Bizi Takip Edin

Diplomasi

Yapay zeka veri merkezleri iklim davalarının hedefinde

Yayınlanma

Yapay zekanın hızlı büyümesiyle sayıları artan veri merkezleri, yüksek enerji ve su tüketimleri nedeniyle dünya genelinde iklim davalarının hedefi haline geliyor. Londra Ekonomi Okulu’nun yayımladığı yıllık iklim davaları raporuna göre Şili’den İrlanda’ya ve ABD’ye kadar pek çok ülkede çevre örgütleri ve yerel halk, dijital altyapı projelerini yargıya taşıyor.

Yapay zeka sistemlerinin çalışmasını sağlayan veri merkezlerinin hızlı artışı, çevresel konularda giderek daha fazla hukuki mücadeleye konu oluyor.

The Guardian gazetesinin Londra Ekonomi Okulu (LSE) tarafından hazırlanan yıllık iklim davaları incelemesine dayandırdığı habere göre, Şili’den İrlanda’ya ve ABD’ye kadar geniş bir coğrafyada sivil toplum kuruluşları, yerel halk ve çevre aktivistleri; yüksek enerji tüketimi, su kullanımı ve bunlara bağlı iklim riskleri nedeniyle veri merkezlerinin inşasını ve işletilmesini mahkemeler yoluyla engellemeye çalışıyor.

Araştırmacılar, 2015 yılından bu yana dünya genelinde açılan yaklaşık 3 bin 600 iklim davasını analiz ederek veri merkezleriyle bağlantılı davaların sayısında artış yaşandığını tespit etti.

Hukuki süreçlerin odağında ise enerji tedarik kaynakları, sunucuları soğutmak için kullanılan su miktarı ve çevre kirliliği gibi başlıklar yer alıyor.

Bu alandaki ilk davalardan biri, Şili’nin başkenti Santiago’da Google’ın projesine karşı açıldı.

Yerel halk ve belediye yetkilileri, 2020 yılında Cerrillos bölgesinde büyük bir veri merkezi kurulması için verilen inşaat iznine, halihazırda kuraklıkla mücadele eden kentin su kaynaklarını tehlikeye attığı gerekçesiyle itiraz etti.

Mahkeme, projenin iklim üzerindeki etkilerinin yetersiz düzeyde değerlendirildiğine hükmederek kararın yeniden gözden geçirilmesini talep etti.

Şili ve İrlanda’da projelerin çevresel etkileri yargıya taşındı

Araştırma raporu yazarlarının veri merkezleri konusundaki küresel çatışmaların merkezlerinden biri olarak nitelediği İrlanda’da ise durum daha keskin bir boyutta seyrediyor.

Raporda paylaşılan verilere göre, ülkede tüketilen toplam elektrik enerjisinin yüzde 20’sinden fazlası bu sektöre ayrılmış durumda.

Hükümetin sektörü daha da büyütme planlarına karşın, çevre örgütleri yeni tesislerin yenilenebilir kaynaklara geçiş yapana kadar birkaç yıl daha fosil yakıt kullanmasına izin veren resmi kararlara karşı yargı yoluna gidiyor.

ABD ve İngiltere’deki davalar şirketleri taahhüt vermeye zorluyor

ABD’de de veri merkezlerine yönelik çevresel gereklilikler sıkılaşıyor. California eyaletine bağlı Pittsburg şehri yetkilileri, yeni bir veri merkezine yenilenebilir enerji kullanma ve ekipman soğutma işlemleri için geri dönüştürülmüş su tercih etme yükümlülüğü getirdi.

Aynı zamanda birçok eyalette, artan bilişim kapasitesi ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla fosil yakıt tabanlı enerji altyapılarının inşasını onaylayan düzenleyici kurumlara karşı açılan davalar inceleniyor.

Elon Musk’ın Mississippi eyaletindeki şirketi xAI’a ait bir proje de hukuki baskıyla karşı karşıya kaldı.

Davacılar, şirketin gerekli çevre izinlerini almadan metan jeneratörleri kullandığını ve böylece Temiz Hava Yasası’nı ihlal ettiğini savunuyor. ABD Adalet Bakanlığı ise projenin ekonomi için taşıdığı önemi vurgulayarak projeyi savundu.

Benzer uyuşmazlıklar Avrupa genelinde de yaşanıyor.

Birleşik Krallık’ta aktivistler, Buckinghamshire bölgesinde planlanan devasa ölçekteki bir veri merkezi projesinin çevresel değerlendirme raporunun yeniden incelenmesini sağladı.

Yargılama sürecinin ardından resmi makamlar onay sürecindeki eksiklikleri kabul ederken, yüklenici firma ek çevre taahhütleri üstlenmeyi kabul etti.

Araştırmayı hazırlayan uzmanlara göre bu davalar, yargı süreçlerinin hızla büyüyen dijital altyapıyı düzenlemede yeni bir araç haline geldiğini gösteriyor.

Projeler tamamen durdurulmasa bile, açılan davalar şirketleri ve resmi makamları iklim risklerini göz önünde bulundurmaya, kaynak tüketimi verilerini şeffaf şekilde açıklamaya ve enerji stratejilerini yeniden değerlendirmeye zorluyor.

The Guardian’ın aktardığına göre, araştırmanın ortak yazarlarından Londra Ekonomi Okulu Öğretim Üyesi Doç. Dr. Joana Setzer konuya ilişkin olarak, “Burada mesele mutlaka gelişimi durdurmak değil, fosil yakıtlara olan bağımlılığın daha da kalıcı hale gelmesini önlemektir” ifadelerini kullandı.

Setzer, “Bu, son derece yüksek enerji tüketen projeleri, tam da şu an imkan varken yenilenebilir enerji kaynaklarına yönlendirmek için bir fırsattır” değerlendirmesinde bulundu.

Diplomasi

‘Hürmüz’deki petrol şoku 1973 ambargosunu hatırlatıyor’

Yayınlanma

Hürmüz Boğazı’nda petrol ve doğalgaz akışı yeniden başlamış olsa da bu kritik su yolunun 100 günden fazla süreyle kapalı kalması küresel enerji piyasalarında tarihi bir dönüm noktasına işaret ediyor.

Reuters haber ajansının köşe yazarı Ron Bousso, kaleme aldığı analizde, mevcut durumun yaratacağı uzun vadeli etkileri, benzer bir tedarik şoku olan 1973 yılındaki Arap petrol ambargosunun sonuçlarıyla karşılaştırarak değerlendirdi.

Bousso, Hürmüz Boğazı’nda yaşanan son krize atıfta bulunarak, “Hürmüz Boğazı’nda petrol ve doğalgaz akışı yeniden başlarken, hayati önemdeki su yolunun 100 günden fazla süreyle kapalı kalması küresel enerji piyasalarında bir dönüm noktası olduğunu kanıtlayabilir” ifadesini kullandı.

Yazara göre, 28 Şubat’ta başlayan ABD-İsrail ve İran arasındaki savaş sürecinde modern enerji sistemi dayanıklılık testinden geçti. Dünyadaki petrol ve sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği boğazın kapanması, daha önce bir “felaket senaryosu” olarak görülüyordu.

Ancak esnek piyasa mekanizmaları, tanker rotalarının değiştirilmesi ve stokların kullanılmasıyla bu süreç başlangıçta yönetilebildi.

Yine de bu sürecin özellikle Asya pazarında ciddi sancılara yol açtığı görülüyor. Petrol ve doğalgaz ithalatının yüzde 60’ını Orta Doğu’dan karşılayan Asya ülkeleri, kriz döneminde mesai günlerini dörde indirmek, zorunlu evden çalışma sistemine geçmek ve hava ile kara yolu seyahatlerini kısıtlamak gibi acil durum önlemleri almak zorunda kaldı.

Bousso, küresel enerji piyasalarının bir nevi “zaman satın aldığını” belirterek, “Küresel envanterler tehlikeli derecede düşük seviyelere yaklaşırken, eğer boğaz açılmamış olsaydı piyasalar bir kırılma noktasına ulaşabilirdi” tespitinde bulundu.

“Enerji güvenliği maliyet dahil her şeyin önüne geçiyor”

Yaşanan bu büyük kriz, ithalatçı ülkeleri enerji stratejilerini kökten revize etmeye zorluyor. Bousso, günümüzün koşullarını 1970’li yıllarla karşılaştırarak, “Bugünün krizini Arap petrol ambargosuyla karşılaştırmak, önümüzdeki yolun daha karmaşık olacağını gösteriyor ancak kriz nihayetinde petrol çağının sonunun başlangıcı olabilir” değerlendirmesini yaptı.

1973 yılındaki krizde batılı ülkeler daha küçük araçlara yönelmiş, nükleer ve yerli kaynaklara yatırımı artırmıştı ancak fosil yakıtlardan tamamen vazgeçmemişti. Bugün ise fosil yakıtların karşısında çok daha rekabetçi ve hazır alternatifler bulunuyor.

Asya pazarında enerji güvenliği algısının tamamen değiştiğini vurgulayan Bousso, “Hürmüz’ün dersi, enerji güvenliğinin maliyet dahil her şeyin önüne geçtiğidir” dedi.

Bu kapsamda Hindistan ve Pakistan gibi ülkelerin Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) üyeleri ve Çin’i takip ederek yerli petrol rezervlerine yatırım yapmaya başlayacağını aktardı. Güney Kore’de ise nisan ayında Devlet Başkanı Lee Jae Myung’un alternatif tedarik zincirleri aranması, orta ve uzun vadeli endüstriyel yeniden yapılanmaya gidilmesi ve “plastiksiz ekonomi” hedefine geçilmesi çağrısında bulunduğunu hatırlattı.

“Sermaye zaten küresel düzeyde bu yeni enerji önceliklerini takip ediyor”

Orta Doğu’daki çatışmaların istikrarsızlaştırıcı etkisine rağmen, küresel enerji yatırımlarının bu yıl yüzde 5 artışla 3,4 trilyon dolara ulaşması bekleniyor.

Yatırımların çok büyük bir bölümü alternatif enerji kaynaklarına ve sistem dayanıklılığına gidiyor.

Bousso, bu dönüşümü rakamlarla ortaya koyarak, “Sermaye zaten küresel düzeyde bu yeni enerji önceliklerini takip ediyor” ifadesini kullandı.

IEA verilerine göre, 2026’nın ilk çeyreğinde elektrikli araç satışları Avrupa’da yüzde 30, Latin Amerika’da yüzde 75 ve Asya-Pasifik bölgesinde yüzde 80 artış gösterdi. Çin’in güneş paneli ihracatı ise Afrika’ya yüzde 120, Güneydoğu Asya’ya yüzde 150 oranında yükseldi.

Afrika’da 15 ülke sadece ilk çeyrekte, 2025 yılının tamamındaki toplam ithalatı geride bırakarak 400 milyon doların üzerinde güneş paneli ithal etti.

Petrol ve doğalgazın ulaştırma, tarım ve inşaat gibi sektörlerdeki ağırlığı nedeniyle kısa sürede tamamen devreden çıkması beklenmiyor.

Sanayi genişlemesi ve yapay zeka veri merkezlerinin artan elektrik ihtiyacı da gaz talebini destekliyor.

Ancak Bousso, geçen yüzyıl boyunca fosil yakıt kullanım yönünün her zaman yukarı doğru olduğunu hatırlatarak, Hürmüz krizinin bu yükseliş trendini kalıcı olarak tersine çevirebileceğini vurguladı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

İtalya ve Fransa Rus askerlere vize yasağına karşı çıktı

Yayınlanma

Avrupa Birliği’nin hazırladığı 21’inci yaptırım paketi kapsamında Ukrayna’daki savaşa katılan eski Rus askerlerinin birliğe girişinin yasaklanması teklifi, İtalya ve Fransa’nın çekinceleriyle karşılaştı. Roma ve Paris, mevcut taslak metindeki ifadelerin tüm Rus vatandaşlarına yönelik genel bir seyahat yasağının önünü açabileceğinden endişe ediyor.

Avrupa Birliği (AB) üyesi iki ülke İtalya ve Fransa, Ukrayna’ya devam eden savaşta yer almış eski Rus askeri personelinin birliğe girişinin yasaklanmasına yönelik yaptırım teklifine karşı mesafeli bir tutum sergiledi.

Bloomberg’in diplomatik kaynaklara dayandırdığı haberine göre Roma ve Paris, AB’nin hazırladığı 21’inci yaptırım paketi kapsamında gündeme gelen bu öneriye şüpheyle yaklaşıyor. Kaynaklar, her iki ülkenin de işgale katılan kişilerin engellenmesi fikrine esasen karşı çıkmadığını, ancak mevcut taslakta yer alan ifadelerin tüm Rus vatandaşlarına yönelik genel bir giriş yasağının yolunu açabileceğinden endişe duyduğunu aktardı.

Hem İtalya hem de Fransa, bu tür hedefli kısıtlamaların yaptırım mekanizmaları yerine doğrudan vize politikaları aracılığıyla düzenlenmesi gerektiğini savunuyor. Bununla birlikte Avrupalı diplomatlar uygulamadaki zorluklara da işaret ediyor. Mevcut taslağa göre, üye devletlerin seyahat etmek isteyen kişilerden hangilerinin savaşa katıldığını, hangilerinin ise katılmadığını kendi imkanlarıyla tespit etmek zorunda kalacağı belirtiliyor.

Yaptırım paketinde uzlaşı arayışı sürüyor

Avrupa Komisyonu tarafından 9 Haziran’da sunulan ve AB ülkelerinin 26 Haziran’da ele alması beklenen 21’inci yaptırım paketi kapsamlı önlemler içeriyor. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in açıklamalarına göre paket, seyahat yasaklarının yanı sıra enerji, finans, kripto para birimleri, ticaret ve balıkçılık sektörlerine yönelik yeni kısıtlamaları da barındırıyor.

Ancak Bloomberg’in aktardığı bilgilere göre, vize konusunun haricinde de paket içinde tartışmalı başlıklar bulunuyor. Petrol fiyat tavanının dondurulması, Rus balık ürünlerinin ithalatına getirilecek kısıtlamalar ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) taşıyan gemilere yönelik yaptırımların kapsamının genişletilmesi gibi konular tartışılmaya devam ederken, bazı üye ülkeler bu düzenlemeler için geçiş süreçleri talep ediyor.

Savaşa katılan Rus askerlerine yönelik giriş yasağı girişimi AB gündemine ilk kez gelmiyor. Geçtiğimiz mart ayında Almanya, Baltık ülkeleri, Finlandiya, Polonya, Romanya ve İsveç liderleri; Avrupa Konseyi Başkanı António Costa ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’e ortak bir mektup göndermişti. Liderler mektupta, güvenlik tehditlerini gerekçe göstererek Ukrayna’nın işgaline katılan kişilerin Schengen bölgesine girişinin yasaklanmasını talep etmişti.

Öte yandan, Rus vatandaşlarına yönelik genel vize politikası konusunda AB içindeki görüş ayrılıkları varlığını koruyor. Haziran ayında, Almanya’da muhalefette bulunan Hristiyan Demokrat Birlik (CDU/CSU) partisine mensup Avrupa Parlamentosu milletvekilleri, Rus vatandaşlarına yönelik turist vizelerinin tamamen askıya alınması çağrısında bulundu. Alman parlamenterler, geçen yıl 500 binden fazla Rus vatandaşının tatilini Avrupa’da geçirmiş olmasına tepki gösterdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Trump yönetimi Türkiye’ye jet motoru satışı için adım attı

Yayınlanma

ABD’de Donald Trump yönetimi, Türkiye’ye milli muharip uçak KAAN projesinde kullanılmak üzere 700 milyon doların üzerinde jet motoru satışı yapma niyetini Kongre’ye resmen bildirdi. Bazı Demokrat Kongre üyeleri, Ankara’nın Rus S-400 hava savunma sistemlerine sahip olmasını gerekçe göstererek satışa karşı çıkıyor.

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Türkiye’ye değeri 700 milyon doların üzerinde olan onlarca jet motoru satma niyetini Kongre’ye resmen bildirdi.

Trump yönetiminin, Türkiye’nin 2019 yılında tedarik ettiği S-400 savunma sistemleri nedeniyle bazı milletvekillerinin itirazlarına rağmen satışı gerçekleştirmeyi planladığı bildirilmişti.

Reuters’ın haberine göre ABD Dışişleri Bakanlığı, Kongre’ye gönderdiği ve 24 Haziran tarihini taşıyan bildiriminde konuya ilişkin ayrıntılara yer verdi.

Çarşamba günü geç saatlerde iletilen bildirimde, “ABD hükümeti; siyasi, askeri, ekonomik, insan hakları ve silahların kontrolü hususlarını dikkate alarak bu malzemelerin ihracatını lisanslamaya hazırdır.” ifadesi kullanıldı.

Söz konusu satış, gelecek ay Ankara’da gerçekleştirilecek kritik NATO zirvesi öncesinde Türkiye’ye ve Trump’ın önemli bir müttefik olarak gördüğü Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a yönelik önemli bir jest niteliği taşıyor.

Kongre satışı engellemek için ortak karar tasarısı sunabilir

Kongre’nin satışı engellemek istemesi halinde, ortak bir ret tasarısı sunmak için 15 günlük süresi bulunuyor. Böyle bir tasarının Kongre’nin her iki kanadından da geçmesi gerekiyor ve bu karar Trump tarafından veto edilebiliyor.

Biri ABD’li yetkili olmak üzere iki kaynağın aktardığına göre, Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu’nun en kıdemli Demokrat üyesi ve motor satışının önde gelen muhaliflerinden New York Temsilcisi Gregory Meeks, yönetimle yürütülen gayriresmi inceleme sürecinde itirazlarını dile getirdi ve bu pakete onay vermedi.

Meeks, çarşamba günü yaptığı açıklamada, yönetimin hem ikili ilişkiler hem de Türkiye’nin S-400’lere sahip olmasının satış üzerindeki etkileri konusunda kendisini bilgilendirmek için “iyi niyetli” bir çaba göstermediğini belirterek bu durumu eleştirdi.

Meeks açıklamasında, “Bu malzemeler yıllarca teslim edilmeyecek ve yönetim, ABD politikasının kilit yönlerine ilişkin bilgi ve açıklama taleplerini defalarca görmezden geldi” ifadesine yer verdi.

Çarşamba günü jet motorları, F-35 programı ve Ankara’daki zirveye ilişkin planları sorulan Trump, “Muhtemelen onları çok mutlu edecek bir şey yapacağım” şeklinde yanıt verdi.

General Electric motorları milli muharip uçak KAAN’a güç verecek

General Electric tarafından üretilen motorlar, Türkiye’nin ilk milli muharip uçağı KAAN’a güç verecek. KAAN, NATO üyesi Türkiye’nin savunmada daha kendi kendine yetebilme çabalarının bir parçası olarak 2016 yılında başlatılan büyük bir proje olarak biliniyor.

Türkiye, Batı ile geçmişte yaşadığı inişli çıkışli ilişkiler ve bazı silah ambargoları nedeniyle hayal kırıklığına uğramıştı.

Bununla birlikte Türk yetkililer, KAAN’ın hava kuvvetlerinin omurgasını oluşturan ABD yapımı F-16’ların yerini almasının yıllar alacağını kabul ediyor.

Türkiye’nin 2019 yılında Rus hava savunma sistemlerini satın alması, ABD ile ilişkileri bozmuş ve Kongre’nin Ankara’ye olan desteğini engellemişti.

Washington bu adıma yanıt olarak yaptırımlar uygulamış ve Türkiye’yi F-35 savaş uçağı programından çıkarmıştı.

Kongre ayrıca, Rus sistemlerinin ABD yapımı savaş uçakları için güvenlik riski oluşturduğunu belirterek, Ankara S-400’leri elinde tuttuğu sürece Türkiye’ye herhangi bir F-35 satışını yasaklayan bir yasayı kabul etmişti.

Bu durum, Türkiye’nin Trump yönetiminde Washington ile daha sıcak ilişkilere sahip olmasına rağmen o zamandan beri iki ülke arasında önemli bir anlaşmazlık noktası olmaya devam ediyor.

Perşembe günü bazı Demokrat milletvekilleri, motor satışına karşı çıktıklarını belirterek yönetimi Ankara’ya herhangi bir F-35 satışı yapılması konusunda uyardı.

New Hampshire Temsilcisi Chris Pappas, bir sosyal medya paylaşımında, “ABD yasalarını ihlal etmeye ve güvenilir, demokratik müttefiklerimizi tehdit etmeye devam eden Erdoğan hükümetini ödüllendiremeyiz. Türkiye’ye kesinlikle F-35 verilmemeli” ifadelerini kullandı.

Nevada’dan Demokrat Temsilciler Meclisi Üyesi Dina Titus da jet motorlarının satışına atıfta bulunarak yaptığı sosyal medya paylaşımında, “Eğer ABD Başkanı bu yolda ilerlemeye devam ederse, bir ortak reddetme tasarısı sunacağım” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English