Amerika
Arjantin’in muhtemel başkanı Milei’nin ‘dolarizasyon’ planı

Arjantin’de Pazar günü yapılan önseçimleri kazanan ve şu anda Ekim ayında yapılacak başkanlık seçimlerinin favorisi olarak görülen Javier Milei, %113’e ulaşan enflasyonu düşürmek için pesodan kurtulma fikrini ortaya attı.
Bloomberg’de yer alan değerlendirmeye göre, bu ‘cesur plan’ Milei’nin kişiliğine de uyuyor: ‘bataklığı kurutmaya çalışan’, testere kullanan bir rock yıldızı Milei’yi seçmenler çoğunlukla müesses nizamdan olmadığı için seviyor gibi görünüyor. Arjantinliler üç haneli enflasyonla baş etmeye çalışırken, merkez bankasının daha da kötü bir düşüşü önlemek için rezervlerini tüketmesiyle para birimlerinin değerinin de düştüğüne şahit oldular.
Dolarizasyon fikrinin mimarı ise, 2005’te Arjantin’in kırsal kesimine taşınmadan önce 20 yıldan fazla bir süre Wall Street’te çalışan Emilio Ocampo. Salomon Brothers’da yatırım bankacısı olarak çalışan Ocampo, geçen yıl Buenos Aires kitapçılarında tükenen dolarizasyon üzerine bir kitap kaleme aldı ve o zamandan beri Milei’ye konuyla ilgili danışmanlık yapıyor.
‘Enflasyonla mücadele’ yöntemi olarak dolarizasyon
Ocampo, dolara dönmek ‘aşırı’ bir çözüm olsa da, Arjantin’in ‘aşırı bir vaka’ olduğunu savunuyor. Milei’nin kendi yönetiminin dolarizasyona giderek ticaret koşullarını belirleme ve para politikasını dikte etme kabiliyetinin büyük bir kısmını kaybedeceği doğru olsa da, Ocampo’ya göre, yatırımcıların artık yerel para birimine inanmaması ve yerel fiyatların çarpıklığı nedeniyle ‘ekonominin işlemesi imkansız.’
Ocampo, Milei’nin Pazar günkü çıkışının piyasaları alt üst etmesinin ardından bu hafta verdiği bir röportajda, enflasyonun ülkenin yapısal reformlar yapmasını engellediğini ve dolarizasyonun ‘ekonomik ve siyasi hedeflere ulaşmak için bir araç’ olacağını ileri sürdü. Ocampo, Pesonun dolarla değiştirilmesinin yönetimin ilk yılında yapılması gerektiğini ve bir yıldan biraz daha uzun bir süre içinde ‘enflasyonu tamamen çökerteceğini’ söyledi.
El Salvador modeli: Sermaye dolaşımına özgürlük
Arjantin, El Salvador’da Devlet Başkanı Nayib Bukele tarafından kullanılan ‘gönüllülük esasına dayalı’ modeli taklit edecek. Bu modele göre, insanlar her iki para birimini de kullanabilecek ve sermaye hareketleri için mutlak özgürlük sağlanacak.
Merkez bankasına göre 6,4 trilyon peso olan parasal taban, Arjantinlilerin kontrollerden kaçmak için kullandıkları gayri resmi, paralel piyasalarda pesonun işlem gördüğü yere yakın bir ‘denge döviz kurunda’ sabitlenecek. Daha sonra bu kur dondurulacak, merkez bankasının para basması engellenecek ve mali sistemdeki varlıklar dolarize edilecek.
Öte tandan dolarizasyonun ancak döviz kısıtlamalarının olmadığı bir ekonomide uygulanabilir olduğu belirtiliyor; bu da döviz bariyerinin ortadan kaldırılması anlamına geliyor.
Toplumsal huzursuzluk ve yabancı ülkede kurulacak fon
Ocampo, herhangi bir istikrar planının devalüasyon ve hükümet tarafından yapay olarak düşük tutulan kamu hizmeti fiyatlarının ayarlanması anlamına geleceğini ve Arjantin’deki son derece karmaşık sosyal durum göz önüne alındığında bunun bir maliyeti olduğunu söylüyor. Hükümet verilerine göre Arjantinlilerin yaklaşık %40’ı yoksulluk sınırının altında yaşıyor.
Ocampo’nun planına göre merkez bankası artık rezervlerin koruyucusu olmayacak. Ocampo, Parasal İstikrar Fonu (MSF) adı verilen özel amaçlı bir aracın yurtdışında, örneğin İsviçre, İrlanda veya Lüksemburg gibi yabancı bir ülkede, oluşturulacağını ve yasal bir yetkiye sahip olacağını söylüyor.
Hazine bonolarının değeri meselesi
Bu fon, ticari bankalar tarafından tutulan 26 milyar dolarlık borçlanma araçlarını ödemek için varlığa dayalı ticari kağıt ihraç edecek. Fonun ana varlıkları, hükümetin şu anda merkez bankasına ve Anses’in emeklilik fonlarına olan borcu olacak.
Ocampo, “Merkez Bankasının elindeki hazine bonolarının değerinin çok düşük olduğu doğru. Fakat en azından bir piyasa değerleri var,” diyor. Devredilemeyen hazine bonolarının ya da ‘geçici avansların’ piyasa değeri olmasa da, Hazinenin bu bonolar için ödeme yapması gerektiğinden, merkez bankası için bir ‘nakit akışını’ temsil ettiklerini ve bu nedenle de değerlenebileceklerini söylüyor.
Ocampo, MSF’nin borcunun dört ila beş yıl içinde ödeneceğini ve Arjantin’in temerrüde düşmeden tarihteki en büyük borç iptaline kapı açacağını düşünüyor.
Amerika
ABD Venezuela petrolünden 13 milyar dolar topladı: Paralar nerede?

ABD yönetimi, ocak ayında Maduro’nun kaçırılmasının ardından denetimini ele geçirdiği Venezuela petrol satışlarından yaklaşık 13 milyar dolar gelir elde etti. Washington parasal akışa dair çelişkili açıklamalar yaparken, 24 Haziran’daki yıkıcı depremlerin ardından kaynağın akıbeti ve ABD Kongresi’nin denetim talepleri gündeme taşındı. Kpler ve Argus Media verilerine dayanan hesaplamalar, Caracas yönetimine aktarılan fonların kısıtlı kaldığına ve ekonomik toparlanmanın beklenenin gerisinde düştüğüne işaret ediyor.
Financial Times (FT) tarafından yapılan hesaplamalara göre, ABD yönetimi bu yıl Venezuela petrol satışlarından 13 milyar dolardan fazla gelir topladı.
Ancak Washington, söz konusu paraya ne olduğu konusunda neredeyse hiçbir resmi bilgi paylaşmadı.
ABD, Ocak ayında Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu kaçırıp yardımcısı Delcy Rodríguez’i yönetimin başına getirmesinin ardından ülkenin petrol ihracatının denetimini üstlendi ve bazı yaptırımları askıya aldı.
Petrol gelirleri, geçen ay yaşanan yıkıcı depremlerden önce de krizde yer alan Venezuela ekonomisinin gayrisafi yurt içi hasılasının yaklaşık dörte birini oluşturuyor.
Yaptırımların esnetilmesinin ekonomiye büyük güç katması bekleniyordu.
Ancak ABD’nin fonlara el koymasından altı ay sonra ekonomistler, Venezuela’daki toparlanma emarelerinin son derece zayıf kaldığına dikkati çekiyor. Bu durum, Washington’ın toplanan gelirlerin tamamını Karakas’a aktarmadığı ihtimalini güçlendiriyor.
Washington’dan çelişkili açıklamalar
Washington yönetimi, paranın kullanımı konusunda birbiriyle örtüşmeyen söylemler geliştiriyor. Yayımlanan ilk başkanlık kararnamesinde ABD’nin rolü “yediemin” olarak tanımlanırken, Başkan Donald Trump ABD’nin Venezuela petrolünden “çok para kazandığını” dile getirdi.
ABD Kongresi’nin her iki partisinden milletvekilleri, fonların nerede olduğunu ve tahsisat sırasında yolsuzluğu önlemek için ne tür önlemler alındığını açıklatmak üzere yönetime yönelik baskıyı artırıyor.
Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu’nun kıdemli Demokrat üyesi Joaquin Castro, FT’ye yaptığı açıklamada, “Trump’ın Venezuela’ya müdahalesi başından beri petrol, güç ve çıkar ilişkileriyle ilgiliydi. Milyarlarca dolarlık Venezuela petrol geliri, şeffaflık veya koruma mekanizmaları olmaksızın Trump yönetimi tarafından yönetiliyor” dedi ve Kongre’nin süreçten uzak tutulduğunu ekledi.
FT, Venezuela’nın olası petrol gelirini hesaplarken navlun ve veri analiz platformu Kpler’in Ocak ayından bu yana derlediği ham petrol sevkiyat verilerinden yararlandı.
Fiyatlandırma ajansı Argus Media’nın ülkenin ürettiği ekstra ağır Merey ham petrolü ile Boscan ve Hamaca türlerine ilişkin fiyat tahminleri esas alındı.
Şubatta başlayan fiyat verileri tüm petrol türlerini kapsamazken, doğrudan fiyatlandırılan varillerin toplam değeri 11,5 milyar doları buldu.
Geçmiş fiyat kalıplarına dayanan hesaplamalar, fiyatı kaydedilmeyen varillerle birlikte toplam tutarın 13 milyar doları aştığını gösteriyor.
Venezuela hükümeti, ABD yönetiminde gerçekleşen petrol satışlarından elde edilen gelirleri takip etmek amacıyla bir internet sitesi kurdu. Ancak sitede Mart ayında gerçekleşen 300 milyon dolarlık tek bir transfer kaydı yer alıyor.
Salı günü düzenlenen bir oturumda, Güney Floridalı Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi üyesi María Elvira Salazar, “paranın nereye gittiği konusundaki şeffaflığın önemi” nedeniyle fonlara ilişkin raporların kamuoyuna açıklanmasını istedi.
Depremin ardından artan kaynak ihtiyacı
Venezuela petrol parasının akıbeti, 24 Haziran’da meydana gelen iki yıkıcı depremin ardından daha hayati bir hal aldı. Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre yalnızca bina ve altyapıda oluşan hasarın maliyeti 37 milyar doları buluyor.
Obama döneminde Beyaz Saray’ın Latin Amerika sorumlusu olarak görev yapan Benjamin Gedan, Demokratların Kasım ayındaki seçimlerde Kongre’nin kanatlarından birini veya her ikisini kazanmaları halinde petrol fonlarını incelemeye alabileceklerini kaydetti.
Başkan Trump, Ocak ayındaki operasyondan kısa süre sonra gelirlerin “kendi denetiminde olacağını” ilan etmişti. O tarihten bu yana yönetim, kaynakların kullanımına dair farklı mesajlar verdi.
Ocak ayındaki başkanlık kararnamesi, fonların Venezuela hükümetine ait olduğunu ve ABD hükümet hesaplarında “koruma ve idare amacıyla” tutulacağını belirtiyordu.
Buna karşın ABD Enerji Bakanlığı, gelirlerin “Amerikan ve Venezuela halkının yararına harcanacağını” açıkladı. Haziran ayında ise Trump, petrol sayesinde Venezuela’daki askeri operasyonun maliyetini “28 kat” çıkardıklarını ve ABD’nin “çok iyi para kazandığını” söyledi.
Trump, “Savaşı kazanmak 48 dakika sürdü. Milyonlarca varil petrol çıkardık” ifadesini kullandı.
Nisan ayında Üst Düzey Dışişleri Bakanlığı Yetkilisi Michael Kozak, petrol gelirlerinin yaklaşık 3 milyar dolarlık kısmının Venezuela’ya gönderildiğini ve banka hesaplarının denetim firması KPMG tarafından incelendiğini bildirmişti.
Kozak, yönetimin üç ayda bir rapor sunacağını belirtmişti; ancak Dış İlişkiler Komisyonu’ndaki Demokratlar o tarihten bu yana bilgi alamadıklarını aktarıyor.
Ekonomik durgunluk
ABD’li yetkililer, petrol fonlarının kontrolünün, şu anda Washington’dan gelen talimatlarla ülkeyi yöneten Çavista rejiminin kritik ismi Delcy Rodríguez üzerinde bir nüfuz aracı olarak kullanıldığını doğruluyor.
Kozak, Kongre’de geçen hafta yapılan oturumda, “Bu onların parası ama harcamak için bizden izin almaları gerekiyor” dedi ve fonların kamu çalışanlarının maaşları ile petrol sanayisi ekipmanları için kullanıma açıldığını savundu.
Dışişleri Bakanlığı, mevcut sistem altında “Venezuela ekonomisine milyarlarca dolar aktarıldığını” ve “kaynakların halka ulaşmasını sağlamak için finansal denetimin sürdüğünü” bildirdi.
Pek çok ekonomist, yaptırımları aşmak için petrolü uluslararası pazarlarda büyük iskonto ile satmak zorunda kalan Venezuela’nın bu yıl güçlü bir büyüme yakalamasını bekliyordu. Hükümet petrol ve doğalgaz yatırımlarını teşvik etmek amacıyla yeni bir kaynak yasası çıkardı ve üretimde artış kaydedildi.
Ancak Washington’daki Ekonomik ve Politika Araştırmaları Merkezi’nden (CEPR) Venezuelalı ekonomist Francisco Rodríguez, ilk çeyrekteki yüzde 2,5’lik resmi büyüme oranının son beş yılın en düşük seviyesi olduğuna dikkat çekti.
Rodríguez, “Artan petrol gelirlerine rağmen Venezuela’nın yeterince büyümemesinin nedeni, ABD’nin gelirin tamamını Karakas’a aktarmamış olmasıdır” değerlendirmesini yaptı.
Eski muhalif milletvekili ve ekonomist José Guerra da gelirlerin son yıllara kıyasla çok daha yüksek olması gerektiğine işaret ederek, “Para nerede? Şeffaflık yok ve ABD hükümeti bize bilgi vermiyor” eleştirisinde bulundu.
Venezuela odaklı danışmanlık şirketi Ecoanalítica’nın direktörü Alejandro Grisanti, son iki ayda ülkeye büyük miktarda dolar girişi olduğuna dair işaretler gördüklerini ifade etti.
Yılın son çeyreğinde ekonomide ivme beklediğini belirten Grisanti, depremin bu beklentiyi gelecek yılın ortasına ertelediğini kaydetti.
Depremden bu yana Rodríguez, IMF nezdinde tutulan meblağlar ve bir mahkeme süreci nedeniyle İngiltere Merkez Bankası kasalarında bekletilen Venezuela altınları da dahil olmak üzere ülke dışındaki kaynaklara erişmek için girişimlerini sürdürüyor.
ABD, afet yardımı için 386 milyon dolar ayırdı ve arama kurtarma çalışmalarına destek amacıyla Venezuela’ya yüzlerce asker gönderdi.
AB’nin Karakas Maslahatgüzarı John Barrett, petrol gelirlerinin tutulduğu hesaplardan deprem sonrası yeniden imar çalışmaları için kaynak aktarıldığını doğruladı, ancak miktar belirtmedi.
ABD’li yetkililer, madencilik ihracatından sağlanan bazı gelirlerin de yönetim tarafından toplandığını dile getiriyor.
Amerika
Trump Kanada’yı orman yangınlarıyla suçladı, uzmanlar iklim dedi

ABD Başkanı Donald Trump ve Amerikalı Cumhuriyetçi siyasetçiler, son günlerde ABD’deki hava kalitesini düşüren orman yangınları nedeniyle Kanada yönetimini orman bakımsızlığı ve ihmalkarlıkla suçladı. Trump, kirliliğin maliyetinin Kanada’ya uygulanan gümrük vergilerine eklenmesi gerektiğini söylerken, her iki ülkeden uzmanlar ana nedenin iklim değişikliği olduğunu kaydetti.
ABD Başkanı Donald Trump ve bazı Cumhuriyetçi yetkililer, dumanları son günlerde ABD’nin çeşitli bölgelerinde etkili olan orman yangınları nedeniyle Kanada yönetimine tepki gösterdi.
Her iki ülkeden uzmanlar ise yangınların ana kaynağının iklim değişikliği olduğunu belirtti.
Trump, geçen hafta sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Kanada’yı ormanlarını ve çalı alanlarını düzgün biçimde temizlememekle suçladı.
ABD’nin bu nedenle kirli ve sağlığa zararlı bir havaya maruz kaldığını savunan Trump, durumun kabul edilemez olduğunu ifade etti.
Bunun kasıtlı bir ihmal olduğunu ve her yıl tekrarlanarak ABD’ye milyarlarca dolara mal olduğunu öne süren Trump, söz konusu kirlilik maliyetinin Kanada’ya uygulanan gümrük vergilerine eklenmesi gerektiğini kaydetti.
Trump, pazar günü yaptığı açıklamada gümrük vergisi ve tazminat konusunu yeniden gündeme getirerek, Kanada’ya yardım edebileceklerini ancak bu ülkenin ABD’ye tazminat ödemesi ya da yeni gümrük vergilerine tabi tutulması gerektiğini söyledi. Trump ayrıca Kanada’daki yangınların ABD havasını zehirlediğini öne sürdü.
Sorumlu yetkililere yaptırım tasarısı gündemde
Kanada’ya yönelik eleştiriler yalnızca Trump ile sınırlı kalmadı. Ohio Senatörü Cumhuriyetçi Bernie Moreno, yangınlar nedeniyle Kanada’ya yaptırım uygulanmasını öngören bir kanun teklifi sunacağını açıkladı.
Moreno, Kanada liderliğinin başarısızlığı yüzünden Ohio’da tarihin en kötü hava kirliliğinin yaşandığını ve eyalet sakinlerinin tehlikeli koşullara maruz kaldığını belirterek bu duruma müsamaha göstermeyeceklerini kaydetti.
Sunacağı tasarının acil durum ilan etmeyi, sorumlu Kanadalı yetkililere yaptırım uygulamayı ve ek gümrük vergileriyle finanse edilecek bir mağdur tazminat fonu kurulmasını incelemeyi içerdiğini aktardı.
Kanadalı liderler ise ABD’den gelen suçlamalara yanıt verdi. Ontario Başbakanı Doug Ford, Kanada’nın ABD’de yaşanan felaketlerde komşusunu suçlamak yerine her zaman yardıma koştuğunu hatırlattı.
ABD yönetimi ve Kongre üyelerinin Kanada’yı suçlamasını üzüntüyle karşıladığını belirten Ford, geçmişte verilen destekleri hatırlatarak ABD tarafının hafızasının kısa olduğunu dile getirdi.
Ford, komşuluğun gereğinin tehdit etmek veya eleştirmek olmadığını, benzer felaketlerin bir gün ABD’nin de başına gelebileceğini ekledi.
Uzmanlar: İklim değişikliği yangınları şiddetlendiriyor
Sınırın her iki tarafındaki orman yangını uzmanları, sorunun Kanada’nın orman yönetim uygulamalarından kaynaklanmadığını, iklim değişikliğinin yangınların sıklığını ve şiddetini artıran koşulları tetiklediğini vurguladı. Uzmanlar, yangınların çoğunun Kanada’da ulaşımı son derece güç ve uzak bölgelerde çıktığını, bu alanların müdahalesiz bırakılmasının doğal bir durum olduğunu bildirdi.
Stanford Üniversitesi Woods Çevre Enstitüsü Direktörü Chris Field, söz konusu ormanların çok uzak noktalarda yer aldığını, kilometrelerce yakında yol bulunmadığını ve sahaya somut bir fark yaratacak düzeyde personel veya finansal kaynak aktarmanın pratik bir yolunun olmadığını ifade etti.
Kanada’daki Thompson Rivers Üniversitesinden orman yangını uzmanı Profesör Mike Flannigan da orman tabanını sadece tırmıkla temizlemenin işe yaramayacağını, etkili bir sonuç için tüm bitki örtüsünün kaldırılması gerektiğini belirtti.
Tüm organik maddenin temizlenmesi gerektiğini vurgulayan Flannigan, otlar dahil yanacak organik malzeme bulunduğu sürece yangının yayılacağını söyledi.
Alanın tamamen dozerlerle düzleştirilmemesi halinde yangınların durdurulamayacağını bildiren Flannigan, bunun ancak yüksek değere sahip kısıtlı alanlarda yapılabileceğini, kontrollü yakma yöntemleriyle ormanın seyreltilebileceğini ancak bu bölgelerde de düşük şiddette yangınların çıkmaya devam edeceğini aktardı.
Yale Üniversitesinden orman ekolojisi uzmanı Profesör Mark Ashton, müdahale edilmeyen ormanların sadece Kanada’ya özgü bir durum olmadığını söyledi.
Alaska’da da benzer özelliklere sahip, yolu olmayan ve yerli halkın yaşadığı geniş alanların bulunduğunu kaydeden Ashton, orada da yangınların kendi haline bırakıldığını ifade etti.
Ashton, bu ormanların belirli döngülerle yanmasının doğal olduğunu ancak iklim değişikliği nedeniyle kuraklık dalgalarının şiddetlenmesi sonucu günümüzdeki yangınların çok daha yıkıcı hale geldiğini vurguladı.
“ABD önce kendi yangınlarına baksın”
İklim krizinin yangınları daha şiddetli hale getirdiğini belirten Field, sıcak havanın yakıt işlevi gören bitki örtüsünü daha hızlı kuruttuğunu, kuruyan maddelerin de daha hızlı yandığını ekledi.
Sera gazı salımı açısından hem ABD hem de Kanada iklim krizine katkıda bulunurken, ABD’nin küresel salımdaki payının daha yüksek olduğu biliniyor.
İklim değişikliğini sık sık reddeden Trump ise kendi başkanlığı döneminde iklim düzenlemelerini esnetmiş ve ilgili projelere ayrılan fonları kesmişti.
British Columbia Üniversitesinden orman koruma bilimleri uzmanı Profesör Lori Daniels, ABD’nin de geçen yıl Kaliforniya’da yaşanan büyük yangınlar dahil olmak üzere kendi orman yangınlarıyla mücadele ettiğini hatırlattı.
Daniels, aşırı hava koşullarında çıkan ve modern teknolojiler ile müdahale kapasitelerini aşan doğal yangınları durdurmak için ABD’nin kendi ormanlarında neyi farklı yaptığını sordu.
Daniels, Trump’ın bu soruya vereceği cevabı herkesin merakla beklediğini ifade etti.
Amerika
ABD tarım süper gücü konumunu kaybetme riskiyle karşı karşıya

ABD, Donald Trump yönetimi tarafından uygulanan gümrük vergileri ve ticaret savaşlarının yarattığı piyasa çalkantıları nedeniyle küresel tarım ihracatındaki liderliğini Brezilya’ya kaptırma riski yaşıyor. Amerikan Çiftçi Büroları Federasyonu verilerine göre temel ürünlerde dönüm başına yüksek zararlar öngörülürken, geçen yıl 171 milyar dolarlık ihracata ulaşan ABD’nin hemen arkasındaki Brezilya, ilk yarıda 87 milyar dolarlık rekor seviyeye ulaştı.
Financial Times gazetesi, “Amerikan Tarım Süper Gücünün Çöküşü” başlıklı analizinde, Birleşik Devletler’in küresel tarım ürünleri ihracatındaki lider konumunu kaybetme eşiğine geldiğini aktardı.
Amerikan Çiftçi Büroları Federasyonu (AFBF) tarafından yapılan hesaplamalara göre, önümüzdeki yıl çiftçiler ülkeyi küresel ihracat lideri yapan temel ürünlerin üretiminde ciddi mali zorluklarla karşılaşacak.
Federasyon verileri, üretim kayıplarının dönüm başına soya fasulyesinde 138 dolar, mısırda 167 dolar, buğdayda 145 dolar ve pamukta 406 dolar seviyesine ulaşacağını gösteriyor.
ABD Tarım Bakanlığı verilerine göre Birleşik Devletler geçen yıl 171 milyar dolarlık tarımsal ihracat gerçekleştirdi. Bu rakam, uygulanan gümrük tarifelerinin yol açtığı ticaret aksamalarından faydalanan Brezilya’nın ihracatından yalnızca 2 milyar dolar daha yüksek bir seviyeye işaret ediyor.
Bu yılın ilk yarısında ihracatını yüzde 6 artırarak 87 milyar dolarla rekor kıran Brezilya; soya fasulyesi, sığır eti ve kümes hayvanı üretiminde dünyada ilk sırada yer almasının yanı sıra pamuk ihracatında da ABD’yi geride bıraktı.
Süreç içerisinde 20. yüzyılda verimli topraklarını işleyen ABD; silo, demiryolu ve liman ağlarını geliştirerek kendi iç tüketiminin üzerinde tahıl üretti ve fazlasını ihraç etmeye başladı.
Bu dönemde Çin, ABD ürünlerinin ana alıcılarından biri haline geldi. Amerikan tarım sektörünün büyümesiyle birlikte soya küspesine olan talep arttı; Amerikalı üreticiler Çin’den gelen talebin sürekli artacağı beklentisiyle ekim alanlarını genişletti, teknolojiye, depolama tesislerine ve ihracat terminallerine yatırımlar yaptı.
Ancak 2018 yılında Trump’ın yüz milyarlarca dolarlık Çin malına ek vergi getirmesi üzerine Pekin misilleme kararı aldı ve Amerikan soyası alımları keskin biçimde düştü.
Iowa Çiftçiler Birliği Başkanı Aaron Lehman, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Ticaret anlaşmalarımız birilerinin keyfi kararlarıyla değişiyor. İlişkiler kurmak, dürüst işbirliği yürütmek ve ortaya çıkan sorunları çözmek için harcanan o büyük emek bir gecede silinebiliyor” ifadelerini kullandı.
Trump yönetimi 2018 ve 2019 yıllarında çiftçilere toplamda yaklaşık 23 milyar dolar tutarında doğrudan destek sağladı. Ancak çiftçi Corey Goodhue, nakit yardımının sorunu çözmediğini belirterek, “Ödemelere ihtiyacımız yok, bize ticaret lazım” dedi.
Yaratılan ticaret boşluğunda Çin, soya fasulyesi tedarikini Brezilya’ya kaydırdı. ABD Tarım Bakanlığı eski başekonomisti Joseph Glauber, Brezilya’nın küresel pazardaki payının 2020 yılı itibarıyla 2025 için öngörülen seviyelerin üzerine çıktığını kaydetti.
Glauber, bu durumun şaşırtıcı olduğunu ve ticaret savaşlarının doğrudan bu sonucu doğurduğunu ifade etti.
Trump’ın geçen yılın ocak ayında Beyaz Saray’a dönmesiyle birlikte Çin’in soya ithalatının büyük bölümü halihazırda Brezilya tarafından karşılanıyordu.
Lehman, “Beş yıl önce ürünlerimizin müşterisi olan yabancı alıcıların bir kısmını kaybettik ve onlar bir daha geri dönmedi” dedi.
Üreticiler, Cumhuriyetçi başkanın ikinci döneminin yeni bir gümrük vergisi dalgası ve ticari belirsizlik getirdiğinden şikayet ediyor. Buna karşılık ABD Tarım Bakanlığı, ülkenin konumunu kaybetmediğini ve 174 milyar dolarlık tarımsal ihracatla rekor seviyeye ulaştığını savunuyor. Bakanlık yetkilileri, mevcut yönetimin yeni pazarlar açmak, mevcut pazarları genişletmek ve üreticilerin tek bir alıcıya bağımlı kalmamasını sağlamak adına yabancı alıcılarla bağlantılar kurduğunu açıkladı.
Iowa’dan üretici Wendy Johnson, başlangıçta birçok çiftçinin başkanın adımlarının iyi sonuçlar vereceğine inandığını ancak belirsizliğin sürdüğünü dile getirdi.
Johnson, “Gelecek yaklaşıyor fakat belirgin bir umut göremiyoruz. Siyasi açıdan Ortabatı çiftçilerinin umudunu kaybetmesini istemezsiniz” değerlendirmesini yaptı.
ABD Yüksek Mahkemesi, Trump’ın Nisan 2025’te ilan ettiği “Kurtuluş Günü” sonrasında getirilen tarifeleri şubat ayında iptal etti. Bunun üzerine ABD Başkanı, tüm ülkelere yönelik 150 gün süreli yüzde 10 ek tarife kararnamesi imzaladı.
Bu sürenin 24 Temmuz’da dolması beklenirken ABD Federal Ticaret Mahkemesi söz konusu ek vergileri hukuka aykırı buldu.
Financial Times, ABD yönetiminin 60 ülkeye yönelik yüzde 10 ile 12,5 arasında değişen yeni tarifeler hazırladığını bildirdi.
Görüş2 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Diplomasi2 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Amerika2 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Asya2 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Diplomasi1 hafta önceFT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir
Diplomasi2 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti
Görüş2 hafta önceTahran’da iki kritik isimle konuştum: İran kendisini nasıl görüyor?
Diplomasi2 hafta önceAnkara’daki NATO zirvesinde hangi silah anlaşmaları yapıldı?












