Diplomasi
AB, yeni İngiliz hükümetinden “hızlı” anlaşma bekliyor

AB, Birleşik Krallık’taki başbakanlık değişikliğinin, uzun süredir tartışılan Brexit’in yeniden düzenlenmesi konusunda bir anlaşmaya varılmasını yavaşlatmayacağını umuyor.
Avrupa Komisyonu, Başbakan Keir Starmer’ın halefinin göreve başlamasından sonraki günler ve haftalar içinde tarım ve ticaret konularındaki uzun süredir devam eden müzakereleri sonuçlandırmayı planlıyor.
POLITICO’ya göre Brüksel’in onaylamayı planladığı konular arasında, gıda ürünlerinin ithalat ve ihracatını düzenleyen bitki sağlığı kurallarına ilişkin bir anlaşma; işletmelerin yüksek karbon vergileri ödemesini önlemek için emisyon ticareti sistemlerinin uyumlaştırılması; ve gençlerin sınırlı sürelerle yaşamalarını, seyahat etmelerini, eğitim görmelerini veya çalışmalarını sağlayacak karşılıklı bir gençlik hareketliliği programı yer alıyor.
Bu üç alanda, yaz tatili öncesinde tarafların bir araya gelmesi öncesinde anlaşmaya varılması bekleniyordu.
Başlangıçta 22 Temmuz’da yapılması planlanan AB-Birleşik Krallık zirvesi, bu ayın başlarında Starmer’ın istifasının ardından ertelendi.
Zor günler geçiren İşçi Partisi lideri, ilişkilerde büyük bir “resetleme” duyurmayı umuyordu.
Fakat POLITICO’ya konuşan Avrupalı yetkililerden biri, AB’nin ivmeyi kaybetmemek için yeni bir hükümetin göreve başlamasının ardından zirveyi “mümkün olan en kısa sürede” yeniden gündeme almayı planladığını söyledi.
Henüz kesin bir tarih belirlenmedi ama ekim ortası en olası tarih olarak görülüyor.
İkinci bir yetkili, bu hızın Brüksel’de, Reform UK’in anketlerde yükselişte olması nedeniyle, karşılıklı yarar sağlayan anlaşmaları bir an önce sonuçlandırmanın daha iyi olacağına dair farkındalığı yansıttığını söyledi.
İngiliz hükümeti ayrıca, Ukrayna’ya yönelik bir savunma planına katılma konusunda ilgi gösteriyor.
Bu plan kapsamında, İngiltere savunma sektöründen yapılacak alımlar, AB tarafından verilen 90 milyar avroluk kredi ile finanse edilebilecek.
Bunun dışında, ülkenin AB’nin iç elektrik pazarına entegrasyonu konusunda da görüşmeler sürüyor.
Her iki konunun da temmuz zirvesine kadar çözülmesi beklenmese de üç aylık ek süre, yeniden planlanan toplantıya yetiştirilmek üzere bir anlaşmanın duyurulmasını mümkün kılabilir.
Büyük Manchester eski Belediye Başkanı Andy Burnham, Starmer’ın yerini alacak en güçlü aday olarak görülüyor ve İngiliz müzakereciler, görüşmeleri baltalayacak türde önemli bir politika değişikliği beklemediklerini belirttiler.
Fakat müzakerelerin her iki tarafındaki yetkililer, planlanan anlaşmaların onay alabilmesi için hâlâ önemli çalışmaların yapılması gerektiği konusunda uyarıda bulundu.
Bu çabaların bir parçası olarak, Birleşik Krallık AB İlişkileri Bakanı Nick Thomas-Symonds, giderek belirsizleşen jeopolitik ortam karşısında ticari bağları kolaylaştırmak ve iki ekonomiyi birbirine bağlamak amacıyla tasarlanan ortak gündemi görüşmek üzere çarşamba günü Brüksel’e gitti.
Thomas-Symonds, AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič ile yapacağı görüşmeler öncesinde, “Bugün Brüksel’de gerçekleştireceğim toplantılar, geçen yılki Zirve’de duyurduğumuz, hane halkı faturalarını düşürmeyi, gençlere fırsatlar sunmayı ve ülkemizin güvenliğini güçlendirmeyi amaçlayan anlaşmaları hayata geçirmeye odaklanıyor,” dedi.
İki diplomatın doğruladığı bilgilere göre, çarşamba günü Komisyon ile yapılan kapalı kapı toplantısında AB büyükelçilerine de müzakerelerin son durumu hakkında bilgi verildi.
Diplomasi
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Çin ziyaretini tamamladı: Öne çıkan başlıklar

Suudi Arabistan, İran savaşının güvenlik alanındaki sonuçlarını anlamaya çalışırken, Washington’a karşı diplomatik bir denge unsuru ve Tahran’la temas kurabilen bir ortak olarak Pekin’e daha fazla ilgi duyuyor.
ABD-İran mutabakat zaptının imzalanmasından iki hafta sonra Suudi Arabistan, jeopolitik konumlanmasını ve çıkarlarını Washington ile Pekin arasında dengelemeye çalıştığına dair açık sinyaller veriyor.
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, ABD Başkanı Donald Trump ile Suudi Arabistan’ın fiili lideri Muhammed bin Selman arasındaki ilişkilerde belirgin gerilimler yaşanırken, çarşamba günü Çin’e yaptığı iki günlük ziyareti tamamladı. Ziyaret, İran’la savaşın bölgesel güvenlik hesaplarını yeniden şekillendirmesinin ardından Riyad’ın yeni bir pozisyon arayışında olduğunu gösteriyor.
Neler konuşuldu?
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, salı günü Pekin’de Çinli mevkidaşı Wang Yi ve Çin Devlet Başkan Yardımcısı Han Zheng ile görüştü. Wang Yi ile görüşmesinde iki taraf, “gerilimi azaltma, güvenliği ve istikrarı güçlendirme çabalarını” ele aldı. Görüşmede ayrıca özellikle enerji, sanayi, teknoloji sektörleri ve tedarik zincirleri başta olmak üzere ekonomik işbirliği de gündeme geldi.
Suudi Arabistan resmi haber ajansı SPA’ya göre Prens Faysal’ın Han Zheng ile görüşmesinde ise ekonomik ve yatırım ilişkilerinin güçlendirilmesi ele alındı.
Neden önemli?
Prens Faysal’ın ziyareti, Körfez-ABD ilişkileri açısından kritik bir jeopolitik döneme denk geliyor. Suudi Arabistan, savaşın güvenlik alanındaki sonuçlarını hâlâ değerlendiriyor ve Washington’a karşı diplomatik denge unsuru, aynı zamanda Tahran’la temas kurabilecek bir ortak olarak Pekin’e daha fazla yaslanarak hareket alanını genişletiyor. Çin’in İran üzerindeki etkisi ve 2023’ten bu yana aktif arabuluculuk rolü, Körfez başkentlerinin daha güçlü bir İran’la birlikte yaşamanın yollarını aradığı bir dönemde Pekin’e alışılmadık ölçüde diplomatik ağırlık kazandırıyor.
Ekonomik ilişkiler bu stratejinin temel itici güçlerinden biri. Çin, son on yılda Suudi Arabistan’ın en büyük ticaret ortağı haline geldi. İki ülke arasındaki ticaret hacmi yıllık on milyarlarca dolara ulaşıyor. Çin Dışişleri Bakanlığı’na göre 2024’te iki ülke arasındaki ticaret hacmi 107 milyar doları aştı. Çin aynı zamanda Suudi ham petrolünün en büyük tek alıcısı konumunda. Bu da Pekin’e Riyad’ın uzun vadeli ekonomik hesaplarında önemli bir ağırlık kazandırıyor. Çin, 2024’te Suudi Arabistan’dan 47,91 milyar dolarlık ham petrol satın aldı. Çin Gümrük Genel İdaresi’ne göre 2025’te Çin, Körfez ülkesinden günde ortalama 1,4 milyon varil ham petrol aldı. Bu miktar, Çin’in yıl boyunca toplam ham petrol ithalatının yaklaşık yüzde 14’üne karşılık geldi.
Washington’la gerilim
Ziyaret, çatışmanın ardından ABD-Suudi Arabistan ilişkilerinde gerileme işaretlerinin görüldüğü bir döneme denk geldi. Savaş sırasında Riyad gerilimin azaltılması çağrısı yaptı ve bazı ABD operasyon taleplerine direndiği bildirildi. New York Times, mayıs ayında Riyad’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçiş için planlanan bir eskort operasyonunda Washington’ın bazı üsleri ve hava sahasını kullanma talebini reddettiğini yazdı.
Liderler arasındaki kişisel ton da sertleşti. Muhammed bin Selman ile Başkan Trump arasında bildirilen son telefon görüşmesi 30 Mayıs’ta gerçekleşti. Trump, mart ayında Muhammed bin Selman’ın bir dönem ABD’yi zayıf gördüğünü belirterek, “kıçımı öpeceğini düşünmezdi” ifadesini kullandı.
Suudi Arabistan, ABD’nin İsrail’le ilişkileri normalleştirme baskısını da geri çevirdi. Suudi Arabistan, Trump’ın “Barış Kurulu” olarak adlandırılan girişimi için 1 milyar dolar taahhüt etmiş olsa da mayıs sonundaki haberlere göre bu taahhüdü henüz yerine getirmiş görünmüyor. Riyad ayrıca 2026 sezonunun ardından LIV Golf’e sağladığı finansmanı çekti ve Metropolitan Opera ile önerilen bir finansman anlaşmasından da geri adım attı.
Pekin’in açtığı alan
Suudi Arabistan açısından Çin, sembolik bir ortaklıktan daha fazlasını ifade ediyor. Eurasia Group’un Orta Doğu ve Kuzey Afrika birimi direktörü Firas Maksad, Riyad’ın İran ve daha geniş Körfez pozisyonu konusunda atacağı adımları değerlendirirken Pekin’e danışmasının doğal olduğunu söyledi.
Maksad, Al-Monitor’a yaptığı açıklamada, “Sonuçta Çin, İran üzerinde açık ara en fazla etkiye sahip ülke. Ayrıca 2023’te Suudi Arabistan ile İran arasındaki ilişkilerin normalleşmesine arabuluculuk eden ve bu süreci kotaran başlıca aktör oldu. Bu nedenle bu kadar çok şeyin belirsiz olduğu, sadece Suudi Arabistan’ın değil bölgenin İran’la ilişkilerinin de sorgulandığı bir dönemde Suudilerin Çinlilerle istişare etmesi, hatta Pekin’le koordinasyon kurmaya çalışması son derece doğal,” dedi.
Maksad, Çin’in Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkelerinin İran’la yeni bir yol bulmasına yardımcı olacak diplomatik bir rol oynayabileceğini de ekledi. Riyad’ın dış politika ilişkilerini çeşitlendirmeye ve ABD’ye bağımlılığını azaltmaya çalıştığı bir dönemde bu ihtimal giderek daha fazla önem kazanıyor. Agence France-Presse geçen hafta, krallığın Körfez ülkeleri ile İran arasında uzlaşma görüşmelerine ev sahipliği yapmayı planladığını bildirdi.
Maksad ve Ian Bremmer, Foreign Affairs için kaleme aldıkları son yazıda Çin’i savaş sonrası bölgesel değişimin “başlıca jeopolitik kazananı” olarak niteledi.
Diplomatik temaslar, Riyad ile Pekin arasında giderek derinleşen ekonomik ve güvenlik işbirliğiyle eş zamanlı ilerliyor. Mart ayında yayımlanan haberlerde, Suudi Arabistan ile Çin’in Cidde’de Wing Loong-3 taarruz İHA’ları için üretim hattı kurulmasını öngören 5 milyar dolarlık bir anlaşmaya vardığı belirtilmişti. İddiaya göre anlaşma kapsamında Çin Havacılık Sanayii Kurumu ile Suudi Arabistan Askeri Sanayiler Genel Otoritesi tarafından işletilecek ortak bir tesiste yılda yaklaşık 48 İHA üretilecek. Ancak ne Pekin ne de Riyad anlaşmayı kamuoyuna doğruladı.
Haziran ortasında Suudi Arabistan, Riyad ve Dammam’da 506 milyon doları aşan kalkınma ve konut projeleri için Çinli kuruluşlarla altı anlaşma ve mutabakat zaptı imzaladı.
Al Monitor’a değerlendiren uzmanlara göre, İran’la savaş, özellikle İran’ın İHA ve füzelerine doğrudan maruz kalan Körfez ülkeleri arasında ABD’nin bölgedeki güvenilirliğinde kalıcı bir gedik açmış olabilir. Bu durum, Suudi Arabistan ve diğer ülkeleri kendi güvenlik mimarilerini daha dikkatli değerlendirmeye ve yeni ortaklar aramaya itti. Bu, Suudi Arabistan’ın ABD’yi terk ettiği anlamına gelmiyor, ancak bölgesel güvenliğin belirsizleştiği bir dönemde tek bir güce bağımlı olmak sağlam bir seçenek olarak görülmüyor.
Diplomasi
OPEC+ ülkeleri petrol üretimini artırmayı planlıyor

OPEC+ koalisyonu bünyesindeki yedi ülkenin, küresel piyasalardaki fiyat düşüşüne rağmen ağustos ayından itibaren petrol üretim hedeflerini artırmaya devam edeceği belirtiliyor. Reuters haber ajansına konuşan kaynaklar, artış miktarının haziran ve temmuz aylarındaki seviyelerle benzer olacağını ifade ediyor.
OPEC+ anlaşması kapsamında yer alan petrol üreticisi ülkelerin, ağustos ayından itibaren üretim hedeflerini yükseltme yönünde karar alması bekleniyor.
Reuters haber ajansına bilgi veren ve kimliklerinin açıklanmasını istemeyen üç kaynak, üretici ülkelerin arz artışını sürdürme eğiliminde olduğunu kaydetti.
Planlamalara göre ağustos ayında petrol üretiminin, haziran ve temmuz aylarındaki artış hızına paralel olarak günlük yaklaşık 188 bin varil seviyesinde artırılması öngörülüyor.
Konuya ilişkin resmi kararın, 5 Temmuz günü yapılması planlanan toplantıda alınabileceği belirtiliyor.
Söz konusu arz artışı planı, petrol fiyatlarında gözlenen düşüş eğiliminin yaşandığı bir dönemde gündeme geliyor. Küresel gösterge niteliğindeki Brent ham petrolünün varil fiyatı, halihazırda 72 doların hemen üzerinde işlem görüyor.
Birleşik Arap Emirlikleri’nin mayıs ayında gruptan ayrılmasının ardından geriye kalan yedi OPEC+ ülkesi olan Suudi Arabistan, Rusya, Irak, Kuveyt, Kazakistan, Cezayir ve Umman, haziran ayı için üretimlerini günlük 188 bin varil artırma kararı almış, aynı miktar temmuz ayı için de onaylanmıştı.
Geçen hafta, OPEC içindeki en büyük petrol üreticilerinden biri olan Irak’ın Petrol Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, organizasyonun ülkenin petrol üretimi kotasını kademeli olarak iade etmeye başladığı aktarılmıştı.
ABD ve İsrail ile İran arasındaki gerilimlerin tetiklediği Ortadoğu krizi ve ihracat hatlarında yaşanan engellemeler nedeniyle, nisan ayında OPEC ülkelerinin toplam petrol üretimi son 36 yılın en düşük seviyesine gerilemişti.
Yılın ilk çeyreğinde, Irak’ın güneyindeki petrol sahalarında üretimin yüzde 70 oranında düştüğü bildirilmişti.
Hürmüz Boğazı’ndaki geçiş engellerinin ardından Bağdat yönetimi ile Kürdistan Bölgesel Yönetimi, geçici olarak durdurulan petrol ihracatının Türkiye’deki enerji üssü olan Ceyhan Limanı üzerinden yeniden başlatılması konusunda uzlaşmaya varmıştı.
Diplomasi
Amerikan vatandaşı, ABD’nin isteği ile Türkiye’de gözaltında tutulduğunu öne sürdü

Terörle ilgili bir mahkumiyetin ardından kısa süre önce Irak’taki bir hapishaneden serbest bırakılan bir Amerikan vatandaşının avukatları, söz konusu kişinin ABD hükümetinin talebi üzerine Türkiye’de yeniden gözaltına alındığını ileri sürüyor
POLITICO’nun aktardığına göre Kuveyt’te doğan fakat 1980’lerde ABD vatandaşlığına geçen Shawki Ahmad Sharif Omar’ın avukatları, Washington’daki federal mahkemeye salı günü dilekçe sundular.
Dilekçede, ABD’nin Omar’ın ABD’ye yeniden girişini engellemek için Türk yetkililerle işbirliği yaptığı iddia ediliyor.
Omar, Türkiye’deki bir “sınır dışı etme merkezinde” tutuluyor; fakat avukatları, müvekkillerinin fiilen ABD hükümetinin “zımni gözaltında” olduğunu savunuyor ve federal yargıçtan müvekkillerinin serbest bırakılması ve geri gönderilmesi için karar vermesini talep ediyorlar.
Dava, George W. Bush tarafından atanan ABD Bölge Yargıcı John Bates’e havale edildi.
Aynı zamanda Ürdün vatandaşı olan Omar, 2004 yılında Irak’ta, o dönem Irak’taki El Kaide lideri olan Ebu Musab el-Zerkavi’ye yardım ettiği iddiasıyla ABD güçleri tarafından tutuklanmıştı.
Omar, ABD ordusunun gözaltında kaldığı süre boyunca maruz kaldığı kötü muamele ve işkenceyi anlatmasıyla uluslararası dikkatleri üzerine çekmişti.
ABD’nin 2011 yılında onu Irak makamlarına teslim etmesinin ardından, göçmenlik ihlallerinden ve birkaç yıl sonra “terör” suçlamalarından mahkum edildi. Bu suçlamalar nedeniyle geçtiğimiz Nisan ayına kadar hapiste kaldı.
ABD hükümeti tarafından 2008 tarihli Yüksek Mahkeme davası sırasında sunulan deliller, Omar’ı Zerkavi’nin “grubunun diğer terörist gruplarla bağlantısını kolaylaştıran, Irak’a yabancı savaşçılar getiren ve kaçırma olaylarını planlayıp gerçekleştiren” kilit bir aracı olarak tasvir ediyordu.
Omar ve avukatları, bu iddialara ilişkin ABD delillerinin zayıf olduğunu ve hiçbir zaman doğrulanmadığını öne sürdü.
Ayrıca Irak’taki yargılama sürecinin adil olmadığını ve kendisine adil yargılanma hakkının tanınmadığını iddia ettiler. Davası yıllardır uluslararası manşetlere konu oluyor.
Omar’ın avukatları, nisan ayında Irak’taki gözaltından serbest bırakıldıktan sonra kendisine geçici bir ABD pasaportu verildiğini fakat yine de uçuş yasağı listesine eklendiğini ve eşi ile ABD vatandaşı çocuklarının da bulunduğu ailesiyle yeniden bir araya gelmek üzere ABD’ye seyahat etmesinin engellendiğini belirtiyorlar.
Omar’ın, Türk makamlarının kendisini ABD’nin talebi üzerine gözaltında tuttuğu iddiası, sınır güvenliği ve göç hedefleri konusunda yabancı hükümetlerle işbirliği yapma konusunda ABD’nin yasal yetkisi hakkında yeni sorular ortaya çıkarıyor.
ABD’nin, sabıka kaydına bakılmaksızın, bir ABD vatandaşının ülkeye yeniden girişini engellemek amacıyla başka bir ülkeden bu kişiyi gözaltına almasını istemesi olağandışı bir durum.
İddiaya göre Türk yetkililer Omar’ı gözaltına aldı ve onu bir sınır dışı etme merkezine gönderdi. Dilekçesine göre, Omar son bir haftadır yeri bilinmeyen bir tesiste tutuluyor.
Dilekçede, yetkililerin Omar’a ABD makamlarının talebi üzerine hareket ettiklerini söyledikleri iddia ediliyor.
Şikayette, Omar’ın gözaltına alındığını teyit eden ve onun durumunu doğrulamak için Türk meslektaşlarıyla birlikte çalıştıklarını belirten Dışişleri Bakanlığı yetkilileriyle yapılan yazışmaların metni de yer alıyor.
Avukatları, “Hükümet, dilekçe sahibinin adına müdahale etme yetkisini aktif olarak kullanmışken, artık onun gözaltı süreci üzerinde kontrolü olmadığını iddia edemez,” diye yazdı.
Avukatlar, Omar’ın “Ürdün de dahil olmak üzere işkenceye maruz kalma riski bulunan bir ülkeye sınır dışı edilme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu” savundu.
Avukatlar, “Ürdün, Omar’ın nerede olduğu ve faaliyetleri hakkında aile üyelerini sorgulayan bir ülkedir; ayrıca, ABD yetkilileri tarafından daha önce kendisine işkence uygulayan bir ülkeye teslim edildiği gerçeği göz önüne alındığında, ABD’nin talebi üzerine Türkiye’de işkenceye maruz kalma tehlikesi de bulunmaktadır, ” dedi.
Avrupa1 hafta önceKuzey Akım sabotajında ‘porno filmi kılıfı’ iddiası
Görüş2 hafta önceHeidegger’in kulübesindeki Avrupa solu
Dünya Basını2 hafta önceİngiliz iktisatçı Pettifor: Yapay zeka çöküşü kaçınılmaz bir krize yol açacak
Rusya3 gün önce“Planlarımızda Kiev rejimini kurtarmak yok”
Dünya Basını2 hafta önceForeign Policy: İran, Vietnam’dan Daha Ağır Bir Yenilgi
Dünya Basını1 hafta önceVaroufakis: Avrupa Birliği liderleri kesik başlı tavuk gibi
Dünya Basını2 hafta önceİran savaşı küresel güç dengelerini nasıl yeniden şekillendirdi?
Söyleşi4 gün önce“Kapitalizmin özgürlükçü bir toplumsal düzene ihtiyacı yoktur”












