Bizi Takip Edin

Ortadoğu

ABD’nin ‘doğru adım’ dediği hamle: Lübnan’dan Hizbullah’ın mali koluna yaptırım

Yayınlanma

Lübnan Merkez Bankası, yayımladığı genelgeyle Hizbullah’a bağlı mali kuruluş Karzu’l Hasen ile doğrudan veya dolaylı tüm işlemleri yasakladı. ABD’nin ‘doğru yönde atılmış bir adım’ olarak nitelendirdiği bu karar, Hizbullah’ın mali altyapısını hedef alırken, Lübnanlı kaynaklar kararın pratik etkilerinin ‘şekli’ olacağını savunuyor. Karar, Lübnan’ın FATF’nin gri listesinden çıkma çabaları ve uluslararası yaptırımlara uyum gerekçesiyle açıklandı.

Lübnan Merkez Bankası, yayımladığı bir genelgeyle bankaların ve aracı kurumların Hizbullah’a bağlı bir mali kuruluşla iş yapmasını yasakladı.

Reuters haber ajansının incelediği genelgede, Lübnan Merkez Bankası’nın ülkedeki tüm lisanslı mali kuruluşların lisanssız kurumlarla doğrudan veya dolaylı olarak iş yapmasını yasakladığı ve Hizbullah’a bağlı Karzu’l Hasen’i örnek olarak listelediği görüldü.

ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, dün X sosyal medya platformunda yaptığı bir paylaşımda bu adımı “doğru yönde atılmış bir adım” olarak nitelendirmişti.

Yasak, ABD elçisinin geçen hafta Beyrut’a yaptığı ve Hizbullah’ın silahsızlandırılmasına ilişkin bir ABD teklifine Lübnan’ın yanıtını aldığı ziyaretin ardından geldi.

Barrack, “Lübnan’daki tüm mali aracıların Merkez Bankası denetimi altında şeffaflığı ve uyumu, değerli ve gerekli bir başarıdır,” dedi.

ABD Hazine Bakanlığı, 2007 yılında Karzu’l Hasen’e yaptırım uygulamış ve Hizbullah’ın bu kurumu “mali faaliyetleri yönetmek ve uluslararası finans sistemine erişim sağlamak için bir paravan olarak kullandığını” iddia etmişti.

Karzu’l Hasen nedir?

1983 yılında kurulan Karzu’l Hasen, kendisini faizi yasaklayan İslami ilkelere göre insanlara kredi sağlayan bir hayır kurumu olarak tanımlıyor.

İsrail, geçen yıl Hizbullah ile yaptığı savaş sırasında kurumun bazı şubelerini vurmuştu. Lübnan hükümeti tarafından verilen bir lisans altında kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olarak faaliyet gösteren kurumun, çoğunlukla Beyrut’un Şii Müslümanların yoğun olduğu bölgelerinde, güney Lübnan’da ve Beka Vadisi’nde 30’dan fazla şubesi bulunuyor.

Karzu’l Hasen Derneği, yoksulluğun yaygın olduğu bir ortamda Şii cemaatine faizsiz krediler sunan, Hizbullah’a bağlı kâr amacı gütmeyen bir mali kuruluş. Kurum, faizsiz İslami borç verme ilkesine dayanıyor.

Kurum, Hizbullah tarafından sahte hesaplar ve hissedarlar ağı aracılığıyla para transfer etmek için kullanılmakla suçlanıyor. Milyarlarca dolar nakit tuttuğuna ve örgütün ana kara para aklama kurumu olduğuna inanılıyor. Dernek, Hizbullah ile olan bağları nedeniyle ABD tarafından yaptırıma tabi tutulmuştu.

Kuruluş, Lübnan İç Savaşı sırasında yoksul toplulukları desteklemek amacıyla 1982’de kuruldu ve 1987’de resmi olarak bir dernek olarak tescil edildi. Temel rolü, Lübnan’daki likidite krizi ve bankacılık sektörünün çöküşü nedeniyle geleneksel bankacılık hizmetlerine erişemeyen bireylere kredi sağlamak olarak öne çıkıyor.

Geçen yılın ekim ayında İsrail hava kuvvetleri, kurumun çok sayıda şubesini bombaladı. İsrail, bu şubelerin Hizbullah’ın faaliyetlerini finanse etmek, savaş teçhizatı satın almak ve Hizbullah unsurlarına maaş ödemek için bir finansman kaynağı olarak kullanıldığını iddia etti.

Bir hayır kurumu olarak tescil edilmiş olmasına rağmen, Lübnan Merkez Bankası sisteminin dışında, bir bankaya benzer şekilde faaliyet göstermekle suçlanmış, bu da onu potansiyel olarak bir kara para aklama kanalı haline getirmişti.

Hizbullah ile olan bağları nedeniyle, Hizbullah’ı “terör örgütü” olarak kabul eden ABD Hazine Bakanlığı tarafından yaptırımlara maruz kaldı. Bu yaptırımlar, Karzu’l Hasen’in küresel finans sistemlerine erişimini kısıtladı.

Genelgenin ayrıntıları ve ‘şekli’ niteliği

El-Ahbar gazetesinin haberine göre, Lübnan Merkez Bankası Başkanı Kerim Said, bir süre önce Maliye ve Bütçe Komisyonu’nun bir oturumu sırasında Hizbullah milletvekilleriyle bir araya gelerek, Karzu’l Hasen Derneği’ne yönelik ABD tarafından talep edilen tedbirleri alacağını bildirdi.

Ancak Said’in bu adımı atmakta oldukça yavaş davrandığı ve kararın pratik etkilerinden çok “şekli ve hatırlatıcı” bir nitelik taşıdığı belirtiliyor.

Habere göre, Lübnan’daki mali kuruluşlar, ABD yönetiminin yaptırım uyguladığı herhangi bir hesabı dondurmakta zaten gecikmiyor, hatta bazen Amerikan dayatmalarını yorumlama ve uygulamada daha da ileri gidiyorlardı.

Bu bağlamda, Merkez Bankası’nın genelgesi bir “ilan-ı iz’an” (itaatin ilanı) olarak görülüyor. Zira Merkez Bankası, son genelgenin aksine, daha önce işlem yapılması yasaklanan kurumları ismen belirtmiyordu.

Başkan Said, yeni atanan yardımcılarının yemin etmesiyle tamamlanacak olan Merkez Bankası Merkez Konseyi’nin toplanmasını bekleyerek Karzu’l Hasen ve diğer derneklerle ilgili genelge taslağını sunabilirdi. Ancak genelgeyi tek taraflı olarak yayımlamayı tercih etti.

170 sayılı genelgenin gerekçeleri arasında, Lübnan’daki bankalar ve mali kuruluşlarla muhabir bankalar arasındaki ilişkiler, Lübnan’ın Mali Eylem Görev Gücü (FATF) tarafından gri listeye alınması ve bu durumu düzeltmek için talep edilen plan, “lisanssız ve uluslararası yaptırımlara tabi kurumlarla işlem yapılması” ve “Lübnan’ın mali ve iktisadi sektörlerine yönelik yurt içinde ve dışında alınabilecek ek sıkılaştırıcı tedbirler” gibi hususlar yer aldı.

Genelgenin birinci maddesi, lisanslı tüm mali kuruluşların, Karzu’l Hasen Derneği, Teshilat Şirketi, el-Yusr Finans ve Yatırım Şirketi, Beyt’ül Mal gibi lisanssız ve uluslararası yaptırım listelerinde yer alan kurum, şirket ve derneklerle doğrudan veya dolaylı, kısmen veya tamamen herhangi bir mali, ticari veya başka bir işlem yapmasını yasaklıyor.

İkinci madde ise karara uymayanların lisanslarının askıya alınması, iptali, hesaplarının ve varlıklarının dondurulması ve Özel Soruşturma Komisyonu’na sevk edilmesi gibi yaptırımlarla karşı karşıya kalacağını belirtiyor.

170 sayılı genelgenin etkileri ne olacak?

Habere göre, Merkez Bankası’nın söz konusu hamlesi gözdağı ve korkutma amacı taşıması dışında, acil ve belirleyici etkileri olmayacak gibi görünüyor.

Zira yaptırım uygulanan kurumlarla zaten hiçbir banka, mali kuruluş veya döviz bürosu işlem yapamıyor. Bu kurumlar, “uyum kuralları” olarak bilinen ve muhabir bankalar tarafından sıkı bir şekilde denetlenen kurallara riayet ediyor.

Bu durum, Başkan Said’in kararının bankaları ve diğer mali kuruluşları Amerikan yaptırımlarından koruma girişimi gibi görünmesine neden oluyor.

Ayrıca, hedef alınan kurumları doğrudan isimlendirmesi de dikkat çekici, zira Merkez Bankası’nın görevi sektörü düzenleyen genel kurallar koymak, belirli bir kuruma odaklanmak değil.

El-Emin: Amaç direnişin mali kaynaklarını boğmak

Bunun yanı sıra el-Ahbar gazetesinin genel yayın yönetmeni İbrahim el-Emin, kaleme aldığı yazıda, Lübnan Merkez Bankası’nın kararını daha geniş bir siyasi çerçeveye oturttu. El-Emin, bu adımın direnişin mali kaynaklarını boğmayı amaçlayan uzun vadeli bir stratejinin parçası olduğunu belirtti.

El-Emin’e göre, İsrail geçen sonbaharda Lübnan’a yönelik geniş çaplı savaşı sırasında, Hizbullah’ın para depolama merkezleri olduğunu iddia ettiği Dahieh’deki birçok noktayı hedef almıştı. Hatta bazı Lübnanlı gazetecilerin de desteğiyle Sahil Hastanesi’nin altında Hizbullah’ın para kasalarının bulunduğu iddia edilen güçlendirilmiş bir odayı arama süreci başlatıldığını hatırlattı.

El-Emin, İsrail’in savaş sırasında direnişe “para taşıma hattı” olarak sınıflandırdığı bazı direniş yetkililerini suikastla hedef aldığını vurguladı.

Geçen yılın nisan ayında İsrail istihbarat birimlerinin sarraf Muhammed İbrahim Surur’u Beyt Meri’de bir villaya çekerek tasfiye ettiğini ve Surur’un İran ve Hizbullah’tan Filistin’deki direniş güçlerine para transfer ettiğini iddia ettiğini belirtti.

El-Emin, son ateşkesin yürürlüğe girmesinden saatler önce İsrail’in insansız hava araçlarının Beyrut merkezindeki döviz bürolarını bombaladığını ve birkaç hafta önce de güneyde bir sarrafı iki oğluyla birlikte arabasında hedef alarak öldürdüğünü kaydetti.

Yazısında, son altı aydır Beyrut Havalimanı’nın, İran, Irak, Afrika veya başka ülkelerden gelen yolcuların bagajlarında nakit para arayan ekiplerle dolup taştığını ifade eden el-Emin, İsrail’in Amerikalılar aracılığıyla Lübnanlı yetkililere bu paraların Hizbullah’a ait olduğunu söylediğini aktardı.

El-Emin’e göre, bu baskı yeni değil; Amerikalılar yıllardır yaptırım listesine aldıkları herkesi ya yolsuzlukla ya da Hizbullah veya onunla bağlantılı iş insanlarıyla mali işbirliği yapmakla suçluyor.

El-Emin, Karzu’l Hasen dosyasının Amerikalı ve Avrupalı yetkililerin Lübnanlı mali ve parasal otoritelerle yaptıkları görüşmelerde daimi bir başlık olduğunu belirtti. Gerekçelerin zamanla değiştiğini; bazen derneğin “terör örgütü” olarak sınıflandırılan Hizbullah’a bağlı olması, bazen nakit ekonomisini engelleme, bazen de kara para aklama iddialarının öne sürüldüğünü ifade etti.

El-Emin, “Amerikalılar, derneğin Lübnan bankacılık sistemiyle hiçbir ilişkisi olmadığını, bir banka olmadığını ve bankacılık kurallarına göre çalışmadığını biliyorlar,” diye yazdı.

Yazara göre göre Karzu’l Hasen, son yirmi yılda on binlerce vatandaşın güvendiği bir kurum haline geldi ve Hizbullah da bu derneği desteklediğini hiçbir zaman inkâr etmedi.

El-Emin, son savaşın en yoğun günlerinde bile kurumun müşterileriyle iletişime geçerek paralarını nakit olarak teslim almalarını teklif ettiğini ve on milyonlarca doları iade ettiğini belirtti.

Ancak yazar, halkın büyük bir kısmının savaştan sonra paralarını tekrar derneğe yatırdığını ve birçoğunun paralarını çekmeyerek dayanışma gösterdiğini vurguladı.

El-Emin, bu adımların arkasındaki asıl amacın direnişin silahsızlandırılması olduğunu savunarak, “Direnişin silahını elinden almak isteyen, onun mali kaynaklarını boğmaya veya halkla ilişkilerini sağlayan araçları devre dışı bırakmaya çalışır,” değerlendirmesini yaptı.

Merkez Bankası Başkanı Kerim Said’in bu adımı atmasının şaşırtıcı olmadığını, zira Said’in zaten direnişin ve Hizbullah’ın ortadan kaldırılmasını savunan biri olduğunu ve bu göreve atanmasında ABD’nin büyük rol oynadığını dile getirdi.

‘Yaşananlar, direnişin düşmanlarının beklediği gibi bir trajediye yol açmayacak’

El-Emin, bu yasağın, ABD’nin eski özel temsilci vekili Morgan Ortagus’un hazırladığı ve Lübnanlı liderlerin çekmecelerinde kilitli tutulan, Hizbullah’a karşı eyleme geçilmesini talep eden belgedeki maddelerden biri olduğunu öne sürdü.

El-Emin yazısını, “Yaşananlar, direnişin düşmanlarının beklediği gibi bir trajediye yol açmayacak. Ancak bu, silahların teslim edilmesinin, direnişin bu tuhaf ülkedeki herhangi bir mahlukla yapacağı her türlü tartışmanın dışında tutulması gerektiğine dair ek bir işaret veriyor. Her gün, düşman ve onun içerideki casusları, silahın artık sadece düşmana karşı direniş fikriyle değil, varoluş fikriyle ayrılmaz bir bütün haline geldiğini teyit etmek için bize ek nedenler sunuyor,” ifadeleriyle sonlandırdı.

Ortadoğu

ABD, Orta Doğu’ya üçüncü uçak gemisini gönderiyor

Yayınlanma

ABD ordusu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik yeni saldırıların ufukta olabileceği uyarısında bulunmasının ardından, Orta Doğu’ya üçüncü bir uçak gemisi saldırı grubunu sevk ediyor.

Özel bir amfibi saldırı grubunu da içeren bu sevkiyat, ABD’deki ara seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte İran’a karşı Trump’ın savaşının hızla değişen dinamiklerini vurguluyor.

Trump, savaşın birkaç hafta süreceği yönündeki ilk vaatlerine rağmen, ara seçimlerden sonra gerginliğin tırmanmasının hâlâ geçerli bir seçenek olduğunu belirtti.

Şu anda Orta Doğu’ya doğru yol alan gemi grubu, toplamda 7.000’den fazla denizci ve 2.000 Deniz Piyadesi’ni taşıyor.

Bu gruba, USS Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu ve iki amfibi çıkarma gemisinden oluşan USS Makin Island amfibi hazırlık grubu da dahil.

Hassas askeri operasyonlar hakkında konuşmak üzere isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkiliye göre, bu durum Ekim ayı sonuna kadar bölgede üç uçak gemisinin bulunacağı anlamına gelebilir.

Orta Doğu’da halihazırda bulunan personel de hesaba katıldığında, bu hamle ABD’nin deniz kuvvetleri varlığını 20.000’den fazla denizci ve deniz piyadesi ile yüzlerce uçağa ulaşacak şekilde alışılmadık derecede yüksek bir seviyeye çıkaracak.

Donanma, Nisan ayında 2003 yılından bu yana ilk kez Orta Doğu’da üç uçak gemisi saldırı grubu bulundurmuştu.

USS George HW Bush ve USS George Washington uçak gemileri, USS Boxer amfibi hazırlık grubu ile birlikte şu anda bölgede bulunuyor.

USS George Washington genellikle Pasifik Okyanusu’nda görevlendirilir fakat zorlu görev süresi boyunca mürettebatın 260 günden fazla süreyle aralıksız denizde kalmasına neden olan USS Abraham Lincoln’ün yerini almak üzere Orta Doğu’ya sevk edildi.

Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu bölgeye ulaştığında, Washington’un Japonya açıklarına kaydırılması muhtemel.

Perşembe günü Time dergisinde yayınlanan bir röportajda Trump, yeni saldırı olasılıklarına değindi ve 3 Kasım ara seçimlerinden sonra İran’a yönelik bombardımanı yoğunlaştırmasının “mümkün” olduğunu söyledi.

Israrla sorulunca Trump, stratejisi hakkında daha fazla ayrıntıya giremeyeceğini söyledi.

Trump, “Bunu size söyleyemem çünkü bakın, siz ‘nereyi bombalayacaksınız?’ diye soruyorsunuz,” dedi.

Pazartesi günü yapılan röportajda, İran’dan gelen son ateşkes teklifini reddettiğini belirterek, “bir yıl önce onaylamayacağı şeyleri bugün de onaylamayacağını” söyledi.

Trump, örnek olarak İran’ın önemli bir enerji nakil koridoru olan Hürmüz Boğazı’nı “açma” teklifini gösterdi ama teklifin genel olarak “yeterince iyi olmadığını” belirtti.

Giderek daha fazla tepki çeken bu savaşın Kasım ayında Cumhuriyetçilerin şansını zora sokup sokmayacağu sorulduğunda Trump, ilk başta “Mümkün” diye yanıt verdi. Fakat ardından, “İran’ın nükleer silahı olmayacağı için bu durum yardımcı olmalı,” diye ekledi.

Başkan, “dünya çapında da dahil olmak üzere” “halkın %100’ünün” İran’ın nükleer saldırı kapasitesine sahip olmasına karşı olduğunu söyledi ve “Yani, bu şekilde ifade ederseniz, faydası olur. Bunu söylemezseniz, zararı olabilir,” diye konuştu.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Şam’dan yalanlama: Hizbullah ile Türkiye’de görüşmedik

Yayınlanma

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam ile Hizbullah heyetlerinin gerilimi düşürmek için Türkiye’de gizlice görüştüğü yönündeki Reuters haberini yalanladı. Haberde yer alan iddiaya göre heyetler Türk istihbaratının davetiyle eylülde en az bir kez bir araya geldi ve Şam yönetimi örgüte Lübnan’a askeri müdahalede bulunmama güvencesi sundu.

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam’daki yeni hükümet yetkilileri ile Lübnan merkezli Hizbullah temsilcilerinin Türkiye’de bir araya geldiği yönündeki iddiaları yalanladı.

Bakanlığa bağlı Dış Medya Dairesi, 1 Ekim’de yaptığı açıklamada, söz konusu haberlerin gerçek dışı ve dayanaksız olduğunu belirterek herhangi bir temasın gerçekleşmediğini duyurdu.

Reuters haber ajansı aynı gün yayımladığı haberde, iki tarafın aralarındaki gerilimi düşürmek amacıyla eylül ayında Türkiye’de en az bir kez gizli toplantı yaptığını aktarmıştı.

Ajans, haberini ikisi Suriyeli, biri ABD’li yetkili ve biri Hizbullah’a yakın üst düzey Lübnanlı güvenlik kaynağı olmak üzere altı kişiye dayandırdı.

Habere göre buluşma, Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının davetiyle düzenlendi. Toplantıda Hizbullah temsilcilerinin yanı sıra Suriye istihbaratından ve Dışişleri Bakanlığından yetkililer yer aldı.

Ajansa konuşan ABD’li kaynak, görüşmenin anlaşmazlıkları gidermeye odaklandığını ve iyi geçtiğini söyledi.

Görüşmeye katıldığı öne sürülen Suriyeli bir yetkili, tarafların birbirlerine karşı düşmanlık beslemedikleri hususunda uzlaştığını aktardı. Buna göre Şam yönetimi, Hizbullah’ı silahsızlandırma gerekçesiyle Lübnan topraklarına askeri müdahalede bulunmayacağına dair örgüte güvence verdi.

Washington ise Suriye’nin Hizbullah’a karşı harekete geçmesini istiyor. ABD Başkanı Donald Trump, Şam yönetiminin örgüte askeri saldırı düzenlemesi gerektiği yönündeki talebini kamuoyu önünde birden fazla kez paylaştı.

Haberde aktarılan uzlaşma arayışına karşın Suriyeli heyet, Hizbullah’ın sınır ötesi silah kaçakçılığını durdurmasını ve özellikle Suriye’nin güneyindeki uyuyan hücrelerini lağvetmesini talep etti.

Hizbullah ise eski Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana ülke topraklarında hücreleri olduğu iddiasını reddediyor.

Şam yönetimi hafta başında roket saldırısı hazırlığı içindeki bir Hizbullah hücresinin yakalandığını ileri sürmüştü. Hizbullah bu iddia karşısında, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik veya askeri faaliyette yer almıyoruz” açıklamasını yaptı.

Toplantı iddiasına ilişkin sorular karşısında Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Suriye Dışişleri Bakanlığı ve ABD Dışişleri Bakanlığı sessizliğini korurken Hizbullah’ın basın bürosu yorum yapmaktan kaçındı.

Suriye’deki yeni iktidar yapısı ile Hizbullah arasındaki temas iddiaları, tarafların geçmişteki yoğun çatışma geçmişine dayanıyor.

Hizbullah iç savaş boyunca Esad ordusu saflarında savaştı; Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) çekirdeğini oluşturan Nusra Cephesi ve Ahrar eş-Şam gibi gruplarla doğrudan karşı karşıya geldi.

Esad iktidarını Aralık 2024’te deviren HTŞ, mevcut Suriye Savunma Bakanlığında belirleyici konum taşıyor.

Nusra Cephesi, iç savaşın ilk evrelerinde Lübnan’ın kuzey ve doğu sınırlarını ele geçirmiş, ardından Lübnan ordusu ve Hizbullah birliklerince bu hatlardan püskürtülmüştü. Grup aynı dönemde Beyrut dahil Lübnan genelinde bombalı saldırılar ve suikastlar düzenledi.

Esad yönetiminin çöküşüyle Hizbullah’ın Suriye’deki etkinliği sona ererken, yeni Şam güçlerinin Lübnan sınırına askeri tahkimat yaptığı kaydediliyor.

Sınıra sevk edilen askeri birlikler arasında, geçmiş çatışma döneminde ülkeye giren yabancı savaşçıların da yer aldığı belirtiliyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Trump’ın damadının şirketi İsrail ordusunun tedarikçisine ortak çıktı

Yayınlanma

CNN’in haberine göre Jared Kushner’ın yatırım şirketi Affinity Partners, İsrail ordusuna silah ve teçhizat sağlayan firmalarda pay sahibi olan Phoenix Financial grubunun en büyük hissedarı kalmayı sürdürdü. Kushner’ın Gazze müzakerelerinde resmi kadro almadan gönüllü diplomat olarak yer alması, şirketteki 1 milyar doları aşan hisse değeri nedeniyle tartışma yarattı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Gazze’deki savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde rol üstlenirken yatırım şirketi Affinity Partners üzerinden İsrailli finans grubu Phoenix Financial ile ticari bağlarını korudu.

CNN tarafından İsrail’deki mali kayıtlar incelenerek yapılan araştırma, Phoenix’in İsrail ordusuna silah, insansız hava aracı, savaş gemisi ve yıkım ekipmanı tedarik eden en az dokuz şirkette pay sahibi olduğunu ortaya koydu.

Bu şirketlerin tamamının hisse değeri geçen yıl artış kaydetti. Kuruluşların birçoğu, Gazze’deki çatışmaların ürünlerine yönelik talebi yükselttiğini açıkladı.

Affinity Partners, Trump’ın Ocak 2025’te başkanlık görevine başlamasından hemen önce Phoenix’teki payını neredeyse iki katına taşıdı.

Şirket, Temmuz 2026’da bu hisselerin dörtte birini 340 milyon doları aşkın bir bedelle elden çıkardı. Bu işlemden elde edilen gelir, satılan paylar için başlangıçta ödenen tutarın beş katını aştı.

Satışın ardından Phoenix’in en büyük hissedarı kalmayı sürdüren Affinity’nin elindeki yüzde 7,4’lük payın piyasa değeri temmuz ayı itibarıyla 1 milyar doların üzerine çıktı. Kushner, Phoenix’i daha önce şirketinin “en iyi yatırımı” olarak nitelendirmişti.

İncelenen belgelere göre Phoenix, İsrail’in en büyük savunma sanayisi şirketi Elbit Systems’e en az 265 milyon dolarlık yatırım yaptı. Elbit, İsrail ordusuna mühimmat, tank sistemleri ve askeri teçhizat temin ediyor.

İsrailli finans grubunun portföyünde İHA kameraları üreten NextVision, topçu mühimmatı tapası imal eden Reshef Technologies ve tank parçaları geliştiren Ashot Ashkelon da yer alıyor.

Phoenix ayrıca savaş gemisi üreticisi Israel Shipyards ile birlikte Boeing ve Caterpillar’da da hisse sahibi. İsrail ordusu operasyonlarda Boeing’in ürettiği uçak ve mühimmatları, Gazze’deki yıkımlarda ise Caterpillar üretimi iş makinelerini kullanıyor.

Kushner’ın şirketi Affinity doğrudan bu savunma kuruluşlarına ortak olmasa da Phoenix’in ana hissedarı sıfatıyla grubun mali kazancından pay alma imkanını koruyor.

Kushner, Trump yönetiminde resmi bir kadro almadan, gönüllü temsilci sıfatıyla diplomatik görüşmelere katılıyor. Bu konum, resmi bir kamu görevinde zorunlu tutulan mali bildirim ve çıkar çatışması yükümlülüklerine tabi olmamasını sağlıyor.

CNN, Kushner’ın yürüttüğü diplomatik temasların söz konusu yatırımları doğrudan etkilediğine dair somut bir veriye ulaşmadığını duyurdu.

Fakat Gazze müzakerelerinde görev üstlenen bir ismin, İsrail ordusunun tedarikçilerine sermaye aktaran bir grupta ana hissedar olması çıkar çatışması tartışmalarına yol açtı.

Kushner’ın avukatı, müvekkilinin Phoenix’in yönetim kurulunda yer almadığını, yatırım kararlarına müdahale etmediğini ve ticari girişimleriyle diplomatik temasları arasında bağ olmadığını savundu.

CNN ise Kushner’ın Eylül 2025’te Forbes dergisine verdiği mülakatta Phoenix yönetimiyle “çok aktif bir diyalog” sürdürdüğünü ve şirket yöneticileriyle birkaç haftada bir temas kurduğunu söylediğini aktardı.

Avukatı bu temasların tek tek yatırımlarla değil, genel piyasa eğilimleriyle sınırlı olduğunu öne sürerken diplomatik mesainin artmasıyla birlikte şirket yönetimiyle görüşmelerin seyreldiğini kaydetti.

Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, Kushner’ın şahsi ticari işlerinin gönüllü diplomatik vazifeleriyle bağlantısı bulunmadığını dile getirdi.

Phoenix ise hissedarlarına sunduğu değerin temel faaliyet performansından beslendiğini belirterek haberdeki ayrıntılı bulgular hakkında değerlendirme yapmadı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English