Ortadoğu
İran, Umman ve Suudi Arabistan arasında Hürmüz trafiği

İran Dışişleri Bakanlığı, Hürmüz Boğazı konusunda Suudi ve Ummanlı muhataplarıyla görüşmeler yaptığını açıkladı.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, “son ikili ve bölgesel gelişmeler” konusunda Suudi Arabistan’dan Faysal bin Ferhan ve Umman’dan Bedr el-Busaydi ile ayrı ayrı telefon görüşmeleri gerçekleştirdi.
Bakanlık, görüşmelerde “bölgede istikrarı sağlamak ve ABD’nin saldırgan eylemlerinin Hürmüz Boğazı’na dayattığı güvensizliği ortadan kaldırmak için işbirliğini güçlendirme ve ortak diplomatik çabaları ilerletme ihtiyacının vurgulandığını” belirtti.
Cuma günkü ABD-İran ateşkesine rağmen diğer Orta Doğu aktörleri son günlerde askeri harekatlarına devam etti.
Suudi Arabistan, gece saatlerinde Irak’ta “İran destekli milisler” tarafından krallığın petrol tesislerini hedef aldığı iddia edilen “bir dizi insansız hava aracını” önlediğini bildirdi.
Ama Iraklı milis grupları saldırı girişimlerinin sorumluluğunu üstlenmezken, Reuters’a göre Yemen’deki Husi direnişçileri Suudi petrol tesislerine saldırdıklarını açıkladılar.
Ürdün ordusu da gece saatlerinde hava sahasında bir insansız hava aracını düşürdüğünü açıkladı.
ABD Başkanı Donald Trump, pazartesi gecesi İran ile yapılan “iyi görüşmeleri” övdü.
İran Dışişleri Bakanlığı, ABD ile herhangi bir doğrudan müzakere yürütüldüğünü reddetmeye devam etse de aracılar vasıtasıyla mesaj alışverişi yapıldığına işaret etti.
Bununla birlikte Trump, Air Force One uçağında gazetecilere, görüşmelerde ilerleme sağlanamazsa ABD’nin saldırılarına yeniden başlayacağını söyledi.
İran ile yapılan görüşmelere ilişkin olarak başkan, Michigan’da düzenlenen bir seçim mitinginde ayrı bir açıklamada şunları söyledi:
“Onlara rüşvet veremezsiniz. Onları yenmelisiniz ve biz de onları fena halde yeneceğiz. Ama nasıl sonuçlanacağını göreceğiz. Şu anda çok dostane müzakereler sürüyor.”
Ortadoğu
Suudi Arabistan ABD ile nükleer anlaşmada Trump’ın İsrail şartına direniyor

ABD ile sivil nükleer enerji anlaşması imzalayan Suudi Arabistan, Başkan Donald Trump’ın sonradan öne sürdüğü İsrail ile diplomatik ilişki kurma şartını kabul edeceğine dair bir işaret vermiyor. Riyad yönetimi anlaşmanın iptal edildiğini kabul etmezken, ABD Kongresindeki onay takvimi ve Orta Doğu’daki dengeler sürecin geleceğini belirleyecek.
Suudi Arabistan, ABD Başkanı Donald Trump’ın nükleer enerji anlaşması kapsamında Riyad’ın İsrail ile diplomatik ilişki kurması yönündeki sonradan getirdiği şartı kabul edeceğine dair herhangi bir sinyal vermiyor.
Suudi liderler, geçen hafta imzalanan anlaşmanın yürürlükten kalktığını dahi kabul etmiş değil.
İsrail ile Suudi Arabistan arasındaki normalleşme, ilk Trump yönetimi ve ardından Joe Biden yönetimi sırasında müzakere edilen ve ABD’nin krallığın sivil nükleer programını inşa etmede ortak olmasına yönelik paket anlaşmanın temel sütunlarından biriydi.
Ancak Enerji Bakanı Chris Wright çarşamba günü yaptığı açıklamada, ABD’nin Amerikan şirketlerinin petrol zengini ülkede ortaklaşa bir sivil nükleer program inşa etmesi için Suudi Arabistan ile büyük bir anlaşma imzaladığını duyurduğunda bu talep ortada görünmüyordu.
Suudi jeopolitik analist ve Suudi Elite danışmanlık grubunun başkanı Mohammed Alhamed, Trump’ın İbrahim Anlaşmaları hakkındaki taleplerinin “anlaşmanın esasını değiştirmediğini” belirtti.
The Hill gazetesine konuşan Alhamed şunları kaydetti:
“Suudi Arabistan’ın İsrail’i tanıması nükleer anlaşma için resmi bir şart olsaydı, anlaşma imzalanmadan önce müzakere edilir ve şartlarına açıkça dahil edilirdi. Başkan Trump’ın Washington’daki İsrail’e ve destekçilerine güvence vererek öncelikle iç politikadaki seçmen kitlesine hitap ettiğine inanıyorum. Bu durum, Suudi Arabistan’ın tutumunu değiştirdiği anlamına gelmiyor.”
Trump cuma günü, Wright’ın nükleer anlaşmayı pekiştirmesi karşısında hazırlıksız yakalandığına dair çıkan haberlere tepki gösterdi.
Arkasında Wright ile birlikte Oval Ofis’te konuşan Trump, “Hayır, kimse öne geçmedi. Demek istediğim, bu anlaşmayı yapmak için İbrahim Anlaşmaları’nın bir üyesi olmaları gerektiğini söylüyorum” ifadelerini kullandı.
Trump konuşmasını şöyle sürdürdü:
“İbrahim Anlaşmaları’na katılmazlarsa bu anlaşmayı yapmayacağım her zaman anlaşılmıştı; Chris de biliyordu, Suudi Arabistan da biliyordu.”
Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçiliği, nükleer anlaşmanın durumu veya İsrail ile nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan ülkeler arasında ilişkiler kuran 2020 tarihli anlaşmaya katılmayı düşünüp düşünmediği konusunda resmi bir açıklama yapmaktan kaçındı.
ABD’nin eski Suudi Arabistan Büyükelçisi Michael Ratney, Suudi yetkililerin derin bir nefes alarak Trump’ın talebini daha da baskılamasına yol açabilecek her türlü eylemden kaçındığını aktardı.
Ratney şu değerlendirmeyi yaptı:
“Suudilerin yerinde olsanız, ‘Pekala, bunun nereye varacağını görelim. Belki kademeli olarak bazı görüşmeler yapmaya başlarız’ dersiniz. Trump gerçekten bu büyük anlaşmayı rafa kaldırmak istiyor mu? Trump için bu büyük bir anlaşma çünkü teorik olarak Amerikan şirketleri için büyük bir iş anlamına geliyor. Yani bunu gerçekten rafa kaldırmak ister misiniz? Bir duraklama yapacaklarını, derin bir nefes alacaklarını, sessiz görüşmeler yürüteceklerini ve sürecin nerede durulacağını göreceklerini düşünüyorum.”
Kongre sürecindeki kritik zamanlama
Trump için temel sınav, Cumhuriyetçilerin Temsilciler Meclisi ve Senato’daki çoğunlukları kaybetme ihtimali belirmeden önce, önümüzdeki haftalarda nükleer anlaşmayı Kongre’ye iletip iletmeyeceği olacak.
Anlaşma Kongre’ye iletildikten sonra milletvekillerinin anlaşmaya karşı çıkmak veya ilerlemesine izin vermek için 90 günü bulunuyor. Trump anlaşmayı eylül ayından sonraya ertelerse, neredeyse kesin olarak daha dar bir Cumhuriyetçi çoğunlukla veya Demokrat çoğunlukla mücadele etmek zorunda kalacak.
Anlaşmanın metni kamuoyuna açıklanmadı; ancak basına sızan ayrıntılar arasında Amerikan şirketlerine Suudi Arabistan’ın nükleer altyapısını geliştirmede merkezi bir rol veren 30 yıllık ve milyarlarca dolarlık bir sözleşme yer alıyor.
ABD Ticaret Odası Küresel Enerji Enstitüsü Kıdemli Başkan Yardımcısı Christopher Guith, “ABD hükümetine bunu başarması için onlarca yıldır baskı yapıyorduk” dedi.
Guith, “gelinen noktada” Trump’ın Suudi-İsrail ilişkileri talebinin anlaşmanın uygulanmasını geciktirebileceğini ifade etti.
Biden yönetiminde Savunma Bakanlığı Ortadoğu Müsteşar Yardımcısı olarak görev yapan Daniel Shapiro, Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Salman’ın ABD ile nükleer enerji ortaklığını her zaman “kutsal kase” olarak gördüğünü aktardı.
Shapiro, Suudilerin özellikle İran’ın nükleer silah edinme çabalarına karşı bir önlem olarak muhtemel uranyum zenginleştirmeye izin veren “özel muafiyetler” elde etmeye odaklandığını ekledi.
Shapiro, “Veliaht Prens, İran bu kabiliyeti elde ederse Suudi Arabistan’ın da bu yetkinliğe ulaşmasını sağlayacağını her zaman söyledi” dedi.
Anlaşmada, nükleer yakıtın ABD tarafından taşınması yerine Suudi Arabistan’da uranyum zenginleştirmesinin yapılıp yapılmayacağını belirleyecek iki yıllık bir fizibilite çalışması da dahil olmak üzere farklı aşamalar yer alıyor.
Bu hüküm, eski diplomatlar ve nükleer silahların yayılmasını önleme uzmanları tarafından Riyad’ın nükleer silah geliştirmesi için potansiyel bir yol olarak değerlendirilerek kaygıyla karşılandı. Basına yansıyan diğer ayrıntılar da nükleer güvenlik ve silahların yayılmasının önlenmesi konularında gevşek denetim çekincelerine yol açtı.
Riyad ile Washington’ın stratejik bağları
Riyad yönetiminin, Trump’ın İsrail ile ilgili talepleri nedeniyle ABD ile yapılan anlaşmayı bir kenara atması beklenmiyor.
Shapiro, Başkan’ın Truth Social paylaşımına atıfta bulunarak, “Anlaşmanın ilerlemesini ve Trump’ın paylaşımından geri adım atmasını umuyorlar” dedi.
Rusya ve Çin sivil nükleer işbirliği için alternatif oluştururken Suudi Arabistan, Trump’ın dalgalı diplomasisine, Kongre’de dış politika konusunda artan partizanlığa ve İran ile yapılan savaşın devasa sonuçlarına rağmen ABD ile uzun vadeli bir ortaklığa daha fazla değer verdiğini gösteriyor.
Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nde kıdemli danışman olan Ratney, “Suudiler güvenliklerinin ABD’ye çıpalanmasını gerçekten istiyor” diye konuştu.
Ratney sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yani bu durum bunun bir parçası. Nükleer enerji geliştireceklerse bunun ABD ile olan bir ilişkiye dayanmasını isterler. Her zaman bu tutumu sergilediler. Bunu nükleer güçleri için alternatifleri öne sürme nedeni olarak göreceklerini sanmıyorum.”
Suudi danışman Alhamed, hem Trump yönetimi hem de Riyad için nükleer anlaşmanın hayata geçirilmesinde açık teşvikler bulunduğunu söyledi.
Alhamed şunları kaydetti:
“Amerika Birleşik Devletleri açısından anlaşma onlarca yıllık stratejik ortaklığı güçlendiriyor, Amerikan şirketlerini ve ABD ekonomisini destekliyor ve ABD etkisini koruyor. Suudi Arabistan açısından ise Washington ile güvenilir bir ortaklığı pekiştirirken Krallığın uzun vadeli enerji ve ekonomik dönüşümünü ileriye taşıyor.”
Filistin meselesi ve normalleşme engeli
Ancak Riyad’ın veya Trump’ın İbrahim Anlaşmaları konusundaki tutumlarından vazgeçmeye hazır olup olmadığı belirsizliğini koruyor.
Suudi Arabistan, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun engelleyeceğine dair söz verdiği Filistin devletine giden bir yol üzerinde ısrar ederek İsrail’i normalleşmenin önündeki engel olarak görüyor.
İsrail’in uzun süredir görev yapan lideri ayrıca Filistinlilerle çözüm konusunun neredeyse tüm İsrailli siyasetçiler için son derece riskli olduğu 27 Ekim’deki kritik seçimlere gidiyor.
Alhamed, “Lider Arap ve İslam ülkesi olarak Suudi Arabistan daha geniş bölgesel sorumluluklar taşıyor; bu da Filistin hakları konusunda anlamlı bir ilerleme ve iki devletli çözüme giden inandırıcı bir yol olmadan normalleşmeyi zorlaştırıyor” dedi.
Ortadoğu
Suudi Arabistan’ın Yenbu Limanı’ndan ham petrol sevkiyatı yüzde 40 düştü

Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz kıyısındaki Yenbu Limanı’ndan gerçekleştirdiği ham petrol sevkiyatı, Ensarullah’ın deniz ablukası ve misilleme operasyonlarının ardından yüzde 40 azaldı. Riyad yönetimi, sevkiyatı sürdürebilmek için Mısır’daki SUMED boru hattı ile Ümit Burnu üzerinden varil başına 9 dolar ek maliyet getiren alternatif rotalara yöneldi. Uydu görüntüleri Saudi Aramco’nun Cizan Petrol Rafinerisi’ndeki yangınların sürdüğünü gösterirken, Yemen Silahlı Kuvvetleri ablukanın kaldırılması talebini yineledi.
Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz kıyısında yer alan Yenbu Limanı’ndan gerçekleştirdiği ham petrol yüklemeleri son birkaç gün içinde yüzde 40 oranında düştü.
Denizcilik verileri analiz kuruluşu Vortexa’nın 26 Temmuz’da yayımladığı verilere göre Riyad yönetimi, Sanaa güçlerinin başlattığı deniz ablukasını aşmak amacıyla Mısır’da bulunan SUMED boru hattını ve alternatif güzergâhları kullanmaya başladı.
Sevkiyat hacmindeki keskin düşüş, Ensarullah bünyesindeki Yemen Silahlı Kuvvetleri’nin Suudi Arabistan’a yönelik misilleme operasyonları ve ilan ettiği deniz ablukasının ardından meydana geldi.
Riyad yönetimi, yaklaşık 12 yıldır Yemen’e yönelik askeri saldırılarını ve abluka uygulamalarını sürdürüyor.
Alternatif rotalar varil başına maliyeti 9 dolar artırıyor
Denizcilik verileri odaklı Windward şirketinin Vortexa verilerine dayanarak pazar günü hazırladığı raporda, Suudi Arabistan’ın ihracat akışını korumak adına yeni bir lojistik hat kurduğu kaydedildi. Raporda, “Suudi Arabistan, SUMED boru hattı ve Ümit Burnu üzerinden işleyen alternatif bir ihracat güzergâhı oluşturdu” ifadesine yer verildi. Kuruluş, bu değişimin taşıma maliyetini varil başına yaklaşık 9 dolar yükselttiğini bildirdi.
Pazar analizi raporunda sürecin operasyonel boyutuna ilişkin şu değerlendirme yapıldı:
“Suudi ham petrolünün sevkiyatı durmadı, iki ayrı güzergâha bölündü. Yenbu Limanı’nda rıhtıma yanaşan tankerler artık tamamen AIS sinyallerini kapatarak faaliyet gösteriyor. Gemiler, Ensarullah’ın hedef listesinden korunmak amacıyla konumlarını gizliyor. Suudi Arabistan, SUMED boru hattı ve Ümit Burnu üzerinden işleyen alternatif bir ihracat rotası oluşturdu. Bu güzergâh maliyetleri ve yolculuk süresini artırsa da piyasanın değişen koşullara uyum sağlayabildiğini gösteriyor.”
Suudi Arabistan, daha önce de ABD-İsrail savaşının başlangıç döneminde, İran’ın Hürmüz Boğazı’na yönelik ilk ablukasının ardından Yenbu üzerinden benzer bir alternatif hat devreye sokmuştu.
Cizan Rafinerisi’nde yangın devam ediyor
Windward raporunun yayımlandığı dönemde, SoarAtlas tarafından paylaşılan uydu görüntüleri Saudi Aramco’ya ait Cizan Petrol Rafinerisi’ndeki durumu ortaya koydu. Yemen Silahlı Kuvvetleri’nin düzenlediği saldırıların ardından 12 milyar dolar değerindeki tesiste çıkan büyük yangınların halen devam ettiği görüldü. Cumartesi gününe ait görüntülerde, tesisteki dev petrol depolama tankından yoğun siyah dumanların yükselmeyi sürdürdüğü kaydedildi.
Yemen Silahlı Kuvvetleri, Suudi Arabistan’a yönelik son askeri operasyonlarını 25 Temmuz’da kamuoyuna duyurdu. Saldırıların, Suudi koalisyonunun Yemen’in liman kenti Hudeyde’ye yönelik hava bombardımanlarını yeniden başlatmasına yanıt olarak gerçekleştirildiği açıklandı.
Ensarullah yönetimindeki Yemen ordusundan yapılan resmi açıklamada şu bilgiler verildi:
“Bu açık ve suç teşkil eden saldırıya karşılık Yemen Silahlı Kuvvetleri iki özel askeri operasyon gerçekleştirdi. İlk operasyonda Cizan’daki Saudi Aramco’ya ait hassas tesisler, onlarca balistik füze ve İHA’yla hedef alındı. İkinci operasyonda ise Yenbu’daki Saudi Aramco’ya ait hassas tesisler, balistik ve seyir füzeleri ile insansız hava araçları kullanılarak vuruldu.”
Yemen ordusu temsilcileri vuruşların “hassas” ve “doğrudan” gerçekleştiğini vurgularken, hafta sonu Yenbu kenti sakinlerinin patlama sesleri duyduğu bildirildi. Cumartesi günü erken saatlerde düzenlenen Suudi hava saldırılarında ise Hudeyde’deki yakıt depoları ile haberleşme altyapısı hedef alınmıştı.
Sanaa yönetiminden Riyad’a abluka uyarısı
Ensarullah Yüksek Siyasi Konseyi Başkanı Mehdi el-Meşat, 27 Temmuz’da yaptığı açıklamada Suudi Arabistan yönetimine uyarıda bulundu. El-Meşat, “Suudi düşmana diyoruz ki size boş umutlar verenlerin hiçbir faydası olmayacak. Saldırıların sona erdirilmesi ve ablukanın kaldırılması dışındaki her şey yalnızca hayaldir” dedi.
Yemen Silahlı Kuvvetleri, deniz ablukası kararı doğrultusunda son günlerde iki Suudi petrol tankerini de füzelerle hedef almıştı. Sanaa yönetimi, “Ablukaya karşı abluka” ilkesiyle duyurduğu deniz kısıtlamalarını 20 Temmuz’da resmi olarak başlatmıştı.
Havalimanı saldırıları çatışmaları yeniden tırmandırdı
Gerilimin yeni aşaması, Suudi Arabistan’ın temmuz ayı başında uzun bir aradan sonra ilk kez Sanaa Uluslararası Havalimanı’nı hava saldırısıyla hedef almasıyla başladı. Yemen güçleri bu adıma karşılık Suudi Arabistan’daki Abha Havalimanı’nı füze ve insansız hava araçlarıyla vurdu. Bu eylem, Yemen ordusunun 2021 yılından bu yana Suudi Arabistan topraklarına düzenlediği ilk doğrudan misilleme kayıtlara geçti.
Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyon, Ensarullah’ın başkent Sanaa’yı kontrol altına alarak Riyad destekli hükümeti devirmesinin ardından 2015 yılında Yemen’e müdahale başlattı. Birleşik Arap Emirlikleri’nin de ana aktör olarak katıldığı koalisyona İngiltere, ABD ve İsrail lojistik destek sağladı.
2023 yılında Suudi Arabistan ile Yemen arasında yürütülen barış müzakerelerinde taraflar nihai anlaşmaya yaklaşmış ancak süreç tıkanmıştı. Buna rağmen söz konusu temaslar uzun süre kapsamlı çatışmaları dondurma işlevi gördü.
Suudi Arabistan’ın on yılı aşkın süredir uyguladığı hava ve deniz ablukası, özellikle Sanaa Uluslararası Havalimanı’na getirilen ticari uçuş kısıtlamaları nedeniyle insani krizi derinleştirdi. Ağır hasta ve yaralı sivillerin tedavi amacıyla ülke dışına çıkışı engellenirken, koalisyonun askeri müdahalesi geniş çaplı kıtlığa ve yüz binlerce insanın yaşamını yitirmesine neden oldu. Yemen güçleri, Riyad’ın son hava saldırılarından önce de koalisyon unsurlarını ülkeden çıkarmak amacıyla genel seferberlik yürütüyordu.
Ortadoğu
Kuveyt ile Pakistan beş yıllık savunma anlaşmasını yürürlüğe soktu

Kuveyt, Pakistan ile Haziran 2023 tarihinde imzaladığı savunma işbirliği anlaşmasını üç yıl sonra onaylayarak resmi gazetede yayımladı. Beş yıl süreyle yürürlükte kalacak anlaşma; askeri eğitim, istihbarat paylaşımı, lojistik, savunma teknolojileri ve ortak tatbikatları kapsayan geniş bir işbirliği çerçevesi sunuyor.
Kuveyt, Pakistan ile Haziran 2023 tarihinde imzaladığı savunma işbirliği anlaşmasını üç yıl sonra onayladı. Kuwait Times’ın aktardığına göre karara ilişkin resmi onay, 26 Temmuz tarihinde ülkenin resmi gazetesinde yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Anlaşma, iki ülkenin silahlı kuvvetleri arasında askeri eğitim ve öğretim, istihbarat paylaşımı, lojistik, savunma teknolojileri, araştırma ve uzmanlık aktarımı alanlarında işbirliği için kapsamlı bir çerçeve oluşturuyor.
Anlaşmanın temel hedefi, iki ülkenin savunma kurumları arasındaki bağları güçlendirmek olarak açıklandı. Müfrez işbirliği alanları arasında askeri üretim, elektronik haberleşme sistemleri, bilimsel araştırmalar, askeri yayıncılık ile kültürel ve sportif faaliyetler de yer alıyor.
Anlaşmanın uygulanmasından ortak bir askeri komite sorumlu olacak. Bu komite; ortak tatbikatları, resmi ziyaretleri ve diğer müşterek programları yürütme görevini üstlenecek. Beş yıl süreyle yürürlükte kalacak olan anlaşma, taraflardan biri çekilme iradesi beyan etmediği sürece otomatik olarak yenilenecek.
Kuveyt’in verdiği onay, iki ülkenin üst düzey askeri yetkilileri arasında savunma alanındaki koordinasyonu genişletmek amacıyla yürütülen bir dizi temasın ardından geldi.
Pakistan ve Kuveyt, daha kapsamlı bir savunma işbirliği kurmak amacıyla 17 Temmuz tarihinde ön görüşmelere başlamıştı. İslamabad yönetiminin, savunma alanındaki işbirliğinin genişletilmesi karşılığında enerji güvenliği konusunda daha kapsamlı ortaklık ve Körfez kaynaklı yatırımların artırılmasını hedeflediği kaydedildi.
Körfez ülkeleri güvenlik ortaklıklarını çeşitlendiriyor
Söz konusu onay kararı, Körfez ülkelerinin artan bölgesel sınamalar ve ABD’nin sağladığı güvenlik garantilerinin güvenilirliğine ilişkin artan kuşkular nedeniyle uluslararası ortaklıklarını çeşitlendirmeye çalıştığı bir dönemde gerçekleşti.
Pakistan Savunma Bakanı Havace Asif, Mayıs 2026’da yaptığı açıklamada, Türkiye ve Katar’ın Suudi Arabistan-Pakistan Stratejik Karşılıklı Savunma Anlaşması’na katılabileceğini ve bu yöndeki hukuki düzenlemenin son aşamaya geldiğini söylemişti.
Asif, bu girişimin herhangi bir ülkeye karşı oluşturulmuş bir ittifak niteliği taşımadığını, temel amacın bölgesel işbirliğini genişletmek ve dış güçlere olan bağımlılığı azaltmak olduğunu belirtmişti.
Bu açıklamalar, Suudi Arabistan ile Pakistan arasındaki anlaşma ekseninde şekillenecek “İslam NATO’su” benzeri bir askeri ittifaka ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. Eylül 2025’te Riyad’da imzalanan Suudi Arabistan-Pakistan anlaşması, iki ülkeden birine yönelik gerçekleştirilecek bir saldırının her iki ülkeye de yapılmış sayılmasını öngörüyor.
Diğer yandan Birleşik Arap Emirlikleri, Hindistan’dan BrahMos süpersonik seyir füzesi ile Akashteer hava savunma sistemini tedarik etmek amacıyla yürüttüğü görüşmeleri hızlandırdı.
Bu girişim, ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü askeri harekatın ardından Körfez ülkelerinin silah tedarikinde Washington’a olan bağımlılığı azaltma ve tedarik kaynaklarını çeşitlendirme arayışının bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Görüş2 hafta önceNATO 2.9: Atlantik cephesinin çok kutuplu paradoksu
Avrupa2 hafta önceİngiltere çelik üreticisi British Steel’i kamulaştırdı
Rusya2 hafta önceRus bankalarından Türkiye’deki ödemelere blokaj
Asya2 hafta önceDeepSeek, önümüzdeki yıl halka arz planlıyor
Asya2 hafta önceÇin’in petrol hamlesi akaryakıt krizini önleyebilir mi?
Avrupa2 hafta önceCebelitarık ve İspanya arasındaki fiziki sınır kalkıyor
Asya2 hafta önceTokyo’dan Hürmüz Boğazı’nı baypas edecek hatlara destek
Dünya Basını1 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1









