Amerika
Petrol sektörü, Trump’ın olası ihracatı yasağına karşı harekete geçti

Petrol sektörü yöneticileri ve Beyaz Saray yetkilileri, yönetimin ABD petrol ihracatını kısıtlamaya yönelik herhangi bir hamleyi önlemek için yeni bir girişimde bulunuyorlar.
POLITICO’nun aktardığına göre sektör temsilcileri, bu çabaların Beyaz Saray İç Politika Konseyi, Ulusal Enerji Hakimiyeti Konseyi, Enerji Bakanlığı ve Özel Kalem Müdürü Susie Wiles’a kadar uzandığını söylüyor.
Trump, petrol fiyatlarının kasım ayındaki ara seçimlerde Cumhuriyetçilerin Kongre’deki kontrolünü sürdürme şansını zedeleyebileceğini düşünüyor.
Bir enerji sektörü yöneticisi, “Bunu önlemek için sektörden ve yönetim içinden herkes el ele vermiş durumda,” dedi.
Bu kişi, Beyaz Saray yetkililerinin bu fikri resmi olarak ortaya atmadıklarını, “fakat herkesin Trump’ın yine Trump gibi davranacağını bildiğini” ekledi.
Beyaz Saray, ihracat kısıtlamalarının gündemde olmadığını savunuyor.
Beyaz Saray sözcüsü Taylor Rogers yaptığı açıklamada, “Başkan ve tüm enerji ekibi, enerji piyasasındaki geçici aksaklıkları hafifletmek için çeşitli önlemler alsa da, yönetim oldukça net bir tavır sergiledi: petrol ve doğalgaz ihracatına kısıtlama getirme planı yok,” dedi.
Beyaz Saray temsilcileri, sektör lobicilerinin ihracat konusunu görüşmek üzere belirli kurumlara veya yetkililere başvurup başvurmadığını doğrulamadı. Enerji Bakanlığı temsilcileri ise sorulara yanıt vermedi.
Ne var ki yönetim yetkilileri, İran savaşının ilk günlerinden beri ihracat yasağının gündemde olmadığını garanti etseler de, Trump’ın Haziran ayında Adalet Bakanlığı’na petrol şirketlerini fiyat şişirme suçlamasıyla soruşturma talimatı vermesi, sektörü alarm seviyesine geçirdi.
Trump’ın pazartesi günü petrol devleri Exxon Mobil ve Chevron’un “çok fazla para kazandığını” söylemesi üzerine sektördeki endişeler arttı.
Sektör yöneticileri artık, Trump’ın ABD-İsrail’in İran’a karşı savaşının başlamasından bu yana patlama yaşayan yurtdışına yakıt ihracatı faaliyetlerini kısıtlayarak kendilerine karşı bir hamle yapmaya çalışabileceğinden korkuyor.
Başka bir sektör yetkilisi ise sektörün ihracat kontrolleriyle ilgili endişelerini “çok yakın zamanda” Beyaz Saray’a yinelediğini söyledi.
Trump yönetimi, fiyatları düşürmek için petrol endüstrisinden daha fazla destek gören birkaç farklı yaklaşımı halihazırda denedi.
Bunlar arasında ülkenin stratejik petrol rezervinden milyonlarca varil petrolün piyasaya sürülmesi ve ABD limanları arasında petrol ve doğal gaz taşımacılığını Amerikan gemileri dışındaki gemiler için kolaylaştırmak amacıyla Jones Yasası’nın geçici olarak askıya alınması yer alıyor.
Eski bir petrol şirketi CEO’su olan Enerji Bakanı Chris Wright ve Başkan Yardımcısı JD Vance, ihracatı sınırlama veya yasaklama fikrine defalarca karşı çıktı.
Wright mayıs ayında yaptığı açıklamada, yönetimin dizel ihracatını yasaklama seçeneğini “kesinlikle” dışladığını söylemişti.
Amerikan Petrol Enstitüsü Başkanı Mike Sommers, Trump’ın petrol ihracatını sürdürme ihtiyacını anladığından “emin” olduğunu belirterek, krizin başlarında başkanın diğer ülkeleri Amerikan petrolü satın almaya teşvik ettiğini hatırlattı:
“Yönetim, [ihracat kontrollerine] karşı olduklarını defalarca dile getirdi. Bu nedenle şu anda tutumlarında herhangi bir değişiklik olduğunu sanmıyorum. Açıkçası, sanki her üç haftada bir bu konuyu tekrardan açıklığa kavuşturmak zorunda kalıyoruz.”
Danışmanlık firması ClearView Energy salı günü müşterilerine gönderdiği yazıda, Beyaz Saray’ın yakıt ihracatını sınırlamaya yönelik bir adım atma anının “yaklaşıyor olabileceğini” belirtti.
Firma, eski Başkan Joe Biden’ın, Ukrayna savaşı nedeniyle yaşanan “benzin fiyatlarının yüksek seyrettiği uzun bir yaz”ın ardından, 2022 ara seçimleri öncesinde ihracat kısıtlamaları getirmeyi düşündüğünü kaydetti.
ABD ham petrol ihracatı geçen yıla göre yaklaşık yüzde 30 artış göstererek temmuz sonunda günlük yaklaşık 3,5 milyon varile ulaştı.
Dizel, benzin ve diğer petrol türleri gibi rafine ürünlerin sevkiyatları ise yüzde 20 artarak günlük 8 milyon varilin üzerine çıktı.
İhracata karşı çıkanlar, bu yüklerin yurt dışına gönderilmesinin yurt içinde fiyatların yükselmesine yol açtığını savunuyor.
Fakat petrol ve gaz endüstrisi, ihracata kapıyı kapatmanın iç pazara zarar vereceğini ve üretimlerinin azalmasına neden olacağını öne sürüyor.
“İhracat yasakları siyasi açıdan cazip görünebilir ama sonuçta amaçlanan etkinin tam tersine yol açacaktır,” diyen ve bu konuda Beyaz Saray ile temas halinde olduklarını belirten bir rafineri endüstrisi lobicisi, Amerikan ihracatını uluslararası pazarlardan kesmenin, “ABD’de üretim düşüşü, arz sıkıntısı, iç fiyatlar üzerinde daha fazla yukarı yönlü baskı ve hatta küresel pazarda daha büyük aksaklıklar” anlamına geleceğini savundu.
Amerikan Yakıt ve Petrokimya Üreticileri Derneği Başkanı ve CEO’su Chet Thompson, ihracat kontrollerinin ABD’li rafinerileri daha az benzin üretmeye zorlayacağını, çünkü bu süreçte üretilen dizel gibi diğer fazla yakıtları sevk etmek için ticaret kanallarını kaybedeceklerini belirtti.
Amerika
Mamdani: Netanyahu’yu protesto etmeyeceğim

New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun BM Genel Kurulu’nda yapacağı konuşmaya karşı düzenlenecek herhangi bir gösteriye katılmayı düşünmediğini söyledi.
Mamdani, İsrail başbakanına yönelik “kamusal ajitasyonu” desteklemediğini de vurguladı.
Jewish Insider’a göre bu, yazın başlarında yaptığı açıklamalara kıyasla açıkça daha ılımlı bir tutum sergilediğini gösteriyor.
Konuyla ilgisi olmayan bir basın toplantısının ardından Mamdani, Netanyahu’nun 23 Eylül’de New York’a gelmesi ve ertesi gün uluslararası zirvede yapacağı konuşmaya karşı beklenen protestolara katılmayacağına dair bilgileri doğruladı.
Ayrıca, İsrail karşıtı solcu müttefiklerini de sokağa çıkmaya çağırmadığını vurguladı.
Mamdani, “BM Genel Kurulu’nda düzenlenecek herhangi bir protesto eylemine katılma niyetim yok. New Yorkluları hiçbir zaman protesto etmeye teşvik etmedim,” dedi.
Bu yorumların üslubu ve ifade biçimi, Temmuz ayında bir muhabirin Netanyahu’nun ziyaretiyle ilgili olarak yerel muhaliflerin duygularını nasıl dile getirebilecekleri konusunda kendisine ısrarla soru sorduğu zamanki açıklamalardan belirgin bir şekilde farklılık gösteriyor.
Mamdani o zaman şöyle konuşmuştu:
“Protestolar, şehrimizin temel taşlarından biridir. Her zaman şunu söylemişimdir: Anayasamıza saygı duyduğumuzda, Birinci Madde’ye de saygı duyarız. Ve burada, New York Şehri’nde, bunu her zaman uygulayabileceğiniz bir yer olacaktır.”
Geçen yıl belediye başkanlığı yarışında İsrail’e yönelik hücumlarıyla dikkat çeken demokratik sosyalist, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Netanyahu hakkında çıkardığı tutuklama emrinin yerine getirilmesi gerektiğine inandığını söylemişti.
Çarşamba günü, önümüzdeki hafta gerçekleşmesi muhtemel protestolarla ilgili basının tekrar tekrar sorduğu sorulara belediye başkanı, yalnızca “görüşlerim, düşüncelerim ve değerlendirmelerim konusunda çok net olduğumu” söyledi.
Başkan, olası gösterilerle ilgili daha önceki açıklamalarının sadece Birinci Anayasa Maddesine desteğini teyit etmek amaçlı olduğunu belirtti.
Belediye Başkanı, “Odak noktam, şehrimizin dünyanın dört bir yanından gelecek temsilcileri ağırlamaya hazır olmasını ve New Yorkluların güvenliğini sağlamak. Şu anda, bildiğimiz kadarıyla beklenen herhangi bir tehdit yok ve güvenliği ve emniyeti sağlayabileceğimizden emin olmaya devam ediyoruz,” dedi.
Belediye Başkanı ayrıca, iki Modern Ortodoks gündüz okulunun (Manhattan’daki Ramaz Okulu ve Bronx’taki SAR Gündüz Okulu) cuma günü Gracie Mansion’ın önünde düzenlenecek bir dua gösterisine katılacağı haberine de yanıt verdi.
Bazıları bu eylemi, belediye başkanının Siyonizm konusundaki görüşlerine yönelik bir protesto olarak yorumladı.
Mamdani, etkinliğe herhangi bir itirazda bulunmadı ama o saatte resmi konutta olmayacağını belirtti:
“Onları memnuniyetle karşılıyorum. Amacı ne olursa olsun, Gracie Mansion’ın dışında bunu yapmak için yeterli alan ve imkânları var. Sanırım onlar orada oldukları sırada ben muhtemelen şehrin başka bir yerinde olacağım.”
Amerika
Amerikan zenginleri Cumhuriyetçilere bağış yağdırıyor

Amerika’nın büyük bağışçıları, bu yılki Kongre seçimlerinde Donald Trump’ın Cumhuriyetçilerini ezici bir çoğunlukla destekliyor.
Silikon Vadisi’nden Wall Street’e kadar milyarderler, partinin ara seçim kampanyasına finansal destek sağlıyor.
Financial Times’ın (FT) analizine göre, ülkenin en büyük 20 bağışçısından 16’sı Cumhuriyetçi kampanyaya para aktardı. George Soros ise Demokratların en öne çıkan destekçisi.
Diğer büyük bağışçılar ise kripto para birimi ve kumarın düzenlemelerinin kaldırılmasını savunan ya da yapay zekayı destekleyen adaylara para aktardı.
Bu bulgular, sonucu şekillendirmek için devasa meblağların aktarıldığı bir başka ABD seçimi olduğunu ortaya koyuyor.
Aynı zamanda, parti anketlerde Demokratların gerisinde kalmasına rağmen en zengin bağışçıların nasıl Cumhuriyetçilere yöneldiğini de gösteriyor.
Bu durum, Kamala Harris’in Trump’tan önemli ölçüde daha fazla para toplayıp harcadığı ama yine de kaybettiği 2024 başkanlık seçimlerinden bir tersine dönüşü de işaret ediyor.
1980’den beri ABD’li zenginlerin bağışlarını inceleyen Stanford Üniversitesi siyaset bilimci Adam Bonica, “Gördüğünüz şey, beklentilerden hafif bir sapma,” dedi.
En büyük bağışçıların Cumhuriyetçilere yönelmesi olağandışı bir durum değil fakat Bonica’ya göre bu seçimdeki denge “özellikle çarpık.”
Para çeşitli kanallardan akıyor. En büyük bağışçılardan bazıları adayları doğrudan finanse ediyor. Bazıları ise kripto para gibi sektörler etrafında devasa seçim fonları oluşturuyor.
Daha küçük bir milyarder grubu ise Super PAC (Siyasi Eylem Komitesi) ağlarını kullanarak fonları Temsilciler Meclisi ve Senato yarışlarına aktarıyor ve paranın ekstra etkiye sahip olduğu ön seçimlere öncelikle müdahale ediyor.
FT’nin en son beyanlara dayalı analizine göre, mevcut 2025-26 seçim döngüsü için toplanan 2,8 milyar doların üçte birinden fazlası, en büyük 20 mega bağışçıdan geliyor.
30’dan fazla Temsilciler Meclisi ve Senato seçim yarışında, dış kaynaklı harcamaların üçte birinden fazlası, gelirlerinin en az yüzde 80’ini her biri en az 5 milyon dolar bağışlayan kişiler olarak tanımlanan “mega bağışçılardan” alan gruplardan geldi.
Seçim kampanyası harcamalarını izleyen kâr amacı gütmeyen kuruluş OpenSecrets’in araştırma direktörü Brendan Glavin, “Artık bu ultra zengin mega bağışçılara yönelik ve onlara bağımlı bir sisteme sahibiz,” dedi.
Önde gelen Cumhuriyetçi bağışçılar, Trump’ın 2024 başkanlık kampanyasını destekleyen Süper PAC “Maga Inc.”’e de milyonlarca dolarlık bağışta bulundu.
Bu kuruluşun seçim kampanyası bütçesi şu anda 400 milyon dolara ulaşmış durumda.
Özel çıkar grupları da katkıda bulundu. Kripto girişimcileri Cameron ve Tyler Winklevoss yaklaşık 11 milyon dolar bağışladı.
Silikon Vadisi’nin önde gelen isimleri Marc Andreessen ve Ben Horowitz ile eşleri 18 milyon dolar bağışlarken, OpenAI’ın kurucu ortağı Greg Brockman ve eşi ise 25 milyon dolar bağışladı.
Maga Inc, şu ana kadar sadece 10,8 milyon dolar harcayarak Teksas, Tennessee ve Güney Carolina’da Trump’a yakın Cumhuriyetçileri destekledi.
Yeni bir grup olan No Going Back Pac Inc, 1 Eylül’de kurulduğundan bu yana onlarca Temsilciler Meclisi ve Senato yarışında 89 milyon dolardan fazla reklam harcaması yaptı. Bu tutarın en az 10 milyon doları Pazartesi gününden bu yana kullanıldı.
Maga Inc, bu grupla olan bağlarını doğrulamamış olsa da, her ikisi de aynı sayman, adres ve mevduat bankasını paylaşıyor.
Trump’ın 2024 seçim kampanyasına 250 milyon dolardan fazla harcayan Elon Musk, ara seçimlerde Cumhuriyetçilere verdiği desteği de artırıyor.
Dünyanın en zengin adamı, çoğunlukla geçen yıl olmak üzere America Pac’a yaklaşık 50 milyon dolar bağışladı ve grup bu paranın neredeyse tamamını Haziran sonuna kadar harcadı.
Super PAC, Eylül başında 8 milyon doların üzerinde bir reklam kampanyası başlattı. ABD basını, Tesla ve SpaceX patronunun 2026 seçimleri için 100 milyon dolar harcayabileceğini bildirdi.
Kripto sektörü, Trump döneminde artan etkisini kullanarak sektörü destekleyen adayları desteklemek için seçimlerin en büyük siyasi kampanya fonlarından birini oluşturdu.
Kripto para odaklı bir “Super Pac” olan Fairshake, bireysel bağışlar yoluyla 99 milyon dolardan fazla kaynak topladı.
Bu miktarın neredeyse tamamı Coinbase, Ripple ve Andreessen Horowitz gibi bir avuç şirket ve yatırımcıdan geldi.
Columbia Üniversitesi Hukuk Fakültesi profesörü Richard Briffault, bu siyasi harcamaların, Washington’un yapay zeka, büyük teknoloji şirketleri ve dijital para birimleri konusunda hayati kararlar aldığı bir dönemde gerçekleştiğini belirtti.
Fairshake, Illinois’ten Alabama ve Teksas’a kadar uzanan seçim yarışlarında, her iki partiden de adayları destekleyen ve hepsi kripto paraları tanıtmak ve savunmak amacıyla kurulmuş olan Super PAC’lere 65 milyon dolar aktardı.
Bazı milyarderler ayrıca birden fazla Super PAC’i finanse ederek, kendileri ile seçmeye çalıştıkları aday arasına bir katman daha ekledi.
Upper Midwest bölgesinden gelen deniz taşımacılığı devleri Uihlein ailesi, Wisconsin ve Kentucky’deki Cumhuriyetçi ön seçimlere odaklanan iki kampanya grubunu neredeyse tamamen finanse etti.
Illinois’in milyarder Demokrat valisi ve potansiyel 2028 başkan adayı JB Pritzker, Demokrat Juliana Stratton’ın ABD Senatosu adaylığını desteklemek için 9 milyon dolara yakın harcama yapan bir Super Pac’ın topladığı paranın yaklaşık yüzde 80’ini sağladı.
Bir başka Cumhuriyetçi milyarder destekçi olan Citadel CEO’su Ken Griffin, ülke çapındaki seçim yarışlarına müdahale etmek için çeşitli araçlar kullandı.
Griffin, Wyoming ve Tennessee’deki adayları destekleyen “Fighting for Wyoming” ve “American Patriots” gruplarının tek destekçisi.
Ayrıca Alaska’da Cumhuriyetçi senatör Dan Sullivan’a karşı Demokrat rakibine karşı yaklaşık 2,8 milyon dolar harcayan bir grubun topladığı fonların yaklaşık üçte birini sağlamış.
Zengin bağışçıların paralarının yoğunlaşması, parti içi yarışın fiilen kimin Kongre’ye gireceğini belirleyebildiği, Demokratlar ya da Cumhuriyetçilerin kesin olarak kazandığı bölgelerdeki ön seçimlerde özellikle belirgin.
Stanford Üniversitesi’nden Bonica, bağışçıların bu ön seçimlerde erken dönemde yapılan harcamaların genel seçimlere kıyasla daha verimli olabileceğini fark etmiş olabileceğini söyledi.
Pritzker’ın sağladığı fon, Stratton’ın Illinois’ta zafere ulaşmasına yardımcı oldu. Teksas’ta ise, büyük ölçüde teknoloji milyarderi Reid Hoffman tarafından finanse edilen Lone Star Rising PAC, Demokrat Senato adayı James Talarico’yu desteklemek için 15 milyon dolar harcadı.
Bu tutarın 1,5 milyon doları, Hoffman’ın Talarico’nun ön seçim kampanyasına yaptığı katkıydı.
Amerika
Netflix, Stanford Hapishane Deneyi’ni dizi haline getiriyor

Netflix, 1971 tarihli kötü şöhretli Stanford Hapishane Deneyi’ni konu alan bir dizi için sipariş verdi.
Variety’nin öğrendiğine göre,“The New Stanford Prison Experiment” (“Yeni Stanford Hapishane Deneyi”) adlı dizi, 21 Ekim’de izleyicilerle buluşacak.
İlk sezon, 45 dakikalık altı bölümden oluşacak. Dizinin resmi özeti şöyle:
“Gönüllü olarak katılan otuz kişi gerçek bir hapishaneye girer ve rastgele gardiyan ya da mahkum olarak görevlendirilir. Güç, hiyerarşi ve kontrol sisteminin içine itilen bu kişiler, sıradan insanların kendilerine verilen rollere kaçınılmaz olarak uyum sağlayıp sağlamadıklarını ya da empati, ahlak ve bireyselliğin onları ters yönde iten güçlere karşı koyup koyamayacağını keşfedecekler. Baskı artıp güç dengesi değişmeye başladıkça, asıl soru her zamankinden daha acil hale geliyor: Güç yozlaştırır mı?”
“Yeni Stanford Hapishane Deneyi”, Alfred Street Industries tarafından üretiliyor. Jane Lipsitz, Dan Cutforth, Nan Strait, Dan Volpe, Jeff Grogan ve Mike Odair ise yapımcı olarak görev alıyor.
Lipsitz, “Stanford Hapishane Deneyi”nin kendisini her zaman büyülediğini söyledi. Ciddi etik kusurlarına rağmen, bu deneyin bugün daha da güncel hale gelen temel bir soruyu gündeme getirdiğini öne süren yapımcı, “İktidar, etik seçimleri nasıl etkiler?” diye soruyor.
Lipsitz, bu “sosyal deneyi” yeniden kurgulama fırsatını yakalamanın, şimdiye kadar yaşadıkları “en yoğun, en heyecan verici ve kesinlikle tırnakları yedirten” deneyimlerden biri olduğunu savundu.
Stanford Hapishane Deneyi, 1971 yılında psikoloji profesörü Philip Zimbardo’nun önderliğinde Stanford kampüsünde gerçekleştirildi.
Başlangıçta iki haftalık olarak tasarlanan deney, gardiyan rolünü üstlenen katılımcıların mahkum rolündeki katılımcılara kötü muamele etmeye başlaması ve diğer etik kaygılar nedeniyle bir haftadan kısa bir süre sonra sonlandırıldı.
Bu deney ve aynı dönemde yapılan diğer deneyler, insan katılımcılara zarar gelmesini önlemek için daha katı kuralların benimsenmesine yol açtı.
Orijinal deney hakkında çok sayıda kitap, belgesel, belgesel dizi ve senaryolaştırılmış uyarlama yapıldı.
Bunların arasında, 2015 yılında vizyona giren ve Billy Crudup’un Zimbardo rolünü üstlendiği The Stanford Prison Experiment; Moritz Bleibtreu’yu “Numara 77” rolü ile gördüğümüz 2001 yapımı Das Experiment de yer alıyor.
Avrupa1 hafta önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa1 hafta önceKoçbaşı olarak AfD
Avrupa1 hafta önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Asya1 hafta önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Ortadoğu1 hafta önceİsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı, Türkiye’yi tehdit etti
Dünya Basını2 hafta önceÇin-Mısır ortak tatbikatı, Pekin’in askeri erişiminin göstergesi
Amerika2 hafta önceKıyamete beş kala – 3: Kapitalizmin (önlenemeyen) ölümleri
Dünya Basını1 hafta önceProf. Hanke: Washington’dan gelen hiçbir açıklamaya güvenemezsiniz








