Bizi Takip Edin

Amerika

İktisatçı Michael Roberts yazdı: Trump’ın Venezuela planı ve petrol piyasasının gerçekleri

Yayınlanma

İktisatçı Michael Roberts, ABD’nin Venezuela hamlesini ve Trump’ın ülkenin petrol rezervlerine yönelik “bizim petrolümüz” yaklaşımını kapsamlı bir analizle değerlendirdi. Roberts, küresel arz fazlası ve ağır petrolün yüksek çıkarma maliyetlerinin, Amerikan şirketlerinin kârlılığını sorgulattığına dikkat çekerken, Latin Amerika’nın yeniden “arka bahçe” olarak kurgulandığını vurguladı.

İktisatçı Michael Roberts, kişisel blog sayfasında yayımladığı analizde, ABD’nin Venezuela’ya yönelik askeri hamlesini ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun kaçırılmasını takiben yaşanan gelişmeleri değerlendirdi.

Roberts, operasyonun hemen ardından Başkan Trump’ın niyetini açıkça ortaya koyduğunu belirtti. Trump, “Çok büyük ABD petrol şirketleri oraya girecek, milyarlarca dolar harcayacak, kötü durumdaki altyapıyı onaracak ve ülke için para kazanmaya başlayacak” ifadelerini kullandı.

Roberts, Trump’ın Maduro’ya yönelik saldırı ve kaçırma eyleminin temel nedeninin, Venezuela’nın “bizim petrolümüz” olarak tanımladığı geniş rezervlerinin kontrolünü ele geçirmek olduğunu gizlemediğini vurguladı.

Londra merkezli Energy Institute verilerine göre Venezuela, yaklaşık 303 milyar varil ile küresel rezervlerin yüzde 17’sini elinde tutuyor ve bu alanda OPEC+ lideri Suudi Arabistan’ı geride bırakarak dünyanın en büyük petrol rezervine sahip ülkesi konumunda bulunuyor.

Ancak Roberts, bu devasa rezervlere rağmen Venezuela’nın ham petrol üretiminin kapasitesinin çok altında kaldığına işaret etti.

1970’lerde günde 3,5 milyon varil ile zirve yapan ve o dönem küresel üretimin yüzde 7’sinden fazlasını karşılayan üretim, 2010’larda günde 2 milyon varilin altına düştü ve geçen yıl ortalama sadece 1,1 milyon varil seviyesinde gerçekleşti.

Dünya piyasaları Maduro’nun kaçırılarak alıkonulmasına nasıl tepki verdi?

“Petrol arzı talep artışını geride bırakıyor”

ABD’nin 2000’lerdeki sözde kaya petrolü (shale) devrimi sayesinde şu anda dünyanın en büyük üreticisi konumunda olduğunu hatırlatan Roberts, dünyanın giderek daha fazla petrole boğulduğunu belirtti.

Arzın küresel talep artışını geride bıraktığını ifade eden Roberts, “Çoğu büyük ekonomideki yavaş büyüme ve enerji üretiminde yenilenebilir kaynaklara kademeli geçiş nedeniyle talep artışı yavaşlıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Venezuela’ya yönelik saldırı sırasında gösterge Brent petrolün varil fiyatının yaklaşık 60 dolar ile son beş yılın en düşük seviyelerine yakın seyrettiği belirtildi.

Roberts, Trump’ın küresel petrol devlerine Venezuela’yı artık kendisinin yönettiğini ve yatırım yaparak “paraya para demeyeceklerini” söylüyor olabileceğini, ancak petrol şirketlerinin bu konuda o kadar emin olmayabileceğini vurguladı.

Eski bir Chevron yöneticisi olan Ali Moshiri’nin, birden fazla Venezuela varlığını devralmak için 2 milyar dolar toplama girişiminde bulunduğunu aktaran Roberts, “Ancak bu bir kumar ve halihazırda ABD’den Venezuela petrolünü sondaj ve üretme lisansına sahip olan Chevron gibileri bu kadar hevesli olmayabilir” yorumunu yaptı.

ABD, Venezuela’ya petrol ambargosunu sürdürecek

“Ağır petrolü çıkarmak ve işlemek maliyetli”

Venezuela’nın petrol üretimini eski haline getirmenin ucuz olmayacağını belirten Roberts, endüstrinin harap olmuş bir sondaj altyapısına sahip olduğunu ve çıkarılan petrolün “ağır” nitelikte olduğunu kaydetti. Roberts süreci şu sözlerle anlattı:

“Bu ekstra ağır petrolü çıkarmak, ABD kaya petrolü üretimine oldukça benzer şekilde, nispeten kısa ömürlü çok sayıda kuyu açmayı gerektiriyor. Ardından bu çamur kıvamındaki petrol, boru hatlarından akabilmesi, ihraç edilmesi ve rafine edilmesi için daha hafif petrol veya nafta ile karıştırılıyor.”

“Ağır” petrol üretmenin buhar enjeksiyonu ve pazarlanabilir hale getirmek için daha hafif ham petrollerle harmanlama gibi ileri teknikler gerektirdiğini vurgulayan Roberts, ülkenin rezervlerinin çoğunlukla ülkenin doğusunda, yaklaşık 55 bin kilometrekarelik geniş ve uzak bir bölge olan Orinoco Kuşağı’nda yoğunlaştığına dikkat çekti.

“Üretimi ikiye katlamanın maliyeti 115 milyar dolar”

Petrol bolluğunun, yeni arama ve çıkarma faaliyetlerindeki kârları şimdiden vurmaya başladığını belirten Roberts, ABD kaya petrolü endüstrisinin 2010’lardaki kümülatif zararlarının yarım trilyon dolara yaklaştığını ifade etti.

Her şeyin Amerikan kaya petrolü için ortalama varil başına 60 dolar olarak tahmin edilen “başabaş fiyatına” bağlı olduğunu vurgulayan Roberts, Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) projeksiyonlarına atıfta bulundu.

IEA verilerine göre, küresel arzın 2025’te günde 3 milyon varil, 2026’da ise 2,4 milyon varil artması beklenirken; talep artışının 2025’te sadece 830 bin, 2026’da ise 860 bin varilde kalacağı öngörülüyor.

Rystad Energy’den Jorge León’un tahminlerine yer veren Roberts, “Üretimi 2030’ların başına kadar kabaca iki katına çıkararak 2 milyon varile ulaştırmanın maliyeti 115 milyar dolar olacaktır. Bu rakam, ExxonMobil ve Chevron’un geçen yılki toplam sermaye harcamalarının yaklaşık üç katıdır” dedi.

Roberts, mevcut küresel arz ve talep dengesinde, özellikle de bu tür “ağır” petrolün gösterge fiyatın altında satılması gerekirken, Exxon ve Chevron’un bu işi kârlı hale getirip getiremeyeceğinin belirsiz olduğunu savundu.

Shell, Venezuela petrolü için el ovuşturmaya başladı

“1820’lerin Monroe Doktrini steroid almış bir şekilde geri döndü”

Trump’ın Venezuela’ya dönük saldırısının arkasında başka faktörlerin de bulunduğunu belirten Roberts, yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin durumu netleştirdiğini ifade etti: “1820’lerin Monroe Doktrini steroid almış bir şekilde geri döndü.”

Başkan Monroe’nun o dönemde Avrupa uluslarının Latin Amerika’ya müdahale etmemesi veya kontrol etmeye çalışmaması gerektiğini ilan ettiğini hatırlatan Roberts, Trump yönetiminde küreselleşmenin yerini “Amerika’yı Yeniden Büyük Yap” (MAGA) anlayışına bıraktığını ve Latin Amerika’nın kesin bir şekilde ABD emperyalizminin “arka bahçesi” olarak konumlandırıldığını belirtti.

Bu politikanın, hiçbir ülkenin ABD çıkarlarına direnmesine izin verilmeyeceği anlamına geldiğini vurgulayan Roberts, kaynakların hem ayrıcalıklı Amerikan kullanımına sunulması hem de rakiplerden esirgenmesi için “dost rejimlerin” işbaşına getirilmesi gerektiğini kaydetti.

Roberts, Oxford Institute of Energy Studies verilerine göre Venezuela petrolünün 2025 yılında Çin’in günlük ithal ettiği 11,3 milyon varilin sadece 300 binini oluşturmasına rağmen, Çinli şirketlerin Venezuela petrol sondaj endüstrisinde bir yer edindiğini ve bölgedeki artan Çin etkisinin engellenmek istendiğini ifade etti.

Deripaska’dan bütçe uyarısı: Venezuela petrolü ABD kontrolüne geçerse Rusya zorlanır

“Maduro hükümeti işçi sınıfı desteğini kaybetti”

Maduro’nun tartışmalı yeniden seçildiği 2024 yılına atıfta bulunan Roberts, Venezuela kapitalizminin enerji sektörünün kârlılığına sıkı sıkıya bağlı olduğunu, ancak sektörün 2010 sonrası petrol fiyatlarının çöküşü ve ABD yaptırımlarıyla bir ölüm sarmalına girdiğini hatırlattı.

Chavez döneminde 2000’lerde işçi sınıfı için elde edilen kazanımların ancak petrol fiyatlarının zirve yapmasıyla mümkün olduğunu belirten Roberts, “Fakat sonra petrol dahil emtia fiyatları düştü. Bu durum aşağı yukarı Chavez’in ölümüyle aynı zamana denk geldi” dedi.

Hiperenflasyonun yaşam standartlarını yok etmesiyle Maduro hükümetinin işçi sınıfı tabanının desteğini kaybettiğini belirten Roberts, hükümetin giderek artan bir şekilde özel ayrıcalıklara sahip silahlı kuvvetlere dayandığını ifade etti.

Roberts, ordunun ayrıcalıklarını şu sözlerle detaylandırdı:

“Ordu, askeri üsler gibi özel pazarlardan alışveriş yapabiliyor, kredilere, araba ve daire alımlarına ayrıcalıklı erişim sağlıyor ve önemli maaş artışları alıyordu. Ayrıca döviz kontrollerini ve sübvansiyonları istismar ederek, örneğin komşu ülkelerde ucuz benzin satıp büyük kârlar elde ediyorlardı.”

“Chavista devriminin günleri sayılıydı”

Venezuela’nın trajedisinin her şeyin petrol fiyatına bağlı olması ve zaten özel şirketlerin elinde olan petrol dışı sektörlerde neredeyse hiç gelişme sağlanamaması olduğunu vurgulayan Roberts, devletin kontrolünde bağımsız bir ulusal yatırım planının bulunmadığını belirtti.

Roberts, “Bunun üzerine gelen ABD yaptırımları ve hükümete yönelik sürekli yıkıcı faaliyetler göz önüne alındığında, Chavista devriminin günleri sayılıydı” değerlendirmesinde bulundu.

Bu durumun tüm Latin Amerika için bir ders niteliğinde olduğunu ifade eden Roberts, 1980’lerden bu yana alt kıtanın sanayisizleşmesinin ve emtia ihracatına artan bağımlılığın, tüm bu ekonomileri tarım, metal ve petrol gibi emtia fiyatlarındaki dalgalanmalara maruz bıraktığını belirtti.

Roberts analizini, “Bu durum, yerli kapitalistlerin ve ekonomilerin zayıflığı ile Amerikan emperyalizminin gölgesi altında, herhangi bir bağımsız ekonomi politikasını imkansız kılıyor” sözleriyle tamamladı.

Amerika

Norveç, Balogun kararı için FIFA’ya şikayette bulunacak

Yayınlanma

Norveç Futbol Federasyonu Başkanı Lise Klaveness, ABD Başkanı Donald Trump’ın 2026 Dünya Kupası’nda ABD’li futbolcu Folarin Balogun’un cezasının kaldırılmasına yönelik müdahalesi gerekçesiyle FIFA Etik Kuruluna başvuracaklarını açıkladı. Sürecin usulüne uygun işletilmediğini ve dış baskılarla hareket edildiğini vurgulayan Klaveness, FIFA yönetimini yapılan hatayı kabullenmeye çağırdı.

Norveç Futbol Federasyonu (NFF), ABD Başkanı Donald Trump’ın ABD Milli Takımı forveti Folarin Balogun’un 2026 Dünya Kupası’ndaki cezasının kaldırılmasına müdahale ettiği gerekçesiyle FIFA Etik Kurulu’na şikayette bulunacak.

NFF Başkanı Lise Klaveness, kararın dış güçlerin etkisiyle ve usule uygun bir süreç izlenmeden alındığını söyledi. Klaveness, FIFA Başkanı Gianni Infantino’ya hatayı kabul etmesi çağrısında bulundu.

Klaveness’in açıklamasını The Times’a dayandıran SPORTbible, NFF başkanının şu sözlerine yer verdi:

“Kuralları bu şekilde ihlal ettiğinizde, bütün oyunu tehlikeye atan kaygan bir yola girersiniz. Hepimiz bu kararı dış güçlerin etkilediğini ve kararın usule uygun biçimde alınmadığını biliyoruz. FIFA’daki liderimizin bunun bir hata olduğunu söylemesine ihtiyacımız var.”

Klaveness, devlet liderlerinin ve siyasetçilerin taleplerine uyum sağlamanın kuruluşun davranışını değiştirdiğini ve futbol işlerine yapılabilecek müdahalenin sınırlarını belirsizleştirdiğini belirtti.

Kararın dışarıdan gelen bir sesin etkisiyle ve kolektif bir tartışma yürütülmeden alınmasının hata olduğunu söyledi.

Balogun, Bosna-Hersek’e karşı oynanan ve ABD’nin 2-0 kazandığı son 32 turu maçında doğrudan kırmızı kart gördü.

Bu nedenle son 16 turunda Belçika’ya karşı oynanan ve ABD’nin 4-1 kaybettiği karşılaşmada forma giyememesi gerekiyordu.

Ancak FIFA Disiplin Komitesi, Balogun’un men cezasını bir yıl süreyle askıya aldı ve futbolcuya 40 bin dolar para cezası verdi.

İngiliz basını, kararın Trump’ın Infantino’dan futbolcunun men durumunu yeniden değerlendirmesini şahsen istemesinin ardından alındığını öne sürdü. Haberlere göre Trump, bu konuyla ilgili FIFA’yı üç kez aradı.

Trump ise Beyaz Saray’da gazetecilerle yaptığı görüşmede, cezalı durumdaki milli takım lideriyle ilgili Infantino’ya ne yapması gerektiğini söylemediğini, ancak futbolcunun neden cezalandırıldığını anlamadığını belirtti. FIFA Başkanı ise kararı bağımsız disiplin komitesinin aldığını savundu.

ABD başkanının müdahalesi Belçika’da, UEFA’da ve insan hakları alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşu FairSquare’de eleştirildi.

The Times gazetesi, UEFA Başkanı Aleksander Čeferin’in bu nedenle final maçını boykot ettiğini yazdı. FairSquare de Infantino hakkında Uluslararası Olimpiyat Komitesi’ne şikayette bulundu.

FIFA’nın eski Başkanı Sepp Blatter, siyasetçilerin telefon görüşmelerinin ardından kırmızı kartların iptal edilmemesi gerektiğini söyledi.

Blatter ayrıca taraftarları, futbolcuları ve ulusal federasyonları “futbolu kendi ellerine almaya ve yeni bir yönetim altında onu köklerine döndürmeye” çağırdı. 2026 Dünya Kupası’nın siyasi müdahale nedeniyle “güvenilirliğini yitirdiğini” savundu.

NFF daha önce de Infantino’nun girişimiyle Trump’a verilen FIFA Barış Ödülü nedeniyle FIFA Etik Kurulu’na şikayette bulunmuştu.

FIFA Barış Ödülü, Infantino tarafından kuruluşun yönetim kurulunun önceden yaptığı bir tartışma veya onay olmadan tesis edildi.

Ödül, 5 Aralık 2025’te 2026 Dünya Kupası kura çekimi töreni esnasında Washington’da Trump’a verildi.

Ödül için adaylık süreci, jüri veya seçim kriterleri oluşturulmadı. FIFA, ödülün “barış adına istisnai ve olağanüstü eylemlerde bulunarak dünyanın dört bir yanındaki insanları bir araya getiren kişilere” verileceğini açıkladı.

Trump, ödülü “hayatındaki en yüksek onurlardan biri” diye niteledi ve Hindistan, Pakistan ile diğer ülkelerde çıkması muhtemel savaşları önleyerek “binlerce hayat kurtardığını” söyledi.

NFF, o dönemde insan hakları kuruluşu FairSquare’in başvurusuna destek verdi.

Federasyon, görevdeki bir siyasetçiye ödül verilmesinin FIFA Etik Kuralları’nı ihlal ettiğini savundu ve Infantino’nun FIFA Yönetim Kurulu’na danışmadan ödül verme kararı almasından rahatsızlık duyduğunu açıkladı.

NFF ayrıca açık bir soruşturma yürütülmesini istedi ve FIFA Etik Kurulu’na “bu konuda şeffaf olması” çağrısında bulundu. Federasyon, soruşturma açılmaması halinde bunun nedeninin açıklanmasını talep etti.

Klaveness, NFF’nin o dönemde İsveç ve Almanya futbol federasyonlarından gayriresmi destek aldığını da söylemişti.

Okumaya Devam Et

Amerika

Goldman Sachs’tan kripto piyasaları için regülasyon çağrısı

Yayınlanma

Uluslararası yatırım bankası Goldman Sachs’ın Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su David Solomon, dijital varlık piyasaları için yeni düzenleyici çerçeve öngören Clarity Act’in ilerletilmesini istedi. Solomon’ın desteği, tüketici bankalarını riske atacağını savunan bankacılık çevrelerinin itirazlarına rağmen geldi.

Goldman Sachs Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su David Solomon, dijital varlık piyasaları için yeni bir düzenleyici çerçeve oluşturacak Clarity Act’in ilerletilmesini desteklediğini açıkladı.

Solomon, Politico’ya verdiği röportajda, “Clarity Act, bütün yasalar gibi kusursuz değil. Tartışabileceğiniz ve itiraz edebileceğiniz pek çok nokta var. Ancak bence yasanın yaptığı en önemli şeylerden biri, piyasa istikrarını güçlendirecek ve bu piyasaların uygun biçimde gelişmesine imkân verecek eşit bir zemin oluşturması” dedi.

Solomon, “Clarity Act’in ilerletilmesini güçlü biçimde destekliyorum. Böylece piyasa yapısını oluşturabilir ve yenilik sürecini ilerletmeye başlayabiliriz” diye konuştu.

Solomon, Cumhuriyetçi senatörlerin gelecek hafta Senato Genel Kurulu’nda yapılabilecek oylama öncesinde yasa tasarısının yeni metnini dolaşıma sokmasından kısa süre sonra açıklama yaptı.

Solomon’ın desteği, aralarında JPMorgan Chase CEO’su Jamie Dimon’ın da yer aldığı diğer bankacıların itirazlarının ardından geldi. Bu bankacılar, dolar karşılığı sabitlenen stablecoin’leri platformlarında tutan müşterilere getiriye dayalı ödüller veren kripto şirketlerinin haksız avantaj elde edeceğini ve bunun tüketici bankalarını riske atacağını savunuyor.

Dimon, mayıs ayında kripto yöneticisi Brian Armstrong’ın yasa tasarısı için yürüttüğü lobi faaliyetleri nedeniyle Coinbase CEO’sunu kamuoyu önünde eleştirmişti.

Yasa tasarısı, kendi piyasalarına göre şekillendirilmiş hukuki bir çerçeve oluşturulması için yıllardır çalışan ve seçim kampanyalarına yüz milyonlarca dolar katkı yapan dijital varlık şirketlerinin başlıca öncelikleri arasında yer alıyor.

ABD’nin Washington kentindeki en etkili gruplardan American Bankers Association, Bank Policy Institute, Consumer Bankers Association, Financial Services Forum, Independent Community Bankers of America ve National Bankers Association, çarşamba günü ortak açıklama yayımladı. Gruplar, Clarity Act’teki stablecoin hükmünün “ABD’de ekonomik faaliyeti yönlendiren yerel kredi akışına” risk oluşturduğunu söyledi.

Solomon, diğer bankacıların yasa tasarısına ilişkin görüşleri hakkında yorum yapmayacağını belirtti.

Solomon, “Goldman Sachs’ın tutumu, herkesin katılabileceği tek bir sisteme güçlü biçimde ihtiyaç duyduğumuza inanmak. İlerledikçe yapılması gereken başka şeyler olacak. Ancak bu, doğru yönde atılmış bir adım” dedi.

Bankacılık lobisi tasarıya karşı büyük ölçüde ortak tutum sergilerken, Goldman Sachs gibi ticari veya tüketici mevduatlarına daha az bağımlı yatırım bankaları, finans sisteminin köklü kurumlarının dijital varlıkları ve blockchain teknolojisini nasıl kullanabileceğini düzenleyecek hükümlere odaklanıyor.

ABD bankacılık sektörü stabil kripto paralara karşı birleşti

Solomon, yasa tasarısında “kenarda kalmış düzenlemeye tabi kurumların daha etkin katılım göstermesine imkân verecek” ifadelerin yer aldığını söyledi. Solomon, “Bu aşamada bence en önemli husus bu” dedi.

Piyasa yapısını düzenleyecek yasa tasarısı, partiler üstü ve uzun süren müzakerelere konu oldu.

Ancak stablecoin’ler üzerindeki sert tartışmalar, kolluk kuvvetlerinin itirazları ve son olarak federal yetkililerin kendi token’larını çıkarmasını yasaklayacak etik hükümler nedeniyle tasarının yasalaşma yolu belirsizliğini koruyor.

Başkan Donald Trump ve ailesi, büyük ölçüde kripto projelerinden elde edilen gelir sayesinde geçen yıl 1 milyar dolardan fazla kazandı.

Bu projeler, gündelik yatırımcılar için benzer getiri oranları sağlayamadı. Senato Demokratları, bu kazanca tepki göstererek reform çağrılarını güçlendirmek için konuyu gündemde tutuyor.

Demokratlar, Cumhuriyetçi senatörlerin çarşamba günü açıkladığı yeni metnin kendi taleplerini yeterince karşılamadığını söyledi.

Demokratların, Genel Kurul oylamasından önce değişiklik yapılması için baskıyı sürdürmesi bekleniyor.

Okumaya Devam Et

Amerika

Trump yönetimi ticaret savaşında yeni yasal dayanaklara yöneldi

Yayınlanma

Trump yönetimi, mahkemelerdeki yenilgilere rağmen gümrük vergilerini küresel bir iktisadi baskı aracı olarak kullanmayı sürdürüyor. Kanada ve Brezilya’ya yönelik yeni tarifeler yürürlüğe girerken Cumhuriyetçiler, ABD’de hayat pahalılığının artmasından çekiniyor.

Donald Trump yönetimi, ticaret alanındaki araçlarını daraltan çeşitli hukuk mücadelelerini kaybetmesine rağmen gümrük vergilerini dünya çapında iktisadi baskı aracı olarak kullanma politikasını hız kesmeden sürdürüyor.

ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, çarşamba günü Senato Finans Komisyonu’nda verdiği ifadede, hukuki yenilgilerin yönetimi caydırmayacağını söyledi.

Greer açılış konuşmasında, “Bu yönetimin kullandığı belirli yetkiler değişti, ancak ticaret stratejisi değişmedi. Ekonomimizi yeniden sanayileştirmek, Amerikalı işçileri korumak ve ücretlerini artırmak, ticaret açığımızı küçültmek amacıyla gümrük vergilerini kullanmayı ve anlaşmalar müzakere etmeyi sürdürmeye kararlıyız” dedi.

Greer’in sözleri, Başkan Trump’ın son günlerde Kanada ve Brezilya’ya karşı gümrük vergilerinin kullanımını artırdığı ve ileride yeni tarifeler getirmekle tehdit ettiği bir dönemde geldi.

Yönetimin gümrük vergisi politikası, yüzde 10’luk küresel tarifelerin cuma günü sona ermesiyle yeni bir evreye geçecek.

ABD Yüksek Mahkemesi’nin Trump’ın olağanüstü hal kapsamında uyguladığı tarifeleri anayasaya aykırı bularak iptal etmesinin ardından Trump, şubat ayı sonunda temel tarife oranını yürürlüğe koyan kararnameyi imzaladı.

Yüzde 10’luk tarifeler, 1974 tarihli Ticaret Yasası’nın 122’nci maddesine dayandırıldı. Ancak bu madde, tarifelerin yalnızca 150 gün uygulanmasına izin veriyor.

Bu süre sınırı, Trump ile Greer’i ticaret anlayışlarını hayata geçirmek için yeni yollar aramaya yöneltti.

The Wall Street Journal, başkanın ticaret ekibinin 1974 tarihli Ticaret Yasası’nın 301’inci maddesine başvurmasının beklendiğini yazdı. Bu madde, federal hükümete adil olmayan uygulamalara başvuran yabancı ülkelere gümrük vergileriyle karşılık verme yetkisi tanıyor. Hukuken daha dayanıklı kabul edilen bu tarifeler, Greer’e göre ABD ticaretinin yüzde 99’unu kapsayacak.

Trump’ın bazı Brezilya mallarına getirdiği yüzde 25’lik gümrük vergisi, ülkenin adil olmayan ticaret uygulamalarına başvurduğu sonucuna varan soruşturmanın ardından çarşamba günü yürürlüğe girdi. Tarifeler, 301’inci madde uyarınca uygulanıyor. Trump, Brezilya’ya yönelik tarifeleri yakın müttefiki eski Devlet Başkanı Jair Bolsonaro’nun yargılanmasıyla da açıkça ilişkilendirdi.

ABD ile Kanada arasında daha geniş çaplı bir ticaret çatışması da başladı. Trump, “ayrımcı” ticaret tedbirlerini gerekçe göstererek pazartesi günü bazı Kanada mallarına yüzde 50 ilave gümrük vergisi getirdi.

Tarife, 1930 tarihli Tarife Yasası’nın 338’inci maddesine dayandırıldı. Bu madde, ABD ticaretine karşı ayrımcılık yapan, ticarete yük getiren veya onu dezavantajlı duruma düşüren yabancı ülkelere vergi uygulama yetkisini başkana veriyor. Bir yönetim yetkilisi, tarifelerin Trump’ın kararnameyi imzalamasından 30 gün sonra yürürlüğe gireceğini söyledi.

Tarifelerin etkilediği ürünler arasında şarap ve çimento da var.

Karar, Trump ile Kanada Başbakanı Mark Carney arasındaki gerilimi artırdı. Carney, tarifelerin Trump’ın ilk başkanlık döneminde kabul ettiği ABD-Meksika-Kanada Anlaşması’nın (USMCA) “doğrudan ihlali” olduğunu savundu.

Carney, X sosyal medya platformunda paylaştığı açıklamada, “Bu ticaret anlaşmazlığı, özellikle ABD’deki ailelerin maliyetlerini artırdı. Kanada, çözülmemiş meseleleri vatandaşlarımızın karşılıklı yararına ele almak amacıyla ABD ile yoğun temas kurmaya hazır” dedi.

Kanada, tarifelere karşılık Detroit ile Ontario’daki Windsor kentini birbirine bağlayan Gordie Howe Uluslararası Köprüsü’nün açılışı için planlanan ortak töreni iptal etti. Kanada, bunun yerine pazartesi günkü planlı açılıştan önce cuma günü kendi törenini düzenleyecek.

Kanada Altyapı Bakanı Gregor Robertson’ın sözcüsü Jenna Ghassabeh, Associated Press’e, “ABD’nin bu haftanın başında tehdit ettiği ticari tedbir göz önüne alındığında, iki ülkenin ortak bir kutlama etkinliği düzenlemesi uygun olmaz” dedi.

Trump yönetimi, geçmiş müzakere turlarında yeni bir anlaşmaya varılamamasının ardından bu ayın başında USMCA’yı mevcut haliyle yenilemeyi reddetti. Ülkeler anlaşmayı 16 yıl daha uzatma konusunda uzlaşamazsa USMCA 2036’ya kadar yürürlükte kalacak. Ancak yönetimin kararı, anlaşmanın geleceğini kuşkulu hale getirdi.

Greer, ABD’nin üçüncü tur müzakereler için bu hafta Meksika ile görüşeceğini daha önce söylemişti.

Carney, salı günü gazetecilere yaptığı açıklamada, aynı sabah Trump ile konuştuğunu ve ikilinin gelecek haftalarda müzakereleri “yoğunlaştırma” konusunda anlaştığını belirtti.

Trump salı günü, üreticilerin imalatı ABD’ye taşımaması halinde ithal jenerik ilaçlara Ağustos 2028’den itibaren yüzde 100 gümrük vergisi uygulanacağı uyarısında bulundu.

Trump’ın tarifelerinin kamuoyunda rağbet görmemesi de başkanı politikasını sürdürmekten caydırmadı. Çarşamba günü yayımlanan YouGov anketinde, ABD’li yetişkinlerin yüzde 70’inden fazlası tarifelerin fiyatları artırdığı görüşünü dile getirdi.

Kongre’deki Cumhuriyetçiler de siyasi açıdan tehlikeli bir dönemde hayat pahalılığını artırabileceği kaygısıyla Trump’ın Kanada’ya yönelik yeni tarifelerini destekleme konusunda ihtiyatlı davranıyor.

Teksaslı Cumhuriyetçi Senatör John Cornyn, The Hill’e, “İthalata uygulanan gümrük vergilerinin Amerikan ürünlerinin fiyatlarını artırdığına şüphe yok. Dolayısıyla evet, bu konuda kaygılıyım” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English