Bizi Takip Edin

Asya

Vietnam’ın yeni lideri To Lam’ın göreve geldikten sonraki ilk durağı Çin

Yayınlanma

Çin Dışişleri Bakanlığı’nın perşembe günü yaptığı açıklamaya göre Vietnam Devlet Başkanı ve Komünist Parti Genel Sekreteri olan To Lam, Çinli mevkidaşı Xi Jinping’in daveti üzerine üç günlük bir devlet ziyareti gerçekleştirecek.

Bu ziyaret, Lam’ın ülkenin en üst makamı olan Vietnam Komünist Partisi’nin genel sekreteri seçilmesinden bu yana yapacağı ilk yurtdışı gezisi olacak. Lam, 19 Temmuz’da hayatını kaybeden ve uzun süredir görevde olan parti başkanı Nguyen Phu Trong’un yerine geçti.

To Lam’ın pazar günü Pekin’e vardığında gündeminde ekonomik bağlar, özellikle de ülkesinin demiryolu projelerine Çin’in desteğini sağlamak, olması bekleniyor.

Nanjing Üniversitesi Güney Çin Denizi Çalışmaları Ortak İnovasyon Merkezi’nde kıdemli araştırma görevlisi olan Cheng Hanping, Lam’ın ziyaretinin iktidardaki iki komünist parti arasındaki ilişkinin “balast” rolünü göstermesinin muhtemel olduğunu söyledi.

South China Morning Post’a konuşan Cheng, “Dünya nasıl değişirse değişsin ya da Çin ve Vietnam arasında ne tür çelişkiler olursa olsun, Çin ve Vietnam’daki iki parti arasındaki partiler arası ilişki bir denge unsurudur ve sarsılmazdır” dedi.

Lam’ın gezisi, Hanoi ve Pekin arasında Güney Çin Denizi’nde birbiriyle örtüşen hak iddiaları nedeniyle haftalardır süregelen gerginlik ve restleşmelerin ardından geldi. Vietnam ayrıca bölgede ABD ve Avustralya, Filipinler ve Japonya gibi Çin’in etkisine karşı koymaya çalışan müttefikleriyle yakınlaşmaya devam ediyor.

Trong, parti başkanı olarak görev yaptığı 13 yıl boyunca Çin liderliği ile sık sık üst düzey temaslarda bulundu.

Çin Komünist Partisi’nin Ekim 2022’deki dönüm noktası niteliğindeki 20. Kongresi’nden bir hafta sonra Trong, üst üste üçüncü dönemine başlamasından bu yana ilk yurtdışı gezisi için Pekin’e gelmişti.

Bu ziyaret aynı zamanda Trong’u, Xi’nin Çin’in parti başkanı olarak tarihi üçüncü döneminin onaylanmasının ardından onu şahsen tebrik eden ilk yabancı lider yapmıştı.

Xi, Aralık 2023’te Hanoi’ye karşılıklı bir ziyaret gerçekleştirmiş ve iki taraf işbirliklerini artırma ve “ortak bir geleceğe” sahip bir toplum inşa etme konusunda anlaşmıştı.

Lam’ın da, selefinin yolunu takip edeceği düşünülüyor.

‘Ekonomik uyum ve partiler arası dayanışma’

Cheng’e göre iki taraf Lam’ın ziyareti sırasında ikili bağları güçlendirmek için ekonomik uyumluluklarını ve partiler arası dayanışmayı daha da geliştirmeye çalışacak.

Uzmanlar, Lam’ın Çin ile daha yakın işbirliği yaparak Vietnam ekonomisini güçlendirmeye çalışacağı ve liderlik çalkantılarının yaşandığı bir dönemin ardından ülkedeki siyasi konumunu sağlamlaştırmaya çalışacağı konusunda hemfikir.

Siyasi çalkantılar arasında bir önceki Vietnam Devlet Başkanı ve Ulusal Meclis Başkanı’nın yolsuzluk davalarıyla bağlantılı oldukları iddiasıyla görevden alınmaları da yer alıyordu.

Cehng, Lam’ın hedefleri arasında Çin yatırımlarını artırmak ve ticaret hacmini genişletmenin yanı sıra dijital ekonomi bağlarını güçlendirmek ve çeşitli tedarik zinciri konularında birlikte çalışmak olduğunu söyledi.

Hanoi ayrıca ulusal ve sınır ötesi demiryolu projelerini ilerletmek için Çin yatırımları ve teknolojik destek arıyor.

Cheng’e göre, sınır ötesi demiryolu sadece Vietnam’ın Çin ile bağlantısını güçlendirmekle kalmayacak, aynı zamanda Güneydoğu Asya ülkesini çeşitli Avrupa ülkelerini birbirine bağlayan bir yük hizmetleri ağı olan Çin-Avrupa Demiryolu Ekspresi ile de entegre edecek.

Çin uzun zamandır Vietnam’ın en büyük ticaret ortağı ve en büyük yabancı yatırımcılarından biri; Vietnam ise Çin’in Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği içindeki en büyük, dünyadaki dördüncü büyük ticaret ortağı.

Pekin merkezli bağımsız düşünce kuruluşu Anbound’da araştırmacı olan Zhou Chao, Lam’ın Çin’in Vietnam meyveleri ithalatında bir artış ve Çin’den istikrarlı elektrik ihracatı arayışında olabileceğini söyledi.

Bu sonuncusu Hanoi’nin, özellikle Vietnam’ın kuzey bölgesindeki yerel işletmeleri ve yabancı üreticileri etkileyen elektrik sıkıntısının üstesinden gelmesine yardımcı olacaktır.

“Daha derin ekonomik ve ticari ilişkiler şüphesiz ki ikili ilişkilerin güçlenmesine ve optimize edilmesine işaret ediyor” diyen Zhou, Güney Çin Denizi anlaşmazlığına vurgu yaparak iki komşu arasındaki ilişkinin bir sınırı olduğunu da sözlerine ekledi.

Zhou, Hanoi’nin Pekin ile olan toprak anlaşmazlıkları konusundaki tutumunda bir yumuşama belirtisi olmadığına dikkat çekti.

Öte yandan mayıs ayında başkanlık görevine başlamasından bu yana Lam, ziyarete gelen Çinli yetkililere Hanoi’nin Pekin ile ilişkilerine “en yüksek önceliği” verdiğini yineledi. Son olarak Çin’in 4 numaralı yetkilisi Wang Huning 25 Temmuz’da Vietnam’ı ziyaret etti.

Politbüro Daimi Komitesi üyesi ve Çin Halk Siyasi Danışma Konferansı Ulusal Komitesi başkanı olan Wang, Trong’un cenaze töreninde Xi’nin özel temsilcisi olarak Hanoi’deydi.

Lam, parti liderliğine yükselmesinin ardından düzenlediği basın toplantısında dış politikada bir değişiklik olmayacağını söyleyerek Vietnam’ın Çin ve ABD ile ilişkileri arasında bir denge kurmaya devam edeceği yönündeki beklentileri artırdı.

Asya

Çin, ABD’ye insansız hava aracı ihracatında denetimi sıkılaştırdı

Yayınlanma

Çin Ticaret Bakanlığı, ABD’ye yönelik insansız hava aracı, kritik bileşen ve ilgili teknolojilerin ihracatında her başvurunun ayrı ayrı inceleneceğini açıkladı. Pekin ayrıca altı kuruluşa yaptırım uygularken bir ABD şirketiyle Çin’de her türlü işlem ve işbirliğini yasakladı. Adımlar, Washington’ın Çinli şirketlere yönelik son yaptırımlarının ardından geldi.

Çin Ticaret Bakanlığı, ABD’ye yönelik insansız hava araçları, bunların kritik bileşenleri ve ilgili teknolojilerin ihracatına yönelik denetimleri sıkılaştırdığını açıkladı.

Bakanlığın açıklamasına göre, Çin’in çift kullanımlı ürünler listesinde yer alan insansız hava araçları, bunların temel parçaları ve ilgili teknolojilerin ABD’ye ihracatı, her başvuru özelinde sıkı incelemeye tabi tutulacak.

Açıklamada, “ABD’ye ihraç edilecek, Çin Halk Cumhuriyeti’nin Çift Kullanımlı Ürünler Listesi’nde yer alan insansız hava araçları, bunların temel bileşenleri ve ilgili teknolojilerin ihracatı, her bir başvuru özelinde sıkı incelemeye tabi tutulacaktır” denildi.

Pekin ayrıca Applied DNA Sciences, Stratum Reservoir, Altana Technologies, Responsible Business Alliance, Verité Group ve Human Rights in China’a yaptırım uyguladığını duyurdu. Çin, bu kuruluşları ABD’nin Çinli şirketlere yönelik kısıtlamalarına destek vermekle suçladı.

Çin yönetimi, Compliance Testing LLC adlı bir başka şirketi ise ABD Federal İletişim Komisyonu’nun uyguladığı kısıtlamaları desteklemekle itham etti.

Bakanlığın açıklamasında, “Çin sınırları içinde bulunan kuruluşların ve vatandaşların bu şirketle herhangi bir işlem, işbirliği veya başka bir faaliyette bulunması yasaktır” ifadesi kullanıldı.

Financial Times’ın aktardığına göre Çin, küresel insansız hava aracı pazarında öncü konumunu koruyor. Çinli üreticiler DJI, Autel Robotics ve XAG de ABD pazarında önemli satış hacmine sahip olmayı sürdürüyor.

Habere göre Pekin’in yeni adımları, Washington’ın son dönemde uygulamaya koyduğu kısıtlamalara karşılık olarak atıldı.

ABD daha önce Çin’e yönelik yaptırımları genişletmiş ve 43 Çinli şirketin ürünlerinin ithalatını yasaklamıştı. Washington, bu şirketlerin Zorla Çalıştırmayı Önleme Yasası kapsamına girdiğini ve Sincan’da zorla çalıştırma uygulamalarıyla bağlantılı olduğunu savunuyor.

ABD makamlarının açıklamasında, “Listeye eklenen 43 yeni kuruluş arasında denetim önceliği taşıyan sektörlerde faaliyet gösteren şirketler bulunuyor. Bunlar alüminyum, hazır giyim, bakır, pamuk ile domates üretimi ve işleme sanayilerini kapsıyor” denildi.

Okumaya Devam Et

Asya

Amerikan zenginleri Yeni Zelanda’nın “altın vizelerine” hücum ediyor

Yayınlanma

Son 14 ayda 700’den fazla varlıklı yabancı, “altın vize” programı kapsamında Yeni Zelandalı olmak için başvuruda bulundu; bu rakam, önceki üç yılda 115 idi.

Başvuru sahipleri, üç yıl içinde yerel fonlara, şirketlere veya hayır kurumlarına en az 5 milyon Yeni Zelanda doları tutarında yatırım yapmak zorunda.

Ayrıca 127 kişi, tahviller gibi pasif varlıklara beş yıl boyunca 10 milyon Yeni Zelanda doları yatırılmasını gerektiren farklı bir programa başvurdu.

Bu hücum, ülkenin gayrimenkul alımları, yatırımlar ve başvuru sahiplerinin hak kazanabilmeleri için ülkede kalmaları gereken süreye ilişkin kuralları gevşetmesinin ardından başladı.

Financial Times’a (FT) göre Yeni Zelanda’da süresiz olarak yaşama, çalışma ve eğitim görme hakkı için başvuranların sayısındaki artış, ülkenin güvenliği ve uzak konumunu giderek daha çekici hale getiren jeopolitik belirsizlik dönemine denk geliyor.

Portekiz’den ABD’ye kadar dünyanın dört bir yanındaki onlarca ülke, yatırım karşılığında veya bazı durumlarda nakit ödeme karşılığında göçmenlik konusunda öncelikli muamele sunuyor.

Birçoğunun bu konudaki deneyimleri karışık. İrlanda, Malta ve Avustralya, programların yeterince ilgi görmemesi veya suistimal edilme endişeleri nedeniyle programlarını iptal etti.

Yeni Zelanda’nın durumunda ise Başbakan Christopher Luxon, bu vizelerin daha fazla yabancı yatırımı çekmesini ve ülkenin büyümesini tehlikeye atan “beyin göçü” eğilimini tersine çevirmesini umuyor.

Turistler Yeni Zelanda’yı sevip oraya taşınmayı hayal etseler de, pek çok genç iktisadi fırsat arayışıyla ülkeyi terk ediyor.

Luxon’a göre, Yeni Zelanda’daki startup’lar bu durumdan şimdiden faydalanmaya başladı:

“Dünyanın dört bir yanındaki herkes kısıtlamalarını sıkılaştırırken, biz bu kapıları açtık ve startup’larımıza gelen sermayeden büyük fayda sağladık; aynı zamanda bu startup’lara gelen bilgi ve teknik birikimden de büyük ölçüde yararlandık.”

Programın kapsamlı bir şekilde revize edildiği Nisan 2025’ten bu yana, Kuzey Amerika, Avrupa ve Asya’dan gelen başvuru sahipleri, her biri 5 milyon veya 10 milyon Yeni Zelanda doları tutarında olmak üzere toplam 4,8 milyar Yeni Zelanda doları (2,7 milyar ABD doları) taahhüt ettiler.

Bu rakam, bu yılın ilk çeyreğinde yapılan 14,8 milyar Yeni Zelanda doları tutarındaki yabancı yatırımla karşılaştırılabilir.

Risk sermayesi şirketi Motion Capital’in kurucu ortağı Lachlan Nixon, bunun “Silikon Vadisi’nde bir onur nişanesi” haline geldiğine dikkat çekiyor.

Verilere göre, başvuruların 277’si Amerikalılar tarafından yapılmış ve özellikle Kaliforniyalılar Yeni Zelanda pasaportuna büyük ilgi gösteriyor.

“Devasa bir sermaye akışı geliyor, fakat asıl önemli olan, şu anda Yeni Zelanda ekonomisine yatırım yapan bu kişilerin kalitesi,” diyen Nixon, yüksek büyüme potansiyeline sahip Yeni Zelanda şirketleri için yakın zamanda gerçekleştirilen 27 milyon Yeni Zelanda doları tutarındaki fon toplama işleminin yüzde 40’ını 30 “altın vize” sahibinden temin edebildiğini de sözlerine ekledi.

Luxon’a göre, bu programdan yararlananlar arasında, yönetim kuruluna Avrupa çelik sektörünün deneyimli ismi Francesc Rubiralta’yı atayan kritik mineraller şirketi Zethos da yer alıyor.

Nixon, program kapsamında destek alan diğer şirketler arasında tohum yağı proteini üreticisi Miruku ve magnezyum madenciliği şirketi Aspiring Materials’ın da bulunduğunu belirtti.

Birçok adayın tercih ettiği dağ kasabası Queenstown’da, yerli halk, Peter Thiel ve New York’taki Empire State Binası’nın sahibi olan vakfı yöneten Anthony Malkin gibi milyarderleri “tepelerdeki gizli sakinler” olarak adlandırıyor.

Çoğu, varlıklarını gizli tutmayı tercih ediyor. Thiel’in vatandaşlığı bir parlamento tartışmasında yanlışlıkla ortaya çıkmıştı. Malkin’in varlığı ise Yılbaşı gecesi attığı havai fişeklerin çimlerde yangınlara yol açmasıyla kamuoyuna duyuruldu.

Cotality’ye göre, bu kişilerin gelmesi Queenstown’u Yeni Zelanda’nın en pahalı emlak piyasası haline getirdi. Buradaki medyan fiyat 1,8 milyon Yeni Zelanda doları ve bu rakam ülke ortalamasının iki katı.

Vize programının şartları uyarınca, bu kişiler yalnızca 5 milyon Yeni Zelanda dolarından fazla değerde gayrimenkul satın alabilirler; bu hüküm, onların varlığının konut piyasasını bozmaması için tasarlanmış.

Bir emlak danışmanı, “Burada çok sayıda milyarder var. Sadece lastik çizme giyiyorlar,” diyor.

Öte yandan bu programın faydalarına ilişkin şüpheler var. Emeklilik fonu Simplicity’nin genel müdürü Sam Stubbs, insanların ülkeye “gerçek anlamda yatırım yapması” gerektiğini ve bir risk sermayesi fonundaki “cüzi bir miktar para” karşılığında özel muamele aramaması gerektiğini söyledi ve “Cennetin bir bedeli var; hepimizin ödediği bedel,” dedi.

Başvuru sahiplerinden bazıları da eleştirilerini dile getiriyor. Santa Barbara’da eşi Jim ile birlikte bir risk sermayesi fonu yöneten Courtney Andelman, geçen yıl vize başvurusunu başarıyla tamamladı ve düzenli olarak burayı ziyaret ediyor. Andelman, “Havada ve suda sihirli bir şey var. Burası gerçekten sağlıklı bir yer,” diyor.

Öte yandan Andelman, yatırımlarının daha büyük bir etki yaratabileceği Güney Adası’ndaki Nelson gibi daha küçük bir şehre yerleşmek istediğini söyledi ama orada değeri 5 milyon NZ$’dan fazla olan çok az gayrimenkul vardı.

Ayrıca Yeni Zelanda’daki kurallar gereği, ailesinin yılda 183 günden fazla süreyle ülkede kalması halinde küresel gelirlerinin tamamı üzerinden vergilendirilmesinden şikayet ediyor.

Andelman, Yeni Zelanda’yı sevdiğini ama endişelerini dile getirdiğini ve dolaylı olarak bir tehdit savurduğunu belirtti:

“Bir doların en yüksek ve en iyi şekilde nasıl kullanılacağı, kendimize sürekli sorduğumuz bir soru. Eğer Yeni Zelanda en iyi değeri sunmazsa, başka bir yere gideriz. O dolarların her biri seyyar.”

Okumaya Devam Et

Asya

Çinli Sinopec Rusya’dan ucuz petrol alımını artırma yoluna gitti

Yayınlanma

Dünyanın en büyük petrol işleme şirketi olan Çin devleti kontrolündeki Sinopec, Ortadoğu’dan yapılan sevkiyatlardaki düşüşü karşılamak amacıyla Rusya’dan petrol alımlarını artırdı. Şirket, Çin’de mart ayından bu yana yurtdışına petrol ürünü satışlarına sınırlama getirilmesine rağmen indirimli Rus petrolü sayesinde tedarik hacmini korumayı başardı.

Reuters’ın konuya vakıf kaynaklara ve gemi takip verilerine dayandırdığı haberine göre dünyanın en büyük petrol işleme şirketi olan Çin devlet kuruluşu Sinopec, Ortadoğu’dan gelen sevkiyatlardaki azalmayı dengelemek amacıyla Rusya’dan petrol alımlarını artırma kararı aldı.

Daha ucuz olan Rus petrolünün satın alınması, Çin’de mart ayından bu yana petrol ürünlerinin yurtdışına satışına kısıtlamalar uygulanmasına rağmen Sinopec’in görece istikrarlı bir tedarik hacmini korumasına ve fazla yakıtı yüksek karlılıkla sevk etmesine yardımcı oldu.

Ajansa konuşan ve adının açıklanmasını istemeyen kaynaklar, Çinli şirketin Doğu Sibirya-Pasifik Okyanusu (ESPO) türünden günde yaklaşık 241 bin ila 320 bin varile denk gelecek şekilde toplam 30 ila 40 parti Rus petrolü tedarik ettiğini belirtti.

Reuters, bu miktarın şirketin günlük 5,2 milyon varil olan toplam işleme kapasitesinin yüzde 5’i ile yüzde 6’sına karşılık geldiğini kaydetti.

ESPO petrolü, Doğu Sibirya-Pasifik Okyanusu boru hattı üzerinden ve Primorskiy Krayı’ndaki Kozmino Limanı aracılığıyla sevk edilen, Rusya menşeili düşük kükürtlü hafif ihracat petrolü türü olarak biliniyor.

Reuters, Çin’in İran’daki savaşın başlamasından bu yana toplam ham petrol ithalatını keskin bir şekilde düşürdüğünü aktardı. Ülkede haziran ayındaki alımlar geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 41 oranında geriledi.

Bununla birlikte Çin yönetimi, temmuz ve ağustos ayları için yakıt ihracatına yönelik kısıtlamaları esnetti.

Gemi hareketlerini takip eden Vortexa şirketinin Çin baş analisti Emma Li’nin sunduğu verilere göre Sinopec, temmuz ayında yaklaşık 7,4 milyon varil ESPO petrolü satın aldı. Şirket ayrıca ağustos ayı için en az 10 parti, eylül ayı için de 10 parti petrol tedariki gerçekleştirdi.

Süreçle ilgili değerlendirmede bulunan Li, “İthalatta genel bir artış yaşanması yerine talep, teslimat garantisi daha yüksek ve nakliye maliyetleri daha düşük olan varillere kayıyor. Bu noktada öncelikle karayoluyla yapılan teslimatlar ile Rusya’nın Uzak Doğu bölgesinden gelen kısa mesafeli kargolar öne çıkıyor” ifadelerini kullandı.

Ukrayna’daki savaşın başlangıcından bu yana Çin ve Hindistan Rus petrolünün en büyük alıcıları konumunda yer alıyordu.

Ancak haberde, Washington’ın Rosneft ve Lukoil şirketlerine yaptırım uygulamasının ardından alımların durakladığı kaydedildi. Buna karşın Reuters, Pekin’in tek taraflı yaptırımları tanımadığını ve bağımsız petrol rafinerilerinin Rus petrolünü almaya devam ettiğini aktardı.

Moskova yönetimi ise Rusya karşıtı yaptırımları yasa dışı ve etkisiz olarak nitelendiriyor.

Çinli rafinerilerin temmuz ayında Rus petrolü tedarik ettiğini Bloomberg de haberleştirmişti.

Analist Emma Li o dönemde yaptığı açıklamada, “Unipec liderliğindeki Çinli petrol şirketleri temmuz ayından itibaren aktif olarak Rus ESPO petrolü satın alıyor. Ortadoğu’da son dönemde yaşanan aksamalar ağustos ve eylül ayları için yapılan alımları hızlandırdı” demişti.

Söz konusu gelişmeden bir ay önce Bloomberg, talepteki düşüş ve ABD’nin artan baskısı gölgesinde İran’dan Çin’e yapılan petrol sevkiyatlarında sert bir azalma olduğunu bildirmişti.

Bloomberg verilerine göre şubat ayında günlük 1,8 milyon varil seviyesinde olan ihracat, mayıs ayında yaklaşık 160 bin varile kadar geriledi.

Ajans, bu sevkiyatların İran ekonomisine hayati bir destek sağladığına dikkat çekti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English