Bizi Takip Edin

Ortadoğu

“Lübnan’da ateşkes” iddialarının perde arkası

Yayınlanma

İsrail ve Hizbullah’ın mevcut pozisyonları ateşkesi imkânsız kılıyor. İsrail ordusunun ve ABD’nin baskısıyla Netanyahu’nun şartlarını yumuşatması ateşkesin kapısını aralayabilir… Ancak İsrail’in sicili anlaşmaya onay verip sonra geri adım atma ya da sahada yeni gerçekler yaratma örnekleriyle dolu.

5 Kasım seçimlerine günler kala Orta Doğu’da büyük bir dış politika başarısı arayışında olan ABD, Gazze için ateşkes ve esir takası görüşmelerinden umduğunu bulamayınca Lübnan’a yöneldi. ABD Başkanı Joe Biden’ın Kıdemli Danışmanı Amos Hochstein, İsrail-Hizbullah ateşkesi için dün Lübnanlı yetkililere sunduğu teklifi bugün İsrail’le görüşecek.

Washington yönetimi bu hafta başında Gazze’de geçici ateşkes ve kısmi esir takası teklifini taraflarla görüştü. Doha’da yapılan iki gün süren müzakerelerin ardından görüşmeler ilerleme kaydedemeden dağıldı. Hamas, İsrailli rehineleri serbest bırakmak için kalıcı ateşkes ve işgalin sonlandırılması şartlarından geri adım atmadı.

Doha görüşmelerinden sonuç çıkmadı

5 Kasım seçimlerinde Demokratların elini güçlendirecek başarıyı Gazze cephesinde elde edemeyen Biden yönetimi, vakit kaybetmeden yönünü Lübnan’a döndü. Daha önce “Lübnan’da barış için Gazze’de ateşkes” sağlanması gerektiği yönündeki kanaatini bir kenara bırakan ABD, bu kez “Lübnan’daki olası bir anlaşmanın Gazze’de Hamas’ı ateşkese zorlayacağı” beklentisiyle son bir hamle için Hochstein’ı bölgeye gönderdi.

Hochstein’ın Lübnanlı yetkililerle temaslarından önce İsrail ordusu tarafından sızdırılan “Lübnan’daki hedeflere büyük ölçüde ulaşıldığı” yönündeki haberler, ABD’nin son girişiminin İsrail güvenlik teşkilatı ile eşgüdüm halinde ilerlediğini gösteriyor. Nitekim İsrail ordusunun bu sızıntısından bir gün sonra İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu güvenlik toplantısı düzenledi. Toplantıya Netanyahu dışında Stratejik İşler Bakanı Ron Dermer, Savunma Bakanı Yoav Gallant, Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi, Mossad Direktörü David Barnea ve Şin Bet Başkanı Ronen Bar katıldı.

İsrail’in şartları

İsrail basının aktardığına göre Gallant, toplantıda Hizbullah’ın roket ve füze kapasitesinin yüzde 80 oranında imha edildiği söylerken Halevi, çatışmaların müzakere yoluyla sona erdirilmesini “şiddetle tavsiye etti” ve Gazze’de devam eden çatışmalardan ayrı bir süreçte Lübnan’da bir anlaşmaya varılmasının şu anda mümkün olduğunu iddia etti.

Haberlerde, Dermer ekibinin güvenlik birimleri ve Dışişleri Bakanlığı’nın da katkılarıyla hazırladığı ateşkes şartlarının şunlar olduğu belirtildi:

-Hizbullah’ın Litani Nehri’nin kuzeyine çekilmesini öngören 1701 sayılı BM Kararı genişletilecek.

-Lübnan Ordusu sınırda yoğun bir şekilde konuşlandırılacak.

-Üzerinde anlaşmaya varılan şartlar sahada uluslararası gözetim mekanizmalarıyla denetlenecek.

-“Ortadan kaldırılması gereken tehditler” olması halinde İsrail ordusuna Lünan’da operasyon garantisi verilecek.

– Hizbullah’ın gelecekte yeniden silahlanması önlenecek.

– Anlaşmanın sonuçlandırılması için 60 günlük bir ateşkes ilan edilecek.

İsrail ordusu Lübnan’da savaşmak istemiyor

Lübnanlı yetkililere iletine teklif

İsrail basınında dün çıkan haberler ise Netanyahu’nun bu şartları temel alan bir ateşkese olumlu baktığı yönünde. Ancak Netanyahu’nun koalisyon ortaklarından gelecek tepkiler üzerine geri adım atmayacağı net değil.

Yine de Netanyahu’nun kendi şartlarında ateşkese ikna olduğu yönündeki haberler İsrail basınına sızdırıldığı saatlerde Hochstein, Lübnanlı yetkililere ABD’nin ateşkes teklifini iletiyordu. Telefon görüşmesinden sonra Lübnan Başbakanı Necib Mikati, önümüzdeki günler ya da saatlerde İsrail ile Hizbullah arasında ateşkes sağlanabileceğini söyledi. Mikati, “Telefon görüşmesinden önce 5 Kasım tarihi öncesinde bir ateşkesin olabileceğini beklemiyordum” dedi.

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri ise Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada Hochstein ile İsrail’in saldırılarını durdurmaya yönelik mutabakata vardıklarını söyledi. Berri, mutabakatın BMGK’nin 1701 sayısı karar metninde değişiklik içermediğini belirtti, “1701 sayılı kararın metnini değiştirmeye niyetimiz yok, yazılanlar yazılmıştır, tek bir harfini dahi değiştirmeye niyetimiz yok” ifadelerini kullandı.

Ateşkes, ordunun konuşlandırılması ve 1701 sayılı kararın uygulanmasına ilişkin tüm hususların yerine getirildiğini aktaran Berri, bu konular hakkında Hockstein’ın Netanyahu ile anlaşmaya varmasını beklediklerini belirtti. Lübnan’ın “Hockstein Netanyahu ile bir anlaşmaya varır varmaz, söz konusu anlaşmaya uymaya hazır olduğunu” vurgulayan Berri, “Top artık Netanyahu’nun kalesinde” dedi.

Hochstein’ın teklifinin taslağı

Öte yandan İsrail basını, Hochstein tarafından yazılan anlaşmanın taslağı olduğu öne sürülen bir belge paylaştı. Belge, Hochstein ve Brett McGurk’ün İsrail’e gelmelerinden saatler önce yayınlandı. İsrail devlet televizyonu KAN’a sızdırılan taslağa göre teklif, İsrail güçlerine “İsrail’e yönelik yakın tehditlere karşı meşru müdafaa kapsamında” Hizbullah’ı hedef alma hakkı tanıyor ve savaş uçaklarının “istihbarat, gözetleme ve keşif” amacıyla Lübnan üzerinde uçma izni veriyor.

Hizbullah’ın yeni lideri Naim Kasım

Financial Times (FT) de yer alan habere göre ABD’li yetkililer belgenin gerçek olduğunu doğruladı ancak sızdırılan taslak üzerinde yeni düzenlemeler yapıldığı konusunda da uyarıda bulundu. Ulusal Güvenlik Konseyi sözcüsü Sean Savett, “Ortada dolaşan çok sayıda rapor ve taslak var. Bunlar müzakerelerin mevcut durumunu yansıtmıyor” dedi.

Lübnan hükümetinin düşüncelerini bilen kaynaklar taslağın “hala kabul edilemez” olduğunu, zira ek maddelerin İsrail’e Lübnan’a “kendini savunma” gerekçesiyle egemenliğini ihlal etme hakkı verdiğine dikkat çekti. Bir kaynak “İsrail güney ve hava sahası üzerinde kontrol iddia edemez” dedi. İkinci bir kaynak ise taslağın yazıldığı haliyle “uygulanabilir olmadığını” ancak daha sonraki müzakereler için bir temel oluşturabileceğini söyledi.

Taslak önerinin şartlarına göre ABD, uluslararası bir “izleme ve yaptırım mekanizmasının” başkanı olarak ilk iki aylık geçiş dönemi de dahil anlaşmanın uygulanmasının denetlenmesinde büyük bir role sahip olacak. Plan kapsamında Lübnan Silahlı Kuvvetleri (LAF) güneye konuşlanacak ve bölgedeki mevcut BM barış gücüyle birlikte çalışacak. İlk 60 günlük süre zarfında Lübnan, “güney Lübnan’daki tüm devlet dışı silahlı grupların tüm askeri varlıklarını, silahlarını ve altyapılarını sökmek ve bunlara el koymakla” yükümlü olacak.

İsrail ordusu UNIFIL’e doğrudan ateş açtı

İsrail, bir anlaşmaya varılmasının ardından “en fazla” yedi gün içinde askerlerini Lübnan’ın güneyinden aşamalı olarak çekecek.

Lübnanlı yetkililerin “Bir satırı bile değişmeyecek” dediği 1701 sayılı BMGK kararı Hizbullah’ın Lübnan’ın İsrail ile olan güney sınırından çekilmesini ve İsrail’in Lübnan hava sahasındaki uçuşlarına son vermesini öngörüyor.

Taslak metin üzerinde değişik yapıldığı belirtilse de bu değişikliklerin neyi içerdiği tam olarak bilinmiyor.

Hizbullah’ın mevcut pozisyonu

Ancak Hizbullah’ın bugün Al-Akbar gazetesinde yayınlanan duruşuyla ilgili habere göre, özetle; “Hizbullah hiçbir koşulda 1701 sayılı kararın hükümlerinde veya uygulama mekanizmalarında herhangi bir değişikliği kabul etmeyecektir; başlangıçta 1701 sayılı kararda planlandığı gibi uluslararası güçlerin veya Lübnan Silahlı Kuvvetlerinin sayısının artırılmasına itiraz edilmesi. Ancak Hizbullah, uluslararası güçlere herhangi bir yeni ülkenin eklenmesini reddediyor.”

“Hizbullah Amerikan tutumunda değişimler yaşanacağına dair bir beklenti içinde değil. Bu yüzden Amerikalıların sızdırdığı her şeyi sakin bir şekilde ele alıyor ve düşmanın savaşı daha uzun süre devam ettirmek istediğine inanıyor. Bu da direnişin, daha fazla İsrail saldırısına karşı hazırlıklı olmasını, işgalci güçlere karşı iyi hazırlanarak saldırı hedeflerini boşa çıkarma hazırlığını yapmasını gerektiriyor.”

“Hizbullah, Lübnan’da veya yurtdışında hiçbir tarafa Lübnan Cephesi ile Gazze Cephesi arasındaki bağlantıyı koparmayı kabul etme taahhüdünde bulunmamıştır.”

İsrail’in Lübnan’da kayıpları artarken saldırıları Hizbullah’ı aşıyor

“Hizbullah, tüm Lübnanlıların direniş silahının kimseyle müzakere edilmeyeceğini ve bu savaştan sonra direnişin zorunlu bir seçenek olduğunu ve Hizbullah’ın bunu korumak için elinden geleceğini yapacağını anlamasını ummaktadır.”

İsrail’in “ateşkes” oyunu

Özetle; sızırılan ABD taslağı ile İsrail’in ateşkes şartları arasında neredeyse hiçbir fark bulunmuyor. Taslak metinde değişiklik yapıldığı iddia ediliyor. Ancak o değişikliklerin Hizbullah’ın kabul edebileceği nitelikte olması için İsrail’in Lübnan’ın güneyinde operasyon yetkisi ile hava sahasında uçuş hakkı gibi uç taleplerinden vazgeçmesi gerekiyor. İsrail’in dayattığı bu şartlarında geri adım atması durumunda İsrail hükümeti içindeki aşırı sağcıların tepkisi kaçınılmaz.

Tüm bu farklılıklara rağmen bir anlaşmaya varılsa bile bu, İsrail’in anlaşmaya onay verip sonra geri adım atmayacağı anlamına gelmiyor.

Eylül sonunda ABD, İsrail ve Lünan’ın desteğini aldığına inandıktan sonra 14 günlük bir ateşkes girişimini açıklamış ancak İsrail’in iki gün sonra Hizbullah lideri Hasan Nasrallah’ı öldürmesiyle rafa kalkmıştı. Benzer senaryolar Gazze’deki ateşkes sürecinde de yaşandı.

İsrail Başbakanı, 5 Kasım seçimlerine günler kala ABD’den ve İsrail ordusundan gelen baskıları dizginlemek için ateşkes teklifine olumlu yaklaşmış olabilir. Ancak müzakerelerden herhangi bir sonuç çıkmama, çıksa bile sahada uygulamama ihtimali yüksel.

Ayrıca Washington da Netanyahu’nun bu U dönüşlerinden mustarip. Ancak yine de seçimle günler kala, her ne kadar uygulanmayacak olsa da bir ateşkes ilanı ya da en azından ilanına yaklaşıldığını duyurma ve böylece başarısızlıklarla dolu bölge politikasında bir “zafer” kazanarak sandığa gitme peşinde.

Ortadoğu

Netanyahu, bin Zayed’den gelen “7 Ekim” uyarısını görmezden gelmiş

Yayınlanma

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, BAE lideri Muhammed bin Zayed’in 7 Ekim 2023’e giden süreçte muhatabını uyardığı ama İsrailli siyasetçinin bunu görmezden geldiği iddia edildi.

İsrailli Haaretz gazetesinin araştırmasına göre, “MBZ” olarak bilinen BAE Devlet Başkanı Şeyh Muhammed bin Zayed, Eylül 2023’te özellikle Batı Şeria’da yükselen gerilimi göz önüne alarak bölgede bir patlama yaşanacağını biliyordu.

Bin Zayed ile dostane ilişkiler sürdüren İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, “Savaştan önceki aylarda bu konuyu benimle sık sık konuştu. Durumun yatıştırılması gerektiği mesajını sürekli iletti. Hatta İsrail’e başbakanla görüşen özel bir elçi bile gönderdi. Emir, bölgenin patlamaya hazır olduğunu sezmiş gibiydi,” diye anlatıyor.

MBZ, Netanyahu ile de doğrudan görüşüyordu. Bu görüşmeler standart bir prosedüre göre gerçekleşiyordu: Birleşik Arap Emirlikleri büyükelçiliğinden bir temsilci, görüşmenin gizliliğini sağlayan özel bir telefon cihazıyla birlikte başbakanın ofisine geliyordu.

Öte yandan gazeteye göre bu sefer, bin Zayed’in başlattığı görüşme alışılmadık bir nitelikteydi.

2023 yılının 7 Ekim tarihinden bir buçuk hafta önce, Birleşik Arap Emirlikleri hükümdarı Abu Dabi’deki Başkanlık Sarayı’ndan Netanyahu’yu aradı ve onunla 45 dakika boyunca görüştü.

Bu görüşmede bin Zayed, Gazze’deki Hamas lideri Yahya Sinvar’ın İsrail’e karşı büyük bir operasyon planladığını söyledi.

Bin Zayed, söz konusu olayın sadece kan dökülmesine yol açmakla kalmayıp, tüm bölgenin istikrarını bozacağı ve İbrahim Anlaşmalarını zayıflatacağı endişesini dile getirdi.

Haaretz’e göre bu görüşmenin içeriğini bilen üç üst düzey yabancı kaynak var ve bu görüşmenin varlığı ilk kez ortaya çıkıyor.

Görüşmede, yıllar önce Gazze’den Abu Dabi’ye göç etmiş ve Gazze Şeridi’nde güçlü bağlarını sürdüren bin Zayed’in yakın bir Filistinli danışmanı da hazır bulunuyordu.

Danışmana göre, Birleşik Arap Emirlikleri hükümdarı Netanyahu’ya bu tehdide karşı hazırlık yapılması gerektiğini vurguladı.

Danışman şunları söyledi:

“Emir, kendi değerlendirmesine göre Sinvar’ın büyük bir olaya hazırlandığını açıkladı. Netanyahu’ya İsrail’in hazır olması gerektiğini söyledi. Aynı zamanda, gerginliğin tırmanmasını önlemek için Gazze Şeridi’ne yönelik iktisadi bir çözüm bulunmaya çalışılmasını ve Batı Şeria’da ortamı yatıştırmayı önerdi.”

Bin Zayed, Netanyahu’dan durumu ciddiye almasını istedi. Fakat başbakan, onun sürprizine rağmen nispeten sakin bir tepki gösterdi.

Netanyahu, kendi değerlendirmesine göre Hamas’ın Batı Şeria bölgesinde faaliyet göstermeyi planladığını söyledi ve İsrail’in her türlü senaryoya hazır olduğunu belirterek bin Zayed’i teskin etti.

BAE lideri, daha sonra Netanyahu ile yaptığı görüşmeyi ve CIA Direktörü William J. Burns’e ilettiği uyarıyı anlatacaktı.

Bin Zayed, Burns’e Netanyahu’ya aktarmaya çalıştığı “orada bir şey patlamak üzere” hissini paylaştı ve İsrail başbakanının bu istikrarsız bölgenin aslında Batı Şeria olduğuna inandığını söyledi.

Danışman, “Emir, Netanyahu’nun çekingen tepkisine rağmen mesajı ciddiye alıp harekete geçeceğini umuyordu,” dedi.

Ama hiçbiri, başbakanın mesajı dinleyip de savunma kurumlarının başkanlarına bilgi vermeyeceğini tahmin etmemişti: Yani Şin Bet Başkanı, Mossad Başkanı, İsrail Savunma Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı da dahil, hiçbiri MBZ’nin uyarısından haberdar değildi.

Haaretz 2023 yılının başında İsrail ile Hamas arasında yürütülen Gazze müzakerelerinin iyi gittiğini ve BAE şeyhinin uyarılarının bu zemin üzerinde yükseldiğini yazıyor.

Habere İsrail muhalefetinden de destek geldi. Eski başbakan ve B’Yachad partisi lideri Naftali Bennett, Birleşik Arap Emirlikleri lideri Muhammed bin Zayed’in, 7 Ekim öncesinde Hamas’ın planları hakkında Netanyahu’ya yaptığı uyarının gerçek olduğunu bildiğini söyledi.

103FM’e konuşan Bennett, “Size şunu söylüyorum: Bunun doğru olduğunu biliyorum,” dedi.

Bennett şöyle devam etti:

“BAE’den Muhammed bin Zayed, Netanyahu’yu Sinvar’ın bir operasyon planladığı konusunda uyarmıştı. Mısır Genel İstihbarat Teşkilatı Başkanı Abbas Kamel de katliamdan birkaç gün önce Netanyahu’ya büyük bir operasyonun planlandığını bildirmişti. İlişkilerim hakkında kimseyle konuşmak istemiyorum. Size şunu söylüyorum: Bu gerçeğin doğru olduğunu biliyorum.”

Netanyahu’nun İsrail’i “körü körüne bu korkunç felakete sürüklediğini” ileri süren muhalif siyasetçi, “Hamas’ın bir kıymet [asset] olduğu düşüncesine o kadar derinlemesine kapılmıştı ki, açık uyarılar almasına rağmen hiçbir şey yapmadı,” diye iddia etti.

Netanyahu’nun 7 Ekim’in doğrudan sorumlusu olduğunu savunan Bennett, sadece başbakan olması nedeniyle değil, “15 yıl boyunca Hamas’ı güçlendirip hiçbir şey yapmadığı için” de sorumluluğu bulunduğunu kaydetti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Netanyahu, Batı Şeria’daki izinsiz yerleşimci karakollarının dağıtılmasını emretti

Yayınlanma

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahun Batı Şeria’daki izinsiz İsrail yerleşimci ileri karakollarının sökülmesini emretti.

Reuters’a konuşan kaynaklar, Netanyahu’nun bu emri, Filistinlilere yönelik yerleşimci şiddetine karşı sert önlem alınması yönündeki ABD baskısına yanıt olarak verdiğini belirtti.

Söküm işlemlerinin ne zaman başlayacağı ise hemen belli olmadı.

Haber, ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin, yerleşimciler tarafından defalarca hedef alınan Batı Şeria’daki Turmus Ayya kasabasında Filistin kökenli Amerikalılarla bir araya gelmesinden bir gün sonra yayınlandı.

Huckabee, Filistinlilere yönelik yasa dışı Yahudi yerleşimcilerinin düzenlediği saldırıları “terör eylemleri” olarak nitelendirmişti.

İsrail yerleşimlerinin uzun süredir destekçisi olan Huckabee, son haftalarda yerleşimcilerin şiddet eylemlerini defalarca kınadı.

Ağustos ayında, Batı Şeria’nın Kusra köyünde Filistinlilere ait evleri kuşatan yerleşimcileri “İsrailli teröristler” olarak nitelendirdi ve daha sonra Filistinli Amerikalılara ait mülkleri ele geçiren yerleşimcilerin ABD’nin yaptırımlarına veya ülkeye giriş yasaklarına maruz kalabileceği uyarısında bulundu.

Huckabee, suçu kimin işlediğine bağlı olarak “farklı bir adalet standardı” olmaması gerektiğini belirterek, İsrail’i sorumluları soruşturmaya ve yargılamaya çağırdı.

İzinsiz yerleşim noktaları genellikle az sayıda yerleşimciyi barındıran prefabrik yapılardan oluşur. İsrail, bu tür yerleşim noktalarını zaman zaman söküp kaldırırken, diğerlerine geriye dönük olarak izin veriyor ve bunların devlet fonlarından yararlanmasını sağlıyor.

Son yıllarda Batı Şeria’da yerleşimcilerin şiddet eylemleri keskin bir artış gösterdi. Filistinliler ve insan hakları örgütleri, İsrail makamlarını saldırıları yeterince soruşturmamak veya faillerini adalete teslim etmemekle suçluyor.

Birleşmiş Milletler ve çoğu ülke, Batı Şeria’daki tüm İsrail yerleşimlerini uluslararası hukuk kapsamında yasadışı kabul ediyor ve bu bölgeyi “işgal altındaki topraklar” olarak değerlendiriyor.

İsrail ise bu tanımlamaya itiraz ediyor ve bölgenin işgal altında değil, “ihtilaflı bir bölge” olduğunu savunuyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran, Hürmüz için yeni harita açıklayacak

Yayınlanma

İran, önümüzdeki günlerde Körfez’de yeni bir kısıtlı bölge ilan edeceğini ve Hürmüz Boğazı’ndan geçiş için oluşturulacak yeni denizcilik koridorunun haritalarını açıklayacağını duyurdu. Hafta sonu gemilere yönelik karşılıklı saldırılar, pazartesi günü petrol fiyatlarının yükselmesine yol açtı.

İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai, pazar günü devlet televizyonuna verdiği röportajda, yeni kısıtlı bölgenin ABD’nin İran’a yönelik ablukasının başladığı noktadan başlayacağını ve Körfez’deki bazı alanlara kadar uzanacağını söyledi.

Plana ilişkin ayrıntılı bilgi verilmezken Rızai, yeni bölgeye giren herhangi bir geminin yaptırım listesine alınacağını belirtti.

Rızai ayrıca, tanker trafiğine büyük ölçüde kapalı olan ve küresel enerji taşımacılığı açısından hayati önem taşıyan Hürmüz Boğazı’ndaki geçiş güzergâhlarını ayrıntılı şekilde gösteren haritaların da yakında onaylanacağını söyledi.

Rızai, “İran ve Umman karasularında yer alan ve yönetiminde İran’ın söz sahibi olacağı yeni uluslararası koridorun haritaları üzerinde anlaşmaya varıldı. Bunların önümüzdeki günlerde imzalanması gerekiyor” dedi.

Rızai, “Hürmüz Boğazı’nın açık tutulmasını ancak onlar [Amerikalılar] İran’a yönelik sabotaj, tehdit ve saldırıları durdurduğunda taahhüt edeceğiz” diye ekledi.

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının savaşı tetiklemesinin üzerinden altı ay geçerken çatışma çıkmaza girmiş görünüyor. Haziran ayında varılan ön ateşkes anlaşması çökerken, barış sürecini yeniden rayına oturtmayı amaçlayan diplomatik girişimlerde de çok az ilerleme sağlandı.

Ağustos ayının büyük bölümünde askeri faaliyetlere ara verilmesinin ardından karşılıklı saldırılar yeniden başladı. ABD Merkez Komutanlığına (CENTCOM) göre ABD güçleri, İran Devrim Muhafızları Ordusunun bölgedeki ABD savaş gemilerine düzenlediği saldırıların ardından cumartesi günü üç İran petrol tankerini vurdu. Vurulan tankerlerden biri, İran’ın başlıca petrol ihracat merkezi olan Hark Adası açıklarındaydı. İran da ABD saldırılarına bölgedeki üsleri hedef alarak yanıt verdi. ABD ordusunun çok sayıda kayıp verdiği basına yansıdı.

Tahran, bölgedeki ABD çıkarlarını vurma ve çatışma öncesinde küresel petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’ndaki petrol akışını durdurma kapasitesini koruduğunu gösterdi.

Pazartesi günü yayımlanan deniz taşımacılığı verilerine göre, son 10 günde Hürmüz Boğazı’ndan günde ortalama 10 ticari yük gemisi geçti. Bu, mayıs ayından bu yana görülen en düşük seviye oldu. Söz konusu gelişme, petrol fiyatlarının geçen haftaki sert yükselişini sürdürmesine katkıda bulunurken Brent petrol yüzde 0,8 artışla varil başına 97 doların üzerine çıktı.

Yaptırımlar ve petrol ablukası ekonomiyi sıkıştırıyor

İran, ekonomisini ağır biçimde etkileyen ABD yaptırımlarının yol açtığı sorunlarla mücadele çabalarını artıracağını açıkladı.

Ancak Reuters’a konuşan üç üst düzey İranlı kaynak, İran’ın petrol ihracatını abluka altına alarak ve yaptırımların delinmesini engelleyerek ülke ekonomisini boğmayı amaçlayan ABD kampanyasına direnmenin giderek zorlaştığını söyledi.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, pazar günü yaptığı açıklamada ABD’nin “çok geç olmadan” oyunun kurallarının değiştiğini anlaması gerektiğini söyledi.

Kalibaf, Telegram kanalında yayımlanan konuşmasında, “Bundan böyle İran’ın çıkarlarına ve güvenliğine yönelik her saldırıya daha hızlı, daha ağır ve daha acı verici bir karşılık verilecek” dedi.

Kalibaf, askeri cephenin yanı sıra İran’ın temel mücadelesinin artık üretim ve halkın geçim koşulları alanında olduğunu söyledi.

Döviz kurundaki sert dalgalanmaları, enflasyonu, işsizliği ve piyasa yönetimini başlıca sorunlar arasında gösteren Kalibaf, İranlıların zorluklara katlanabileceğini ancak kötü yönetime veya eylemsizliğe tahammül edemeyeceğini ve hükümetten hızlı hareket etmesini beklediğini ifade etti.

İran devlet medyasının pazar günü aktardığına göre Ekonomi Bakanı Ali Medenizade, Tahran’ın ABD’nin ekonomik baskısına reformlarla karşılık vermeyi planladığını söyledi ve yaptırımların İran’ın izlediği politikayı değiştirmesine yol açacağı düşüncesini reddetti.

Medenizade, “Ekonomik baskıdan ve tecritten, finansal bağların koparılmasından söz ediyorlar ve bir ülkenin ekonomisine baskı uygulayarak o ülkenin halkının kararlarını değiştirebileceklerini düşünüyorlar” dedi.

“Bir noktayı açıklığa kavuşturmam gerekiyor: İran ekonomisini reforme etme sorumluluğu ABD Hazinesine değil, İran hükümetine ve halkına aittir” diye ekledi.

İran: Hark Adası önceki aylarda 550 kez vuruldu

İran, Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü’nün (OPEC) üçüncü büyük üreticisi konumunda bulunuyor ve savaş öncesinde ham petrolünün yüzde 90’ını Hark Adası’ndaki ihracat merkezi üzerinden ihraç ediyordu. ABD’nin İran petrol ihracatına yönelik ablukasının nisan ortasında başlamasından bu yana petrol akışı kesintiye uğradı.

ABD Merkez Komutanlığı, X üzerinden yaptığı açıklamada, pazar günü itibarıyla ablukaya sıkı şekilde uyulmasını sağlamak amacıyla 92 ticari geminin rotasını değiştirdiğini, üç gemiyi devre dışı bıraktığını ve iki gemiye çıkarak denetim gerçekleştirdiğini bildirdi.

ABD Başkanı Donald Trump, 31 Ağustos’ta Hark Adası’nın “paramparça edildiğini” tasvir eden yapay zekâyla oluşturulmuş bir videonun eşlik ettiği tek cümlelik bir sosyal medya paylaşımı yaptı. İranlı yetkililer, Hark Adası’nın saldırıya uğraması halinde güçlü bir karşılık verileceğini açıkladı.

İran Petrol Bakanı Muhsin Paknejad, pazar günü devlet televizyonunda yayımlanan röportajında adanın önceki aylarda yaklaşık 550 kez vurulduğunu ancak faaliyetlerini sürdürdüğünü söyledi.

İran’ın Hürmüz Boğazı’na uyguladığı abluka, akaryakıt fiyatlarını yükselterek Trump’ın kamuoyu desteği üzerinde baskı oluşturuyor. Trump’ın Cumhuriyetçi Partisi, Kongre’nin kontrolünün belirleneceği kasım seçimlerine hazırlanıyor.

Bununla birlikte ABD Enerji Bakanı Chris Wright, petrolün Hürmüz Boğazı’ndan geçmeye devam ettiğini söyledi.

Wright, CNN’e yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Hürmüz Boğazı’ndan geçişlerimiz şu anda günde ortalama 9 milyon varilin üzerinde. Boğazı bypass eden boru hatlarını da hesaba kattığımızda muhtemelen çatışma öncesindeki akışın üçte ikisine veya daha fazlasına ulaşmış durumdayız. Dolayısıyla İranlılar hâlâ sorun çıkarmaya devam ediyor ancak ABD Donanması bu mücadeleyi kazanıyor.”

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English