Bizi Takip Edin

Diplomasi

ABD ile Ukrayna arasındaki nadir toprak elementleri anlaşmasına dair bilinmesi gerekenler

Yayınlanma

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, geçen yıl sunduğu “zafer planında” bu elementlerin işletilmesi için erişim teklifinde bulundu. ABD Başkanı Donald Trump ise, “Amerikan desteği karşılığında Ukrayna’nın kaynakları” anlaşması planını ilk kez 3 Şubat’ta duyurdu.

Trump, 25 Şubat’ta yaptığı açıklamada, “Bu çok büyük bir anlaşma. Bu bir trilyon dolarlık bir anlaşma olabilir,” dedi. Aynı gün, Batı ve Ukrayna medyası anlaşmanın onaylandığını bildirdi ve 26 Şubat’ta The Financial Times (FT) ve European Pravda anlaşma metnini yayımladı.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump ve Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, dün Beyaz Saray’da bir araya geldi. Trump, daha önceden “diktatör” ifadesini kullandığı Zelenskiy’i kapıda şahsen karşıladı. İki lider arasında çıkan tartışa sonrasında, imzalanması beklenen mineral anlaşması gerçekleşmedi ve görüşme sonlandı. Zelenskiy, anlaşmayı imzalamaksızın Beyaz Saray’dan ayrıldı.

Anlaşma neleri kapsıyor?

“Yatırım ve Yeniden Yapılandırma Fonu Kurallarını ve Koşullarını Belirleyen İkili Anlaşma” başlıklı belge 11 maddeden oluşuyor (ABD, belge üzerindeki çalışmaların devam ettiğini belirtiyor).

Kiev ve Washington, ortak bir Yatırım ve Yeniden Yapılandırma Fonu kurmayı kararlaştırdı. Ukrayna hükümeti, devlet mülkiyetindeki doğal kaynakların (mineraller, petrol, gaz) satışından elde edilen gelirlerin yüzde 50’sini bu fona aktaracak, ancak Naftogaz ve Ukrnafta’nın faaliyet alanına giren kaynaklar buna dahil edilmeyecek.

Biriken fonlar, en az yılda bir kez ülkenin “güvenliğine, korumasına ve refahına katkıda bulunmak amacıyla” Ukrayna projelerine yeniden yatırılacak. ABD ise “istikrarlı ve iktisadi açıdan müreffeh bir Ukrayna’nın gelişimine yönelik uzun vadeli taahhütlerde” bulunuyor. Taraflar, ayrıntıları fon hakkında ayrı bir anlaşmayla belirleyeceklerini taahhüt ediyor.

Medyaya sızan ilk anlaşma taslağı, Ukrayna’ya çok daha ağır yükümlülükler getiriyordu: Bu katkıların toplamı 500 milyar dolara ulaşana kadar doğal kaynak satışlarından elde edilen gelirlerin yüzde 50’sini fona aktarmak zorundaydı. Kiev ayrıca, ABD’nin anlaşma imzalandıktan sonra sağlayacağı miktarın iki katını fona yatırmak zorundaydı. Ayrıca, fonun yüzde 100 ABD’ye ait olması öngörülüyordu. Bu maddeler anlaşmadan çıkarıldı.

Kiev ayrıca belgeye ABD tarafından güvenlik garantilerinin dahil edilmesinde ısrar etti. Sonuç olarak, metne Washington’un “Ukrayna’nın kalıcı barış yaratmak için gerekli güvenlik garantilerini elde etme çabalarını desteklediği” ifadesi eklendi.

Anlaşma, Ukrayna’nın kilit bakanlıkları —adalet, ekonomi ve dışişleri Bakanlıkları— tarafından onaylandı. FT’nin Kiev’deki kaynakları, bunun sadece bir “çerçeve anlaşma” olduğunu ve olası tüm anlaşmazlıkların fon kurulana kadar çözülmesinin planlandığını söyledi.

Batılı ortaklara Ukrayna doğal kaynaklarına erişim sağlama fikrini Zelenskiy, geçen yılın ekim ayında resmen sunduğu “zafer planında” ortaya koydu.

Ülkenin stratejik ekonomik potansiyeline ilişkin 4. maddede, ortaklarına “ülkedeki kritik kaynakların ortak korunmasına” ve ortak yatırıma ilişkin bir anlaşma imzalamayı önerdi.

Planda, “Trilyonlarca ABD doları değerindeki doğal kaynaklar ve kritik öneme sahip metaller —özellikle uranyum, titanyum, lityum, grafit ve diğer stratejik değerli kaynaklar— söz konusu,” deniliyordu.

FT’ye göre, bu maddeyi plana dahil etme önerisi Donald Trump destekçisi Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham’dan geldi. Zelenskiy planı, geçen yılın eylül ayında ABD’de bulunduğu sırada Trump’a gösterdi.

Anlaşma süreci

Müzakereler zorlu geçti. Trump’ın anlaşma ihtimalini duyurmasından dokuz gün sonra, 12 Şubat’ta, ABD Maliye Bakanı Scott Bessent hazır bir taslakla Kiev’e geldi.

FT’nin haberine göre, Ukrayna tarafına metin, Bessent’in Zelenskiy’le görüşmesinden sadece üç saat önce verildi ve görüşmede Maliye Bakanı belgenin hemen imzalanmasını talep etti. Zelenskiy bunu kesinlikle reddetti.

Gazeteye göre, Amerikan temsilcisiyle öyle yüksek sesle konuşuyordu ki, bu komşu odalarda duyulabiliyordu. Görüşmeden sonra Zelenskiy, “elleri titreyen, bariz biçimde tedirgin Bessent’in” yanında basın mensuplarına, anlaşmayı Münih Güvenlik Konferansı’nda imzalayacağını söyledi.

Münih’te Ukrayna, ABD’ye değişiklik önerilerini iletti ve anlaşmanın imzalanması tekrar ertelendi. 18 Şubat’ta Riyad’da, çözüm sürecini başlatmak üzere anlaştıkları Rusya ile ABD arasında görüşmeler yapıldı.

Zelenskiy buna oldukça olumsuz tepki verdi ve “Moskova ve Washington’un bizim insanlarımız ve hayatlarımız, savaşın sona erdirilmesi konusunda bizsiz müzakere edemeyeceklerini” belirtti.

Trump buna karşılık Ukrayna liderine yönelik söylemini sertleştirdi. Zelenskiy’in desteğinin yüzde 4’e düştüğünü iddia etti ve onu “seçimsiz diktatör” olarak nitelendirdi (Kiev Uluslararası Sosyoloji Enstitüsü’nün Şubat 2025 anketine göre, Ukraynalıların yüzde 57’si Zelenskiy’e güvendiklerini, yüzde 37’si güvenmediklerini belirtti).

Trump ayrıca, anlaşmada yer alan 500 milyar doların, Ukrayna’nın ABD’nin desteği için borçlu olduğu ve Washington’un kaynak anlaşması yoluyla geri almayı planladığı para olduğu konusunda ısrar etti.

Ardından Trump, ya Ukrayna’nın anlaşmaya gideceğini ve ABD’ye 400-500 milyar dolar tazminat ödeyeceğini, ya da sorun yaşayacağını belirtti.

ABD başkanının tepkisini danışmanı Mike Waltz, “Başkan Trump şu anda Başkan Zelenskiy’den, önerimizi kabul etmek istememesinden açıkça çok hayal kırıklığına uğradı, ki bence sonunda kabul edecek,” diye açıkladı.

Zelenskiy, yarım trilyon dolar tazminat talebini kesinlikle reddederek “ABD’den 500 milyar dolar yardımı kabul etmeye niyetim yok. Birileri bunu beğensin ya da beğenmesin. 100 milyar doları bile tanımıyorum, Başkan Biden’la anlaştık, bu bir hibe! Hibe bir yükümlülük değil. Hibeleri geri ödemeyeceğiz… On nesil Ukraynalının ödeyeceği hiçbir şeyi imzalamıyorum,” dedi.

Anlaşmanın nihai versiyonu Zelenskiy’i memnun etti. UNIAN ajansının aktardığına göre Zelenskiy, 26 Şubat’ta basın mensuplarına yaptığı açıklamada “Benim için en önemlisi, medyada nerede ve ne duyulursa duyulsun, borçlu olmamamızdı. Anlaşmada ne 500 milyar, ne 350, ne de 100 milyar borç var. Çünkü bu bize karşı adil olmazdı,” ifadelerini kullandı.

Donald Trump, Rusya’nın nadir toprak elementlerine de ilgi gösteriyor. Washington ve Moskova’nın “büyük ekonomik kalkınma anlaşmaları” üzerine görüşmeler yaptığını bildirdi. Trump, “Rus nadir elementlerine erişim sağlamak için bir anlaşma yapmak isterdim,” diye konuştu.

24 Şubat’ta Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, hükümet üyeleriyle nadir toprak metalleri konusunda bir toplantı yaptı. Biraz sonra VGTRK’nin sunucusu Pavel Zarubin’e verdiği mülakatta Putin, Moskova’nın “yabancı ortakları, Rusya Federasyonu’na geri dönen sözde yeni, tarihi topraklarımıza da çekmeye” hazır olduğunu belirtti.

Putin, “Orada da belirli [nadir toprak] kaynakları var. Amerikalılar dahil ortaklarımızla çalışmaya hazırız,” diye ekledi.

Ukrayna’da hangi kaynaklar var ve ABD için neden gerekli?

Trump’ın başlangıçta Ukrayna’nın doğal kaynaklarına erişim hakkında bir anlaşmadan bahsettiğinde tam olarak neyi kastettiği —sadece nadir toprak metalleri (skandiyum, itriyum, lantan, praseodimyum, neodimyum gibi 17 element) mi yoksa daha geniş anlamda “kritik maden” (ABD Jeolojik Araştırma Servisi USGS’nin 2022 listesine göre, lityum, kobalt, bizmut, grafit, titanyum, zirkonyum dahil 50 element) mi— hâlâ net değil.

Nadir toprak metalleri, güçlü kalıcı mıknatıslar, akıllı telefonlar ve diğer tüketici elektroniği ürünlerinin yanı sıra askeri uçak motorları, füze sistemleri ve lazerler dahil savunma sistemlerinin üretiminde kullanılıyor.

Gazprombank İktisadi Tahmin Merkezi verilerine göre, nadir toprak elementlerinin dünya pazarının toplam hacmi yıllık 15 milyar doları geçmiyor.

Yayınlanan anlaşma metni, Ukrayna’nın “maden yatakları, hidrokarbonlar, petrol, doğalgaz ve diğer hammadde kaynakları, altyapı, limanlar ve devlet işletmelerine” yatırım planlarına işaret ediyor.

CBS, Trump’ın özellikle nadir toprak elementlerine yaptığı vurgu, Amerikan sanayisinin bu konuda Çin’e ve onun hammadde kapasitelerine büyük ölçüde bağımlı olmasıyla ilgili, diye belirtiyor.

GlobalData verilerine göre, Çin dünya nadir toprak elementleri üretiminin yaklaşık yüzde 70’ini ve küresel rafine kapasitesinin yüzde 90’ını sağlıyor. Bu, nadir toprak elementlerini kendileri çıkaran ülkelerin bile bunları işlenmek üzere Çin’e gönderdiği anlamına geliyor.

Diğer yandan AFP ajansına göre Ukrayna, önemli bir manganez, titanyum, grafit (sonuncusu lityum-iyon pillerde kullanılıyor) üreticisi, lityum rezervlerine sahip (ancak bunlar işlenmemiş) ama nadir toprak element rezervleri doğrulanmadı. Ajansa konuşan USGS uzmanı Elena Safirova, “Ukrayna’nın nadir toprak elementleri içeren birkaç yatağı var, ancak hiçbiri işletilmemiş,” diye konuştu.

Diğer yandan Ukrayna’da ciddi miktarda demir cevheri, titanyum ve kömür (Zaporojye’de) varlıkları bulunuyor. The Economist dergisinin verilerine göre, Ukrayna dünya titanyum arzının yüzde 4 ila 7’sini sağlıyor.

Sanıldığı kadar yok: Ukrayna’nın nadir toprak metal rezervleri ölçeği

Bununla beraber S&P Global Commodity Insights verilerine göre, Ukrayna tamamen Sovyet nadir toprak metal rezervleri tahminlerine dayanıyor. Bu jeolojik araştırmalar esas olarak 1960-1980’lerde yapıldı.

Ukrayna Devlet Jeoloji ve Maden Hizmetleri’nin eski genel müdürü Roman Opimah, AFP‘ye verdiği demeçte “Maalesef, modern bir değerlendirme [nadir toprak metal rezervleri] yok,” dedi ve bu tür kaynaklara ilişkin bilgilerin bir kısmının gizli olduğunu da sözlerine ekledi.

S&P’nin belirttiğine göre, Ukrayna hükümetinin bahsettiği nadir toprak metali yataklarından biri Novopoltavskoe (Zaporojye), 1970 yılında Sovyet jeologları tarafından keşfedildi ve kanıtlanmış rezervlere sahip tek yatak.

Diğer yataklar —Azov ve Mazurovskoye— askeri müdahalenin beraberinde Rusya’nın kontrolünde geçti.

Ayrıca Ukrayna’daki nadir toprak metal rezervlerinin ölçeği de tartışma konusu.

Colorado Madencilik Okulu Payne Enstitüsü Direktörü Morgan Bazilian, “Ukrayna’da kayda değer nadir toprak element rezervleri olduğunu bilmiyorum. Bu, savaş halindeki bir ülke sayesinde kritik madenlere erişim sorunumuzu sihirli bir şekilde çözeceğimiz, basit anlamda yeni fantezilerden biri. Aklıma gelen en yakın benzerlik, Afganistan’ın yeraltında bulunduğu iddia edilen trilyonlarca dolarlık madenlere ilişkin son derece benzer bir abartı,” yorumunu yaptı.

Bağımsız jeoloji danışmanı Tony Mariano da “Ukrayna’da ekonomik olarak yaşayabilir nadir toprak yatakları yok,” değerlendirmesinde bulundu.

Diplomasi

Mekke Savunma Paktı Meclis’te: Bir ülkeye saldırı hepsine sayılacak

Yayınlanma

Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Meclis’e sundu. Middle East Eye sitesinin ulaştığı 16 maddelik süresiz anlaşma, bir ülkeye yönelik dış saldırıyı tüm müttefiklere yapılmış sayıyor ve yürürlüğe girdikten sonraki ilk 10 yıl çekilmeyi yasaklıyor.

Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sundu. Kuzey Atlantik Antlaşması’nın 5. maddesine benzer şekilde imzacı devletleri birbirini savunmakla yükümlü kılan bu anlaşma, yeni bir uluslararası savunma ittifakı kuruyor.

Middle East Eye portalının özel olarak ulaştığı ve resmi olmayan çevirisini yayımladığı 16 maddelik anlaşma metni, belirli bir ülkeyi veya bölgeyi tehdit olarak tanımlamıyor. Metin bunun yerine katılımcı ülkelerin bağımsızlıklarına, egemenliklerine veya toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı halinde birbirlerini desteklemek için gerekli önlemleri alacağını vurguluyor.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti ve Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti metinde “Taraf”, “Taraflar” veya “Asli Taraflar” olarak adlandırılıyor. Üç hükümet, anlaşmanın giriş bölümünde egemenliğe karşılıklı saygıyı, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ilkelerini, uluslararası hukuku ve iç hukukun ilgili ilkelerini dikkate alarak mevcut savunma ortaklığına ilişkin işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon mekanizmalarını ortak bir savunma anlaşmasında birleştirmeyi kabul ediyor.

Giriş bölümünde ayrıca silahlı kuvvetlerin birlikte çalışabilirliğini, hazırlık durumunu ve etkinliğini kapsayan işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon temelinde, ortak çıkarlar doğrultusunda ilişkileri daha da geliştirme iradesi teyit ediliyor ve böylece taraflar ile halkları arasındaki mevcut dostluk ve kardeşlik bağlarının güçlendirileceği belirtiliyor. Ülkeler birbirlerinin iç işlerine karışmama, egemen eşitlik, toprak bütünlüğü ve uluslararası alanda tanınan sınırların dokunulmazlığı ilkelerinin önemini yinelerken, bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı durumunda karşılıklı destek için gerekli önlemleri uygulamanın şart olduğunu ilan ediyor.

Küresel ve bölgesel barış, istikrar ve güvenliği sağlamak amacıyla uluslararası hukuk ve BM Şartı doğrultusunda ortak çaba ve eşgüdümün önemini ifade eden taraflar, terörle mücadelede yetkili makamlar arasındaki mevcut işbirliğini derinleştirme arzularını dile getiriyor. Uluslararası meselelerde ortak bir tutum benimsemek üzere bölgesel ve uluslararası kuruluşlardaki mevcut işbirliğini güçlendirmenin önemine dikkat çekilirken, savunma ve savunma sanayii işbirliğini daha da geliştirme ihtiyacı kaydediliyor.

Saldırı tüm müttefiklere yapılmış sayılacak

Anlaşmanın 1. maddesine göre taraflar birbirlerinin bağımsızlığını, egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve uluslararası alanda tanınan sınırlarının dokunulmazlığını sağlamak ve korumak için işbirliği yapacak. İlk madde, “Taraflardan herhangi birinin toprak bütünlüğü, egemenliği veya uluslararası alanda tanınan sınırları tehdit edilir ya da tehlikeye girerse, Taraflar bu tür tehdit veya tehlikeleri ortadan kaldırmak için gerekli tüm araçları kullanacaktır” hükmünü taşıyor.

Anlaşmanın 2. maddesi ise “Taraflardan herhangi birine yönelik dış kaynaklı silahlı bir saldırı, tüm Taraflara yönelik bir saldırı olarak kabul edilecektir” ifadesiyle ortak savunma taahhüdünü düzenliyor. Aynı maddede, “Taraflardan biri başka bir ülke veya ülke grubu tarafından silahlı saldırıya ya da askeri saldırganlığa maruz kalırsa, Taraflar birbirlerine sağlayabilecekleri tüm karşılıklı yardım araçlarını tam olarak kullanarak saldırıya uğrayan Tarafa derhal yardım edecektir” deniyor.

BM Şartı’nın 51. maddesiyle tanınan meşru müdafaa hakkının kullanılmasını sağlamak amacıyla konulan bu hüküm uyarınca ülkeler, gereken yardımın nesnel bir değerlendirmesinin ardından sağlanacak desteğin kapsamını ve niteliğini belirleyecek. İmzacılar, “askeri araç ve kabiliyetler dahil olmak üzere” mevcut kaynaklarının sınırları dahilinde işbirliği yapacak.

Anlaşmanın 3. maddesi, 2. madde uyarınca tarafların savunma, savunma sanayii ve güvenlik alanlarında yakın işbirliği yapmasını, silahlı kuvvetleri arasındaki ilişkileri geliştirmesini ve savunma işbirliğini güçlendirmeye yönelik kararlaştırılan faaliyetleri yürütmesini öngörüyor. 4. maddeye göre ülkeler uluslararası güvenlik konularında düzenli istişarelerde bulunacak; hayati çıkarlarını ve ulusal güvenliklerini korumak, ulusal güvenliklerine yönelik tehdit ve tehlikeleri ortadan kaldırmak amacıyla ortak değerlendirmelere dayalı bireysel ve ortak önlemler geliştirmede birbirlerine sürekli ve etkin biçimde yardım ederek işbirliği yapacak.

Terörle mücadele başlığını düzenleyen 5. madde kapsamında imzacılar, bölgesel ve uluslararası istikrar ile güvenliği olumsuz etkileyen tüm biçim ve tezahürleriyle terörizmle mücadelede operasyonel düzey de dahil olmak üzere mevcut işbirliğini ve ortak çabaları güçlendirecek.

Savunma sanayii, istihbarat ve lojistik desteği genişliyor

Anlaşma; savunma sanayiilerinin geliştirilmesi, silahlı kuvvetlerin eğitimi ve ülkelerin birbirlerine ekipman, yakıt ve diğer savunma malzemelerini tedarik etmesi konularında işbirliği öngörürken istihbarat paylaşımı için de bir çerçeve kuruyor. 6. maddeye göre taraflar, savunma kabiliyetlerini geliştirmek amacıyla savaş ve barış zamanında savunma kurumları arasında karşılıklı personel değişimini, ortak eğitim programlarını ve tatbikatları, ayrıca silahlı kuvvetlerinin birlikte çalışabilirliğini artırmaya yönelik konuşlandırma ve faaliyetleri teşvik edecek.

Savunma kabiliyetlerini güçlendirmek için karşılıklı mutabakat temelinde savunma sanayii kurumları arasında teknoloji paylaşımını, ortak teknoloji geliştirmeyi, ortak üretimi ve savunma sanayii kuruluşları arasındaki işbirliğini desteklemeyi öngören 7. madde, beş işbirliği alanı sıralıyor. Bu alanlar; savunma alanında ortak üretimin teşvik edilmesi, özel uzmanlık gerektiren teknolojilerde ortak araştırma ve geliştirme projeleri yoluyla savunma inovasyonunun hayata geçirilmesi, herhangi bir tarafın uzmanları aracılığıyla tarafların topraklarında personelin eğitilmesi ve askeri sanayinin desteklenmesi, savunma sanayii ile savunma araştırma, geliştirme ve inovasyon alanlarında uzmanlık ve çıkarılan derslerin paylaşılması ve taraflarca karşılıklı olarak kararlaştırılan diğer işbirliği alanları olarak belirleniyor.

İstihbarat işbirliğini derinleştirmek ve bu konuda gerekli eşgüdümü sağlamak amacıyla 9. madde, bilgi güvenliği, veri koruma ve gizlilik kurallarına riayet edilerek karşılıklı kararlaştırılan güvenli kanallar üzerinden istihbarat paylaşılmasını düzenliyor. 10. madde ise lojistik destek hizmetlerinin mevcudiyeti ve uyumluluğuna bağlı olarak tarafların barış zamanında, savaş zamanında ve diğer acil durumlarda silah, mühimmat, yakıt, yedek parça ve diğer ekipmanlar dahil birbirlerine lojistik destek sağlamasını hükme bağlıyor.

Suudi Arabistan’da sekreterya kurulacak, ilk genel sekreter Pakistanlı olacak

Anlaşmanın 8. maddesi, ortak savunmaya stratejik yön vermek, savunma ve güvenlik işbirliğini geliştirmek ve anlaşmanın uygulanması sırasında ortaya çıkabilecek engelleri ele almak üzere “Asli Taraflar”ın bir “Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi” kurmasını kararlaştırıyor. Dışişleri bakanları, savunma bakanları ve genelkurmay başkanlarından oluşacak komite, ev sahipliği taraflar arasında dönüşümlü olmak üzere yılda iki kez toplanacak; ülke liderleri ise gerekli görülmesi halinde yılda bir kez bir araya gelebilecek.

Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi gerekli görürse alt komiteler kurabilecek ve anlaşmada öngörülen işbirliği alanlarının uygulanması için gerektiğinde taraflar arasında anlaşmalar veya protokoller müzakere edilecek. Ayrıca bu komite, “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle diğer tarafların anlaşmaya katılımına ilişkin usul ve esasları belirlemeye ve onaylamaya yetkili olacak.

Komiteye hizmet vermek üzere merkezi Suudi Arabistan Krallığı’nda yer alan bir Sekreterya kurulacak ve bu yapı Suudi Arabistan Krallığı ile bir merkez anlaşması akdedecek. Sekreteryanın işleyişi, teşkilat yapısı ve kuruluşuna ilişkin usul ve esaslar daha sonra “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle belirlenecek.

Sekreteryaya, “Asli Taraflar” arasında dönüşümlü olarak üç yıllık bir görev süresi için atanan bir Genel Sekreter başkanlık edecek ve ilk Genel Sekreter, Pakistan İslam Cumhuriyeti vatandaşı olacak. Bu maddenin hükümleri, taraflar arasındaki mevcut askeri işbirliği komitelerinin çalışmalarına halel getirmeyecek.

Anlaşmadan ilk 10 yıl çıkılamayacak

Hukuki çerçeveyi çizen 11. maddeye göre imzacılar, uluslararası hukuka ve ilgili iç hukuklarına halel getirmeksizin bu anlaşmayı hükümlerinin uygulanması için yasal dayanak olarak kabul edecek ve gerektiğinde ek yasal önlemler önerecek. 12. madde, anlaşmanın tarafların daha önce akdettikleri uluslararası anlaşmalardan doğan hak ve yükümlülüklerine zarar vermeyeceğini kayıt altına alıyor.

Gizlilik kurallarını düzenleyen 13. madde uyarınca ülkeler, anlaşma kapsamında elde edilen gizli bilgi ve belgelerin gizliliğine ve ulusal mevzuata saygı gösterecek. Gizli bilgi ve belgeler taraflar dışındaki hiçbir devlet, şirket veya kişiyle paylaşılmayacak; bu bilgi ve belgelere erişim “bilmesi gereken” prensibi temelinde ve yalnızca uygun düzeyde güvenlik belgesine sahip kişilere sağlanacak.

Anlaşmanın yorumlanması veya uygulanmasından doğan her türlü uyuşmazlık, 14. maddeye göre taraflar arasındaki istişare ve görüşmeler yoluyla dostane biçimde çözülecek. 15. madde ise anlaşmanın “Asli Taraflar” arasındaki istişareler ve oybirliğiyle değiştirilebileceğini belirtiyor.

Son madde olan 16. maddeye göre anlaşma, her bir taraf için geçerli usullere göre onaylanacak ve son onay belgesinin Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi Sekreteryası’na tevdi edildiği tarihte yürürlüğe girecek. Süresiz olarak yürürlükte kalacak anlaşmanın bir bitiş tarihi yok.

İmzacı devletler, yürürlüğe giriş tarihinden itibaren ancak 10 yıl geçtikten sonra ve çekilme niyetlerini diplomatik kanallar üzerinden en az üç ay önceden diğer taraflara yazılı olarak bildirmeleri şartıyla anlaşmadan çekilebilecek. Anlaşmanın sona ermesi veya anlaşmadan çekilme, bu tarihten önce taraflarca kararlaştırılan devam eden faaliyetleri ya da projeleri etkilemeyecek; gizli bilgi ve belgelerin korunması ve ifşasının önlenmesine ilişkin sorumluluklar da anlaşma sona erdikten veya anlaşmadan çekildikten sonra devam edecek.

7 Ağustos 2026 Cuma günü (Hicri 24/2/1448) Mekke’de imzalanan anlaşma; Türkçe, Arapça ve İngilizce dillerinde, her bir metin eşit derecede geçerli olmak üzere üç orijinal nüsha halinde düzenlendi. Metinler arasında yorum farkı çıkması halinde İngilizce metin esas alınacak.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Pışnıy’ın ofisinde arama yapıldı

Yayınlanma

Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı, Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama gerçekleştirdi. Güvenlik birimleri operasyon kapsamında hiçbir gözaltı işlemi yapılmadığını ve kimseye suçlama yöneltilmediğini duyurdu.

Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı (SAP), Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama yaptı.

Gelişmeyi Ukrayna basını ve Ukrayna Parlamentosu Milletvekili Oleksiy Honçarenko duyurdu.

Honçarenko, güvenlik güçlerinin adli işlemleri doğrudan Pışnıy’ın çalışma ofisinde ve kendisiyle ilişkili diğer adreslerde yürüttüğünü aktardı.

NABU’dan yapılan açıklamada, aramaların Ukrayna Ulusal Bankası binasında ve bir personelin ikametgahında icra edildiği kaydedildi.

Kurum, soruşturmanın gizliliğini korumak amacıyla ayrıntıların paylaşılmadığını vurgularken, “Hiç kimse gözaltına alınmadı, kimseye suçlama yöneltilmedi” bilgisini verdi.

Bloomberg, ağustos ayında yayımladığı haberde Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Pışnıy’ın faaliyetlerinden giderek daha fazla rahatsızlık duyduğunu yazmıştı.

Habere göre Zelenskiy, Pışnıy’ın Uluslararası Para Fonu (IMF) ile gereğinden fazla yakın bağ kurduğunu ve ülke ekonomisini destekleme konusunda yetersiz kaldığını değerlendiriyordu.

Kaynaklar, Zelenskiy’nin o aşamada Pışnıy’ı görevden alma niyetinde olmadığını aktarmıştı.

Aynı kaynaklar, Zelenskiy’nin merkez bankası başkanından çok bir siyasetçiyi andıran geniş çaplı kamusal görünürlükten rahatsızlık duyduğunu belirtmişti.

Pışnıy’ın üst düzey yetkililerle temaslarını sosyal medyada öne çıkarma alışkanlığı ve bankanın yürüttüğü çeşitli tanıtım hamleleri devlet başkanında şüphe uyandırıyordu.

Milletvekili Oleksandr Dubinskiy de Pışnıy’ın, Devlet Başkanlığı Ofisi eski Başkanı Andriy Yermak’ın yakın dostu olduğunu öne sürmüştü.

Yermak’ın adreslerinde, Energoatom şirketindeki yolsuzluk şemasına ilişkin yürütülen “Midas” davası kapsamında Kasım 2025’te arama yapılmış ve ardından görevine son verilmişti.

NABU, mayıs ayında Yermak’ı Kiev yakınlarındaki lüks konut inşaatları üzerinden 460 milyon grivnalık (10,4 milyon dolardan fazla) kaynağı akladığı iddia edilen bir grubun üyesi olarak nitelemişti.

Dosyada basının Yermak ile ilişkilendirdiği “Ali Baba” takma adı geçmişti.

Mahkeme 14 Mayıs’ta Yermak hakkında 140 milyon grivna kefalet imkanıyla 60 günlük tutuklama kararı vermişti.

Birkaç gün sonra eski ofis başkanı adına kefalet tutarının tamamının yatırılması üzerine Yermak cezaevinden tahliye edilmiş, kendisi ise masum olduğunu savunmuştu.

NABU Başkanı Serhiy Krivonos, eylül ayında yaptığı açıklamada büronun ve savcılığın, Yermak dahil bazı ceza davalarının şüphelileri adına yatırılan kefalet kaynaklarının menşeini inceleyeceğini duyurmuştu.

Pışnıy, Ukrayna Merkez Bankası başkanlığı görevini Ekim 2022’de devraldı. Kurumu 2020’den bu yana yöneten önceki başkan Kirilo Şevçenko ise sağlık gerekçeleriyle istifa ettiğini açıklamıştı.

Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı daha sonra Şevçenko’ya, merkez bankasına geçmeden önce çalıştığı Ukrgasbank’taki kaynakların zimmete geçirilmesi gerekçesiyle suçlama yöneltti.

Savcılık, Şevçenko’ya yöneltilen suçlamaların merkez bankasını yönettiği dönemi kapsamadığını netleştirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

NATO’dan Ukrayna’ya uyarı: Trump Patriot sevkiyatını tamamen durdurabilir

Yayınlanma

Bloombeg’e konuşan NATO yetkilileri, Donald Trump ile yaşanan kriz nedeniyle ABD’nin Ukrayna’ya yönelik hava savunma sevkiyatını tamamen durdurabileceği uyarısında bulundu. Avrupalı müttefiklerin parasını ödediği Patriot füzelerinin teslimatı ayda 12 adede kadar gerilerken Pentagon Kiev’e üçüncü ülkelerden gidecek sevkiyat izinlerini de askıya aldı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Avrupalı müttefiklerin parasını ödemesine rağmen ABD’nin son aylarda Patriot hava savunma füzelerini son derece düzensiz gönderdiğini açıkladı.

Zelenskiy bu şikayetini, ABD Savaş Bakanlığının geçen hafta Rusya’nın füze saldırılarına dair Kiev’i birkaç kez önceden uyarmaması üzerine dile getirdi.

Bloomberg‘in konuyu bilen kaynaklara dayandırdığı habere göre ise NATO temsilcileri, Ukraynalı yetkilileri bu sevkiyatların tamamen kesilebileceği yönünde uyardı.

Kaynaklardan biri, NATO yönetiminde Zelenskiy ile ABD Başkanı Donald Trump arasındaki ilişkilerin onarılamaz biçimde bozulduğuna dair ciddi endişe duyulduğunu aktardı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile vardığı dizel mutabakatının ardından Trump, Kiev adına savaşı bitirecek müzakereleri mevcut devlet başkanı yerine belki de başka birinin yürütmesi gerektiğini birkaç kez söyledi.

NATO yetkilileri ise Ukrayna’ya Washington ile gerilimi düşürme çağrısı yapıyor; Zelenskiy adım atmazsa Trump’ın öngörülemez tavrı nedeniyle Ukrayna’nın Öncelikli İhtiyaçları Listesi (PURL) programı kapsamındaki Amerikan silah sevkiyatının tamamen durabileceğini belirtiyor.

Ukrayna’nın Öncelikli İhtiyaç Listesi anlamına gelen PURL programı çerçevesinde, silahları Ukrayna için çoğunlukla Avrupalı ülkeler ABD’den satın alıyor.

Kiev’in en acil ihtiyacını ise Rus balistik füzelerini vurabilen Patriot önleme füzeleri oluşturuyor.

Habere göre ABD şu sıralar Ukrayna’ya ayda yalnızca 12 Patriot füzesi sağlıyor; bu miktar mühimmatı ücretsiz veren önceki başkan Joe Biden dönemindekinin dörtte birine denk geliyor.

Zelenskiy pazartesi günü yaptığı açıklamada, Rusya’nın yalnızca pazar günkü saldırıda Kiev ve çevresine 16 balistik füze fırlattığını duyurdu.

Ukrayna lideri, “Ortaklarımızdan bir kez daha hiçbir ön uyarı gelmedi” dedi. Havadan gelen tek bir balistik füzeyi düşürmek için genellikle iki önleme füzesi fırlatılıyor.

Eski ABD savunma bütçesi uzmanı olan ve Washington’daki Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezinde görev yapan Mark Cancian, Pentagon’un eldeki stokların Ortadoğu operasyonlarına ve Çin ile olası bir çatışmaya yetmeyeceğinden endişelendiğini belirtti.

Cancian, “ABD’nin elindeki Patriot füzesi stokları çok düşük; tahminlerimize göre 800 civarında” değerlendirmesini yaptı.

ABD Avrupa’dan gidecek füzelerin onayını askıda tutuyor

The Washington Post‘a konuşan kaynaklar, Washington’ın yalnızca PURL kapsamındaki teslimatları geciktirmekle kalmadığını, Avrupalı ortakların ellerindeki Patriot füzelerini Ukrayna’ya devretmesine onay vermeyi de bıraktığını aktardı.

Bu Amerikan menşeli bir silah sistemi olduğundan mühimmatı devretmek isteyen ülkelerin Washington’dan izin alması gerekiyor.

Yetkililer, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in son devir taleplerini resmi olarak reddetmediğini ancak onaylamayarak askıda bıraktığını bildirdi.

Bloomberg‘e konuşan bir kaynak, Avrupalıların Trump yönetimiyle ilişkileri düzeltmesi için Ukrayna’ya yardım etmeye çalıştığını dile getirdi.

Diğer bir yetkili ise bu amaçla henüz kimsenin Washington’a gitme planı yapmadığına dikkat çekti. Oysa mekik diplomasisi, Zelenskiy ile Trump arasında Şubat 2025’te Oval Ofis’te yaşanan gerginlik dahil önceki krizlerde ilişkileri toparlamanın temel yöntemi olarak öne çıkıyordu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English