Bizi Takip Edin

Amerika

ABD, dizüstü bilgisayar ve oyun konsollarına gümrük vergisi koyabilir

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, yerli yarı iletken üretimini teşvik etmek amacıyla çip içeren nihai teknoloji ürünlerine yeni gümrük vergileri getirmeyi planlıyor. Kısıtlamaların dizüstü bilgisayarları, oyun konsollarını ve veri merkezlerinde kullanılan sunucuları kapsayabileceği belirtiliyor.

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, yalnızca yarı iletkenlere değil, bu çipler kullanılarak üretilen nihai teknoloji ürünlerine de ek gümrük vergisi uygulamayı değerlendiriyor.

Politico’nun konuya ilişkin görüşmelere doğrudan tanıklık eden sekiz kaynağa dayandırdığı haberine göre, olası kısıtlamalar dizüstü bilgisayarları, oyun konsollarını ve veri merkezleri için üretilen sunucuları kapsayabilir.

Haberde konuya ilişkin nihai kararın henüz verilmediği, gümrük vergisi oranları ile uygulama koşullarının netleşmediği ve şartların önümüzdeki haftalarda ya da aylarda değişebileceği kaydedildi.

ABD Ticaret Bakanı Howard Lutnick, gümrük vergisi muafiyetlerinin kapsamının şirketlerin ABD sınırları içindeki çip üretimi taahhütlerine bağlanmasını öneriyor.

Bu plana göre yabancı şirketlerin belirli miktarda yarı iletkeni gümrüksüz ithal etmesine izin verilebilecek; bir şirket ABD’de ne kadar çok çip üretmeyi taahhüt ederse o oranda gümrüksüz ithalat hakkı elde edecek.

Masadaki bir diğer seçeneğin ise farklı ülkeler için ayrı vergi oranları ve kotalar belirlemek olduğu aktarılıyor.

Teknoloji şirketleri ise yeni gümrük vergilerinin çip ve donanım maliyetlerini tırmandıracağı, aynı zamanda yapay zeka altyapısına yönelik veri merkezi inşa süreçlerini yavaşlatacağı konusunda uyarıyor.

Gelişmiş yarı iletkenlere yönelik talep hızla artarken Amerikan şirketleri Asya merkezli tedarike yüksek oranda bağımlı kalmayı sürdürüyor.

ABD; Malezya, Güney Kore ve Tayvan’daki üreticilerden yoğun biçimde çip satın alıyor. Politico’nun paylaştığı verilere göre dünyadaki en gelişmiş yarı iletkenlerin yüzde 90’ından fazlası Tayvan’da üretiliyor.

ABD içinde yeni fabrikaların kurulması ise milyarlarca dolarlık yatırım gerektiriyor ve tamamlanması yıllar alıyor.

Beyaz Saray yönetimi ise yerli yarı iletken üretiminin geliştirilmesinin Trump’ın temel önceliklerinden biri olduğunu vurguluyor.

Yönetim sözcüsü Kush Desai, başkanın uyguladığı politikaların sektöre şimdiden yüz milyarlarca dolarlık yatırım çektiğini ifade etti.

Trump, Ağustos 2025’te mikroçip ve yarı iletken ithalatına yüzde 100 oranında gümrük vergisi getirileceğini duyurmuş ve o dönemde ABD’de tesis kuran şirketlerin bu vergiden muaf tutulacağını söylemişti.

ABD Başkanı daha sonraki süreçte bu tarifelerin yüzde 200 ila yüzde 300 seviyesine kadar yükseltilebileceğini dile getirmişti.

ABD bu yılın başında yapay zeka alanında kullanılan belirli gelişmiş yarı iletkenlerin ithalatına yüzde 25 oranında gümrük vergisi uygulamaya koydu.

Bu karardan özellikle Nvidia H200 ve AMD MI325 çipleri etkilendi; yurtdışında üretilen diğer çiplerin büyük bölümüne ise tarife getirilmedi.

Financial Times gazetesi şubat ayında yayımladığı ve kaynaklara dayandırdığı haberinde, Trump yönetiminin Amazon, Google ve Microsoft gibi büyük teknoloji şirketlerini mikroçiplere getirilmesi planlanan yeni gümrük vergilerinden muaf tutmaya hazırlandığını yazmıştı.

Amerika

ABD Federal Ticaret Komisyonu, YouTube hakkında soruşturma yürütüyor

Yayınlanma

ABD Federal Ticaret Komisyonu (FTC), Alphabet bünyesindeki video paylaşım platformu YouTube hakkında kullanıcı hesaplarını askıya alma ve içerik kaldırma uygulamaları nedeniyle soruşturma yürütüyor. Kurum, kullanıcıların platform politikalarıyla yanıltılıp tüketiciyi koruma yasalarının ihlal edilip edilmediğini inceliyor.

ABD Federal Ticaret Komisyonu (FTC), Alphabet Inc. bünyesinde faaliyet gösteren video paylaşım platformu YouTube hakkında tüketiciyi koruma mevzuatının ihlal edilip edilmediğini belirlemek amacıyla soruşturma yürütüyor.

Bloomberg’in konuya yakın kaynaklara dayandırdığı haberine göre kurum, platformdaki kullanıcı hesaplarının askıya alınması ve içeriklerin kaldırılması süreçlerini inceliyor.

Geçen yıldan bu yana sürdürülen soruşturmanın olası bir dava açma aşamasına yaklaştığı belirtildi. Yetkililer, YouTube’un içerikleri engellerken kendi belirlediği kuralları çiğneyip çiğnemediğini ve kullanıcıları yanıltıp yanıltmadığını araştırıyor.

Kurum yetkililerine göre kullanıcılar, belirli içerikleri yayımlamalarına izin verildiği düşüncesiyle platforma kaydolmuş, ancak daha sonra paylaşımlarının silinmesi veya hesaplarının askıya alınması durumuyla karşılaşmış olabilir.

YouTube, 6 Ocak 2021 tarihindeki Kongre baskınının ardından ABD Başkanı Donald Trump’ın hesabını askıya almış, söz konusu hesabı 2023 yılında yeniden kullanıma açmıştı.

Platform ayrıca, hatalı bilgi yayılmasına ilişkin kurallarını ihlal ettiği gerekçesiyle Kovid-19 ve aşılara dair çeşitli içerikleri de sistemden kaldırmıştı.

Dava açılması durumunda şirketin önünde FTC ile uzlaşma sağlama ya da mahkemede savunma yapma seçenekleri var.

Olası bir uzlaşmanın yürürlüğe girmesi için Cumhuriyetçi Parti kontenjanından görev yapan iki ismin, yani FTC Başkanı Andrew Ferguson ile Komisyon Üyesi Mark Meador’un onayı gerekiyor.

Ferguson, şirketlerin paylaşımları ve ifadeleri denetleme biçimlerine ilişkin sorumluluklarına dikkat çekerek, FTC’nin yetki alanındaki tüketiciyi koruma mevzuatının “ürün satan bir şirket için neyse, çevrim içi ifadeye erişim sağlayan bir şirket için de aynı şekilde geçerli olduğunu” dile getirdi.

Kuralların uygulanması gerektiğini vurgulayan Ferguson, “Kurallarınız ne olursa olsun onlara uymak zorundasınız. Tüketicilere platformunuzu kullanıp kullanmamaya karar verirken bir ilke gösterip uygulamada tamamen farklı davranamazsınız” dedi.

Ferguson, belirli bir şirket ismi vermeksizin, içerik denetimi kurallarını ilan eden şirketlerin bu taahhütlerine uyup uymadığını denetleme niyetinde olduklarını kaydetti.

Büyük platformların Kovid-19’un kökeni, maske zorunluluğu, aşıların etkililiği ile güvenliği ve 2020 seçimlerinin dürüstlüğü gibi başlıklarda farklı görüşleri yasakladığını belirten Ferguson, Trump’ın sosyal medya hesaplarının askıya alınmasını da bu kapsamda değerlendirdi.

Öte yandan Meta, çocuklarda sosyal medya bağımlılığına yol açtığı gerekçesiyle ABD eyaletleri tarafından açılan davalarda 17,1 milyar dolara kadar ödeme yapmayı ve bünyesindeki platformlarda gençleri korumaya yönelik önlemleri artırmayı kabul etti.

Hesap açma yaş sınırının 13 olduğu Facebook ve Instagram’da, varılan uzlaşma kapsamında gençlerin günlük kullanım süresi iki saatle sınırlandırılacak, uygulamalar gece yarısından sabah altıya kadar otomatik olarak kilitlenecek. Ebeveynler istedikleri takdirde çocukları için bu kısıtlamaları devre dışı bırakabilecek.

Meta ayrıca beğeni sayılarının gösterimini kapatacağını ve genç kullanıcılara tavsiye akışını devre dışı bırakma seçeneği sunacağını bildirdi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Jackson Hole toplantısı başladı

Yayınlanma

Merkez bankası başkanlarını yıllık olarak bir araya getiren Jackson Hole toplantısı Wyoming’de başladı.

Kansas City Federal Rezerv, 1982 yılından bu yana Grand Teton Ulusal Parkı’ndaki bir dağ evinde yıllık ekonomi sempozyumunu düzenliyor.

Bu etkinlik, dünyanın dört bir yanından gelen merkez bankacıları, akademisyenler, diğer etkili ekonomi düşünürleri, politika yapıcılar ve gazetecilerin bir araya geldiği bir toplantı.

Etkinliğin ana içeriği, o yılın konusuyla ilgili önemli iktisadi fikirler üzerine hazırlanan bir dizi bildiriden oluşuyor.

Bu yılın konusu “Finansal İnovasyon: Ödemeler ve Politika Üzerindeki Etkileri” olarak belirlendi.

Fed Başkanı Kevin Warsh, cuma TSİ 17:00’de merkez bankası başkanı olarak ilk kez sahneye çıkacak ve merakla beklenen bir konuşma yapacak.

Geleneksel olarak, Fed Başkanı Jackson Hole konuşmasını özellikle önemli ve uzun vadeli bir mesaj vermek için kullanır.

Warsh, temmuz ayında yaptığı bir açıklamada, “Büyük sorular nelerdir? Verimlilik konusunda gerçekte neler oluyor? Nüfus yapısı konusunda gerçekte neler oluyor? Şokların ortasında küresel ekonomiye gerçekte neler oluyor?” gibi sorular sormak istediğini söylemişti.

Warsh, “Konuşmanın genel bir bakış sunacak mı, yoksa Eylül ile Aralık arasında gerçekleştireceğimiz tüm faaliyetler için daha geleneksel bir çerçeve mi olacağına henüz karar vermedim,” demişti.

Warsh’un o açıklamalarının ardından tahvil piyasasında bir satış dalgası yaşandı ve uzun vadeli faiz oranları hızla yükseldi.

Ekonomi yorumcuları, Warsh’un belirsiz bir tavır sergilemek ve fiyat istikrarı vaatlerini, Fed’in bunu sağlamak için atabileceği adımlara dair bir mesajla desteklemeye isteksiz görünmekle eleştirdiler.

ABD Hazine Bakanlığı, küresel piyasalara iki kez müdahale etti; önce Japon yenini desteklemek için bir Fed mekanizmasını kullandı, ardından uzun vadeli Hazine tahvillerini desteklemek için harekete geçti.

Tüm bunlar, enflasyonu kontrol altında tutmak için gerektiğinde Fed’in faiz oranlarını yükseltmeye ne kadar istekli olduğu ve küresel tahvil ve döviz piyasalarında gelecekteki müdahalelerde Hazine Bakanlığı ile işbirliği yapma rolü hakkında ciddi sorular ortaya atıyor.

Başkanlık görevine gelmeden önce Warsh, ABD tahvil ihracı ve faiz oranları konusunda iki kurum arasındaki sorumluluk sınırlarını netleştiren 1951 tarihli anlaşmayı güncelleyerek Hazine Bakanlığı ile Fed arasında yeni bir mutabakat oluşturmaktan bahsetmişti.

Hazine Bakanlığı’nın daha müdahaleci politikalar izlemeye başladığı bu dönemde, Warsh’ın aklındaki planların bazı ayrıntılarını ortaya koymaya başlamak için şimdi uygun bir zaman olabilir.

Bu yılki katılımcı listesi henüz açıklanmadı fakat geçmişte katılımcılar arasında Fed üyelerinin ve rezerv bankası başkanlarının çoğu ile onlarca yabancı merkez bankasından başkan veya üst düzey bir yardımcıları; uluslararası kuruluşlardan ve mevcut ABD yönetiminden önde gelen iktisatçılar; önde gelen akademisyenler ve özel sektör iktisatçıları.

Okumaya Devam Et

Amerika

Joseph Stiglitz: Eşitsizliğin kökeninde sömürü var, ilerici kapitalizm lazım

Yayınlanma

Günümüzün en etkili iktisatçılarından Nobel ödüllü Joseph Stiglitz, yakın zamanda verdiği bir mülakatta “ilerici kapitalizm” çağrısında bulundu.

Dünya Bankası’nın eski baş ekonomisti Stiglitz, son yıllarda ortaya attığı “ilerici kapitalizm” terimini Surplus dergisinin genel yayın yönetmeni Lukas Scholle ile yaptığı sohbette ayrıntılandırdı.

Stiglitz, bu kavramı neoliberalizm ve klasik piyasa sosyalizminden ayırdığını belirtti. Bunun “insanları ön planda tutan bir kapitalizm biçimi” olduğunu savunan iktisatçı, “Kapitalizm, mümkün olduğunca çok sayıda insanın refahını artırmaya en uygun iktisadi, toplumsal ve siyasi örgütlenme sistemi olarak anlaşılmalı,” dedi.

Stiglitz, kaptalizmin belirleyici özelliklerinden birinin “farklı görevlerin farklı örgütlenme biçimleri gerektirdiğinin kabul edilmesi” olduğunu ileri sürdü. Buna “kurum ekolojisi” diyen iktisatçı, insanların birbirlerini etkilediğini ve bunun da düzenlemenin gerekli olduğunu söyledi.

İnsanların tek başına yapabileceğinden daha fazlasını birlikte başarabileceğini kaydeden Stiglitz, “Güçlü bireycilik efsanesi tam da budur: bir efsane. Bireyler önemlidir fakat toplumun bir parçasıdırlar ve bu yüzden toplum da önemlidir,” dedi.

Milton Friedman’ın çalışmalarını “neoliberalizmin net bir ifadesi” olarak kabul eden ve bunun özünde piyasa mekanizmaları bulunduğunu kaydeden Stiglitz, gerçekte ise hiçbir toplumun “düzenleme” olmadan işleyemeyeceğine inanıyor:

“Örneğin, bankaların düzenlenmemesi gerektiği savunulabilir. Fakat bankalar iflas ettiğinde, nihayetinde onları kurtaran toplumdur. Neoliberalizm, başlangıçta kolektif eylemin yokluğuna odaklanırken, sonuçlarla başa çıkmak için daha sonra gerekli olan kolektif eylemi görmezden gelir.”

Stiglitz’e göre bir diğer önemli fark da, “ilerici kapitalizm”in insan refahına odaklanması, buna karşılık neoliberal kapitalizmin büyük ölçüde maddi refaha yoğunlaşmış olması.

Neoliberalizmin eşitsizliğe de çok az önem verdiğine işaret eden iktisatçı, “Bu akım, yükselen dalganın tüm tekneleri yukarı kaldırdığı ve başarılı olanların bunu hak ettiği ve diğerlerinden daha fazla katkı sağladığı inancına dayanıyordu,” dedi.

Toplumdaki eşitsizliğin büyük bir kısmının bir yandan sömürüden, diğer yandan da dezavantajdan kaynaklandığına işaret eden Stiglitz, bu “dezavantajlar” arasında insanların yeterli eğitime, sağlık hizmetlerine ve fırsatlara erişememesini saydı.

“İlerici kapitalizm” teriminden daha iyisini bulamadığını kabul eden Stiglitz, “ilerici” kelimesini sevdiğini çünkü Aydınlanma’nın temel bir fikrini, “ilerlemenin mümkün olduğu ve daha iyi bir toplum inşa edebileceğimiz inancını” yansıttığını vurguladı.

“Kapitalizm” kelimesinin ise hoşuna gitmediğini, çünkü sermayeyi ve dolayısıyla tasarrufu merkeze aldığını savunan Stiglitz, “Anlattığım yaklaşım sermayeyi merkeze koymaz. Orada başka birçok şeyi merkeze alır,” dedi.

İktisatçı, bazen “yenilenmiş sosyal demokrasi” terimini tercih ettiğine işaret etti. Sosyal demokraside hoşuna giden şeyi “siyaseti, demokrasiyi ve kolektif kararların alınış biçimini vurgulaması” olarak nitelendiren Stiglitz, aynı zamanda toplumsal boyutu, “yani toplumdaki insanların refahını da” vurguladığını savundu.

Stiglitz’e göre sorun, birçok sosyal demokrat partinin neoliberal partilere dönüşmüş olması.

“Piyasa sosyalizmi” fikrini de eleştiren Stiglitz, bu görüşün piyasa mekanizmalarının kamu mülkiyetiyle birleştirilebileceği fikrine dayandığını hatırlattı. Ona göre fiyatlara, arz ve talebi dengeleme gibi mekanik bir rol atfediliyordu.

Bunun, enformasyon devriminden önceki belirli bir tarihsel dönemin ürünü olduğunu iddia eden Stiglitz, “inovasyon ve iktisadi evrim” gibi önemli konuları göz ardı ettiğini söyledi.

Modelin “teknolojinin statik olduğunu” varsaydığını ve kaynakları verimli bir şekilde tahsis etmek için fiyatları kullandığını kaydeden Stiglitz, “Sovyetler Birliği’nden klasik bir örnek çivi üretimiyle ilgilidir. Planlamacılar sadece hedef çivi sayısını belirlediklerinde, fabrikalar kolayca kırılan çiviler üretiyordu. Kaliteyi uygun şekilde belirlemek için muazzam miktarda bilgiye ihtiyaç duyulurdu,” iddiasında bulundu.

Piyasa sosyalizminin inovasyonu, uyumu ve evrimi yeterince hesaba katmadığını öne süren iktisatçı, modelin ekonomiye son derece statik bir bakış açısı sunduğunu söyledi.

On yıllar içinde iktisadi düşüncesinin nasıl değiştiğini de anlatan Stiglitz, doktora öğrencisiyken baskın modelin “rekabet modeli” olduğunu hatırlattı. Ona göre piyasa gücü ve sömürüyü yeterince incelemek için gerekli analitik araçlar yoktu. Bugün ise bu olguları anlamak için çok daha iyi yöntemlere sahipler.

Bu yüzden artık “sömürü, inovasyon, piyasa gücü ve siyasal iktisada çok daha fazla odaklandığını” kaydeden Stiglitz, “Artık siyasi aktörlerin oyunun kurallarını nasıl şekillendirdiğini daha net görüyoruz. Trump döneminde bu süreç çok belirgin hale geldi, fakat her zaman vardı, sadece daha az görünür biçimlerde,” dedi.

Yeni fikirleri siyasete dönüştürmenin “çok zor” ve “kademeli olarak” gerçekleştiğini kaydeden Stiglitz, örnek olarak sanayi politikasını gösterdi. Dünya Bankası’nda hem kendisinin hem de haleflerinin bu konuyu savunduğunu söyleyen iktisatçı, bu yıl Dünya Bankası’nın birçok kişi tarafından devrim niteliğinde kabul edilen bir sanayi politikası raporu yayınladığını hatırlattı.

Bir başka örnek ise sermaye piyasalarının serbestleştirilmesi ile ilgili. Stiglitz’e göre sınırsız sermaye akışının istikrarı bozucu bir etkiye sahip olabileceğini ve ülkelerin sermaye kontrolleri uygulamasına izin verilmesi gerektiğini savunmuştu.

IMF ve ABD Hazine Bakanlığı’nın bu tutumu kesin bir dille reddettiğinin altını çizen Stiglitz, “saldırıların oldukça acımasız” olduğunu hatırlattı ama 2011’de IMF’nin, kendisinin haklı olduğunu fiilen kabul ettiğini söyledi.

Stiglitz, “Zaferler genellikle yavaş gelir. Bazen bir fikrin kabul edilmesi yirmi yıl sürer, tam olarak uygulanması ise daha da uzun zaman alır. Bu, siyasi değişime dair evrimsel bir bakış açısıyla uyumludur. Bunlar siyasi mücadelelerdir,” dedi.

Joe Biden döneminde, piyasa gücünü sınırlamayı amaçlayan bir siyasi gündemin en net şekilde dile getirildiğini gördüklerini vurgulayan Stiglitz, Trump döneminde ise bu kısıtlamaları ortadan kaldırmaya yönelik en açık girişimin yaşandığına işaret etti.

Stiglitz, “Tartışma genellikle, sözde yeniliği engellediği iddia edilen düzenleme ile sözde yeniliği teşvik ettiği iddia edilen deregülasyon arasında bir seçim olarak çerçevelenir. Bence cevap açık: Aşırı güç yoğunlaşması, sömürüye ve çarpık bir topluma yol açar,” dedi ve ekledi:

“Elon Musk gibi insanların yönettiği bir toplum istemiyoruz. Bu onu bir trilyoner yapsa bile, bu iyi bir toplum olmaz.”

Sıradan insanların pek çoğunun kendi savunduğu türden bir gündemi desteklediğini savunan Stiglitz, zorluğn “azınlığın hâlâ orantısız bir güç kullanabilmesinde” yattığını düşünüyor.

İktisatçı, “İster servet, ister siyasi nüfuz, ister şiddet yoluyla olsun; yoğunlaşmış güç, diğer herkes için sonuçları belirleyebilir. İşte bu yüzden gelecek hâlâ belirsizliğini koruyor,” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English