Bizi Takip Edin

Avrupa

AfD, CDU’da ve “güvenlik duvarı”nda delikler açmaya başladı

Yayınlanma

Şansölye Friedrich Merz’in partisindeki üç eski üst düzey politikacı ve görevli, muhafazakârların AfD ile başa çıkmak için yeni bir strateji geliştirme zamanının geldiğini söyledi ve “güvenlik duvarı” stratejisiyle ilgili iç tartışmalar ciddi şekilde yoğunlaştı.

“Güvenlik duvarı” (Brandmauer), Alman ana akım partilerinin Almanya için Alternatif (AfD) gibi “radikal” partilerle federal ve eyalet düzeyinde koalisyon kurmayı veya çoğunlukla bu partinin yardımıyla yasalar çıkarmayı reddettikleri anlamına geliyor.

Bu güvenlik duvarında, özellikle doğudaki eyaletlerde yerel düzeyde önemli çatlaklar olsa da, Merz göreve geldiğinden bu politikaya büyük oranda sadık kaldı.

Geçen şubat ayında Münih’te güvenlik duvarını “seçmenlerin haklarını elinden almak için bir araç” olarak eleştiren ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ve AfD lideri Alice Weidel ile ortak sohbete katılan Elon Musk da dahil olmak üzere Trump yönetiminin üyeleri Alman yetkilileri sertçe eleştiriyordu.

Geçen hafta Stern dergisine konuşan muhafazakâr figürler, CDU/CSU bloğunun AfD’ye karşı tutumunu tartışmaya açtılar.

Tarihçi ve Merz’in eski danışmanı Andreas Rödder, “Güvenlik duvarı ne kadar yüksek olursa, AfD o kadar güçleniyor,” dedi. Rödder’e göre muhafazakârlar, AfD belirli koşullara razı olduğu ve “aşırıcı” tutumlarından vazgeçtiği sürece, bu parti ile “diyalog kurmaya istekli” olmalı.

Eski CSU genel sekreteri ve eski Savunma Bakanı Karl-Theodor zu Guttenberg ise, “Boykotla gizemi ortadan kaldırmak mümkün değil,” diyerek, AfD’yi dışlamanın, bu partiyi güçlendirmekten başka bir işe yaramadığını savunuyor.

CDU içinde AfD tartışması sürüyor

Güvenlik duvarı stratejisinin yeniden düşünülmesini savunan muhafazakarların temel argümanı şöyle özetleniyor: AfD politikacılarının, “siyasete özgü karmaşık uzlaşmalara girmeden” dışarıdan sisteme karşı çıkmalarına izin vermek, partiyi güçlendirmekten başka bir işe yaramıyor.

Aynı zamanda, muhafazakârların AfD ile işbirliği yapmayı reddetmesi, CDU/CSU’yu sol partilerle birlikte yönetmeye zorluyor ve aşırı sağa, saldırı için daha fazla malzeme sağlıyor. 

AfD’nin anketlerde gitgide daha sık birinci parti çıkmaya başlamasıyla durum daha da karmaşıklaşıyor. Angela Merkel’in eski genel sekreteri Peter Tauber de AfD ile “yeni bir ilişki” kurmanın “devlet politikası açısından gerekli” olduğunu düşünüyor. Stern, CDU/CSU bloğunda, daha önce hiç yaşanmayan bir duygunun, “bölünme” korkusunun baş gösterdiğine işaret ediyor.

Berlin Bilim Merkezi ve Harvard Üniversitesinden araştırmacılar, 2019 ile 2024 yılları arasında toplam 11.053 ilçe meclisi ve belediye meclisi toplantısını değerlendirdi. Sonuç: AfD’nin önergelerinin neredeyse beşte biri (yüzde 19) CDU ve diğer “demokratik” partilerin onayını aldı.

Bu önergeler personel sorunları, maddi önergeler ve bütçelerle ilgiliydi. Stern, “Görünüşe göre, AfD uzun zamandır yerel yönetimlerde de iktidarda,” diye yorumluyor.

İki hafta önce Pazartesi günü, Saksonya’nın Bautzen kentindeki CDU ilçe başkanı Udo Witschas, ilçe meclisinde bir skandala neden oldu. Anayasa Koruma Teşkilatı’nın gözetiminde olan AfD ilçe meclis üyesi ve Federal Meclis milletvekili Karsten Hilse ile motosiklet gezisinde çekilmiş bir fotoğraf hakkında yorum yapması istendi.

Witschas bu fotoğrafı gizlememiş, aksine ofisine asmış ve internette paylaşmıştı. Witschas, bu heyecanı anlayamadığını söyledi. Ona göre Hilse “aşırı sağcı” değildi. Onun görüşüne göre, ilçe meclisinde tek bir “sağcı, solcu ya da aşırı uçlu” kişi bile yok.

AfD’den rapor: Biz ‘aşırı sağ’ isek, CDU da öyle!

AfD politikacıları, muhafazakârların endişelerinden doğal olarak memnunlar. AfD’nin parlamento grubu lideri Bernd Baumann, POLITICO Bulletin’e verdiği demeçte, CDU’nun “kendi kendine yarattığı bir varoluş krizinde” olduğunu söyledi.

Baumann, “Önce, AfD’den aldığı sağcı pozisyonlarla kampanya yürütüyor. Seçildikten sonra, AfD’ye karşı bir güvenlik duvarı örüyor. SPD ile koalisyonda, seçim vaatlerinin tam tersini uyguluyor,” diye konuştu.

Eş Başkan Weidel da CDU’nun bu şekilde yola devam edemeyeceğinden emin. Weidel Stern’e verdiği demeçte, “Birlik artık bizi reddedemeyecek. Kısa sürecek Merz döneminden sonra değişen CDU’yu temel olarak potansiyel bir ortak olarak görüyorum,” dedi.

Tarihçi Rödder, CDU’nun hâlâ gücü varken AfD’ye nihayet “kendi oyununu” dayatmasını istiyor. Bu kapsamda partinin AfD’ye “koşullu diyalog hazırlığı” sinyali vermesi gerektiğini söylüyor.

Rödder, “AfD kırmızı çizgileri korur ve aşırı sağcı pozisyonlardan ve figürlerden açıkça uzak durursa, diyalog arayışına girip konuyla ilgili sert bir tartışma yürütmek demokratik bir girişim olarak değerlidir. Ayrıca stratejik olarak da, yön tartışmasının ateşini AfD’ye atmak daha akıllıca,” diyor.

Tarihçiye göre AfD ancak bu şekilde ”hangi yöne gitmek istediğine karar vermeye zorlanabilir: “aşırılıkçı mı yoksa demokratik mi?”

Öte yandan CDU liderliğinin büyük bir kısmı yine de Rödder’in fikirlerinden uzak duruyor, çünkü onun tezlerinin “güvenlik duvarının” sonunun başlangıcı olacağından korkuyorlar.

CDU’dan AfD’ye karşı yumuşama sinyalleri

Önde gelen Hıristiyan Demokratlar, partinin hesaplamalara göre sağ çoğunluğu siyasi olarak kullanmanın bir yolunu aradığı izlenimine şiddetle karşı çıkıyor.

CDU başkan yardımcısı Karin Prien, “AfD, orta sınıfın [bürgerlich] tam tersidir” uyarısında bulunuyor. Bu nedenle, AfD ile orta sınıf çoğunluğu da olamaz.

Kiel hükümet başkanı Daniel Günther, “AfD’ye karşı net bir tutumumuz var ve bu tutumumuz değişmeyecek. Demokratik sorumluluğu ciddiye alan kimse, kurumlarımızı ve devlete olan güveni baltalayan bir parti ile ortak bir iş yapamaz,” diyor.

Şansölye Friedrich Merz de AfD’ye karşı güvenlik duvarını yeniden teyit etti.

Berlin’de yapılan dışa kapalı CDU toplantısının ardından Merz, bu iki partinin ayrıntılarda değil, “temel siyasi inançlar” kısmında ayrıştığını söyledi ve AfD’nin CDU’yu yok etmek istediğini öne sürdü.

Avrupa

AB’nin Rusya’ya yönelik 21’inci yaptırım paketinde neler var?

Yayınlanma

Avrupa Birliği, Rusya’ya karşı 170 kuruluş ile 48 kişiyi kapsayan 21’inci yaptırım paketini perşembe günü onayladı. Yeni kısıtlamalar finans sistemini, kripto varlık platformlarını, petrol tüccarlarını, gölge filoyu ve enerji sektörünü hedef alıyor. Liste genelindeki toplam pozisyon sayısı yaklaşık 3 bine ulaştı.

Avrupa Birliği (AB), Rusya’ya yönelik 21’inci yaptırım paketini perşembe günü onayladı. Yeni kısıtlama paketi; bankaları, kripto para ağlarını, petrol tüccarlarını, gölge filoyu ve enerji sektörünü kapsıyor.

Yaptırım listesine 170 kuruluş ile 48 kişi olmak üzere toplam 218 yeni kişi ve kurum eklendi. Bu adımla birlikte AB’nin kısıtlama listesindeki toplam pozisyon sayısı yaklaşık 3 bine yükseldi.

Yaptırım paketi çerçevesinde, neredeyse tamamı bankalardan oluşan 94 Rus finans kuruluşunun varlıkları tamamen donduruldu.

Aralarında Moğolistan ve Kırgızistan’da yer alan 4 yabancı banka ile Rus kuruluşlarının Hindistan’daki bankacılık iştiraklerinin de yer aldığı 33 Rus bankasına işlem yapma yasağı getirildi ve bu kurumlar uluslararası ödeme sistemi SWIFT’ten çıkarıldı.

Moskova Borsası da yaptırım listesine dahil edildi. Gürcistan, Panama, Marshall Adaları, Belarus ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde (BAE) bulunan 14 kripto para platformuyla işlem yapılması yasaklandı.

Afrika’da A7 kripto ağıyla bağlantılı yapılar da dahil dört tüzel kişilik yaptırım kapsamına alındı. Ayrıca AB yaptırımlarının Rusya tarafından delinmesine yardım eden üçüncü ülkelerdeki tüm kripto operatörleriyle işlemleri yasaklamaya imkan tanıyan yeni bir hukuki çerçeve oluşturuldu.

AB, Rus petrolüne uygulanan tavan fiyatı 12 ay boyunca varil başına 44,10 dolar seviyesinde dondurarak fiyatın otomatik olarak yaklaşık 58,50 dolara yükselmesinin önüne geçti.

Kısıtlama listesine gölge filoya ait 41 yeni gemi eklendi; böylece yaptırım uygulanan toplam gemi sayısı 670’i aştı.

Gemilerin listeye alınma kriterleri genişletilerek gölge filo tankerlerine hizmet sağlayan veya yakıt ikmali (bükeraj) yapan gemiler de yaptırım kapsamına alındı.

Yeni düzenlemeler, AB ülkelerine alıkonulan gölge filo gemilerinin taşıdığı yüklere el koyma ve bunları satma yetkisi veriyor.

Ayrıca üçü Rusya’da, biri Belarus’ta yer alan dört petrol rafinerisinin de aralarında olduğu 18 kuruluş ve bir kişi yaptırım listesine girdi.

Beş petrol tüccarı, iki Rus limanı ve dört havalimanı ile işlem yapılması yasaklandı. Gürcistan’daki Kulevi petrol rafinerisiyle işlemler yasaklanırken, bu tedbirin yürürlüğe girişi altı ay ertelendi.

Yeni paketle birlikte LNG tankerlerinin satışına ilişkin her türlü işlemin bildirilmesi zorunluluğu getirildi. AB operatörlerinin, 24 Şubat 2022’den önce yapılan sözleşmeler kapsamında Rus LNG’sini AB dışındaki ülkelere taşımaya devam etmelerine izin veren bir yıllık bir istisna sağlandı. İzin verilen hacimler 2025 yılı seviyesiyle sınırlandırıldı ve bu istisnanın uzatılabileceği kaydedildi.

Rus LNG’sine yönelik daha önce kabul edilen diğer kısıtlamalar yürürlükte kalırken, AB’nin Rus LNG ithalatına yönelik genel yasağının 1 Ocak 2027 tarihinde yürürlüğe gireceği bildirildi.

Rus savunma sanayii faaliyetlerinde yer aldıkları gerekçesiyle 56 kuruluş ve kişi yaptırım listesine dahil edildi.

Çift kullanımlı mal ve teknolojilere yönelik ihracat kısıtlamalarının uygulandığı şirketler listesine 51 yeni kuruluş eklendi. Bu şirketlerin bazılarının Çin (Hong Kong dahil), Hindistan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkiye ve BAE’de yer aldığı belirtildi.

Nikel ve berilyum tozları da dahil özel metal ve alaşımların ihracatına yeni yasaklar getirildi. Starlink’e alternatif olarak geliştirilen Rus uydu iletişim sistemiyle bağlantılı yapılara da yaptırım uygulandı.

AB; bakır, nikel ve kurşun cevherleri, değerli metal cevherleri, işlenmemiş çinko, toprak alkali metaller, çinko ve krom oksitleri, cam eşyalar, yapay inci ile otomotiv aksamlarının ithalatını yasakladı.

Rus altını ve elması ihratıyla bağlantılı ek şirket ve kişiler yaptırım listesine alındı. Bilgi faaliyetleri nedeniyle 8 gerçek kişiye yaptırım uygulandı.

Avrupalı şirketlerin Rus mahkemelerinin yaptırımlarla ilgili kararlarına karşı korunması güçlendirildi.

AB ülkelerinin, Rusya’nın Ukrayna’daki “özel askeri harekatına” katılan Rus askerlerinin ülkeye girişini reddetmelerine imkan tanıyacak bir mekanizmanın kurulması konusunda uzlaşı sağlandı.

Japonya için Sahalin-2 projesinden sağlanan petrol ve LNG’ye yönelik mevcut yaptırım muafiyetleri 31 Mart 2028’e kadar uzatıldı. Güney Kore’ye de LNG ithalatına ilişkin 31 Mart 2028’e kadar muafiyet tanındı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Suudi prensi, Londra’da alkol ve uyuşturucudan ölmüş

Yayınlanma

Londra’da ölü bulunan Suudi Prensi Abdullah bin Fahad bin Abdullah bin Abdulaziz bin Jalawi al Saud’un yüksek seviyede alkol ve parti uyuşturucusu GHB kaynaklı yaşamını yitirdiği açıklandı.

Suudi prensi geçen yıl 25 Kasım’da, Kensington’daki Marriott Oteli’nin banyosunda ölü bulundu. Otel, Batı Londra’da yer alıyor.

İç Batı Londra Ölüm Soruşturma Mahkemesi’nde yapılan soruşturmada, 29 yaşındaki prensin 19 Kasım’da bir haftalık konaklama için otele giriş yaptığı ortaya çıktı.

Ölümünden önceki akşam, sigara içmek için dışarı çıktığı an güvenlik kameralarına yakalandı.

Fakat daha sonra bir temizlik görevlisi, kilitli olan beşinci kattaki odasına girdiğinde onu giyinik halde banyo zemininde yatarken buldu.

Otel güvenliği ve ambulans ekibi çağrıldı fakat hayata döndürülemeyince ölümü ilan edildi.

Toksikoloji raporuna göre, genç kraliyet üyesinin kanında 100 ml başına 222 mg alkol konsantrasyonu tespit edildi.

Bu değer, alkollü araç kullanma sınırı olan 80 mg’ın çok üzerinde ve komaya neden olabilecek bir aralıktaydı.

Ayrıca, potansiyel olarak ölümcül seviyelerde, “parti uyuşturucusu” olarak bilinen gama-hidroksibutirat (GHB) ile birlikte esrar izleri, daha çok Xanax olarak bilinen anksiyete giderici ilaç alprazolamın eğlence amaçlı bir dozu ve diğer anksiyete giderici ilaçların tedavi edici dozlarda da tespit edildi.

Mahkeme, merhumun alkol ve Xanax kullanımıyla mücadele ettiğini öğrendi.

Prens geçen yıl ağustos ayında, Londra’nın güneybatısındaki Roehampton’da bulunan ve bir haftalık kalışın maliyeti 35.000 sterline kadar çıkabilen, dünyaca ünlü Priory Kliniği’nde yatarak tedavi görmüştü.

Orada alkol, benzodiazepinler ve anksiyete ilacı Pregabalin’den kurtularak rehabilite edilmişti.

Uzman psikiyatrist Dr. Victoria Chamorro, hastanın tedaviye “iyi yanıt verdiğini” ve arındırma sürecinin “fiziksel yan etkiler olmaksızın ilerlediğini” belirtti.

Dr. Chamorro yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Arkadaşlarına karşı destekleyici ve nazikti, arkadaşlar edindi. Hastaneye yatışında depresif ruh hali ve anksiyete belirtileri olduğu tespit edildi. Taburcu edildiğinde intihar riski taşımadığı değerlendirildi. Bir arkadaşıyla birlikte taburcu edildi ama daha sonra planlanan Zoom randevularına katılmadı. Yine de onun için herhangi bir endişe yoktu. Tedaviye iyi uyum sağladı ve tedavisini tamamladı.”

The Priory’den ayrıldıktan sonra, Merseyside’daki St Helen’s’te bulunan ve haftalık ücreti 7.000 sterlin olan özel Rainford Hall kliniğinde tedavisine devam etti; burada kendisine üst solunum yolu enfeksiyonu teşhisi de konuldu.

İyileştikten sonra 14 Ekim’de tesisten ayrıldı.

Otopsi sonucunda, Suudi Arabistan Kralı Selman’ın büyük büyükbabasının soyundan gelen prensin herhangi bir akut veya kronik hastalığı olmadığı fakat uyuşturucu ve alkolün birleşimi sonucu kalp durması geçirdiği tespit edildi.

Adli Tıp Asistanı Jean Harkin, prensin intihar etme niyetinde olduğuna inanmadığını belirterek, hem Priory hem de Rainford Hall’dan gelen raporlarda herhangi bir endişe belirtilmediğini, prensin kimseye intihar etmek istediğini söylemediğini ve odasında herhangi bir not bulunmadığını kaydetti.

Üçüncü bir kişinin olaya karıştığına dair herhangi bir kanıt da bulunmamaktaydı; güvenlik kamerası kayıtları, ölümünden önceki gece tek başına olduğunu açıkça göstermekteydi.

Harkin, ölüm nedenini çoklu ilaç alımı olarak belirleyerek, kazara ölüm kararı verdi. Harkin, “Abdullah’ın ailesine en içten taziyelerimi sunmak isterim,” diye ekledi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB, Google’a rekor ceza kesti

Yayınlanma

Avrupa Komisyonu Dijital Piyasalar Yasasına (DMA) aykırı tekelci uygulamalar gerekçesiyle perşembe günü şirkete 890 milyon avro para cezası verdi.

Dünyanın önde gelen arama motoru, genellikle ilk etapta kendi şirketine fayda sağlayan sonuçlar gösterir. Diğer şirketlere ait bağlantılar ise bu sonuçların altında yer alır.

Bazen Google, kullanıcıyı bilgilendirmek amacıyla kendi oluşturduğu “yapay zeka destekli genel bakış” sunar.

Diğer aramalarda ise arama motoru, önce kendi harita hizmeti olan “Maps” ile ya da “sponsorlu ürünler” ile yanıt verir; yani, sonuçların en üst sıralarında görünmek için ödeme yapan şirketlerin reklamları.

Bu uygulama Google açısından mantıklı olsa da, tüketiciler ve diğer şirketler için dezavantajlı olabilir; örneğin, alternatif harita hizmetleri veya alışveriş portalları, Google’ın geniş kullanıcı tabanına ayrıcalıklı erişim imkânından mahrum kalır.

AB, öncelikle Google’ı, Google Arama’da “Google Shopping” gibi kendi hizmetlerini kayırmakla suçluyor.

Komisyon, “Benzer üçüncü taraf hizmetler aynı görünürlükten yararlanamıyor” diyerek bu konuda daha fazla adalet çağrısında bulunuyor.

AB Rekabet Komiseri Teresa Ribera, “En iyi ürünler, arama motorunu işleten şirkete ait oldukları için değil, daha iyi oldukları için öne çıkmalı,” dedi.

Öte yandan Brüksel, şirketi, geliştiricilerin “Google Play” dışındaki uygulama mağazalarında –bazıları daha ucuz olan– uygulamalar sunmasını zorlaştırmakla suçluyor.

Komisyon, bu para cezasıyla Google’dan DMA’nın her iki ihlalini de sona erdirmesini talep ediyor.

Google, Perşembe günü bu para cezasını sert bir şekilde eleştirdi. Google hukuk danışmanı Kent Walker, “DMA’nın bu şekilde uygulanması, günlük olarak kullanılan hizmetleri bir kez daha zayıflatıyor,” dedi.

Şirket artık, otel fiyat teklifleri gibi Avrupalıların değer verdiği arama özelliklerini kaldırmak zorunda kalacak.

Walker, “Bu adil rekabet değil, kendi çıkarlarını gözeten küçük bir şikayetçi grubu tarafından yönlendirilen ürünlerin kalitesinin düşmesi,” iddiasında bulundu.

Google’a göre, kullanıcılar örneğin bir uçuş aradıklarında belirli bir tarih girmek ve o tarihe göre belirli fiyatları ve uygunluk durumunu görmek isterler.

Şirket, kararı incelemeyi planlıyor ve kendi açıklamasına göre temyiz seçeneğini açık tutuyor.

Prensip olarak Google’ın bu cezaya karşı mahkemede itiraz etme hakkı bulunuyor. Dava, teorik olarak uzun bir hukuki süreç sonunda Avrupa Adalet Divanı’na kadar gidebilir.

Google veya Apple gibi şirketlerin internete erişim kapısı görevi görmesiyle ortaya çıkan “kapı bekçisi sorunu”, uzun süredir politikacılar ve tüketici hakları savunucuları için bir endişe kaynağı.

Alman Tüketici Örgütleri Federasyonu’ndan Miika Blinn, “Kapı bekçilerinin kendi hizmetlerini öncelikli göstermesi, rakiplere ve tüketicilere zarar veriyor,” diye eleştiriyor. 

Tüketici savunucusu ayrıca, kullanıcıların kapı bekçilerine ifşa etmek zorunda kaldıkları büyük miktardaki veriye de dikkat çekiyor.

2023 yılından beri yürürlükte olan DMA, kapı bekçisi rolünü üstlenen büyük şirketlerin, benzer üçüncü taraf hizmetlerine kıyasla kendi ürünlerini kayırmasını önlemeyi amaçlıyor.

Yasa ayrıca, örneğin kullanıcıların, Apple cihazına sahip olsalar da Google’ın Android işletim sistemini çalıştıran bir akıllı telefon kullansalar da, hangi tarayıcıyı veya arama motorunu kullanmak istediklerini özgürce seçebilmelerini sağlamayı amaçlıyor.

AB, teknoloji şirketlerinin pazar gücünün bir segmentten diğerine tekrar tekrar yayılmasını ve bu sayede giderek daha da büyümesini önlemek istiyor.

Yasa, ABD’li şirketler ve Başkan Donald Trump tarafından sert eleştirilere maruz kalmıştı.

Örneğin Apple, “kapı bekçisi” olarak sınıflandırılmasına itiraz eden bir dava açmış, fakat kısa süre önce Avrupa Birliği Adalet Divanı’nda davayı kaybetmişti.

Facebook’un ana şirketi Meta, ABD Başkanı Trump’tan teknoloji şirketlerine düzenleyici kısıtlamalar getirmeye çalışan hükümetlere karşı uluslararası önlemler almasını istedi.

Elon Musk’ın şirketi X’e AB tarafından para cezası verilmesinin ardından, ABD hükümeti misilleme yapma tehdidinde bile bulundu.

Trump, Brüksel’e, ABD’li teknoloji şirketlerine uygulanan cezaları gümrük vergisi olarak değerlendireceğini ve buna misilleme gümrük vergileriyle yanıt vereceğini söylemişti. 

Haberlere göre, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, zorlu bir ticaret ortağı olan ABD’yi kendinden uzaklaştırmamak için Google’a yönelik DMA cezasını birkaç kez erteledi.

Bu nedenle pek çok gözlemci, Google’a kesilen para cezasını, AB’nin yurtdışından gelen direnişe rağmen dijital yasalarını uygulayabilip uygulayamayacağının bir turnusol testi olarak görüyor.

Google davası, AB’deki yargılama süreçlerinin ne kadar uzayabileceğini de ortaya koyuyor. Davanın açılmasından para cezasının açıklanmasına kadar iki yıl ve yaklaşık dört ay geçti.

Bu nedenle, LobbyControl ve Corporate Observatory Europe gibi kuruluşlar, para cezası kesilmeden önce bile AB’nin DMA’nın uygulanmasını “önemli ölçüde geciktirdiğini” şikayet etmişti.

Avrupa Komisyonu, arama motorunun Idealo gibi sağlayıcılar yerine kendi “Google Shopping” hizmetini kayırması nedeniyle, 2017 yılında antitröst davası kapsamında Google ve ana şirketi Alphabet’e 2,4 milyar avroluk para cezası vermişti.

Bu konudaki hukuki ihtilaf daha sonra Avrupa Adalet Divanı’na taşındı ve Divan, 2024 sonbaharında para cezasını onadı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English