Avrupa
AB, Macaristan’ın vetosunu aşmak için Ukrayna ile yeni bir müzakere formatı başlattı

Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerin ilgili bakanları, Macaristan’ın itirazlarını aşarak Ukrayna ile yeni teknik müzakereler başlatma kararı aldı.
Ukrayna’nın Lviv kentinde düzenlenen iki günlük gayri resmi toplantının ardından yapılan açıklamada, Budapeşte’nin süreci engellemesini önlemek amacıyla “frontloading” (ön yükleme) olarak adlandırılan bir formatın devreye sokulacağı belirtildi.
Danimarka’nın AB Bakanı Marie Bjerre, “Bugün bu yeni yaklaşımı teyit ettik ve bir sonraki dönem başkanı Kıbrıs da bunu sürdürebilecek. Bu, Ukrayna’nın katılımıyla genişleme sürecinin durmadığı anlamına geliyor” diye konuştu.
AB’nin Genişlemeden Sorumlu Komisyon Üyesi Marta Kos da Ukrayna ve AB’nin Macaristan’ın veto tehlikesi olmadan teknik bir sürece geçtiğini teyit etti.
Kos, “Bugün AB üyesi ülkeler net bir çalışma yönü belirledi. Bir reform listesi var ve hiç kimse Ukrayna’nın bu reformları uygulamasını veto edemez” dedi.
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, savaşın başlamasının ardından Şubat 2022’de ülkesinin AB’ye üyelik başvurusunu imzalamıştı. Aynı yılın haziran ayında Ukrayna ve Moldova aday ülke statüsü almış, Gürcistan’ın başvurusu ise reddedilmişti.
Kasım 2023’te Avrupa Komisyonu, Ukrayna ve Moldova ile üyelik müzakerelerinin başlatılmasını, Gürcistan’a ise “gerekli uyum derecesine ulaşıldığında” aday statüsü verilmesini tavsiye etmişti.
Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen, katılım sürecinin aday ülkelerin liyakatine dayanacağını ve “kısa yol” olmayacağını belirtmişti.
Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel ise Ukrayna’nın 2030 yılına kadar AB üyesi olabileceğini dile getirmişti.
Barış planında ‘2027’ye kadar AB üyeliği’ hedefi
Ukrayna’nın AB’ye garantili üyeliği, halihazırda geliştirilen barış planının maddelerinden birini oluşturuyor.
The Washington Post‘un 10 Aralık’ta Amerikalı ve Ukraynalı yetkililere dayandırdığı haberine göre, plan Kiev’in 2027 yılına kadar AB’ye katılmasını öngörüyor.
Köşe yazarı David Ignatius, “Üyelik, ticaret ve yatırımın gelişmesine katkıda bulunacaktır. Ama belki de en önemlisi, Ukrayna’yı kamu işletmelerindeki zararlı yolsuzluk kültürünü kontrol altına almaya zorlayacaktır” değerlendirmesini yaptı.
Ukrayna’da yayımlanan Zerkalo Nedeli gazetesi de 11 Aralık’ta, Trump’ın barış planını oluşturan dört belgeye atıfta bulunarak benzer bilgiler aktardı.
Gazete, “İşte size müjde: Ukrayna 1 Ocak 2027’ye kadar AB üyesi olacak. En azından Washington’dan böyle görünüyor” diye yazdı.
Haberde, “AB’nin kendisinin bu konuda ne düşündüğü, özellikle de Trump’ın dostu Orbán’ın bu adıma hazır olup olmadığı belgede belirtilmiyor. Fakat Ukrayna’nın AB üyeliğini beklerken birliğin bu süre için Avrupa pazarına kısa vadeli tercihli erişim sağlayacağı vaat ediliyor” ifadeleri yer aldı.
Kiev, üyeliği güvenlik garantisi olarak görüyor
Vladimir Zelenskiy, AB üyeliğini Batılı ortakların barışçıl bir çözüm çerçevesinde Kiev’e sunabileceği güvenlik garantilerinden biri olarak nitelendirmişti. Bu pozisyon Brüksel’de de karşılık buluyor.
Komisyon Üyesi Kos, Lviv’de yaptığı açıklamada, Ukrayna’nın bloğa katılımının kaçınılmaz olduğunu ve bunu “güvenlik garantilerinin siyasi temeli” olarak gördüğünü söyledi.
Brüksel ‘reforma bağlı’ diyor, Kiev ‘hızlanabilir’
Ukrayna yönetimi, uzun süredir Brüksel’in ülkenin birliğe kabulü için somut bir takvim belirlemesi konusunda ısrar ediyor.
Zelenskiy, 2 Aralık’ta İrlanda’da düzenlediği basın toplantısında, “Ukrayna’yı Avrupa Birliği’nde gördükleri için Avrupa’ya minnettarız ve bizim için bu, güvenlik garantilerinin bir parçası. Mesele, bu yüzyılda mı yoksa gelecek yüzyılda mı AB’de olacağımızdır. Ukrayna halkı için kesinlik, işte gereken bu” demişti.
Buna karşılık Avrupa Komisyonu, 10 Aralık’ta yaptığı açıklamada, AB’ye katılım için önceden belirlenmiş bir takvim olmadığını, her şeyin yalnızca reformların uygulanmasına ve bu alanda sürdürülebilir sonuçlar elde edilmesine bağlı olduğunu belirtti.
Komisyon Sözcüsü Guillaume Mercier, “Ukrayna hükümeti, katılım müzakerelerini 2028 sonuna kadar tamamlama niyetini açıkladı. Komisyon bu iddialı hedefi desteklemeye kararlıdır ancak bu hedefe ulaşmak için başta hukukun üstünlüğü olmak üzere temel konularda reform hızının artırılması gerektiğine inanıyor” diye konuştu.
Mercier, her adayın “hazır olduğunda, koşulları ve Kopenhag kriterleri dahil AB anlaşmalarında yer alan kriterleri yerine getirdiğinde katılabileceğini” vurguladı.
Ukrayna’nın Avrupa ve Avrupa-Atlantik Entegrasyonundan Sorumlu Başbakan Yardımcısı Taras Kaçka ise Lviv’deki toplantının ardından, teknik müzakerelerin önünün açılmasının süreci Avrupa Komisyonu’nun önerdiğinden daha hızlı tamamlamayı sağlayacağını söyledi.
Kaçka, “Bu sonbaharda Avrupa Komisyonu müzakerelerin 2028’de tamamlanması gerektiğini bildirdi. Bu, tüm ev ödevlerimizin önümüzdeki 24 ay içinde yapılması gerektiği anlamına geliyor. Üyeliğin gelecekteki barış müzakerelerinin ve güvenlik garantilerinin temel taşlarından biri olduğu düşünüldüğünde, bu süre 24 aydan bile daha kısa olabilir” dedi.
Brüksel, Ukrayna’nın hazırlık seviyesini nasıl görüyor?
Avrupa Komisyonu, düzenli olarak yayımladığı raporlarla AB’ye katılmak isteyen on ülkenin (Arnavutluk, Bosna-Hersek, Gürcistan, Moldova, Kuzey Makedonya, Sırbistan, Türkiye, Ukrayna, Karadağ ve kısmen tanınan Kosova Cumhuriyeti) ilerlemesini altı başlık altında değerlendiriyor. Komisyon, 1’den 5’e kadar bir ölçek kullanıyor; 1 başlangıç, 5 ise ileri seviyeyi temsil ediyor.
4 Kasım 2025’te yayımlanan son raporda Brüksel, Ukrayna’nın ilerlemesini pek çok alanda 5 üzerinden 2, yani “bir miktar hazırlık seviyesi” olarak değerlendirdi. Yolsuzlukla mücadele konusunda ise bu alandaki başarıların oldukça sınırlı olduğu kaydedildi.
Raporda, Temmuz 2025’te Zelenskiy’nin girişimiyle Rada’nın, yolsuzlukla mücadele kurumları NABU ve SAP’ın bağımsızlığını sınırlayan ve onları devlet başkanı tarafından atanan başsavcıya bağlayan bir yasayı kabul ettiği hatırlatıldı.
O dönemde AB temsilcileri, Ukrayna makamlarından açıklama talep etmiş ve ülkeye “şeffaflık, yargı reformu ve demokratik yönetişim alanlarında ilerleme kaydedilmesi koşuluyla önemli mali yardım” sağlandığını belirtmişti.
Bunun üzerine Rada, iki gün sonra devlet başkanının sunduğu ve NABU ile SAP’ın bağımsızlığını yeniden tesis eden yasayı kabul etmişti.
Geçen ayki raporda, “Bu gelişmeler, Ukrayna’nın yolsuzlukla mücadele programına olan bağlılığını sorgulatıyor. Ukrayna, yolsuzlukla mücadele sistemini iyileştirmeli ve reformlardaki kayda değer başarılarından geri adım atmamalıdır” denildi.
Enerji ve savunma alanındaki yolsuzluk skandalı
Avrupa Komisyonu’nun raporu, Ukrayna’da enerji ve savunma alanlarında ortaya çıkan büyük yolsuzluk skandalından önce yayımlandı.
Skandal, 10 Kasım’da Zelenskiy’nin eski bir iş ortağı ve Kvartal 95 stüdyosunun kurucularından Timur Mindiç’in evinde yapılan aramalarla başladı.
Yolsuzlukla mücadele kurumlarına göre Mindiç, üç nükleer santralin işletmecisi olan devlet şirketi Energoatom’da büyük bir yolsuzluk şebekesi kuran suç örgütünü yönetiyordu.
Yayımlanan belgelere göre, grup üyeleri devlet şirketinin yüklenicilerinden, onlarla yapılan sözleşmelerin değerinin yüzde 10 ila 15’i oranında rüşvet alıyordu.
NABU ve SAP, 10 Kasım’da yaptıkları açıklamada, “Toplamda, sözde aklama mekanizmasından yaklaşık 100 milyon dolar geçti” bilgisini paylaştı.
Skandal kapsamında eski Başbakan Yardımcısı Aleksey Çernişov ve eski Enerji Bakanı Danışmanı İgor Mironyuk’un da aralarında bulunduğu en az beş kişi gözaltına alındı. Adalet Bakanı German Galuşçenko ve Enerji Bakanı Svetlana Grinçuk’un yanı sıra daha sonra Devlet Başkanlığı Ofisi Başkanı Andrey Yermak da istifa etti.
Macaristan, Ukrayna’nın AB üyeliğine neden karşı çıkıyor?
Ukrayna’nın AB yolundaki en büyük engel şimdiye kadar Macaristan’ın tutumu oldu. Budapeşte, bu yılın baharından bu yana Ukrayna’nın Avrupa entegrasyonunun yeni aşamalarının başlatılmasını sürekli olarak engelliyor.
Lviv’deki toplantıya katılmayı reddeden Macaristan AB Bakanı János Bóka, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Macaristan hükümetinin Ukrayna’nın AB üyeliğini desteklemediğini yazdı.
Bóka, mevcut zirvenin “Macar hükümetinin katılmak istemediği siyasi bir şov” olduğunu belirtti.
Macaristan Başbakanı Viktor Orbán, daha önce Ukrayna’nın yolsuzluk nedeniyle Avrupa Birliği’ne üye olma hakkı olmadığını söylemişti.
Orbán, “Ukrayna’nın altın illüzyonu çöküyor. Başkan Zelenskiy ile sayısız bağlantısı olan savaş zamanı mafya şebekesi ortaya çıkarıldı. Teşekkürler, ama biz buna katılmak istemiyoruz” demişti.
Orbán, Ukrayna’nın birliğe katılmasının AB ile Rusya arasında bir savaş durumuna yol açacağını da pek çok kez dile getirmişti.
Komisyon Üyesi Kos ise Lviv’de yaptığı açıklamada, Macaristan’ın artık Ukrayna’nın AB’ye katılım sürecini engelleyemeyeceğini söyledi.
Kos, “Genişleme prosedürleri, müzakere kümelerinin açılması için oybirliği gerektiriyor. Bu blokajı kaldıramadık ama farklı bir yaklaşım seçtik. Resmi olarak bir abluka olsa bile, yapılması gereken teknik çalışmalara devam edebiliriz. Ve sonra, abluka kaldırıldığında, müzakere kümelerini çok hızlı bir şekilde açıp kapatabiliriz” diye açıkladı.
Politico dergisinin ekim ayında aktardığına göre, Avrupa Komisyonu, Ukrayna’nın Avrupa entegrasyonu sürecinin önünü açmak için birlikteki üyelik kurallarını değiştirmeyi de değerlendiriyor.
Bu değişikliğe göre, yeni üyeler ilk aşamada tam oy hakkına sahip olamayacak ve birliğin kararlarını veto edemeyecek. Avrupalı yetkililere göre bu durum, Orbán’ı Ukrayna’nın birliğe katılması konusunda daha uzlaşmacı hale getirebilir.
Lviv’deki toplantıda Ukrayna ile yeni müzakere planının duyurulmasının ardından Bóka, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Ukrayna’nın AB üyeliğinin barış getirmeyeceğini, aksine birliğin Rusya ile savaşa girmesine yol açacağını yazdı.
AB’ye katılım süreci hangi aşamalardan oluşuyor?
- Aday statüsü alınması: Avrupa Komisyonu’nun bir ülkenin AB üyeliği başvurusu hakkında görüşünü sunmasının ardından birliği tüm üyeleri tarafından onaylanıyor.
- Resmi üyelik müzakereleri: Bu aşama, aday ülkenin mevzuatının taranmasını ve mevcut AB mevzuatına uyarlanmasını, ayrıca birliğin gerekliliklerini (Kopenhag kriterleri) karşılamak için gerekli olan adli, idari, iktisadi ve diğer reformların uygulanmasını içeriyor. Tüm süreç, 35 başlığa ayrılan altı müzakere kümesinden oluşuyor.
- Katılım: Müzakereler ve ilgili reformlar tamamlandığında ve sonuç her iki tarafı da tatmin ettiğinde, aday ülke AB’ye katılabilir. Yeni devletin üyeliğini onaylayan anlaşma, Avrupa Konseyi, Avrupa Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu’nun desteğini almak zorunda. Belge, aday ülke ve tüm AB üyesi ülkelerin temsilcileri tarafından imzalanıyor ve her üye ülke tarafından anayasal kurallara göre ayrı ayrı onaylanıyor. AB, müzakereleri tek taraflı olarak askıya alma veya sonlandırma hakkına sahip.
Avrupa
Kuzey Avrupa ülkeleri, askeri üslerin çevresindeki Rus mülklerine el koymaya hazırlanıyor

Telegraph gazetesinin haberine göre Baltık ve İskandinav ülkeleri, askeri tesislerin çevresinde Rusya ile bağlantılı kişilere ait mülklerin casusluk ve sabotaj amacıyla kullanılabileceği gerekçesiyle el koyma ve alım kısıtlaması adımları atıyor. İsveç donanma üssü yanındaki bir araziyi devralmaya hazırlanırken, Litvanya havalimanları ve askeri poligonlar çevresindeki alımları sınırladı.
Baltık ve İskandinav ülkeleri, askeri üslerin yakınında Rusya bağlantılı kişilere ait olduğu değerlendirilen gayrimenkullere yönelik tedbirleri sıkılaştırıyor.
The Telegraph gazetesinin Avrupalı yetkililere dayandırdığı habere göre planlar arasında bu mülklere el konulması da yer alıyor.
Görüşlerine yer verilen yetkililer, stratejik tesislerin çevresindeki bu yapıları Rusya’nın olası “Truva atları” şeklinde nitelendiriyor.
İncelenen taşınmazların Litvanya, İsveç ve Norveç’te yer aldığı belirtiliyor. Batılı yetkililer, bu mülklerin askeri altyapıyı gözetleme, olası sabotaj hazırlıkları yürütme veya insansız hava araçları fırlatma amacıyla kullanılabileceğinden endişe ediyor.
İsveç yönetimi, Muskö Deniz Üssü yakınındaki bir konuta el koymaya hazırlanıyor. İsveç Savunma Bakanı Pål Jonson gazeteye yaptığı değerlendirmede arazinin stratejik önem taşıdığını ve mülk sahibinin İsveç tarafınca güvenlik tehdidi görüldüğünü dile getirdi.
Jonson, arazinin bölgede İsveç Silahlı Kuvvetleri’nin tasarrufunda olmayan tek parsel kaldığını belirterek bu durumun deniz üssünün savunmasında kritik bir açık yarattığını söyledi.
Bakan ayrıca bölgeye erişimin üssü insansız hava araçlarından korumak için de gerekli olduğunu ifade etti.
İsveç’te güvenlik açısından hassas faaliyetlerle bağlantılı gayrimenkul işlemlerinde 1 Temmuz itibarıyla sıkı denetimler uygulanıyor.
Yetkililer, ülkenin savunma çıkarlarını etkileyebilecek yabancı mülk edinimlerine karşı ek denetim mekanizmaları üzerinde çalışıyor.
Litvanya ise Rusya vatandaşlarının stratejik tesislerin yakınında mülk edinmesine yönelik kısıtlamalar getirdi.
Litvanyalı yetkililer, Rusya ile bağlantılı kişilerin Šiauliai-Zokniai ve Panevėžys-Pajuostis hava üsleri, Rukla’daki askeri poligon ile Vilnius ve Palanga havalimanları çevresinde mülk satın aldığını aktarıyor.
Litvanya’nın eski Londra Büyükelçisi Eitvydas Bajarūnas, Baltık ülkelerinde Rusya’nın mülk sahipliğini veya aracıları bir tür Truva atı gibi kullanabileceğine dair ciddi kaygılar bulunduğunu ifade etti.
Vatan Birliği partisi milletvekili Mindaugas Lingė de yetkililerin askeri tesislerin yakınındaki gayrimenkullerin kullanım biçimlerini değerlendirmesi gerektiğini kaydetti.
Lingė, bu tür yapıların birer gözlem noktası ya da ekipman deposu işlevi görebileceği uyarısını yaptı.
The Telegraph, şubat ayında da üç ayrı Avrupa istihbarat servisinin mevcut ve eski çalışanlarına dayandırdığı haberinde benzer iddiaları gündeme getirmişti.
Haberde askeri ve sivil tesislerin yakınındaki evlerin, depoların ve diğer binaların gözetleme ile sabotaj hazırlıklarında kullanılabileceği öne sürülmüştü.
Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, şubat ayındaki haberde yer alan casusluk ve sabotaj iddialarını geri çevirmişti.
Haberi enformasyon alanına yönelik klasik bir manipülasyon olarak niteleyen Zaharova, yayınlanan iddiaların Rus düşmanlığının bir tezahürü ve Avrupalıların korkularını istismar etme çabası olduğunu ifade etmişti.
Avrupa
İspanya’da solun bölünmesi Sánchez’in seçim planlarını zora soktu

İspanya’da sol partilerin kasım ayındaki genel seçim öncesinde tek listede birleşememesi, Başbakan Pedro Sánchez’in iktidarda kalma umutlarını zayıflattı. İttifak dışında kalan Podemos’un oyları yaklaşık yüzde 3 seviyesinde görünürken, ana ortak Sumar’ın desteği 2023’ten bu yana yarıdan fazla azalarak yüzde 5’e geriledi.
İspanya Başbakanı Pedro Sánchez’in kasım ayındaki genel seçimde kamuoyu yoklamalarını boşa çıkarma umudu ciddi bir darbe aldı.
Ülkenin geleneksel olarak parçalı solunun tek bir çatı altında birleşmeyi başaramaması, Sosyalist liderin seçmeni sandığa taşıma ve yeni bir hükümet kurma planlarını zora soktu.
Sol cenahtaki bölünme, Alberto Núñez Feijóo liderliğindeki muhafazakar Halk Partisi’ni Madrid’deki sekiz yıllık sosyalist yönetimin ardından iktidara bir adım daha yaklaştırdı.
Bu gelişme, Avrupa siyasetini yeniden şekillendiren genel sağa kayış dalgasıyla da örtüşüyor.
Müzakerelerin tıkanması üzerine Geniş Cephe adayı ve Sağlık Bakanı Mónica García sosyal medyadan tepki gösterdi.
García, solun “sağ cenah dışında hiç kimsenin işine yaramayan egolara, kaygılara, iç çekişmelere ve seçim hesaplarına sıkışma” riskiyle karşı karşıya kaldığını dile getirdi.
Seçim kararının hemen ardından Sánchez’in solundaki partileri bir araya getirmek amacıyla kurulan Geniş Cephe, solun önemli aktörlerinden Podemos’u ikna edemedi.
Podemos, Kanarya Adaları ve Valensiya bölgesi haricinde ortak listeye katılmadı ve solun genel seçim şansını zayıflattı.
El País anket analisti Kiko Llaneras, Sánchez’in yeniden yönetebilmesinin tek yolunun Sosyalistlerin solunda güçlü bir varlık gösterilmesi olduğunu belirtti.
Llaneras, “Geniş Cephe aslında o kadar da geniş değil” diyerek yeni hareketin solun çoğunluk kurmasına yetecek güce ulaşmasının zorluğuna işaret etti.
Podemos ortak listeden çekildi
Eski Barselona Belediye Başkanı Ada Colau’nun liste başı olduğu Geniş Cephe çatısı altında mevcut koalisyon ortağı Sumar, Katalan Comuns, komünistlerin öncülüğündeki Birleşik Sol (IU), Más Madrid ve bölgesel sol partiler yer alıyor.
İspanya’nın seçim sistemi birleşik platformları ödüllendirirken, mevcut ittifak Sánchez’in 2023’te hükümet kurmasını sağlayan ve Podemos’u da kapsayan önceki birlikteliğin gerisinde kalıyor.
Politico‘nun verilerine göre ittifakın ana gücü konumundaki Sumar’ın oy oranı, 2023’ten bu yana yarıdan fazla eriyerek yüzde 5 seviyesine geriledi.
Madrid Carlos III Üniversitesi’nden siyaset bilimci Pablo Simón, koalisyonların küçük ortaklarının görünürlük kaybetmesi ve kendi programlarını uygulamakta zorlanması nedeniyle güç kaybettiğini kaydetti.
Daha önce başbakanlık için adı geçen Çalışma Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Yolanda Díaz’ın seçimlerde aday olmaması da Sumar’ı güçlü bir lider figüründen yoksun bıraktı.
Pablo Simón, Geniş Cephe listesinin hiçbir anlaşma olmamasına kıyasla daha iyi bir seçenek olduğunu ancak tablonun sol adına zorlu göründüğünü aktardı.
İttifakların tescili için belirlenen cuma gece yarısı mühletine kadar yürütülen görüşmeler, aday listeleri ve yaklaşık yüzde 3 oy oranına sahip Podemos’un ittifak içinde erime kaygıları nedeniyle sonuçsuz kaldı.
Gelişmelerin ardından sol seçmenden özür dileyen Ada Colau, “Birisi masaya oturmak istemiyorsa onu zorlayamazsınız” dedi.
Rufián’ın çekilmesi birleşme umudunu tüketti
Anketlerin işaret ettiği en olası senaryo, Halk Partisi’nin göç karşıtı söylemleriyle desteğini artıran aşırı sağcı Vox ile koalisyon kurması yönünde şekilleniyor.
Sánchez ise bu senaryoyu engellemek için kendi partisinin güçlü bir sonuç almasına ve Sumar çevresindeki partilerin toparlanmasına güveniyor.
Sol tabandaki hayal kırıklığı, Katalonya Cumhuriyetçi Solu (ERC) Meclis Sözcüsü Gabriel Rufián’ın yalnızca kendi partisinden aday olacağını duyurmasıyla daha da derinleşti.
Katalonya dışındaki sol seçmende de karşılığı bulunan Rufián, aşırı sağın iktidara gelişini önlemek için geniş katılımlı bir sol birliğin öncülüğünü yapıyordu.
Bağımsızlık yanlısı partisinin sınırları nedeniyle ulusal bir listeye liderlik edemeyeceğini belirten Rufián, “Başarısız olduk, özellikle de ben başarısız oldum” ifadesini kullandı.
Politico‘ya konuşan Podemos kurucularından Juan Carlos Monedero ise sol birliği başarıya ulaştıracak bir otorite kalmadığını, Rufián’ın bu fikre yaklaştığını ancak ERC’ye olan bağlılığının ağır bastığını söyledi.
Anket analisti Llaneras, bölünmenin seçim sistemindeki baraj etkisi nedeniyle ağır sonuçlar doğurabileceğini hatırlattı.
İspanya’da yüzde 10’un altındaki oyları sandalyeye dönüştürmenin hayli zor olduğunu vurgulayan Llaneras, seçim bölgelerinin küçüklüğü nedeniyle oyların bölünmesinin temsil gücünü doğrudan yok ettiğini ve altı ya da yedi milletvekili çıkaran bölgelerde solun tüm sandalyeleri kaybedebileceğini aktardı.
Avrupa
Polonyalı hava yolu şirketi, yakıt maliyetleri nedeniyle kış seferlerinin bir kısmını durdurdu

Polonya hava yolu şirketi LOT, uçak yakıtı fiyatlarındaki artış sebebiyle kış sezonundaki bazı Avrupa seferlerini geçici olarak askıya aldı. Şirkette şubat ayında yüzde 25 seviyesinde olan yakıt payının yüzde 40’a dayanması, Varşova ve Krakow çıkışlı popüler hatları doğrudan etkiledi.
Polonya’nın ulusal hava yolu şirketi LOT, kış tarifesindeki bazı seferleri havacılık yakıtı fiyatlarındaki artış sebebiyle geçici olarak durdurdu.
Gelişmeyi Polsat News televizyonuna açıklayan hava yolu şirketi sözcüsü Krzysztof Moczulski, yakıt maliyetlerinin toplam harcamalar içindeki payının ciddi şekilde yükseldiğini belirtti.
Yakıt maliyetleri toplam giderlerin yüzde 40’ına ulaştı
Kış tarifesinde planlanan kısıtlamaların arkasındaki mali tabloya değinen Moczulski, şu bilgileri paylaştı:
“LOT kış tarifesi kapsamında seferlerin bir kısmını durduruyor. Bunun birkaç nedeni var ancak en önemlisi maliyetler. Şubat ayında yakıt giderleri şirketin toplam harcamalarının yüzde 25’ini oluştururken bugün bu oran yüzde 40 seviyesine kadar çıkabiliyor”
1929 yılında kurulan Polonya’nın bayrak taşıyıcı hava yolu şirketi LOT, dünya genelinde 50 ülkede 120 farklı noktaya uçuş gerçekleştiriyor.
Uçuşların durdurulmasından etkilenen güzergahlar arasında Varşova’dan Bologna’ya ve Krakow’dan Roma, Madrid ile Barselona’ya yapılan seferler yer alıyor. Şirket sözcüsü, kış tarifesinde askıya alınan bu hatların önümüzdeki yılın yaz döneminde yeniden açılabileceğini aktardı.
Sektör temsilcilerine göre yüksek yakıt fiyatları yeni normal haline geldi
Yakıt maliyetlerindeki küresel baskı diğer taşıyıcıları da zorluyor. Financial Times gazetesi 17 Ekim tarihli haberinde, büyük hava yolu şirketlerinin İran ile başlayan savaşın ardından yükselen uçak yakıtı fiyatlarını “yeni normal” olarak değerlendirdiğini yazmıştı.
Şirket yöneticileri, artan giderleri dengelemek için bilet fiyatlarına yapılacak olası zamların yolcular tarafından kabul görmeyeceğinden endişe ediyor ve sektörün yıllar sürecek zorlu bir döneme hazırlandığını ifade ediyor.
Öte yandan, küresel yakıt piyasasındaki dalgalanmalar uçakların yakıt ikmali tercihlerini de değiştirdi. Rusya Federal Sivil Havacılık Kurumu (Rosaviatsiya) basın biriminin haziran ayında Rus medya kuruluşu RBK‘ya verdiği bilgiye göre, yabancı taşıyıcılar operasyonel maliyetleri düşürmek amacıyla Rusya havalimanlarında daha sık yakıt ikmali yapmaya başladı.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Görüş2 hafta önceOrtadoğu’da Koridor İttifakları Devri
Asya2 hafta önceAvustralya muhalefeti, ülke tarihindeki “en büyük göçmenlik kesintisini” vaat etti
Asya2 hafta önceHindistan’da 130 milyon seçmen kaydı silindi: Protestolar büyüyor
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Asya2 hafta önceEndonezya’nın yeni iş yasası işçileri memnun etti, iş dünyasını endişelendirdi
Diplomasi2 hafta önceİtalyan gazeteci ve yazar Thomas Fazi: Avrupa, II. Dünya Savaşı’ndan beri ABD işgali altında










