Amerika
Yangınlar devam ederken: Beverly Hills milyarderleri eyaletin su kaynaklarına nasıl çöktü?

Kaliforniya eyaletindeki durdurulamayan yangınlar, her yıl daha da şiddetlenerek devam ederken, bu krizin ardındaki nedenler giderek daha görünür hale geliyor. Bu yangınların yalnızca iklim değişikliğiyle değil, aynı zamanda eyaletin su kaynaklarının yönetimi ve büyük tarım şirketlerinin bu kaynakları kontrol etme biçimiyle de doğrudan bağlantılı olduğu ortaya çıkıyor. Pistachio Wars belgeselinin yapımcılarından gazeteci Yasha Levine, bu karmaşık sorunu gözler önüne seriyor. Beverly Hills’in ünlü milyarder tarım oligarkları Lynda ve Stewart Resnick, devasa tarım arazilerini sulamak için Los Angeles şehrinden daha fazla su tüketmeleriyle dikkat çekiyor. Resnick’lerin su stoklama ve kullanım politikaları, Kaliforniya’daki yangın krizinin sembolü haline geldi ve sosyal medyada viral oldu.
Resnick’ler, Central Valley’deki binlerce dönümlük badem, antep fıstığı ve diğer tarım ürünleri plantasyonlarını sulamak için Kaliforniya’nın sınırlı su kaynaklarını yoğun bir şekilde sömürüyor. Bu durum, eyaletin kuzeyinden güneyine uzanan devasa bir “terraforming” sistemine bağımlılık yaratıyor. Bu sistem, suyu kuzeydeki dağlık bölgelerden güneydeki tarım alanlarına ve şehirlere taşıyarak, eyaletin tarım ve şehirleşme odaklı ekonomik çıkarlarını korumayı amaçlıyor. Ancak bu mühendislik harikası gibi görünen sistemin doğaya ve topluma olan maliyeti oldukça ağır.
Barajlar ve su kanallarıyla kontrol altına alınan nehirler, doğal akışlarını kaybediyor ve bu durum ekosistemlerin çökmesine neden oluyor. Doğal yangın döngüleri bozulurken, kuraklık ve su kıtlığı yangın riskini daha da artırıyor. Ayrıca, yoğun şehirleşme ve tarım alanlarının genişlemesi, yangınların yayılmasını kolaylaştırıyor. Bu kriz, Kaliforniya’nın oligarşik zenginlik ve emlak spekülasyonu üzerine kurulu tarihinin bir yansıması olarak görülüyor. Resnick’ler, bu geleneğin modern temsilcileri olarak, eyaletin su kaynaklarını kontrol eden ve kâr odaklı politikalarıyla doğal dengeyi bozan bir sistemin parçası haline geldi.
Beverley Hills’li tarım milyarderleri Stewart ve Lynda Resnick’in Kaliforniya’nın su kaynaklarını nasıl özelleştirdiklerinin hikayesi
Yasha Levine, The Exiled
Kasım 2019
Kaliforniya’da bir grup su oligarkı, felaketle sonuçlanan bir deregülasyon ve özelleştirme planını hayata geçirdi. Ve bunu, herhangi bir ciddi kamuoyu tepkisi olmadan, yüz milyonlarca dolarlık vergi mükellefi parasını cebe indirerek yaptılar. Kaliforniya’nın en değerli kaynağı olan su üzerinde sahip oldukları bu güç ve kontrol, bizi şok etmeli ve korkutmalı. Tabii, daha fazla insan bu durumun farkında olsaydı, bu tepkiyi verirdik. Fakat asıl korkutucu olan şu: Giderek kıtlaşan ve aşırı kullanılan Kaliforniya su kaynaklarının daha büyük bir kısmını ele geçirmek için planlar yapıyorlar. Bu durum, kesinlikle su kıtlığına, fiyatların yükselmesine ve Kaliforniya’nın çevresinde telafisi imkânsız tahribatlara yol açacak.
Kaliforniya, oldukça kötü bir kuraklık döneminin üçüncü yılında. Ve bazı çok güçlü çevreler, bu küçük krizi boşa harcamıyor; Vali Schwarzenegger ve Senatör Dianne Feinstein’a yoğun bir şekilde lobi yapıyor, Fox News’in Sean Hannity gibi kurumsal destekçilerine para ödüyor ve insanların kuraklık korkusunu kullanarak devasa bir su projesini dayatmaya çalışıyorlar. Bu proje, daha fazla su pompalamayı, daha fazla baraj inşa etmeyi ve eyaletin nehirlerini kurutmaya devam etmeyi hedefliyor. Korku salma taktikleri şöyle işliyor: Kaliforniya, felaket boyutlarında bir su krizinin eşiğinde ve hayatta kalma mücadelesi kapıda. Bu mücadelede, geçim kaynaklarını korumak isteyen küçük çiftçiler, Amerikalıların işlerinden çok çevreyi önemseyen büyük şehir elitlerine karşı savaşıyor. Ancak gerçekte, bu kuraklık histerisi büyük tarım şirketlerinin desteklediği bir korkutma taktiğinden ibaret. Amaç, Kaliforniya seçmenlerini, küçük çiftçilere (ki zaten çok az kaldı) pek de fayda sağlamayacak, şirketlere daha fazla su sağlayıp onların arazilerini sübvanse edecek, emlak geliştirmeyi destekleyecek ve büyük ölçekli su özelleştirmesini mümkün kılacak milyarlarca dolarlık baraj ve kanal sistemini inşa etmeye zorlamak. Özünde, bu, Kaliforniya’nın süper zenginlerinin su için herkese karşı yürüttüğü bir savaş.
Kaliforniya’daki bu son su özelleştirme çabalarının lideri, Beverly Hills’li bir milyarder olan Stewart Resnick. Stewart ve eşi Lynda Resnick; çiçek siparişi şirketi Teleflora, Fiji Water, Pom Wonderful, pestisit üreticisi Suterra ve Amerika’nın en büyük tarım şirketi olan Paramount Agribusiness’i kontrol eden Roll International Corporation adlı özel bir şemsiye şirkete sahipler. Paramount Agribusiness aynı zamanda dünyanın en büyük antep fıstığı ve badem üreticisi konumunda. Roll Corp., 2008 yılında Forbes’un Amerika’nın en büyük özel şirketleri listesinde 246. sırada yer aldı ve 2007 yılında 1,98 milyar dolarlık bir gelir elde etti.
Resnick’ler birbirini tamamlanan lüks, liberal, kariyerli bir çift. Politikada, iş dünyasında ve hayır işlerinde oldukça aktif olan çift, Demokrat Parti için büyük miktarda para topluyor, sanata bağış yapıyor, eğitimi destekliyor ve Arianna Huffington ile küresel ısınma karşıtı aktivist ve An Inconvenient Truth filminin yapımcısı Laurie David gibi etkili ilerici isimlerle yakın ilişkiler kuruyor. Stewart Resnick, 2000 ile 2003 yılları arasında Gray Davis kampanyasına ve çeşitli anti-geri çağırma gruplarına 350 bin doların üzerinde bağış yaptı. Vali Davis de bu iyiliğin karşılığını, Resnick’i tarım-su geçiş ekibinin eş başkanı olarak atayarak verdi. Lynda ise kurnaz bir iş kadını olarak, Pom Wonderful’ı satmak için nar sağlığı çılgınlığını tek başına yarattığı ve Fiji Water’ı son başarısına taşıdığı için tanınıyor. Ancak bu başarı, çevrecilerin tepkisini çeken bir başarı oldu; Anna Lenzer tarafından Mother Jones’ta yakın zamanda belgelenmişti.
Fakat bu jet sosyete Baby Boomer çiftiyle ilgili anlatılanların çoğunda büyük bir boşluk var: Onların şirketi Roll International, Amerika’nın en büyük özel su aracılarından biri, hatta belki de en büyüğü. Bir dizi yan şirket ve organizasyon aracılığıyla, Roll International, Kaliforniya’nın suyunu kamuya ait, paylaşılan bir kaynak olmaktan çıkarıp, piyasada en yüksek teklifi verene satılabilecek özel bir varlığa dönüştürebiliyor.
Her şey, Stewart Resnick’in, Kaliforniya’nın en önemli kamu hizmeti olan suyun deregülasyonunu sağlamaya yönelik bir planın merkezinde bulunan, güçlü ancak çok az bilinen Kern County Su Bankası’nın yaratılmasındaki rolüne dayanıyor.
2003 yılında Public Citizen tarafından yayımlanan “Su Hırsızlığı” başlıklı rapora göre, Kern County Su Bankası, Central Valley’nin en sıcak, en kurak ve en güney ucunda bulunan bir yeraltı su depolama tesisi. 1 milyon hektometreküp kapasitesiyle, tüm Rhode Island eyaletini bir fit derinliğinde bataklığa dönüştürmeye veya Los Angeles şehrine 1,7 yıl boyunca su sağlamaya yetecek kadar büyük. Su bankası, 1980’lerin sonunda Su Kaynakları Departmanı tarafından uzun süreli kuraklığa karşı bir önlem olarak tasarlandı. Yağışlı yıllarda, Kuzey Kaliforniya ve Sierralar’dan gelen fazla suyu depolayacak, kurak yıllarda ise bu suyu pompalayacaktı. Kaliforniya, bu yeraltı rezervuarını geliştirmek ve eyaletin kamuya ait kanallarına ve su yollarına bağlamak için neredeyse 100 milyon dolar harcadı. Ancak 1995 yılında, Kaliforniya Su Kaynakları Departmanı, hiçbir kamuoyu tartışması olmadan ve aniden, bu rezervuarı bir avuç kurumsal çıkar grubuna devretti.
Los Angeles Times yazarı Mark Arax, 2003 yılında bu durumu şöyle anlatmıştı:
“Eyaletin en büyük su bankasının —74 milyon dolarlık vergi mükellefi parasıyla hayata geçirilen— Stewart Resnick’in özel imparatorluğunun ayrılmaz bir parçası haline gelmesinin hikayesi, bir dava ya da en azından dava tehdidiyle başlıyor.
1990’ların başında sona eren yedi yıllık kuraklık, Metropolitan Su Bölgesi gibi Güney Kaliforniya su taahhütçülerini, Kern County Su Ajansı gibi tarımsal taahhütçülere karşı karşıya getirdi. Her bölge, eyalete, uzun süredir devam eden sözleşmelerle garanti edilen suyu neden almayı hak ettiğini açıklıyordu. Kuraklığın en kötü yıllarında, kentsel kullanıcılar suyun yüzde 30’unu alırken, Kern çiftçileri yüzde 5’ten azını aldı.
1994 yılında, tarımsal ve kentsel çıkar grupları, suyun teslim edilmemesi nedeniyle eyalete dava açma tehdidinde bulundu. Ana taraflar, Monterey’de kapalı kapılar ardında bir toplantıda bir araya gelerek anlaşmaya varmaya çalıştı. Kamu yararı grupları, çevreciler ve daha küçük su taahhütçüleri —toplantıya alınmayanlar— buna itiraz etti.
Toplantı sona erdiğinde, Kaliforniya’nın su akışı tamamen yeniden yönlendirilmişti.”
Yeniden yönlendirilmiş, yani “özelleştirilmiş”ti.
Transferin detayları karmaşık ve şeffaf olmasa da, kısaca izah etmek gerekirse, Kaliforniya eyaleti, küçük bir grup kurumsal çiftçiyi, devasa bir su depolama tesisi ve depolayabileceği milyarlarca galon devlet teşvikli suyu devrederek fiili bir su oligarşisine dönüştürdü. Ne kadar gizemli ve önemsiz görünse de, su bankasının devri, eyaletten satın alınan sübvansiyonlu suya genellikle uygulanan yeniden satış kısıtlamalarını da aşmış oldu. Su, Kern County Su Bankası’na girdikten sonra, kamuya ait bir kaynak olmaktan çıkıp yerel olarak mahsulleri sulamak ya da serbest piyasada en yüksek teklifi verene satmak için kullanılabiliyordu. Transfer, suyu açıkça özelleştirme ihtiyacı duymadan özelleştirmiş oldu.
Fakat Monterey’de toplanan bu gizli ekip, sadece bir yeraltı su rezervuarını özelleştirmekten fazlasını yaptı. Kaliforniya’nın su oligarşisi, eyaletin su piyasasının kontrolünü ele geçirecek ve havadan var olmayan su yaratma kabiliyeti kazandıracak bir plan üzerinde anlaştı.
Kapalı toplantılardan çıkan revizyonlar, “Monterey Değişiklikleri” olarak adlandırıldı. Bu değişiklikler, tarihte ilk kez, Kaliforniya’da düzenlenmemiş su ticaretini mümkün kılan bir yasal çerçeve oluşturdu. “Sanal su” kavramını yaratarak, suyun bankadaki para veya bir kredinin teminatı kadar kolay bir şekilde ticareti yapılabilir, transfer edilebilir, bölünebilir ve kayıtlara geçirilebilir hale gelmesini sağladı. Bu, özellikle yaklaşmakta olan konut patlaması sırasında arazi spekülatörleri için büyük bir nimetti.
Kaliforniya’daki her büyük emlak geliştirme projesi, onlarca yıl sonrasına kadar yeterli bir su kaynağının mevcut olacağını kanıtlamak zorunda. “Sanal su” kavramı ortaya çıkmadan önce, bu gereklilik, Güney Kaliforniya çölünde düşük gelirli banliyö cennetleri inşa etmek isteyen geliştiriciler için ciddi bir engeldi. Batı’da su, öyle kolay bulunan bir kaynak değil. Yeraltı kaynakları rekor bir hızla tükeniyor ve eyaletin su kemeri sistemi, yüzlerce mil güneyde eriyen yağmur ve kar sularını pompalayarak, hem hızla büyüyen yerleşim alanlarını hem de çöldeki devasa tarım operasyonlarını destekleyecek kapasitede değil. Baraj yapılacak bakir nehirler olsa bile, bunların maliyeti yüz milyonlarca doları bulacak ve emlak geliştiricilerinin yüksek kâr marjlarını eriterek banliyö yayılmasını yavaşlatacaktı. “Sanal su” piyasası, bu zorlayıcı sorunu bir anda ortadan kaldırdı. 90’ların ortalarından itibaren, emlak geliştiriciler, tüm su ihtiyaçlarını “sanal su” satın alarak karşılayabildiler. Yani, bir şehri veya ilçeyi sanal su hakları satın almaya ikna ederek planlama düzenlemelerini yerine getirmiş oldular. Gerçek bir su kaynağı sağlamıyorlardı, hatta tek bir damla su bile transfer etmiyorlardı. Ama su kayıtlarında göründüğü sürece bu hiç önemli değildi.
Çoğu şehir sakini, su gelse bile o sudan memnun kalmayacaktır. Zira özel su depolama tesisleri kamu denetimine tabi değildir ve “sanal su” tüccarları temel su kalitesi gerekliliklerine uymak veya suyu test etmek zorunda değil. Özel bankalardan pompalanan kirli suyun, su kemerlerinde akan temiz suyu kirlettiğine dair raporlar, kimsenin bu konuya bakmaya tenezzül etmemesi nedeniyle nadiren duyulur. 2008 yılında, Kern su bankasının paydaşlarından biri olan Semitropic tarafından pompalanan suyun arsenik seviyeleri, federal EPA sınırının altı kat üzerindeydi. Bu, Antelope Valley Press’e göre, arsenikle kirlenmiş suyun eyalet su kemeri boyunca güneye, Los Angeles County ve çevresindeki bölgelere doğru akmasına yol açtı.
Ancak gelişme çılgını Güney Kaliforniya bu durumu umursamıyor gibi görünüyor; su tüccarları da öyle. Emlak geliştirme, “sanal suya”, bitkisel hayattaki birinin serumuna ihtiyaç duyduğu kadar muhtaç.
Böylece, hiçbir uyarı olmadan ve medyanın neredeyse hiç dikkatini çekmeden, Monterey Anlaşmaları tıpkı Wall Street’in hayal ettiği ipoteğe dayalı menkul kıymetler ve diğer egzotik borç enstrümanları gibi tuhaf, yeni ve düzenlenmemiş bir “sanal su” piyasası yarattı. Bunun nedeni, “sanal su” piyasasının neredeyse tamamen bir yanılsamaya dayanması. On yıllardır, Kaliforniya’nın su yetkilileri, müşterilerine teslim edebilecekleri gerçek su miktarı konusunda kendilerini kandırıyor. Sözleşmelere göre, eyalet yılda 4 milyon hektometreküp su teslim etmekle yükümlü. (Los Angeles yılda yaklaşık 600 bin hektometreküp su kullanıyor.) Oysa gerçekte, eyalet vaat ettiği suyun yalnızca yarısını teslim edebiliyor. Bu, açık piyasada işlem gören “sanal suyun” yarısının aslında hiç var olmadığı anlamına geliyor. Ve suyla uğraşan herkes de bunu biliyor. Doğal olarak bu bir sorun. Kimse neden var olmayan bir suyu satın alsın ki?
Monterey Değişiklikleri, bu sorunu, eyaleti orijinal su sözleşmelerinden açıkça sorumlu tutan birkaç yasal değişiklik yaparak aştı. Su olsun ya da olmasın, bu değişiklikler alıcılara, var olmayan suyla emlak geliştirmelerini finanse etme konusunda güven verdi; çünkü hükümet yağmur yağsa da yağmasa da sözleşmesel olarak onları kurtarmakla yükümlüydü. Eyalet bu suyu nereden mi bulacak? Küçük çiftçilerden, kırsal topluluklardan ve fakir, siyasi bağlantısı olmayan herkesten alabilir.
Kaliforniya’nın yeni kurulan “sanal su” piyasası, bir spekülatörün rüyasıydı. Enron’daki deregülasyon kurnazları içinse kaçırılmayacak kadar cazipti. Monterey Değişiklikleri’nden birkaç yıl sonra, Enron görünüşte Kern su bankasından ilham alarak bir su bölümü kurdu, Central Valley’de doğal bir yeraltı rezervuarının üzerinde büyük bir arazi satın aldı ve kendi su bankasını kurmaya başladı. Ama Enron’un şişirme vaatlerle dolu ekibi, daha büyük, küresel çapta planlar peşindeydi. Dot Com Balonu’nun etkisiyle hareket eden Enron, internet tabanlı bir su ticareti devrimi başlatmak ve H2O’nun etrade.com’u olacak bir site (Azurix) kurmak istiyordu. Wall Street Journal 2000 yılında, Azurix için “Batı’da su alıp satmak, depolamak ve taşımak için internette bir borsa işlevi görecek, suyu doğalgaz ya da elektrik gibi ticarete açmayı umuyordu,” diye yazmıştı.
İnsanların suyu herhangi bir emtia gibi alıp satabileceği, ticaret yapabileceği ve spekülasyon yapabileceği bir e-su piyasası mı? Bu, ancak teknolojik gelişmelerin sınırsız imkânlarına odaklanan bir spekülasyon balonunun etkisi altındaki insanların inanabileceği türden bir hayaldi. Şanghay’da uyanıp birkaç hava durumu tahminine bakarak birkaç milyon galon Kaliforniya suyu satın alabileceğinizi, “ıslak alıp kuru satmayı” hedefleyebileceğinizi düşünmek bile deli saçmasıydı. Birkaç yıl sonra, Azurix battı.
Fakat Enron’un su spekülasyonundaki o fütüristik vizyonu zamanının çok ötesindeydi. Buna rağmen, su ticaretinin daha mütevazı bir versiyonu Altın Eyalet’te filizlendi ve bunun tek bir kişiye borçlu olduğu anlaşılıyor: Stewart Resnick.
Public Citizen’ın “Su Hırsızlığı” raporu, Beverly Hills’li çiftçinin Kern Su Bankası’nın özelleştirilmesindeki kritik rolüne dair kanıtlar ortaya koydu. Beklendiği üzere, Resnick’in Paramount Çiftlikleri bu girişimde çoğunluk hissesine sahip olarak öne çıktı. Aslında, Resnick’in çiftlik imparatorluğu Kern Su Bankası’nı o kadar kapsamlı biçimde kontrol ediyor ki, Paramount’un nerede bittiğini ve Kern Su Bankası’nın nerede başladığını ayırt etmek kolay değil. Bankayı yöneten Kern Su Bankası Otoritesi, Kaliforniya’daki Bakersfield’ın dışındaki Paramount kurumsal ofis binasında bulunuyor.
Bu durum, Kern bankasının sahiplerine vergi mükelleflerinin sırtından muazzam kârlar sağladı ve genellikle eyaletten sübvansiyonlu fiyata su alıp, sonra bu suyu başka bir devlet kurumuna kârla geri satmakla sonuçlandı.
Tıpkı Merkez Bankası’nın (Fed) bankalara vergi mükelleflerinin parasını düşük faizle borç verip, bankaların bu parayı yüksek faizle tekrar halka ödünç vererek kâr elde etmesine imkân tanıması gibi, Kern bankası da bir avuç kurumsal çiftçinin kamuya ait bir kaynağı, kamuya kâr marjıyla geri satmasına izin veriyor. Public Citizen’a göre, 2001’de Kern County Su Bankası, Eyalet Su Projesi’nden hektometreküp başına 161 dolara aldığı sübvansiyonlu suyu, eyaletin Çevresel Su Hesabı’na hektometreküp başına 250 dolara sattı. Bu da yalnızca doğru ilişkileri olanların yararlanabildiği bir sistemde 6,3 milyon dolarlık bir kâr anlamına geliyor.
Çevresel Su Hesabı (EWA), 2000 yılında Sacramento Deltası’ndaki somon popülasyonlarını korumak amacıyla Kaliforniya tarafından kuruldu. Kurak zamanlarda, Delta su seviyesi kritik bir eşiğin altına düştüğünde ve pompa istasyonları aşırı sayıda balığı emip parçalamaya başladığında, eyalet pompalama hızını yavaşlatacak ve elinde fazla su olanlardan su geri satın alarak su teslimatını tamamlayacaktı. Plan kağıt üzerinde iyi görünüyordu ama çok pahalıya mal oldu ve hiçbir işe yaramayan —ama sadece biz ve balıklar için— bir başarısızlığa dönüştü. Kern County Su Bankası üyeleri içinse, 2001’den 2004’e kadar EWA’ya su satarak neredeyse 40 milyon dolar kazandılar; yani onlar için gayet kârlıydı.
Çoğunluk hissedarı olarak Resnick, kârın aslan payını aldı. Contra Costa Times tarafından yakın zamanda yapılan bir inceleme, balık popülasyonları yok oluşun eşiğindeyken Kaliforniya’nın Delta’dan “benzeri görülmemiş miktarda su çekip, bunun bir kısmını da vergi mükelleflerinin sırtından geri satın aldığını” ortaya çıkardı. 2000’den 2007’ye kadar Kaliforniya, EWA için su satın almaya 200 milyon dolar harcadı ve Stewart Resnick’in yan şirketleri yedi yıl içinde toplam 40 milyon dolar kazanarak bu paranın her dolarından 20 sent kâr elde etti. Bu kadar cömert bir kamu desteğiyle, Resnick ailesinin böylesine başarılı bir iş imparatorluğu kurmasına şaşmamak gerek.
Planlama ve Koruma Birliği adlı Kaliforniya çevre savunucusu gruptan su politikaları uzmanı Jonas Minton, Contra Costa Times’a verdiği demeçte, “Çevreye fayda sağlaması gereken bir programın görünüşe göre iki sonucu olmuş: Çevreye fayda sağlamamak ve kamu parasını kullanarak özel kişileri zengin etmek,” diyor.
2008’de New Yorker’a verdiği mülakatta Stewart Resnick, 1978’de enflasyona karşı bir önlem olarak çiftçiliğe başladığını söylüyordu. Ya mütevazı bir hikâye anlatıyordu ya da hayatının fırsatını hemen fark etmişti; bu fırsat Paramount Çiftlikleri’ni bir tarım işletmesi imparatorluğuna dönüştürdü.
Kaliforniya’nın tarım endüstrisi 90’lar boyunca istikrarlı bir şekilde arazi ve çiftlik kaybederken, Resnick ailesi üretimi ve ekili alanı genişletiyordu. Monterey Anlaşmaları’ndan sadece üç yıl sonra, ekili arazilerini neredeyse ikiye katladılar.
Ancak Resnick ve Kern Su Bankası ekibinin, Kaliforniya’nın çevre dostu su programından kazandıkları kâr, onun gibi su tüccarlarının Güney Kaliforniya’nın yarı çöl arazilerindeki emlak geliştiricilerine “sanal su” satarak elde edebilecekleri kârın yanında devede kulak kalır.
Örneğin, bu yaz Kern bankasında hissesi olan bir çiftçiyle Los Angeles’ın yaklaşık 160 kilometre doğusundaki Mojave Çölü’nde yer alan bir “McTractHome” cenneti arasında yapılan anlaşmayı ele alalım. Mojave Su Ajansı, Sacramento Deltası’ndan pompalanan ve Eyalet Su Kemeri aracılığıyla gönderilen 14 bin hektometreküp suyun kalıcı haklarını yaklaşık 73 milyon dolara satın aldı. Bu, San Francisco büyüklüğündeki bir alanı altı inç derinliğinde suyla kaplamaya veya 30 bin aileyi bir yıl boyunca suya kavuşturmaya yetecek miktarda su demek.
Suyu satan çiftçi ise yoksul, dişlek bir çiftçi değil; Vidovich ailesine ait Sandridge Partners adlı özel bir Bay Area şirketi. Vidovich’ler, Central Valley’nin kalbinde kârlı bir pamuk ve badem yetiştiriciliği yapmanın yanı sıra, Silikon Vadisi’nde küçük bir emlak imparatorluğunu da kontrol ediyor; ofis kompleksleri, apartmanlar, mobil ev parkları, oteller ve alışveriş merkezleri inşa edip işletiyorlar.
Aile işinin şu anki yöneticisi John Vidovich ve eşi Lydia, 11,4 milyon dolarlık Los Altos Hills’te bir evde yaşıyor. San Francisco’nun hemen güneyindeki bu tepelik, ormanlık ve körfez manzaralı bölge, Kuzey Kaliforniya’nın en lüks yerlerinden biri ve Amerika’nın en pahalı posta kodlarından biri (Resnick’in Paramount Çiftlikleri’nin başkanı Joseph MacIlvane, Vidovich ailesiyle yakın ilişkiler içinde; Kern bankasının yüzde 9,62’sine sahip olan ve Dudley Ranch Su Bölgesi adıyla bilinen özel bir su bölgesinin yönetim kurulunda John Vidovich’le birlikte görev yapıyor).
Ailenin aşırı zenginliğine rağmen —ya da belki de bu sayede— Sandridge Partners ülkenin en büyük refah kraliçesi çiftçilerinden biri konumunda. Çevre Çalışma Grubu’na göre, 2007’de en yüksek tutarı alarak federal tarım teşviklerinden 1 milyon dolar elde etti, 1995 ile 2006 yılları arasında da ek 6,8 milyon dolar kazandı. “Doğrudan ödemeler” olarak bilinen bu teşvikler, çoğunlukla mısır, buğday, pirinç ve pamuk yetiştiricilerine geçmişteki üretim rakamlarına göre veriliyor ve bazen o mahsuller hâlâ yetiştirilse de yetiştirilmese de bu paralar ödeniyor.
Bununla birlikte, 73 milyon dolarlık su anlaşması, Vidovich’lerin konforunu sağlayan en kârlı devlet desteğinin tarım teşvikleri olmadığını ortaya koyuyor. Zira eyaletten aldıkları ağır vergi mükellefi sübvansiyonlu suyu yeniden satarak elde ettikleri kâr çok daha yüksek.
Bir eyalet su yetkilisine göre, Vidovich’lerin Mojave Su Ajansı’yla vardığı hektometreküp başına 5 bin 200 dolarlık anlaşma, Kaliforniya’da daha önce su için ödenen rekor fiyatın neredeyse iki katıydı.
Şu kâr marjlarına bir bakın: günümüzde Central Valley çiftçileri, Kaliforniya Su Kaynakları Departmanı’ndan hektometreküp başına 100 ila 500 dolar aralığında ağır sübvansiyonlu su satın alırken, San Francisco’daki şehir sakinleri aynı su için hektometreküp başına yaklaşık 8 bin 500 dolar ödüyor. Böyle bir indirimle, Vidovich ailesi satın alma ve satış fiyatları arasında on ila elli katlık bir fark yakalayabilir. Hektometreküp başına maksimum 500 dolar ödemiş olsalar bile, Mojave Çölü’ne 73 milyon dolara sattıkları su onlara sadece 7 milyon dolara mal olmuş olurdu. Bu, 66 milyon dolarlık saf kâr demek; tek yapmaları gereken, birkaç yüz dönümlük badem bahçesini kurumaya terk edip Kaliforniya vergi mükelleflerinin —Los Altos Hills’teki komşuları dahil— ceplerini doldurmasına izin vermek.
Bu ders kitabı niteliğindeki servet transferi örneği ne kadar sarsıcı olsa da, ne tek seferlik ne de sıra dışı bir hadise. Bu, yaklaşık 15 yıl önce Monterey’de şekillenen su deregülasyonu ve özelleştirmesinin planlanmış bir sonucuydu; suyu piyasada kolayca alınıp satılabilen gerçek bir likit varlığa dönüştürdü (2002’de Sacramento Bee, Kern County Su Bankası üyelerinin, diğer şehir ve ilçelere su satışından en az 128 milyon dolar kazandığını tahmin etmiş, gazete bunun eksik ve düşük bir rakam olduğunu da kabul etmişti).
Kern Su Bankası Otoritesi Genel Müdürü Jonathan Parker, “Bank of America’nın dolarla ne yaptığına bakın, biz de suyla aynı şeyi yapıyoruz. Yaptığımız şey bir hizmet sunmak: Suyu maliyetine depoluyoruz, sonra yer altından maliyetine çıkarıyoruz. Bize bu hizmeti en ucuza sağlamamız için ödeme yapıyorlar,” demişti.
Parker bu sözleri 2003’te söyledi. O zamandan bu yana yaşanan tüm banka kurtarmaları, para bankası ile su bankası benzetmesini daha da uygun hale getiriyor. Kern Su Bankası, suyun maliyetini vergi mükelleflerine yükleyip, bütün kârlarını kendine aktarıyor. Görünüşe göre “kayıpları kamusallaştırma, kârları özelleştirme” ideolojisi sadece Wall Street’e özgü değil; uzun zamandır Kaliforniya’nın kurumsal çiftçilerinin iş planının bir parçası ve Kaliforniya’nın su ticaretinin geleceğine bir bakış niteliğinde.
İşte Kaliforniya’nın su tartışmasındaki histeri ve korkunun arka planını bu oluşturuyor. Kuraklık, son aylarda giderek daha fazla siyasi ve medya ilgisi görüyor. Tartışmaların merkezinde, ölmekte olan Sacramento Deltası’nı atlayıp daha yukarılardaki tatlı suya daha az zararla ulaşacak devasa bir su kemeri olan Çevre Kanalı için milyarlarca dolarlık planlar var. Kağıt üzerinde kulağa hoş geliyor. Ancak gerçekte Çevre Kanalı, suyu Central Valley su bankacılarına aktaracak ve Kaliforniya’nın halihazırda aşırı kaldıraçlı “sanal su” piyasasını daha da şişirecek bir su özelleştirme hilesi.
Vali Schwarzenegger aylardır bu projeyi Kaliforniya yasama organından geçirmeye çalışıyor ve her iki partiden de geniş destek bulmuş durumda. Eylül ayında, Demokrat Senatör Dianne Feinstein, valiyi destekledi ve Obama yönetimini Kaliforniya’nın “zor durumdaki” çiftçilerine yardım etmeye çağırdı; hatta Stewart Resnick tarafından bizzat yazılmış bir mektubu yazışmalarına ekledi. Resnick, Obama yetkililerini, “zor durumdaki” çiftçiler yerine çevresel çıkarları desteklemekle suçluyordu. Aynı ay, ikinci sınıf Fox News sunucusu Sean Hannity, Fresno’ya giderek bir AstroTurf kampanyasını —parayla tutulmuş Latin “protestocular” ve geçmişte tütün endüstrisinden Blackwater’a, Arjantin’deki cuntaya kadar pek çok tartışmalı müşteri için çalışan Burson-Marsteller adlı halkla ilişkiler firması tarafından finanse edilen bir gösteriyi— yönetti ve aynı şeyleri dile getirdi. Hannity, Resnick’in “liberal” ajandasını desteklemekten endişe duymuyor. Çevre Kanalı, parti farkı gözetmeksizin güçlü kurumsal çıkarlara hizmet ediyor.
Elbette, kurumsal Amerika’nın kâr hırsı acımasız. Ve biz, halk olarak, balık hafızalıyız. Aslında tuhaf olan, bunun yeni bir kandırmaca olmaması. Merhum ve saygın Marc Reisner, 1986’da Batı Amerika’daki su kullanımına dair göz açıcı ve kapsamlı bir tarih kitabı olan Cadillac Desert’ta “Çevre Kanalı, su çıkarlarının kırk yıldır en büyük önceliğiydi,” diye yazmıştı. Bu proje, Vali Pat Brown’ın 1960’ta hayata geçirdiği California Su Kemeri’nin orijinal planının bir parçasıydı. Oğlu Jerry Brown, 70’lerin ortasında vali olduğunda babasının başlattığı işi tamamlamaya çalıştı. Fakat Vali Brown’ın bu girişimi, kötü giden bir ekonomi ve yağışlı bir yıl nedeniyle başarısız oldu.
Reisner, 25 yıl önce Çevre Kanalı inşa edilmezse kıyametin kopacağına Kaliforniya halkını ikna etmek için kurumsal çevrelerin yürüttüğü ama eninde sonunda başarısız olan medya saldırısını ve bu süreçte yaşanan iktidar çekişmelerini, yolsuzlukları, sahtekârlıkları, medyanın kamuoyunu manipüle etmesini ayrıntılarıyla aktarmıştı.
Şimdi, 30 yıl sonra, Kaliforniya yasama organı aynı planı tekrar hayata geçirmeye çalışıyor. Bu plan, çölde banliyö yayılmasını desteklemek için daha fazla sanal su sağlamak kadar, daha fazla tarım arazisi açmayı da amaçlıyor. Ve kurumsal güçler, Kaliforniya vergi mükelleflerini kendi kişisel servetlerini finanse etmeye razı etmek için yine aynı stratejiyi kullanıyor; korkuyu.
Amerika
JD Vance, Tucker Carlson bağlantılı isimlerle kendi bağış tabanını oluşturuyor

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in ev sahipliğinde düzenlenen bir bağış etkinliği, genç siyasetçinin Tucker Carlson bağlantılı isimlerle kendi tabanını oluşturmaya çalıştığının bir gösterfgesi.
İlk olarak Axios tarafından haber yapılan bu etkinlik, Tucker Carlson’ın medya şirketinin önemli destekçilerinden biri olan İran asıllı Amerikalı yatırımcı Omeed Malik’in evinde düzenlendi.
Malik’in yanı sıra, bağış etkinliğine Vance’in ve Carlson’ın yakın müttefiki Donald Trump Jr. da katıldı.
Malik, Trump Jr. ile ortak oldukları 1789 Capital yatırım şirketinde iş ortağı. Bu şirket, Orta Doğu ve diğer yabancı yatırımcılardan önemli miktarda fon topladı ve Katar Yatırım Kurumu ile de iş yaptı.
Ocak ayında Malik, Trump Jr. ve Carlson ile birlikte Katar’daki Doha Forumu’nda göründü.
Trump Jr. ve Malik de Mayıs 2025 Katar Ekonomi Forumunda “Amerika’ya Yatırım” başlıklı ortak bir panelde konuşma yapmıştı.
Polymarket’in kurucusu Shayne Coplan, GRV Strategies’in kurucusu Garrett Ventry, Ticaret Bakanı Howard Lutnick’in oğlu Brandon Lutnick, Trump’ın danışmanı Steve Witkoff’un oğlu ve World Liberty Financial’ın kurucu ortağı Zach Witkoff da etkinlikte yer aldı.
Vance’in önemli müttefiklerinden biri olan ve Rockbridge Network’ün başkanı Chris Buskirk, etkinliğin ev sahiplerinden biriydi.
Resepsiyonun ardından, yaklaşık 20 kişinin katıldığı daha samimi bir akşam yemeği düzenlendi. Resepsiyona katılanlar Cumhuriyetçi Ulusal Komite’ye 100.000 dolar bağışladı.
Akşam yemeğine katılanlar ise 250.000 dolar bağışladı.
Jewish Insider’a göre bu bağış etkinliği, Carlson’un İsrail hakkındaki görüşleri nedeniyle sert tepkilerle karşı karşıya kalmasına rağmen, Vance’in Carlson’un ağıyla devam eden bağlarını gözler önüne seriyor.
Carlson, İran’la savaş konusunda Başkan Donald Trump ile yollarını ayırdıktan sonra “üçüncü bir siyasi parti”nin kurulmasına ön ayak oluyor.
JD Vance’in de İran’a karşı savaşa özel konuşmalarında karşı çıktığı ileri sürülüyor.
5 milyon dolar toplandığı bildirilen bu bağış etkinliği, Vance’in, Trump sonrası dönemi şekillendirecek “popülist sağdaki” genç bağışçılardan oluşan bir koalisyon kurduğunu gösteriyor.
Jewish Insider, Vance’in faaliyetlerinin bazı “geleneksel Cumhuriyetçiler” arasındaki endişeleri artırdığına işaret ediyor.
Yahudi muhafazakârlar, davetiyenin perşembe günü internette ortaya çıkmasıyla birlikte sosyal medyada bu bağış etkinliğiyle ilgili endişelerini dile getirdiler.
Vance, son aylarda İsrail’e yönelik eleştirilerini yoğunlaştırdı. Örneğin, İsrail’in etki kampanyalarının ABD’nin İran savaşı hakkındaki görüşünü “manipüle ettiğini” iddia ederken, Tahran ile müzakerelere ilişkin anlaşmazlıklar nedeniyle İsrailli yetkilileri kamuoyu önünde suçladı.
2028’de kimin başkanlık yarışına gireceği ve Vance’in favori aday olup olmayacağına dair spekülasyonlar artarken, birçok Yahudi Cumhuriyetçi bağışçı Vance’e karşı temkinli davranmaya devam ediyor.
Başkan yardımcısı, Yahudi Cumhuriyetçilere bazı yakınlaşma girişimlerinde bulunmuş olsa da, çarşamba gecesi düzenlenen bağış etkinliği, İsrail yanlısı Cumhuriyetçiler arasında memnuniyetsizlik yarattı.
Vance: İsrail destekli kampanya İran mutabakatını sabote ediyor
Amerika
S&P: Avrupa’da petrol işleme kapasitesi 2035’e kadar yüzde 20 azalacak

Yüksek yakıt talebine ve hükümetlerin üretim artırma çağrılarına rağmen Avrupa ve Kuzey Amerika’daki rafineri kapasitelerinin önümüzdeki on yılda küçülmeye devam etmesi bekleniyor. S&P Global Energy verilerine göre 2035 yılına kadar Avrupa’da petrol işleme hacmi yüzde 20, ABD’de ise yüzde 7 oranında daralacak.
Financial Times’ın haberine göre, yüksek yakıt talebine ve hükümetlerin istikrarlı arz sağlama çabalarına rağmen Avrupa ve Kuzey Amerika’daki petrol rafinerilerinin kapasiteleri önümüzdeki on yılda daralmayı sürdürecek.
S&P Global Energy projeksiyonlarına göre, 2035 yılına kadar Avrupa’da ham petrol işleme hacmi yüzde 20 azalarak günlük 9 milyon varilin biraz üzerine gerileyecek.
ABD’de ise söz konusu gösterge yüzde 7 düşüşle günlük 16,7 milyon varile inecek. Buna karşılık Çin, Hindistan, Ortadoğu ve Afrika’daki rafineri kapasiteleri artmaya devam ediyor.
Avrupa ve ABD’deki rafineriler, Ortadoğu’daki savaş kaynaklı yakıt açığı nedeniyle bu yıl neredeyse tam kapasiteyle çalışıyor. Ancak analistler bu durumun, eski ve küçük ölçekli işletmelerin kapatılması yönündeki uzun vadeli eğilimi değiştirmeyeceğini değerlendiriyor.
Avrupa’da yakıt talebinin azalmasındaki temel etkenlerden biri elektrikli araç satışlarındaki artış olarak öne çıkıyor. Yılın ilk yarısında elektrikli araç satışları Fransa’da yaklaşık yüzde 63, Almanya’da ise yüzde 48 arttı.
Uzmanlara göre bir diğer neden, hükümetlerin kapasite artırma çağrılarına rağmen yatırımcıların yeni projelere destek verme konusundaki isteksizliği oldu.
Reuters haber ajansı, Ortadoğu ve Ukrayna’daki çatışmalara bağlı küresel tedarik kesintilerinin yaşandığı bir ortamda Hindistan, ABD ve Çin’in yakıt ihracatını artırdığını aktardı.
Ajans ve görüşlerine yer verilen uzmanlar, fiyat artışları ile arz açığının bu ülkelere, daha önce Ortadoğu ve Rusya yakıtına bağımlı olan ülkelere sevkiyatı artırma imkanı tanıdığına işaret etti.
Reuters küresel petrol üretim hacimlerinde düşüş ihtimalini de dışlamadı. Temmuz ayında küresel yakıt işleme miktarı bir önceki yıla göre 5 milyon varil azalarak günlük yaklaşık 89 milyon varile geriledi; mevcut talep ise günlük 100 milyon varilin üzerinde seyrediyor.
Aynı dönemde ABD’den yapılan dizel ve fuel-oil ihracatı 7 Ağustos ile biten haftada günlük 1,9 milyon varille rekor seviyeye ulaştı.
Endonezya’nın benzin ithalatı ise temmuz ayındaki 9-10 milyon varil seviyesinden ağustos ayında 11-12 milyon varile yükseldi.
Bu süreçlere paralel olarak Hindistan, Asya için kilit tedarikçi konumunu korurken bölgesel rakibi Çin temmuz ayında yakıt sevkiyatını hazirandaki 240,9 bin ton seviyesinden 1,1 milyon tona çıkardı.
Doğalgaz alanında ise Avrupa Komisyonu verilerine göre Avrupa Birliği’nin en büyük tedarikçisi Norveç oldu.
Amerika
Amerikan tahvil piyasasına müdahaleye Wall Street tepkisi

Hazine Bakanı Scott Bessent’in ABD tahvil piyasasını canlandırma girişimi, Washington’un 40 trilyon dolarlık borç yükü ve giderek tırmanan enflasyon konusundaki endişelerin artmasıyla birlikte yatırımcılar tarafından “kurşun deliğine yapıştırılan yara bandı” olarak nitelendirildi.
Financial Times’a (FT) göre ABD Hazine Bakanlığı çarşamba günü, önümüzdeki aydan itibaren uzun vadeli devlet tahvili alımlarını “en az iki katına çıkarma” planlarını açıklayarak Wall Street’i şaşkına çevirdi.
Duyurunun ardından uzun vadeli Hazine tahvilleri hızla yükseldi ve 30 yıllık borçlanma maliyetlerini, birkaç gün önce ulaştıkları 19 yılın en yüksek seviyesinden aşağı çekti.
Gelgelelim bu yükseliş kısa sürede sönümlendi. Perşembe günü Bessent, dünyanın en önemli piyasasını dizginlemek için elindeki “geniş araç setini” tanıtmak üzere CNBC’ye çıkmasına rağmen, getiriler yeniden yükselmeye başladı.
Morgan Stanley Investment Management’ın yatırım direktörü Jim Caron, “[Bessent] sorunu anlıyor. Fakat sorunu anlamakla, bu konuda somut bir şey yapabilmek iki farklı şey. Hazine, uzun vadeli getirileri kontrol edemez,” dedi.
Bessent’in geri alım stratejisi, eski hedge fon yöneticisinin önceki birçok Hazine başkanıdan çok daha alışılmadık bir yaklaşım benimsediğinin en son örneği.
Son haftalarda, avro satarak Japon yenini güçlendirmek için nadir görülen bir hamle başlattı ve İran’la müzakerelerde yakın zamanda ilerleme kaydedileceğine dair sinyaller vererek petrol fiyatlarını defalarca etkiledi.
Öte yandan bu girişim, onu 32 trilyon dolarlık piyasadaki “tahvil bekçileri” ile karşı karşıya getirdi.
Bu yatırımcılar, Amerika’nın kötüleşen kamu maliyesi, ısrarla yüksek seyreden enflasyon ve yapay zeka patlamasını finanse etmek için Büyük Teknoloji şirketlerinin aşırı borçlanma eğiliminden korkuyorlar.
Nomura’dan Charlie McElligott, Bessent’in Hazine tahvili geri alım planının “tek başına kurşun deliğine yapıştırılan yara bandı” niteliğinde olduğunu ve “piyasa güçlerini yatıştırmak için yeterli olmayacağını” söyledi.
Hazine Bakanlığı çarşamba günü yaptığı açıklamada, 9 Eylül’den itibaren vadesi 10 ila 30 yıl arasında olan Hazine tahvillerine yönelik düzenli alımlarını 2 milyar dolardan 4 milyar dolara veya daha fazla bir seviyeye çıkaracağını duyurdu.
Bu adım, başlangıçta eski Hazine tahvillerinin alım satımını kolaylaştırmak amacıyla tasarlanan programın büyük ölçüde genişletilmesi anlamına geliyor.
Bazı analistler, Hazine’nin normalde borçlanma stratejisini açıkladığı üç aylık yeniden finansman duyurusundan iki hafta sonra gelen bu ani hamlenin, kurumun güvenilirliğini zedelediğini belirtti.
Jefferies’in ABD baş ekonomisti Thomas Simons, “İletişim stratejisindeki bu kopukluğun, kurumun yönlendirmelerinin genel güvenilirliğini azalttığını söylemenin abartı olmadığını düşünüyoruz,” dedi.
Bessent bunu açıkça dile getirmemiş olsa da, çoğu yatırımcı Hazine Bakanlığı’nın uzun vadeli menkul kıymetlerin geri alımlarındaki artışı, daha fazla kısa vadeli borç ihraç ederek dengelemesini bekliyor.
Bu hamle, bakanlığı faiz oranlarındaki dalgalanmalara maruz bırakıyor. Bessent’in 2024 yılında, o dönemki Hazine Bakanı Janet Yellen’ı benzer bir politika izlediği için eleştirdiği gözden kaçmadı.
Jones Trading’den Mike O’Rourke, “Asıl soru, Bessent’in eleştirdiği yolu izlemeye devam edip etmeyeceği,” dedi.
O’Rourke, Hazine Bakanı’nın “sorunları örtbas etmeye” devam etmeyi planlıyorsa “daha büyük ve daha agresif” adımlar atmak zorunda kalacağını öngörüyor.
Bessent, İran savaşının etkilerini ve 30 yıllık Hazine piyasasındaki “çok zayıf” likiditeyi gerekçe göstererek, “getirilerin temel iktisadi göstergeleri yansıtmadığını” savundu.
Washington’ın bu hafta sonu veya önümüzdeki hafta başında “mali konsolidasyona daha fazla odaklanılacağını” açıklayacağını belirten Bessent, ABD’nin kamu açıklarının zirveye ulaşmış olma ihtimalinin “çok yüksek” olduğunu da sözlerine ekledi.
Siyasi tarafsızlığıyla bilinen Kongre Bütçe Ofisi, ABD bütçe açığının bu yıl yüzde 5,8 seviyesinde gerçekleşeceğini öngörüyor.
Bu rakam 2025 yılına kıyasla sabit kalırken, Bessent’in uzun süredir dile getirdiği 2028 yılına kadar yüzde 3’e ulaşma hedefinin oldukça üzerinde.
Evercore’dan Sarah Bianchi, “Bessent’in açıklamaları, yüksek borçlanma maliyetlerinin temel etkenlerine odaklanılacağını işaret etse de, yönetimin bu noktada bütçe açığı konusunda gerçekçi ve önemli bir adım atabileceğine şüpheyle bakıyoruz. Bu hafta yapılan sürpriz hisse geri alım duyurusu sadece geçici bir etki yarattı ve bütçe açığıyla ilgili herhangi bir duyurunun da en az bunun kadar sınırlı olacağını düşünüyoruz,” dedi.
AllianceBernstein’ın sabit getirili menkul kıymetler başkanı Scott DiMaggio, geri alımların daha kalıcı bir etki yaratması için “Federal Rezerv’in harekete geçmesi gerekiyor. Ayrıca, bütçe açığı ve borç yönetimi konusunda da adımlar atılmalı,” dedi.
Diğer uzmanlar ise Bessent’in artırılmış geri alım planının, yükseliş eğilimini tamamen tersine çevirmek yerine, Hazine’nin endişesini göstermek ve tahvil getirilerindeki artışı yavaşlatmak amacıyla tasarlandığını vurguladı.
PGIM’in küresel tahvil bölüm başkanı Robert Tipp, Bessent’in müdahalesi olmasaydı ABD tahvil piyasasındaki satış dalgasının daha belirgin olacağını savundu.
Tipp, “Bu, setin çökmesini engellemek için atılan bir adım, ancak faiz oranlarının yükseldiği, mali israfın ve hedefin üzerinde enflasyonun hüküm sürdüğü bir dünyadasınız ve açıkçası ABD, diğer ülkelerin tahvil piyasalarına kıyasla daha iyi performans göstermiştir,” dedi.
JPMorgan: İpotek borcunu kredi kartıyla ödemek gibi
JPMorgan’a göre, ABD hükümetinin Hazine piyasasındaki baskıyı yönetmeye yönelik çabaları, küresel borç ihracındaki artışın yatırımcı talebini sınadığı bir ortamda, sorunu sadece geleceğe erteleyebilir.
JPMorgan’ın küresel temel araştırma bölümünün eş başkanı James Sullivan, bugün (21 Ağustos) CNBC’nin “Squawk Box” programında yaptığı açıklamada, Hazine’nin fiilen vadesi uzun tahvilleri geri alırken vadesi kısa tahviller ihraç ettiğini, bu stratejinin geçici bir rahatlama sağlayabileceğini ancak temel borç yükünü olduğu gibi bıraktığını belirtti.
Sullivan, bu yaklaşımı uzun vadeli yükümlülüklerin daha kısa vadeli borçlanma yoluyla yeniden finanse edilmesine benzetti.
Sullivan, “Bu, ipotek borcunuzu kredi kartınızla ödemek gibi bir şey. Bir süre işe yarayabilir ama eninde sonunda bu uyumsuzluk daha belirgin hale gelmeye başlar,” diye ekledi.
Bu müdahale, kısa vadede borçlanma maliyetlerinin kontrol altına alınmasına yardımcı olabilir; fakat Sullivan’ın endişesi, bunun asıl büyük sorunu çözmede pek bir işe yaramaması: Sonunda alıcı bulmak zorunda kalınacak olan, giderek yükselen devlet ve şirket borçları duvarı.
Sullivan, “Hükümetlerin piyasaları kontrol etmeye çalışması, çoğu zaman pek de cazip bir durum değil,” dedi.
Yabancıların Amerikan borcundaki etkisi azaldı
Öte yandan ABD devlet tahvili getirilerindeki son dönemdeki büyük dalgalanmalar, kısmen yeni bir finansal gerçeği yansıtıyor.
Uzun bir süredir yabancı hükümetler, eskisine kıyasla ABD’nin bütçe açıklarını finanse etmeye eskisi kadar istekli değil.
ABD Hazine piyasasının, yabancı hükümetlerin nakitlerini güvenli bir şekilde sakladıkları yer olarak üstlendiği rol, ABD hükümetine ve ekonomisine büyük avantajlar sağladı ve borçlanma maliyetlerini normalde olacağından daha düşük seviyede tuttu.
Axios’a konuşan analistlere göre, bu hamle dün tahvil piyasasını istikrara kavuşturmaya yardımcı oldu ve getirileri düşürdü ama aynı zamanda başka riskler de yaratabilir.
Evercore ISI analistleri, “Hazine’nin artan aktif rolü, eğer devam ederse, yatırımcıların daha yüksek oynaklığı ve politika sürprizleri riskini hesaba katmaya başlaması nedeniyle doların cazibesini azaltabilir,” diye yazdı.
BNP Paribas analistleri ise şöyle yazdı:
“Bunun, Fed’in faiz oranlarını hâlâ sabit tutarken uzun vadeli getirilerin [finansal kriz] öncesi zirve seviyelerine ulaşmasına bir tepki olduğunu düşünüyoruz. Hisse geri alımlarının, Fed’in güvenilirliğinde devam eden kaybı telafi etmek için yeterli olacağını düşünmüyoruz.”
Merkez bankaları, maliye bakanlıkları ve devlet varlık fonları gibi resmi yabancı kuruluşlar, ABD Hazine tahvillerinin toplamda yaklaşık %12’sine sahip.
Bu oran, finansal kriz sırasında ve sonrasında yaklaşık %40’tan bu seviyelere düştü.
Bu kuruluşlar, Hazine tahvillerini para kazandıran yatırımlar olarak değil, trilyonlarca dolarlık nakdi güvenli bir şekilde saklamak için bir araç olarak görüyorlardı.
Başka bir deyişle, Hazine piyasasını bir nevi inanılmaz büyüklükte bir banka hesabı olarak kullanıyorlardı ve banka hesabı olan sıradan insanlar gibi, bu kurumların da öncelikli kaygısı güvenlik, emniyet ve kullanım kolaylığıydı. Faiz oranı ise ikincil öneme sahipti.
Bu yabancı yatırımcılar genellikle “fiyata duyarsız” olarak nitelendirilirdi; bu da trilyonlarca dolarlık borç senetleri için alıcı bulmaya çalışırken son derece kullanışlı bir durumdu.
Bu tutumlar son yıllarda değişmeye başladı. Yabancı hükümetlerin Hazine tahvillerindeki toplam payındaki gerileme, 2016 yılında hız kazanmaya başladı.
O yıl Çin, ekonomik sıkıntılar sırasında para birimini korumak amacıyla elindeki Hazine tahvillerini elden çıkarmaya başlamıştı.
COVID salgını sırasında, dünya liderleri de pandeminin maliyetlerini karşılamak için Hazine tahvillerini nakde çevirmeye çalışırken, ABD hükümetinin toplam borç seviyesi keskin bir artış gösterdi ve bu düşüş hızlandı.
2022’de başlayan Rusya-Ukrayna karşı savaşı da bu baskıyı artırdı; zira Rus devlet varlıklarının dondurulması, ülkelerin ulusal servetlerini saklamak için dolar cinsinden varlıkları kullanma konusundaki kararlarını yeniden gözden geçirmelerine neden oldu.
Yabancı hükümetlerin davranışlarında bir değişiklik olsa da, Hazine tahvillerini toplu olarak elden çıkarmadılar.
Toplamda, tahvil tutarları yıllardır 4 trilyon doların biraz altında kalarak istikrarlı seyrediyor.
Fakat ABD devlet borcunun toplam tutarının patlama yaşayıp son zamanlarda 40 trilyon dolara –GSYİH’nin yaklaşık %120’sine– ulaşmasıyla birlikte, Hazine piyasasındaki payları keskin bir düşüş gösterdi.
Yabancı devlet alıcılarının geri çekilmesiyle birlikte, piyasanın daha büyük bir kısmı, güvenlik odaklı devlet rezerv yöneticileriyle pek az ortak noktası olan hedge fonları gibi tüccarların ve yatırımcıların eline geçti.
Fed, Hazine karşısında “ters ayakta” kaldı
Hazine Bakanlığı’nın borç yönetimi alanındaki değişikliklerinin ABD merkez bankasının para politikası tercihlerini nasıl etkileyebileceği sorulduğunda, iki Federal Rezerv yetkilisi temkinli bir tavır sergiledi.
Bu müdahale, finansal koşullara en büyük etkiyi hangi kurumun yaptığına dair finansal piyasalarda olası bir kafa karışıklığı yaratması nedeniyle Fed için potansiyel zorluklar doğuruyor.
Diğer tüm koşullar sabit kaldığı sürece, Hazine Bakanlığı’nın bu hamlesi finansal koşulları gevşetirken, enflasyonu dizginlemek için faiz artırımına gidebilecek olan Fed ile sürtüşmeye yol açabilir.
St. Louis Fed Başkanı Alberto Musalem, Hazine Bakanlığı’nın uzun vadeli devlet tahvillerinin geri alımında daha agresif bir tempoya geçme kararının sorulması üzerine, “Biz çok basit bir şekilde işgücü piyasasına ve enflasyona odaklanıyoruz; para politikasını, borç yönetimi veya maliye politikasından bağımsız olarak belirliyoruz,” dedi.
Bloomberg’e konuşan San Francisco Fed Başkanı Mary Daly, mevcut uzun vadeli tahvil getirilerinin “Fed’in politika ayarlamaları veya politika kalibrasyonu konusunda ne yapmamız gerektiğine dair bize pek fazla ipucu vermediğini” söyledi.
Daly, Fed politikasının “iyi bir noktada” olduğunu düşündüğünü belirtirken, uzun vadeli tahvilleri, bunların iktisadi görünüm için ne anlama geldiğini görmek amacıyla takip ettiğini de ekledi.
Geçen ay Fed’in faiz oranlarını değiştirmeden bırakma kararını güçlü bir şekilde desteklediğini belirtti.
Hazine tahvili ihraçlarının daha kısa vadeli tahvillere kaymasının Fed’in para politikasını yürütme şekli açısından sorun yaratıp yaratmayacağı sorulduğunda, “Henüz erken bir aşamadayız ve bu konuları derinlemesine düşünme fırsatımız olana kadar bu tür konuları tartışmak konusunda aceleci davranmak istemem,” dedi.
Bessent ise herhangi bir çatışma ihtimalini önemsiz gösterdi ve Fed’in faiz kararlarının Hazine Bakanlığı’nın yaptıklarından tamamen bağımsız olduğunu belirtti.
ABD merkez bankasının bilançosunu etkileyebilecek her türlü hususa gelince, iki kurum “(Fed) bilançosunda herhangi bir değişiklik olması halinde işbirliği yapacaktır ve biz de… onların gerçekleştirdiği her türlü tahvil satışına uyum sağlayacağız,” dedi.
Kısa vadeli tahvil ihracının artması, piyasa faiz oranları üzerinde yukarı yönlü baskı yaratarak, merkez bankasının faiz politikasını yönetme biçiminde teknik zorluklara yol açabilir.
Fed’in faiz kontrol sistemi, bir dizi araç ve likidite imkânı aracılığıyla faiz oranlarını yönetmek için para piyasası koşullarını etkilemeye dayanıyor.
Daly, Fed için asıl meselenin, enflasyon ve istihdam hedeflerine nasıl ulaştığına dair “mekanizmalar”dan ziyade, bu hedefleri gerçekleştirme konusundaki kararlılığı ve bunu başarma kabiliyeti olduğunu da sözlerine ekledi.
Warsh “daha az müdahale”den yana
Geçen ayki Fed basın toplantısında Başkan Kevin Warsh, uzun vadeli faiz oranlarındaki artışın, yatırımcıların iktisadi görünüşe daha bağımsız bir şekilde tepki verdiklerini gösterdiğini söylemişti.
Warsh şöyle konuşmuştu:
“Piyasa katılımcıları hakeme değil, topa odaklanmayı öğreniyorlar. Piyasa fiyatları, kendilerinin uygun gördüğü yönde ve ölçüde tepki vermeye devam edecek. Bu, bana göre olumlu bir değişim ve daha yeni başlıyoruz.”
Warsh, finansal koşulların belirlenmesinde piyasaların daha büyük bir rol üstlenmesini savunurken, Bessent ise borçlanma maliyetlerinin düşürülmesini Trump yönetiminin satın alınabilirlik gündeminin merkezi bir parçası haline getirdi.
Bu gerilim, uzun vadeli getiriler ani bir artış gösterdiğinde açıkça ortaya çıkıyor. Fed’in bir piyasa sinyali olarak gördüğü durum, hanehalkları ve işletmeler için daha yüksek borçlanma maliyetlerine yol açarak, yönetim yetkililerinin çözmeye çalıştığı satın alınabilirlik sorununu daha da kötüleştiriyor.
Warsh, yatırımcıların Washington’dan gelen sinyaller yerine ekonomiye odaklanmasını istiyor.
Fakat Hazine Bakanlığı’nın bu hamlesi, piyasalara Washington’ı takip etmeye devam etmeleri için yeni bir neden sunuyor.
Görüş2 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Dünya Basını4 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Rusya5 gün önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Asya2 hafta önceVietnam, yerli üretim en büyük denizaltı savunma gemisinin inşasına başladı












