Diplomasi
Küresel ekonomide ‘savaş enflasyonu’ dönemi

İran’daki savaşın küresel enerji arzında yarattığı bir ayı aşkın kesinti, akaryakıt fiyatlarının ötesinde gıdadan teknolojiye kadar geniş bir yelpazede “savaş enflasyonu” riskini beraberinde getiriyor. İki haftalık geçici ateşkese rağmen uzmanlar, Hürmüz Boğazı’ndaki lojistik kırılganlığın ve artan maliyetlerin küresel ekonomiyi resesyon eşiğine getirebileceği konusunda uyarıda bulunuyor.
İran’daki savaşın askeri boyutu şu an için duraklamış görünse de, fiyatlar üzerindeki etkileri varlığını korumaya devam ediyor. Küresel petrol arzında bir ayı aşkın süredir yaşanan aksaklıkların etkilerinin ekonomi genelinde dalgalanmaya devam edeceği öngörülüyor.
NerdWallet tarafından aktarılan verilere göre, Şubat ayından bu yana yüzde 40’tan fazla artış gösteren akaryakıt fiyatlarının yakın zamanda düşmesi beklenmiyor. Bu süreçte uçak bileti fiyatlarında da artış kaydedildi. Gıda, giyim ve elektronik gibi birbirinden farklı alanlarda yeni fiyat artışlarının önümüzdeki aylarda gerçekleşmesi muhtemel görülüyor. Bu durumun, halihazırda süregelen kalıcı enflasyonun üzerine ekleneceği belirtiliyor.
Sürecin gelişimine bakıldığında, ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta saldırılarını başlatmasının ardından İran, dünya petrol arzı ve diğer temel malzemeler için kritik bir geçiş noktası olan Hürmüz Boğazı’nı kapatarak karşılık verdi. Saldırılardan önce varili yaklaşık 80 dolar seviyesinde işlem gören küresel petrol göstergesi Brent petrol, savaşın devam etmesiyle birlikte varil başına 100 doların üzerine çıktı.
Beyaz Saray, savaşın hedefleri ve ne kadar süreceği konusundaki mesajlarında tutarsız bir tutum sergilerken, savaşın nasıl sona erdirileceği konusunda İran ile karşılıklı söylemlerde bulundu. ABD Başkanı Donald Trump’ın salı günü için bir ateşkes anlaşması mühleti belirlemesi ve bir anlaşma çıkmaması durumunda İran altyapısına saldırarak bütün bir “medeniyeti” yok etme tehdidinde bulunmasıyla gerilim doruk noktasına ulaştı.
Trump’ın belirlediği sürenin dolmasına iki saatten az bir süre kala, salı gecesi iki ülke arasında uzun vadeli bir anlaşma için müzakerelerin devam etmesine olanak tanıyacak iki haftalık bir ateşkes sağlandı. İran, bu duraklama süresince Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmayı kabul etti. Ancak ateşkesin istikrarsız bir başlangıç yaptığı gözleniyor. Çarşamba günü İran, İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarını sürdürmesi üzerine ABD’yi anlaşma şartlarını ihlal etmekle suçladı.
Salı gecesi duyurulan ateşkes açıklamasının ardından petrol fiyatları hızla düşerek varil başına 95 dolar seviyelerine geriledi ve ABD borsaları yükselişe geçti.
Buna karşın, sağlanan yumuşamanın geçici olabileceği ve savaşın şimdiye kadarki ekonomik etkilerinin halihazırda ilerlemeye devam ettiği ifade ediliyor. Yüksek petrol fiyatlarının küresel ekonominin geneline yayıldığı, çünkü dünya taşımacılığı, imalat ve gıda üretiminin büyük ölçüde petrokimyasallara ve doğal gaza bağımlı olduğu vurgulanıyor. Sonuç olarak, artan enerji maliyetlerinin gıda, ticari mallar ve günlük ihtiyaç maddelerinin fiyatlarını yukarı çekerek, yıllardır süren enflasyon nedeniyle zaten daralmış olan hanehalkı bütçelerini daha da zorlayacağı öngörülüyor.
Savaşın ekonomik etkisi, savaş başlamadan önce yürürlükte olan gümrük tarifelerinin yarattığı dalgalanma etkisiyle daha da katlanıyor. Yale Bütçe Laboratuvarı, ilk saldırılardan birkaç gün sonra, 2 Mart’ta gümrük tarifelerinin tüketici fiyatları üzerindeki etkilerine ilişkin güncellenmiş değerlendirmesini yayımladı. Raporda, ithal tüketim mallarının maliyetlerinin tüketicilere yansımasının elektronik ve giyim gibi “temel mallar” için yaklaşık yüzde 40 ile yüzde 76, motorlu taşıtlar ve ev aletleri gibi “dayanıklı mallar” için ise yüzde 47 ile yüzde 106 arasında değiştiği tespit edildi.
Tüketici fiyat endeksine göre ABD’deki mevcut enflasyon oranı yüzde 2,4 seviyesinde bulunurken, Mart ayını kapsayan güncellemenin 10 Nisan’da yapılması bekleniyor. Enflasyonun, Haziran 2022’de gördüğü son 40 yılın en yüksek seviyesi olan yüzde 9’a kıyasla son bir yıldır yüzde 2,3 ile yüzde 3 arasında kaldığı hatırlatılıyor.
Wells Fargo analistleri 23 Mart tarihli bir raporda, erken verilerden aşırı sonuçlar çıkarılmaması konusunda uyarıda bulundu. Notta, geçen Nisan ayı başında başkanın önerdiği gümrük tarifelerinin bazılarına ekonomik resesyonun garantisi gibi göründüğü ancak bunun gerçekleşmediği hatırlatıldı. Analistler, ham petrol fiyatlarındaki artışın muhtemelen küresel tüketici fiyat enflasyonuna yol açacağını ancak siyasi ve ekonomik kısıtlamaların savaşın süresini muhtemelen kısaltacağını belirtti. Notta, Basra Körfezi enerji altyapısında kapsamlı yapısal hasar oluşması riskinin sürdüğü, ancak her iki tarafın da bölgenin neredeyse tüm gelirini sağlayan kaynakları yok etmemeyi tercih edeceğine inanıldığı ifade edildi.
Bu sırada Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), İran’daki savaşın küresel ekonominin direncini test edeceğini belirtti. OECD’nin 26 Mart tarihli raporu, petrol piyasasındaki aksamalar nedeniyle artan enerji fiyatlarını yansıtacak şekilde, ABD’deki enflasyonun 2026 yılında ortalama yüzde 4,2 olacağını öngörüyor. Raporda, Ortadoğu’da uzayacak savaşın daha da sert bir fiyat şokuna yol açabileceği uyarısı yapılıyor.
Resesyon riski büyüyor
Yatırım bankacılığı firması Macquarie Group’a göre, ateşkesin kalıcı olmaması ve savaşın Haziran ayına kadar sürmesi durumunda, petrolün varil başına 200 dolara ulaşma ihtimali yüzde 40 olarak değerlendiriliyor. Bu büyüklükteki bir artışın tüketici fiyatlarını daha da yükseltebileceği, piyasaları sarsabileceği ve zaten kırılgan olan ekonomiyi uçuruma sürükleyebileceği kaydediliyor.
Michigan Üniversitesi’nden ekonomist ve ABD öngörü uzmanı Daniil Manaenkov, petrol fiyatlarının bir veya iki ay boyunca varil başına 150 ile 200 dolar seviyesinde kalmasının ekonomiyi resesyona sokmasının kuvvetle muhtemel olduğunu dile getirdi.
Söz konusu kırılma noktasının beklenenden daha hızlı gelebileceği belirtiliyor. Tüketicilerin, yüksek fiyatlar veya iş güvenliği konusunda endişe duyduklarında harcama alışkanlıklarını değiştirme eğiliminde oldukları vurgulanıyor. Manaenkov, tüketicilerin daha az dışarı çıktığını, daha ucuz market markalı ürünleri tercih etmeye yöneldiğini ve daha az seyahat ettiğini ifade etti. Harcamalardaki düşüşün büyümeyi yavaşlatabileceği ve ekonomiyi resesyona yaklaştırabileceği aktarılıyor.
Uluslararası Para Fonu (IMF) da 30 Mart tarihli bir blog yazısında benzer endişeleri dile getirerek, uzayan savaşan fiyatları artırabileceği ve dünya genelinde ekonomik büyümeyi yavaşlatabileceği uyarısında bulundu. IMF analistleri; savaşın süresinin, Ortadoğu geneline yayılmasının ve bunun sonucunda altyapı ile tedarik zincirlerinde meydana gelecek hasarın, önümüzdeki günlerde, haftalarda ve aylarda ekonomik yıkımın boyutunu belirleyeceğini kaydetti.
Fiyat artışı beklenen temel ürün ve hizmetler
Manaenkov, artan enerji fiyatlarının tüketicilerin ödediği diğer her şeye yansımasının altı ile 12 ay sürebileceğini belirtti. Akaryakıt fiyatlarının yüksek olmasına rağmen, genel maliyet artışlarının asıl itici gücünün dizel yakıt olduğu vurgulanıyor. Yük taşımacılığının çoğunun dizel ile yapılması nedeniyle, dizel fiyatları yükseldiğinde ve yüksek kaldığında, hemen hemen her şeyin bunu takip edeceği ifade ediliyor.
Manaenkov, sürecin işleyişine dair, “Zaman çizelgesi tipik olarak önce enerji tepkisi almanız, ardından bunun nakliye maliyetlerine, sonra tüketici ürünlerine yansıması ve en sonunda hizmet sektöründe görülmesi şeklindedir. Hizmet sektörüne yansıma, enerji fiyatlarında görülenden daha zayıf olsa da yine de oldukça anlamlı olabilir” değerlendirmesinde bulundu.
İran’daki savaş sonucunda fiyatlarının artması muhtemel alanlar şunlar:
1. Nakliyesi dizel gerektiren her şey: Dizel yakıt; kamyonları, yük araçlarını, inşaat ekipmanlarını, tarım makinelerini ve deniz taşıtlarını çalıştırıyor. Bu araçları çalıştırmanın maliyeti arttığında, her türlü üretim malzemesi ve bitmiş ürünün fiyatına ek maliyet binmektedir. Akaryakıt fiyatlarını takip eden AAA verilerine göre, dizel fiyatları savaşın başlangıcından bu yana yaklaşık yüzde 50 artarak çarşamba günü galon başına 5,67 dolara ulaştı.
2. Hava yolu seyahati: Hava yolu şirketleri jet yakıtı ile çalışıyor ve maliyetler şimdiden keskin bir şekilde yükseldi. Buna karşılık hava yolları bilet fiyatlarını artırmaya başlamıştır. Bazı şirketlerin yakıt maliyetinden tasarruf etmek için uçuşları iptal etmeyi planladığı, daha az uçuş seçeneği ile kalan uçuşlardaki koltuklar için rekabetin artacağı ve bunun seyahat fiyatlarını daha da yukarı çekeceği belirtiliyor.
3. Gıda: Gıda üretiminde yüksek fiyatlardan aynı anda etkilenen birden fazla baskı noktası bulunuyor. Tarım makinelerini ve teslimat kamyonlarını çalıştırmak için gereken dizelin yanı sıra, en büyük sorunun gübreler olduğu kaydediliyor. Bu kapsamda sıvılaştırılmış doğal gaz gerektiren azotlu gübreler ile üre, amonyak ve kükürtten yapılan fosfatlı gübreler; buğday, mısır, pirinç ve meyve gibi temel gıdaların üretimi için kritik önem taşıyor. Deniz yoluyla taşınan gübrenin yaklaşık üçte biri Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. Çiftçilerin şu anda uygun fiyatlı gübreye ulaşamaması durumunda bahar ekim döneminde yeterli ekim yapamayacakları ve bu durumun nihayetinde daha yüksek fiyatlar olarak yansıyacağı ifade ediliyor.
4. Plastik ve ambalaj: Plastik üretimi petrol ve doğal gaz gerekiyor. Ortadoğu’nun polietilen ihracatının yaklaşık yüzde 85’inin Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleşmesi nedeniyle plastik gerektiren ham maddelerin fiyatlarının artacağı öngörülüyor. Bu durum; su şişeleri, kredi kartları, mobilyalar, ev eşyaları, gıda kapları, araba parçaları ve plastik ile mühürlenmiş veya sarılmış her şeyi kapsıyor.
5. Sentetik giyim: Günümüzde çoğu giysi; polyester, naylon, spandeks ve polar dahil olmak üzere petrokimyasallardan üretiliyor. Hazır giyim endüstrisinin, özellikle de hızlı moda üreticilerinin, Hürmüz Boğazı’ndan geçen tedarik zincirleri aracılığıyla temin edilen sentetik liflere bağımlı olduğu belirtiliyor. Ham madde maliyetlerinin artmasıyla kumaş maliyetlerinin de yükseleceği ve bunun giysi fiyatlarına yansıyacağı aktarılıyor.
6. Teknoloji ve elektronik: Teknoloji ve elektronik ürünleri endüstrisi çift yönlü aksamalardan etkileniyor. Hürmüz Boğazı, lityum iyon pillerin üretimi için hayati önem taşıyan grafit ham maddeleri için kritik bir nakliye rotasıyken; helyum gazı yarı iletkenler, fiber optikler, elektronik ve tıbbi cihazlar için gerekli. Tedarik aksaklığının akıllı telefonlar, dizüstü bilgisayarlar, elektrikli araçlar, enerji depolama sistemleri ve MRI makineleri gibi teşhis amaçlı tıbbi cihazların fiyatlarını artırabileceği ifade ediliyor.
7. Alüminyumdan yapılan her şey: Körfez ülkeleri dünya alüminyum arzının yaklaşık yüzde 9’unu sağlıyor. Bu ülkeler aynı zamanda ABD’nin işlenmemiş alüminyum ithalatının yüzde 21’ini ve işlenmiş alüminyum ithalatının yüzde 13’ini karşılıyor. Alüminyumun bina inşaatı, araçlar, uçaklar, elektrik enerjisi iletimi ve beyaz eşyalar için temel bir madde olduğu hatırlatılarak, ihracattaki gecikmelerin inşaat ürünleri, sanayi ekipmanları, uçak ve otomobil fiyatlarını yükseltebileceği kaydediliyor.
8. Otomobiller: Plastik ve alüminyum fiyatlarındaki artışlar ile diğer tedarik zinciri aksaklıklarının araç maliyetlerini de yukarı çekmesi muhtemel görülüyor. Manaenkov, Güney Kore veya Japonya’daki üretim aksaklıklarının ABD’deki üretimde de sorunlara yol açabileceğini, bunun araç kıtlığına katkıda bulunarak yeni ve ikinci el fiyatlarını artırabileceğini belirtti.
Petrol akışında kırılganlık
Savaş sona erse bile Hürmüz Boğazı’ndaki sevkiyat akışının hemen normale dönmeyebileceği ve ABD’deki akaryakıt fiyatlarının mutlaka düşmeyebileceği ifade ediliyor. İran’ın petrol akışını kontrol etmeye devam edebileceği ve bunun küresel ile yerel yakıt maliyetlerini yüksek tutabileceği uyarısı yapılıyor. Diğer bir deyişle, ABD müdahalesini tamamen sona erdirse bile İran’ın ekonomik baskıyı sürdürme kozuna sahip olduğu belirtiliyor.
Manaenkov, durumu “Bu açılıp kapanan bir musluk gibi değildir. Pompalamayı bir kez durdurduğunuzda, akışı yeniden başlatmak için önemli miktarda kaynak harcamanız gerekir” sözleriyle açıkladı.
Şu an için çatışma duraklamış durumda ve boğazdaki trafik yavaş yavaş yeniden başlıyor; ancak savaşın sona ermekten çok uzak olduğu ve Orta Doğu genelindeki huzursuzluğun sürdüğü kaydediliyor.
Çarşamba günü, ABD ile yapılan geçici ateşkesten sadece birkaç saat sonra, İran’a ait bir insansız hava aracının Suudi Arabistan’ın kritik Doğu-Batı petrol boru hattı üzerindeki bir pompalama istasyonunu vurduğu bildirildi. Hürmüz Boğazı’nı devre dışı bırakmak için kullanılan bu hattın Körfez’den Kızıldeniz’e günde yaklaşık 7 milyon varil ham petrol taşıdığı ve meydana gelen hasarın enerji krizini daha da derinleştirebileceği ifade ediliyor.
Diplomasi
Almanya ile Avusturya arasında BMGK kavgası

Almanya ile Avusturya arasında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) kimin üye olacağı konusunda sert bir tartışma yaşanıyor.
POLITICO’da yer alan habere göre BMGK üyeliği için girişilen rekabette Avusturyalı yetkililer, “alaycı bir diplomasi ve basit bir mesaja” başvuruyor.
Üst düzey bir Avusturyalı diplomatın ifadesiyle, Viyana “tam da Alman olmadığımız için” kendilerine oy verilmesini istiyor.
Habere göre bu alaycı esprinin ardında, normalde yakın müttefikler olarak görülen iki ülke arasında gerçek bir rekabet ve şiddetli bir çekişme yatıyor.
Almanya, Avusturya ve Portekiz olmak üzere üç AB ülkesi, bugün (3 Haziran) yapılacak Genel Kurul oylamasında BM’nin en güçlü organındaki iki geçici üye koltuğu için yarışıyor.
Portekiz, Portekizce ve İspanyolca konuşulan ülkelerle olan güçlü bağları sayesinde, 2027’de başlayacak iki yıllık dönem için genel olarak kesin aday olarak görülüyor.
Bu durumda, yakın tarihi ve kültürel bağlarla birbirine bağlı, ancak zaman zaman gerginlikler de yaşayan Almanya ve Avusturya, son koltuk için rekabet ediyor.
Almanya bu yarışta devasa bir güç olsa da, bu durum Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un Berlin’in adaylığını agresif bir şekilde savunmasını engellemedi.
Bu durum, Şansölye Friedrich Merz’in, Almanya’nın ihracat odaklı ekonomisini desteklemek ve küresel sahnedeki etkisini güçlendirmek için her türlü uluslararası etki kaynağını güvence altına alma kararlılığını yansıtıyor.
Wadephul, geçen hafta sonu Almanya’ya oy vermeleri için ülkelere lobi yapmak üzere New York’a uçtu.
Wadephul, varışının hemen ardından, “Küresel krizler söz konusu olduğunda Almanya, etkisini ortaya koymak istiyor. Bu, dünyanın üçüncü büyük ekonomisi için gayet uygun bir tutum,” dedi.
Buna karşılık Avusturyalı diplomatlar, nispeten küçük olmalarını bir erdem olarak sunuyorlar.
Bir Avusturyalı diplomat, “Bağlantısız ve askeri açıdan tarafsız küçük bir ülke olarak çok özel bir rol oynayabiliriz: Çünkü mesele siyasi ağır topların hakları değil, tüm devletler arasındaki hak dengesi,” dedi.
Öte yandan Alman ve Avusturyalı liderler, birbirlerini alt etmek için ne kadar çaba harcadıkları konusunda alışılmadık derecede açık sözlü davrandılar.
Merz salı günü Berlin’de, Almanya’nın adaylığını destekleyeceğini belirten Macaristan Başbakanı Péter Magyar’ın yanında yaptığı açıklamada, “Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndan geçici üye koltuğu için onay alabilmek amacıyla elimizden gelen her şeyi yaptık: federal dışişleri bakanı ve şahsım dahil olmak üzere kabinedeki birçok meslektaşımız da bu çabaya katıldı,” dedi.
Avusturyalı bir diplomata göre, Avusturya başbakanı ve dışişleri bakanı da yarışmayı kazanmak için “elinden geleni yaptı.”
Avusturya’nın BM Büyükelçisi Gregor Kössler, Avusturya haber kuruluşu Die Presse’ye verdiği röportajda, “perde arkasında sert müzakereler yapıldığını” söyledi:
“İnsanlar oyları kendi lehlerine çevirmeye ve destekçileri kendi saflarına çekmeye çalışıyor. Özellikle geride kaldığınızda, mevcut anlaşmaları bozmak için biraz daha fazla baskı yapmaya çalışabilirsiniz.”
Avusturyalı diplomatlar, tarafsızlıkları ve NATO üyeliği olmamalarının Afrika, Asya ve Latin Amerika ülkeleriyle ilişkilerinde kendilerine avantaj sağladığını söylüyor.
Avusturya tarafının bir başka açık avantajı da, Almanya’dan birkaç yıl önce 2027-2028 koltuğu için yarışa girmiş olması ve kısmen bu nedenle, oylamada Almanya’yı yenme şanslarının gerçekçi olduğuna inanıyorlar.
Böyle bir sonuç Merz için bir “aşağılanma” olur. Berlin, on yıllardır her sekiz yılda bir Güvenlik Konseyi üyeliğini kazanmayı başardı.
Avusturya’ya karşı alınacak bir yenilgi, sadece acı verici bir diplomatik gerileme anlamına gelmekle kalmayacak, aynı zamanda Avrupa içinde Almanya’nın liderlik rolünü yeniden tesis etme vaadiyle seçimlere katılan Merz’e yönelik iç eleştirilerin daha da artmasına yol açacak.
Bu durum, Wadephul’un New York’ta neden yoğun bir kampanya yürüttüğünü açıklamaya yardımcı oluyor.
Wadephul’un çabalarına aşina olan temsilcilere göre, bakan cuma gününden bu yana BM’de yaklaşık 80 bakan veya büyükelçi ile yüz yüze görüştü. Hangi teşvikleri sunduğu ise belirsiz.
Bu tür durumlarda diplomatlar genellikle oy takası yaparlar; şimdiki desteği karşılığında gelecekte destek vaat ederler.
Geniş bir uluslararası etki alanına sahip önde gelen bir BM bağışçısı olan Almanya’nın, Avusturya’dan daha fazla etki gücü olabilir.
Wadephul ayrıca yumuşak güç yoluyla ikna etmeye çalıştı. Pazartesi gecesi, Alman dışişleri bakanı BM Meydanı’nda bir caz grubu, Alman sosisleri ve bir dondurma standının yer aldığı büyük bir resepsiyon düzenledi.
191 BM üye ülkesi arasında yapılacak oylama, iki ülke Güvenlik Konseyi üyeliği için gerekli olan üçte iki çoğunluğu elde edene kadar turlar halinde gerçekleştirilecek.
Oylama gizli şekilde yapılacak; bu durum, hem Berlin hem de Viyana’dan gelen diplomatların, kimsenin itibarını zedelemeden son dakikaya kadar ülkeleri ikna etme şansı gördükleri için rekabeti kızıştırıyor gibi görünüyor.
Oylamada belirleyici olabilecek faktörlerden biri, İran’daki savaşın başlangıcında Merz’in uluslararası hukuka yönelik aşağılayıcı sözleri.
Bir diğeri ise, birçok üye ülkenin, Almanya’nın, İsrail’in Gazze ve Lübnan’daki askeri operasyonları sırasında sivil kayıpları kınamakta isteksiz olduğunu düşünmesi.
Fakat Avusturya da geleneksel olarak İsrail’in Avrupa’daki en güçlü destekçilerinden biri.
Fakat Wadephul, son günlerde Lübnan’daki İsrail operasyonunu daha sert bir dille eleştirdi ve pazar günü yaptığı bir açıklamada, İsrail ordusunun ülkenin güneyine ilerlemesinden duyduğu “ciddi endişeyi” dile getirerek, İsrail liderlerine “sivilleri ve sivil altyapıyı korumaları” çağrısında bulundu.
Salı günü ise Almanya’nın “uluslararası hukukun savunucusu” olacağını söyledi.
Fakat nihayetinde çarşamba günkü yarışın sonucu, yarış öncesinde süren kıyasıya diplomasi mücadelesinde hangi tarafın daha iyi performans göstereceğine bağlı olarak belirlenebilir.
Salı günü New York’ta Wadephul, Avusturya’nın öfkesini kesin olarak uyandıracak bir argüman ortaya attı: “BMGk’da iki küçük AB ülkesinin (Portekiz ve Avusturya) yer almasını istemiyorsanız, bunun yerine bizi seçin.”
BM genel merkezinin önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, “Birçok ülke için, Güvenlik Konseyi’nde daha küçük bir Avrupa ülkesinin ve Almanya’nın yer alması gibi karma bir yaklaşım doğru çözüm olabilir,” dedi.
Diplomasi
ABD, Somaliland’in bağımsızlığını tanımayacak

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Kongre’ye sunulan raporda, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğu vurgulandı. Kongre kaynakları, Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.
Washington yönetimi, Somali’nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne destek verdiğini ilan etti. Bu hamle, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland ile geçen yıl bu bölgeyi resmi olarak tanıyan ilk devlet olan İsrail’e yönelik büyük bir darbe olarak değerlendiriliyor.
ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan ve “Somaliland ile Geliştirilmiş ABD İlişkileri İçin Potansiyel Alanlar” başlığını taşıyan rapor, 1 Haziran’da Kongre’ye sunuldu ve 2 Haziran’da basına sızdı.
Bakanlık raporda, Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğunu vurguladı.
Raporda ilişkilerin çerçevesine dair şu ifadelere yer verildi:
“Bu yasal çerçeve dahilinde ABD, Somaliland ile olumlu ve yapıcı ilişkilerini sürdürmekte ve Somaliland makamlarıyla işbirliği için ek fırsatları araştırmaya devam etmektedir. Ancak bölgedeki güvenlik kaygıları ve Somaliland’in statüsüne ilişkin anlaşmazlıklar ile yerel yönetimin ulusal makamlarla işbirliği yapmayı reddetmesi; yatırım, bankacılık ve ticaret alanlarında ciddi zorluklar teşkil etmektedir.”
Trump yönetimi tanımaya sıcak bakmıyor
ABD Kongresi’nden bir kaynak, salı günü Middle East Eye (MEE) haber sitesine yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.
Söz konusu kaynak, “Eski Trump dönemi yetkilileri Tibor Nagy ve Peter Pham’ın da aralarında bulunduğu bazı lobiciler, Somaliland tarafında ABD’nin kendilerini tanıyacağına dair umutları artırmış olsa da Başkan Trump’ın bu yönde bir adım atacağına dair hiçbir zaman somut bir işaret yoktu” dedi.
Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan ve ismini açıklamak istemeyen bir Somali politika danışmanı ise, Kongre’ye sunulan bu yeni raporun Washington tarafından tanınma beklentilerine ağır bir darbe indirdiğini söyledi.
Danışman, bu gelişmeyi “Somaliland’in ABD tarafından tanınmasına yönelik süregelen tüm umutları tamamen boşa çıkarabilecek, son derece kritik ve bağlayıcı bir ilan” olarak nitelendirdi.
İsrail ile Somaliland arasındaki güvenlik ortaklığı
Somaliland, 1991 yılında tek taraflı bağımsızlık ilan etmesinden bu yana, hiçbir Birleşmiş Milletler (BM) üyesi devlet tarafından tanınmasına ve Somali hükümetinin sürekli muhalefetine rağmen, kendi yönetim kurumları ve güvenlik yapılarıyla de facto (fiili) bir devlet olarak faaliyet ediyordu.
Ancak geçen yılın sonlarında İsrail, Somaliland’i bağımsız bir devlet olarak resmi olarak tanıyan ilk ülke oldu. Somali hükümetinin yanı sıra Türkiye dahil bölgedeki birçok ülke İsrail’in bu hamlesini kınadı.
Nisan ayında Somali, İsrail’in Somaliland’e bir büyükelçi atamasını da kınayarak karşılık verdi. Aynı ay içinde Mogadişu yönetimi, İsrail bandıralı veya İsrail bağlantılı gemilerin Babülmendep Boğazı’ndan geçişini yasakladığını duyurdu.
Yemen’deki Ensarullah hareketi liderliğindeki silahlı kuvvetler de Somali’deki her türlü İsrail varlığını hedef alma sözü verdi.
İsrail’in Kanal 12 televizyonu, haftalar önce yayımladığı bir haberde, Somaliland’in Yemen’den gelen bu tehditlere karşı Tel Aviv ile bir güvenlik ortaklığı arayışında olduğunu aktardı. Bu çerçevede, İsrailli yetkililerin son aylarda Somaliland’e ziyaretler gerçekleştirdiği bildiriliyor.
Diplomasi
AB, Trump’ın yeni tarife tehditlerine tepki gösterdi

Avrupa Komisyonu, Trump yönetiminin, Brüksel’in zorla çalıştırma yoluyla üretilen malların ithalatını yasaklamadığını tespit etmesinin ardından, AB’ye yüzde 10’luk yeni bir gümrük vergisi uygulama planlarını eleştirdi.
Komisyonun Baş Sözcüsü Yardımcısı Olof Gill yaptığı açıklamada, “Komisyon, soruşturmanın ön bulgularını dikkatle inceleyecek ve ABD yönetimi ile diyaloğunu sürdürecektir. Bununla birlikte, AB bu gerekçelerle uygulanan gümrük vergilerini haksız bulmaktadır,” dedi.
ABD Ticaret Temsilciliği Ofisi, salı günü geç saatlerde yayınlanan bir raporda, Avrupa Birliği, Kanada ve Meksika dahil olmak üzere başlıca ticaret ortaklarına yüzde 10’luk gümrük vergisini yeniden uygulamak istediğini belirtti.
Ofis, bu ülkelerin zorla çalıştırma yoluyla üretilen malları yasaklayan yasaları uygulamadıklarını tespit etmişti.
Bu, ABD Başkanı Donald Trump’ın şubat ayında ABD Yüksek Mahkemesi tarafından iptal edilen küresel gümrük vergilerini yeniden yürürlüğe koymak amacıyla, yönetimin bu bahar 1974 Ticaret Yasası’nın 301. maddesi kapsamında başlattığı iki geniş kapsamlı ticaret soruşturmasından biri.
Şu anda yürürlükte olan yüzde 10’luk geçici gümrük vergisi temmuz ayında uygulanacak ve ardından 301. maddeye dayalı gümrük vergisi devreye girecek.
Avrupa Parlamentosu Ticaret Komitesi Başkanı Bernd Lange, Yüksek Mahkemedeki yenilginin ardından Washington’un “gümrük vergisi politikasını sürdürmek için yeni yasal dayanaklar arayışında olduğunu” savundu.
Lange, X’te yayınladığı bir yazıda şunları söyledi:
“AB’yi zorla çalıştırmaya karşı yeterince önlem almamakla suçlamak saçma. AB, zorla çalıştırılarak üretilen ürünlere karşı dünyanın en katı kurallarını benimsemiştir. Bu, daha önce karara bağlanmış olan gümrük vergileri için gerçekleri yasal bir gerekçeye uydurmaya çalışmak gibi görünüyor.”
Gill, AB’nin 2024 yılında zorla çalıştırma ile üretilen ürünleri yasaklayan bir yönetmelik kabul ettiğini ve “tedarik zincirlerinde zorla çalıştırmanın ortadan kaldırılması” şeklindeki bu ortak hedefin, Turnberry anlaşmasını detaylandıran geçen ağustos tarihli AB-ABD ortak bildirisinde de yer aldığını vurguladı.
Fakat AB’nin zorla çalıştırma yönetmeliği, ancak Aralık 2027’den itibaren geçerli olacak. ABD Ticaret Temsilciliği, bloktan gelen mallara yüzde 10 gümrük vergisi uygulamak için bu gerekçeyi öne sürüyor.
Raporda, “Avrupa Birliği zorla çalıştırma içeren ürünlerin ithalatını yasaklamış olsa da, bu yasak 14 Aralık 2027’ye kadar yürürlüğe girmeyecek. Yukarıdakiler ışığında, USTR, Avrupa Birliği’nin zorla çalıştırma içeren ürünlerin ithalatını yasaklayan düzenlemesini etkili bir şekilde uygulamadığını tespit etmiştir,” deniyor.
Geçen temmuz ayında İskoçya’da varılan anlaşma uyarınca, AB, ABD’den gelen sanayi ürünlerine yönelik ithalatı kaldırmayı kabul ederken, çoğu Avrupa ürününe yüzde 15’lik bir gümrük vergisi tavanı uygulanacaktı.
Avrupa Parlamentosu, 16 Haziran’da Turnberry anlaşmasını yürürlüğe koyacak yasa tasarısı üzerinde nihai oylamayı gerçekleştirecek ve Trump’ın son gümrük vergisi hamlesi, Avrupa Parlamentosu üyelerinin anlaşmaya karşı muhalefetini sertleştirebilir.
Washington’dan gelen son açıklama, AB Ticaret Bakanı Maroš Šefčovič’in Paris’teki OECD bakanlar toplantısı sırasında ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer ile görüşmesinden birkaç saat önce geldi.
Dünya Basını2 hafta önceProf. Mearsheimer: Trump, İran savaşını sonlandırmak için Çin’den yardım istedi
Dünya Basını2 hafta önceİktisat tarihçisi Chance: Batı, Çin’i kendi sistemine entegre ederek liberal bir demokrasiye dönüştüreceğini sandı
Asya2 hafta önceRusya ve Çin liderleri Pekin’de stratejik ortaklığı görüştü
Diplomasi2 hafta önceXi ve Putin ‘çok kutuplu bir dünya ve yeni tip uluslararası ilişkiler’ çağrısı yaptı
Amerika2 hafta önceBolivyalı işçi ve köylüler başkent La Paz’ı kuşattı
Asya2 hafta önceLai, Tayvan’ın “özgürlüğünden vazgeçmeyeceğini” söyledi, yeni İHA bütçeleri sözü verdi
Asya2 hafta önceRusya ve Çin arasındaki ticaret hacmi 240 milyar dolara ulaştı
Asya2 hafta önceİran’daki savaş yuan için küresel ticarette fırsat penceresi açtı









