Bizi Takip Edin

Ortadoğu

‘ABD ve İsrail’in katliamı sona erdirecek siyasi bir hedefi yok’

Yayınlanma

Aşağıda çevirisini okuyacağınız makale ABD ve İsrail’in Gazze’de sınırı tam olarak çizilmemiş siyasi hedeflerine odaklanıyor. Sınırı çizilmeyen askeri harekatların doğası gereği çok kanlı olduğunu hatırlatan makale, İsrail’i Gazze’de net hedefler koymamakla eleştiren Biden yönetiminin de net bir siyasi hedefinin olmadığını belirtiyor. Makaleye göre bu belirsizlik Biden yönetimini “yakında İsrail’in operasyonunu durdurmak ya da devamına izin vermek ve belki de Washington’u, bölgesel bir çatışmaya sürüklemek arasında tercih yapmak zorunda bırakabilir.”

***

Gazze’den Çıkmak mı?

Hem İsrail hem de ABD savaşla ilgili kendinden emin açıklamalar yaptı, ancak her ikisinin de aklında siyasi bir hedef yok gibi görünüyor.

MICHAEL YOUNG

Gazze’deki dört günlük çatışmaların durdurulması süresi, uzatılabileceğine dair işaretlerle birlikte sona ermek üzere. Ancak bu gerçekleşse bile sonra ne olacak? İsrail ve Amerika’nın pozisyonları kendinden emin niyet beyanları ile dolu ancak her iki tarafın da aklında Gazze’deki katliamı sona erdirecek bir siyasi hedef yok gibi görünüyor.

Amerikalılar başından beri İsraillilerin Gazze’deki askeri operasyonlarının nereye varacağı konusunda net olup olmadıkları konusunda endişelendikleri için bu biraz şaşırtıcı. Hamas’ın 7 Ekim saldırılarından kısa bir süre sonra İsrail’e yaptığı ziyarette Başkan Joe Biden İsraillilere kararlarının “bilinçli olmayı gerektirdiğini” söyledi: “Çok zor sorular sormayı gerektiriyor. Hedefler konusunda net olmayı ve izlediğiniz yolun bu hedeflere ulaşıp ulaşmayacağı konusunda dürüst bir değerlendirme yapmayı gerektirir.” Bu sözler, İsrail’in bir çıkış stratejisi olmadığı takdirde kendisini bir bataklığın içinde bulabileceği, sivillere yönelik kitlesel katliamları nedeniyle giderek daha fazla suçlanabileceği ve bunun da bölgesel bir çatışmaya yol açabilecek dinamikleri harekete geçirebileceği yönünde bir uyarı olarak yorumlandı.

İsrail’in Gazze’yi işgali Amerika’nın endişelerini gidermedi ve bu endişeler birçok gazetede yer buldu. Örneğin İsrail’in Haaretz gazetesi 6 Kasım’da şu haberi verdi: “Biden yönetiminden üst düzey yetkililer İsrail’in Gazze’de bir ‘çıkış stratejisi’ olmamasından duydukları endişe ve hayal kırıklığını dile getirdiler. Dışişleri Bakanı Antony Blinken hafta sonu Başbakan Binyamin Netanyahu ve İsrail savaş kabinesi üyelerine konuyla ilgili sorular yöneltti ve şu ana kadar konunun neredeyse hiç gündeme gelmediği izlenimini edindi …”

Bu doğru olabilir, ancak kısa süre sonra ABD’nin kendisinin de net bir son aşaması olmadığını gördük. Biden 18 Kasım’da Washington Post’ta yönetim için ileriye dönük siyasi bir yol tanımlamaya çalışan bir makale yayınladı. Başkanın sadece başarısız fikirleri tekrarladığı izlenimi vardı. Biden’ın odaklandığı konu, çoğu insanın unutmuş göründüğü bir savaş olan Ukrayna’ydı, ancak Filistin sorununda başkan eski bir hikâyeye başvurdu. Ona göre “iki devletli çözüm-iki halkın eşit özgürlük, fırsat ve saygınlıkla yan yana yaşaması-barışa giden yolun varması gereken yerdir. Bu çözüme ulaşmak için İsrailliler ve Filistinlilerin yanı sıra ABD, müttefiklerimiz ve ortaklarımız da taahhütte bulunmalıdır. Bu çalışma şimdi başlamalıdır.”

Burada yeni bir şey yok; ancak Biden, bugün İsrail’deki meşum hava göz önüne alındığında, bir dizi politikacının Filistin nüfusunu diğer Arap ülkelerine transfer etme projelerini açıkça pazarladığı bir ortamda, iki devletli çözüme yönelik herhangi bir ivmenin nasıl olabileceğini açıklayamadı. Aslında Biden şunları yazarken Hamas’ın yenilgiye uğratılması gerektiği sloganını tekrarladı: “Filistinlilerin Gazze’den zorla göç ettirilmemesi, yeniden işgal edilmemesi, kuşatma ya da ablukaya alınmaması ve toprak kaybına uğratılmaması gerekir. Ve bu savaş sona erdikten sonra, Filistin halkının sesi ve istekleri Gazze’de kriz sonrası yönetimin merkezinde yer almalıdır.”

İsrailliler Biden’ın makalesinden sadece bir maddeyi, yani “Hamas’tan arınmış bir geleceği” alacaklar. Netanyahu ve aşırı sağcı müttefikleri (ve belki de diğer önde gelen İsrailli siyasetçilerin çoğu) iki devletli çözümle büyük ölçüde ilgilenmiyor gibi görünüyor. Daha önce bunu yapmamış olan Amerikalıların, İsrail’in Haziran 1967’de işgal ettiği topraklardan çekilmesi, Filistinli mülteciler sorununa BM Genel Kurulu’nun 194 sayılı kararı uyarınca adil bir çözüm bulunması ve Batı Şeria ve Gazze’de başkenti Doğu Kudüs olan egemen bağımsız bir Filistin devletinin kabul edilmesi karşılığında tüm Arap devletlerinin İsrail’e barış anlaşmaları imzalamasını öngören “2002 Arap Barış Girişimi’ne bağlılık” için Arap ve İslam devletleri tarafından yakın zamanda yeniden canlandırılan fikri kullanması pek olası değil. Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye kısa bir süre önce “Kudüs’ün Filistin’in başkenti olduğu iki devletli bir çözüm için siyasi müzakerelere hazırız” demiş olsa da Biden yönetimi Hamas’ın niyetini asla test etmeyecek.

Başka bir deyişle, ABD Başkanı ne yapmak istediğine dair bir fikre sahip olsa da bunu nasıl başaracağına dair somut bir yol haritası yok. Hamas’ı ezme odaklanırken İsrail’in çatışmayı yorumlaşıyışa dönkü ki bu tam olarak Biden’ın Ekim ayında İsrail’e yaptığı ziyarette, İsrail’in net hedefler koymamasından korktuğu yorumdu. Biden, artık kimsenin Amerikalılara taahhütleri konusunda güvenmediğini de dikkate almadı. Eğer Biden bir yıl içinde seçimleri kaybederse, bugün söylediği her şey Cumhuriyetçi rakibi tarafından, özellikle de bu Donald Trump ise, hızla tersine çevrilecektir.

Benzer şekilde, Gazze ile ne yapılacağını kimse tam olarak bilmiyor. Tüm seçenekler sorun teşkil ediyor. Bırakın Mısırlıları ya da Birleşmiş Milletleri, Filistin Yönetimi bile bölgeyi yönetmeye hevesli değil. İsrailliler orada asker bulundurmak isteyebilir ama Amerikalılar için hangi zaman diliminin kabul edilebilir olacağı belli değil. Biden yönetimi ve İsrail hükümeti Hamas’ın ortadan kaldırılması gerektiği konusunda hemfikir olsalar bile, bunu rayından çıkarabilecek sorunları hesaba katmıyor gibi görünüyorlar.

Bunlardan ilki, Gazze savaşı ne kadar uzun sürerse, başta Lübnan olmak üzere çatışmanın diğer bölgelere yayılma olasılığının da o kadar artacağıdır. Amerikalılar böyle bir şeyi istemediklerini açıkça belirttiler ve bunu söylemek için bölgeye elçiler gönderdiler. Peki bu durum Biden’ın Hamas’ın ortadan kaldırılması gerektiği yönündeki açıklamalarıyla nasıl örtüşüyor? Bu sonucun İran için bir gerileme teşkil edeceği, dolayısıyla İranlılar ve müttefiklerinin bunun gerçekleşmesini engellemek için çatışmayı tırmandırabileceği artık çok açık. Bu nedenle Biden yakında İsrail’in askeri operasyonunu durdurmak ya da devam etmesine izin vermek ve belki de Washington’u, kaçınmak istediği bölgesel bir çatışmaya itmek arasında bir seçim yapmak zorunda kalabilir.

İkinci bir olası sorun ise İsrail’in harekatının maliyeti. Bazı tahminlere göre çatışmanın sekiz ila on iki ay sürmesi halinde bu rakam 50 milyar doları bulacak. İsrail Maliye Bakanlığı savaşın günlük maliyetinin 270 milyon dolar olduğunu tahmin ediyor ki bu da şimdiye kadar ülkeye 12-13 milyar dolara mal olmuş olabileceği anlamına geliyor. ABD bu meblağın bir kısmını karşılayabilir, ancak ABD Kongresi’nde dış savaşlara para harcanmasına karşı olan hava göz önüne alındığında, bunun üzerinde fazla durmamak daha güvenli olacaktır. İsrail Maliye Bakanlığı’nın ilk tahminlerine göre 2023 yılı için yüzde 3,4 olarak öngörülen ekonomi büyüme yüzde 2’ye düşebilir. Bu durum kısa vadede karar almada önemli bir husus olmasa da İsrail’in net bir çözüm noktası olmayan uzun süreli bir Gazze operasyonunu göze alıp alamayacağı sorusunu gündeme getiriyor.

Üçüncü bir sorun da İsrail’in Gazze’yi işgalinin insani maliyeti. Biden yönetimi İsrail hükümetine zaman kazandırdı, ancak bu süre, en azından mevcut ateşkes ışığında, sınırlarına ulaşıyor. İsrail’in 1 milyondan fazla Filistinlinin sığındığı güney Gazze’ye saldırmaya odaklanmasıyla birlikte her şeyin yeniden başlaması, halkın öfkesinin artmasına neden olacak ve bu da Beyaz Saray üzerindeki kamuoyu baskısının artması anlamına gelecek. Zaten yönetimin ikiyüzlülüğü, başkan ve dışişleri bakanının Filistinli çocuklara şefkat gösterdiği açıklamalarını takip eden Hamas’ın yenilgiye uğratılması için savaşın devam etmesi gerektiği yönündeki ifadeler birçok insanı öfkelendirdi.

Gazze’de tahammül edilebilir sınırı çoktan aşmış durumdayız. Hamas’ın kontrolü altındaki İsraillileri İsrail’in elindeki Filistinli esirlerle takas etme sürecini uzatması İsrail’in kara harekatının ivmesini daha da yavaşlatacak. Ancak Amerikalılar Gazze’deki savaştan çıkış için gerçekçi bir siyasi yol tanımlamadıkça, İsrail neyin kesin zafer olduğunu belirlemeye çalışırken işler sürüncemede kalabilir. Siyasi bir amacı olmayan şiddet genellikle çok kanlı olurken, Amerikalılar bir şeyin farkında: İran’la yürüttükleri üstü kapalı “caydırıcılık diyaloğu” çok daha büyük bir yangını önledi. Biden, bu diyaloğu baltalamak anlamına gelecekse daha fazla İsrail vahşetine yeşil ışık yakmaya istekli olur mu?

Ortadoğu

ABD, Orta Doğu’ya üçüncü uçak gemisini gönderiyor

Yayınlanma

ABD ordusu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik yeni saldırıların ufukta olabileceği uyarısında bulunmasının ardından, Orta Doğu’ya üçüncü bir uçak gemisi saldırı grubunu sevk ediyor.

Özel bir amfibi saldırı grubunu da içeren bu sevkiyat, ABD’deki ara seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte İran’a karşı Trump’ın savaşının hızla değişen dinamiklerini vurguluyor.

Trump, savaşın birkaç hafta süreceği yönündeki ilk vaatlerine rağmen, ara seçimlerden sonra gerginliğin tırmanmasının hâlâ geçerli bir seçenek olduğunu belirtti.

Şu anda Orta Doğu’ya doğru yol alan gemi grubu, toplamda 7.000’den fazla denizci ve 2.000 Deniz Piyadesi’ni taşıyor.

Bu gruba, USS Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu ve iki amfibi çıkarma gemisinden oluşan USS Makin Island amfibi hazırlık grubu da dahil.

Hassas askeri operasyonlar hakkında konuşmak üzere isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkiliye göre, bu durum Ekim ayı sonuna kadar bölgede üç uçak gemisinin bulunacağı anlamına gelebilir.

Orta Doğu’da halihazırda bulunan personel de hesaba katıldığında, bu hamle ABD’nin deniz kuvvetleri varlığını 20.000’den fazla denizci ve deniz piyadesi ile yüzlerce uçağa ulaşacak şekilde alışılmadık derecede yüksek bir seviyeye çıkaracak.

Donanma, Nisan ayında 2003 yılından bu yana ilk kez Orta Doğu’da üç uçak gemisi saldırı grubu bulundurmuştu.

USS George HW Bush ve USS George Washington uçak gemileri, USS Boxer amfibi hazırlık grubu ile birlikte şu anda bölgede bulunuyor.

USS George Washington genellikle Pasifik Okyanusu’nda görevlendirilir fakat zorlu görev süresi boyunca mürettebatın 260 günden fazla süreyle aralıksız denizde kalmasına neden olan USS Abraham Lincoln’ün yerini almak üzere Orta Doğu’ya sevk edildi.

Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu bölgeye ulaştığında, Washington’un Japonya açıklarına kaydırılması muhtemel.

Perşembe günü Time dergisinde yayınlanan bir röportajda Trump, yeni saldırı olasılıklarına değindi ve 3 Kasım ara seçimlerinden sonra İran’a yönelik bombardımanı yoğunlaştırmasının “mümkün” olduğunu söyledi.

Israrla sorulunca Trump, stratejisi hakkında daha fazla ayrıntıya giremeyeceğini söyledi.

Trump, “Bunu size söyleyemem çünkü bakın, siz ‘nereyi bombalayacaksınız?’ diye soruyorsunuz,” dedi.

Pazartesi günü yapılan röportajda, İran’dan gelen son ateşkes teklifini reddettiğini belirterek, “bir yıl önce onaylamayacağı şeyleri bugün de onaylamayacağını” söyledi.

Trump, örnek olarak İran’ın önemli bir enerji nakil koridoru olan Hürmüz Boğazı’nı “açma” teklifini gösterdi ama teklifin genel olarak “yeterince iyi olmadığını” belirtti.

Giderek daha fazla tepki çeken bu savaşın Kasım ayında Cumhuriyetçilerin şansını zora sokup sokmayacağu sorulduğunda Trump, ilk başta “Mümkün” diye yanıt verdi. Fakat ardından, “İran’ın nükleer silahı olmayacağı için bu durum yardımcı olmalı,” diye ekledi.

Başkan, “dünya çapında da dahil olmak üzere” “halkın %100’ünün” İran’ın nükleer saldırı kapasitesine sahip olmasına karşı olduğunu söyledi ve “Yani, bu şekilde ifade ederseniz, faydası olur. Bunu söylemezseniz, zararı olabilir,” diye konuştu.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Şam’dan yalanlama: Hizbullah ile Türkiye’de görüşmedik

Yayınlanma

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam ile Hizbullah heyetlerinin gerilimi düşürmek için Türkiye’de gizlice görüştüğü yönündeki Reuters haberini yalanladı. Haberde yer alan iddiaya göre heyetler Türk istihbaratının davetiyle eylülde en az bir kez bir araya geldi ve Şam yönetimi örgüte Lübnan’a askeri müdahalede bulunmama güvencesi sundu.

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam’daki yeni hükümet yetkilileri ile Lübnan merkezli Hizbullah temsilcilerinin Türkiye’de bir araya geldiği yönündeki iddiaları yalanladı.

Bakanlığa bağlı Dış Medya Dairesi, 1 Ekim’de yaptığı açıklamada, söz konusu haberlerin gerçek dışı ve dayanaksız olduğunu belirterek herhangi bir temasın gerçekleşmediğini duyurdu.

Reuters haber ajansı aynı gün yayımladığı haberde, iki tarafın aralarındaki gerilimi düşürmek amacıyla eylül ayında Türkiye’de en az bir kez gizli toplantı yaptığını aktarmıştı.

Ajans, haberini ikisi Suriyeli, biri ABD’li yetkili ve biri Hizbullah’a yakın üst düzey Lübnanlı güvenlik kaynağı olmak üzere altı kişiye dayandırdı.

Habere göre buluşma, Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının davetiyle düzenlendi. Toplantıda Hizbullah temsilcilerinin yanı sıra Suriye istihbaratından ve Dışişleri Bakanlığından yetkililer yer aldı.

Ajansa konuşan ABD’li kaynak, görüşmenin anlaşmazlıkları gidermeye odaklandığını ve iyi geçtiğini söyledi.

Görüşmeye katıldığı öne sürülen Suriyeli bir yetkili, tarafların birbirlerine karşı düşmanlık beslemedikleri hususunda uzlaştığını aktardı. Buna göre Şam yönetimi, Hizbullah’ı silahsızlandırma gerekçesiyle Lübnan topraklarına askeri müdahalede bulunmayacağına dair örgüte güvence verdi.

Washington ise Suriye’nin Hizbullah’a karşı harekete geçmesini istiyor. ABD Başkanı Donald Trump, Şam yönetiminin örgüte askeri saldırı düzenlemesi gerektiği yönündeki talebini kamuoyu önünde birden fazla kez paylaştı.

Haberde aktarılan uzlaşma arayışına karşın Suriyeli heyet, Hizbullah’ın sınır ötesi silah kaçakçılığını durdurmasını ve özellikle Suriye’nin güneyindeki uyuyan hücrelerini lağvetmesini talep etti.

Hizbullah ise eski Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana ülke topraklarında hücreleri olduğu iddiasını reddediyor.

Şam yönetimi hafta başında roket saldırısı hazırlığı içindeki bir Hizbullah hücresinin yakalandığını ileri sürmüştü. Hizbullah bu iddia karşısında, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik veya askeri faaliyette yer almıyoruz” açıklamasını yaptı.

Toplantı iddiasına ilişkin sorular karşısında Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Suriye Dışişleri Bakanlığı ve ABD Dışişleri Bakanlığı sessizliğini korurken Hizbullah’ın basın bürosu yorum yapmaktan kaçındı.

Suriye’deki yeni iktidar yapısı ile Hizbullah arasındaki temas iddiaları, tarafların geçmişteki yoğun çatışma geçmişine dayanıyor.

Hizbullah iç savaş boyunca Esad ordusu saflarında savaştı; Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) çekirdeğini oluşturan Nusra Cephesi ve Ahrar eş-Şam gibi gruplarla doğrudan karşı karşıya geldi.

Esad iktidarını Aralık 2024’te deviren HTŞ, mevcut Suriye Savunma Bakanlığında belirleyici konum taşıyor.

Nusra Cephesi, iç savaşın ilk evrelerinde Lübnan’ın kuzey ve doğu sınırlarını ele geçirmiş, ardından Lübnan ordusu ve Hizbullah birliklerince bu hatlardan püskürtülmüştü. Grup aynı dönemde Beyrut dahil Lübnan genelinde bombalı saldırılar ve suikastlar düzenledi.

Esad yönetiminin çöküşüyle Hizbullah’ın Suriye’deki etkinliği sona ererken, yeni Şam güçlerinin Lübnan sınırına askeri tahkimat yaptığı kaydediliyor.

Sınıra sevk edilen askeri birlikler arasında, geçmiş çatışma döneminde ülkeye giren yabancı savaşçıların da yer aldığı belirtiliyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Trump’ın damadının şirketi İsrail ordusunun tedarikçisine ortak çıktı

Yayınlanma

CNN’in haberine göre Jared Kushner’ın yatırım şirketi Affinity Partners, İsrail ordusuna silah ve teçhizat sağlayan firmalarda pay sahibi olan Phoenix Financial grubunun en büyük hissedarı kalmayı sürdürdü. Kushner’ın Gazze müzakerelerinde resmi kadro almadan gönüllü diplomat olarak yer alması, şirketteki 1 milyar doları aşan hisse değeri nedeniyle tartışma yarattı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Gazze’deki savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde rol üstlenirken yatırım şirketi Affinity Partners üzerinden İsrailli finans grubu Phoenix Financial ile ticari bağlarını korudu.

CNN tarafından İsrail’deki mali kayıtlar incelenerek yapılan araştırma, Phoenix’in İsrail ordusuna silah, insansız hava aracı, savaş gemisi ve yıkım ekipmanı tedarik eden en az dokuz şirkette pay sahibi olduğunu ortaya koydu.

Bu şirketlerin tamamının hisse değeri geçen yıl artış kaydetti. Kuruluşların birçoğu, Gazze’deki çatışmaların ürünlerine yönelik talebi yükselttiğini açıkladı.

Affinity Partners, Trump’ın Ocak 2025’te başkanlık görevine başlamasından hemen önce Phoenix’teki payını neredeyse iki katına taşıdı.

Şirket, Temmuz 2026’da bu hisselerin dörtte birini 340 milyon doları aşkın bir bedelle elden çıkardı. Bu işlemden elde edilen gelir, satılan paylar için başlangıçta ödenen tutarın beş katını aştı.

Satışın ardından Phoenix’in en büyük hissedarı kalmayı sürdüren Affinity’nin elindeki yüzde 7,4’lük payın piyasa değeri temmuz ayı itibarıyla 1 milyar doların üzerine çıktı. Kushner, Phoenix’i daha önce şirketinin “en iyi yatırımı” olarak nitelendirmişti.

İncelenen belgelere göre Phoenix, İsrail’in en büyük savunma sanayisi şirketi Elbit Systems’e en az 265 milyon dolarlık yatırım yaptı. Elbit, İsrail ordusuna mühimmat, tank sistemleri ve askeri teçhizat temin ediyor.

İsrailli finans grubunun portföyünde İHA kameraları üreten NextVision, topçu mühimmatı tapası imal eden Reshef Technologies ve tank parçaları geliştiren Ashot Ashkelon da yer alıyor.

Phoenix ayrıca savaş gemisi üreticisi Israel Shipyards ile birlikte Boeing ve Caterpillar’da da hisse sahibi. İsrail ordusu operasyonlarda Boeing’in ürettiği uçak ve mühimmatları, Gazze’deki yıkımlarda ise Caterpillar üretimi iş makinelerini kullanıyor.

Kushner’ın şirketi Affinity doğrudan bu savunma kuruluşlarına ortak olmasa da Phoenix’in ana hissedarı sıfatıyla grubun mali kazancından pay alma imkanını koruyor.

Kushner, Trump yönetiminde resmi bir kadro almadan, gönüllü temsilci sıfatıyla diplomatik görüşmelere katılıyor. Bu konum, resmi bir kamu görevinde zorunlu tutulan mali bildirim ve çıkar çatışması yükümlülüklerine tabi olmamasını sağlıyor.

CNN, Kushner’ın yürüttüğü diplomatik temasların söz konusu yatırımları doğrudan etkilediğine dair somut bir veriye ulaşmadığını duyurdu.

Fakat Gazze müzakerelerinde görev üstlenen bir ismin, İsrail ordusunun tedarikçilerine sermaye aktaran bir grupta ana hissedar olması çıkar çatışması tartışmalarına yol açtı.

Kushner’ın avukatı, müvekkilinin Phoenix’in yönetim kurulunda yer almadığını, yatırım kararlarına müdahale etmediğini ve ticari girişimleriyle diplomatik temasları arasında bağ olmadığını savundu.

CNN ise Kushner’ın Eylül 2025’te Forbes dergisine verdiği mülakatta Phoenix yönetimiyle “çok aktif bir diyalog” sürdürdüğünü ve şirket yöneticileriyle birkaç haftada bir temas kurduğunu söylediğini aktardı.

Avukatı bu temasların tek tek yatırımlarla değil, genel piyasa eğilimleriyle sınırlı olduğunu öne sürerken diplomatik mesainin artmasıyla birlikte şirket yönetimiyle görüşmelerin seyreldiğini kaydetti.

Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, Kushner’ın şahsi ticari işlerinin gönüllü diplomatik vazifeleriyle bağlantısı bulunmadığını dile getirdi.

Phoenix ise hissedarlarına sunduğu değerin temel faaliyet performansından beslendiğini belirterek haberdeki ayrıntılı bulgular hakkında değerlendirme yapmadı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English