Bizi Takip Edin

Diplomasi

AB ve Almanya, “Rusya destekli” nükleer tesis nedeniyle eleştiriliyor

Yayınlanma

Rusya’nın Rosatom şirketinin bir iştiraki, Almanya’da altıgen nükleer yakıt çubukları üretmek için gerekli teknoloji, lisanslar ve ekipmanı sağlayacak.

Aşağı Saksonya’da 60.000’den az nüfusa sahip bir kasaba olan Lingen, nükleer yakıt üretim tesisini genişletme planları nedeniyle yıllardır süren bir tartışmanın merkezinde yer alıyor.

Proje, Fransa’nın önde gelen enerji üreticisi Électricité de France’ın (EDF) Orta Avrupa’daki Sovyet dönemi reaktörleri için altıgen yakıt çubukları üretmek istemesi nedeniyle özellikle hassas bir konu.

Perşembe günü, yerel çevre bakanlığı planları onayladı.

Teknoloji, bir zamanlar “Rus askeri kompleksinin derinliklerine yerleşmiş” olarak tanımlanan Rus nükleer şirketi Rosatom’un bir iştiraki olan TVEL tarafından sağlanacak.

Şirketin mevcut CEO’su ABD ve Birleşik Krallık tarafından yaptırımlara tabi tutulurken, eski direktörü şu anda Rusya genelkurmay başkan yardımcısı olarak görev yapıyor.

TVEL’in bu ortak girişimdeki ortağı, %80’i devlet şirketi EDF’ye ait olan Framatome’un bir iştiraki olan Advanced Nuclear Fuels GmbH (ANF).

Framatome, projenin Soğuk Savaş dönemi teknolojisine dayanan Çekya, Bulgaristan, Slovakya, Macaristan ve Finlandiya’daki reaktörlere yönelik yakıt tedarikini güçlendireceğini savunuyor.

Euractiv’e konuşan Ukraynalı düşünce kuruluşu DIXI Group’tan uzman Diana Sushkova, “Yakıt Almanya’da üretilse de, Rus teknolojisine, üretim bilgi birikimine ve Rosatom’un iştiraki TVEL ile yapılan lisans anlaşmalarına dayanacak,” dedi.

Proje, Almanya’nın on yıllardır süren ucuz Rus doğalgazına bağımlılığıyla karşılaştırılıyor. Rusya, 2024 yılında nükleer yakıta işlenebilen zenginleştirilmiş uranyum ihracatından yaklaşık 700 milyon avro kazandı.

Girişime AB çapında da tepkiler var. Fin Yeşiller Partisi milletvekili Ville Niinistö, “Bence Almanya, Rusya’ya olan gaz bağımlılığından aldığı dersleri hatırlamalı,” dedi.

Niinistö, 2027 sonbaharında tam olarak yürürlüğe girecek olan geçen yılki Rus gaz ithalatı yasağının müzakerelerini yürütmüştü.

Niinistö, Euractiv’e verdiği demeçte, “Rusya, nükleer kapasiteler de dahil olmak üzere her türlü enerji ihracatını dış politikasının jeopolitik bir uzantısı olarak kullanıyor,” iddiasında bulundu.

Ona göre Fransız-Rus ortak girişiminin onaylanması, “Putin’in savaşına ve iktidarına destek vermekle eşdeğer.”

Almanya, Fransa ve AB’nin geri kalanının “bunu unutmaması” gerektiğini savunan Fin siyasetçi, “Rus nükleer ihracatı yasaklanmalı,” diye ekledi.

Sushkova, projenin, Kremlin kontrolündeki teknoloji ve lisanslara tamamen bağımlı kalmasına rağmen “AB’de Üretilmiştir” etiketini taşıyacak Rus nükleer teknolojisi için bir “arka kapı” yarattığını söyledi.

Onay, savaşın beşinci yılında projenin devam etmesine izin vermenin sorumluluğunun kime ait olduğu konusunda bir tartışmaya yol açtı.

Tesisin onayını veren Aşağı Saksonya eyaleti, Berlin’deki Almanya federal çevre bakanlığının fiilen kendisinden izin vermesini talep ettiğini öne sürdü.

Eyaletin çevre bakanı ve aynı zamanda Yeşiller Partisi üyesi olan Christian Meyer, kararı “temelden yanlış” olarak nitelendirdi.

Berlin, Meyer’in bakanlığının kararında “bağımsız” olduğunu belirtti. Aşağı Saksonya ise federal bakanlığın, izni engellemek için yasal bir dayanak olmadığı sonucuna vardığını öne sürdü.

Her iki taraf da, Avrupa Komisyonu’nun Rus nükleer yakıt ithalatını yasaklayacak bir yasal öneriyi henüz yayınlamadığı Brüksel’e işaret ediyor.

Federal Çevre Bakanlığı sözcüsü, “Nükleer sektörde Rusya’ya yönelik AB yaptırımlarını savunmaya devam ediyoruz,” dedi.

Rus nükleer şirketlerine yaptırım uygulamak şu ana kadar oldukça zor oldu. AB, geçen hafta bankacılıktan gübreye kadar çeşitli sektörleri hedef alan, Rusya’ya yönelik 21. yaptırım paketini kabul etti.

Rus teknolojisi ve zenginleştirilmiş uranyum, Doğu Avrupa’da hâlâ yaygın olarak kullanılıyor.

Eski Varşova Paktı ülkelerinden birçoğu, elektrik ihtiyaçlarının büyük bir kısmını Sovyet döneminden kalma Su-Su Enerji Reaktörleri’ne (VVER) dayandırıyor.

Komisyon’daki görüşmeler hakkında bilgi sahibi kaynaklar, özellikle Paris’in, Rus teknolojisi ve yakıtına bağımlı kalan Macaristan gibi ülkelerin desteğiyle, Rosatom ve bağlı şirketler ağına yönelik yaptırımları engellediğini öne sürüyor. Fransa ise bunu reddediyor.

Fransa’nın AB Nezdindeki Daimi Temsilciliği sözcüsü, “Hiçbir zaman böyle bir öneri gelmedi, dolayısıyla biz de bunu engellemedik,” dedi.

Enerji Komiseri Dan Jørgensen daha önce, Komisyon’un 2025’in başlarında “Rusya’nın zenginleştirilmiş uranyumu ve diğer nükleer malzemelere yönelik yeni kısıtlamalar” önereceğini vaat etmişti.

Yaptırımların aksine AB hükümetlerinin oybirliği gerektirmeyecek olan Rus nükleer ürünlerine yüksek gümrük vergileri getirilmesi, siyasi bir çözüm yolu olarak tartışıldı. Henüz böyle bir öneri yayınlanmadı.

Bir Komisyon sözcüsü geçen perşembe günü gazetecilere, yürütme organının “bu konu üzerinde çalıştığını” ve bir öneri sunma kararlılığını sürdürdüğünü söyledi. Jørgensen ise yorum yapmaktan kaçındı.

Diplomasi

ABD, Avrupalıların Amerikan füzelerini ateşlemesine izin verebilir

Yayınlanma

ABD, Amerikan roket ve füzelerinin Avrupa menşeli fırlatma sistemlerinde kullanılmasına izin vermeyi değerlendiriyor.

Bu adım, savaş zamanında NATO müttefiklerinin mühimmat paylaşmasının önündeki önemli bir engeli ortadan kaldırabilir.

Bu hamle, Washington’un önemli ABD mühimmatlarını HIMARS ve M270 gibi Amerikan tasarımı sistemlerle sınırlandıran uzun süredir devam eden politikasından bir sapma anlamına gelecek.

Bu kuralların gevşetilmesi, Avrupa’nın uzun menzilli roket topçuluğuna yönelmesinden kaynaklanan en büyük zayıflıklardan birini ortadan kaldıracak.

NATO ülkeleri daha fazla fırlatıcı satın alıyor ama bunların hepsi aynı mühimmatı kullanamıyor.

Topçu roketi geri döndü

Avrupa silah depolarında bir zamanlar çok sayıda topçu roketi bulunuyordu.

Fakat Soğuk Savaş’ın ardından, savunma bütçelerinin azalması ve Avrupa’da büyük bir kara savaşı ihtimalinin ortadan kalkmasıyla bu filolar büyük ölçüde tasfiye edildi.

Örneğin Almanya, eskiden 200’den fazla LARS-II roket fırlatıcısı ve daha sonra ABD tarafından tasarlanan M270’in Alman versiyonu olan 150’den fazla MARS sistemi kullanıyordu.

Bugün ise 40’tan az MARS II fırlatıcısına sahip.

Fransa’nın 55 adetlik M270 fırlatıcı filosu da dokuza indirilirken, İspanya ise 2011 yılında Teruel sistemlerini hizmetten çıkardığından beri topçu roketi kabiliyetine sahip değil.

Ukrayna savaşı bu eğilimi tersine çevirdi. Neredeyse tüm Avrupalı NATO üyeleri şu anda topçu roketi kapasitelerini genişletmek için büyük yatırımlar yapıyor.

Almanya yaklaşık 200 adet Euro-PULS fırlatıcı satın almayı planlıyor, Polonya 500 adede kadar HIMARS sistemi edinmeyi hedefliyor ve Fransa ise kendi sistemini geliştiriyor.

Bunun temel itici güçlerinden biri, orduların “derin vuruş” olarak adlandırdığı şey: 500 kilometreden fazla menzilde hedefleri hassas bir şekilde vurabilme yeteneği.

Bu yetenek, giderek modern kara savaşının kilit unsurlarından biri olarak görülüyor.

Ukrayna, bunun neden önemli olduğunu kanıtladı. 2022 yazında HIMARS sistemleri Ukrayna’ya ulaştığında, Kiev aniden, cephe hattının çok gerisindeki Rus mühimmat depolarını, komuta merkezlerini ve lojistik merkezlerini vurabilen, son derece isabetli bir silaha kavuşmuştu.

Bu saldırılar, Rus operasyonlarını zorlaştırdı ve Ukrayna’nın savaş alanında elde ettiği birçok başarıya katkıda bulundu.

İki fırlatıcı grubu: ABD, Avrupa’ya karşı

Avrupa için çıkarılacak ders, büyük çaplı bir kara savaşında uzun menzilli roket topçularının yine mücadelenin merkezinde yer alacağı.

Yine de ülkeler, tek bir sistem etrafında yeniden yapılanma yoluna gitmiyor.

Estonya, Letonya, Litvanya, Polonya, Romanya ve İtalya, ABD yapımı HIMARS’ı tercih etti.

Öte yandan Danimarka, İspanya, Almanya, Hollanda ve Yunanistan, İsrailli savunma şirketi Elbit Systems ile KNDS arasındaki ortak girişim olan Euro-PULS’u tedarik ediyor.

Bir NATO planlamacısı Euractiv’e verdiği demeçte, bileşenlerin kolayca değiştirilememesi ve askerlerin farklı sistemler üzerinde eğitilmesi gerekeceği için, bu durumun birlikte çalışabilirlik açısından ideal görünmeyebileceğini belirtti.

Fakat daha ciddi sorun mühimmat. Amerikan HIMARS ve M270 sistemlerini kullanan Ukraynalı askerler, Euractiv’e defalarca mühimmat kıtlığının operasyonlarını kısıtladığını belirttiler.

Bu durum, NATO için ikinci bir zayıflığı ortaya koyuyor: ittifakın başka yerlerinde mühimmat mevcut olsa bile, her fırlatıcı bu mühimmatı kullanamıyor.

ABD yapımı MLRS Mühimmat Ailesi (MFOM), yalnızca HIMARS ve M270 gibi onaylanmış ve ABD tarafından tasarlanmış sistemlerden ateşlenebilir.

Euractiv’in bildirdiği gibi, Washington daha önce bu mühimmatın diğer fırlatıcılara entegre edilmesi yönündeki Alman taleplerini reddetmişti.

Fransa ise mevcut ABD yapımı stoklarının gelecekteki yerli sistemiyle uyumlu olacağını garanti edemiyor.

Şu anda Washington’da devam eden görüşmelerle bu engel aşılabilir.

Elbit ve Almanya Savunma Bakanlığı yetkililerine göre, teknik olarak entegrasyon kolayca gerçekleştirilebilir.

Engeller daha çok siyasi ve ticari nitelikteydi. Bunlar arasında ABD’nin geliştirme maliyetleri ve hassas yazılım ile arayüzlerin açığa çıkarılmasının rakiplere Amerikan silah teknolojisi hakkında bilgi verebileceğine dair endişeleri yer alıyordu.

Bu yeniden değerlendirme tek başına gerçekleşmiyor. Washington, füze sanayi tabanının daha büyük bir kısmını Avrupa’da sağlamlaştırmak için de adımlar atıyor.

Euractiv’in daha önce bildirdiği gibi, ABD, ATACMS taktik füzesinin Almanya’da üretilmesine yönelik planları onayladı.

Bu, söz konusu silahın ABD dışında ilk kez üretilmesi anlamına geliyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

“Mini orta güçler”in çağı

Yayınlanma

ABD’nin göreli gerileyişi ile birlikte “orta güçler”in öne çıkmaya çalıştığı bir uluslararası düzen oluşurken, bir de “mini orta güçler” meydana çıkabilir.

Financial Times’ta (FT) yer alan değerlendirmede, daha geniş uluslararası gündemi belirleyemeyen fakat yine de fark yaratabilen ülkelere işaret ediliyor.

Bunların “mini orta güçler” olarak tanımlanabileceğini savunan yazı, bu tanımı şöyle yapıyor: genel olarak sınırlı güce sahip ama enerji, ulaşım yolları, bölgesel güvenlik, arabuluculuk, finans, teknoloji, coğrafya veya büyük devletlerin ulaşmakta zorlandığı aktörlere erişim gibi birkaç alanda gerçek bir etkiye sahip devletler.

Önemli olanın sadece bu avantajlardan birine sahip olmak değil, onu kullanabilmek olduğunu belirten FT, mini orta güçler arasında Azerbaycan, Katar, Kazakistan, Özbekistan ve Umman’ı sayıyor.

Katar ve Umman’ın diplomatik açıdan mini orta güç olduğuna işaret ediliyor: Katar, doğalgaz zenginliğini, finans gücünü ve ulaşılması zor aktörlere erişimini, olağanüstü bir diplomatik role dönüştürdü.

Umman ise “sağduyuya, stratejik konumuna ve düşmanlar arasındaki kanalları açık tutma becerisine” güveniyor.

Her ikisi için de arabuluculuk, sadece diplomatik bir rol değil, aynı zamanda bir etki kaynağı.

Azerbaycan, Kazakistan ve Özbekistan ise coğrafya ve altyapı konusunda etki gücüne sahip. Azerbaycan enerji ihraç ediyor, doğu-batı ticaret yollarının üzerinde yer alıyor ve Güney Kafkasya’nın siyaset ve güvenlik alanında önemli bir ağırlığa sahip.

Kazakistan’ın petrolü, uranyumu ve Rusya ile Çin arasındaki konumu, ülkeye bölge ötesinde bir etki gücü kazandırıyor.

Özbekistan’ın Orta Asya’nın en kalabalık ülkesi olarak sahip olduğu demografik ağırlık ve merkezi konumu, ülkeye bölgesel ticaret ve diplomasi alanında giderek artan bir etki gücü sağlıyor.

Orta Koridor, bunun nasıl işlediğini gösteriyor. Azerbaycan ve Kazakistan bu Asya-Avrupa güzergâhının merkezindeyken, Özbekistan da koridorla bağlarını güçlendiriyor.

Bu güzergâh, Rusya üzerinden geçen kuzey rotasından daha zahmetli ama hükümetlere ve işletmelere bir alternatif sunuyor.

Üç ülke ayrıca, Orta Asya’dan elde edilen yenilenebilir enerjiyi Azerbaycan üzerinden taşıyabilecek ve Avrupa’ya uzanan planlanan Karadeniz elektrik kablosuna bağlanacak bir Hazar yeşil enerji koridoru geliştiriyor.

FT’ye göre Güney Kafkasya ve Orta Asya ile ilgili tartışmalar hâlâ çok sık Rusya, Çin ve Batı arasındaki bir rekabet olarak ele alınıyor.

Oysa bu yaklaşım, bölgedeki birçok ülkenin nasıl işlediğini gözden kaçırıyor. Azerbaycan, Kazakistan ve Özbekistan, coğrafya, ticaret ve güvenlik nedenleriyle tek bir tarafa bağlı kalmanın riskli olması nedeniyle çeşitli yönlere yönelik ilişkilerini sürdürüyor.

Bu nedenle bu ülkeler, aralarında manevra alanı bırakmaya çalışırken Rusya, Çin, Türkiye, AB ve ABD ile işbirliği yapıyor.

Katar ve Umman, Washington ile yakın güvenlik bağlarına sahip olmakla birlikte ABD’nin rakipleriyle de kanalları açık tutuyor.

Aralık 2024’te Rus hava savunma sistemleri bir Azerbaycan Havayolları yolcu uçağını düşürdükten sonra, Bakü’nün tepkisi güç dengesizliği göz önüne alındığında alışılmadık derecede sert oldu.

Bakü, Moskova’dan sorumluluğu üstlenmesini, hatalı olanları cezalandırmasını ve tazminat ödemesini talep ederken, genel ilişkileri bozulmadan sürdürmeyi de istedi.

Rusya daha sonra kazaya hava savunma sistemlerinin katkısını kabul etti ve tazminat ödemeyi kabul etti.

Bu “mini orta güçlerin” etkisi, diğer ülkelerin onların kontrolündeki kaynaklara ihtiyaç duyduğu zamanlarda en güçlü hale geliyor.

Alıcılar alternatif tedarik kaynakları aradığında Azerbaycan’ın petrol ve doğalgazı daha da önem kazanır.

Orta Koridor, Rusya üzerinden yapılan ticaretin kesintiye uğramasından fayda sağladı; ancak güzergâh üzerindeki hükümetler, Batı’nın Rusya ile ticari ilişkilerinin yeniden başlaması halinde bazı yüklerin tekrar kuzeye kayabileceğini biliyor.

Katar ve Umman için arabuluculuk, tarafların kendi aralarında artık görüşmemesi durumunda daha da değerli hale geliyor.

FT yazısı şöyle bitiyor:

“Bu ülkeler, bir sonraki uluslararası düzenin şartlarını belirlemeyeceklerdir. Fakat bu düzeni şekillendirmek isteyenler, genellikle bu ülkelerin güzergâhlarına, kaynaklarına veya diplomatik erişim imkânlarına bağımlı kalacaklardır. Büyük güçler, bu ülkelerin işbirliği olmadan başarıya ulaşmakta zorlanacaktır.”

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’li Vantor Ukrayna için çalışan uydu sayısını artırdı

Yayınlanma

Ukrayna, askerlerinin sahadaki uydu görüntülerine erişimini son bir yılda önemli ölçüde artırdı. Ukrayna ile uzun yıllardır çalışan ABD merkezli Vantor şirketi, fırlattığı 6 yeni uyduyla yörüngedeki uydu sayısını 10’a yükseltti. Yeni uydular sayesinde görüntülerin iletim süresi yaklaşık 15 dakikaya kadar indi.

Ukrayna, son bir yıl içinde askeri personelinin uydu görüntülerine erişim imkanını ciddi oranda genişletti.

The New York Times’ın aktardığına göre, uydu görüntüleme alanında faaliyet gösteren ve Ukrayna ile uzun yıllardır çalışan ABD merkezli teknoloji şirketi Vantor, 6 yeni uydu fırlatarak yörüngedeki toplam uydu sayısını 10’a çıkardı.

Şirketin Dönüşüm Direktörü Will Cocos, bu uyduların her gün Dünya yüzeyinde 7 milyon kilometrekareye kadar alanı tarama kapasitesine sahip olduğunu, böylece Ukrayna topraklarının günde defalarca görüntülenebildiğini belirtti.

Cocos, olağan şartlarda saatler süren ve geçmişte teslimatı günleri bulan uydu görüntülerinin artık yaklaşık 15 dakika içinde temin edilebildiğini söyledi.

Gazetenin haberinde, müttefik hükümetler ile ticari şirketlerin Ukrayna’ya sağladığı uydu verilerinin yakın zamana kadar sınırlı bir kaynak olduğu ve bu verilere ağırlıklı olarak stratejik planlama yapan üst düzey komutanların erişebildiği kaydedildi.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov geçen hafta yaptığı açıklamada, Ukrayna’ya istihbarat verisi sağlanması ve Washington’ın Rusya topraklarındaki sivil hedeflere yönelik saldırıların organizasyonuna dahil olmasıyla ilgili soruları ABD Dışişleri Bakanlığına ilettiklerini duyurdu.

Kremlin, ABD ve NATO ülkelerinin Ukrayna ordusu için istihbarat toplayıp ilettiğinin Rusya tarafından uzun süredir bilindiğini vurguluyor.

Moskova, Kiev’e verilen askeri yardımların yalnızca çatışmayı uzattığını savunarak bu desteği kınarken, Devlet Başkanı Vladimir Putin de Rusya’nın Ukrayna ordusunun saldırılarına müsamaha göstermeyeceğini ve sert karşılık vermeyi sürdüreceğini ifade etmişti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin haziran ayında, ağır insansız hava araçlarının (İHA) kontrolü amacıyla alçak yörünge uydu grubu oluşturma çalışmalarının sürdüğünü açıkladı.

Ukrayna’daki askeri harekatın katılımcılarının uydu kanalı üzerinden yönetilen ağır muharebe İHA’larının üretimine ilişkin sorusunu yanıtlayan Putin, “Böyle bir çalışma yürütülüyor olabilir. 2023 yılında bu tür görevleri yerine getirebilecek ilk uydularımız uzayda yerini aldı. 2024-2026 yıllarında da bu çalışmalar devam edecek” dedi.

Putin, söz konusu yerli geliştirmenin ABD’nin Starlink uydu iletişim sisteminden geri kalmadığını, “belki de bazı açılardan daha üstün olduğunu” dile getirdi.

Bu kapsamda mart ayında, “Byuro 1440” adlı hedefli iletişim uydu grubuna ait ilk 16 Rus uydusu yörüngeye fırlatılmış, Bloomberg bu uydu grubunu Starlink’e rakip olarak nitelendirmişti.

2025 yılı mart ayı başında ABD, Ukrayna’ya yönelik askeri yardımları durdurmuş ve Kiev ile istihbarat paylaşımını sınırlandırmıştı.

ABD Ulusal Jeouzamsal İstihbarat Ajansı (NGA), kararın “yönetimin Ukrayna’ya destek direktifi doğrultusunda” alındığını duyurmuştu.

Time dergisinin haberine göre bu gelişmenin ardından uydu verilerinin işlenmesine yardımcı olan uzmanlar Ukrayna’dan ayrıldı.

Ukraynalı yetkililer de ABD’li havacılık ve uzay şirketi Maxar Technologies’in görüntülerine erişimin kesildiğini bildirdi.

Maxar Technologies temsilcileri, Küresel Genişletilmiş Jeouzamsal Veri Tedarik Programı (GEGD) kapsamında sağlanan görüntülere erişimin durdurulduğunu açıkladı.

CNN, Kiev’in bu görüntüleri arazi değerlendirmesi yapmak ve askeri operasyonları planlamak için kullandığına dikkati çekmişti.

Maxar Technologies, aynı ayın ilerleyen günlerinde Ukraynalı kullanıcıların uydu görüntülerine erişimini yeniden sağladı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English