Bizi Takip Edin

Asya

Tokyo’da 30 yıllık iktidar koalisyonunun çöküşü

Yayınlanma

11 Ekim’de  Japonya siyasetinde tarihi bir gün yaşandı.

Komeito’nun mevcut lideri Saito Tetsuo, düzenlediği basın toplantısında partisinin, Liberal Demokrat Parti (LDP) ile 26 yıldır süren istikrarlı ve sadık koalisyon ortaklığını sona erdirerek artık iktidar koalisyonunda yer almayacağını açıkladı.Saito ayrıca , Komeito’nun LDP ile seçim işbirliğini bundan sonra sonlandıracağını duyurdu . Bu, Komeito ve LDP’nin birbirine bağlı olması nedeniyle Japonya’nın siyasi manzarasında büyük bir değişim anlamına taşıyor. Ancak parlamentoda konu bazında işbirliğinin mümkün olduğunu ve partisinin LDP’nin açık bir rakibi olmayı hedeflemediğini vurguladı .Kısacası, 1999-2009 ve 2012 yılları arasında Japonya’yı yöneten LDP-Komeito koalisyonu resmen sona erdi 

Bu koalisyon muhtemelen son otuz yıldır Japon siyasetine yön veren bir yapıdan ibaretti. 

LDP’nin 1990’ların başında iktidarı kaybetmesinin ardından zorlu siyasi ortamında istikrarı sağlamak için Komeito’ya yönelmek doğal bir hamleydi . O zamandan beri istikrarlı ve kalıcı bir ittifak olarak siyasi bir kaleye dönüşme yolu izlendi . Kısacası Japon siyasetine hakim olanlar ülkeyi LDP ve Komeito birlikte yönetiyor çıkarımını yapabilmekteydi. Meclis’te çoğunluğu sağlıyorlardı. 2010’lardaki Shinzo Abe döneminde de işler böyle yürüyordu. Shinzo Abe muhafazakâr olmasına rağmenkişisel bağları ve her zaman Komeito’nun onayını veya en azından uyumunu gerektiren dikkatlice kurgulanmış politika uzlaşmalarıyla koalisyonu sürdürdü . Komeito da kendi koşullarını belirledi ve LDP-Komeito ortaklığı ilerledi. Neredeyse kusursuz bir siyasi mekanizmaydı.

Son otuz yıldır LDP ve Komeito Japonya Meclisi’nin iki kanadından daha güçlü olan Temsilciler Meclisi’ndeki sandalyelerin %60’ından fazlasını istikrarlı bir şekilde elinde tuttu . Ancak bu hakimiyet, oylardaki gerçek güçlerini yansıtmıyor ; çünkü Japonya’nın seçim sistemi , LDP’nin hakim olduğu tek üyeli seçim bölgeleri aracılığıyla, bu tür koalisyonları ödüllendirmiş oluyor.

Koalisyon nasıl çalışıyordu ?

Aslında koalisyon iki yönlü bir sistem olarak çalıştı: Birincisi LDP’nin gücü geleneksel olarak Japonya’daki tek üyeli bölgelerde bulunuyordu. Komeito ise bölge başına yaklaşık 20.000 oy sağlayarak Soka Gakkai gibi budist cemaatler aracılığıyla LDP adaylarını desteklemek için sahada aktifti.

İkinci olarak Komeito ise, LDP adayının yarışmadığı, geleneksel olarak Tokyo veya Kansai bölgesi (çoğunlukla Osaka ve Hyogo) gibi kentsel alanlardaki sınırlı sayıda tek üyeli seçim bölgesine odaklandı. Partinin gerçek tabanının bulunduğu nispi temsil oylamasında tüm gücünü yoğunlaştırdı . LDP için sahada çalışan bir mekanizmaydı.

Ancak LDP muhafazakâr çevrelerinde Komeito’ya karşı her zaman bir şüphecilik olduğu Japon siyasetinde bilinen bir gerçek. Bunun bir kısmı, partinin Komeito’nun arkasındaki Budist örgüt Soka Gakkai ile olan bağlantılarından, bir kısmı ise eşcinsel evlilik, ayrı soyadı politikası veya savunma harcamaları gibi konulardaki toplumsal açıdan ılımlı tutumların eleştirilmesidir. Ayrıca, Komeito’nun Çin ile geleneksel olarak yakın ilişkisi de bu şüpheciliğe yol açmaktadır.

Tüm bunlar son günlerde su yüzüne çıktı ve artık nihayet parçalandı .

Doksanlar ve iki binlerde bu politika farklılıkları pek önemli değildi, ya da en azından Komeito’yu güvenilir bir ortak, Japonya’yı yönetebilecekleri biri olarak gören LDP ve liderleri tarafından bir kenara bırakıldılar. Birlikte, mutabakatla yönettiler. Başarılıydılar. Ancak geçen hafta, koalisyon doyum noktasına ulaştı.

Partinin LDP ile yollarını ayırmasına yol açan iki temel anlaşmazlık noktası olduğu anlaşılıyor :

İlk büyük sebep Sanae Takaichi’nin sağcı politika duruşlarının ve belki de daha da önemlisi, üslubunun ve tonunun Komeito tarafından iyi karşılanmaması. Komeito, Abe ile çalıştı ve anlaşmazlıkları fazlaydı ancak Abe ile Takaichi arasında önemli nüanslar olduğunu unutmamak lazım. Abe, 2007’deki başarısız ilk döneminin ardından derslerini aldı ve ikinci döneminde ekonomi politikalarına yönelerek Komeito’ya hükümetin çok fazla sağa kaymayacağına dair güvence verdi .

İkinci tartışma konusu ise, LDP’yi son yıllarda rahatsız eden “seiji to kane” (siyaset ve para) skandalları. Komeito, reform yolunda gerçek adımlar atmadığını düşündüğü ve Japon seçmenlerin son beş yıldır her seçimde cezalandırdığı aynı siyasi davranışı sergilemeye devam eden bir partiyle koalisyonda kalmayı artık haklı gösteremeyeceğini düşünmüş olabilir.

Ve kişisel bağların rolü var . Japon basını, Takaichi Sanae’nin Komeito ile neredeyse hiçbir ilişkisi olmadığını ve LDP içinde Komeito’ya pek de yakınlık duymayan muhafazakarların egemen olduğu bir liderlik ekibi kurduğunu yazıyor. Bunlardan biri de, Takaichi’yi Japon siyasetinin zorlu sularında yönlendiren “kapalı imparator” haline gelen eski Başbakan Aso Taro oldu.

Peki bundan sonra neler olması bekleniyor?

Japonya Meclisi’nin önümüzdeki günlerde yeni başbakanı oylaması gerekiyor . Takaichi Sanae’nin şu anda görevi güvence altına alacak yeterli oyu olmayabileceği için, ilk tarih zaten ertelenmişti.

Fakat bugün Japonya hükümeti, parlamentoyu 21 Ekim’de olağanüstü toplantıya çağırmaya karar verdi. Parlamento kaynakları, toplantının bir sonraki başbakanı seçmek için oylama yapılmasının beklendiğini söyledi.

Başbakan olmak için bir adayın Meclis’in her iki kanadında da çoğunluğu kazanması gerekiyor . Sorun şu ki, LDP ilk turda bile tek başına mutlak çoğunluğa sahip değil ve Komeito ile bile. Şimdi koalisyon dağıldığına göre, bu fark daha da açıldı ve LDP’yi başarısızlığa sürükleme tehlikesiyle karşı karşıya bıraktı .

Hiçbir aday çoğunluğu sağlayamazsa, oylama iki önde gelen aday arasında ikinci tura kalır ve bu kez LDP ikinci tura tek başına katılacaktır.

LDP, Meclis’in en büyük partisi olmaya devam ediyor ve Takaichi Saane, Japonya’nın ilk kadın başbakanı olabilir! Göreceğiz.

Ancak muhalefet hâlâ bir karmaşa içinde Japonya’nın en büyük muhalefet partisi olan CDPJ , bir yandan sağ eğilimli iki muhalefet partisi olan DPFP ve Ishin no Kai’yi ortak bir aday üzerinde anlaşmaya ikna etmeye çalışıyor. Diğer yandan CDPJ, Komünistler, Sosyal Demokratlar ve Reiwa gibi daha küçük sol partilerle de koordinasyon sağlamaya çalışıyor.

Komeito ne yapacak ?

Lider Saito Tetsuo, partinin ilk turda kendisine (kendi liderlerine) oy vereceğini söyledi ancak olası ikinci turda ne yapacaklarını açıklamadı ve Meclis’teki güç dengesini tamamen belirsiz bıraktı .

Komeito’nun kapanış mesajı ise şöyleydi. 

“Halk için siyaseti yeniden canlandırmak ve kamuoyunun güvenini yeniden tesis etmek için Komeito öncülük edecek ve ilerleyecektir. LDP ile geçmişteki ortaklığımız için minnettarlığımızı ifade ediyor ve el sıkışarak ayrılıyoruz.”

Asya

DeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı

Yayınlanma

Çin merkezli yapay zekâ sohbet botu DeepSeek kullanıcılarının çalışma belgeleri ve kişisel mesajları içeren diyalogları Google arama sonuçlarında açık erişime çıktı. Veri görünürlüğü, kullanıcıların üçüncü kişilere aktarım amacıyla “Paylaş” seçeneğini etkinleştirerek ürettiği kamuya açık bağlantıların arama motoru tarafından indekslenmesinden kaynaklandı.

Çin merkezli yapay zekâ sohbet botu DeepSeek kullanıcılarına ait diyaloglar, çalışma belgeleri ve kişisel mesajlar Google arama motorunda açık erişime çıktı.

Durumun, kullanıcıların yazışmaları üçüncü kişilere aktarmak amacıyla oluşturduğu kamuya açık bağlantıların Google tarafından indekslenmesinden kaynaklandığı tespit edildi.

Süreç, DeepSeek arayüzündeki “Paylaş” seçeneğiyle işliyor. Bu özellik etkinleştirildiğinde kullanıcı metnin belirli bölümlerini işaretliyor ve platform herkesin erişebileceği bir internet adresi üretiyor.

Sistem işlem sırasında söz konusu içeriğin bağlantıya sahip olan herkese açık hale geleceği bilgisini veriyor. Arama motoru da yalnızca hesap sahiplerinin manuel olarak genel erişime açtığı diyalogları sonuçlarda listeliyor.

Ocak 2025’te bulut güvenliği şirketi Wiz Research uzmanları, DeepSeek veri tabanından gizli bilgilerin sızdığını tespit ettiklerini duyurmuştu. Geliştirici firmaya bildirilen sorun hızla giderilmişti.

Uzmanların değerlendirmelerine göre açık erişime sızan veriler arasında sohbet geçmişleri, gizli anahtarlar, arka plan sistem ayrıntıları ve diğer gizli bilgileri içeren 1 milyondan fazla veri satırı yer alıyordu.

DeepSeek, kuruluşundan bu yana 7 milyar dolardan fazla yatırım toplayarak Çin’in en yüksek piyasa değerine sahip yapay zekâ girişimi konumuna geldi.

Platformun kullanıma sunulmasından itibaren dünya genelinde çok sayıda ülke, ulusal güvenlik ve kişisel verilerin korunması kaygıları doğrultusunda hükümet düzeyinde ve kamu kurumlarında sistemin kullanımına yönelik yasak veya kısıtlamalar getirdi.

Axios’un aktardığı bilgilere göre ABD Kongresi üyelerinin Çin menşeli sohbet botunu kullanmasına izin verilmiyor.

2026 yılı başlarında ise İtalya Veri Koruma Kurumu, kişisel verilerin işlenme yöntemlerine dair bilgi eksikliği gerekçesiyle DeepSeek erişimini engelledi.

Yapay zekâ sistemlerinde benzer veri güvenliği sorunları daha önce de yaşanmıştı. 2023 yılında OpenAI şirketine ait ChatGPT yazılımında, açık kaynaklı “redis-py” adlı Redis müşteri kütüphanesindeki bir hata nedeniyle bazı kullanıcıların kişisel verileri internete sızmıştı.

Söz konusu teknik aksaklık, ChatGPT abonelik doğrulama e-postalarının bir kısmının yanlış kullanıcılara gönderilmesine yol açmıştı.

Okumaya Devam Et

Asya

Japonya, nükleer silah tartışmasını tabu olmaktan çıkarıyor

Yayınlanma

Japonya Savunma Bakanı Şinciro Koizumi, ülkesinin nükleer silah edinme konusundaki tartışma yasağını kaldırması gerektiğini belirterek güvenlik ortamının kötüleştiğini vurguladı. Kyodo News ajansının aktardığına göre Koizumi, ulusal savunma önlemlerini artıran Finlandiya ve Fransa’yı örnek göstererek Tokyo’nun bazı konuları tabu sayan yaklaşımlarını değiştirmesi gerektiğini kaydetti.

Japonya hükümetinde, ülkenin nükleer silah edinmesine yönelik tartışmalar üzerindeki yasağın kaldırılması yönünde çağrı yapıldı.

Kyodo News ajansının aktardığına göre Japonya Savunma Bakanı Şinciro Koizumi, Tokyo’nun nükleer silah konusunu tartışmaktan “kaçınamayacağını” ifade etti.

Bakan Koizumi, nükleer caydırıcılığı güçlendirmek için adımlar atan Fransa ve Finlandiya’yı örnek gösterdi. Finlandiya parlamentosu, haziran ayı ortasında ulusal savunmayı güvence altına almak amacıyla nükleer silahların ülke topraklarına ithalini, transit geçişini ve depolanmasını engelleyen yasağı kaldıran bir kanunu kabul etmiş, düzenleme daha sonra Cumhurbaşkanı Alexander Stubb tarafından imzalanmıştı.

Koizumi, güvenlik durumunun kötüleştiğini ve Tokyo’nun bazı konuların tartışılmasını tabu haline getiren yaklaşımlarını değiştirmesi gerektiğini belirtti. 1945 yılında ABD’nin atom bombası saldırılarına maruz kalan Japonya, günümüzde Amerikan nükleer şemsiyesinin koruması altında yer alıyor ve topraklarında nükleer silah üretmeme, bulundurmama ve girişine izin vermeme şeklindeki üç temel ilkeye bağlı kalıyor.

Japonya Başbakanı Sanae Takaichi, Kasım 2025’te bu ilkelerin değiştirilmesi konusunu gündeme taşımıştı.

Japon yetkililer, ulusal güvenliğe dair üç temel belgenin güncellenmesi sürecinde bu konuyu ele almaya başladı. Takaichi, özellikle nükleer silahların ülkeye girişine yönelik yasağın kaldırılmasını önermiş, mevcut yasağın ABD’nin caydırıcılık potansiyelini zayıflattığını savunmuştu.

Mevcut yasal çerçevede Washington, Japonya’daki askeri üslerine ve buradaki limanlara yanaşan gemilerine bu tür mühimmatları yerleştiremiyor.

Kyodo News ajansına konuşan ve Takaichi hükümetinin güvenlik politikalarının hazırlanmasında yer alan bir kaynak, aralık ayında yaptığı açıklamada Japonya’nın nükleer silaha sahip olması gerektiğini savunmuştu.

Bu çıkış, muhalefet partilerinin ve bazı ülkelerin tepkisine yol açmıştı.

Avrupa’da da benzer güvenlik tartışmaları sürüyor. Litvanya Cumhurbaşkanı Gitanas Nauseda, temmuz ayı başında yaptığı açıklamada, ülkedeki siyasi güçlerin “kötüleşen jeopolitik durum” gerekçesiyle ülkede nükleer silah ve yabancı askeri üslerin konuşlandırılmasını engelleyen anayasal yasağın kaldırılmasına yönelik bir plan üzerinde uzlaştığını bildirmişti.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise mart ayı başında ülkesinin nükleer stratejisinde değişikliğe gidildiğini ve “Fransız caydırıcılığında yeni bir aşamaya” geçildiğini duyurmuştu.

Mevcut durumda yaklaşık 290 savaş başlığına sahip olan Fransa, nükleer kalkanını ortaklarına da genişletmeyi planlıyor.

Macron; Almanya, Polonya, Yunanistan, Hollanda, Belçika, Danimarka ve İsveç ile yapılacak işbirliğinin, nükleer silahların kullanılacağı ortak askeri tatbikatları ve Fransız savaş uçaklarının bu ülkelerde geçici olarak konuşlandırılmasını kapsayacağını açıklamıştı.

Okumaya Devam Et

Asya

Çin küresel yapay zeka işbirliği için yeni ortaklık kurdu

Yayınlanma

Çin’in Şanghay kentinde düzenlenen Dünya Yapay Zeka Konferansı kapsamında aralarında Rusya’nın da yer aldığı 29 ülke, yapay zeka alanında yeni bir işbirliği örgütü kurulması için anlaşma imzaladı. Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve yabancı liderlerin katıldığı zirvede, Birleşmiş Milletler merkezli küresel bir yapay zeka yönetişimi ve adil etkileşim mekanizmaları vurgulandı.

Şanghay kentinde düzenlenen kapsamlı Dünya Yapay Zeka Konferansı (WAICO) 20 Temmuz’da tamamlanıyor. Konferansa 2026 yılında ilk kez Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı Xi Jinping’in yanı sıra Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev dahil olmak üzere çok sayıda yabancı lider katılım gösterdi. Zirvenin en önemli pratik adımı ise resmi açılıştan bir gün önce duyuruldu.

Rusya dahil 29 ülkenin temsilcileri, Yapay Zeka Alanında Küresel İşbirliği Örgütünün (WAICO) kurulmasına yönelik bir anlaşmaya imza attı. Kurulan yeni yapının, ülkelerin dijital potansiyellerini artırmak, kendi teknoloji ve çözümlerini geliştirmek amacıyla adil etkileşim mekanizmaları sağlaması hedefleniyor.

Bu organizasyon, yapay zekaya ilişkin küresel tartışmalarda Birleşmiş Milletleri ana mecra olarak kabul edecek.

Rusya adına imza sürecini Dijital Kalkınma, Haberleşme ve Kitle İletişim Bakanı Maksut Şadayev yürütürken, Şanghay’daki Rus delegasyonuna Rusya Devlet Başkanlığı İdaresi Başkan Yardımcısı Maksim Oreşkin liderlik etti.

Çin lideri Xi Jinping, gerçekleştirdiği konuşmaya tarihi bir atıfla başlayarak “yapay zeka” kavramının 70 yıl önce ABD’deki New Hampshire eyaletinde yer alan Dartmouth College’daki bir bilimsel seminerde kabul edildiğini hatırlattı.

Dünyanın hızlı ve köklü değişimlerden geçtiği bu dönemde, yeni bilimsel-teknolojik devrim ve endüstriyel dönüşüm dalgasının yapay zekanın hızlı gelişimiyle doğrudan bağlantılı olduğunu ifade etti.

Bu sürecin yeni fırsatların yanında ciddi sınamaları da beraberinde getirdiğini kaydeden Xi, insanlığın düşünebilen makinelerle nasıl etkileşime gireceği, güvenliğin nasıl garanti altına alınacağı ve etik meselelerin nasıl çözüleceği sorularına ortak yanıtlar vermesi gerektiğini belirtti.

Xi, yapay zekanın olumlu yönde ilerlemesi için dört temel öneri sundu. İlk olarak açık ve karşılıklı faydaya dayalı işbirliğinin desteklenmesini isteyen Xi, benzersiz tarihi fırsatın değerlendirilmesi, açık kaynak kodunun teşvik edilmesi ve yapay zeka teknolojileri ile endüstriyel inovasyonun kapsamlı şekilde desteklenmesi gerektiğini söyledi.

İkinci başlıkta güvenlik konusuna değinen Çin lideri, yapay zekanın yasal çerçevelerle kontrol edilebilir olmasını ve insan denetiminin korunmasını talep etti.

Bununla birlikte, yapay zeka alanında ulusal güvenlik kavramının çok geniş yorumlanmasına karşı çıkılması yönünde çağrıda bulundu. 2023 yılında Çin Siber Alan Yönetimi, üretken yapay zeka modellerinin sosyalizmin temel değerlerini yansıtması gerektiğine dair kararlar almış olsa da Xi, Çin’in kendi içinde gelişme ve güvenliğe eşit derecede önem verdiğini ifade etti.

Xi, üçüncü olarak kapsayıcılığın teşvik edilmesini ve her uygarlığın kendine has güzellikleri olduğu ve birbirini tamamladığı tezinden hareketle medeniyetler arası diyaloğun güçlendirilmesini önerdi.

Yapay zeka değerlerinin ortak insani değerler temelinde şekillenmesi gerektiğini savundu.

Son olarak, BM’nin merkezi bir rol oynadığı küresel yönetişimin iyileştirilmesinde dayanışma ve karşılıklı yardımlaşma çağrısı yaptı. Şi’nin yapay zeka konusundaki bu yaklaşımı, Çin’in benzer alanlardaki dört küresel girişimiyle paralellik gösteriyor.

Konferans kapsamında 18 Temmuz’da Alibaba grubu, pazar dengelerini etkileyebilecek yeni bir hamle gerçekleştirdi.

Şirketin yarı iletken birimi T-Head, Zhenwu serisi yapay zeka çipleri için temel mimari oluşturan SAIL yazılım yığınının açık kaynak kodlu hale getirildiğini duyurdu. Bu adımın, Nvidia’nın pazardaki hakimiyetine yönelik bir hamle olduğu belirtiliyor.

Rus delegasyonu da Şanghay’daki teknoloji fuarında incelemeler yaptı. Rus haber ajansı TASS’ın aktardığına göre, Sberbank Kıdemli Başkan Yardımcısı Andrey Belevtsev’in eşlik ettiği inceleme esnasında bankanın yapay zeka asistanı GigaChat, görsel ve video üretim modelleri Kandinsky ile Kandinsky 3D ve insansı robot Green sergilendi.

Vedomosti gazetesine konuşan Rusya Yüksek Ekonomi Okulu (HSE) Profesörü Sergey Tsıplakov, Çin’de güvenliğin gelişmenin ön koşulu olarak görüldüğünü, son yıllarda hem Çin’de hem de ABD dahil diğer ülkelerde güvenlik faktörünün ön plana çıktığını ifade etti.

Tsıplakov, Çin’in yapay zeka modellerinin kendi koşulları çerçevesinde muhtemelen Küresel Güney ülkelerine yayılacağını, ancak yeni örgütün imzacısı olan ülkeler arasında Hindistan’ın yer almamasının dikkat çekici olduğunu kaydetti.

“BRICS – Rusya” Uzman Konseyi Üyesi Anna Sıtnik ise Çin’deki yapay zeka gelişiminin devlet ile iş dünyası arasındaki bağa dayandığını, hükümetin uzun vadeli hedefler belirleyip altyapı kurduğunu, şirketlerin ise bu stratejiyi ürüne dönüştürdüğünü belirtti.

Sıtnik, Çinli bilim insanlarının makale sayısı bakımından lider olmasının ABD’ye karşı mutlak bir üstünlük anlamına gelmediğini, makale kalitesinin daha belirleyici olduğunu vurguladı.

Çin’in diğer ülkelerdeki yapay zeka gelişimini tekeline alma olasılığına değinen uzman, Pekin’in “Dijital İpek Yolu” programı kapsamında onlarca ülkede telekomünikasyon altyapısına, veri merkezlerine ve akıllı teknolojilere yatırım yaptığını, açık kaynak politikasının da bu sürece katkı sağladığını aktardı.

Sıtnik, Çin’in yapay zeka alanındaki gücünün Rusya’nın teknolojik egemenliği üzerindeki etkisine ilişkin olarak, bu durumun Moskova açısından mevcut durumu değiştirmediğini ifade etti.

Çinli şirketlerle etkileşimin sürdüğünü belirten uzman, Rusya devletinin tek bir ekosisteme bağımlı olmanın getirdiği risklerin farkında olduğunu, bu nedenle Rusya’nın kendi egemen modelleri üzerindeki çalışmalarına devam ettiğini sözlerine ekledi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English