Bizi Takip Edin

Amerika

Yangınlar devam ederken: Beverly Hills milyarderleri eyaletin su kaynaklarına nasıl çöktü?

Yayınlanma

Kaliforniya eyaletindeki durdurulamayan yangınlar, her yıl daha da şiddetlenerek devam ederken, bu krizin ardındaki nedenler giderek daha görünür hale geliyor. Bu yangınların yalnızca iklim değişikliğiyle değil, aynı zamanda eyaletin su kaynaklarının yönetimi ve büyük tarım şirketlerinin bu kaynakları kontrol etme biçimiyle de doğrudan bağlantılı olduğu ortaya çıkıyor. Pistachio Wars belgeselinin yapımcılarından gazeteci Yasha Levine, bu karmaşık sorunu gözler önüne seriyor. Beverly Hills’in ünlü milyarder tarım oligarkları Lynda ve Stewart Resnick, devasa tarım arazilerini sulamak için Los Angeles şehrinden daha fazla su tüketmeleriyle dikkat çekiyor. Resnick’lerin su stoklama ve kullanım politikaları, Kaliforniya’daki yangın krizinin sembolü haline geldi ve sosyal medyada viral oldu.

Resnick’ler, Central Valley’deki binlerce dönümlük badem, antep fıstığı ve diğer tarım ürünleri plantasyonlarını sulamak için Kaliforniya’nın sınırlı su kaynaklarını yoğun bir şekilde sömürüyor. Bu durum, eyaletin kuzeyinden güneyine uzanan devasa bir “terraforming” sistemine bağımlılık yaratıyor. Bu sistem, suyu kuzeydeki dağlık bölgelerden güneydeki tarım alanlarına ve şehirlere taşıyarak, eyaletin tarım ve şehirleşme odaklı ekonomik çıkarlarını korumayı amaçlıyor. Ancak bu mühendislik harikası gibi görünen sistemin doğaya ve topluma olan maliyeti oldukça ağır.

Barajlar ve su kanallarıyla kontrol altına alınan nehirler, doğal akışlarını kaybediyor ve bu durum ekosistemlerin çökmesine neden oluyor. Doğal yangın döngüleri bozulurken, kuraklık ve su kıtlığı yangın riskini daha da artırıyor. Ayrıca, yoğun şehirleşme ve tarım alanlarının genişlemesi, yangınların yayılmasını kolaylaştırıyor. Bu kriz, Kaliforniya’nın oligarşik zenginlik ve emlak spekülasyonu üzerine kurulu tarihinin bir yansıması olarak görülüyor. Resnick’ler, bu geleneğin modern temsilcileri olarak, eyaletin su kaynaklarını kontrol eden ve kâr odaklı politikalarıyla doğal dengeyi bozan bir sistemin parçası haline geldi.


Beverley Hills’li tarım milyarderleri Stewart ve Lynda Resnick’in Kaliforniya’nın su kaynaklarını nasıl özelleştirdiklerinin hikayesi

Yasha Levine, The Exiled

Kasım 2019

Kaliforniya’da bir grup su oligarkı, felaketle sonuçlanan bir deregülasyon ve özelleştirme planını hayata geçirdi. Ve bunu, herhangi bir ciddi kamuoyu tepkisi olmadan, yüz milyonlarca dolarlık vergi mükellefi parasını cebe indirerek yaptılar. Kaliforniya’nın en değerli kaynağı olan su üzerinde sahip oldukları bu güç ve kontrol, bizi şok etmeli ve korkutmalı. Tabii, daha fazla insan bu durumun farkında olsaydı, bu tepkiyi verirdik. Fakat asıl korkutucu olan şu: Giderek kıtlaşan ve aşırı kullanılan Kaliforniya su kaynaklarının daha büyük bir kısmını ele geçirmek için planlar yapıyorlar. Bu durum, kesinlikle su kıtlığına, fiyatların yükselmesine ve Kaliforniya’nın çevresinde telafisi imkânsız tahribatlara yol açacak.

Kaliforniya, oldukça kötü bir kuraklık döneminin üçüncü yılında. Ve bazı çok güçlü çevreler, bu küçük krizi boşa harcamıyor; Vali Schwarzenegger ve Senatör Dianne Feinstein’a yoğun bir şekilde lobi yapıyor, Fox News’in Sean Hannity gibi kurumsal destekçilerine para ödüyor ve insanların kuraklık korkusunu kullanarak devasa bir su projesini dayatmaya çalışıyorlar. Bu proje, daha fazla su pompalamayı, daha fazla baraj inşa etmeyi ve eyaletin nehirlerini kurutmaya devam etmeyi hedefliyor. Korku salma taktikleri şöyle işliyor: Kaliforniya, felaket boyutlarında bir su krizinin eşiğinde ve hayatta kalma mücadelesi kapıda. Bu mücadelede, geçim kaynaklarını korumak isteyen küçük çiftçiler, Amerikalıların işlerinden çok çevreyi önemseyen büyük şehir elitlerine karşı savaşıyor. Ancak gerçekte, bu kuraklık histerisi büyük tarım şirketlerinin desteklediği bir korkutma taktiğinden ibaret. Amaç, Kaliforniya seçmenlerini, küçük çiftçilere (ki zaten çok az kaldı) pek de fayda sağlamayacak, şirketlere daha fazla su sağlayıp onların arazilerini sübvanse edecek, emlak geliştirmeyi destekleyecek ve büyük ölçekli su özelleştirmesini mümkün kılacak milyarlarca dolarlık baraj ve kanal sistemini inşa etmeye zorlamak. Özünde, bu, Kaliforniya’nın süper zenginlerinin su için herkese karşı yürüttüğü bir savaş.

Kaliforniya’daki bu son su özelleştirme çabalarının lideri, Beverly Hills’li bir milyarder olan Stewart Resnick. Stewart ve eşi Lynda Resnick; çiçek siparişi şirketi Teleflora, Fiji Water, Pom Wonderful, pestisit üreticisi Suterra ve Amerika’nın en büyük tarım şirketi olan Paramount Agribusiness’i kontrol eden Roll International Corporation adlı özel bir şemsiye şirkete sahipler. Paramount Agribusiness aynı zamanda dünyanın en büyük antep fıstığı ve badem üreticisi konumunda. Roll Corp., 2008 yılında Forbes’un Amerika’nın en büyük özel şirketleri listesinde 246. sırada yer aldı ve 2007 yılında 1,98 milyar dolarlık bir gelir elde etti.

Resnick’ler birbirini tamamlanan lüks, liberal, kariyerli bir çift. Politikada, iş dünyasında ve hayır işlerinde oldukça aktif olan çift, Demokrat Parti için büyük miktarda para topluyor, sanata bağış yapıyor, eğitimi destekliyor ve Arianna Huffington ile küresel ısınma karşıtı aktivist ve An Inconvenient Truth filminin yapımcısı Laurie David gibi etkili ilerici isimlerle yakın ilişkiler kuruyor. Stewart Resnick, 2000 ile 2003 yılları arasında Gray Davis kampanyasına ve çeşitli anti-geri çağırma gruplarına 350 bin doların üzerinde bağış yaptı. Vali Davis de bu iyiliğin karşılığını, Resnick’i tarım-su geçiş ekibinin eş başkanı olarak atayarak verdi. Lynda ise kurnaz bir iş kadını olarak, Pom Wonderful’ı satmak için nar sağlığı çılgınlığını tek başına yarattığı ve Fiji Water’ı son başarısına taşıdığı için tanınıyor. Ancak bu başarı, çevrecilerin tepkisini çeken bir başarı oldu; Anna Lenzer tarafından Mother Jones’ta yakın zamanda belgelenmişti.

Fakat bu jet sosyete Baby Boomer çiftiyle ilgili anlatılanların çoğunda büyük bir boşluk var: Onların şirketi Roll International, Amerika’nın en büyük özel su aracılarından biri, hatta belki de en büyüğü. Bir dizi yan şirket ve organizasyon aracılığıyla, Roll International, Kaliforniya’nın suyunu kamuya ait, paylaşılan bir kaynak olmaktan çıkarıp, piyasada en yüksek teklifi verene satılabilecek özel bir varlığa dönüştürebiliyor.

Her şey, Stewart Resnick’in, Kaliforniya’nın en önemli kamu hizmeti olan suyun deregülasyonunu sağlamaya yönelik bir planın merkezinde bulunan, güçlü ancak çok az bilinen Kern County Su Bankası’nın yaratılmasındaki rolüne dayanıyor.

2003 yılında Public Citizen tarafından yayımlanan “Su Hırsızlığı” başlıklı rapora göre, Kern County Su Bankası, Central Valley’nin en sıcak, en kurak ve en güney ucunda bulunan bir yeraltı su depolama tesisi. 1 milyon hektometreküp kapasitesiyle, tüm Rhode Island eyaletini bir fit derinliğinde bataklığa dönüştürmeye veya Los Angeles şehrine 1,7 yıl boyunca su sağlamaya yetecek kadar büyük. Su bankası, 1980’lerin sonunda Su Kaynakları Departmanı tarafından uzun süreli kuraklığa karşı bir önlem olarak tasarlandı. Yağışlı yıllarda, Kuzey Kaliforniya ve Sierralar’dan gelen fazla suyu depolayacak, kurak yıllarda ise bu suyu pompalayacaktı. Kaliforniya, bu yeraltı rezervuarını geliştirmek ve eyaletin kamuya ait kanallarına ve su yollarına bağlamak için neredeyse 100 milyon dolar harcadı. Ancak 1995 yılında, Kaliforniya Su Kaynakları Departmanı, hiçbir kamuoyu tartışması olmadan ve aniden, bu rezervuarı bir avuç kurumsal çıkar grubuna devretti.

Los Angeles Times yazarı Mark Arax, 2003 yılında bu durumu şöyle anlatmıştı:

“Eyaletin en büyük su bankasının —74 milyon dolarlık vergi mükellefi parasıyla hayata geçirilen— Stewart Resnick’in özel imparatorluğunun ayrılmaz bir parçası haline gelmesinin hikayesi, bir dava ya da en azından dava tehdidiyle başlıyor.

1990’ların başında sona eren yedi yıllık kuraklık, Metropolitan Su Bölgesi gibi Güney Kaliforniya su taahhütçülerini, Kern County Su Ajansı gibi tarımsal taahhütçülere karşı karşıya getirdi. Her bölge, eyalete, uzun süredir devam eden sözleşmelerle garanti edilen suyu neden almayı hak ettiğini açıklıyordu. Kuraklığın en kötü yıllarında, kentsel kullanıcılar suyun yüzde 30’unu alırken, Kern çiftçileri yüzde 5’ten azını aldı.

1994 yılında, tarımsal ve kentsel çıkar grupları, suyun teslim edilmemesi nedeniyle eyalete dava açma tehdidinde bulundu. Ana taraflar, Monterey’de kapalı kapılar ardında bir toplantıda bir araya gelerek anlaşmaya varmaya çalıştı. Kamu yararı grupları, çevreciler ve daha küçük su taahhütçüleri —toplantıya alınmayanlar— buna itiraz etti.

Toplantı sona erdiğinde, Kaliforniya’nın su akışı tamamen yeniden yönlendirilmişti.”

Yeniden yönlendirilmiş, yani “özelleştirilmiş”ti.

Transferin detayları karmaşık ve şeffaf olmasa da, kısaca izah etmek gerekirse, Kaliforniya eyaleti, küçük bir grup kurumsal çiftçiyi, devasa bir su depolama tesisi ve depolayabileceği milyarlarca galon devlet teşvikli suyu devrederek fiili bir su oligarşisine dönüştürdü. Ne kadar gizemli ve önemsiz görünse de, su bankasının devri, eyaletten satın alınan sübvansiyonlu suya genellikle uygulanan yeniden satış kısıtlamalarını da aşmış oldu. Su, Kern County Su Bankası’na girdikten sonra, kamuya ait bir kaynak olmaktan çıkıp yerel olarak mahsulleri sulamak ya da serbest piyasada en yüksek teklifi verene satmak için kullanılabiliyordu. Transfer, suyu açıkça özelleştirme ihtiyacı duymadan özelleştirmiş oldu.

Fakat Monterey’de toplanan bu gizli ekip, sadece bir yeraltı su rezervuarını özelleştirmekten fazlasını yaptı. Kaliforniya’nın su oligarşisi, eyaletin su piyasasının kontrolünü ele geçirecek ve havadan var olmayan su yaratma kabiliyeti kazandıracak bir plan üzerinde anlaştı.

Kapalı toplantılardan çıkan revizyonlar, “Monterey Değişiklikleri” olarak adlandırıldı. Bu değişiklikler, tarihte ilk kez, Kaliforniya’da düzenlenmemiş su ticaretini mümkün kılan bir yasal çerçeve oluşturdu. “Sanal su” kavramını yaratarak, suyun bankadaki para veya bir kredinin teminatı kadar kolay bir şekilde ticareti yapılabilir, transfer edilebilir, bölünebilir ve kayıtlara geçirilebilir hale gelmesini sağladı. Bu, özellikle yaklaşmakta olan konut patlaması sırasında arazi spekülatörleri için büyük bir nimetti.

Kaliforniya’daki her büyük emlak geliştirme projesi, onlarca yıl sonrasına kadar yeterli bir su kaynağının mevcut olacağını kanıtlamak zorunda. “Sanal su” kavramı ortaya çıkmadan önce, bu gereklilik, Güney Kaliforniya çölünde düşük gelirli banliyö cennetleri inşa etmek isteyen geliştiriciler için ciddi bir engeldi. Batı’da su, öyle kolay bulunan bir kaynak değil. Yeraltı kaynakları rekor bir hızla tükeniyor ve eyaletin su kemeri sistemi, yüzlerce mil güneyde eriyen yağmur ve kar sularını pompalayarak, hem hızla büyüyen yerleşim alanlarını hem de çöldeki devasa tarım operasyonlarını destekleyecek kapasitede değil. Baraj yapılacak bakir nehirler olsa bile, bunların maliyeti yüz milyonlarca doları bulacak ve emlak geliştiricilerinin yüksek kâr marjlarını eriterek banliyö yayılmasını yavaşlatacaktı. “Sanal su” piyasası, bu zorlayıcı sorunu bir anda ortadan kaldırdı. 90’ların ortalarından itibaren, emlak geliştiriciler, tüm su ihtiyaçlarını “sanal su” satın alarak karşılayabildiler. Yani, bir şehri veya ilçeyi sanal su hakları satın almaya ikna ederek planlama düzenlemelerini yerine getirmiş oldular. Gerçek bir su kaynağı sağlamıyorlardı, hatta tek bir damla su bile transfer etmiyorlardı. Ama su kayıtlarında göründüğü sürece bu hiç önemli değildi.

Çoğu şehir sakini, su gelse bile o sudan memnun kalmayacaktır. Zira özel su depolama tesisleri kamu denetimine tabi değildir ve “sanal su” tüccarları temel su kalitesi gerekliliklerine uymak veya suyu test etmek zorunda değil. Özel bankalardan pompalanan kirli suyun, su kemerlerinde akan temiz suyu kirlettiğine dair raporlar, kimsenin bu konuya bakmaya tenezzül etmemesi nedeniyle nadiren duyulur. 2008 yılında, Kern su bankasının paydaşlarından biri olan Semitropic tarafından pompalanan suyun arsenik seviyeleri, federal EPA sınırının altı kat üzerindeydi. Bu, Antelope Valley Press’e göre, arsenikle kirlenmiş suyun eyalet su kemeri boyunca güneye, Los Angeles County ve çevresindeki bölgelere doğru akmasına yol açtı.

Ancak gelişme çılgını Güney Kaliforniya bu durumu umursamıyor gibi görünüyor; su tüccarları da öyle. Emlak geliştirme, “sanal suya”, bitkisel hayattaki birinin serumuna ihtiyaç duyduğu kadar muhtaç.

Böylece, hiçbir uyarı olmadan ve medyanın neredeyse hiç dikkatini çekmeden, Monterey Anlaşmaları tıpkı Wall Street’in hayal ettiği ipoteğe dayalı menkul kıymetler ve diğer egzotik borç enstrümanları gibi tuhaf, yeni ve düzenlenmemiş bir “sanal su” piyasası yarattı. Bunun nedeni, “sanal su” piyasasının neredeyse tamamen bir yanılsamaya dayanması. On yıllardır, Kaliforniya’nın su yetkilileri, müşterilerine teslim edebilecekleri gerçek su miktarı konusunda kendilerini kandırıyor. Sözleşmelere göre, eyalet yılda 4 milyon hektometreküp su teslim etmekle yükümlü. (Los Angeles yılda yaklaşık 600 bin hektometreküp su kullanıyor.) Oysa gerçekte, eyalet vaat ettiği suyun yalnızca yarısını teslim edebiliyor. Bu, açık piyasada işlem gören “sanal suyun” yarısının aslında hiç var olmadığı anlamına geliyor. Ve suyla uğraşan herkes de bunu biliyor. Doğal olarak bu bir sorun. Kimse neden var olmayan bir suyu satın alsın ki?

Monterey Değişiklikleri, bu sorunu, eyaleti orijinal su sözleşmelerinden açıkça sorumlu tutan birkaç yasal değişiklik yaparak aştı. Su olsun ya da olmasın, bu değişiklikler alıcılara, var olmayan suyla emlak geliştirmelerini finanse etme konusunda güven verdi; çünkü hükümet yağmur yağsa da yağmasa da sözleşmesel olarak onları kurtarmakla yükümlüydü. Eyalet bu suyu nereden mi bulacak? Küçük çiftçilerden, kırsal topluluklardan ve fakir, siyasi bağlantısı olmayan herkesten alabilir.

Kaliforniya’nın yeni kurulan “sanal su” piyasası, bir spekülatörün rüyasıydı. Enron’daki deregülasyon kurnazları içinse kaçırılmayacak kadar cazipti. Monterey Değişiklikleri’nden birkaç yıl sonra, Enron görünüşte Kern su bankasından ilham alarak bir su bölümü kurdu, Central Valley’de doğal bir yeraltı rezervuarının üzerinde büyük bir arazi satın aldı ve kendi su bankasını kurmaya başladı. Ama Enron’un şişirme vaatlerle dolu ekibi, daha büyük, küresel çapta planlar peşindeydi. Dot Com Balonu’nun etkisiyle hareket eden Enron, internet tabanlı bir su ticareti devrimi başlatmak ve H2O’nun etrade.com’u olacak bir site (Azurix) kurmak istiyordu. Wall Street Journal 2000 yılında, Azurix için “Batı’da su alıp satmak, depolamak ve taşımak için internette bir borsa işlevi görecek, suyu doğalgaz ya da elektrik gibi ticarete açmayı umuyordu,” diye yazmıştı.

İnsanların suyu herhangi bir emtia gibi alıp satabileceği, ticaret yapabileceği ve spekülasyon yapabileceği bir e-su piyasası mı? Bu, ancak teknolojik gelişmelerin sınırsız imkânlarına odaklanan bir spekülasyon balonunun etkisi altındaki insanların inanabileceği türden bir hayaldi. Şanghay’da uyanıp birkaç hava durumu tahminine bakarak birkaç milyon galon Kaliforniya suyu satın alabileceğinizi, “ıslak alıp kuru satmayı” hedefleyebileceğinizi düşünmek bile deli saçmasıydı. Birkaç yıl sonra, Azurix battı.

Fakat Enron’un su spekülasyonundaki o fütüristik vizyonu zamanının çok ötesindeydi. Buna rağmen, su ticaretinin daha mütevazı bir versiyonu Altın Eyalet’te filizlendi ve bunun tek bir kişiye borçlu olduğu anlaşılıyor: Stewart Resnick.

Public Citizen’ın “Su Hırsızlığı” raporu, Beverly Hills’li çiftçinin Kern Su Bankası’nın özelleştirilmesindeki kritik rolüne dair kanıtlar ortaya koydu. Beklendiği üzere, Resnick’in Paramount Çiftlikleri bu girişimde çoğunluk hissesine sahip olarak öne çıktı. Aslında, Resnick’in çiftlik imparatorluğu Kern Su Bankası’nı o kadar kapsamlı biçimde kontrol ediyor ki, Paramount’un nerede bittiğini ve Kern Su Bankası’nın nerede başladığını ayırt etmek kolay değil. Bankayı yöneten Kern Su Bankası Otoritesi, Kaliforniya’daki Bakersfield’ın dışındaki Paramount kurumsal ofis binasında bulunuyor.

Bu durum, Kern bankasının sahiplerine vergi mükelleflerinin sırtından muazzam kârlar sağladı ve genellikle eyaletten sübvansiyonlu fiyata su alıp, sonra bu suyu başka bir devlet kurumuna kârla geri satmakla sonuçlandı.

Tıpkı Merkez Bankası’nın (Fed) bankalara vergi mükelleflerinin parasını düşük faizle borç verip, bankaların bu parayı yüksek faizle tekrar halka ödünç vererek kâr elde etmesine imkân tanıması gibi, Kern bankası da bir avuç kurumsal çiftçinin kamuya ait bir kaynağı, kamuya kâr marjıyla geri satmasına izin veriyor. Public Citizen’a göre, 2001’de Kern County Su Bankası, Eyalet Su Projesi’nden hektometreküp başına 161 dolara aldığı sübvansiyonlu suyu, eyaletin Çevresel Su Hesabı’na hektometreküp başına 250 dolara sattı. Bu da yalnızca doğru ilişkileri olanların yararlanabildiği bir sistemde 6,3 milyon dolarlık bir kâr anlamına geliyor.

Çevresel Su Hesabı (EWA), 2000 yılında Sacramento Deltası’ndaki somon popülasyonlarını korumak amacıyla Kaliforniya tarafından kuruldu. Kurak zamanlarda, Delta su seviyesi kritik bir eşiğin altına düştüğünde ve pompa istasyonları aşırı sayıda balığı emip parçalamaya başladığında, eyalet pompalama hızını yavaşlatacak ve elinde fazla su olanlardan su geri satın alarak su teslimatını tamamlayacaktı. Plan kağıt üzerinde iyi görünüyordu ama çok pahalıya mal oldu ve hiçbir işe yaramayan —ama sadece biz ve balıklar için— bir başarısızlığa dönüştü. Kern County Su Bankası üyeleri içinse, 2001’den 2004’e kadar EWA’ya su satarak neredeyse 40 milyon dolar kazandılar; yani onlar için gayet kârlıydı.

Çoğunluk hissedarı olarak Resnick, kârın aslan payını aldı. Contra Costa Times tarafından yakın zamanda yapılan bir inceleme, balık popülasyonları yok oluşun eşiğindeyken Kaliforniya’nın Delta’dan “benzeri görülmemiş miktarda su çekip, bunun bir kısmını da vergi mükelleflerinin sırtından geri satın aldığını” ortaya çıkardı. 2000’den 2007’ye kadar Kaliforniya, EWA için su satın almaya 200 milyon dolar harcadı ve Stewart Resnick’in yan şirketleri yedi yıl içinde toplam 40 milyon dolar kazanarak bu paranın her dolarından 20 sent kâr elde etti. Bu kadar cömert bir kamu desteğiyle, Resnick ailesinin böylesine başarılı bir iş imparatorluğu kurmasına şaşmamak gerek.

Planlama ve Koruma Birliği adlı Kaliforniya çevre savunucusu gruptan su politikaları uzmanı Jonas Minton, Contra Costa Times’a verdiği demeçte, “Çevreye fayda sağlaması gereken bir programın görünüşe göre iki sonucu olmuş: Çevreye fayda sağlamamak ve kamu parasını kullanarak özel kişileri zengin etmek,” diyor.

2008’de New Yorker’a verdiği mülakatta Stewart Resnick, 1978’de enflasyona karşı bir önlem olarak çiftçiliğe başladığını söylüyordu. Ya mütevazı bir hikâye anlatıyordu ya da hayatının fırsatını hemen fark etmişti; bu fırsat Paramount Çiftlikleri’ni bir tarım işletmesi imparatorluğuna dönüştürdü.

Kaliforniya’nın tarım endüstrisi 90’lar boyunca istikrarlı bir şekilde arazi ve çiftlik kaybederken, Resnick ailesi üretimi ve ekili alanı genişletiyordu. Monterey Anlaşmaları’ndan sadece üç yıl sonra, ekili arazilerini neredeyse ikiye katladılar.

Ancak Resnick ve Kern Su Bankası ekibinin, Kaliforniya’nın çevre dostu su programından kazandıkları kâr, onun gibi su tüccarlarının Güney Kaliforniya’nın yarı çöl arazilerindeki emlak geliştiricilerine “sanal su” satarak elde edebilecekleri kârın yanında devede kulak kalır.

Örneğin, bu yaz Kern bankasında hissesi olan bir çiftçiyle Los Angeles’ın yaklaşık 160 kilometre doğusundaki Mojave Çölü’nde yer alan bir “McTractHome” cenneti arasında yapılan anlaşmayı ele alalım. Mojave Su Ajansı, Sacramento Deltası’ndan pompalanan ve Eyalet Su Kemeri aracılığıyla gönderilen 14 bin hektometreküp suyun kalıcı haklarını yaklaşık 73 milyon dolara satın aldı. Bu, San Francisco büyüklüğündeki bir alanı altı inç derinliğinde suyla kaplamaya veya 30 bin aileyi bir yıl boyunca suya kavuşturmaya yetecek miktarda su demek.

Suyu satan çiftçi ise yoksul, dişlek bir çiftçi değil; Vidovich ailesine ait Sandridge Partners adlı özel bir Bay Area şirketi. Vidovich’ler, Central Valley’nin kalbinde kârlı bir pamuk ve badem yetiştiriciliği yapmanın yanı sıra, Silikon Vadisi’nde küçük bir emlak imparatorluğunu da kontrol ediyor; ofis kompleksleri, apartmanlar, mobil ev parkları, oteller ve alışveriş merkezleri inşa edip işletiyorlar.

Aile işinin şu anki yöneticisi John Vidovich ve eşi Lydia, 11,4 milyon dolarlık Los Altos Hills’te bir evde yaşıyor. San Francisco’nun hemen güneyindeki bu tepelik, ormanlık ve körfez manzaralı bölge, Kuzey Kaliforniya’nın en lüks yerlerinden biri ve Amerika’nın en pahalı posta kodlarından biri (Resnick’in Paramount Çiftlikleri’nin başkanı Joseph MacIlvane, Vidovich ailesiyle yakın ilişkiler içinde; Kern bankasının yüzde 9,62’sine sahip olan ve Dudley Ranch Su Bölgesi adıyla bilinen özel bir su bölgesinin yönetim kurulunda John Vidovich’le birlikte görev yapıyor).

Ailenin aşırı zenginliğine rağmen —ya da belki de bu sayede— Sandridge Partners ülkenin en büyük refah kraliçesi çiftçilerinden biri konumunda. Çevre Çalışma Grubu’na göre, 2007’de en yüksek tutarı alarak federal tarım teşviklerinden 1 milyon dolar elde etti, 1995 ile 2006 yılları arasında da ek 6,8 milyon dolar kazandı. “Doğrudan ödemeler” olarak bilinen bu teşvikler, çoğunlukla mısır, buğday, pirinç ve pamuk yetiştiricilerine geçmişteki üretim rakamlarına göre veriliyor ve bazen o mahsuller hâlâ yetiştirilse de yetiştirilmese de bu paralar ödeniyor.

Bununla birlikte, 73 milyon dolarlık su anlaşması, Vidovich’lerin konforunu sağlayan en kârlı devlet desteğinin tarım teşvikleri olmadığını ortaya koyuyor. Zira eyaletten aldıkları ağır vergi mükellefi sübvansiyonlu suyu yeniden satarak elde ettikleri kâr çok daha yüksek.

Bir eyalet su yetkilisine göre, Vidovich’lerin Mojave Su Ajansı’yla vardığı hektometreküp başına 5 bin 200 dolarlık anlaşma, Kaliforniya’da daha önce su için ödenen rekor fiyatın neredeyse iki katıydı.

Şu kâr marjlarına bir bakın: günümüzde Central Valley çiftçileri, Kaliforniya Su Kaynakları Departmanı’ndan hektometreküp başına 100 ila 500 dolar aralığında ağır sübvansiyonlu su satın alırken, San Francisco’daki şehir sakinleri aynı su için hektometreküp başına yaklaşık 8 bin 500 dolar ödüyor. Böyle bir indirimle, Vidovich ailesi satın alma ve satış fiyatları arasında on ila elli katlık bir fark yakalayabilir. Hektometreküp başına maksimum 500 dolar ödemiş olsalar bile, Mojave Çölü’ne 73 milyon dolara sattıkları su onlara sadece 7 milyon dolara mal olmuş olurdu. Bu, 66 milyon dolarlık saf kâr demek; tek yapmaları gereken, birkaç yüz dönümlük badem bahçesini kurumaya terk edip Kaliforniya vergi mükelleflerinin —Los Altos Hills’teki komşuları dahil— ceplerini doldurmasına izin vermek.

Bu ders kitabı niteliğindeki servet transferi örneği ne kadar sarsıcı olsa da, ne tek seferlik ne de sıra dışı bir hadise. Bu, yaklaşık 15 yıl önce Monterey’de şekillenen su deregülasyonu ve özelleştirmesinin planlanmış bir sonucuydu; suyu piyasada kolayca alınıp satılabilen gerçek bir likit varlığa dönüştürdü (2002’de Sacramento Bee, Kern County Su Bankası üyelerinin, diğer şehir ve ilçelere su satışından en az 128 milyon dolar kazandığını tahmin etmiş, gazete bunun eksik ve düşük bir rakam olduğunu da kabul etmişti).

Kern Su Bankası Otoritesi Genel Müdürü Jonathan Parker, “Bank of America’nın dolarla ne yaptığına bakın, biz de suyla aynı şeyi yapıyoruz. Yaptığımız şey bir hizmet sunmak: Suyu maliyetine depoluyoruz, sonra yer altından maliyetine çıkarıyoruz. Bize bu hizmeti en ucuza sağlamamız için ödeme yapıyorlar,” demişti.

Parker bu sözleri 2003’te söyledi. O zamandan bu yana yaşanan tüm banka kurtarmaları, para bankası ile su bankası benzetmesini daha da uygun hale getiriyor. Kern Su Bankası, suyun maliyetini vergi mükelleflerine yükleyip, bütün kârlarını kendine aktarıyor. Görünüşe göre “kayıpları kamusallaştırma, kârları özelleştirme” ideolojisi sadece Wall Street’e özgü değil; uzun zamandır Kaliforniya’nın kurumsal çiftçilerinin iş planının bir parçası ve Kaliforniya’nın su ticaretinin geleceğine bir bakış niteliğinde.

İşte Kaliforniya’nın su tartışmasındaki histeri ve korkunun arka planını bu oluşturuyor. Kuraklık, son aylarda giderek daha fazla siyasi ve medya ilgisi görüyor. Tartışmaların merkezinde, ölmekte olan Sacramento Deltası’nı atlayıp daha yukarılardaki tatlı suya daha az zararla ulaşacak devasa bir su kemeri olan Çevre Kanalı için milyarlarca dolarlık planlar var. Kağıt üzerinde kulağa hoş geliyor. Ancak gerçekte Çevre Kanalı, suyu Central Valley su bankacılarına aktaracak ve Kaliforniya’nın halihazırda aşırı kaldıraçlı “sanal su” piyasasını daha da şişirecek bir su özelleştirme hilesi.

Vali Schwarzenegger aylardır bu projeyi Kaliforniya yasama organından geçirmeye çalışıyor ve her iki partiden de geniş destek bulmuş durumda. Eylül ayında, Demokrat Senatör Dianne Feinstein, valiyi destekledi ve Obama yönetimini Kaliforniya’nın “zor durumdaki” çiftçilerine yardım etmeye çağırdı; hatta Stewart Resnick tarafından bizzat yazılmış bir mektubu yazışmalarına ekledi. Resnick, Obama yetkililerini, “zor durumdaki” çiftçiler yerine çevresel çıkarları desteklemekle suçluyordu. Aynı ay, ikinci sınıf Fox News sunucusu Sean Hannity, Fresno’ya giderek bir AstroTurf kampanyasını —parayla tutulmuş Latin “protestocular” ve geçmişte tütün endüstrisinden Blackwater’a, Arjantin’deki cuntaya kadar pek çok tartışmalı müşteri için çalışan Burson-Marsteller adlı halkla ilişkiler firması tarafından finanse edilen bir gösteriyi— yönetti ve aynı şeyleri dile getirdi. Hannity, Resnick’in “liberal” ajandasını desteklemekten endişe duymuyor. Çevre Kanalı, parti farkı gözetmeksizin güçlü kurumsal çıkarlara hizmet ediyor.

Elbette, kurumsal Amerika’nın kâr hırsı acımasız. Ve biz, halk olarak, balık hafızalıyız. Aslında tuhaf olan, bunun yeni bir kandırmaca olmaması. Merhum ve saygın Marc Reisner, 1986’da Batı Amerika’daki su kullanımına dair göz açıcı ve kapsamlı bir tarih kitabı olan Cadillac Desert’ta “Çevre Kanalı, su çıkarlarının kırk yıldır en büyük önceliğiydi,” diye yazmıştı. Bu proje, Vali Pat Brown’ın 1960’ta hayata geçirdiği California Su Kemeri’nin orijinal planının bir parçasıydı. Oğlu Jerry Brown, 70’lerin ortasında vali olduğunda babasının başlattığı işi tamamlamaya çalıştı. Fakat Vali Brown’ın bu girişimi, kötü giden bir ekonomi ve yağışlı bir yıl nedeniyle başarısız oldu.

Reisner, 25 yıl önce Çevre Kanalı inşa edilmezse kıyametin kopacağına Kaliforniya halkını ikna etmek için kurumsal çevrelerin yürüttüğü ama eninde sonunda başarısız olan medya saldırısını ve bu süreçte yaşanan iktidar çekişmelerini, yolsuzlukları, sahtekârlıkları, medyanın kamuoyunu manipüle etmesini ayrıntılarıyla aktarmıştı.

Şimdi, 30 yıl sonra, Kaliforniya yasama organı aynı planı tekrar hayata geçirmeye çalışıyor. Bu plan, çölde banliyö yayılmasını desteklemek için daha fazla sanal su sağlamak kadar, daha fazla tarım arazisi açmayı da amaçlıyor. Ve kurumsal güçler, Kaliforniya vergi mükelleflerini kendi kişisel servetlerini finanse etmeye razı etmek için yine aynı stratejiyi kullanıyor; korkuyu.

Amerika

Michigan Senato yarışında El-Sayed ve Rogers son kez karşılaştı

Yayınlanma

Michigan’daki kritik Senato koltuğu için yarışan Demokrat Abdul El-Sayed ile Cumhuriyetçi Mike Rogers son münazarada karşı karşıya geldi. Kamuoyu yoklamalarında El-Sayed az farkla önde seyrederken tahmin modelleri Demokrat adaya yüzde 67 kazanma şansı veriyor.

ABD Senatosu’ndaki çoğunluğu belirleme potansiyeli taşıyan Michigan eyaletinde, Demokrat aday Abdul El-Sayed ile Cumhuriyetçi rakibi Mike Rogers ikinci ve son televizyon münazarasında karşı karşıya geldi.

Emekliye ayrılan Demokrat Senatör Gary Peters’ın boşalttığı koltuk için yarışan eski Wayne County sağlık yetkilisi El-Sayed ile eski Temsilciler Meclisi üyesi Rogers, ay başında yapılan ilk karşılaşmaya kıyasla daha sakin geçen oturumda siyasi geçmişleri ve bağlılıkları üzerinden keskin hatlar çizdi.

Kamuoyu yoklamaları El-Sayed’in az farkla önde olduğunu gösterirken, Decision Desk HQ tahminleri Demokrat adayın seçimi kazanma ihtimalini yüzde 67 olarak hesaplıyor.

Adaylar Müslüman Kardeşler suçlamaları üzerinden tartıştı

Münazarada Cumhuriyetçi Rogers, rakibi El-Sayed’i yeniden Müslüman Kardeşler teşkilatıyla ilişkilendirmeye çalıştı.

El-Sayed’in kampanyasına Hamas ve Hizbullah’ı destekleyen isimlerden bağış geldiğini öne süren Rogers, “Müslüman Kardeşler tarafından satın alınmak sorun değil mi? Birleşik Devletler Senatosu’na gidecekseniz bilmemiz gerekiyor: Amerika’nın yanında mısınız yoksa denizaşırı ülkelerdeki bu terör gruplarının mı?” diye sordu.

El-Sayed ise Cumhuriyetçi rakibinin anayasaya bağlılığını sorgulamasını sert sözlerle eleştirdi.

Hiçbir zaman parçası olmadığı bir örgütle sürekli ilişkilendirilmeye çalışıldığını belirten El-Sayed, “Bunun hiçbir mantığı yok ve Mike, anayasaya olan sadakatimi sorgulaman senin seviyenin gerçekten çok altında kalıyor” dedi.

Seçim sürecinde Rogers cephesi, Müslüman Kardeşler bağlantılı kişilerden El-Sayed’e yapılan bağışlara işaret ederek Demokrat adayın örgüte destek sözü verdiğini iddia etti.

The New York Times haberine göre El-Sayed, teşkilat mensubu olan Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin seçilmesinin ardından 2012 yılında “medya ve polisin tasfiyesini” destekleyen bir açık mektuba imza attı. Demokrat aday, eski Başkan Donald Trump’ın geçen yıl terör örgütü listesine aldığı Müslüman Kardeşler ile bağını reddediyor.

Amerika’yla ve Amerikalı olmakla gurur duyduğunu vurgulayan El-Sayed, “Hepimize dilediğimiz gibi ibadet etme hakkı tanıyan anayasamızla gurur duyuyorum. Bunu sorman bence gerçekten utanç verici” ifadesini kullandı.

Rogers ile Trump arasındaki mesafe tartışma yarattı

Rogers, düşük kamuoyu onay oranlarına sahip Trump ile arasına mesafe koyma çizgisini münazarada da sürdürdü. Daha önce İran savaşına ve Trump’ın Kanada ile girdiği ticaret savaşına derhal son verilmesi çağrısında bulunan Rogers, Kanada gümrük vergilerinin “iyi düşünülmediğini” dile getirdi.

El-Sayed ise Trump’ın Rogers’a verdiği desteği kampanyanın merkezine yerleştirmeye çalıştı.

Trump’ın pazar günü Michigan’a yapacağı ziyareti hatırlatan El-Sayed, “Donald Trump buraya gelip senin için miting yapmadan bu yarışı kazanamazsın. Gelmesi için ona bu yüzden yalvardın” diye konuştu.

El-Sayed, izleyicilere “MAGA tombalası” oynamalarını önererek Trump destekçilerinin dikkat dağıtmak amacıyla sürekli hazır sloganlar kullandığını öne sürdü.

Rogers bu suçlamaya tepki göstererek rakibinin yalnızca Trump’a odaklandığını savundu.

Rogers, “Tombala oyunu, son 30 dakikada verdiği her yanıta kaç kez Trump kelimesini sıkıştırdığı üzerinden oynanmalı; bu gülünç” diyerek yarışın Michigan için en doğru yolu seçmekle ilgili olduğunu kaydetti.

Rogers ılımlı Demokrat seçmene seslendi

Rogers kapanış konuşmasında, Demokrat Parti ön seçiminde ılımlı çizgideki Temsilciler Meclisi üyesi Haley Stevens’ı destekleyen seçmenlere yöneldi.

Stevens’ı tercih eden ve El-Sayed’i “fazla aşırı” bulan seçmenlere seslenen Rogers, “Bizim yanımızda size de yer var” çağrısında bulundu.

El-Sayed, ABD’nin İsrail politikasının belirleyici olduğu çekişmeli ağustos ön seçiminde Stevens’ı yalnızca bir puan farkla mağlup etmişti.

Sahada “Mike Rogers İçin Demokratlar” adıyla bir koalisyon kuran Cumhuriyetçi aday, rakibini Amerika Demokratik Sosyalistleri grubuyla ilişkilendirmeye çalıştı. El-Sayed bu grubun üyesi olmasa da Herkes İçin Sağlık Sigortası (Medicare for All) gibi kuruluşun desteklediği politikaları savunuyor.

Eyalet genelinde El-Sayed’in politikalarını aşırı bulan çok sayıda yetkili olduğunu savunan Rogers, “Lafı gediğine koymakta çok başarılı ama mesele siyasete ve politikalara gelince o kadar iyi değil” dedi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Peter Thiel’dan Trump’a İran tepkisi: “Bu savaşı başlatmamalıydık”

Yayınlanma

Cumhuriyetçi Parti’nin önde gelen bağışçılarından ve Palantir’in kurularından olan Peter Thiel, basına sızan konuşmasında ABD’nin İran’a yönelik askeri müdahalesini eleştirerek bu savaşa hiç girilmemesi gerektiğini söyledi. Trump’a desteğini sürdürdüğünü belirten Thiel, Uluslararası Ceza Mahkemesi tehdidinin yönetim üzerinde baskı kurduğunu savundu.

Milyarder teknoloji yatırımcısı Peter Thiel, ABD’nin İran ile yürüttüğü savaşa şüpheyle yaklaştığını ve bu askeri hamlenin hiç başlatılmaması gerektiğini söyledi.

Cumhuriyetçi Parti’nin önde gelen bağışçıları arasında yer alan Thiel’ın bu çıkışı, onu Başkan Donald Trump ile dış politikanın en kritik kararlarından birinde karşı karşıya getirdi.

Thiel’ın 12 Ekim’de basına kapalı bir etkinlikte yaptığı konuşmanın ses kaydına Politico bünyesindeki Decoded ulaştı.

Kongre’deki çoğunluğunu korumaya çalışan Cumhuriyetçi Parti için ara seçimlere iki haftadan az bir süre kala kaydedilen bu sözler, ünlü yatırımcının İran savaşına dair kamuoyuna yansıyan en açık değerlendirmesi niteliğini taşıyor.

İran’a yönelik savaşa kuşkuyla baktığını belirten Thiel, “Bunu yapmamalıydık, yapılan çok fazla hata oldu” dedi.

Thiel konuşmasında, “Belki de yeterli sert gücümüz yok, belki de yumuşak güç savaşını kaybedeceğiz” ifadesini kullandı.

Konuşmanın tamamında neo-con’lara ve Ortadoğu’daki savaşlara kesin biçimde karşı olduğunu dile getiren Thiel, İran savaşına yönelik eleştirilerine rağmen Trump’a desteğini sürdürdüğünü vurguladı ve başkanı korumak istediğini ima etti.

Buna rağmen dile getirdiği itirazlar, bugüne kadar Trump’ın en sıkı müttefiklerinden birinin söz konusu çatışmaya dair derin endişelerini açığa vuran en somut örneklerden biri oldu.

ABD ve İsrail, ara seçimlerin ardından İran’ı vurmayı planlıyor

Uluslararası Ceza Mahkemesi uyarısı

Söz konusu ifadeler, Thiel’ın sonbahar başından bu yana Nashville’de sürdürdüğü ve Decoded tarafından takip edilen konferans dizisinde dile getirildi.

Son oturumda Uluslararası Ceza Mahkemesinin denetimsiz gücüne dair kapsamlı uyarılarda bulunan Thiel, George W. Bush döneminin kilit isimleri Donald Rumsfeld ve Dick Cheney’nin geçmişteki açıklamalarına atıfta bulundu.

Cheney ailesinin sergilediği Trump karşıtlığını Uluslararası Ceza Mahkemesine şirin görünme ve yargılanmaktan kaçınma çabası olarak okuduğunu belirten Thiel, bu hamle için muhtemelen çok geç kalındığını söyledi.

Thiel, mahkemenin tutuklama emri tehdidinin, İran’daki savaşı sürdürmeye çalışan Trump yönetiminin tepesinde Demokles’in kılıcı gibi sallandığından şüphelenmeye başladığını kaydetti.

Thiel, 7 Ekim Aksa Tufanı’nın ardından 2024 başında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile yaptığı görüşmeye de değindi. Görüşmede Gazze’deki planlarını sorduğu Netanyahu’nun kendisine, “Orayı öylece Dresden’e çeviremem” yanıtını verdiğini aktardı.

Netanyahu’nun bu ifadesiyle, İkinci Dünya Savaşı sırasında Müttefik güçlerin yaklaşık 25 bin kişinin ölümüne yol açan Alman kenti Dresden bombardımanına gönderme yaptığı belirtildi.

Büyük teknoloji yatırımcıları arasında 2016’da Trump’ı ilk destekleyen ve aynı yıl Cumhuriyetçi Parti Ulusal Kongresi’nde konuşma yapan Thiel, 2022’deki Senato yarışında şimdiki Başkan Yardımcısı JD Vance’i destekleyen siyasi eylem komitelerinin de en büyük mali destekçisiydi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Casuslukla suçlanan Suudi OpenAI mühendisine mahkemeden tahliye engeli

Yayınlanma

OpenAI ofisine dinleme cihazı yerleştirmekle suçlanan Suudi mühendis Abdulrahman Alfozan’ın kefalet talebi, savcılığın sunduğu kaçma riski gerekçesiyle reddedildi. Mahkeme, Suudi Arabistan Konsolosluğunun sunduğu sınırsız kefalet teklifini geri çevirirken yıllık 385 bin dolar maaşlı mühendisin kraliyetle mesajlaştığı tespit edildi.

Yapay zeka devi OpenAI ofislerine dinleme cihazı yerleştirmekle suçlanan Suudi Arabistan vatandaşı çalışan Abdulrahman Alfozan, savcılığın kaçma şüphesi ve Suudi kraliyet ailesiyle üst düzey temaslarına dair sunduğu kanıtların ardından cezaevinde kalacak.

Financial Times gazetesinin haberine göre ABD’nin Kaliforniya eyaletindeki federal mahkeme, Suudi Arabistan konsolosluğunun kefalet için sunduğu ve yargıcın “açık çek” olarak tanımladığı teklife rağmen 35 yaşındaki Alfozan’ın tahliye talebini reddetti.

ChatGPT’nin geliştiricisi OpenAI, San Francisco’daki merkez ofisinde yer alan bir yönetici toplantı odasında tuvalet kağıdına sarılmış bir ses kayıt cihazı tespit etti. Bu gelişmenin ardından Suudi Arabistan vatandaşı mühendis, ekim ayında FBI tarafından gözaltına alındı.

Vaka, küresel yapay zeka yarışında avantaj yakalamak isteyen yabancı hükümetlerin öncü teknoloji şirketlerini sanayi casusluğu hedefi haline getirdiğine dair Silikon Vadisi’ndeki kaygıları yeniden alevlendirdi.

Savcılık makamı, “Sanık OpenAI toplantılarını ister kişisel kazanç sağlamak, ister yabancı bir devlete yardım etmek, isterse her iki amaçla kaydetmek istemiş olsun; eylemi suç teşkil ediyor. Bu da Silikon Vadisi’ndeki yenilikçilik ortamı için bir tehlike, ulusal güvenlik için ise bir endişe kaynağıdır” değerlendirmesinde bulundu.

Duruşma öncesinde Alfozan’ın Suudi Arabistan ile kurduğu kişisel ve ticari bağlara dikkat çeken hükümet avukatları, sanığın “yabancı bir hükümetten kayda değer destek” gördüğünü savundu.

Dava dosyasına yansıyan ayrıntılara göre Alfozan, en azından geçen yıldan bu yana Suudi kraliyet ailesinin ismi açıklanmayan bir üyesiyle WhatsApp üzerinden sık sık mesajlaştı.

Söz konusu yazışmalarda, kraliyet mensubunun Alfozan’ı krallıkta başlatılan yeni bir yapay zeka girişimine dahil etme girişimleri yer aldı.

Kraliyet ailesi üyesi, mayıs ayında bilgisayar mühendisine “Suudi Arabistan’ın sana ABD’den daha çok ihtiyacı var” mesajını gönderdi. Alfozan ise bu mesaja onay anlamına gelen “100” yanıtını iletti.

Dava dosyasında Alfozan’ın, şirketteki hisse hak ediş süresi dolana kadar OpenAI’dan ayrılmayacağını belirttiği kaydedildi.

İkili arasındaki en son WhatsApp yazışmasının ise Alfozan’ın gözaltına alınmasından dört gün önce, 5 Ekim’de gerçekleştiği aktarıldı.

Savcılık sanığın kaçma ihtimali üzerinde duruyor

Mahkeme kayıtları, mühendisin gözaltına alınmasından bir gün sonra eşi ve oğlunun Katar’a uçtuğunu gösteriyor.

Belgelere göre bu uçuş, Suudi bir askeri yetkilinin ayırtıp ödediği tek yön business class biletle gerçekleşti.

Alfozan’ın avukatları ise uçak biletinin parasını eşinin bacanağının kendi kaynaklarıyla ödediğini savundu.

Savcılık bu iddiaya karşı çıkarak, Suudi konsolosluğunun da Alfozan’ın ailesi için başka bir uçuş ayarladığını ancak bu rezervasyonun sonradan iptal edildiğini bildirdi.

Suudi Arabistan Konsolosluğu ayrıca kefalet bedeli için herhangi bir üst sınır belirtmeksizin tüm tutarı karşılama teklifinde bulundu.

Sulh Ceza Hakimi Alex G Tse, duruşmada bu teklifi defalarca “açık çek” olarak niteledi.

Sanığın ABD dışına çıkması durumunda davanın fiilen düşeceğini vurgulayan Yargıç Tse, “Suudi Arabistan’ın suçluları iade etmeme konusundaki tutumu son derece net. ABD hükümetinin çıkarlarını koruyacaklarına dair bana nasıl bir güven verebilirler?” dedi.

Yargıç Tse, Alfozan’ın Suudi Arabistan’a dönmesi halinde bağlılığı nedeniyle “büyük ödüllerle karşılanabileceğini” dile getirdi. Suudi hükümetinin, ABD’de gözaltına alınan vatandaşlarının kefalet ve hukuki masraflarını karşıladığı biliniyor.

Savunma makamı casusluk suçlamalarını reddetti

Alfozan’ın avukatları, konsolosluğun teklifi yerine sanığın Charles Schwab bünyesindeki 1 milyon dolarlık kişisel yatırım hesabının kefalet teminatı olarak kabul edilmesini önerdi.

Savcılık verilerine göre Alfozan’ın OpenAI’daki yıllık maaşı 385 bin dolardı ve kendisine 2,2 milyon dolarlık hisse paketi tanımlanmıştı.

San Francisco’daki mahkeme salonuna turuncu cezaevi kıyafeti, beyaz spor ayakkabılar ve yargıcın karşısına geçtiğinde çıkardığı bir maskeyle gelen Alfozan hakkındaki suçlamaları avukatı reddetti.

Savunma avukatı William Pernick duruşmada, “Bu beyefendi bir turist değil. Hükümetin kurgusu, onu Amerikan teknolojisini çalmak için buraya yerleştirilmiş yabancı bir sızma unsuru gibi göstermekten ibaret” diye konuştu.

Müvekkilinin göçmenlerin bu ülkedeki hayali olan ABD vatandaşlığını almaya yalnızca birkaç hafta uzaklıkta olduğunu söyleyen Pernick, evinde bulunan kayıt cihazlarının internetten temin edilebildiğini kaydetti.

Pernick, OpenAI’ın çalışanları kod yazımı için bu cihazları kullanmaya teşvik ettiğini öne sürdü.

Avukat ayrıca evdeki kayıt cihazlarından birinin kedinin kum kabını izlemek amacıyla kullanıldığını savundu.

Pernick, OpenAI’ın Alfozan’ın Suudi Arabistan ile olan bağlantılarını desteklediğini ve bunlardan fayda sağladığını da sözlerine ekledi.

Sözlü iletişimi hukuka aykırı şekilde dinlemek veya dinlemeye teşebbüs etmekle suçlanan Alfozan, suçlu bulunması halinde yasa gereği beş yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya kalabilir.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English