Ortadoğu
Trump’ın Barış Kurulu, Gazze için ilk üs sözleşmesini hazırladı

Trump’ın Barış Kurulu, Gazze’de görev yapacak Fas askerleri için 150 kişilik bir askeri üs kurulmasına ilişkin ilk inşaat sözleşmesini hazırladı. İlk aşamada 150 askerin barınacağı tesisin daha sonra 5 bin Uluslararası İstikrar Gücü askerini ağırlayacak biçimde genişletilmesi planlanıyor. Sözleşmelerin henüz kesinleşmediği bildirildi.
ABD Başkanı Donald Trump’ın “Barış Kurulu”, ocak ayında kurulmasından bu yana Gazze’ye ilişkin ilk inşaat sözleşmesini hazırladı. The Guardian’ın 6 Ağustos tarihli haberine göre sözleşme, Fas askerlerinin konuşlanacağı 150 kişilik temel nitelikte bir askeri üs kurulmasını öngörüyor.
Trump, İsrail’in Gazze’de Filistinlilere karşı iki yıldır sürdürdüğü saldırıların ardından bölgeye ilişkin planlarını yürütmek amacıyla Barış Kurulu’nu kurmuştu. Kurul, Gazze’de görev yapacak Uluslararası İstikrar Gücü için hazırlıklara başladı.
Fas, İsrail ve ABD adına Gazze’de denetimi sağlamak üzere oluşturulan Uluslararası İstikrar Gücü’ne asker göndermeyi kabul etmişti.
İnşaat sözleşmesi Irak’ta da çalışan ABD şirketine verildi
İnşaat sözleşmesi, daha önce ABD hükümeti adına Irak’ta çeşitli projeler yürüten Louisiana merkezli Arkel International şirketine verildi.
Ancak Barış Kurulu’ndan bir yetkili, The Guardian’a gönderdiği e-postada sözleşmelerin henüz kesinleşmediğini belirtti. Yetkili, “Kurul, çeşitli sözleşmelerin hazırlığında son aşamaya geldi. Henüz hiçbiri kesinleşmedi” dedi.
Muhtemel sözleşmelerden birinin, yol haritasındaki güvenlik ve yönetim düzenlemelerinin uygulanmasına destek verecek Uluslararası İstikrar Gücü için tesis kurulmasını kapsadığını belirten yetkili, “Bu sözleşme, Gazze’nin geleceği açısından gerekli olacak çok sayıdaki sözleşmeden biri” ifadelerini kullandı.
İlk aşamada 150, daha sonra 5 bin asker
Sözleşmeye göre Fas askerlerinin konuşlanacağı üs, 100 metreye 120 metrelik bir alana kurulacak. İsrail’deki bir üsten rotasyonla görevlendirilecek askerlerin kalacağı tesis, İsrail sınırından yaklaşık iki kilometre uzakta bulunacak.
Üssün, Gazze Şeridi’nin İsrail ordusunun doğrudan işgal ettiği yüzde 60’lık bölümünde yer alması planlanıyor.
The Guardian’ın daha önce gördüğü sözleşme taslağına göre tesis, sonraki aşamalarda farklı ülkelerden 5 bin Uluslararası İstikrar Gücü askerini barındıracak şekilde genişletilecek.
“Akıllı şehir” planı küçültüldü
Trump, Şubat 2025’te ABD’nin Gazze’yi “devralacağını” ve “sahibi olacağını” açıklamıştı.
Barış Kurulu’nun Ocak 2026’daki ilk toplantısında Trump’ın danışmanı ve damadı Jared Kushner, Gazze’yi ileri teknolojiye dayalı bir kıyı “akıllı şehrine” dönüştürmeyi amaçlayan “ana planı” tanıtmıştı.
Ancak Trump başkanlığındaki kurul, Gazze’nin savaş sonrası yeniden inşasına ilişkin kapsamlı hedeflerini daha sonra küçülterek Refah yakınlarındaki güney tampon bölgesinde sınırlı bir pilot projeye yöneldi.
Plan, Filistinlilerin sıkı denetim altında tutulacağı, çevresi “çitlerle” kapatılmış “insani yardım” kampları kurulmasını öngörüyor. Söz konusu yerleşkeler, eleştirmenler tarafından “toplama kampları” olarak nitelendiriliyor.
İsrail, Gazze’yi yaşanamaz hale getirmeye yönelik saldırılarında konutlar, apartmanlar, hastaneler, okullar ve camiler dahil olmak üzere bölgedeki yapıların yaklaşık yüzde 80’ini yıktı veya hasara uğrattı.
İsrailli bakanlar, yerleşimci aktivistler ve gazeteciler, Gazze’nin Filistinli nüfustan etnik olarak temizlenmesi ve bölgenin Yahudi yerleşimcilere açılması yönünde çağrılarda bulundu.
İsrail’in Ekim 2023’ten bu yana Gazze’de çoğu kadın ve çocuk en az 73 bin Filistinliyi öldürdüğü belirtiliyor. Bağımsız tahminler ise gerçek can kaybının yüz binlerle ifade edilebileceğine işaret ediyor.
Ortadoğu
Yemen güçleri Suudi destekli birliklerin mevzilerini vurdu

Ensarullah liderliğindeki Yemen Silahlı Kuvvetleri, Suudi Arabistan destekli birliklerin Marib ve Hadramut’taki mevzilerini balistik füzeler ve İHA’larla hedef aldığını duyurdu. Yemen ordusu yüzlerce kişinin öldüğünü veya yaralandığını savunurken, Suudi Arabistan merkezli Al Arabiya’ya konuşan kaynaklar 45 kişinin öldüğünü ve yaklaşık 80 kişinin yaralandığını bildirdi.
Ensarullah liderliğindeki Yemen Silahlı Kuvvetleri, çeşitli vilayetlere yönelik saldırı hazırlığında bulunan Suudi Arabistan destekli güçlere karşı geniş çaplı bir operasyon düzenlediğini duyurdu.
Balistik füzeler ve insansız hava araçlarıyla gerçekleştirilen operasyonda, Acil Müdahale Güçleri olarak bilinen Suudi destekli birliklerin Marib vilayetindeki El-Ruveyk ile Hadramut vilayetindeki El-Abr ve El-Thaniyah bölgelerinde bulunan mevzileri hedef alındı.
Yemen Silahlı Kuvvetleri Sözcüsü Yahya Seri, Suudi Arabistan’ın Yemen güçlerine saldırmak amacıyla kapsamlı bir askeri yığınak yaptığını söyledi.
Seri, “Bu nedenle silahlı kuvvetlerimiz, Suudi düşman birliklerinin toplandığı noktaları hedef alan geniş çaplı ve hassas bir operasyon gerçekleştirdi” dedi.
Suudi Arabistan destekli birliklerin “Yemen’in özgür vilayetlerine ve halkına yönelik saldırıları tırmandırmayı” amaçladığını savunan Seri, operasyonda yüzlerce kişinin öldüğünü veya yaralandığını belirtti. Seri ayrıca askeri kampların, silah depolarının ve araçların imha edildiğini açıkladı.
Suudi Arabistan merkezli Al Arabiya televizyonuna konuşan kaynaklar, saldırıda Acil Müdahale Güçlerine bağlı 45 kişinin öldüğünü, yaklaşık 80 kişinin de yaralandığını bildirdi.
Sana yönetimi, Riyad’ı gerilimi daha fazla tırmandırmaması konusunda uyardı. Suudi güçleriyle birlikte savaşan Yemenlilere geri çekilme çağrısı yapan yönetim, Riyad’ın Yemen’e yönelik ablukayı sona erdirmesine kadar “ablukaya karşı abluka” stratejisinin sürdürüleceğini yineledi.
Suudi gemilerine yönelik abluka
Suudi Arabistan, 2015’ten bu yana başkent Sana ve ülkenin ana limanı Hudeyde dahil olmak üzere Ensarullah liderliğindeki Yüksek Siyasi Konseyin kontrolündeki bölgelere hava ve deniz ablukası uyguluyor.
Riyad yönetimi ayrıca Yemen savaşı boyunca yoğun bir bombardıman harekatı yürüttü. Savaş ve ablukanın yol açtığı koşullar nedeniyle yaklaşık 400 bin Yemenlinin öldüğü, Arap dünyasının en yoksul ülkelerinden biri olan Yemen’in ağır bir insani krize sürüklendiği belirtiliyor.
Yemen Silahlı Kuvvetleri, Suudi savaş uçaklarının İran’a ait sivil bir uçağın inişini engellemek amacıyla Sana Uluslararası Havalimanı’nın pistini bombalamasının ardından 20 Temmuz’da Suudi Arabistan’a deniz ablukası uygulamaya başladı.
Bu kapsamda Babülmendep Boğazı üzerinden Kızıldeniz’deki Suudi limanlarına giden veya bu limanlardan ayrılan ticari gemiler ile petrol tankerleri, Yemen güçlerinin füze ve İHA saldırılarının hedefi olma riskiyle karşı karşıya bulunuyor.
Hürmüz ve Babülmendep’te eş zamanlı baskı
Yemen’in Babülmendep’te Suudi gemilerine uyguladığı abluka, müttefiki İran’ın Hürmüz Boğazı’nı büyük ölçüde deniz trafiğine kapattığı bir döneme denk geldi.
İran, şubat ayında başlayan ABD-İsrail savaşına karşılık olarak boğazdaki geçişleri kısıtladı. Küresel petrol ve doğal gaz ihracatının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz’deki kapanma, enerji fiyatlarının hızla yükselmesine yol açtı.
Bu durum aynı zamanda İran’a, savaşın sona erdirilmesi amacıyla ABD ile yapılabilecek olası müzakerelerde önemli bir pazarlık gücü sağladı.
Ortadoğu
Afrika sermayesi ve gayrimenkul yatırımları Dubai’ye akıyor

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), lojistik devi DP World ve Abu Dabi Ports üzerinden Afrika genelindeki liman, iç terminal ve serbest bölgelerde geniş kapsamlı yatırımlar yürütüyor. Financial Times gazetesinin haberine göre Körfez ülkesi, deniz ticaret rotaları üzerindeki hakimiyetini artırırken Afrika sermayesi ve eliti için de önemli bir finans ve gayrimenkul merkezi haline geliyor.
Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), son yıllarda Afrika kıtası genelinde gerçekleştirdiği yüksek ölçekli yatırımlarla ticari ve lojistik nüfuzunu genişletiyor.
Petrol sonrası döneme hazırlık stratejisi kapsamında hareket eden Körfez ülkesi; limanlar, tarım alanları, yenilenebilir enerji projeleri ve madencilik ruhsatları üzerinden Afrika’daki varlığını güçlendiriyor.
Financial Times gazetesinin haberine göre BAE’nin Afrika’daki ticari yayılımının temelini liman ve lojistik altyapı projeleri oluşturuyor. Dubai’nin küresel bir ticaret merkezi haline gelme hedefi doğrultusunda gelişen DP World, Afrika’daki ilk konteyner terminali imtiyazlarını 2000’li yıllarda Cibuti, Maputo ve Dakar’da elde etti.
Lojistik şirketi, Afrika, Asya ve Ortadoğu arasındaki ticareti dünyadaki en büyük yapay liman olan Dubai’deki Cebel Ali merkezine bağlayarak büyümesini sürdürdü.
2006 yılında kurulan Abu Dabi Ports ile birlikte DP World, günümüzde 13 Afrika ülkesinde limanlar, kara terminalleri ve serbest bölgeler işletiyor veya bu alanlarda yeni projeler geliştiriyor. Şirket son dönemde, Güney Afrika’daki Imperial Logistics ve Nijerya’daki FMCG gibi köklü dağıtım ağlarını satın alarak 25’ten fazla Afrika devletindeki mal akışında doğrudan rol oynamaya başladı.
Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre, Afrika ile Körfez ülkeleri arasındaki petrol dışı ticaret 100 milyar doları aşmış durumda.
Bu ticaretin en büyük payını BAE ve Suudi Arabistan oluşturuyor. Körfez araştırmacısı ve akademisyen Eleonora Ardemagni, limanları “BAE’nin Afrika politikasının merkezinde yer alan nüfuz unsurları” olarak nitelendiriyor.
Berbera Limanı stratejik kapı işlevi görüyor
BAE’nin ticari yatırımları ile stratejik hamlelerinin kesiştiği en somut örneklerden biri Somaliland’deki Berbera Limanı olarak öne çıkıyor.
Aden Körfezi’ndeki deniz koridoru üzerinde yer alan limanda, Dubai hükümetine ait DP World şirketi tarafından inşa edilen konteyner vinçleri ve yenilenen altyapı dikkat çekiyor.
DP World, 450 milyon dolarlık yatırım kapsamında depolama imkanlarını geliştirdi ve Berbera’yı Etiyopya’ya bağlayan 250 kilometrelik bir kara yolu inşa etti. Şirket, Somaliland yönetimiyle 30 yıllık derin deniz limanı kiralama sözleşmesi imzaladı.
Berbera yakınlarındaki serbest bölgeyi yöneten Kenyalı yetkili Joseph Oguta, yatırımlarla ilgili olarak, “Yerine oturması gereken unsurlar var ancak bu bir zaman meselesi” değerlendirmesini yaptı.
DP World, 120 milyon nüfuslu karayla çevrili Etiyopya pazarına çıkış kapısı olarak konumlandırılan Berbera Limanı’nın kapasitesini iki katına çıkarmayı taahhüt etti.
Liman, 2023 yılında Dünya Bankası ve S&P Global tarafından Sahra Altı Afrika’nın en verimli limanı olarak derecelendirildi.
Afrikalı zenginlerin ve sermayenin yeni adresi Dubai
BAE, ticari ve lojistik yatırımların yanı sıra Afrika sermayesinin ve yönetici elitlerinin küresel finans merkezi konumuna geldi. 2025 verilerine göre Dubai Ticaret Odası’na kayıtlı 30 bin 409 aktif Afrikalı şirket bulunuyor.
Sciences Po öğretim üyesi Profesör Ricardo Soares de Oliveira’nın araştırmalarına göre Dubai, düşük vergi oranları, esnek düzenleme çerçevesi ve gizlilik imkanları nedeniyle Afrika sermayesini çeken bir merkez haline geldi.
Oliveira, OECD üyesi finans merkezlerindeki denetimlerin sıkılaşmasıyla birlikte kentin Afrikalı yatırımcılar için öne çıktığını belirtti.
Gizli verilere dayanan tahminlere göre, Afrikalı yatırımcılar 2019 ile 2025 yılları arasında Dubai gayrimenkul sektörüne toplam 30,6 milyar dolar tutarında yatırım yaptı. Bu gayrimenkul alımlarının üçte birinin Nijerya kaynaklı olduğu kaydedildi.
İsmini açıklamak istemeyen üst düzey bir Afrikalı finans yöneticisi, “Eski kolonyal merkezlere para aktaramayan Afrikalılar, denetimlerden uzaklaşmak amacıyla gayrimenkul ve diğer alanlarda Dubai’ye yatırım yapıyor” ifadelerini kullandı.
BAE hükümet sözcüsü ise konuya ilişkin açıklamasında, ülkenin “küresel finans sisteminin bütünlüğünü koruma sorumluluklarının tam olarak bilincinde olduğunu ve buna bağlı kaldığını” bildirdi.
Ortadoğu
İran ve Umman transit hat üzerinde anlaştı: Hürmüz Boğazı’nda kontrol Tahran’a geçebilir

İran ile Umman arasında olası bir anlaşmanın Hürmüz Boğazı’nı yeniden trafiğe açabileceği ve boğaz trafiğinin ortak kontrolünü iki ülkeye vererek Tahran’a önemli bir imtiyaz sağlayabileceği bildirildi.
İran ile Umman arasında taslak aşamasındaki anlaşma, Hürmüz Boğazı’nı yeniden trafiğe açabilir ve Boğaz’daki gemi trafiğinin kontrolünü bu iki ülkeye devrederek Tahran’a önemli bir yetki alanı tanıyabilir.
Detayları henüz netleşmeyen plana göre Tahran’ın Boğaz üzerinden Basra Körfezi’ne giren gemilerin denetimini üstleneceği iddia edilirken, çıkış yönündeki trafiği kimin yöneteceği ve İran’ın bu süreçteki nihai rolünün ne olacağı belirsizliğini koruyor.
İki ülkenin çarşamba günü Boğaz’dan geçecek gemiler için yeni bir rota üzerinde uzlaştığı bildirildi.
Anlaşmanın yürürlüğe girmesi halinde durum, Trump yönetimi yetkililerinin İran’ın bu hayati denizyoluna erişimi tek başına kontrol edemeyeceğine dair defaatle dile getirdiği beyanlarla çelişecek.
Altıncı ayına giren ve kamuoyunda destek bulmayan savaş ortamından çıkış arayan ABD Başkanı Donald Trump’ın, İran-Umman görüşmelerinin yarattığı ivmeyi Tahran ile daha kapsamlı bir nükleer anlaşma müzakeresine dönüştürmeyi amaçladığı ifade ediliyor.
İran’ın Boğaz’a erişimi denetlemesine imkan tanıyacak bir mutabakat, Washington’ın başlangıçta koşulsuz teslim olacağını öngördüğü Tahran yönetiminin, ABD-İsrail savaşı neticesinde bölgesel nüfuzunu artırdığına işaret ediyor.
Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) Ortadoğu Programı Direktörü Mona Yacoubian konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Bence temel mesele şu ki, eğer bir anlaşma sağlanırsa bu, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçen trafiği denetleme kabiliyetini koruduğu bir anlaşma olacak” ifadesini kullandı.
Yacoubian, ABD’nin bu şartları kabul etmesi halinde, Washington ve Tahran arasında haziran ayında imzalanan ancak çatışmaların yeniden başlamasıyla çöken ilk mutabakat zaptında öngörüldüğü gibi 60 günlük yeni bir barış müzakeresi sürecinin başlayabileceğini ekledi.
Yacoubian, The Hill gazetesine verdiği demeçte, “İran nihayetinde Boğaz’ı kontrol etme yetkisinde ısrarcı olmayı sürdürecek. Mesele bir tavizden ziyade bunun nasıl uygulanacağı ve ABD için bu anlaşmaya onay verirken itibarını koruyabileceği bir yolun bulunup bulunmayacağıdır. Asıl büyük soru işareti budur” dedi.
Görüşmelere ilişkin haberlerin bu hafta hız kazandığı ve cuma gününe kadar bir uzlaşıya varılabileceği kaydedilirken, bu durum Boğaz’ın derhal açılacağı anlamına gelmiyor.
Küresel petrol ve doğalgaz arzının beşte birinin geçtiği nakliye rotasının kapalı kalması, akaryakıt ve diğer tüketim maddelerinin fiyatlarını artırmış durumda.
İran ve Umman’ın Boğaz’ı nasıl sevk ve idare edeceğine dair teknik detaylar henüz netleşmedi. Reuters’ın aktardığına göre İran, Boğaz’ı kullanan gemilerden taşıdıkları yükün değerinin yüzde 5’i ile yüzde 7’si arasında değişen oranlarda geçiş ücreti talep etmeyi hedefliyor.
Umman ise yüzde 3 civarında daha düşük bir ücret öngörüyor. Savaş öncesi durumda herhangi bir geçiş ücreti alınmadığını belirten ABD tarafı ise ücret alınmamasını talep ediyor.
Trump, salı günü Kaliforniya’da gazetecilere yaptığı açıklamada Tahran ile ilişkilerin “gayet iyi ilerlediğini” iddia etse de İran yönetiminin ABD ile doğrudan görüşme yürüttüğünü reddetmesi tablonun karmaşıklığını koruyor.
Trump bir anlaşmanın imzalanması ihtimaliyle ilgili olarak, “Bu yarın da olabilir, sonraki gün de. Çok ciddi mesafe katedildi” dedi.
Fox News kanalına da konuşan Trump, İranlı yetkililerle “gün boyu süren müzakereleri” de kapsayan “çok olumlu temaslar” gerçekleştirdiklerini söyledi. Trump, “Eğer tekrar masadan kalkarlarsa çok ağır şekilde vurulacaklar” değerlendirmesinde bulundu.
Çarşamba öğleden sonra Las Vegas’ta konuşan Trump, anlaşmanın son durumuna dair somut bir detay vermezken, “İnsanların ölmesini istemediğim için bir anlaşma yapmayı tercih ederim” diyerek temasların sürdüğünü ifade etti.
Buna karşın ABD’nin izlediği askeri stratejinin şu ana kadar netice vermediği değerlendiriliyor.
ABD’nin İran’a yönelik aylardır sürdürdüğü hava bombardımanları ve son olarak temmuz ayında gerçekleştirilen iki haftalık yoğun saldırılar Boğaz’ı trafiğe açmaya yetmediği gibi Washington’ın kritik mühimmat stoklarının eksilmesine yol açtı.
Hudson Enstitüsü Kıdemli Uzmanı Bryan Clark, İran’ın tutumuna ilişkin olarak, “Bu kozun ellerinde olduğunu biliyorlar. ABD’nin Hürmüz Boğazı’nı güç kullanarak açmak ve İran’ın kontrolünü engellemek için gereken daha geniş kapsamlı bir harekatı göze alamayacağını, dolayısıyla bu kontrolü geri almasının mümkün olmadığını düşünüyorlar” dedi.
ABD’nin kritik mühimmat stoklarının ciddi seviyede azalması üzerine Körfez ülkelerinin endişelerini dile getirdiği ve bu durumun Trump’ın hafta sonu İran’a yönelik saldırıları artırma tehdidinden vazgeçmesinde etkili olduğu aktarıldı.
Trump’ın İran’ı şiddetli askeri eylemlerle tehdit ettikten sonra geri adım atarak müzakerelere alan açtığı ve nisandan bu yana en az beş kez tekrarlanan bir döngüye girdiği belirtiliyor.
Mona Yacoubian, “ABD’nin önleme füzelerinin önemli bir bölümünü tükettiğine dair haberler, yaklaşan ara seçimler ve ABD içindeki yaşam maliyetleri ile akaryakıt fiyatları üzerindeki sürekli baskı göz önüne alındığında, bu döngüyü daha kaç kez tekrarlayabileceğimiz belirsizdir” dedi.
Öte yandan Bryan Clark, ne kadar iyi planlanmış olursa olsun, algılanan bir zayıflık durumunda askeri seçeneğe yönelme eğilimi gösteren Trump’ın kararları nedeniyle olası bir anlaşmanın hızla bozulabileceğini belirtti.
Clark, The Hill’e yaptığı açıklamada, “Risk şu ki, bir anlaşma sağlandığında herkes buna bakıp ‘İran istediğini aldı, ABD ise elinde hiçbir şey olmadan kaldı’ diyebilir. Trump’ın bu yorumlardan hoşlanmayacağını ve gücünü kanıtlamak için yeniden harekete geçmek zorunda hissedeceğini düşünüyorum. Ardından İran ticareti tekrar durduracak ve aynı noktaya geri döneceğiz” dedi.
Anlaşmanın önündeki bir diğer engeli ise ABD’nin Basra Körfezi’nde sürdürdüğü deniz ablukası oluşturuyor. Tahran yönetimi, Boğaz’ın yeniden trafiğe açılması için ablukanın kaldırılmasını şart koşuyor.
İran Dışişleri Bakanlığı iç basına yaptığı açıklamada, “Hürmüz Boğazı’nı güvensiz kılan unsurlar, özellikle ABD’nin deniz ablukası ile İran’a ve çıkarlarına yönelik diğer saldırgan ve tehditkar eylemleri nedeniyle varlığını sürdürmektedir” ifadelerini kullandı.
Trump yönetiminin hareket alanının sınırlı olduğuna dikkat çekilse de bazı şahin isimler ablukanın kaldırılmasının hata olacağını savunuyor.
Demokrasileri Savunma Vakfı’ndan (FDD) Richard Goldberg, çarşamba günü sosyal medyada paylaştığı mesajda, “Abluka kalktığı an Başkan kozunu kaybeder. Petrol satışına emanet hesap şartı olmaksızın izin verildiği saniye daha fazlasını kaybeder. İran dondurulan hesaplarını borçlarını ödemek için kullandığı an kaybı daha da büyür” değerlendirmesini yaptı.
Buna karşın bazı ABD’li milletvekilleri yönetimin diplomasi yürüütme kabiliyetine güven duyduğunu ifade ediyor. Cumhuriyetçi Senatör Roger Wicker çarşamba günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Diğer tüm anlaşmalarda olduğu gibi bu süreçte de yönetime olan güvenim tamdır” dedi.
Gündemdeki anlaşmayı değerlendiren Bryan Clark ise, “Kimsenin bu durumdan memnun olmadığını biliyorum. Bölge ülkeleri memnun değil, oradan petrol tedarik eden Asyalı müttefikler memnun değil ama şu aşamada elde edilebilecek en iyi anlaşma muhtemelen budur” ifadelerini kullandı.
Dünya Basını2 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi1 hafta öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını2 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa1 hafta önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü
Asya1 hafta önceÇin, ileri düzey çip üretimi açısından kritik önemedeki yerli litografi makinelerinin seri üretimine başladı
Dünya Basını4 gün önceMilyarder Elon Musk: Paranın hiçbir değerinin kalmayacağı döneme giriyoruz











