duyduğu memnuniyetsizliği dile getirdi.
Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius ise Moskova ile daha önce yürütülen müzakere girişimlerinin sonuçsuz kaldığına işaret etti.
İngiliz The Guardian gazetesi, telefon görüşmesinin doğurduğu gerilimin, Avrupa’nın Moskova ile kendi iletişim kanalını kurma çabalarını zorlaştırma tehdidi taşıyan görüş ayrılıklarını gözler önüne serdiğini yazdı.
Gazete bu durumu, hükümetlerin yalnızca Rus liderle temas kurma gerekliliği konusunda değil, aynı zamanda kendi adlarına kimin konuşacağı üzerinde de uzlaşmaya çalışmasına bağladı.
Financial Times (FT) gazetesi ise ülkelerin, Ukrayna müzakerelerinde kendi çıkarlarını Moskova ve Washington’a iletmek adına Putin ile nasıl temas kurulacağı konusundaki anlaşmazlıklar yüzünden “ikilemle” karşı karşıya kaldığını bildirdi.
Gazetenin verilerine göre ABD ve Ukrayna; İngiltere, Fransa ve Almanya’dan oluşan E3 grubunu müzakerelerde Avrupa’nın en olası temsilcileri olarak görüyor.
Ancak küçük devletler kendi çıkarlarının göz ardı edileceğinden endişe duyduğu için bu seçenek Avrupa içinde görüş ayrılıkları yaratıyor.
Diğer yandan Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı Yuriy Uşakov, Putin’in Stubb ve Støre ile yaptığı telefon görüşmesine Avrupa Birliği (AB) liderlerinden olumsuz tepki gelmesini Moskova’nın beklemediğini açıkladı.
Avrupa’da Rusya Devlet Başkanı ile görüşmeler konusunda ortak tutum oluşmadığını belirten Uşakov, “orada çok seslilik ve kargaşa hakim olduğunu” ifade etti.
Diplomasi
Politico: ABD, Belarus gübresi için Litvanya’ya liman baskısı yapıyor

Politico’nun haberine göre ABD yönetimi, Belarus potasyumunun sevkiyatı için Klaipeda Limanı’nın açılması konusunda Litvanya’ya çağrıda bulunuyor. Kanada ile yaşanan tarife krizinin ardından alternatif gübre arayışına giren Washington, Avrupa Birliği yaptırımlarını aşmayı hedefliyor.
ABD yönetimi, Avrupa Birliği yaptırımlarını aşarak Belarus potasyumunun ihracatı için Klaipeda Limanı’nı açması yönünde Litvanya’ya baskı uyguluyor.
Politico’nun dört Avrupalı yetkiliye dayandırdığı haberde, ABD’nin Belarus Özel Temsilcisi John Cole’un Litvanyalı diplomatlarla Belarus mallarına yönelik ablukanın hafifletilmesi konusunu ele aldığı aktarıldı.
Gübre üretiminde temel bir bileşen niteliği taşıyan potasyumun küresel pazarının yaklaşık yüzde 20’sini Belarus kontrol ediyor.
Kullandığı potasyumun neredeyse tamamını ithal eden ABD, sevkiyatın yaklaşık yüzde 80’ini Kanada’dan karşılıyor.
Ağustos ayında Ottawa yönetimi ile yürütülen ticaret müzakerelerinin kesilmesi ve karşılıklı gümrük tarifelerinin yeniden devreye girmesi üzerine Washington, hammadde temininde alternatif kaynak arayışına girdi.
ABD Başkanı Donald Trump, geçen ay yaptığı açıklamada Minsk yönetimiyle “kapsamlı bir anlaşma” üzerinde çalıştıklarını duyurmuştu.
Trump, Amerikalı çiftçilerin şu anda Kanadalı şirketlere ödediğinden “çok daha düşük bir fiyata” potasyum satın almayı hedeflediklerini dile getirdi.
Hazırlanan planın hayata geçmesi ise gübrelerin Klaipeda Limanı ya da bölgedeki diğer limanlar üzerinden gemilere yüklenmesine bağlı kalıyor.
Avrupa Birliği’nin yürürlükteki yaptırımları, üye ülkelerin limanlarından Belarus menşeli malların sevk edilmesini yasaklıyor. Kısıtlamaların uzatılmasına dair bir sonraki kararın şubat ayında alınması bekleniyor.
2027 yılının ilk yarısında AB dönem başkanlığını üstlenecek Litvanya’nın ise bu yaptırımları veto etme yetkisi mevcut.
ABD, Belarus’un potasyum sektörüne yönelik ilk yaptırımları 2021 yılında devreye sokmuştu.
Washington yönetimi birkaç yıl sonra, Aralık 2025’te Belarus potasyum endüstrisine uyguladığı kısıtlamaları hafifletme sürecine girdi.
Financial Times’ın aktardığına göre, Amerikan kısıtlamalarının yumuşatılmasının ardından Belarus potasyumunun ilk partisi 22 Ekim’de ABD’ye sevk edildi. Bu sevkiyat, iki ülke arasında 2021 yılından bu yana gerçekleşen ilk teslimat oldu.
Öte yandan Belarus Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukaşenko, üretilen tüm miktarın bu yıl için önceden sözleşmeye bağlandığını gerekçe göstererek Belarus’un Batı pazarlarına potasyum gübresi gönderemeyeceğini ifade etti.
Diplomasi
Trump baskı yaptı, Kiev Rus petrol rafinerilerini vurmayı durdurdu

Trump’ın küresel akaryakıt fiyatlarını artırdığı gerekçesiyle yürüttüğü baskı sonuç verdi ve Ukrayna, Rus petrol rafinerilerine yönelik saldırılarına gayriresmi olarak ara verdi. Wall Street Journal’ın haberine göre 3 Kasım’daki ABD Kongresi ara seçimlerine kadar sürmesi beklenen duraklama öncesinde Washington, Kiev’den saldırıları 30 günlüğüne kesmesini istedi.
The Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin haberine göre ABD, Rusya’daki petrol rafinerilerine düzenlenen Ukrayna saldırılarının durdurulması için ABD Başkanı Donald Trump’ın haftalarca sürdürdüğü baskı sonucunda amacına ulaştı.
Gazeteye konuşan kaynakların belirttiğine göre saldırılardaki “gayriresmi ara” en azından 3 Kasım’da yapılacak ABD Kongresi ara seçimlerinin sonuna kadar sürecek, hatta bu süreyi de aşabilecek.
Kiev yönetimi ise saldırıların durdurulduğuna dair resmi bir açıklama yapmadı.
Son haftalarda Kiev’den Rus petrol rafinerilerini vurmayı bırakmasını talep eden Trump, küresel akaryakıt fiyatlarındaki artıştan Ukrayna’yı sorumlu tutuyordu.
Gazetenin görüşlerine başvurduğu enerji uzmanları ise fiyat artışını ağırlıklı olarak ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaşa bağlıyor.
WSJ’nin iki Amerikalı yetkiliye dayandırdığı haberine göre ABD Özel Temsilcisi Jared Kushner, 20 Ekim’de Oslo’da Ukrayna lideri Vladimir Zelenskiy ile yapılan görüşmede Trump’ın talebini yineledi.
WSJ’ye konuşan kaynaklardan biri bu görüşmeyi “çok sert” diye nitelendirdi.
Amerikalı yetkililerden birinin aktardığına göre toplantıya uzaktan katılan Kushner, Washington’a duyulan minnettarlığın bir göstergesi olarak Ukrayna’ya petrol rafinerisi saldırılarını 30 günlüğüne durdurmayı önerdi.
WSJ’nin belirttiğine göre uydu internet sistemi Starlink’in çalışmasındaki kısıtlamalar da Kiev’in tutumunu etkiledi.
14 Ekim’de başlayan bu kısıtlamalar Ukrayna’nın insansız hava araçlarını kullanmasını zorlaştırdı.
Hizmetin tam kapasiteyle çalışmasına ancak on gün sonra, Trump’ın SpaceX CEO’su Elon Musk’a başvurmasıyla geri dönülebildi.
Gazetenin haberine göre Ukrayna’nın Avrupalı müttefikleri de ABD’deki oylama tamamlanana kadar rafineri saldırılarına ara verilmesini tavsiye etti.
Gazete, Starlink’teki kesintinin ve ABD’nin Kiev’e desteği kesme tehditlerinin sonucunda Ukrayna’nın Beyaz Saray’a duyduğu güvenin daha da sarsıldığı değerlendirmesini yaptı.
Enerji ateşkesi tartışmaları Rus motorini anlaşmasının gölgesinde yürüdü
Trump, 11 Ekim’de Rusya ve Ukrayna’nın enerji tesislerine yönelik saldırıları durdurma konusunda anlaştığını duyurmuştu.
Ukrayna lideri Vladimir Zelenskiy ise Amerikalı mevkidaşının sözlerini ilk kez duyduğunu söylemiş, ancak Rusya’nın da kabul etmesi şartıyla ateşkese hazır olduğunu dile getirmişti.
Rusya Devlet Başkanı Sözcüsü Dmitriy Peskov da 13 Ekim’de enerji ateşkesine ilişkin temasların sürdüğünü doğrulamıştı.
Buna rağmen ertesi gün Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, Ryazan ve Saratov bölgelerindeki petrol rafinerilerine saldırılar düzenlendiğini açıkladı.
Ryazan Bölgesi Valisi Pavel Malkov ise 15 Ekim sabahı insansız hava aracı saldırısının ardından yerel petrol rafinerisi arazisinde yangın çıktığını duyurdu.
Devlet Başkanı Vladimir Putin de enerji altyapısına yönelik saldırıların sorun yarattığını ancak cephedeki durumu etkilemediğini söylüyordu.
Putin 1 Ekim’de yaptığı açıklamada “Bizim petrol rafinerilerimizde de tablo aynı. Petrol rafinerilerini vurmaya başladılar ve amaçlarını doğrudan ekonomimize zarar vermek olarak açıkladılar. Amaçlarına ulaştılar mı? Kısmen, çünkü tahminlerimize göre gayrisafi yurt içi hasılanın yaklaşık yüzde 1’ini kaybettik. Üstelik bunu bilinçli yaptılar, bunlar sivil hedefler, sivil hedefleri vurdular. Peki ne oldu? Birebir karşılığını aldılar” dedi.
Enerji ateşkesi görüşmeleri, Moskova ile Washington arasında 9 Ekim’de varılan Rus motorini tedariki anlaşmasının gölgesinde yürütüldü.
Zelenskiy bu anlaşmayı ABD’nin ihaneti olarak nitelendirmişti.
Amerika2 hafta önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Diplomasi7 gün önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Dünya Basını1 hafta önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Söyleşi1 hafta önce“AfD, Alman büyük sermayesindeki iç çelişkinin bir ifadesi”
Görüş2 hafta önceFransa sokaklarında kaos ve hesaplaşma
Dünya Basını1 hafta önceAmerika inkâr girdabında: Üç düşünürden sistemin çöküşüne dair uyarılar
Dünya Basını2 hafta önce“Tescilli aşırı sağcı”: Alman parti sisteminin bumerangı
Amerika2 hafta önceMilenyum kuşağı tarihin en büyük nostalji dalgasını başlattı












