Amerika
Amazon sürücüsüz robotaksi Zoox’u ABD’de hizmete sundu

Amazon, sürücüsü ve direksiyonu bulunmayan Zoox adlı robotaksisini San Francisco ile Las Vegas’ta hizmete aldı. Las Vegas’ta daha önce ücretsiz sunulan yolculuklar ücretli hale getirildi. Ticari taşımacılık iznini belirli hız ve hava koşulu kısıtlamalarıyla alan şirketin filosunda yaklaşık 100 araç var.
Amazon, ekmek kızartma makinesi formundaki sürücüsüz robotaksisi Zoox’u San Francisco ve Las Vegas’ta hizmete sundu. The Wall Street Journal’ın haberine göre sürücüsü ve direksiyonu bulunmayan bu araçlarla Las Vegas’ta daha önce ücretsiz olarak yapılan yolculuklar artık ücret karşılığında gerçekleştirilecek.
Gazete, yeni araçlarda direksiyon, pedallar ve gösterge panelinin tamamen yer almadığını, yan yüzeylerin büyük bölümünü ise pencerelerin kapladığını aktardı.
Genel merkezi Seattle’da bulunan, kuruculuğunu Jeff Bezos’un üstlendiği ve ABD’nin “büyük beşli” teknoloji şirketleri arasında yer alan Amazon, bu adımla büyüyen robotaksi pazarında önemli bir konuma gelmeyi hedefliyor.
The Wall Street Journal, pazarda liderliğin şimdilik Alphabet bünyesindeki Waymo ile Tesla’nın elinde bulunduğunu kaydetti.
Habere göre ABD’li milyarder Elon Musk’ın şirketi Tesla, direksiyon ve pedalları bulunmayan Cybercab modelinin seri üretimine başlamasına karşın henüz kullanım izni alabilmiş değil.
Zoox Üst Yöneticisi (CEO) Aicha Evans, tamamen sıfırdan özgün bir taşıt geliştirmenin şirkete kullanıcı geri bildirimleri doğrultusunda hızlı biçimde iyileştirme yapma imkanı sağladığını belirtti.
Zoox, iki yıl içinde 5 bin araca kadar ticari taşımacılık yapma izni aldı. Ancak bu izin belirli kısıtlamalar içeriyor. WSJ’nin aktardığına göre taksilerin yağmur, kar veya dökülmüş yapraklar gibi olumsuz hava koşullarında ve saatte 45 milin üzerindeki hız sınırlarında yola çıkması yasaklandı.
Mevcut durumda Zoox’un filosunda yaklaşık 100 araç yer alıyor. Araçların montajı, yılda 10 bin adede kadar üretim kapasitesine sahip olan Kaliforniya’daki fabrikada gerçekleştiriliyor.
Teknoloji ve medya alanındaki diğer gelişmeler kapsamında Vertical Aerospace şirketine ait uçan taksi İngiliz ordusunun ilgisini çekti.
Amerika
OnlyFans sahibine ölmeden önce 700 milyon dolar temettü ödemiş

Genelde yetişkinlere hitap eden içerik üreticilerinin abonelerden ücret almasını sağlayan OnlyFans, mart ayında kanserden ölen sahibi Leonid Radvinsky’ye ölümünden önce 700 milyon dolardan fazla temettü ödedi. Şirketin yıllık raporuna dayandırılan veriler, platformun çatı şirketi Fenix International’ın gelir ve kârındaki artışı ortaya koydu.
Genelde yetişkinlere hitap eden içerik üreticilerinin takipçilerinden ücret almasına olanak tanıyan İngiltere merkezli yayın platformu OnlyFans, bu yılın mart ayında ölen sahibi Leonid Radvinsky’ye ölümünden önce 700 milyon dolardan fazla temettü ödedi.
Financial Times’ın platformun yıllık faaliyet raporuna dayandırdığı habere göre, OnlyFans’in çatı şirketi Fenix International, Kasım 2025’te sona eren mali yılda gelirini yüzde 10 artırarak 1,6 milyar dolara ulaştırdı.
Şirketin net kârı ise yüzde 5’lik artışla 715 milyon dolar seviyesine çıktı. Şirket bünyesinde toplam 47 çalışan görev yapıyor.
Financial Times’ın aktardığı veriler, elde edilen kârın büyük kısmının Radvinsky’ye temettü olarak aktarıldığını gösteriyor. Mali rapora göre Radvinsky, 2025 mali yılında 535 milyon dolar kâr payı aldı.
Radvinsky bir önceki mali yılda ise 497 milyon dolar temettü elde etmişti. Mali yılın tamamlanmasının ardından gerçekleştirilen ek dilimlerle Radvinsky’ye 174 milyon dolar daha ödeme yapıldı.
Geçtiğimiz yıl boyunca platformdaki küresel içerik üreticisi hesaplarının sayısı yüzde 9 artarak 5 milyona, abone hesaplarının sayısı ise yüzde 16 yükselişle dünya genelinde 437 milyona ulaştı. Platformda daha önce 340 milyon kayıt içeren bir kullanıcı veri tabanı satışa çıkarılmıştı.
Nisan ayında OnlyFans’in yüzde 16’lık hissesi, San Francisco merkezli özel yatırım şirketi Architect Capital’a 535 milyon dolar karşılığında satıldı. Bu işlemle birlikte şirketin toplam piyasa değeri 3,2 milyar dolar olarak hesaplandı.
OnlyFans’in tek sahibi olan Radvinsky, mart ayında 43 yaşındayken kanser nedeniyle yaşamını yitirdi.
Forbes tarafından kişisel serveti 4,7 milyar dolar olarak hesaplanan Leonid Radvinsky, 1982 yılında Odessa’da doğdu. Ailesi daha sonra ABD’ye taşındı ve Radvinsky burada büyüdü.
OnlyFans’i 2018 yılında satın alan Radvinsky, platformun kontrolünü şirketi Fenix International üzerinden yürütüyordu.
Bloomberg’in paylaştığı bilgilere göre, şirketin tek hissedarı olan Radvinsky 2021 yılından bu yana işletmeden 1,8 milyar dolardan fazla temettü geliri sağladı. Radvinsky, 2024 yılında şirketin mülkiyetini bir fona devretmişti.
Amerika
Trump’ın posta yoluyla oy kısıtlamalarına Yüksek Mahkemeden onay çıktı

ABD Yüksek Mahkemesi, Başkan Donald Trump’ın posta yoluyla oy kullanma şartlarını artıran başkanlık kararnamesine yönelik alt mahkeme engelini kaldırdı. Kararda, Demokratların yönetimindeki eyaletlerin ABD Posta Servisi nihai kuralları uygulamadan önce dava açtığı ve bu nedenle sürecin erken işletildiği kaydedildi.
ABD Yüksek Mahkemesi, Başkan Donald Trump’ın posta yoluyla oy kullanma şartlarını artıran başkanlık kararnamesine bir bölge yargıcı tarafından getirilen engeli kaldırarak, uygulamanın kasım ayındaki ara seçimlerde yürürlüğe girmesini önleyen temel engeli bertaraf etti.
Üç liberal yargıcın kamuoyuna açıklanan muhalefet şerhlerine rağmen Yüksek Mahkeme pazartesi günü aldığı kararda, en azından ABD Posta Servisi (USPS) yeni oy pusulası standartlarını uygulamaya koymadan önce yargıcın Trump’ın direktifini engelleme yetkisi bulunmadığını bildirdi.
Mahkeme kararında, “Federal mahkemeler önerilen kuralları ve kesinlikle bir kural önerilmesine yönelik önceki kurum içi direktifleri değil, nihai kuralları inceler. Posta Servisi’nin nihai kuralı eyaletlere zarar verirse, eyaletler bu kurala karşı dava açabilir” ifadelerine yer verildi.
Karar, Trump’ın kasım seçimleri için posta yoluyla oy pusulası kısıtlamalarını uygulamaya koyma hedefine yaklaşmasını sağlıyor. Ancak Posta Servisi’nin geçen haftanın sonlarında nihai düzenlemesini duyurmasıyla birlikte eyaletler bu düzenlemeyi engellemek için yeni girişimlerini başlattı.
Karara muhalif kalan liberal yargıçlar ise yürütmeyi durdurma kararının yürürlükte kalması gerektiğini belirtti.
Yargıç Elena Kagan’ın da katıldığı muhalefet şerhinde Yargıç Sonia Sotomayor, “Bugünkü karar, Başkan’ın eyaletlerin Kasım 2026 seçimlerini yönetmesine müdahale etme girişimlerinin hukuka uygun olup olmadığını ele almamaktadır” diye yazdı. Sotomayor, “Karar, Yürütme Organı’nın Başkan’ın direktiflerini uygulamak için herhangi bir anayasal veya yasal yetkiye sahip olduğunu da öne sürmemektedir. Bunun yerine bugünkü karar, yalnızca söz konusu itirazlara ilişkin yargılamayı ertelemektedir” ifadelerini kullandı.
Mahkemenin kıdemsiz liberal yargıcı Ketanji Brown Jackson ise meslektaşlarının “durumsal farkındalıktan yoksun olduğunu” ve seçim sürecine kaos enjekte ettiğini kaydetti.
Jackson kendi ayrı muhalefet şerhinde, “Hükümetin oyunbazlığını bütünüyle sineye çekmek yerine Mahkeme, bu içi boş, stratejik ve kötü niyetli yürütmeyi durdurma talebine hak ettiği hızlı reddi vermeliydi” değerlendirmesinde bulundu.
Toplam 23 eyalet ile Columbia Bölgesi’ni içeren davaya California, Massachusetts, Nevada ve Washington eyaletleri birlikte öncülük etti.
Trump mart ayında, yönetimine oy kullanma hakkına sahip doğrulanmış vatandaşların bir listesini oluşturması talimatını veren ve Posta Servisi’ne posta yoluyla kullanılan oy pusulaları için yeni standartlar uygulama emri veren bir başkanlık kararnamesi imzalamıştı.
Bu adım, Trump’ın posta yoluyla kullanılan oyların kitlesel seçim sahtekarlığına yol açtığı yönündeki iddiaları üzerinden söz konusu oy pusulalarını hedef aldığı yıllara dayanan yaklaşımının bir parçasını oluşturuyor. Eyaletler bazı sahtekarlık ve vatandaş olmayanların oy kullanması vakaları tespit etmiş olsa da bunlar Trump’ın iddia ettiği kitlesel ölçeğe yaklaşmadı.
Trump yönetimi, eski Başkan Barack Obama tarafından atanan ABD Bölge Mahkemesi Yargıcı Indira Talwani’nin, davacı Demokrat yönetimindeki eyaletler grubunda Trump’ın kararnamesini engellemesinin ardından Yüksek Mahkemeye başvurmuştu.
Hükümeti Yüksek Mahkemede temsil eden Başsavcı (Solicitor General) D. John Sauer, yargıcın sürece çok erken müdahale ettiğini belirtti. Sauer, Posta Servisi’nin Trump’ın politikasını henüz uygulamadığını ve nihai düzenlemeyi yalnızca geçen hafta duyurduğunu kaydetti.
Sauer, Yüksek Mahkemeye ilettiği yazıda, “Nihai kuralın yayımlanması, bölge mahkemesinin usulsüz ve zamanı gelmemiş ihtiyati tedbir kararından muafiyet sağlanması ihtiyacını pekiştirmektedir” dedi.
Dava şimdi, Posta Servisi’nin yeni duyurusunun yasallığını değerlendirmek üzere hızlı bir takvim belirlemiş olan Talwani’nin görev yaptığı alt mahkemeye geri dönüyor. Obama tarafından atanan yargıç, Trump’ın başkanlık kararnamesini özel gruplar tarafından açılan ayrı bir davaya yanıt olarak da engellemişti. Ancak eyaletlerin davasından farklı olarak o karar ülke çapında geçerliydi.
Washington Başsavcısı Nick Brown yaptığı açıklamada, “ABD Yüksek Mahkemesi çoğunluğu, başkanın eylemlerinin demokrasimiz için oluşturduğu vahim tehdidi görmüyor gibi görünüyor. Başkan’ın meşru oyları yasa dışı biçimde bastırma niyetinde varsayımsal hiçbir yön bulunmamaktadır” dedi.
Brown açıklamasına şöyle devam etti: “Neyse ki bugünkü karar başkanın eylemlerinin özünü onaylamamakta, yalnızca eyaletlerin bunlara itiraz etmek için biraz daha beklemesi gerektiğini söylemektedir. Seçimlerimizin dürüstlüğünü korumak ve bu açıkça anayasaya aykırı yetki aşımının yürürlüğe girmesini önlemek için harekete geçmeye hazır durumdayız. Seçimleri başkan değil, eyaletler kontrol eder.”
Karar, yargıçların acil ve zamana duyarlı meselelere doğrudan müdahale ettiği, genellikle sözlü savunmalar olmaksızın sıkıştırılmış bir takvimle işletilen Yüksek Mahkemenin acil dava listesinde Başkan’ın kazandığı son başarı niteliğini taşıyor.
Demokratların yönetimindeki eyaletler, Yüksek Mahkemeye dava açmak için beklemeye zorlanmalarının “mantıklı olmayacağını” iletmişti. Eyaletler, politikaların sonuçta hukuka aykırı olacağını ve kasım ayındaki seçimlerden önce mahkemeleri bunu engellemeye ikna etmek için yeterli zamana sahip olamayacaklarını belirtiyor.
Eyaletler mahkemeye sundukları metinde, “Hata riskinin yüksek olması ve hataları düzeltmek için tanınan sürenin kısıtlılığı nedeniyle, posta yoluyla oy kullanmaya güvenen milyonlarca seçmenin birçoğu (özellikle engelli seçmenler ve kırsal alanlardakiler) muhtemelen posta yoluyla oy pusulasından mahrum kalacak ve bunun sonucunda oy hakkını kaybedecektir. Çok daha fazla seçmenin ise kafası karışacaktır” ifadelerini kullandı.
Amerika
ABD’li iktisatçı Eichengreen: Dolarsızlaşma tartışması bu kez farklı

ABD’li iktisatçı ve eski IMF danışmanı Barry Eichengreen, uzun yıllardır zaman zaman gündeme gelen dolarsızlaşma tartışmalarının bu sefer gerçek olabileceğini düşünüyor.
South China Morning Post’a (SCMP) bir mülakat veren Kaliforniya Üniversitesi profesörü, ABD dolarıyla ilgili uzun süredir devam eden bazı endişeler –örneğin, ABD’deki yüksek kamu borcu seviyesi ve bu borcun artışının sürdürülebilir olup olmadığına dair endişeler– karşısında “nihayet gerçek bir yapısal dönüşümün başladığını” savunuyor.
ABD’nin kronik borç sorunları ve bunların doların istikrarı ve yabancı merkez bankalarının elindeki ABD Hazine tahvillerinin değeri üzerinde olumsuz etkiler yaratıp yaratmayacağına ilişkin görüşlerin yıllardır var olduğunu hatırlatan Eichengreen, bugünkü tartışmanın iki nedenle farklı olduğuna işaret ediyor.
Birincisi, ABD’nin siyasi kurumlarının gücü. İktisatçıya göre doların istikrarı ve dolara duyulan güven, temelde “hukukun üstünlüğü, güçler ayrılığı, merkez bankasının bağımsızlığı ve yolsuzluğun kontrol altına alınmasına” dayanıyor.
Ona göre insanlar, bu kurumsal düzenlemelerin daha önce varsayıldığından daha kırılgan olup olmadığını sorgulamaya başladı. Bu durum, yabancı merkez bankaları, hükümetler ve dolar ağırlıklı finansal portföyleri bulunan diğer yatırımcılar arasında güvenlik hissini sarsmaya başladı.
İkincisi, ABD’nin jeopolitik ittifakları hakkında yeni soruların gündeme gelmesi. ABD’li profesör şöyle diyor:
“Tarihten biliyoruz ki, merkez bankaları, hükümetler ve diğer kurumlar ittifak ortaklarının para birimlerini elinde bulundurmayı ve kullanmayı tercih ederler; zira bu ortaklar, rezerv varlıklarının güvenilir bekçileri olarak görülürler. Üstelik, bir ülke ABD ile ittifak içindeyse, ABD dolarını elinde bulundurmak ve kullanmak, o ülkeye duyulan güvenin bir göstergesidir.”
Eichengreen’e göre, ABD Başkanı Donald Trump, ABD’nin NATO’ya ve diğer güvenlik düzenlemelerine olan bağlılığının devam edip etmeyeceği konusunda şüpheler uyandırdı. Bu durum, Avrupalıları ve diğerlerini şu soruyu sormaya itti: “Jeopolitik açıdan belirsiz bu dünyada gerçekten ABD’ye ve dolara bu kadar bağımlı olmak istiyor muyuz, yoksa kendi para birimimize –Avrupa örneğinde olduğu gibi avroya– daha fazla güvenmek de dahil olmak üzere alternatiflere yönelmeli miyiz?”
Bundan dolayı iktisatçı, hem ABD’nin ittifakları hem de ABD kurumlarının gücüyle ilgili soruların “yeni ve farklı nitelikte” olduğunu savunurken, bunların “doların gelecekteki görünümünün de farklı olabileceğini ima ettiğini” ileri sürüyor.
Bununla birlikte, “ABD kendi ayağına kurşun sıkmazsa”, Çin’in ABD ve dolar ile arasındaki farkı kapatmasının “yıllar, hatta belki de on yıllar süreceğini” de kabul ediyor.
Bretton Woods sonrasında ortaya çıkan ABD doları merkezli parasal düzenin sonuna yaklaşıyor olabileceğimiz ve yerini daha “çok kutuplu” bir sisteme bırakabileceğini uzun yıllardır savunduğunun altını çizen Eichengreen, 2011 yılında yazdığı bir kitapta, dolara daha az odaklanan, daha çok kutuplu bir para ve finans sistemine kademeli olarak doğru ilerleneceğini; “daha çok kutuplu küresel ekonomimize daha iyi uyan, daha çok kutuplu bir para sistemi”ne geçileceğini öngürdüğüne işaret ediyor.
ABD’li iktisatçı, “Tahmin edildiği gibi bu yönde ilerledik ama beklediğimden daha yavaş bir şekilde,” diyor:
“Doların hakimiyetinin istikrarı çok güçlü; çünkü çok sayıda banka, şirket ve hükümet dolar kullanıyor ve bu da dolar kullanımını sabitleyen ağ etkileri yaratıyor.
Bu nedenle, son 15 yılda çok kutuplu bir sisteme daha hızlı bir şekilde ilerlememiş olmamız beni şaşırtıyor. Fakat bu hareket artık hızlanabilir.
Bence Çin’in para birimi zamanla küresel ölçekte daha önemli bir rol üstlenecek. Fakat vurgulanması gereken önemli nokta, yuanın doların çok, çok gerisinde başladığı.”
İktisatçı, İran savaşının Çin’e küresel petrol ve doğalgaz ticaretinde kendi para birimini daha fazla kullanma ve Orta Doğu’daki enerji ihracatçılarıyla kendi para birimiyle daha fazla ödeme işlemi gerçekleştirme imkânı sunduğu vurguluyor.
Enerji ihracatçılarının ödeme olarak yuan almaktan şu anda memnun göründüğünü savunan Eichengreen, elde ettikleri yuanları, Çinli inşaat şirketlerinin hizmetlerini ve Çin’den ithal edilen güneş panelleri, bataryalar, elektronik ürünler ve diğer ileri teknolojileri satın almak için kullanabileceklerini söylüyor ve şöyle devam ediyor:
“Bence [Basra] Körfezi’ndeki savaş, diğer merkez bankaları ve hükümetlerin dolara alternatif arayışını hızlandırdı ve bu şekilde Çin için bir fırsat penceresi yarattı.
15 yıl önce sıfırdan başlayan Çin, etkileyici bir ilerleme kaydetti. Fakat bunu, dünya genelindeki merkez bankalarının döviz rezervlerinin hâlâ yaklaşık yüzde 60’ını doların, yüzde 2’sini ise yuanın oluşturduğu bağlamda değerlendirmek gerekir.”
Aynı durumun küresel döviz piyasalarındaki işlem hacmi gibi diğer boyutlarda da gözlemlendiğine işaret eden iktisatçı, örnek olarak, Çin’in Sınır Ötesi Bankalararası Ödeme Sistemi (CIPS) üzerinden gerçekleştirilen işlemlerdeki ilerlemenin yavaşlamasını gösteriyor.
Büyümenin 2025’te keskin bir şekilde yavaşladığını hatırlatan Eichengreen, “Bu yavaşlama, yuanın uluslararasılaşmasının önünde hâlâ önemli engeller olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla şunu söyleyebilirim: ilerleme etkileyici, fakat yine de dolar, Çin’in para biriminden çok farklı bir ligde yer alıyor,” diyor.
ABD’li profesör, Çin’in gerekli finansal ve teknolojik altyapıyı geliştirdiğini, “bir bakıma” dijital finans devrimi açısından ABD’nin önünde olduğuna inanıyor.
Fakat ona göre yuanın işlem görebileceği piyasaların ve platformların, ödemeler yapmak için güvenli, emniyetli ve güvenilir bir yol oluşturduğuna dair bankacılar arasında güven yaratması gerekiyor.
Eichengreen, “ABD’deki muhabir bankacılık sistemi, CIPS’ten çok daha fazla günlük işlem gerçekleştiriyor. Ve daha önce de söylediğim gibi, bu farkın kapanması muhtemelen onlarca yıl sürecek,” diyor.
Yuanın uluslararasılaşması konusundaki fikirlerini de dile getiren iktisatçı, “Çin, finansal piyasalarının likiditesini artırmaya devam etmeli. İnsanlar yuan kullanarak ödeme yapacaklarsa, bu ödemeleri gerçekleştirebilmek için bu para biriminde bakiye bulundurmak zorunda kalacaklar,” ifadelerini kullanıyor.
Yabancıların Çin’de elinde bulundurabileceği menkul kıymet türlerinin, “düzenlemeler ve sermaye kontrolleri” ile sınırlandırıldığını hatırlatan Eichengreen, döviz kuru dalgalanmalarının riskini önlemek için kullanılan finansal türev araçların kullanılabilirliğinin Çin’de sınırlı olduğuna dikkat çekiyor.
ABD’li iktisatçı, finansal piyasaların serbestleşmesi gerektiğine işaret ediyor:
“Dolayısıyla Çin, bu finansal piyasalara erişimi serbestleştirmek, piyasalarının likiditesini artırmak ve –türev piyasalar örneğinde olduğu gibi– piyasaların neredeyse hiç mevcut olmadığı alanlarda bu piyasaları geliştirmek için yavaş ama emin adımlarla ilerlemeli.”
Öte yandan Eichengreen, Çin’in bu yönde “hızlı ve ani” değil, “yavaş ama emin adımlarla ilerlemesi” gerektiğini savunuyor; çünkü ona göre bu tür adımlar finansal risklere yol açabilir.
2015 yılında Çin’in, sermaye kontrollerini gevşetmek için hızlı adımlar atmaya başladığını hatırlatan iktisatçı, bunun ardından paranın ülke dışına aktığını, borsanın çöktüğünü ve yetkililerin rotayı tersine çevirdiğini vurguluyor.
Ona göre bu olay, “yavaş ama istikrarlı ilerlemenin başarıya ulaştırdığını ve ani hamlelerin iyi bir fikir olmadığını” bir kez daha hatırlatmıştı.
Pekin’in bu süreci nasıl öngördüğü meselesinde ise cevabın tamamen Pekin’in kontrolünde olmadığını belirten iktisatçı, doların önde gelen uluslararası para birimi olarak kalıp kalmayacağının ve ne kadar süreyle kalacağının her şeyden önce Washington’a bağlı olduğunun altını çiziyor.
Eichengreen’e göre Pekin, bundan sonra ne olacağına dair bir plan hazırlamak yerine, senaryo planlaması yapmalı.
Avro ve yuan da dahil olmak üzere hiçbir alternatifin doların yerini almaya hazır olmadığını savunan iktisatçı, “Yapabilecekleri tek şey, marjinal olarak doları desteklemek. Fakat uluslararası para birimleri olarak gerekli ölçeğe sahip değiller ve bazı eksiklikleri var,” diyor.
Eski IMF danışmanına göre Çin’in durumunda sorun, yurt içi finansal piyasalara erişimin olmaması ve bu piyasaların likiditesinin sınırlı olması.
Avrupa’nın durumunda ise sorun, uluslararası yatırımcıların elinde bulundurup kullanabileceği güvenli ve likit varlıkların bulunmaması.
Eichengreen, “Sonuç olarak, ne avro ne de yuan yakın bir gelecekte doların yerini alabilir veya ikame edebilir,” diyor.
Avro ve yuanın yanı sıra Güney Kore wonu, Avustralya doları, Kanada doları, Danimarka kronu ve Norveç kronu gibi para birimlerine de işaret eden Eichengreen, bu birimleri “satın almanın, satmanın, elinde bulundurmanın ve takas etmenin daha kolay olduğu dijital bir dünyada yaşadığımıza” işaret ediyor ve bunların esasen “tamamlayıcı” işleve sahip olduklarını vurguluyor:
“Bu geleneksel olmayan rezerv para birimleri, küçük, açık, iyi yönetilen ve enflasyon hedeflemesi uygulayan ülkelerin para birimleri. Uluslararası kullanımda giderek daha cazip hale geliyorlar. Onlar da doların yerini alacak ölçeğe sahip değiller fakat marjinal olarak onu tamamlamaya yardımcı olabilirler.”
Hong Kong’a da değinen iktisatçı, bu bölgenin bir sonraki aşamada da önceki aşamada üstlendiği rolü sürdüreceğini düşünüyor: Yani yuan kullanımına yönelik bir tür deneme alanı ya da pilot proje olarak, Çinli yetkililerin farklı finansal yenilikleri denediği ve bunların etkilerini gözlemlediği bir ortam.
Hong Kong’un artık bir stabilcoin yönetmeliğine sahip olduğunu ve birkaç büyük bankaya iki stabilcoin lisansı verdiğini vurgulayan iktisatçı, “Stabilcoinlerin gelecekte önemli hale gelip gelmeyeceğini bilmiyoruz. Şahsen ben bunun olacağından şüpheliyim. Fakat Hong Kong, bankaların ve diğer kuruluşların stabilcoinlerin sunduğu ödeme teknolojisini deneme fırsatı bulabileceği bir yer olabilir,” diyor.
Altının gelecekte büyük bir rol oynayacağını sanmadığını kaydeden Eichengreen, “Geçmişte dolar ağırlıklı rezerv portföylerini devralan merkez bankaları, portföylerini çeşitlendirmek istiyor. Çeşitlendirme için izleyebilecekleri yollardan biri, dolarlarının bir kısmını altın satın almak için kullanmaktır. Bunun marjinal düzeyde bir örneğini gördük,” diyor.
İktisatçıya göre pratikte “çok kutuplu bir sistem”, birkaç para biriminin uluslararası alanda önemli roller üstlendiği; bu para birimlerinin sınır ötesi ödemelerde kullanıldığı ve uluslararası yatırımcılar tarafından istikrarlı değer saklama aracı olarak görüldüğü bir sistem olacak. Birden fazla merkez bankası, uluslararası kredi veren ve son çare likidite sağlayıcısı olarak görev alacak.
Eichengreen bu konuda hakkında şunları söylüyor:
“Çeşitlilik içeren bir ekosistemin Dünya gezegeni için iyi olması gibi, çok kutuplu bir para sistemi de küresel ekonomi için iyi olacak. Eğer bir likidite sıkıntısı yaşanırsa ve bir merkez bankası görevini yerine getiremezse –örneğin, Federal Rezerv’in yönetiminde izolasyonist eğilimli yöneticiler hakim olursa– o zaman Çin ve Avrupa’daki merkez bankaları devreye girebilir. Yabancı merkez bankaları likiditeye ihtiyaç duyduğunda, New York ve Washington’un yanı sıra Pekin ve Frankfurt’a da başvurabilirler.
Ne var ki şu anda koordinasyonun sağlanmasının zor olduğu bir dünyada yaşıyoruz; bunun nedeni kısmen, mevcut ABD yönetiminin diğer hükümetlerle sorunsuz bir şekilde koordinasyon kurmayı –ya da başka bir deyişle işbirliği yapmayı– zorlaştırması.”
İktisatçıya göre “elimizden gelen en iyi şey”, bu farklı para birimlerinden sorumlu merkez bankaları ve hükümetlerin sağlam ve istikrarlı politikalar izlemesini ummak; böylece para birimleri arasındaki döviz kurları nispeten istikrarlı kalır.
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Amerika4 gün önceSteve Jobs’ı iflastan kurtaran gizli CIA anlaşması gün yüzüne çıktı
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Dünya Basını1 hafta önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Dünya Basını2 hafta önceÇin, Buz İpek Yolu yarışını kazanıyor
Rusya1 hafta önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Görüş1 hafta önceBüyük Oyun III: Enerji ve Dolar Açlığıyla Şekillenen Yeni Dünya
Dünya Basını2 hafta önceNikkei Asia: ABD-Japonya yen müdahalesi Tokyo için bir başka yenilgi











