Bizi Takip Edin

Asya

Endonezya’nın yeni iş yasası işçileri memnun etti, iş dünyasını endişelendirdi

Yayınlanma

Endonezya’nın yeni iş yasası sonrası sendikalar temel düzenlemeleri “zafer” olarak nitelendirirken, yatırımcılar “belirsizlik” ve artan risklere dikkat çekiyor.

Endonezya parlamentosunun salı günü kabul ettiği yeni iş yasası, ülkedeki işçi örgütlerinin takdirini kazanırken, artan istihdam maliyetleri iş dünyasında kaygıya yol açtı.

Temsilciler Meclisi, işçilerin korunmasına yönelik yasa tasarısını oybirliğiyle kabul etti. Yasa, tartışmalı 2020 tarihli “istihdam yaratma omnibus yasası” kapsamında kaldırılan bazı düzenlemeleri yeniden yürürlüğe sokuyor. Bunlar arasında hangi tür işlerin taşerona verilebileceğine ilişkin sınırlamalar ile şirketlerin çalışanları işten çıkarmadan önce yerine getirmesi gereken prosedürler de bulunuyor.

Çalışma Bakanı Yassierli, yeni yasanın belirli süreli iş sözleşmeleri için azami süreyi dört yıl olarak belirlediğini ve teknoloji şirketlerindeki gig ekonomisi çalışanlarını tek taraflı işten çıkarmalara karşı korumayı amaçlayan hükümler getirdiğini söyledi. Yassierli, salı günkü parlamento oturumunda tasarının temel maddelerini açıkladı.

Yassierli, “[Yasa], istihdamın tüm alanlarında fırsat eşitliğini ve eşit muameleyi güvence altına alarak işçi haklarının korunmasını güçlendiriyor,” dedi.

Yasanın nihai metni henüz kamuoyuna açıklanmadı ancak işçi örgütleri kabul edilmesini memnuniyetle karşıladı.

Tüm Endonezya İşçileri Sendikaları Konfederasyonu Başkanı Andi Gani, yasanın işçilere daha güçlü güvenceler sağladığını belirterek, personel temin şirketlerinin taşeron işçileri daimi çalışan statüsüne geçirmesine yönelik zorunlulukları, kıdem tazminatı güvence fonunun oluşturulmasını ve ücret hesaplamalarındaki iyileştirmeleri örnek gösterdi.

Gani gazetecilere yaptığı açıklamada, “İşverenler artık işçileri keyfi olarak işten çıkaramayacak,” dedi. “Parlamentoya ve hükümete sunduğumuz taslağın yüzde 90’ı işçilerin korunması yasasına dahil edildi” diye ekledi.

Endonezya İşçi Sendikaları Konfederasyonu Başkanı Said Iqbal da yeni yasanın, omnibus yasasındaki ve daha önce yürürlükte olan 2003 tarihli işgücü yasasındaki hükümlere kıyasla işçilere çok daha güçlü koruma sağladığını söyledi.

Endonezya İşçileri Derneği ise yeni yasayı işçi hakları açısından bir “zafer” olarak nitelendirdi. Dernek Başkanı Mirah Sumirat yaptığı açıklamada, “Bugün müteşekkiriz ancak eleştirel tutumumuzu kaybetmeyeceğiz,” dedi. “Bütün hükümleri tek tek inceleyecek ve uygulama yönetmeliklerinin tamamını denetleyeceğiz” diye vurguladı.

Yeni yasa, Devlet Başkanı Prabowo Subianto’nun halk desteğinin hızla düştüğü bir dönemde yürürlüğe giriyor. Son birkaç ay içinde yayımlanan iki kamuoyu araştırması, kamuoyunda tepki çeken politikalar ve ekonomiye yönelik olumsuz algılar nedeniyle devlet başkanının onay oranlarının gerilediğini gösterdi. Temsilciler Meclisi’ndeki partilerin neredeyse tamamı iktidar koalisyonunda yer alıyor.

Ancak iş dünyası yasal değişiklikler konusunda kaygılı.

Endonezya Ticaret ve Sanayi Odası Başkan Yardımcısı Erwin Aksa, yeni düzenlemelerin eski Devlet Başkanı Joko Widodo döneminde çıkarılan ve genel olarak iş dünyası dostu kabul edilen 2020 tarihli omnibus yasasının sağladığı esnekliğin bir bölümünü ortadan kaldırdığını söyledi.

Aksa, işgücü maliyetleri ile işe alım esnekliğinin yatırımcıların dikkate aldığı unsurlar arasında olduğunu ve şirketlerin yükümlülükleri konusunda kesinliğe ihtiyaç duyduğunu belirtti.

“İşgücü düzenlemeleri çok hızlı değişirse ya da uygulama yönetmelikleri belirsizlik yaratırsa, yatırımcılar bu riskleri hesaplarına dahil eder,” diyen Aksa, uygulamaya ilişkin teknik yönergelerin hazırlanmasında hükümet, işçiler ve işverenler arasında daha iyi bir diyalog kurulması çağrısında bulundu.

Aksa, “Şirketlerin maliyet yapılarını, iş sözleşmelerini ve işgücü planlamalarını uyarlayabilmeleri için yeterli geçiş süreleri de tanınmalı,” dedi.

Endonezya Tekstil Derneği İcra Direktörü Danang Girindrawardana ise yeni yasanın işletmeler açısından riskleri artırabileceği uyarısında bulundu. Girindrawardana, eski yasaya kıyasla idari ihlaller için cezai yaptırım öngören çok daha fazla hüküm bulunduğuna dikkat çekti.

Girindrawardana, “Aşırı katı düzenlemeler şirketleri insan emeği kullanımını azaltmaya ve teknolojiye yönelmeye teşvik edebilir,” dedi. “Önümüzdeki bir ila iki yıl içinde pek çok fabrika kesinlikle çökecek; üstelik piyasa koşullarının da yeterince iyileşmesi beklenmiyor” diye ekledi.

Stratejik danışmanlık şirketi FGS Global’in Direktör Yardımcısı Dedi Dinarto, daha yüksek kıdem tazminatı maliyetleri ve işten çıkarmalara getirilen daha sıkı kısıtlamaların, özellikle emek yoğun sektörlerde işverenleri işe alım ve genişleme konusunda daha temkinli davranmaya yöneltebileceğini söyledi.

Endonezya Amerikan Ticaret Odası Genel Müdürü Donna Priadi de dijital platformlarda çalışan gig ekonomisi çalışanlarının işçi statüsünde değerlendirilip değerlendirilmemesi gibi yeni yasanın birçok boyutunun daha fazla tartışılması gerektiğini söyledi.

Örneğin Singapur merkezli Grab ve Endonezyalı rakibi Gojek gibi araç çağırma şirketleri, sürücülerini “ortak” olarak tanımlıyor. Şirketler yeni yasayı incelemekte olduklarını açıkladı.

Priadi, birçok işletmenin henüz yasanın bir kopyasını bile almadığını ve yasanın nasıl uygulanacağı konusunda endişeli olduklarını söyledi. Endonezya’ya yatırım yapan ABD şirketlerinin, her iki tarafın da kazanacağı bir çözüm bulunması amacıyla hükümetle görüşmelerini sürdüreceğini belirtti. Priadi gazetecilere yaptığı açıklamada, “Hükümleri sindirmek ve işletmeler üzerindeki etkilerini hesaplamak için zamana ihtiyacımız var,” dedi.

Yogyakarta’daki Gadjah Mada Üniversitesi’nde iş hukuku öğretim görevlisi olan Nabiyla Risfa ise kayıt dışı çalışanların yeni yasayla birlikte “daha açık ve belirgin bir koruma” kazandığını, ancak uygulamaya ilişkin ayrıntıların “halen belirsiz” olduğunu söyledi.

İşçi hakları alanında faaliyet gösteren BPJS Watch kuruluşundan savunucu Timboel Siregar da yasanın yatırımlar üzerindeki etkisinin başka önlemlere bağlı olacağını belirtti. Siregar, daha güçlü işçi korumalarının verimliliği ve işletmelerin sürekliliğini desteklemek için daha basit yatırım prosedürleri ve daha güçlü hukuki öngörülebilirlikle birlikte uygulanması gerektiğini savundu.

Siregar, “İşletmeleri yatırım yapmaya teşvik etmek için yolsuzluk, yasa dışı harç ve ödemeler ile bürokratik engeller de ele alınmalı,” dedi.

Asya

Hindistan’da 130 milyon seçmen kaydı silindi: Protestolar büyüyor

Yayınlanma

Hindistan’da Seçim Komisyonunun yürüttüğü liste güncellemesiyle 130 milyondan fazla seçmenin kaydı düşürüldü. Milyonlarca kişinin itirazı sonuçlanmazken, aralarında 20 milyon vefat ve 90 milyon adres değişikliği gerekçeli silme kararının bulunduğu uygulama geniş çaplı protestolara yol açtı.

Hindistan’da Seçim Komisyonunun yürüttüğü kapsamlı seçmen kütüğü güncellemesi kapsamında 130 milyondan fazla kişinin kaydı silindi.

Yaklaşık 1 milyar kayıtlı seçmenin oy hakkını korumak için vatandaşlık ve kimlik belgeleri sunmaya zorlandığı süreç, ülke genelinde kitlesel protestolara ve Seçim Komisyonu Başkanı Gyanesh Kumar’ın istifası yönünde çağrılara yol açtı.

Muhalefet partileri, insan hakları savunucuları ve analistler, Başbakan Narendra Modi liderliğindeki Hindu milliyetçisi Bharatiya Janata Partisinin (BJP) bağımsız kurumları kendi siyasi üstünlüğünü kalıcı kılmak amacıyla kullandığını savunuyor.

Sayıca Meksika nüfusunu aşan seçmen kaydının silinmesi, ülke genelinde yaklaşık 200 milyonluk nüfusa sahip Müslüman azınlığın siyasal haklarını hedef aldığı gerekçesiyle tepki çekiyor.

Milyonlarca itiraz karara bağlanmayı bekliyor

“Özel Yoğun Revizyon” (SIR) adı verilen uygulama kapsamında yetkililer, mükerrer, sahte veya şartları taşımayan kayıtları temizlemeyi amaçladıklarını öne sürüyor.

Ancak eski seçim yetkilileri ve uzmanlar, önceki dönemlerde görevlilerin kapı kapı dolaşarak seçmen kütüğünün kapsayıcılığını korumaya çalıştığını, mevcut sistemde ise ispat yükümlülüğünün tamamen vatandaşa yüklendiğini belirtiyor.

Eski Seçim Komiseri Ashok Lavasa, kurumsal yaklaşımın seçmenleri listeye dahil etmekten çıkarak onları en küçük bahaneyle sistem dışına itmeye dönüştüğünü kaydetti.

Lavasa, isimlerdeki yazım hataları veya eski arşivlerdeki kâtip yanlışlıkları gibi teknik ayrıntıların algoritmalar tarafından “mantıksal uyumsuzluk” olarak işaretlendiğini ve yurttaşların mağdur edildiğini dile getirdi.

Süreçte 20 milyondan fazla kişinin “vefat ettiği”, 90 milyon kişinin ise “adreste bulunmadığı veya taşındığı” gerekçesiyle kaydı düşürüldü.

Silinme kararına karşı resmi itirazda bulunan milyonlarca yurttaşın başvurusu inceleme aşamasında bekletilirken, hayatta olduğu halde ölü kaydı düşülen bazı seçmenler de haklarını geri almaya çalışıyor.

Eski Hindistan Başsavcısı ve eski Yüksek Mahkeme Yargıcı Rohinton Nariman, oy hakkının büyük bir tehlike altında olduğunu vurguladı.

Müslüman nüfus ve yoksul kesimler hedefte

Yönetici partinin stratejisine aşina iki üst düzey yetkili, The New York Times’a yaptıkları açıklamada, sürecin siyasi ve ideolojik hedefler taşıdığını aktardı.

Yetkililerden biri, yerel parti teşkilatlarının itiraz formları aracılığıyla muhalif görülen isimleri sistemden sildirmeye çalıştığını ifade etti.

İkinci yetkili ise 2019 yılındaki vatandaşlık testlerinde çok sayıda Hindunun belgesiz çıkması üzerine durdurulan girişimin, şimdi Seçim Komisyonu eliyle Müslümanları siyaset dışına itmek amacıyla yürütüldüğünü söyledi.

BJP yetkilileri süreci Bangladeşli “sızmaları” temizleme argümanıyla savunurken, partinin sözcüsü Pratyush Kanth siyasi partilerin geçmişte mükerrer ve sahte kayıtların temizlenmesini talep ettiğini, yapılan işlemin şüpheli gösterilmemesi gerektiğini öne sürdü.

Buna karşılık ülkedeki kayıt sisteminin yetersizliği nedeniyle doğum belgesi dahi bulunmayan yoksul vatandaşlar, oy merkezleri ile günlük çalışma mesaileri arasında seçim yapmak zorunda kalıyor.

BJP yöneticileri ayrıca kaydı silinen kişilerin vatandaşlara sağlanan sosyal yardımlardan mahrum bırakılacağını ilan etti.

Güneydeki Karnataka eyaletinde tek bir günde verilen yaklaşık 2 bin silme başvurusunun neredeyse yarısının yalnızca beş kişi tarafından yapıldığı ve hedef alınan isimlerin ezici çoğunluğunun Müslüman olduğu belirlendi.

Batı Bengal seçimleri tartışmaları büyüttü

Seçim kütüğü revizyonunun sonuçları eyalet düzeyinde belirleyici hale geldi.

BJP’nin onlarca yıldır parlamento çoğunluğunu elde edemediği Batı Bengal’de, yaklaşık 9 milyon seçmenin kaydının silinmesinin ardından mayıs ayında yapılan seçimleri ilk kez iktidar partisi kazandı.

Yüksek Mahkemenin itirazlar sonuçlanmadan seçimlerin yapılmasına izin vermesi tepkileri artırdı.

Mahkeme tarafından görevlendirilen yetkililer 1,6 milyon seçmenin listeye geri alınmasını onaylasa da Seçim Komisyonu bu karara itiraz ederek yurttaşların kaydını engelledi.

Muhalefet partileri, silinen seçmen sayısının BJP’nin kazandığı 207 sandalyenin 82’sindeki zafer farkından daha yüksek olduğuna dikkat çekerek mahkemeye başvurdu.

Seçim Komisyonu bünyesindeki üç komiserden ikisinin de bu engelleme girişimine kurum içinde itiraz ettiği bildirildi.

Modi hükümeti, 2023 yılında seçim komiserlerini atayan kurulun yapısını iktidar lehine değiştirmiş ve komiserlere yasal dokunulmazlık tanıyan yasayı kabul etmişti.

Okumaya Devam Et

Asya

Avustralya muhalefeti, ülke tarihindeki “en büyük göçmenlik kesintisini” vaat etti

Yayınlanma

Avustralya’nın muhafazakâr muhalefet koalisyonu, nitelikli işçilere öncelik verirken geçici ve insani vizelerde büyük kesintilere gitmeyi önerdi. Koalisyon, planı ülke tarihindeki “en büyük göçmenlik kesintisi” olarak nitelendirdi.

Liberal-Ulusal Koalisyon’un göç politikası, dört yıl içinde geçici vizeleri 650 bin azaltmayı ve yıllık net yurt dışı göçünü iki yıl boyunca 100 bine düşürmeyi öngörüyor. Bu rakam, mevcut seviyenin yaklaşık üçte birine denk geliyor.

Kapsamlı öneri, yüksek yaşam maliyetleri ve konut sıkıntısı nedeniyle Avustralya’da göç karşıtı eğilimlerin güçlendiği bir dönemde geldi.

Koalisyon, son kamuoyu araştırmalarında kendisini geride bırakan aşırı sağcı ve göç karşıtı One Nation partisinin baskısı altında. One Nation, geçici göçü üç yıl içinde 750 bin azaltma sözü vermişti.

Muhalefet Lideri Angus Taylor salı günü düzenlediği basın toplantısında, “Bugün önerdiğimiz şey, bu ülkenin tarihindeki en büyük göçmenlik kesintisidir” dedi. Taylor, “Bu, Avustralya’yı öncelemek ve ulusal çıkarlarımızı ilk sıraya koymak anlamına geliyor” ifadelerini kullandı.

Taylor şöyle devam etti:

“Net yurt dışı göçü ilk yıl 100 bin, ikinci yıl 100 bin olacak ve dördüncü yılda 160 bine çıkacak. Bu, yollar, okullar, altyapı ve konutlar üzerindeki baskıyı azaltacak ve ülkemize ihtiyaç duyduğu nefes alma alanını sağlayacak.”

Koalisyonun planına göre, insani vize kontenjanları yarıya indirilerek 10 bine düşürülecek. Uluslararası öğrenci kayıtları 240 binle sınırlandırılacak ve öğrencilerin mezuniyet sonrasında Avustralya’da yaşamalarına, eğitim görmelerine ve çalışmalarına imkân tanıyan geçici mezun vizesi programı kaldırılacak.

Koalisyon ayrıca geçici nitelikli işçi vizelerinin sayısını 100 bin artırma ve inşaat işçilerine yönelik birikmiş vize başvurularını sonuçlandırma sözü verdi.

Taylor, “İşçi Partisi döneminde nitelikli göçten kitlesel göçe doğru bir kayış yaşandığını da gördük. Biz bu eğilimi tersine çevireceğiz” dedi.

Plan, merkez sol İşçi Partisi hükümetinin geçen ay önerdiği kesintilerden daha ileri gidiyor. Hükümetin planı, yıllık net göçü 2028 yılına kadar 225 bine düşürmeyi hedefliyor.

Avustralya’nın, COVID-19 nedeniyle yaklaşık iki yıl kapalı kalan sınırlarını Şubat 2022’de yeniden açmasının ardından göç hızla arttı. Bu artışta özellikle uluslararası öğrenciler, sırt çantalı gezginler ve geçici işçiler etkili oldu.

Bununla birlikte göç rakamları son iki yıldır düşüş gösteriyor. Net yurt dışı göçü, 30 Haziran 2025’te sona eren bir yıllık dönemde 306 bin olarak kaydedildi.

Avustralya’da bir sonraki genel seçimin 2028’den önce yapılması beklenmiyor.

Okumaya Devam Et

Asya

Japonya Başbakanı Takaichi piyasaları harcama gündemi konusunda yatıştırmaya çalışıyor

Yayınlanma

Japonya Başbakanı Sanae Takaichi, hükümetinin maliye politikası konusunda finans piyasalarına güven vermeye çalışarak pazartesi günü ekonomik ve piyasa koşullarına “esnek” yanıt verme sözü verdi. Ancak genişlemeci harcama gündeminden geri adım atacağına dair çok az işaret verdi.

Takaichi’nin tonundaki bu değişim, Japonya’nın mali durumu konusunda piyasalarda artan endişeler ve yenin daha da zayıflamasına yol açabilecek reflasyonist mesajlardan kaçınması yönünde ABD’den gelen baskılarla karşı karşıya olduğu bir dönemde geldi. Ancak analistler, açıklamalarının politikada köklü bir değişikliğe işaret etmediğini belirtti.

Japonya Başbakanı Takaichi, olağanüstü Diet oturumunun açılışı dolayısıyla yaptığı konuşmada, hükümetin maliye politikasını ekonomik ve piyasa koşullarına göre “esnek ve hızlı” biçimde ayarlayacağını söyledi.

Tokyo’nun yıllık tahvil ihracı miktarını faiz oranları ve diğer piyasa koşullarını dikkate alarak belirleyeceğini söyleyen Takaichi, hükümetinin “geleneksel politika önlemleri yoluyla hükümete yönelik piyasa güvenini inşa edeceğini” de sözlerine ekledi.

Bu açıklamalar uzmanlara göre, Takaichi’nin enflasyonun yol açtığı hayat pahalılığını hafifletmeyi amaçlayan genişlemeci ekonomik gündemine bağlılığı ile yen ve Japonya’nın zaten zorlanmış durumdaki kamu maliyesine ilişkin artan kaygılar arasında denge kurma çabasını yansıtıyor.

Takaichi, kendi politika sloganı olan “sorumlu proaktif maliye politikası”na atıfta bulunarak, “mali sürdürülebilirlik, elbette sorumlu proaktif maliye politikasının ön koşuludur” dedi ve bu yaklaşımın gerekli harcama reformları ve finansman sağlanmasına yönelik önlemlerle birlikte yürütüleceğini söyledi.

Politika konuşmasından önce Takaichi, pazar günü Okinawa’da bir Japon kadını soymak ve öldürmek şüphesiyle bir ABD deniz piyadesinin gözaltına alınmasına değindi. Olayın ardından Japonya, ABD nezdinde resmi protestoda bulunmuştu.

Takaichi, “Böylesine son derece vahşi ve zalimce bir olayın meydana gelmesi son derece üzücüdür” dedi.

Pazar günü açıklanan ifadesini yineleyen Takaichi, “Japonya hükümeti ABD tarafını güçlü biçimde protesto ediyor ve soruşturmayla azami düzeyde işbirliği yapılmasını güçlü biçimde talep ediyor” dedi. Ayrıca disiplinin sıkılaştırılması ve benzer bir olayın tekrar yaşanmaması için kapsamlı önlemler alınması çağrısında bulundu.

Gözaltı, Takaichi’nin muhafazakâr hükümeti açısından siyasi olarak hassas bir döneme denk geliyor. Geçen ay, iktidar partisinin desteklediği bir aday Okinawa valilik seçimini kazanarak, eyaletteki yoğun ABD askeri üs varlığına karşı çıkan valilerin 12 yıllık yönetimine son verdi.

Okinawa, Japonya’da konuşlu yaklaşık 18 bin ABD deniz piyadesinin büyük bölümüne ev sahipliği yapıyor. Adalar, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından yaklaşık 30 yıl boyunca ABD yönetiminde kaldıktan sonra 1972’de Japonya’nın kontrolüne iade edildi.

Japonya Başbakanı, genişlemeci harcama gündemi kapsamında büyümeyi desteklemek ve hayat pahalılığı baskısını hafifletmek amacıyla 2040’a kadar kamu ve özel sektörden toplam 370 trilyon yenlik (2,3 trilyon dolar) yatırım yapılmasını savunuyor. Ayrıca gıda üzerindeki tüketim vergisinin geçici olarak düşürülmesini istiyor.

Takaichi’nin ekonomi politikasını destekleyenler, stratejik yatırıma yapılan vurgunun kısa vadede talebi canlandıracağını, zaman içinde ise ekonominin üretim kapasitesini genişleterek Japonya’nın potansiyel büyümesini artıracağını savunuyor.

Ancak yatırımcılar, ilave mali teşviklerin enflasyonist baskıları artırabileceği ve Japonya’nın mali durumunu daha da zayıflatabileceği konusunda giderek daha fazla endişe duyuyor.

Bu kaygılar tahvil piyasasına da yansıdı. Eylül sonlarında, gösterge niteliğindeki 10 yıllık Japon devlet tahvilinin getirisi, ABD’nin İran’la savaşıyla bağlantılı olarak yükselen petrol fiyatlarının tetiklediği enflasyon endişeleriyle satışların hızlanması sonucu yüzde 3,115’e çıkarak 30 yılın zirvesine ulaştı. Tahvil fiyatları genel olarak getirilerle ters yönde hareket ediyor.

Takaichi ayrıca yen konusunda Washington’ın baskısıyla da karşı karşıya. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, para biriminin süregelen zayıflığı konusunda defalarca endişelerini dile getirerek Tokyo’ya, yeni zayıf tutabilecek reflasyonist mesajlardan kaçınması çağrısında bulundu.

Bessent geçen ay yene karşı pozisyon alan döviz yatırımcılarına meydan okuyarak, kumarhane benzetmesiyle “Artık kasa benim” dedi.

Maliye Bakanı Satsuki Katayama ise geçen hafta Nikkei’ye yaptığı açıklamada, hükümet içinde Japonya’nın reflasyonist politikasının sona erdiği konusunda görüş birliği bulunduğunu söyleyerek Bessent’in açıklamalarını yineledi.

Nomura Research Institute’un baş ekonomisti Takahide Kiuchi ise Takaichi’nin konuşmasının basına geniş biçimde yansıyan taslağını değerlendirdiği analizinde, başbakanın açıklamalarının maliye politikasında köklü bir değişiklik anlamına gelmediğini ve tek başına piyasa kaygılarını gidermesinin muhtemel olmadığını söyledi.

Nikkei Asia’ya konuşan Kiuchi, konuşmanın “piyasaları yatıştırmayı ve piyasa güvenini korumayı amaçlayan ifadelerle dolu” olduğunu belirtirken, “Bu, politikanın gerçekten de finans piyasaları gözetilerek ayarlanacağı anlamına gelmez” dedi.

Kiuchi, genişlemeci maliye ve para politikalarının sürmesinin yen ve Japon devlet tahvili fiyatları üzerinde ilave aşağı yönlü baskı yaratabileceği, enflasyonu daha da artırabileceği ve uzun vadeli faizleri yukarı çekebileceği uyarısında bulundu. Bunun da ekonomi üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabileceğini belirtti.

Japonya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English