Bizi Takip Edin

Diplomasi

Çin’in ABD’den enerji ithalatındaki düşüş Rusya’ya kapı açtı

Yayınlanma

Çin, ABD’den LNG, LPG, kömür ve petrol ürünleri ithalatını kayda değer ölçüde azalttı. Bu düşüş, ABD’nin enerji ihracatında pazar kayıplarına yol açarken, Çin’in diğer tedarikçilere yönelmesine neden oldu. Uzmanlar, bu durumun küresel enerji piyasasında pazar paylarının yeniden dağılımına ve Rusya gibi ülkelere potansiyel fırsatlar sunabileceğine işaret ediyor.

Çin, ABD’den enerji ithalatını azaltma yoluna gitti. Sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG), sıvılaştırılmış petrol gazı (LPG), kömür ve petrol ürünleri alımında belirgin düşüşler yaşandı. ABD’den yapılan toplam doğalgaz ithalatı yüzde 44 azalarak 720 milyon dolara geriledi.

Çin, ABD’den LNG alımını tamamen durdurdu. Amerikan sıvılaştırılmış propan alımları ise yüzde 36 düşüşle 658 milyon dolara indi.

ABD, Çin’e LPG satışı yapıyor ve Çin bu gazları plastik formunda geri alıyor. Geçen yıl Çin’e tedarik edilen LPG’nin yüzde 60’ı ABD’den geliyordu.

Çin’in ABD’den kömür alımı ise üç kattan fazla azalarak 30,8 milyon dolara düştü.

ABD’den petrol ürünü tedariki de üç kattan fazla gerileyerek sadece 11,6 milyon dolar seviyesinde kaldı.

Sadece ham petrol ithalatı yüzde 22 artışla 326,2 milyon dolara yükseldi. Ancak bu artış yanıltıcı.

Geçen yılla karşılaştırıldığında düşüş bariz; 2023 yılında Çin, ABD’den ortalama aylık 502 milyon dolar değerinde ham petrol alıyordu.

Moskova Devlet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü (MGİMO) Ekonomik Uzmanlık Merkezi Direktörü Marsel Salihov, Vzglyad gazetesine yaptığı açıklamada, “2024 yılında ABD’den Çin’e enerji tedarikinin toplam hacmi 23 milyar dolar oldu. Bunun büyük kısmını LNG (14 milyar dolar), ham petrol (6 milyar dolar) ve kömür (2 milyar dolar) oluşturdu,” dedi.

Salihov, “Çin daha önce Amerikan LNG’sinin en büyük alıcılarından biri olduğu için bu durum LNG piyasası için hissedilir bir darbe,” diye ekledi.

Fakat ABD’nin kayıplarını Avrupa ve Japonya, Hindistan gibi diğer Asya ülkelerine tedarikleri yeniden yönlendirerek kısmen telafi edebildiğini belirten Salihov, “Ancak, Çin pazarının erişilemezliği göz önüne alındığında, ABD’nin planlanan yatırım projeleri muhtemelen yeniden gözden geçirilecektir,” ifadelerini kullandı.

Çin için ABD önemli olsa da, devasa Çin pazarında Amerikan enerji kaynaklarının payı genel olarak küçüktü.

Salihov, Çin’in toplam enerji ithalatının 504 milyar dolar olduğunu ve bunun yüzde 5’inden azının ABD’den geldiğini söyledi.

Çin Genel Gümrük İdaresi’nin 2024 yılı verilerine göre, Çin’in toplam LNG ithalatının (77 milyon ton) sadece yüzde 6’sı (4,3 milyon ton), taş kömürü ithalatının (352,4 milyon ton) yüzde 3’ü (12,1 milyon ton), ham petrol ithalatının (553,5 milyon ton) yüzde 2’si (9,6 milyon ton) ve petrol ürünleri ithalatının (48,3 milyon ton) yüzde 1’i (462 bin ton) ABD’den karşılandı.

Rusya Finans Üniversitesi ve Ulusal Enerji Güvenliği Fonu (FNES) uzmanı İgor Yuşkov ise, “Bu durum hem Çin hem de ABD için genel olarak nispeten sorunsuz geçti. Sadece satış pazarlarında bir değişim yaşandı,” diye konuştu.

Yuşkov, “Çin Amerikan LNG’sini almayı bıraktığında, bu gaz Güneydoğu Asya’daki diğer pazarlara, özellikle Japonya ve Güney Kore’ye daha fazla satılmaya başlandı. Aynı şey petrol için de oldu. Ve buna karşılık, bu Asya pazarlarında bulunanlar Çin’e geldi. Gazda bunlar ağırlıklı olarak Avustralya ve Katar, petrolde ise Irak, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Afrikalı üreticiler,” değerlendirmesini yaptı.

Bunun yanı sıra Open Oil Market’in kurucusu ve genel müdürü Sergey Tereşkin, “Bir anlamda, 1970’lerde OPEC’in bir dizi gelişmiş ülkeye uyguladığı ambargo sırasında SSCB’nin Batı Sibirya kaynaklarını kullanarak Avrupa’ya petrol tedarikini hızla artırmasıyla bir paralellik kurulabilir,” yorumunu yaptı.

Tereşkin, “Şimdi enerji ticaretinin bölgeselleşmesinin ‘meyvelerinden’ büyük ihtimalle Orta Doğu ve Güney Amerika’dan, üretimlerini artırma teknik kapasitesine sahip hidrokarbon üreticileri yararlanacak,” dedi.

Bloomberg‘in haberine göre, Amerikan petrolünü işlemek için satın alan Çinli şirketler, ABD’den alımlarını yüzde 90 oranında azalttı ancak Kanada’dan ham petrol ithalatını rekor seviyelere çıkardı.

Kanada, Çin rafinerileri için uygun olan, yüksek kükürt içerikli ve daha ucuz petrolü Çin’e satıyor.

Çin, bu durumdan kârlı bile çıkabilir zira ticaret savaşı tüm enerji kaynaklarının fiyatlarının düşmesine yol açacak.

Tereşkin, “Çin’in hidrokarbon alım maliyetleri düşebilir: gümrük vergilerinin getirilmesi piyasa tarafından küresel ekonominin soğuma riski olarak algılanacak ve bu da fiyatlarda yeni düşüş turlarına yol açacaktır,” diye belirtti.

Rusya ise bu durumdan bir yandan küresel piyasada petrol fiyatlarının düşmesi nedeniyle kaybediyor. Rusya’nın Ural petrolü markası, varil başına 60 dolarlık tavan fiyatın bile altında işlem görüyor. Diğer yandan, Rusya da bazı alanlarda kazanabilir.

Salihov, “Rusya, ABD’nin yerini alarak Çin’e kömür ve petrol ürünleri ihracatını potansiyel olarak artırabilir,” ifadesini kullandı.

Salihov, “Petrol konusunda zor, çünkü mevcut lojistik, özellikle terminal kapasiteleri göz önüne alındığında, Çin’e zaten maksimum düzeyde tedarik yapıyoruz. ABD’den LNG alımından vazgeçilmesi, yeni Rus projelerini, özellikle Arktik LNG-2’yi destekleyebilir,” şeklinde konuştu.

Öte yandan “Çin’e hem petrol hem de gazı zaten maksimum düzeyde tedarik ediyoruz,” diyen Yuşkov, “Örneğin, Türkmenistan’ı geride bırakarak Çin’e en büyük boru hattı gaz tedarikçisi olduk. LNG tedarikleriyle birlikte Avustralya’ya da ulaştık,” diye ekledi.

LNG’ye gelince, Çin gazı iki büyük ölçekli Rus tesisinden, Sahalin-2 ve Yamal-LNG’den alıyor.

Sahalin projesinin Japon ve Koreli şirketlerle uzun vadeli sözleşmeleri bulunuyor. Fakat uzun vadeli sözleşmeler dışında kalan tüm LNG’yi Çin satın alıyor.

Yamal-LNG ile Çin’in (hisseleri dışında) yıllık 3 milyon ton LNG tedariki için uzun vadeli bir sözleşmesi var. Bu hacim genellikle Kuzey Deniz Rotası’nın doğu kısmından, buz yükünün en az olduğu temmuz-ekim aylarında teslim ediliyor.

Geri kalan hacimler Avrupa’ya gönderiliyor çünkü bu sadece yıl boyunca yapılabilen ve daha yakın bir rota olmakla kalmıyor, aynı zamanda genellikle ekonomik olarak daha kârlı.

Avrupa ve Çin’deki LNG fiyatları aynı olduğunda, daha yakın olan yere, yani Avrupa’ya taşımak daha kârlı. Şu anda Avrupa’daki fiyatlar Çin’den daha yüksek, bu yüzden Avrupalılara satmak yine kârlı.

Yuşkov, “Asya’daki fiyatlar Avrupa’dakileri aşsaydı, kış sezonunda bile şirketlerimiz Murmansk oblastında buz sınıfı tankerlerden normal tankerlere aktarma yaparak ve ardından Süveyş Kanalı üzerinden Asya’ya göndererek Çin pazarına daha fazla LNG ulaştırmanın bir yolunu bulurlardı,” dedi.

Uzman, “Ancak daha fazla taşınmıyorsa, bunun ekonomik bir anlamı yok demektir. Çin pazarını ne pahasına olursa olsun ele geçirme hedefimiz yok. Rusya için LNG’yi nereye satacağı önemli değil — Avrupa’ya mı yoksa Asya’ya mı— önemli olan kârlı olması,” şeklinde konuştu.

Ayrıca Yuşkov, “Devlet olarak Rusya açısından, Çin’de boşalan yere kendi LNG’mizi değil, ek boru hattı gazımızı göndermek daha kârlı çünkü LNG ihracatından gümrük vergisi ödenmiyor ve diğer vergilerde indirimler var, oysa boru hattı tedariklerinde bütçe doluyor,” diye belirtiyor.

Ancak bunun için Çin’e yeni bir doğalgaz boru hattı olan Sibirya’nın Gücü-2’nin inşa edilmesi gerekiyor. İlk boru hattı Çin’e tedarik için zaten dolu.

İgor Yuşkov, “ABD ve Çin arasındaki ticari gerilim, kuzeyden Sibirya’nın Gücü-2 ile güvenli tedarikler sunabileceğimiz için bizim lehimize işliyor,” dedi.

Yuşkov, “ABD ile ne kadar çok çatışma olursa, Çin o kadar çok sadece tedariklerin ekonomik fizibilitesini değil, güvenlik faktörünü de dikkate almak zorunda kalır,” diye ekledi.

Çin’in, nasıl davranırsa davransın ABD’nin kendisine baskı yapacağını anladığını belirten Yuşkov, “Madem ki ABD ithalat vergilerini bu kadar kolay uyguluyor, ticareti fiilen kesiyor, o zaman yarın ABD’nin Çin’e aynı hidrokarbon tedariklerini kesmeyeceğinin garantisi nerede? Sadece herhangi bir ülkenin deniz yoluyla güneyden Çin’e hidrokarbon tedarik etmesini yasaklayabilir ve böylece Çinlilere kaynak kıtlığı yaşatabilirler,” ifadelerini kullandı.

Yuşkov’a göre, daha yumuşak bir senaryoda ABD, Çin’i indirimli gelen İran ve Venezuela gibi ülkelerden gelen en kârlı hidrokarbon tedariklerinden mahrum bırakacak.

ABD’nin zaten bunu yapmaya çalıştığını, örneğin İran’a ve İran petrolünün Çinli alıcılarına baskı yaptığını belirten Yuşkov, İran’dan daha ucuz, yaptırım altındaki petrolü satın alan tek ülkenin Çin olduğunu söyledi.

Diplomasi

Five Eyes, gelişmiş yapay zeka için acil önlem çağrısı yaptı

Yayınlanma

ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’dan oluşan Five Eyes istihbarat ittifakı, hükümetlerin ve şirketlerin savunmalarını aşabilecek yapay zeka modellerinin yıllar değil, aylar içinde ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu. İttifak, hükümetler ile şirket yöneticilerini “hemen harekete geçmeye” çağırdı.

ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’nın oluşturduğu Five Eyes (FVEY) istihbarat ittifakı, geniş ölçekli siber saldırılar gerçekleştirebilen ve hükümetler ile şirketlerin savunmalarını aşabilen yapay zeka modellerinin yıllar içinde değil, birkaç ay içinde ortaya çıkmasının beklendiğini açıkladı.

İttifakın ortak açıklamasında, hükümetler ve şirket yöneticileri “hemen harekete geçmeye” çağrılırken, “Gelişmiş yapay zeka modellerinin mevcut sektör beklentilerini aşması bekleniyor. Bu sürecin zaman çizelgesi yıllar değil, aylardır” ifadelerine yer verildi.

ABD yönetimi haziran ayının başında, ulusal güvenliğe yönelik olası tehditler nedeniyle Anthropic tarafından geliştirilen Mythos modeline yabancı ülke vatandaşlarının erişiminin durdurulmasını istemişti.

ABD makamlarının talebinin ardından şirket, en güçlü yapay zeka modelleri olarak tanımlanan Mythos 5 ve Fable 5’i tüm kullanıcılar için devre dışı bıraktı.

The New York Post’un haberine göre Anthropic, ABD makamlarıyla işbirliği yapmayı kabul etti.

ABD Senatosu İstihbarat Komisyonu Başkan Yardımcısı Mark Warner da haziran ayında yaptığı açıklamada, Mythos’un ABD Ulusal Güvenlik Ajansının (NSA) gizli sistemlerinin neredeyse tamamını “haftalar içinde değil, saatler içinde” aştığını söyledi.

Daha önce Financial Times, kaynaklarına dayandırdığı haberinde NSA’nın siber operasyonlarda Claude Mythos’u kullanabileceğini yazmıştı.

Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, bu teknolojinin Çin ve İran gibi ülkelerin ağlarına sızmak için kullanılabileceğini belirtmişti.

OpenAI ise mayıs ayında, yapay zekanın yönetimi ve düzenlenmesi için ABD liderliğinde, Çin’in de katılımıyla küresel bir yapı oluşturulmasını savundu.

Şirket, söz konusu yapının işleyiş ve amaç bakımından, nükleer silahların yayılmasını önlemek amacıyla küresel güvenlik standartları belirleyen Uluslararası Atom Enerjisi Ajansına (UAEA) benzer şekilde tasarlanabileceğini ifade etmişti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

NATO yeni bir ‘Baltık Muharebesi’ne hazırlanıyor

Yayınlanma

The Telegraph, ABD ve NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir Rusya çatışmasına karşı lojistik hazırlıklarını yoğunlaştırdığını yazdı. Gazeteye göre BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD birlikleri hızlı üs konuşlandırma ve ikmal altyapısı kurma kabiliyetlerini test etti.

The Telegraph gazetesi, ABD ve diğer NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir çatışmaya yönelik lojistik hazırlıklar yürüttüğünü ve bölgenin Rusya ile yaşanabilecek yeni bir küresel karşılaşmanın merkezlerinden biri olarak değerlendirildiğini yazdı.

Gazetenin aktardığına göre, 4-19 Haziran tarihleri arasında düzenlenen BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD Deniz Kuvvetleri’nin mühendis birlikleri Seabees, Baltık kıyısında tekne rampaları ve çeşitli yapılar inşa ederek üslerin hızlı şekilde konuşlandırılmasına yönelik çalışmalar gerçekleştirdi.

ABD’li Teğmen Cody Robertson, “Belirlenen bir bölgeye ulaşma, kamp kurma ve bu merkezi savaş gücümüzü yansıtabileceğimiz bir nokta olarak kullanma kabiliyetimizi test ediyoruz” dedi.

The Telegraph, 1942 yılında kurulan Seabees birliğinin, eski ABD Başkanı ve General Dwight Eisenhower’ın “Muharebeler, harekatlar ve hatta savaşlar öncelikle lojistik nedeniyle kazanıldı ya da kaybedildi” sözüyle özetlenen anlayış doğrultusunda faaliyet gösterdiğini belirtti.

Haberde, Baltık Denizi’nin sekiz NATO ülkesi ile Rusya tarafından çevrelendiği ve İsveç’e bağlı Gotland ile Danimarka’ya bağlı Bornholm gibi stratejik öneme sahip adalarla çevrili olduğu kaydedildi.

Gazeteye göre NATO, bu adaları olası bir saldırının püskürtülmesinde ve karşı harekatlar için ileri üs olarak kullanmayı planlıyor.

Baltık’ın doğu kıyısında ise Rusya Baltık Filosu’nun konuşlu bulunduğu Kaliningrad bölgesi yer alıyor.

The Telegraph, Finlandiya ve İsveç’in 2023 ve 2024 yıllarında NATO’ya katılmasının ardından bölgenin kolektif savunmasının daha da öncelikli hale geldiğini yazdı.

Robertson da gazeteye yaptığı açıklamada, “Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılması, buradaki koşulları iyi tanımamızı daha da önemli hale getiriyor” ifadelerini kullandı.

Bununla birlikte gazetenin aktardığına göre, Letonya Güvenlik Kurumu’nun (SAB) eski başkanı Janis Kazocins, Rusya ile NATO arasında tam ölçekli bir çatışma yaşanma ihtimaline kuşkuyla yaklaştı.

Kazocins, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşının henüz sona ermediğine işaret etti ancak Baltık ülkelerinin enerji altyapısına yönelik olası sabotajlara karşı kırılgan olmaya devam ettiği uyarısında bulundu.

Baltık Denizi’nde Kasım 2024 ile Şubat 2026 arasında bir dizi denizaltı kablosu arızası ve hasarı meydana geldi. Finlandiya ile Almanya arasındaki C-Lion1 kablosu Kasım 2024, Aralık 2024 ve Şubat 2026’da olmak üzere üç kez koptu. EstLink 2 enerji kablosu Ocak ve Aralık 2025’te devre dışı kaldı.

Litvanya ile İsveç arasındaki BCS East-West Interlink Kasım 2024’te, Letonya ile İsveç arasındaki fiber optik kablo Ocak 2025’te ve Rusya’ya ait Baltika kablosu ise Şubat 2026’da zarar gördü. Avrupa’daki bazı yetkililer bu olaylarda Rusya’dan şüphelendiklerini açıklamıştı.

Rus yetkililer ise kablo kopmaları ve NATO ülkelerindeki diğer sabotaj eylemleriyle bağlantılı oldukları yönündeki tüm suçlamaları reddediyor. Kremlin, Rusya’nın başka ülkelerin iç işlerine müdahale etmediğini belirtiyor.

Washington Post, 19 Ocak’ta yayımladığı haberinde ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin istihbarat servislerinin, Moskova’nın söz konusu olaylarla bağlantılı olmadığı yönündeki değerlendirmeye eğilim gösterdiğini yazmıştı.

Letonya Dışişleri Bakanı Bayba Braze de gazeteye yaptığı açıklamada, Baltık’taki tatbikatların ABD’nin müttefiklerine bağlılığını ortaya koyduğunu belirterek, “BALTOPS-26’nın ölçeği her şeyi anlatıyor. Güçlü transatlantik işbirliği NATO’nun kolektif savunmasının temelini oluşturuyor ve mevcut güvenlik ortamında her zamankinden daha önemli” dedi.

Daha önce The Economist de Baltık Denizi’nin Rusya ile NATO arasında yaşanabilecek olası bir karşılaşmanın kilit alanlarından biri haline geldiğini yazmış, denizaltı altyapısının kırılganlığına ve bunun korunmasının ittifak açısından yarattığı zorluklara dikkat çekmişti.

Politico ise İsveç’in Gotland Adası’nı güçlendirerek adayı bir savunma merkezine dönüştürmeye çalıştığını aktarmıştı.

Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı ve Denizcilik Kurulu Başkanı Nikolay Patruşev, Baltık bölgesinde çok uluslu NATO grubunun ortaya çıkmasının ardından bölgede “karmaşık bir durum” oluştuğunu söylemişti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise birçok kez Rusya’nın NATO ile savaşmak için herhangi bir nedeni ya da çıkarı bulunmadığını ifade etti.

Putin, “Rusya’nın NATO’ya saldırmak istediğini uydurdular. Aklınızı mı kaçırdınız? Şu masa kadar bile akıllı değil misiniz?” sözlerini kullanmıştı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Hindistan, Rusya’dan petrol alımında rekor kırdı

Yayınlanma

Kpler verilerine göre Hindistan’ın Rusya’dan petrol ve kömür ithalatı, Ortadoğu’daki savaş ve sevkiyat aksaklıkları nedeniyle haziran ayında rekor seviyelere ulaştı. Rusya’dan yapılan günlük petrol sevkiyatının haziranda 2,55 milyon varile çıkması beklenirken, Moskova Avustralya’yı geride bırakarak Hindistan’ın ikinci en büyük kömür tedarikçisi konumuna yükseliyor.

Hindistan, İran’da yaşanan gerilim nedeniyle tedarik zincirinde meydana gelen aksamalar ve yükselen fiyatlar karşısında Rusya’dan petrol ve kömür ithalatını artırıyor.

Reuters haber ajansının uluslararası analiz şirketi Kpler verilerine dayandırdığı habere göre, Rusya’dan Hindistan’a yapılan sevkiyatlar haziran ayında rekor düzeylere ulaştı.

Kpler tahminlerine göre, Rusya’nın Hindistan’a petrol sevkiyatı haziran ayında günlük 2,55 milyon varille rekor düzeye yükselecek.

Bu miktar, mayıs ayındaki günlük 2,13 milyon varillik sevkiyatı ve Mayıs 2023’teki günlük 2,16 milyon varillik düzeyi geride bırakıyor.

Rusya’nın Hindistan’ın haziran ayındaki toplam ithalatı içindeki payı ise yüzde 50’nin hemen altında gerçekleşecek. Bu oran, Ortadoğu’daki çatışmanın başladığı 28 Şubat öncesindeki üç aylık dönemde ortalama yüzde 23 seviyesindeydi.

Hindistan’ın Rus petrolüne yönelmesi, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatmasının ardından piyasadaki arzı artırmak amacıyla ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin alımlara yönelik yaptırımları geçici olarak kaldırmasını izledi.

Ancak yaptırımlardan muafiyet süresi 17 Haziran’da sona erdi ve ABD Hazine Bakanlığı tarafından uzatılmadı.

Reuters, bu durumun Rus petrolü alımlarında azalmaya yol açabileceğini, ancak sürecin gidişatının Hindistan rafinerilerinin ve yetkililerinin Ortadoğu ülkelerinden sevkiyatlara dönme konusundaki istekliliğine bağlı olacağını belirtiyor.

Kpler öngörülerine göre, Suudi Arabistan’dan yapılan ithalatın haziran ayında günlük 349 bin varil seviyesinde kalması bekleniyor. Bu miktar, savaş öncesindeki üç aylık dönemde günlük ortalama 832 bin varil düzeyindeydi.

İthalat artışı Rus kömüründe de gözleniyor. Haziran ayında tüm kalitelerde Rus kömürü ithalatının, mayıs ayındaki 3,27 milyon tona kıyasla 3,16 milyon ton olarak gerçekleşmesi bekleniyor.

Her iki ay da geçen yılın mayıs ayında kaydedilen 3,76 milyon tonluk zirvenin ardından sırasıyla tarihin en yüksek ikinci ve üçüncü değerleri olarak kayda geçecek.

Rusya’nın haziran ayında Avustralya’yı geride bırakarak, Çin’den sonra dünyanın en büyük ikinci kömür ithalatçısı olan Hindistan’a en çok kömür sağlayan ikinci ülke konumuna geleceği tahmin ediliyor.

Ajansın değerlendirmesine göre Rusya, Hindistan’ın temel kömür tedarikçisi olma rolünü korumaya devam edecek; ancak Rus petrolünün gelecekteki alımları, ABD’nin Moskova’ya yönelik yaptırım politikasını olası sıkılaştırma adımlarına bağlı olacak.

Yeni Delhi petrol sevkiyatının yaptırımlardan etkilenmeyeceğini açıkladı

Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, haziran ayı ortasında yaptığı açıklamada, ülkesinin 2022 yılından bu yana küresel fiyatları dizginlemek amacıyla ABD’nin talebi doğrultusunda Rus petrolü alımlarını artırdığını belirtmişti.

Jaishankar, Rus hammaddesine yönelik Amerikan kısıtlamalarını eleştirerek, bu önlemlere büyük ilkeler süsü verilmemesi çağrısında bulunmuştu.

Hindistan Petrol ve Doğalgaz Bakanlığı Temsilcisi Sujata Sharma da mayıs ayında yaptığı açıklamada, Rusya’dan sevkiyatların devam ettiğini ve ABD’nin yaptırım muafiyetlerine ilişkin kararlarından bağımsız olarak süreceğini kaydetmişti.

Hindistan rafinerileri, 2025 yılında ABD baskısı ve Hindistan mallarına yönelik yüzde 25’lik gümrük tarifesi tehdidi nedeniyle Rusya’dan yaptıkları ithalatı azaltarak Suudi Arabistan ve Irak’a yönelmişti.

Ancak Reuters’ın verilerine göre, Ortadoğu’daki savaşın ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın ardından Hindistan firmaları mart ayı başında Rus petrolü alımlarını yeniden artırdı.

Rusya’nın Yeni Delhi Büyükelçisi Denis Alipov nisan ayı sonunda yaptığı açıklamada, Hindistan’ın kabul etmeye hazır olduğu miktarda hammaddeyi tedarik etmeye hazır olduklarını duyurmuştu.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da daha sonra yaptığı açıklamada, Moskova’nın Hindistan’a enerji taşıyıcıları sevkiyatına ilişkin anlaşmalara bağlı kaldığını doğrulamıştı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English