Diplomasi
Ukrayna savaşının bir yılı: Müsvedde anlaşmalar, Midas’ın kulakları ve NATO cesetleri

Ukrayna’nın saha ve kurban olarak belirlendiği gayri resmi NATO-Rusya savaşı, 2025’te önceki senelere göre garip gelişmelere sahne oldu. Donald Trump’ın başa geçmesiyle bir tür “diplomasi” adı verilen, henüz bir sonuca varamamış, nereye gittiği de belli olmayan bir sürece tanıklık ediyoruz. Sene boyu yaşananları kronolojiye göre aktarmak faydalı olabilir.
Washington’daki iktidar değişikliği, savaşın dördüncü yılına girdiği bir konjonktürde, Washington’un “tecrit” politikasından “işlemsel diplomasi” (transactional diplomacy) modeline geçişini beraberinde getirmiş oldu.
Yılın ilk haftaları, Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşüyle birlikte Ukrayna dosyasında yaşanan radikal eksen kaymasına tanıklık etti. Trump yönetiminin savaşı “mümkün olan en kısa sürede” bitirme vaadi, şimdiye dek bir yere varmış görünmüyor. Ocak ve şubat ayları, Rusya ile doğrudan temasların başladığı ve Ukrayna’nın bu süreçteki yerinin sorgulandığı bir dönem oldu.
12 Şubat tarihinde gerçekleşen Trump-Putin telefon görüşmesinde taraflar “müzakere masasına oturma” niyetini beyan etti. Söz konusu gu görüşme, sadece bir protokol araması olmaktan ziyade, “barış süreci” adı verilen şeyin parametrelerinin ilk kez en üst düzeyde tartışıldığı bir platform oldu. Hemen ardından, 18 Şubat’ta Suudi Arabistan’da Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio arasında gerçekleşen gizli zirve, ikili ilişkilerin restorasyonu ve savaşın sona erdirilmesi için ortak bir teknik çalışma grubu kurulması kararıyla sonuçlandı.
Şubat ayının sonunda, 28 Şubat 2025’te, Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’in Beyaz Saray ziyareti, iki lider arasındaki kimya uyuşmazlığını tekrar hatırlattı. Görüşmede Trump’ın Ukrayna’yı “Üçüncü Dünya Savaşı üzerine bahis oynamakla” suçlaması ve Zelenskiy’i egemenlik vurgusunun karşılanmaması, toplantının gergin geçmesine neden oıldu. Özellikle, Ukrayna’nın sahip olduğu kritik minerallerin (titanyum, lityum vb.) ortak işletilmesine dair Trump tarafından önerilen anlaşmanın Zelenskiy tarafından egemenlik hakları gerekçesiyle imzalanmaması, müzakerelerin başından itibaren “ekonomik taviz” beklentisinin masada olduğunu gösterdi.
Mart ayı Batı basınında, “teknik evre” olarak anıldı. Trump’ın emlakçı ahbaplarından olan özel elçisi Steve Witkoff’un mekik diplomasisi, 11 Mart’ta Suudi Arabistan’da Ukrayna heyetiyle görüştü ve Kiev, 30 günlük bir insani ateşkes planına onay verdi. Fakat, 13 Mart’ta Moskova’ya giden Witkoff, Putin’in “bazı meselelerin henüz olgunlaşmadığı” şeklindeki net tavrıyla karşılaştı.
Bu tıkanıklığa rağmen, 18 Mart’Ta enerji altyapısına yönelik saldırıların durdurulmasını öngören geçici bir moratoryum üzerinde prensipte uzlaşıldı. 25 Mart’ta Kremlin tarafından onaylanan liste; nükleer santralleri, hidroelektrik barajları, petrol rafinerilerini ve doğalgaz depolama tesislerini saldırı kapsamı dışında bıraktı. Ancak bu moratoryumun ömrü kısa oldu; taraflar birbirini “gizli askeri sevkiyat” ve “sivilleri canlı kalkan yapmakla” suçlayarak nisan ayı başında saldırılara yeniden başladı.
Paskalya ateşkesi ve dondurulan varlıklar saga’sına giriş
Nisan ve mayıs aylarında dini ve milli günler üzerinden yapılan sembolik adımlar da sonuç vermedi. 19 Nisan’da Putin tarafından ilan edilen 30 saatlik “Paskalya Ateşkesi”, Ukrayna tarafından bir “yeniden toparlanma hilesi” olarak nitelendirilerek reddedildi. Benzer şekilde, Rusya’nın 8 Mayıs Zafer Günü için önerdiği 72 saatlik ateşkes, Kiev’in ABD destekli 30 günlük kapsamlı planında ısrar etmesi nedeniyle hayata geçemedi.
15-17 Haziran tarihlerine gelindiğinde Kanada’nın Kananaskis kentinde düzenlenen G7 Zirvesi, Batılı müttefiklerin Trump’ın barış çabalarına “şartlı destek” verdiği bir platforma dönüştü. G7 liderleri, sınırların “güç kullanılarak değiştirilemeyeceği” ilkesini öne sürerek, Rusya’nın dondurulan varlıklarının faizinden elde edilen kârın Ukrayna’nın yeniden inşası için kullanılması (Extraordinary Revenue Acceleration Loans – ERA) mekanizmasını 5 milyar dolarlık yeni bir dilimle güçlendirdiler. Bu kısma yazının devamında tekrar değinilecek.
Hemen ardından 24-25 Haziran’da Lahey’de düzenlenen NATO Zirvesi, üye ülkelerin savunma harcamalarını GSYİH’nın yüzde 5’ine çıkarma hedefi (yüzde 3,5 askeri, yüzde 1,5 altyapı/endüstri) üzerinde anlaşıldı. Bu “Lahey Savunma Yatırım Planı”, Rusya’nın uzun vadeli bir tehdit olarak görülmeye devam ettiğinin ve Ukrayna’ya verilen desteğin sadece silah yardımıyla sınırlı kalmayıp, Ukrayna silah sanayisinin NATO sistemlerine entegrasyonunu da içereceğinin bir ilanı oldu.
İşin müzakere boyutunda ise en somut gelişme, 2 Haziran 2025’te İstanbul’da sağlanan “İnsani Çerçeve Anlaşması” ile yaşandı. Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleşen teknik görüşmelerde, geniş çaplı bir ateşkese dönüşmese de esir takası, naaşların iadesi gibi neticeler alındı.
Beraberinde aynı ay ve temmuzda sekiz ayrı esir takası yapıldı, 4 Temmuz’da aralarında 2022 Mariupol’de esir alınan Ukraynalı asker ve milislerin bulunduğu geniş bir grup evlerine döndü.
Alaska Zirvesi’nden çıkanlar
15 Ağustos’ta, Alaska’daki Elmendorf-Richardson üssünde gerçekleşen Trump-Putin Zirvesi ile gerçekleştirildi. Zirve, tek başına Moskova’nın uluslararası tecridi resmen kırması açısından önemliydi. Zirve sonrasında Trump’ın yaptığı açıklamalar, müzakerelerin eksenini “toprak bütünlüğünden” “toprak takasına” kaydırdı. Trump, Ukrayna’nın barış karşılığında bazı topraklarından (yani Donetsk, Lugansk, Herson ve Zaporojye oblastlarının Kiev’in kontrolünde olan kısımlarından) feragat etmesi gerektiğini ima ederek “bir miktar toprak takası olacaktır ama buna Ukrayna karar vermeli” dedi. Moskova ise yıllardır dile getirdiği talepleri tekrar dile getirdi ve Kırım’ın Rusya toprağı olarak tanınması, Ukrayna’nın NATO’ya asla alınmaması ve Rusya’ya yönelik tüm yaptırımların kaldırılması taleplerini “müzakere edilemez” şartlar olarak masaya koydu.
Zirve sonrasında sonbahar ayları, “çözüm” sürecinde “ivme kaybına” sahne oldu. Kasım ve aralık ayları, kamuoyuna sızdırılan çeşitli “barış planları” ve bu planlar etrafında döndü. 19 Kasım’da Trump’ın 28 maddelik taslağı basına sızdı. Bu taslakta öngörülen; Kırım, Lugansk ve Donetsk’in tamamının Rusya toprağı olarak tanınması, Ukrayna ordusunun mevcudunun 600 bin personele indirilmesi ve 100 gün içinde seçim yapılması gibi maddeler vardı.
22-23 Kasım tarihlerinde Johannesburg’da düzenlenen G20 Zirvesi’nde, Trump’ın yokluğunda bir araya gelen Avrupa ve G7 liderleri (Kanada, İngiltere, Fransa, Almanya vb.), ABD’nin bu planına karşı ortak bir deklarasyon yayımladılar. “Johannesburg Muhtırası” olarak da bilinen bu metinde, “barışın ancak Ukrayna’nın rızasıyla ve egemenlik hakları korunarak mümkün olabileceği, sınırların güçle değiştirilmesinin kabul edilemez olduğu” savunuldu.
Midas’ın Kulakları
Ayrıca kasım ayının ortalarında ülkede “yüzyılın skandalı” olarak nitelendirilen devasa yolsuzluk operasyonuna start verildi. Yaşananların arka planını ve detayları bu sayfalarda işlemiştik. Kısaca bahsetmekte yarar var.
NABU (Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu) ve SAP (Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı), 15 aylık teknik takibin ardından “Midas Operasyonu” ile Zelenskiy’nin en yakın sırdaşlarına yönelik operasyon başlattı. Zelenskiy’in “kasası” ve Kvartal 95 stüdyosunun ortağı Timur Mindıç, 10 Kasım gecesi saat 02.09’da, dairesine yapılacak baskından hemen önce Mercedes bir araçla ülkeden çıktı. İsrail pasaportuyla Tel Aviv’e kaçtığı tahmin edilen Mindıç’ın yanı sıra suç ortağı Aleksandr Zukerman da yeraltına çekildi.
Soruşturma, Ukrayna’nın enerji tesislerini koruma bahanesiyle kamu ihalelerini iç eden bir suç şebekesini deşifre etti. “Carlson” kod adlı Mindıç’ın liderliğindeki yapı, nükleer enerji santrallerini işleten Energoatom ihalelerinde yüzde 10 ila yüzde 15 oranında “geçiş bariyeri” adı verilen rüşvet tarifesi uyguladı. Ödeme yapmayan yüklenicilerin askere alınmakla tehdit edildiği ses kayıtlarıyla kanıtlandı. Şebekenin, paravan şirketler aracılığıyla yaklaşık 100 milyon dolar akladığı tespit edildi.
Yolsuzluk çarkı sadece enerjiyle sınırlı kalmadı; orduya da sıçramıştı. Mindıç ile bağlantılı FirePoint şirketinin, Savunma Bakanı Rüstem Umerov’a baskı yaparak kalitesiz çelik yelek sattığı ortaya çıktı. Skandal sonrası Türkiye üzerinden Birleşik Arap Emirlikleri’ne geçen Umerov’un ailesinin ABD’de lüks mülklere sahip olduğu belirlendi. Yolsuzluk şebekesi üyelerinin, iz bırakmamak için kendi aralarında Ukraynaca yerine Rusça konuşması ve nakit para trafiğini “çamaşırhaneler” üzerinden yürütmesi dikkat çekti. Gelişmeler üzerine eski Devlet Başkanı Pyotr Poroşenko liderliğindeki Avrupa Dayanışması partisi, hükümete karşı güven oylaması sürecini başlattı. Muhalefet, Mindıç’ın elini kolunu sallayarak ülkeden nasıl çıkabildiğini sorgulayarak “ulusal kurtuluş hükümeti” kurulması çağrısında bulundu.
Buradaki “ABD merceği” kritik; zira NABU ve SAP’ın arkasında FBI ve Avrupa istihbarat kurumlarının olduğu artık bir sır değil. FBI’ın, Amerikan bütçesinden çalınan paraların izini sürdüğü ve Umerov’un Florida’daki villalarına kadar ulaştığı belirtiliyor. Zelenskiy, “cezasızlık sona ermeli” diyerek kendini aklamaya çalışsa da, sızan ses kayıtlarının ucu doğrudan yakın çevresine dokunuyor.
Aralık müzakerelerinde araya giren Epstein fragmanı
Diğer taraftan ABD Adalet Bakanlığı, pedofil fuhuş şebekesi yöneticisi milyarder Jeffrey Epstein davasına ait fotoğrafları, söz verildiği üzere 19 Aralık’ta yayımladı.
Epstein, 2019 yılında cezaevinde şaibeli şekilde ölmüştü. Sayısız tanık ifadesine göre, bu etkinliklerde reşit olmayan kızlar “cinsel hizmetler” sunuyordu. Epstein her şeyi fotoğraflar ve videolarla titizlikle belgelemiş.
Fotoğraflarda Michael Jackson, Mick Jagger, Bill Gates, Woody Allen ve Kevin Spacey gibi isimler de var. Epstein davası şimdiden York Dükü İngiliz Prens Andrew’un başını yaktı. Prens’in tüm kraliyet unvanları ve onur nişanları elinden alındı.
Demokratlar, Donald Trump aleyhine suçlayıcı malzeme bulma umuduyla yıllardır Epstein dosyalarının açıklanmasını talep ediyor. O da Epstein’in konukları arasındaydı. Fakat şu ana kadar kamuoyuna eski ABD Başkanı Bill Clinton’ın fotoğrafları gösterildi.
Tüm bunlar, Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasında hız kesmeden süren iktidar mücadelesinin bir parçası olsa da bu bağlamda bahsedilmeye değer. 19 Aralık’ta Miami’de Ukrayna heyetiyle görüşmeler yapıldı ve 20 Aralık’ta Kirill Dmitriyev başkanlığındaki Rus heyetiyle de ayrı görüşmeler yapıldı.
New York Post şöyle yazdı: “Trump yönetimi çatışmanın taraflarını doğrudan görüşmeye ikna edemese de, üst düzey ABD yetkilileri cumartesi günü Miami’de Ukrayna barış görüşmelerinin bir sonraki turu için Rus heyetiyle bir araya geldi. Moskova’nın Özel Temsilcisi Kirill Dmitriyev, Başkan Trump’ın damadı Jared Kushner ve Özel Temsilci Steve Witkoff ile görüşmek üzere Florida’ya uçtu ancak Ukraynalı mevkidaşıyla görüşmeyi reddetti. ABD daha önce bu hafta sonu için ABD, Rusya ve Ukrayna arasında üçlü görüşme fikrini ortaya atmıştı. Teklif, Ukraynalı yetkililer tarafından temkinli bir onayla karşılandı.”
Bu, Avrupalılar tarafından planlanmış bir hamle gibi görünüyor; zira Trump’ın Berlin’de revize edilen planını kabul ettirmek için Ukrayna Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı ve eski Savunma Bakanı Umerov ve beraberindekiler apar topar Florida’ya gitti. Witkoff ve Kushner’in Ukrayna heyetiyle yaptığı görüşmelere İngiltere, Almanya ve Fransa temsilcileri de katıldı. Trump’a karşı açık bir muhalefetten korktukları için Kiev’den gelenlerin kulağına isteklerini fısıldamaya devam ediyorlar.
The Wall Street Journal da şu haberi geçti: “ABD sonbaharda Ukrayna için 28 maddelik barış planını sunduğunda, Kiev’deki yetkililer bunu Kremlin’in tuzağı olarak gördü. Rusya’nın katılımıyla geliştirilen belge, toprak tavizlerinden derhal seçimlere gidilmesine ve NATO’ya katılmama yönünde anayasal bir taahhüde kadar, Kiev’in ek güvenlik garantileri olmadan asla kabul etmeyeceği maddeler içeriyordu.”
Yeni bir şey yok. Avrupa, zaman kazanmaya çalışarak Kiev’e sunulan her yeni teklifin bir öncekinden daha kötü olmasını sağlıyor. Bu şimdiye kadar sadece Kremlin’in diplomatik fikirleri için geçerliydi ancak bunlar görünüşe göre artık Beyaz Saray için de geçerli ve Zelenskiy’in elinde hâlâ hiçbir koz yok.
Gazeteciler Trump’a sordu: “Ukrayna’nın toprak vermesinin ne anlamı var?” Trump, “Dürüst olmak gerekirse, toprakları zaten kaybettiler. Güvenlik garantileri kapsamında Avrupa ile birlikte çalışıyoruz. Avrupa burada önemli bir rol oynayacak ve savaşın yeniden başlamasını önlemek için güvenlik garantileri geliştiriyoruz” yanıtını verdi.
Trump burada, Cumhuriyetçiler ve Demokratlar arasında parti sınırlarını aşarak varlığını sürdüren “savaş partisi”nden ayrılıyor. Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham şunları söyledi: “Ukrayna topraklarında hiçbir Avrupa askeri gücünün bulunmaması benim için kabul edilemez. Putin veya onun gibi biri yeniden saldırırsa, karşısında derhal bu güçleri bulacaktır. Donbass’ı yasal olarak asla Rusya’nın bir parçası olarak tanımam. Bu, saldırı eylemlerinin meşruiyetini tanımak anlamına gelir ve biz bunu asla yapmadık.”
Tedirginler çünkü Trump onları güç bir seçime zorluyor. Bazı medya organlarının NATO Şartı’nın 5. Maddesine benzettiği, Kiev’e sunulacak güvenlik garantisi teklifi Washington’da “altın” değerinde görülebilir ancak mutlak bir güvenlik garantisine de benzemiyor.
Ayrıca The Telegraph şunu yazdı: “Fakat bu garantilerin sonsuza dek sürmeyeceği uyarısında da bulundular ki bu, Vladimir Zelenskiy’e şartları kabul etmesi için verilmiş açık bir ültimatomdur.”
Yani Zelenskiy ve ekibi zaman baskısı altında. Florida’dan Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Üyesi Anna Paulina Luna’nın açıkladığı üzere, çatışmanın mevcut haliyle sona ermesi ABD savaş lobisi için felaket anlamına geliyor: “Önce dış politikadan konuşalım. Bu tartışmaları görüyoruz. Rusya yanlısı mısınız? Ukrayna yanlısı mısınız? Yurt dışındaki savaşlar için çalışmak yerine Amerikan yanlısı olmak daha iyi olmaz mıydı? Temsilciler Meclisi’nin veya Senato’nun görevdeki bir üyesinin, kişisel yatırımı varken barış lehine oy kullanmasını mı bekliyorsunuz? Onlar askeri-endüstriyel kompleks tarafından destekleniyor ve fiilen kontrol altındalar. İşte bu yüzden bu gerçekleşmeyecek. Nancy Pelosi yeniden aday olmayacağını açıkladığında, Warren Buffett’ı çoktan geçmişti. Biz ona Wall Street’in gerçek kurdu diyoruz. Hisse senedi yatırımlarından şu anda yüzde 17 binin üzerinde kâr elde etti.”
Tek bir ilaç var: Zorunlu perhiz. Pentagon bütçesinde Ukrayna’ya askeri yardım için 400 milyon dolar ayrılmış durumda. Biden döneminde 350 milyar dolar harcandı. Milletvekili Luna’nın bahsettiği perhiz epey endişe verici.
New Hampshire Demokrat Senatörü Jeanne Shaheen’e bir röportajda şu soru soruldu: “Gelecekte daha fazla toprak ve egemenlik kaybetmemek adına, topraklarının bir kısmını Rusya’ya bırakmak anlamına gelse bile Ukrayna’nın şimdi bir anlaşmaya varması daha mı iyi?”
Shaheen şöyle yanıt verdi: “Hayır, hayır, hayır. Bence Trump yönetiminin bu yaklaşımının ardındaki gerçek motivasyonun ne olduğunu gerçekten sorgulamak gerekir. Bariz biçimde Moskova’da hazırlanan bir planı destekliyorlar. Bunun Ukrayna’nın, Avrupa’nın veya ABD’nin çıkarına olduğuna inanmıyorum. Zira Putin ve Rusya’yı egemen topraklara yönelik işgallerinden dolayı sorumlu tutmazsak, yanlarına kâr kalmasına izin verirsek, NATO ülkelerini ve Doğu Bloku’nu tehdit etmeye devam etmelerine müsaade edersek, bunun ABD için ağır sonuçları olacaktır.”
AB liderler zirvesi
AB’nin ya da daha geniş anlamda Batı kampının yekpare halde olmadığı bilinen bir şey olsa da 18 ve 19 Aralık perşembe ve cuma günleri düzenlenen AB liderler zirvesi bir miktar daha yakından bakılmayı hak ediyor.
Zirvede, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve Şansölye Friedrich Merz, Belçika’da el konulan 200 milyar avroluk Rus varlığını cebe indirmeyi ve Ukrayna’ya vermeyi planlıyordu. İşe yaramadı. Yedi ülke buna karşı çıktı. Bunlar Macaristan, Slovakya, Çekya, İtalya, Malta, Bulgaristan ve Belçika’ydı.
Soygun girişimi nihayetinde başarısız olunca, Ukrayna’ya daha küçük de olsa bir kredi verilmesine karar verildi; iki yıl için sadece 90 milyar. Faizsiz, AB bütçesinin teminat gösterildiği bir kredi.
Ancak bu, sorunun sadece yarısı. Rusya’yı soymak isteyen tüm taraflar, tüm Avrupa’nın mevcut finans sistemini de tehlikeye atıyor. Burada kurulu düzen akademiyasının papağan gibi tekrarladığı “kurumların üstünlüğü”, “hukuk” ve “güven” meselesi söz konusu. Sonuçta AB kurumları, diğer ülkelerin on trilyonlarca dolarlık kamu ve özel varlıklarını muhafaza ediyor. Belçika’daki Euroclear yaklaşık 42 trilyon doları, Lüksemburglu Clearstream ise 20 trilyon doları yönetiyor. Siyasi nedenlerle müşterilerinin kamu paralarını müsadere etmeye başlarlarsa, hesap sahipleri bunları daha güvenli yerlere transfer etmek isteyecektir.
Bu arada Euroclear da bunu gayet iyi anlıyor. Başkanları Valérie Urban, Le Monde’a verdiği röportajda durumu şöyle tarif etti: “Size şunu söyleyebilirim ki Rusya’nın [dondurulan] varlıklarına el konulması meselesi birçoklarını ciddi şekilde endişelendiriyor. Çinli ve Arap ortaklarımız bunu açıkça dile getiriyor. Gelişmeleri çok yakından takip ediyorlar. Bugüne kadar bu güveni sarsmamak için elimizden geleni yaptık ve onlar da bunu takdir ediyor. Küresel yatırımcılar Avro Bölgesi’ne daha az yatırım yapacak. Bu da Avrupa’nın tüm finansman ihtiyaçlarını -savunma, enerji dönüşümü ve dijitalleşme alanlarında- etkileyecek.”
Rusya’nın varlıklarına el konulması, yedi AB ülkesinin çabaları sayesinde şimdilik engellenebildi. Belirleyici an, o meşum AB zirvesiydi. AB Komisyonu bir B planı varmış gibi davrandı ancak üst düzey yetkililerinden birinin aslında sadece A planı olduğunu, yani savaşın Rusya’nın hesabına devam etmesi gerektiğini açıkça belirtmediği tek bir gün bile geçmedi. Ve sonra, çoğu zaman olduğu gibi, AB Komisyonu Başkanı farkına bile varmadan bir dip noktaya daha ulaştı. Hem de buna en uygun yerde: Avrupa Parlamentosu’nda.
AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, AB Parlamentosu’nda şunları söyledi: “Başkalarının dünya görüşlerinin bizi belirlemesine izin veremeyiz. Hiçbirimiz başkalarının Avrupa hakkında söyledikleri karşısında şoke olmamalıyız. İzninizle şunu söyleyeyim: Avrupa hakkındaki fikirlerin miadını doldurduğunun ortaya çıkması ilk kez olmuyor.”
Başkaları Avrupa hakkında ne derse desin, Avrupa’nın zaten öteden beri olmayan “ahlak ve etik” anlayışı miadını doldurmuş durumda. Von der Leyen, tıpkı 22 Haziran 1941’de bir Alman şansölyesinin yaptığı gibi, Avrupalıları “vicdan kuruntusundan” kurtardı. Ve şunun anlaşılması gerekir ki, sonrasında yaşananların uyanan bir vicdanla hiçbir ilgisi yok.
Perşembe sabahı, Rus varlıklarına el konulmasına karşı çıkanların başını çeken Belçika Başbakanı De Wever, konutunun balkonundan Macar mevkidaşı Orban’ın gelişini izledi; amacı zirve başlamadan önce onu yakalamaktı zira aniden değişen koşullar karşısında yeni bir stratejinin konuşulması gerekiyordu.
Orban o akşam şunları açıkladı: “Sanırım kazandık, çünkü AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Komisyon’un geri adım atacağını ve Rus varlıkları meselesinin erteleneceğini duyurdu. Rus varlıklarının yarın müzakere masasında olmayacağını söyledi.”
Dondurulan varlıkların teminat gösterildiği “tazminat kredisi” meselesi kapalı kapılar ardında tartışıldı. Orada Merz, von der Leyen ve ülkesi şu anda Avrupa Konseyi dönem başkanlığını yürüten Danimarka Başbakanı Frederiksen, gece geç saatlere kadar rakiplerini ikna etmeye çalıştılar ancak nafile. Politico’nun haberine göre, Trump’ın ve ortaklarının Rus parasının kullanılmasına karşı olduğunu gayet iyi bilen İtalya Başbakanı Meloni, Fransa Cumhurbaşkanı’nı ikna etmeyi başardı. Bu durum, diğer muhaliflerin, özellikle de Rus varlıklarının büyük kısmının bulunduğu Belçika’nın inatçılığıyla birleşince, Merz ve von der Leyen’in planının çökmesinde belirleyici oldu.
Belçika Başbakanı Bart de Wever daha sonra düzenlediği basın toplantısında şöyle dedi: “Şimdi St. Petersburg’daki daçama gitmem lazım, orada Depardieu komşum ve Esad karşıda oturuyor. Ama sanırım orada belediye başkanı olabilirim… Bunu yazın.”
Komik ama gerçek: Bu Flaman milliyetçisi, Belçika’yı AB’nin suçlarının günah keçisi yapılmaktan kurtarıp iç politikada artı puan toplamakla kalmadı, aynı zamanda AB içinde kendine güçlü düşmanlar da edindi. Von der Leyen’in resmi, Merz’in ise Avrupa’daki gayriresmi liderliğini pekiştirmesi beklenen zirve, onların kontrol ve liderlik imkanlarının bir illüzyondan ibaret olduğunu gösterdi.
Der Spiegel şöyle yazdı: “Şansölye Merz ve AB Komisyonu Başkanı von der Leyen, AB’yi jeopolitik bir aktör haline getirmek istiyor. Ancak Brüksel’deki zirve akşamı, önemli üye devletlerin onları izlemeye hazır olmadığını gösterdi.”
Von der Leyen için durum açık ama Merz üst üste üç darbe aldı: Rus varlıkları skandalı en ağırıydı; ayrıca AB zirvesi, Avrupalı çiftçilerin son günlerde Brüksel’de şiddetle protesto ettiği Güney Amerika Mercosur topluluğu ile ticaret anlaşması tartışmasını erteledi.
Üstüne üstlük Alman Şansölyesi, kendi partisinde kilit bir pozisyon olan Konrad Adenauer Vakfı başkanlığına kendi adayını kabul ettirmekte başarısız oldu. Tüm bunlar özellikle acı verici, zira Merz hafta başında kendini alkışlanan bir yıldız gibi hissediyordu; çünkü ilgi odağıydı ve ona sadık olan -yani neredeyse tamamı- Alman basını övgüler düzüyordu: “Alman Şansölyesi’nin Avrupa’yı oyuna dahil etmesini ne kadar da uzun zamandır bekliyorduk.”
Berlin temasları ve “NATO cesetleri”
Sırayı bozuyorum ama AB liderler zirvesinin hemen öncesinde, pazartesi günü ABD temsilcileri Witkoff ve Kushner, barış planına dair görüşme için Berlin’de Zelenskiy ile bir araya geldi. Trump, Noel’e kadar bir anlaşmaya varılmasını bekliyor: Görüşmelerin yapıldığı Şansölyelikten sızan bilgilere göre ABD, ordusunun Donbass’ın kalan kısmından çekilmesi şartıyla Ukrayna’ya NATO Şartı’nın 5. Maddesi’ndeki gibi güvenlik garantileri vermeye hazır. Amerikan tarafı teklifi “altın” değil “platin” olarak nitelendiriyor ancak raf ömrünün kısa olduğunu vurguluyor.
Ve sonra, kapanış basın toplantısında Zelenskiy’in tercümanı, Batılı birliklerin Ukrayna’da olası konuşlandırılmasına ilişkin bir soruyu çevirirken dil sürçmesi yaşadı: İngilizcedeki “troops” (birlikler) kelimesi “trupy” (“kadavralar/cesetler”) olarak çevrildi. Böylece şaşkın Ukraynalılar, Merz ve Zelenskiy’in iradesiyle ateşkesi “NATO birlikleri” yerine “NATO cesetlerinin” sağlayacağını öğrenmiş oldu.
Alman Şansölyesi’ne de “Güvenlik garantileri kapsamında Ukrayna’ya Alman askerleri göndermek istiyor musunuz?” diye soruldu. Merz, “Benim sözüm geçtiği sürece, Ukrayna’nın güvenlik garantileri olmadan kendini Rus menzilinde bulduğu 2014 hatasını tekrarlamayacağız” yanıtını verdi.
Başka bir deyişle Merz ve diğerleri barış sürecini mümkün olduğunca sabote etmek istiyor. Asgari hedefleri, yeni ABD parlamentosunun Başkan’ın hareket özgürlüğünü kısıtlayacağı umuduyla savaşı 2026 sonbaharındaki Kongre seçimlerine kadar uzatmak.
Berliner Zeitung şöyle yazdı: “Avrupa kamuoyu önünde barış ve diplomasiye bağlılığını ifade ediyor ancak gerçekte, kalıcı ama rahatsız edici bir uzlaşmaya yol açabilecek süreci baltalıyor. Öncelikle asker gönderilmesini hedefleyen Avrupa önerileri Washington’da destek bulmuyor ve Moskova’da kabul görmüyor.”
Avrupa’nın stratejisi ancak Ukrayna ordusu ABD’de değişiklikler olana kadar savaşma kabiliyetini korursa işe yarayacak. Almanya bunun için herkesten fazla yatırım yapıyor: Gelecek yıl federal bütçeden 11,5 milyar avro. Hava savunma sistemlerinin teslimatının yanı sıra Ukrayna’da insansız hava aracı ve kundağı motorlu obüs üretiminin finanse edilmesi planlanıyor.
Yazıyı eski NATO-Rusya Konseyi Başkanı, emekli Tümgeneral Harald Kujat (Kızıl Ordu’ya karşı savaşırken öldürülen bir Nazinin oğlu), İsviçre merkezli Zeitgeschehen im Fokus dergisine verdiği son mülakattan bir alıntıyla bitirelim:
“Ukrayna Savaşı da dahil olmak üzere her savaş siyasi nedenlerle yürütülür ve savaş sonucunda yeni bir siyasi konstellasyon ortaya çıkar. Ancak bu durumun kalıcı olabilmesi, savaşın nedenlerini ortadan kaldırma hedefiyle, tarafların çıkarlarını gözeterek müzakere edilmesine bağlıdır. Bu nedenle siyaset askıya alınmamalı, aksine savaşın yürütülmesine göre öncelikli olmalıdır. Oysa yıllarca bunun tam tersi yapıldı ve Rusya tecrit edildi.
Siyasetçilerimiz, somut barış anlaşması önerileriyle Ukrayna’yı acı ve yıkımdan koruma iradesini veya gücünü gösteremediler. Tam tersine, Ukrayna’nın askeri bir zafer kazanabileceği yanılsamasıyla, ortada bir barış stratejisi olmaksızın savaş beslendi ve uzatıldı.
Ukrayna’nın trajedisi, savaş boyunca barış yoluna girebileceği bir yol ayrımına gelmesi ancak bu fırsatı değerlendirememesidir. Batı’nın devasa desteği, stratejik durumu kendi lehine çevirebileceği umuduna kapılmasına neden oldu. Ancak Rusya’nın askeri gücünün iktisadi nedenlerle yakında çökeceğine dair inanç, savaşı savaş meydanında kazanma umudu kadar büyük bir hayaldi.
[…]
Savaşın başlamasından hemen sonra Zelenskiy kamuoyuna NATO’nun Ukrayna’yı kabul etmeye hazır olmadığını açıkladı. Ardından tarafsızlık konusunda görüşmeye hazır olduğunu belirtti ve bu durum İstanbul görüşmelerindeki taslak anlaşmada da kodifiye edildi. Fakat Eylül 2022’de Zelenskiy yeniden agresif bir şekilde NATO üyeliği talep etti ve hızlandırılmış NATO katılımı için resmi başvuruda bulundu.
ABD memorandumuna göre Ukrayna, ‘anayasasında NATO’ya katılmayacağını taahhüt etmeli’ ve NATO, ‘tüzüğüne Ukrayna’yı gelecekte hiçbir zaman üye yapmayacağına dair bir hüküm eklemeyi’ kabul etmeliydi.
Ukrayna, NATO üyeliği için gerekli şartları taşımadığı gibi, üye ülkeler arasında onu davet etme konusunda bir konsensüs de yok. Yine de daha sonraki bir NATO üyeliği seçeneğini açık tutmak amacıyla, orijinal metin Avrupalıların isteği üzerine ‘şu anda bir konsensüs bulunmamaktadır’ şeklinde değiştirildi.
İttifak’ın Ukrayna’nın NATO üyeliğini gelecekte hariç tutmaya hazır olup olmadığına ancak üye devletler karar verebilir. Washington Antlaşması’nın 10. Maddesi İttifak’a katılım için genel geçer koşulları içerir ve bu nedenle münferit bir düzenleme için uygun değildir. Ukrayna için uygun ve bağlayıcı, aynı zamanda Rusya için kabul edilebilir bir düzenleme, muhtemelen 9 Temmuz 1997 tarihli NATO ile Ukrayna Arasında Ayırt Edici Ortaklık Şartı’nda [NATO-Ukraine Charter on a Distinctive Partnership] yapılacak bir değişiklikle mümkün olabilir.
Avrupalı liderler ve Amerikalı müzakerecilerle 15 Aralık’ta yapılan son istişarelerin başlamasından kısa süre önce Zelenskiy, ABD ve bazı Avrupa devletlerinin NATO üyeliği girişimini geri çevirmesi nedeniyle, Batı’nın ülkesine İttifak üyelerine sağlananlara benzer kapsamlı güvenlik garantileri sunmasını beklediğini yineledi.
Kaldı ki bir NATO üyeliği, Ukrayna parlamentosu tarafından 1996’da kabul edilen anayasayla da bağdaşmaz. Zira 16 Temmuz 1990 tarihli Ukrayna’nın Devlet Egemenliği Bildirgesi’nde ‘askeri ittifaklara katılmayan ve üç nükleer silahsızlanma ilkesine [nükleer silah kabul etmeme, üretmeme ve edinmeme] bağlı kalan daimi tarafsız bir devlet olma niyeti törenle [ilan edilir].’ Gelecekteki Ukrayna devletinin bu temelleri, 24 Ağustos 1991 tarihli Bağımsızlık Bildirgesi üzerinden Anayasa’nın başlangıç bölümüne [dibace] girmiştir.”
Diplomasi
BRICS Zirvesi: 13 dünya lideri Hindistan’da buluşuyor. Kimler geliyor, beklentiler ne?

Dünya liderleri BRICS Zirvesi kapsamında Yeni Delhi’de bir araya geliyor.
Başkent Yeni Delhi, cuma gününden itibaren BRICS Liderler Zirvesi için 12 devlet veya hükümet başkanını ağırlayacak. Ülkeler ve uluslararası kuruluşlardan gelecek 17 ayrı heyete ise dışişleri bakanları ve devlet başkan yardımcıları dahil olmak üzere farklı düzeylerde yetkililer başkanlık edecek.
Liderler, zirvenin gerçekleştirileceği iki gün olan cumartesi ve pazar günü yapılacak görüşmelere katılacak. BRICS, 11 üye ülke ve 10 ortak ülkeden oluşuyor.
Başbakan Narendra Modi, aralarında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın da bulunduğu en az 15 konuk lider ve üst düzey yetkiliyle ikili görüşmeler gerçekleştirecek. Cumhurbaşkanı Droupadi Murmu da Pezeşkiyan ile görüşecek.
ThePrint, Hindistan’ın zirveye katılan heyetlerle ilişkilerinin mevcut durumunu ve görüşmelerde hangi konuların gündeme gelmesinin beklendiğini derledi:
Brezilya
Brezilya heyetine, cuma günü Yeni Delhi’ye ulaşan Dışişleri Bakanı Mauro Vieira başkanlık ediyor. Güney Amerika ülkesinde devlet başkanlığı seçimlerinin ekim ayının ilk haftasında yapılacak olması nedeniyle Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva zirveye katılmayacak.
Lula, şubat ayında AI Impact Summit için Hindistan’a gelmiş ve Başbakan Modi ile ikili bir görüşme gerçekleştirmişti. Hindistan-Brezilya ilişkileri son bir yılda daha da yoğunlaştı. Modi geçen yıl BRICS Zirvesi için Rio de Janeiro’ya gitmişti.
İki ülke ayrıca Güney Amerika ticaret bloğu Mercosur ile Hindistan arasındaki tercihli ticaret anlaşmasının 2026 sonuna kadar genişletilmesi hedefini belirledi.
Vieira’nın zirve sırasında Modi ile görüşmesi mümkün olsa da şu ana kadar resmi bir görüşme planlanmış değil.
Rusya
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin cuma günü erken saatlerde Yeni Delhi’ye ulaştı ve saat 15.30’da Modi ile zirve kapsamındaki ilk ikili görüşmeyi gerçekleştirdi.
Putin Hindistan’ı son olarak Aralık 2025’te yıllık Hindistan-Rusya Zirvesi için ziyaret etmişti.
Bu, iki liderin bu yılki ikinci görüşmesi oldu ve yaklaşık 45 dk sürdü. Modi ve Putin geçen ay Kırgızistan’da düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) Zirvesi’nin marjında da bir araya gelmişti.
Modi’nin bu yılın ilerleyen dönemlerinde yıllık zirve için Rusya’ya gitmesi de planlanıyor.
İki tarafın ekonomik ve stratejik ilişkilerin derinleştirilmesine odaklanması bekleniyor.
Çin
Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, yedi yıl aradan sonra ilk kez Hindistan’ı ziyaret ediyor. Bu aynı zamanda iki ülkenin 2020’de Doğu Ladakh’taki Galwan bölgesinde yaşadığı çatışmalardan bu yana Xi’nin Hindistan’a yaptığı ilk ziyaret.
Xi’nin ziyareti, iki ülke arasındaki ilişkilerin istikrara kavuşturulması sürecinin devamı açısından kritik önem taşıyor.
Modi, Ağustos 2025’te Tianjin’de düzenlenen ŞİÖ Zirvesi için Çin’e gitmişti.
Hindistan-Çin ilişkileri, iki ülkenin Ekim 2024’te Fiili Kontrol Hattı (LAC) boyunca sürtüşme yaşanan bölgelerde karşılıklı olarak askerleri geri çekme konusunda anlaşmasından bu yana geçen iki yılda iyileşti.
Modi ve Xi’nin cumartesi günü saat 17.45’te liderler zirvesinin marjında ikili görüşme gerçekleştirmesi planlanıyor.
Bu, iki liderin Ekim 2024’ten bu yana yapacağı üçüncü ikili görüşme olacak.
Güney Afrika
Güney Afrika heyetine Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa başkanlık edecek.
Modi ve Ramaphosa’nın pazar günü saat 16.10’da ikili görüşme gerçekleştirmesi planlanıyor.
Modi son yıllarda Güney Afrika’yı birkaç kez ziyaret etti. 2023’te Johannesburg’da düzenlenen BRICS Zirvesi’ne ve geçen yıl Güney Afrika’nın ev sahipliği yaptığı G20 Zirvesi’ne katıldı.
Güney Afrika, 2011’de BRIC grubuna katılarak oluşumun BRICS adını almasını sağlamıştı.
Mısır
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, BRICS Zirvesi için cuma günü geç saatlerde Hindistan’a ulaşacak.
Bu, Sisi’nin Eylül 2023’te düzenlenen G20 Liderler Zirvesi’nden bu yana Hindistan’a yapacağı ilk ziyaret olacak. Sisi ayrıca Ocak 2023’te Hindistan’ın Cumhuriyet Günü kutlamalarının onur konuğu olmuştu.
İki ülke aynı yıl ilişkilerini “stratejik ortaklık” seviyesine yükseltti.
Bununla birlikte Modi ve Sisi son bir buçuk yıl içinde yalnızca bir kez, bu yıl G7 kapsamında gerçekleştirilen kısa bir görüşmede bir araya geldi.
Modi ile Sisi, pazar günü saat 15.30’da zirvenin marjında ikili görüşme gerçekleştirecek.
Etiyopya
Etiyopya heyetine Başbakan Abiy Ahmed başkanlık edecek.
Hindistan-Etiyopya ilişkileri son yıllarda gelişme gösterdi. Modi, Aralık 2025’te Afrika ülkesine ilk ikili ziyaretini gerçekleştirmiş ve kendisine “Etiyopya Büyük Nişanı” takdim edilmişti.
Bu görüşme, iki liderin son bir yıl içindeki ikinci buluşması olacak.
Modi ve Ahmed cumartesi günü saat 10.00’da ikili görüşme gerçekleştirecek.
İran
Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, 2024’te İran Cumhurbaşkanı olmasından bu yana Hindistan’a ilk ziyaretini gerçekleştiriyor.
Pezeşkiyan, ülkesini ABD ile devam eden çatışma sürecinde yönetiyor. Modi ile Pezeşkiyan geçen ay Bişkek’te düzenlenen ŞİÖ Zirvesi’nin marjında görüşmüştü.
İki lider Batı Asya’daki durum konusunda temaslarını sürdürüyor.
İran, 2019’daki ABD yaptırımlarının ekonomik ilişkileri olumsuz etkilemesine rağmen Hindistan açısından önemli bir bölgesel ortak olmayı sürdürüyor.
Hindistan açısından İran’la daha derin bir angajman, zirve sonrasında tüm BRICS üyelerinin üzerinde uzlaşacağı bir liderler bildirisi yayımlanabilmesi bakımından da önem taşıyor.
Modi ve Pezeşkiyan cuma akşamı ikili görüşme gerçekleştirecek.
İran Cumhurbaşkanı ayrıca cumartesi günü saat 11.30’da Cumhurbaşkanı Murmu ile görüşecek.
Birleşik Arap Emirlikleri
Abu Dabi Veliaht Prensi Halid bin Muhammed bin Zayid Al Nahyan, BAE heyetine başkanlık edecek.
Bu, kendisinin şubat ayında AI Impact Summit için BAE heyetine başkanlık etmesinin ardından bu yıl Hindistan’a yapacağı ikinci ziyaret olacak.
BAE, Hindistan’ın Batı Asya’daki en yakın stratejik ortaklarından biri haline geldi.
Modi, bölgedeki çatışmaların yoğunluğunun azaldığı bu yıl içerisinde BAE’yi ziyaret etmişti.
BAE ile İran, bölgedeki çatışmada karşıt taraflarda yer alıyor.
Suudi Arabistan
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan Al Suud, krallığın Hindistan’a göndereceği heyete başkanlık edecek.
Suudi heyeti, cumartesi günü geç saatlerde gelmesi planlanan son heyet olacak.
Suudi Arabistan BRICS üyeliğini kabul ettiğini gruba resmi olarak bildirmemiş olsa da Riyad, BRICS toplantılarına ve çalışma gruplarına katılmaya davet edilmeye devam ediyor.
Dışişleri Bakanı, pazar günü düzenlenecek genişletilmiş katılımlı zirve toplantısına katılacak.
Endonezya
Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto, Ocak 2025’te Hindistan Cumhuriyet Günü’nün onur konuğu olarak gerçekleştirdiği son ziyaretin ardından yeniden Hindistan’a gelecek.
Prabowo o dönemde resmi devlet ziyareti kapsamında davet edilmiş ve Hindistan’da dört gün kalmıştı.
Hindistan-Endonezya ilişkileri son yıllarda daha da gelişti.
2022’de G20 dönem başkanlığını yürüten Endonezya, Bali’de düzenlenen zirveye ev sahipliği yapmıştı. Modi ile Xi, o zirvedeki akşam yemeğinde kısa bir görüşme gerçekleştirmişti. Bu görüşme, Galwan çatışmalarından bu yana iki lider arasındaki ilk temas olmuştu.
Modi, Hindistan’ın G20 Liderler Zirvesi’ne ev sahipliği yapmasından kısa süre önce, Eylül 2023’te ASEAN-Hindistan Zirvesi ve bağlantılı toplantılar için Endonezya’yı ziyaret etmişti.
BRICS Zirvesi sırasında Modi ile Prabowo arasında planlanmış resmi bir ikili görüşme bulunmuyor. Ancak iki liderin iki günlük zirve sırasında kısa bir görüşme gerçekleştirmesi bekleniyor.
Endonezya, Ocak 2025’te gruba katılarak BRICS’in en yeni üyesi oldu.
Ortak ülke heyetleri
BRICS’in 11 üyesinin yanı sıra, zirveye 10 ortak ülke de davet edildi.
Başbakan Modi, bu ülkelerin bazı liderleriyle de ikili görüşmeler gerçekleştirecek.
Belarus
Doğu Avrupa ülkesi Belarus’u Dışişleri Bakanı Maksim Rıjenkov temsil edecek.
Hindistan-Belarus ilişkileri son yıllarda gelişti. Birçok Hint şirketi, askeri teçhizat satın almak amacıyla Belaruslu savunma şirketleriyle ortaklıklar kurdu.
Belarus aynı zamanda Avrasya Ekonomik Birliği’nin (AEB) önemli üyelerinden biri.
Hindistan, AEB ile serbest ticaret anlaşması müzakereleri yürütüyor.
Belarus ayrıca 2024 yılında ŞİÖ’ye katıldı.
Bolivya
Bolivya’yı, ülkenin Yeni Delhi Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Arlette Garcia temsil edecek.
Güney Amerika ülkesi BRICS’e katılmak istediğini daha önce açıklamıştı.
Hindistan Cumhurbaşkanı Ram Nath Kovind, 2019’da Bolivya’ya resmi bir ziyaret gerçekleştirmişti. Bu, bir Hindistan cumhurbaşkanının ülkeye yaptığı ilk ziyaretti.
Hindistan’ın La Paz’da büyükelçiliği bulunuyor.
Küba
Küba heyetine Dışişleri Bakanı Bruno Rodriguez Parrilla başkanlık edecek.
Küba, Batı Yarımküre’deki son büyük komünist ülke olmayı sürdürüyor.
Ülke son aylarda ABD’nin sert yakıt ve petrol ablukasıyla karşı karşıya kaldı. Washington, Havana’daki hükümeti değiştirmeyi ya da hükümeti müzakereye zorlamayı amaçlıyor.
Kazakistan
Kazakistan heyetine Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev başkanlık edecek.
Tokayev, pazar günü düzenlenecek genişletilmiş zirvede Avrasya Ekonomik Birliği’ni de temsil edecek.
Modi ile Tokayev’in pazar günü saat 14.30’da Bharat Mandapam’da ikili görüşme gerçekleştirmesi planlanıyor.
Tokayev, Yeni Delhi’den Güney Kore’ye geçerek Seul’e resmi bir devlet ziyareti gerçekleştirecek.
Malezya
Malezya Başbakanı Enver İbrahim, BRICS genişletilmiş zirvesinde ülkesinin heyetine başkanlık edecek.
Enver İbrahim başbakan olarak Hindistan’a ilk ziyaretini 2024’te gerçekleştirmiş, Modi ise bu yıl şubat ayında Malezya’ya bağımsız bir ikili ziyaret yapmıştı.
Modi’nin geçen yıl Malezya’nın ev sahipliği yaptığı ASEAN Zirvesi’ne katılması planlanmıştı ancak onun yerine Dışişleri Bakanı S. Jaishankar ülkeye gitmişti.
Modi ve İbrahim cumartesi günü saat 10.30’da ikili görüşme gerçekleştirecek.
Nijerya
Nijerya heyetine Devlet Başkan Yardımcısı Kashim Shettima başkanlık edecek.
Shettima ile Modi, pazar günü saat 17.10’da ikili görüşme gerçekleştirecek.
Nijerya, Hindistan açısından önemli bir enerji ortağı haline geldi.
Modi, Kasım 2024’te Nijerya’yı ziyaret etmiş ve kendisine “Nijer Nişanı Büyük Komutanı” unvanı verilmişti.
Tayland
Tayland heyetine Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Sihasak Phuangketkeow başkanlık edecek.
Tayland geçen yıl BRICS ortak ülkesi oldu.
Modi, Nisan 2025’te BIMSTEC Zirvesi için Bangkok’u ziyaret etmişti.
Tayland, Hindistan ve bölgedeki diğer ülkelerle birlikte BIMSTEC üyesi.
Hindistan ile Tayland arasında ayrıca yakın kültürel bağlar bulunuyor. Hindistan’dan çeşitli Budist kutsal emanetleri daha önce Tayland’a gönderilmişti.
Uganda
Uganda heyetine Devlet Başkan Yardımcısı Jessica Alupo başkanlık edecek.
Modi, zirve kapsamındaki son ikili görüşmesini pazar günü saat 17.40’ta Alupo ile gerçekleştirecek.
Modi 2018’de Uganda’yı ziyaret etmiş ve ülke parlamentosuna hitap etmişti.
Bu konuşmasında Hindistan’ın Afrika ile ilişkilerinde izlenecek 10 temel ilkeyi açıklamıştı.
Özbekistan
Özbekistan heyetine Başbakan Yardımcısı ve Ekonomi Bakanı Jamshid Kuchkarov başkanlık edecek.
Modi geçen ay bağımsız bir ikili ziyaret kapsamında Özbekistan’a gitmiş ve Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev ile görüşmüştü.
Özbekistan, Hindistan’ın Orta Asya’ya yönelik açılımında kilit ortaklardan biri olmayı sürdürüyor.
Vietnam
Vietnam heyetine Başbakan Le Minh Hung başkanlık ediyor.
Bu, bu yıl Vietnam’dan Hindistan’a yapılan ikinci üst düzey ziyaret olacak. Cumhurbaşkanı To Lam da yılın başlarında Hindistan’ı ziyaret etmişti.
Modi’nin Hung ile cumartesi günü saat 11.30’da ikili görüşme gerçekleştirmesi planlanıyor.
Diplomasi
Putin ve Modi Yeni Delhi’deki BRICS Zirvesi kapsamında görüştü

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Yeni Delhi’de düzenlenen BRICS Zirvesi kapsamında 45 dakikalık ikili görüşme gerçekleştirdi. Bharat Mandapam Kongre Merkezi’ndeki buluşmada Modi, Rus mevkidaşına 2 bin yıllık antik Hint felsefe eseri “Tirukkural”ın Rusça çevirisini takdim etti.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Yeni Delhi’de düzenlenen BRICS Zirvesi kapsamında ikili görüşme yaptı.
Bharat Mandapam Kongre ve Sergi Merkezi’nde gerçekleşen ve 45 dakika süren görüşmede iki lider, ülkeleri arasındaki işbirliğini ele aldı.
Görüşmenin başlangıcında Modi, Putin’e antik Hint düşünürü Tiruvalluvar’ın kaleme aldığı ve Rusçaya çevrilen yaşam felsefesi eseri “Tirukkural”ı hediye etti. Modi takdim sırasında, “Bu kitap 2 bin yıl önce Hindistan’da yazıldı. Büyük yazar Tiruvalluvar eserinde insan hayatından, şefkatten ve devlet yönetiminden söz etti. Düşünceleri günümüzde de geçerliliğini koruyor. Bu kitabı Rusçaya tercüme ettik. Kitabın iki ülke halkları arasındaki bağları güçlendirmemize yardımcı olacağına inanıyorum” dedi.
Hediyeye teşekkür eden Putin, Hindistan Başbakanı’nın ikili ilişkilerin geliştirilmesine yönelik vurgusundan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Rus lider, “Sizin bu değerlendirmelerinizle birlikte tam olarak böyle olacaktır” ifadesini kullandı. Modi, Aralık 2025’te Putin’in Hindistan ziyareti sırasında da Rus lidere “Bhagavad Gita” destanının Rusça baskısını vermişti.
Putin, Modi’yi 24’üncü Yıllık Rusya-Hindistan Zirvesi için Rusya’ya davet etti; Modi de bu daveti kabul etti.
Ziyaretin kesin tarihlerinin daha sonra belirleneceği açıklandı. İki lider görüşmenin tamamlanmasının ardından aynı limuzine binerek Yeni Delhi’deki “INNOPROM. Hindistan” sergisine geçti. Putin gün içinde ayrıca BRICS İş Forumu’nun yıllık genel kurul oturumuna hitap edecek.
İki lider en son 31 Ağustos’ta Bişkek’te toplanan Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi marjında Ala-Arça devlet konutunda bir araya gelmişti. Liderler o görüşmede iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığı ve Ukrayna’daki durumu ele almıştı.
Rusya Devlet Başkan Yardımcısı Yuriy Uşakov, Moskova yönetiminin iki lider arasındaki güvene dayalı ilişkiye değer verdiğini ve tarafların güncel konuları gayriresmi ortamlarda açıkça değerlendirmeyi tercih ettiğini kaydetti.
Hindistan’a üç günlük bir çalışma ziyareti yapan Putin, örgütün kuruluşunun 20’nci yıldönümüne denk gelen 18’inci zirve programı kapsamında başka liderlerle de temaslarda bulunacak.
Uşakov’un aktardığı programa göre Rus lider; Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa, Malezya Başbakanı Enver İbrahim, Etiyopya Başbakanı, Abu Dabi Veliaht Prensi ve BRICS Yeni Kalkınma Bankası Başkanı ile ayrı ayrı görüşmeler yapacak. Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile de olası bir temas planlanıyor.
Adını kurucu ülkeleri Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’nın İngilizce baş harflerinden alan ve gelişmekte olan ekonomileri buluşturan BRICS’in 18’inci zirvesi, 11-13 Eylül tarihleri arasında Yeni Delhi’de düzenleniyor.
Diplomasi
Ermenistan, Rus gazına alternatif arıyor

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, ülkesinin doğalgaz tedarikinde Rusya’ya alternatif kaynakları araştırdığını açıkladı. Halihazırda tüketiminin yüzde 82’sinden fazlasını Rus enerji şirketi Gazprom üzerinden sağlayan Erivan yönetimi, farklı kaynaklara açık olduğunu vurguluyor.
Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, ülkesinin doğalgaz tedarik kaynaklarını çeşitlendirme olanaklarını değerlendirdiğini açıkladı.
Newsarmenia haber portalının aktardığına göre Paşinyan, Avrasya Ekonomik Birliği’nden (AEB) ayrılma ihtimali karşısında Rus doğalgazına alternatif arayıp aramadıkları yönündeki soruya yanıt verdi.
Hükümetin çeşitlendirmeye gitmeyeceği hiçbir alanın olmadığını vurgulayan Paşinyan, gaz alımında farklı güzergahlara açık olduklarını belirtti.
Paşinyan açıklamasında, “Ermenistan’da doğalgaz ucuz değil. Sınırdan tüketiciye ulaşana kadar geçen süreçte, diğer ülkelerle kıyaslandığında en yüksek fiyat artışı Ermenistan’da yaşanıyor. Gazprom Armenia şirketi büyük kârlar elde ediyor ve bu da kayda geçirmemiz gereken ayrı bir gerçek” dedi.
Rus enerji şirketi Gazprom, halihazırda Ermenistan’ın tek doğrudan doğalgaz tedarikçisi konumunu koruyor. Ülkedeki doğalgaz iletim şebekesinin işletmesini ise tamamı Rus enerji devine ait olan yan kuruluş Gazprom Armenia yürütüyor.
Ermenistan, 2009 yılından bu yana İran’dan da doğalgaz alıyor. Ancak bu sevkiyat, 2030 yılına kadar geçerliliği korunan elektrik karşılığı doğalgaz takas anlaşması kapsamında gerçekleşiyor. Erivan yönetimi İran’dan aldığı gazı elektriğe dönüştürüyor ve bir metreküp doğalgaz karşılığında İran’a 3 kilovatsaat elektrik ihraç ediyor. Takas programına dahil santraller bir metreküp İran gazından 4 ila 4,5 kilovatsaat elektrik üretiyor; arta kalan elektrik ise Ermenistan’ın iç tüketiminde kalıyor.
FinPort verilerine göre 2025 yılında Ermenistan’ın doğalgaz ihtiyacının yüzde 82,4’ünü Rusya karşıladı. Bu oran 2 milyon 229 bin 697,4 metreküpe karşılık gelirken, kalan miktar İran’dan temin edildi.
ArmRadio’nun haberine göre Paşinyan enerji politikasındaki yaklaşımı şu sözlerle dile getirdi:
“İkinci bir kaynaktan gaz alma veya bu kaynaktan daha fazla gaz tedarik etme imkanı doğarsa bu yolu seçeriz; üçüncü bir kaynaktan alma imkanı çıkarsa o yönde ilerleriz; dördüncü bir seçenek oluşursa yine bu adımı atarız. TRIPP kapsamında Ermenistan üzerinden geçecek ve bize transit geçiş geliri sağlayacak bir boru hattı inşa etme olanağı doğarsa bu yolu da değerlendirebiliriz.”
Nisan ayı başında Ermenistan Parlamento Başkanı Alen Simonyan, Rusya’dan ithal edilen doğalgazın fiyatının artması halinde Erivan’ın Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (KGAÖ) ile Avrasya Ekonomik Birliği’nden ayrılma sürecini başlatacağını söylemişti.
Paşinyan ise Rusya’yı saygı gösterilmesi gereken bir süper güç olarak nitelendirmiş ve Erivan’ın Moskova’ya asla zarar vermeyeceğini dile getirmişti. Ermenistan Başbakanı aynı zamanda Rusya’nın çıkarlarını Ermenistan’ın çıkarlarının önüne koymayacağının altını çizmişti.
Kremlin yönetimi, Ermenistan’ın KGAÖ üyeliğinin Erivan’ın egemen kararı olduğunu belirtmişti. Ancak Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Paşinyan ile gerçekleştirdiği görüşmede Ermenistan’ın hem Avrupa Birliği hem de AEB Gümrük Birliği içinde aynı anda yer alamayacağını hatırlatmıştı.
Mayıs ayı sonunda Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, Erivan yönetiminin Avrupa Birliği’ne katılım sürecini sürdürmesi halinde, Rusya Büyükelçiliğinin doğalgaz ve petrol ürünleri tedariki işbirliği anlaşmasının askıya alınabileceği veya feshedilebileceği konusunda Ermenistan’ı resmi olarak uyardığını açıklamıştı.
Avrupa5 gün önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa4 gün önceKoçbaşı olarak AfD
Görüş2 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Dünya Basını2 hafta önce“Yapay zeka devasa bir aldatmaca”
Avrupa5 gün önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Asya2 hafta önceHindistan’ın 2047 gelişmiş ekonomi hedefi zora girdi
Asya2 hafta önceABD’nin baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası kritik bir karar aşamasında
Asya4 gün önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek








