Bizi Takip Edin

Avrupa

Alman hükümeti Volkswagen’in işten çıkarma planından rahatsız

Yayınlanma

Alman siyasetçiler Volkswagen’in 100.000 kişiyi işten çıkarma planlarını engelleyeceklerine söz verdiler.

Otomobil üreticisinin bildirilen işten çıkarma ve fabrika kapatma planları, tarihteki en büyük kurumsal küçülmelerden biri haline gelebilir.

Otomotiv devi bu kararını Çinli rakiplerin baskısı ve ABD’nin gümrük vergilerinin yarattığı yeni yükler nedeniyle aldığını öne sürüyor.

Fakat eyalet politikacıları ve sendika temsilcileri birlikte VW’nin denetim kurulunun çoğunluğunu oluşturduğu için bu planlar engellere takılabilir.

Öngörülen işten çıkarmalar, yükselişte olan AfD’nin gölgesinde genel olarak popüler olmayan Şansölye Friedrich Merz’in hükümetine vurulan en son darbe niteliğinde.

Merz’in koalisyonundaki partilerin (CDU ve SPD) liderleri bu plana karşı çıkacaklarına söz verdiler.

Ayrıca, Volkswagen’in genel merkezinin bulunduğu Wolfsburg şehrine ev sahipliği yapan Aşağı Saksonya eyaleti, şirketin oy hakkına sahip ikinci en büyük hissedarı olduğu için, bu planı durdurmaya çalışmak üzere önemli bir güce sahip.

Volkswagen, 100.000 kişiyi işten çıkarmayı planlıyor

Merz’in sözcüsü Stefan Kornelius pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Temel hedef, Alman üreticilerin üretim tesislerini korumak ve istihdamı güvence altına almak,” dedi.

AfD liderlerinden Alice Weidel de pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Almanya’nın sanayi tabanı gözlerimizin önünde dramatik bir hızla çöküyor. Uzun süredir faaliyet gösteren şirketler bile bu federal hükümetin kötü iktisadi yönetiminden kaçıyor,” diye konuştu.

VW’nin benzersiz kurumsal yapısı ve Aşağı Saksonya eyaletinin şirketin hisselerinin bir kısmına sahip olması nedeniyle, siyasetçiler ve işçi temsilcileri şirketin yönetiminde olağanüstü bir role sahiptir.

Çok sayıda fabrika işçisine sahip olan eyalet, aynı zamanda geleneksel olarak sendikalarla yakın bağları olan SPD’nin geriye kalan birkaç kalesinden biri.

SPD’li Aşağı Saksonya Eyaleti Başbakanı Olaf Lies, Yeşiller üyesi Eyalet Başbakan Yardımcısı Julia Willie Hamburg ile birlikte denetim kurulunda yer alıyor.

Her ikisi de VW’nin maliyet kesinti planlarına karşı çıkacaklarına söz verdi ve şirket yönetiminin bunun yerine kaybedilen pazar payını geri kazanmak için daha iyi bir plana ihtiyacı olduğunu savunuyor.

Lies, pazar günü kamu yayıncısı ZDF’ye verdiği demeçte şunları söyledi:

“Görevimiz, ‘Çalışanları işten çıkaracağız ya da tesisleri kapatacağız’ gibi basitleştirici önlemlerle çözüm aramamayı sağlamak olmalı. Rekabetçi olmalıyız; teknoloji lideri olmalıyız. Ayrıca pazarları yeniden güvence altına alıp ele geçirebilmeliyiz. Şahsen, böyle bir şirketin yönetim kurulundan beklediğim de budur.”

İşten çıkarma planlarını ilk duyuran Manager Magazin’in haberine göre, VW’nin denetim kurulunun, 9 Temmuz’da yapılması planlanan oylama ile bildirilen işten çıkarmaları ve fabrika kapanışlarını onaylaması gerekecek.

Fakat işçi tarafının temsilcileri ve devlet politikacıları şu anda denetim kurulundaki 19 oydan 11’ünü elinde bulunduruyor.

Bu nedenle, önerilen planların önemli değişiklikler yapılmadan ya da işçiler için ek güvenceler eklenmeden onaylanması pek olası görünmüyor.

Cuma günü POLITICO’ya e-posta yoluyla gönderilen bir açıklamada VW, “iç ve gizli belgeler hakkında yorum yapmayacağını” belirtti, fakat “markaları ve bağlı şirketleri de dahil olmak üzere tüm Grubun köklü bir dönüşümden geçmesi gerektiğini” ekledi.

Bu amaçla, Grup Yönetim Kurulu son birkaç aydır şirketin yeniden yapılandırılmasına yönelik stratejik bir plan üzerinde yoğun bir şekilde çalışıyor.

Avrupa

Almanya, AB bütçesinde 400 milyar avroluk kesinti yapılmasını talep ediyor

Yayınlanma

Almanya, Avrupa Komisyonu’nun 2028-2034 dönemi için önerdiği 2 trilyon avroluk bütçeden 400 milyar avro kesinti yapılmasını talep ediyor.

Reuters’ın salı günü elde ettiği bir hükümet içi belgeye göre, “Çok Yıllı Mali Çerçeve” olarak adlandırılan AB bütçesi, 27 üye devletin tamamının oybirliğini gerektirdiğinden, Almanya’nın sert muhalefeti önümüzdeki dönemde zorlu bir mücadelenin habercisi niteliğinde.

Berlin, belgede “mevcut haliyle bir anlaşmaya varılması imkansız” uyarısında bulunuyor.

AB’nin en büyük net katkıcı ülkesi olan Almanya, 2021-2027 dönemi için öngörülen 1,3 trilyon avroluk bütçeye kıyasla önemli bir artışa işaret eden, önümüzdeki yedi yıllık bütçenin önerilen büyüklüğünden endişe duyuyor.

Berlin, önerilen 400 milyar avroluk kesintiye rağmen bütçenin mevcut bütçeden yine de %27 daha büyük olacağını ve bu durumun Almanya’nın yıllık katkısını 50 milyar avronun üzerine çıkaracağını savunuyor.

Şansölye Friedrich Merz, özellikle 2027’de Fransa, Polonya ve İtalya’da önemli seçimlerin yaklaşması nedeniyle, bütçenin Ocak 2028’de yürürlüğe girmesinden önce planlama kesinliğini sağlamak amacıyla üye devletleri bu yıl içinde bir anlaşmaya varmaya çağırdı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AfD lideri Weidel, Rusya’dan petrol ve doğalgaz ithalatını yeniden başlatma sözü verdi

Yayınlanma

Almanya’da sağcı Almanya için Alternatif partisinin lideri Alice Weidel, ülke ekonomisini desteklemek amacıyla Rusya’dan petrol ve gaz ithalatına yönelik ambargonun kaldırılması gerektiğini açıkladı. Weidel, geçmişte uygulanan ucuz enerji tedarikinin Alman sanayisinin başarısında temel rol oynadığını belirtiyor.

Almanya’da sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin lideri Alice Weidel, zayıflayan ülke ekonomisini desteklemek amacıyla Rusya’dan petrol ve gaz ithalatına yönelik ambargonun kaldırılması gerektiğini açıkladı.

Reuters haber ajansına mülakat veren Weidel, ucuz Rus enerjisinin Alman sanayisinin geçmişteki başarısında kilit rol oynadığını ifade etti.

Eski Almanya Başbakanı Angela Merkel’in görev süresi boyunca Rus gazı alımını artırarak Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in nüfuzunu sınırlama stratejisi izlediği biliniyor.

Weidel, partisinin önümüzdeki aylarda iki eyalette yapılacak seçimleri kazanmayı hedeflediğini ve bu durumun en geç 2029 yılında gerçekleştirilecek genel seçimlerde başarı elde etmek için önemli bir adım oluşturacağını kaydetti.

AfD lideri, gelecek genel seçimlerde veya bir sonrakinde başbakanlık makamına aday olmayı hedeflediğini dile getirdi.

Alman ekonomisinin savaştan önceki durumuna atıfta bulunan Weidel “Rusya’dan gelen ucuz enerji, ‘Alman Malı’ markasının başarı sırrıydı. Bunu yeniden tesis etmemiz gerekiyor” dedi.

Ancak ekonomi tarihçileri, Almanya’nın İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki ekonomik kalkınmasının henüz Sovyetler Birliği’nden enerji sevkiyatı başlamadan önce gerçekleştiğine dikkat çekiyor.

Uzmanlar, ülkenin ekonomik gücünün yüksek teknoloji üretimi, Ar-Ge faaliyetleri ve nitelikli iş gücü gibi enerji dışı faktörlere dayandığını vurguluyor.

Almanya ekonomisindeki durgunluk eğiliminin, Rus enerjisinin kaybından önce, 2019 yılında başladığı biliniyor. Bununla birlikte Rus kaynaklarının kesilmesinin ekonomiye ek bir darbe vurduğunu ifade eden Weidel, bu durumun ülkeyi yıllarca geriye götürdüğünü belirtti.

AfD lideri “Yüz binlerce istihdam kaybedildi. Bu durum bizi, enerjiyi çok daha yüksek fiyatlarla satan Amerika Birleşik Devletleri’ne bağımlı hale getirdi” şeklinde konuştu.

Moskova yönetiminin Ukrayna’daki savaş öncesinden bu yana AfD ile temaslarını sürdürdüğü biliniyor. Haziran ayı başında AfD Federal Meclis (Bundestag) Milletvekili Markus Frohnmaier, St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu’na katıldı.

Frohnmaier, burada Gazprom Yönetim Kurulu Başkanı Alexei Miller ile bir araya gelerek Kuzey Akım boru hatlarının yeniden faaliyete geçirilmesi olasılığını ele aldı.

Kuzey Akım 1 boru hattı, yaptırımlar neticesinde 2022 yılında durdurulmuş, ardından boru hatlarında sabotaj meydana gelmişti.

Merkel döneminde inşası desteklenen Kuzey Akım 2 projesi ise Rusya’nın Ukrayna’ya askeri müdahalesi öncesinde ayrılıkçı bölgeleri tanıması üzerine Başbakan Olaf Scholz tarafından askıya alınmıştı.

Frohnmaier, ABD’li yatırımcıların Kuzey Akım üzerinden Almanya’ya yeniden gaz ihracatı imkanlarını değerlendirdiğini duyduklarını belirtti.

Rusya pazarına dönüş fırsatının kaçırılmaması gerektiğini ifade eden Frohnmaier “Almanya olarak dikkatli olmalıyız. Miller, gaz sevkiyatının yeniden başlamasının üç ay süreceğini ifade etti” açıklamasında bulundu.

Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) Milletvekili Roderich Kiesewetter ise AfD’nin özellikle doğu eyaletlerinde yaklaşan seçimler öncesinde Rusya nostaljisini ve romantizmini siyasi malzeme olarak kullandığını belirtti.

Partinin güçlü olduğu doğu eyaletlerinde, Sovyet dönemine yönelik eğilimlerin ve Rus ham maddesine dayalı sanayi geçmişinin etkisi sürüyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Burnham, İngiltere’yi “yeniden yapılandırma” sözü verdi

Yayınlanma

Birleşik Krallık’ın bir sonraki muhtemel başbakanı Andy Burnham, siyasi nüfuzu ülke genelinde yeniden dağıtma sözü verdi.

Hedeflerini özetleyen ilk konuşmasında eski Büyük Manchester Belediye Başkanı Burnham, “ülkenin yönetilme biçiminde hayatımız boyunca göreceğimiz en büyük değişim” vaat ederek bunun “yeniden yapılandırılmış bir Britanya”ya yol vereceğini söyledi.

Burnham bu kapsamda Manchester’da bir “No. 10 North” (Kuzey Başbakanlık) kurmayı taahhüt etti.

Mali yetkilerin Londra’dan uzaklaştırılması fikri, yeni bir lider için alışılmadık bir fikir olsa da, bazı iktisatçılar Birleşik Krallık’ın iktisadi faaliyetlerin başkent Londra’da aşırı yoğunlaşması nedeniyle geride kaldığını savunuyor.

Burnham, son on yılda daha fazla yetki verilen ve daha büyük bir büyüme kaydeden Büyük Manchester’ın, yetki devrinin nasıl işleyebileceğine dair bir örnek teşkil ettiğini savunuyor.

Müstakbel başbakan, ademi merkeziyetçiliğin “ulusal ve yerel düzeyde hükümetin tüm birimlerini koordine ederek, uzun vadeli bir iktisadi strateji üzerinde uzlaşma sağlayacağını” ve “tüm bölgelerin yeni büyüme hedefleri belirlemesine yardımcı olacağını” savundu.

Almanya Anayasası’ndan esinlenerek, Britanya’nın her yerinde eşit yaşam koşulları sağlanması için çaba gösterme görevi verileceğini kaydeden Burnham şöyle devam etti:

“Yerel temelli işbirliğini Birleşik Krallık’ın yeni işleyiş ilkesi haline getirecek ve tüm hükümet bakanlıklarının ve kurumlarının, stratejik ve yerel yönetimlere personel ve kaynak desteği sağlamasını zorunlu kılacak. Ve şunu çok açık bir şekilde söyleyeyim: Whitehall’ın [hükümet] bölgelere ve uluslara yetki devriyle mücadele ettiği günler artık kesin olarak sona ermiştir.”

Burnham, “No. 10 North”un bölgelere üç alanda destek olacağını belirtti: kamu hizmetlerinin reformu; yeniden sanayileşme ve bölgelerin canlandırılması.

Kamu hizmetleri konusunda şunları söyledi:

“Birleşik Krallık’ın tüm bölgelerinin su, konut, enerji ve ulaşım gibi temel hizmetler üzerinde daha fazla kamu kontrolü sağlayabilmesini garanti edeceğiz. Büyük Manchester’daki otobüs ağlarımızı dönüştüren modelden ders alarak, bireyler, aileler ve işletmeler için bu temel hizmetlerin maliyetini düşürmek amacıyla 10 yıllık planlar hazırlayacağız.”

Yeniden sanayileşme konusunda Burnham, her bölgenin “net ve inandırıcı sanayi hedefleri” belirlemesini destekleyeceklerini ve bu hedeflere ulaşmaları için gerekli desteği sağlayacaklarını söyledi.

Burnham, Birleşik Krallık genelinde birbirini tamamlayan sanayi kümelerine sahip bölgeler arasında daha fazla işbirliğini teşvik edeceklerini savunurken, Cambridge ve Manchester’ın yaşam bilimleri alanında yaptığı gibi, kamu ve özel sektör yatırımlarını bölge bazında birleştireceklerini ve tüm bölgelerin, tıpkı Büyük Manchester’da yaptıkları gibi, “sağlam büyüme fonları oluşturmasına” yardımcı olacaklarını vurguladı.

Rutte: Burnham’ın savunma harcamaları hedefine sadık kalacağından eminim

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Andy Burnham’ın ittifakın uzun vadeli harcama taahhütlerine sadık kalacağından emin olduğunu söyledi.

Rutte, Birleşik Krallık’ın bir sonraki başbakanı olması beklenen Burnham’ın, yeniden silahlanmanın iktisadi büyümeyi canlandırabileceğini kabul edeceğini de belirtti.

Londra ziyareti sırasında Rutte, salı günü uzun süredir ertelenen savunma yatırım planının açıklanmasının ardından, Birleşik Krallık’ın 2035 yılına kadar GSYİH’nın %3,5’ini savunmaya ayırma hedefine “tek bir büyük adımla” ulaşmasını beklemediğini söyledi.

Öte yandan Rutte, Burnham’ın Birleşik Krallık’ın savunma harcamalarını yılda yaklaşık 30 milyar sterlin artırmanın daha geniş kapsamlı bir değeri olduğunu göreceğine inandığını ve “tarihe bakıldığında” İşçi Partisi başbakanlarının “NATO’ya karşı tutarlı bir bağlılık” sergilediklerini belirtti.

Burnham’ı Keir Starmer’ın muhtemel halefi olarak nitelendiren Rutte, “Yeni başbakanın ekonomik büyüme ve istihdam artırımı konularına son derece ilgi duyacağını tahmin edebiliyorum. Savunma harcamaları aynı anda iki amaca hizmet eder. Birincisi, bir hükümet olarak en önemli önceliğiniz olan ülkenin güvenliğini sağlamak; bu elbette birinci sıradadır. Fakat ikincisi de savunma yatırımlarınızın yarattığı etkidir. Ülkeyi güvenli ve güçlü tutmanın yanı sıra, bu yatırımlar istihdam yaratacaktır,” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English