Ortadoğu
Dünya basını, ABD ve İsrail’in İran’a dönük saldırısını nasıl değerlendirdi?

İsrail ve ABD’nin İran’a düzenlediği saldırılar ile Tahran’ın buna yanıtı, bugünün ana gündem maddesi. İran ve İsrail medyası elde edilen başarılardan söz ederken, ABD basınında Trump’a tepki geldi, İran’ın komşuları ise yaşananların nedenlerini anlamaya çalışıyor.
Tahran’ın tepe yönetimi hedef alındı: İsrail ve ABD, Hamaney ve Pezeşkiyan’ın konutlarını vurdu; Ali Şrmhani’nin etkisiz hale getirildiği değerlendiriliyor
“Aslan Kükremesi” harekatı, Devrim Muhafızları ve Ayetullah rejiminin komuta-kontrol zincirini felç etmeyi amaçlayan dramatik bir dizi nokta atışı operasyonla başladı. Televizyonumuzun ulaştığı bilgilere göre İsrail, hava kuvvetlerinin Tahran’daki güvenlik ve devlet yönetiminin tepesindeki isimleri, nükleer program ve istihbarattaki kilit figürler de dahil olmak üzere etkisiz hale getirdiğini yüksek ihtimal olarak değerlendiriyor.
ABD ve İsrail’in cumartesi sabahı İran’a yönelik terör saldırılarının ardından General Ebulfez Şerkati, İran silahlı kuvvetlerinin derhal yanıt verdiğini ve ABD ile İsrail ordularının elindeki tüm tesislere füze saldırıları düzenlediğini açıkladı: “Allah’ın izniyle, ABD ve İsrail’e tarihlerinde almadıkları bir ders vereceğiz.” General, İsrail üslerinin halihazırda hasar gördüğünü ve İran’ın bunlara daha sonra çok daha sert bir darbe indireceğini belirtti. İran halkına sükunet çağrısında bulunarak söylentilere itibar etmemelerini ve resmi haberleri ulusal medya üzerinden takip etmelerini istedi.
Gulf News (Birleşik Arap Emirlikleri)
Washington ile Tahran arasındaki gerilim yıllardır tırmanıyordu ancak mevcut tırmanış, nükleer anlaşmanın çöküşüyle bağlantılı. Anlaşmayı canlandırmaya yönelik sonraki girişimler; uranyum zenginleştirme seviyeleri, yaptırımların hafifletilmesi ve bölgesel güvenlik sorunları konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle başarısız oldu. 2025’te yeniden başkan seçilen Trump, İran’a yönelik “maksimum baskı” politikasını tekrar devreye soktu. Trump, İran’ın hükümet karşıtı protestoları bastırmasını olası eylemlerine gerekçe gösterdi. Aralık ayı sonunda patlak veren protestolar, güvenlik güçleri tarafından sert bir şekilde bastırılmıştı. Bundan sonra ne olacak? İran daha önce karşı eylemlere hazır olduğunun sinyalini vermişti. Analistler, Tahran’ın bölgedeki ABD üslerine füze saldırıları, İsrail tesislerine saldırılar veya Amerikan savaş gemilerine karşı hamleler dahil olmak üzere birkaç seçeneği olduğunu söylüyor. Çatışmanın sınırlı mı kalacağı yoksa bölgesel ölçekte mi genişleyeceği, büyük oranda İran’ın önümüzdeki günlerde vereceği yanıta bağlı olacak.
Bu savaşı neden başlattınız, Sayın Başkan?
Donald Trump, 2024 başkanlık seçim kampanyasında seçmenlerine savaşları başlatmayacağı, aksine bitireceği sözünü vermişti. Ancak geçen yıl yedi ülkeye askeri saldırı emri verdi. Askeri operasyonlara olan iştahı, bu operasyonlar gerçekleştirildikçe artıyor… Trump’ın İran’a yaklaşımı düşüncesizce. Hedefleri belirsiz. Arzu edilen sonuca ulaşma şansını en üst düzeye çıkarmak için gereken uluslararası ve iç desteği sağlayamadı. Hem uluslararası hem de ulusal savaş hukukunu hiçe saydı.
İran, ABD saldırısı karşısında savunmasız değil. Uzmanlara göre Tahran rejimi, ABD Silahlı Kuvvetleri’ne karşı en azından geçici bir süre direnebilecek kapasitede. Cenevre Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü’nde Ortadoğu siyaseti analisti Farzan Sabet, İran ordusunun “bölgedeki ABD üslerine önemli ölçüde zarar verebileceğini ve Amerikan askerleri arasında yüksek kayıplara yol açabileceğini” belirtiyor.
İran bu noktada öncelikli olarak füze envanterine güveniyor. ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) eski Komutanı Orgeneral Kenneth McKenzie, 2022 yılında yaptığı açıklamada İran’ın çeşitli tiplerde 3 binden fazla balistik füzeye sahip olduğunu söylemişti. McKenzie’ye göre bu silahlar, önceki modellere kıyasla “çok daha gelişmiş isabet hassasiyetine” sahip.
İran envanterinin mevcut durumunu kestirmek güç. Tahran, geçen yıl İsrail ile yaşanan 12 günlük savaşta yüzlerce balistik füze kullandı. Sabet’in aktardığına göre, İran o tarihten bu yana 1000 ila 3000 kilometre menzilli füze stoklarını yenilemeye odaklanıyor. Ancak İran’ın fırlatma rampası sayısını ne ölçüde artırabildiği belirsizliğini koruyor. İsrail, çatışmalar sırasında bu sayının yarı yarıya azaldığını iddia ediyor.
İran, asla nükleer silah üretmeyeceğini ve nükleer programının tamamen barışçıl amaç taşıdığını defalarca yineledi. Ne ABD istihbaratı ne de UAEA, İran’ın atom bombası üretme çabası içinde olduğuna dair kanıt bulabildi; gerçi İsrail ve Trump yönetiminin bazı temsilcileri aksi yönde iddialar öne sürdü.
Al Jazeera’nın Washington muhabiri Alan Fisher’a konuşan kaynaklar, ABD’nin bu saldırıya katılımının “rejim yönetimini çökertmeyi” amaçladığını belirtti. Kaynaklara göre saldırılar, Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney’in saklanmış olabileceği bölgeleri hedef alabiliyor. Kaynaklardan biri, “Amaç rejim liderini tasfiye etmek ve sonrasında neler olacağını gözlemlemekti” ifadesini kullandı. Associated Press’in haberine göre, başkentte vurulan noktalardan biri, İran Dini Lideri’nin ofislerinin yakınındaki bölgeydi.
Muhabir Fisher, “ABD’yi bu saldırıya karşı uyaran ve ‘ertesi gün’ için planın ne olduğunu bilmek isteyen ülkeler var; çünkü Dini Lider’i ortadan kaldırmanın, pro-Amerikan bir hükümet kurmayı garanti edeceğini söyleyemezsiniz” dedi.
Üst düzey İranlı yetkili, İsrail ve ABD’nin saldırılarına verilecek yanıtta “kırmızı çizgi olmayacağını” vurguladı ve “ABD ve İsrail’in Ortadoğu’daki tüm varlıkları ve çıkarları artık meşru hedeftir” diye ekledi.
İngiltere, Ortadoğu’daki çatışmaya çekilme girişimlerine karşı durmalı. Avam Kamarası Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı ve İşçi Partisi milletvekili Emily Thornberry, ABD ve İsrail’in saldırılarının hukuki dayanağı olmadığını ifade etti.
Thornberry şunları söyledi: “Edindiğim bilgilere göre, bu işin içinde değiliz. İngiltere’nin bu katılıma onayı olmadı ve bence doğru olan da bu. Bu eylemler için hukuki bir dayanak olduğunu düşünmüyorum. Kendileri [ABD ve İsrail] doğrudan bir tehdit altında değildi, bu nedenle hukuki gerekçenin ne olduğunu anlamak güç.”
İngiltere’nin çatışmaya müdahil olmasına karşı durması gerekip gerekmediği sorusuna ise Thornberry, “Kesinlikle. Bizatihi saldırıya uğramadığımız sürece. Daha önce de belirttiğim gibi, maalesef bu sabah itibarıyla böyle bir şeyin yaşanıp yaşanmayacağını bilmiyoruz; çünkü İranlıların Körfez’deki Batılı üslere saldırı ihtimali var ve bu durumda tablo değişebilir” yanıtını verdi.
Saldırı öncesindeki aylarda İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) ve ABD Silahlı Kuvvetleri ortak planlama yürüterek, iki ordunun tam uyum ve koordinasyonuyla kapsamlı bir saldırı gerçekleştirdi. Askeri yetkililer, IDF’nin tüm birimleriyle “savunma sistemleri ve çeşitli taarruz planları kapsamında bu harekâta uzun vadeli ve kapsamlı hazırlık” yaptığını doğruladı.
Ordudan yapılan açıklamada, Genelkurmay Başkanı Korgeneral Eyal Zamir ve diğer komutanların durum değerlendirmesi yaptığı ve İsrail Hava Kuvvetleri’nin İran’daki askeri hedefleri vurmaya devam ettiği belirtildi. Hava Kuvvetleri özellikle İran’ın batısındaki birçok askeri tesise saldırı düzenliyor.
Trump’tan İran’a silah bırakma çağrısı: ‘Aksi takdirde kesin ölümle yüzleşeceksiniz’
Ortadoğu
İsrail’in Lübnan saldırılarında can kayıpları artıyor

ABD’nin tek taraflı ateşkes ilan etmesinin üçüncü gününde, İsrail ordusu Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı. Ülkenin güneyindeki bombardımanlarda aralarında bir ilkyardım görevlisinin de bulunduğu çok sayıda sivil hayatını kaybederken, Washington’da yürütülen diplomatik görüşmelerde askeri hareket özgürlüğü dayatması pürüz yaratmaya devam ediyor.
İsrail ordusu, Washington’ın tek taraflı ateşkes ilanının ardından Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı.
Son olarak başkent Beyrut’un hemen güneyindeki Halde otoyolunda seyir halindeki bir araç insansız hava aracı (İHA) tarafından vurulurken, ülkenin güneyindeki bombardımanlarda en az yedi kişi öldü, onlarca kişi de yaralandı.
İsrail’in Lübnan’a yönelik askeri tırmanışı, ABD’nin tek taraflı ateşkes açıklamasına rağmen 3 Haziran’da da hız kesmeden devam etti. Tel Aviv yönetimi, ülkenin güneyi başta olmak üzere birçok bölgede düzenlediği bombardımanları ve yoğun hava saldırılarını artırdı.
Çarşamba günü öğle saatlerinde, başkent Beyrut’un hemen güneyinde yer alan Halde otoyolundaki bir araç, İsrail İHA’sı tarafından hedef alındı. Saldırıda bir kişinin yaralandığı bildirildi.
Ülkenin güneyindeki el-Huş kasabasına düzenlenen İsrail saldırısında ise en az altı sivil hayatını kaybetti. Ayrıca, Arabsalim köyüne yönelik bir başka İHA saldırısında, er-Risale İzciler Derneği’ne bağlı ilkyardım görevlisi Ali Selman Nasr öldü.
Bu son kayıpla birlikte, 2 Mart’tan bu yana İsrail saldırılarında hayatını kaybeden Lübnanlı ilkyardım ve arama kurtarma görevlisi sayısının en az 134’e yükseldiği belirtildi.
Güneydeki Kevseriyet el-Riz ve Zirariye kasabaları da gün içinde düzenlenen iki ayrı hava saldırısının hedefi oldu. Halde otoyolundaki saldırı öncesinde, güney bölgelerinde en az beş aracın daha İsrail İHA’ları tarafından vurulduğu aktarıldı. Sur, Nebatiye ve güneyin diğer bölgelerinde yıkıcı hava saldırıları ile yoğun topçu atışları gün boyu kesintisiz sürdü.
Tel Aviv yönetimi, çarşamba sabahından itibaren Lübnan’ın güneyindeki Arzi, Kevseriyet el-Riz, Zirariye, Cbaa, Humin el-Fevka, İrkay ve Harayeb’in bir kısmını kapsayan üç yeni zorunlu tahliye emri yayımladı.
Bölge sakinlerine, planlanan hava saldırıları öncesinde evlerini derhal terk etmeleri yönünde uyarılarda bulunuldu.
İsrail’in bu aralıksız saldırıları, Lübnan ile İsrail arasında Washington’da yürütülen doğrudan görüşmelerin ikinci gününde meydana geldi.
Söz konusu doğrudan müzakerelerin yürütülmesi, Lübnan yasalarına aykırı olması gerekçesiyle iç kamuoyunda tartışmaları da beraberinde getiriyor.
Diğer taraftan Hizbullah, Lübnan’ın güneyindeki İsrail askeri birliklerine karşı eylemlerini sürdürüyor.
Bununla birlikte direniş güçlerinin sınır ötesi operasyonlarını büyük ölçüde azalttığı, son iki günde ise yalnızca Kiryat Şimona bölgesine yönelik birkaç şüpheli İHA sızması gerçekleştirdiği bildiriliyor.
Diplomatik temaslar ve hareket özgürlüğü şartı
ABD Başkanı Donald Trump, pazartesi geç saatlerde Lübnan’da tek taraflı bir ateşkes ilan etmişti. Bu ilan, İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerinin tamamı için tahliye emri çıkararak başkente yönelik büyük bir bombardıman dalgası tehdidinde bulunmasından birkaç saat sonra gelmişti.
Ancak Tel Aviv’in, İran’ın Washington ile görüşmeleri sonlandırma ve İsrail’i yeniden vurma tehditleri üzerine ABD’den gelen baskıyla bu planlanan büyük saldırıdan geri adım atmak durumunda kaldığı ifade ediliyor.
Washington yönetimi ve Lübnan’ın ABD Büyükelçiliği, Hizbullah’ın karşılıklı saldırıların durdurulmasını öngören ABD teklifini kabul ettiğini öne sürdü.
Bu teklife göre İsrail sadece başkent Beyrut’a saldırmaktan kaçınacak, buna karşılık Hizbullah da İsrail topraklarına yönelik eylemlerine son verecekti.
Ancak Hizbullah yönetimi ve Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri bu kısmi teklifi reddederek, tüm Lübnan topraklarını kapsayacak eksiksiz ve topyekûn bir ateşkes talebini yineledi.
İsrail ise Hizbullah’ın operasyonları tamamen durmadığı takdirde Beyrut’a yönelik askeri harekat planını devreye sokacağını belirtiyor.
Tel Aviv ayrıca, varılacak herhangi bir ateşkes anlaşmasında Lübnan topraklarında askeri açıdan “hareket özgürlüğü” talep ediyor. Bu şart, egemenlik ihlali oluşturduğu gerekçesiyle Lübnan tarafınca tamamen reddediliyor.
Ortadoğu
ABD, Hürmüz’de gizli taktiğe geçti

ABD ordusunun, Hürmüz Boğazı’nda gemilere refakat etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” askıya alınmasına rağmen bölgedeki ticari gemilere yardım etmeyi sürdürdüğü ancak bu faaliyetleri artık gizli tuttuğu bildirildi. Bloomberg’in askeri kaynaklara dayandırdığı habere göre, ABD güçleri doğrudan eşlik etmek yerine bölgede uzaktan koordinasyon, gözetleme ve anlık müdahale taktiklerini devreye soktu.
ABD Deniz Kuvvetleri, Washington’ın Hürmüz Boğazı’ndaki ticari gemilere eşlik etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” adlı girişimi durdurma kararının ardından, bölgeden geçen gemilere yardım etmeye devam ediyor.
Bloomberg’ün kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Amerikan ordusu bu faaliyetlerini artık kamuoyuna duyurmaktan kaçınıyor.
Bloomberg’in verileri ve ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) açıklamalarından derlenen bilgilere göre, boğazdan geçen ticari gemiler İran mayınlarından kaçınmak için transponder cihazlarını kapatıyor ve güneye, Umman kıyılarına daha yakın rotalar izliyor. Amerikan askeri unsurları ise bu süreçte gemilere destek sağlıyor.
CENTCOM Halkla İlişkiler Direktörü Deniz Albay Tim Hawkins pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Amerikan kuvvetleri gemilere doğrudan refakat etmese de bölgesel ve küresel ekonomi için hayati bir uluslararası koridor olan Hürmüz Boğazı’ndan engelsiz ve güvenli bir şekilde geçmek isteyen ticari gemilerle iletişim kurmaya ve koordinasyon sağlamaya devam ediyoruz” dedi.
Bloomberg, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in cumartesi günü yaptığı açıklamada, ABD’nin bölgedeki adımları sayesinde Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin eninde sonunda normale döneceğini belirttiğine dikkat çekti.
Hudson Enstitüsü Kıdemli Uzmanı Bryan Clark, Amerikan kuvvetlerinin bölgedeki güncel taktiğini şu sözlerle açıkladı:
“Eğer ticari gemiler İran’ın karşı kıyısı boyunca ilerler ve transponderlarını kapatırlarsa, İran güçlerinin bu hareketliliği tespit etmek ve insansız hava araçları veya füzelerle saldırı düzenlemek için radarlar ya da gözlemciler kullanması gerekir. ABD Deniz Kuvvetleri ise bu faaliyetleri tespit edebilir ve İran ünitelerine misilleme saldırısı düzenleyebilir.”
Nitekim iki taşımacılık şirketi, boğazdan geçiş yaptıkları sırada gemilerinden birine İran’a ait hızlı hücum botlarının yaklaştığını, bu sırada helikopterlerin ortaya çıkarak botları bölgeden uzaklaştırdığını bildirdi.
Şirket yetkilileri, geçiş sürecinde ABD ordusuyla iletişim halinde olduklarını teyit etti.
CENTCOM’un salı akşamı yaptığı açıklama da ABD’nin bölgedeki aktif varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Komutanlık, bölge sularında yasal olarak seyreden sivil denizcileri hedef alan İran insansız hava araçlarının imha edildiğini duyurdu.
Denizcilik Ligi Deniz Stratejileri Merkezi uzmanı Steve Wills, ABD ordusunun hava ve füze savunmasını entegre eden modern AEGIS komuta kontrol sistemiyle donatılmış savaş gemilerini ve E-2D erken uyarı uçaklarını kullanarak gemi koruma faaliyetlerini koordine edebileceğini ekledi.
Wills, bu sistemlerin bölgede kapsamlı bir görüş sağladığını ve Hürmüz Boğazı üzerinde bir tür uzaktan fakat doğrudan gözetleme imkanı sunduğunu ifade etti.
Bloomberg, ABD Deniz Kuvvetlerinin mevcut aşamadaki adımlarının, Tahran’ın sert direnişiyle karşılaşan “Özgürlük Projesi”ne kıyasla taktiksel bir değişiklik gösterdiğini belirtiyor.
“Özgürlük Projesi” askıya alınmıştı
ABD Başkanı Donald Trump, 4 Mayıs gecesi yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından Basra Körfezi’nde mahsur kalan ticari gemilerin geçiş özgürlüğünü güvence altına alacaklarını duyurmuştu.
Trump, Ortadoğu’daki çatışmalara doğrudan dahil olmayan birçok ülkenin ABD’den bu yönde talepte bulunduğunu belirtmişti. “Özgürlük Projesi” adı verilen operasyon, bu açıklamanın ertesi sabahı başlatılmıştı.
Ancak Trump, 6 Mayıs’ta operasyonu askıya aldı. Kararını Pakistan ve diğer ülkelerden gelen taleplere bağlayan Trump, İran’a karşı yürütülen kampanyadaki “büyük askeri başarıları” ve Tahran ile nihai bir anlaşmaya varılması konusundaki “önemli ilerlemeyi” gerekçe gösterdi.
İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi ise 18 Mayıs’ta Hürmüz Boğazı’nı yönetmek üzere devlet düzeyinde yeni bir kurum kurulduğunu açıkladı.
Bu kurumun, boğazdaki operasyonlara ilişkin gerçek zamanlı güncel bilgiler paylaşacağı belirtildi. İran parlamentosundan yapılan açıklamada ise Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer trafiğini yönetmek için profesyonel bir mekanizma hazırlandığı ve bu rotanın “Özgürlük Projesi”ne katılan ülkelere kapatılacağı vurgulandı.
Ortadoğu
İsrail’de teknoloji sektörü altı ayda yüzde 30 küçülebilir

İsrail Merkez Bankası eski Bankacılık Denetçisi Hedva Ber, güçlü şekelin teknoloji faaliyetlerini yurt dışına itmesi nedeniyle yüksek teknoloji sektörünün altı ay içinde yüzde 25 ila yüzde 30 oranında küçülebileceği uyarısında bulundu. Kudüs’teki Eli Hurvitz Konferansı’nda konuşan Merkez Bankası Başkanı Amir Yaron ise enflasyon beklentilerindeki düşüşle birlikte daha hızlı faiz indirimlerine açık olduklarının sinyalini verdi.
İsrail Merkez Bankası Başkanı Amir Yaron, Kudüs’te düzenlenen Eli Hurvitz Ekonomi ve Toplum Konferansı’nda yaptığı açıklamada, “Enflasyon beklentileri gerileyip hedef aralığın alt sınırına yaklaştıkça, bu durum daha genişleyici bir para politikasının daha hızlı bir tempoda uygulanmasını haklı kılmaktadır” dedi.
Yaron’un salı günü gerçekleştirdiği bu konuşma, Merkez Bankası Başkanı’nın para politikasını gevşetmeye ve faiz oranlarını önceden tahmin edilenden daha erken düşürmeye yönelik daha açık bir tutum benimsediğinin işareti olarak değerlendirildi.
Yaron’un verdiği bilgilere göre, ekonomik görünümdeki bu değişim son birkaç gün içinde meydana geldi.
İsrail’de yayın yapan ekonomi gazetesi Calcalist’in aktardığına göre Yaron, “Son faiz kararından bu yana, İran ile bir anlaşmaya varılması yönündeki beklentiler arttı. Bu beklentiler enerji fiyatlarında sert bir düşüşe yol açtı. Aynı zamanda İsrail’in risk primi düşmeye devam etti, şekel daha da güçlendi ve bu gelişmeler enflasyon beklentilerini geriletti” ifadelerini kullandı.
İsrail Merkez Bankası Başkanı, perakende sektöründeki rekabetin hâlâ yetersiz olmasına rağmen, yaşanan bu gelişmelerin kümülatif etkisinin enflasyonun düşmesine kesinlikle katkıda bulunabileceğini ve bu durumun gerileyen enflasyon beklentilerine de yansıdığını sözlerine ekledi.
Konuşmasında yüksek faiz oranlarının mevcut durumda ekonomik büyümenin önündeki temel engel olmadığını yineleyen Yaron, İsrail ekonomisinde bir kredi sıkışıklığı yaşandığına dair hiçbir işaret bulunmadığını savundu.
Yaron, büyümenin önündeki birincil kısıtlayıcı unsur olarak iş gücü açığına işaret etti.
Şekelin değer kazanmasına da değinen Yaron, bu değer artışının büyük bir kısmının İsrail Merkez Bankası’nın kontrolü dışında olduğunu ileri sürdü.
Yaron, “Şekelin güçlenmesi üç faktörden kaynaklanıyor: İsrail’in risk primindeki düşüş, ABD hisse senedi piyasalarının performansı ile bunun kurumsal yatırımcılar üzerindeki etkisi ve ABD dolarının küresel ölçekte zayıflaması. Bunlar öncelikle finansal faktörlerdir” dedi.
Yaron ayrıca ithalat engelleri, İsrail’deki yüksek emeklilik tasarruf oranları ve İsrail devlet tahvillerine yatırımı teşvik eden vergi avantajları dahil olmak üzere para birimini destekleyen bazı yapısal faktörlere de değindi.
Aynı zamanda ihracatçılar üzerindeki baskıyı da kabul eden Yaron, “İhracatçılar üzerindeki etkiyi anlıyoruz. Bunu hafife almıyoruz. Bu konu üzerinde önemle duruyoruz” şeklinde konuştu.
Yaron’un selefi Profesör Karnit Flug da döviz kuru konusuna değinerek Merkez Bankası’nın pozisyonunu savundu.
Flug, “Döviz kuru, faiz oranlarına karşı özellikle hassas değil. Geçmişte İsrail Merkez Bankası, değer artışının keskin ve hızlı olduğu dönemlerde müdahale ediyordu ancak bugünkü uluslararası atmosfer bu tür müdahaleleri çok daha az destekler nitelikte. Temel çözüm, ithalat engellerinin kaldırılması ve ithalatın artırılmasıdır; bu durum şekelin zayıflamasına yardımcı olacaktır” dedi.
Teknoloji sektöründe küçülme uyarısı
Konferans boyunca öne çıkan temel temalardan biri, İsrail para biriminin gücü ve bunun ekonomi üzerindeki etkileri oldu.
İsrail Merkez Bankası eski Bankacılık Denetçisi ve şu anda fintech şirketi eToro’nun Genel Müdür Yardımcısı olan Dr. Hedva Ber, teknoloji sektörü için ciddi sonuçlar doğabileceği konusunda uyardı.
Ber, “Altı ay içinde, İsrail’in yüksek teknoloji sektörü yüzde 25 ila yüzde 30 oranında küçülebilir. Tüm parasal ve mali politika seçeneklerini inceleyecek acil bir görev gücü kurulmazsa, sektörün daha fazlasının İsrail’den ayrıldığını göreceğiz. Bir kısmı zaten bugün ayrılıyor. Yüksek teknoloji şirketlerinin alternatifleri var ve İsrail ekonomisinin lokomotifi başka yerlere doğru hareket etmeye başlıyor” dedi.
Konferanstaki diğer konuşmacılar da doğrudan Merkez Bankası Başkanı’na faiz indirimlerini hızlandırma çağrısında bulundu.
Yatırım Kuruluşları Birliği Başkanı Avukat Nimrod Sapir, “Ekonomik koşullar bir faiz indirimini haklı çıkarıyor. Bu adım atıldıktan sonra ek önlemleri inceleyebiliriz” ifadelerini kullandı.
Yaron’un yaptığı açıklamalar, önceki aylara kıyasla daha yumuşak bir tona işaret ederken, İsrail Merkez Bankası’nın faiz indirimi için koşulların giderek olgunlaştığına inandığını gösteriyor.
Dünya Basını2 hafta önceProf. Mearsheimer: Trump, İran savaşını sonlandırmak için Çin’den yardım istedi
Dünya Basını2 hafta önceİktisat tarihçisi Chance: Batı, Çin’i kendi sistemine entegre ederek liberal bir demokrasiye dönüştüreceğini sandı
Asya2 hafta önceRusya ve Çin liderleri Pekin’de stratejik ortaklığı görüştü
Diplomasi2 hafta önceXi ve Putin ‘çok kutuplu bir dünya ve yeni tip uluslararası ilişkiler’ çağrısı yaptı
Amerika2 hafta önceBolivyalı işçi ve köylüler başkent La Paz’ı kuşattı
Asya2 hafta önceLai, Tayvan’ın “özgürlüğünden vazgeçmeyeceğini” söyledi, yeni İHA bütçeleri sözü verdi
Asya2 hafta önceRusya ve Çin arasındaki ticaret hacmi 240 milyar dolara ulaştı
Asya2 hafta önceİran’daki savaş yuan için küresel ticarette fırsat penceresi açtı









