Bizi Takip Edin

Ortadoğu

‘ABD ve İsrail’in katliamı sona erdirecek siyasi bir hedefi yok’

Yayınlanma

Aşağıda çevirisini okuyacağınız makale ABD ve İsrail’in Gazze’de sınırı tam olarak çizilmemiş siyasi hedeflerine odaklanıyor. Sınırı çizilmeyen askeri harekatların doğası gereği çok kanlı olduğunu hatırlatan makale, İsrail’i Gazze’de net hedefler koymamakla eleştiren Biden yönetiminin de net bir siyasi hedefinin olmadığını belirtiyor. Makaleye göre bu belirsizlik Biden yönetimini “yakında İsrail’in operasyonunu durdurmak ya da devamına izin vermek ve belki de Washington’u, bölgesel bir çatışmaya sürüklemek arasında tercih yapmak zorunda bırakabilir.”

***

Gazze’den Çıkmak mı?

Hem İsrail hem de ABD savaşla ilgili kendinden emin açıklamalar yaptı, ancak her ikisinin de aklında siyasi bir hedef yok gibi görünüyor.

MICHAEL YOUNG

Gazze’deki dört günlük çatışmaların durdurulması süresi, uzatılabileceğine dair işaretlerle birlikte sona ermek üzere. Ancak bu gerçekleşse bile sonra ne olacak? İsrail ve Amerika’nın pozisyonları kendinden emin niyet beyanları ile dolu ancak her iki tarafın da aklında Gazze’deki katliamı sona erdirecek bir siyasi hedef yok gibi görünüyor.

Amerikalılar başından beri İsraillilerin Gazze’deki askeri operasyonlarının nereye varacağı konusunda net olup olmadıkları konusunda endişelendikleri için bu biraz şaşırtıcı. Hamas’ın 7 Ekim saldırılarından kısa bir süre sonra İsrail’e yaptığı ziyarette Başkan Joe Biden İsraillilere kararlarının “bilinçli olmayı gerektirdiğini” söyledi: “Çok zor sorular sormayı gerektiriyor. Hedefler konusunda net olmayı ve izlediğiniz yolun bu hedeflere ulaşıp ulaşmayacağı konusunda dürüst bir değerlendirme yapmayı gerektirir.” Bu sözler, İsrail’in bir çıkış stratejisi olmadığı takdirde kendisini bir bataklığın içinde bulabileceği, sivillere yönelik kitlesel katliamları nedeniyle giderek daha fazla suçlanabileceği ve bunun da bölgesel bir çatışmaya yol açabilecek dinamikleri harekete geçirebileceği yönünde bir uyarı olarak yorumlandı.

İsrail’in Gazze’yi işgali Amerika’nın endişelerini gidermedi ve bu endişeler birçok gazetede yer buldu. Örneğin İsrail’in Haaretz gazetesi 6 Kasım’da şu haberi verdi: “Biden yönetiminden üst düzey yetkililer İsrail’in Gazze’de bir ‘çıkış stratejisi’ olmamasından duydukları endişe ve hayal kırıklığını dile getirdiler. Dışişleri Bakanı Antony Blinken hafta sonu Başbakan Binyamin Netanyahu ve İsrail savaş kabinesi üyelerine konuyla ilgili sorular yöneltti ve şu ana kadar konunun neredeyse hiç gündeme gelmediği izlenimini edindi …”

Bu doğru olabilir, ancak kısa süre sonra ABD’nin kendisinin de net bir son aşaması olmadığını gördük. Biden 18 Kasım’da Washington Post’ta yönetim için ileriye dönük siyasi bir yol tanımlamaya çalışan bir makale yayınladı. Başkanın sadece başarısız fikirleri tekrarladığı izlenimi vardı. Biden’ın odaklandığı konu, çoğu insanın unutmuş göründüğü bir savaş olan Ukrayna’ydı, ancak Filistin sorununda başkan eski bir hikâyeye başvurdu. Ona göre “iki devletli çözüm-iki halkın eşit özgürlük, fırsat ve saygınlıkla yan yana yaşaması-barışa giden yolun varması gereken yerdir. Bu çözüme ulaşmak için İsrailliler ve Filistinlilerin yanı sıra ABD, müttefiklerimiz ve ortaklarımız da taahhütte bulunmalıdır. Bu çalışma şimdi başlamalıdır.”

Burada yeni bir şey yok; ancak Biden, bugün İsrail’deki meşum hava göz önüne alındığında, bir dizi politikacının Filistin nüfusunu diğer Arap ülkelerine transfer etme projelerini açıkça pazarladığı bir ortamda, iki devletli çözüme yönelik herhangi bir ivmenin nasıl olabileceğini açıklayamadı. Aslında Biden şunları yazarken Hamas’ın yenilgiye uğratılması gerektiği sloganını tekrarladı: “Filistinlilerin Gazze’den zorla göç ettirilmemesi, yeniden işgal edilmemesi, kuşatma ya da ablukaya alınmaması ve toprak kaybına uğratılmaması gerekir. Ve bu savaş sona erdikten sonra, Filistin halkının sesi ve istekleri Gazze’de kriz sonrası yönetimin merkezinde yer almalıdır.”

İsrailliler Biden’ın makalesinden sadece bir maddeyi, yani “Hamas’tan arınmış bir geleceği” alacaklar. Netanyahu ve aşırı sağcı müttefikleri (ve belki de diğer önde gelen İsrailli siyasetçilerin çoğu) iki devletli çözümle büyük ölçüde ilgilenmiyor gibi görünüyor. Daha önce bunu yapmamış olan Amerikalıların, İsrail’in Haziran 1967’de işgal ettiği topraklardan çekilmesi, Filistinli mülteciler sorununa BM Genel Kurulu’nun 194 sayılı kararı uyarınca adil bir çözüm bulunması ve Batı Şeria ve Gazze’de başkenti Doğu Kudüs olan egemen bağımsız bir Filistin devletinin kabul edilmesi karşılığında tüm Arap devletlerinin İsrail’e barış anlaşmaları imzalamasını öngören “2002 Arap Barış Girişimi’ne bağlılık” için Arap ve İslam devletleri tarafından yakın zamanda yeniden canlandırılan fikri kullanması pek olası değil. Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye kısa bir süre önce “Kudüs’ün Filistin’in başkenti olduğu iki devletli bir çözüm için siyasi müzakerelere hazırız” demiş olsa da Biden yönetimi Hamas’ın niyetini asla test etmeyecek.

Başka bir deyişle, ABD Başkanı ne yapmak istediğine dair bir fikre sahip olsa da bunu nasıl başaracağına dair somut bir yol haritası yok. Hamas’ı ezme odaklanırken İsrail’in çatışmayı yorumlaşıyışa dönkü ki bu tam olarak Biden’ın Ekim ayında İsrail’e yaptığı ziyarette, İsrail’in net hedefler koymamasından korktuğu yorumdu. Biden, artık kimsenin Amerikalılara taahhütleri konusunda güvenmediğini de dikkate almadı. Eğer Biden bir yıl içinde seçimleri kaybederse, bugün söylediği her şey Cumhuriyetçi rakibi tarafından, özellikle de bu Donald Trump ise, hızla tersine çevrilecektir.

Benzer şekilde, Gazze ile ne yapılacağını kimse tam olarak bilmiyor. Tüm seçenekler sorun teşkil ediyor. Bırakın Mısırlıları ya da Birleşmiş Milletleri, Filistin Yönetimi bile bölgeyi yönetmeye hevesli değil. İsrailliler orada asker bulundurmak isteyebilir ama Amerikalılar için hangi zaman diliminin kabul edilebilir olacağı belli değil. Biden yönetimi ve İsrail hükümeti Hamas’ın ortadan kaldırılması gerektiği konusunda hemfikir olsalar bile, bunu rayından çıkarabilecek sorunları hesaba katmıyor gibi görünüyorlar.

Bunlardan ilki, Gazze savaşı ne kadar uzun sürerse, başta Lübnan olmak üzere çatışmanın diğer bölgelere yayılma olasılığının da o kadar artacağıdır. Amerikalılar böyle bir şeyi istemediklerini açıkça belirttiler ve bunu söylemek için bölgeye elçiler gönderdiler. Peki bu durum Biden’ın Hamas’ın ortadan kaldırılması gerektiği yönündeki açıklamalarıyla nasıl örtüşüyor? Bu sonucun İran için bir gerileme teşkil edeceği, dolayısıyla İranlılar ve müttefiklerinin bunun gerçekleşmesini engellemek için çatışmayı tırmandırabileceği artık çok açık. Bu nedenle Biden yakında İsrail’in askeri operasyonunu durdurmak ya da devam etmesine izin vermek ve belki de Washington’u, kaçınmak istediği bölgesel bir çatışmaya itmek arasında bir seçim yapmak zorunda kalabilir.

İkinci bir olası sorun ise İsrail’in harekatının maliyeti. Bazı tahminlere göre çatışmanın sekiz ila on iki ay sürmesi halinde bu rakam 50 milyar doları bulacak. İsrail Maliye Bakanlığı savaşın günlük maliyetinin 270 milyon dolar olduğunu tahmin ediyor ki bu da şimdiye kadar ülkeye 12-13 milyar dolara mal olmuş olabileceği anlamına geliyor. ABD bu meblağın bir kısmını karşılayabilir, ancak ABD Kongresi’nde dış savaşlara para harcanmasına karşı olan hava göz önüne alındığında, bunun üzerinde fazla durmamak daha güvenli olacaktır. İsrail Maliye Bakanlığı’nın ilk tahminlerine göre 2023 yılı için yüzde 3,4 olarak öngörülen ekonomi büyüme yüzde 2’ye düşebilir. Bu durum kısa vadede karar almada önemli bir husus olmasa da İsrail’in net bir çözüm noktası olmayan uzun süreli bir Gazze operasyonunu göze alıp alamayacağı sorusunu gündeme getiriyor.

Üçüncü bir sorun da İsrail’in Gazze’yi işgalinin insani maliyeti. Biden yönetimi İsrail hükümetine zaman kazandırdı, ancak bu süre, en azından mevcut ateşkes ışığında, sınırlarına ulaşıyor. İsrail’in 1 milyondan fazla Filistinlinin sığındığı güney Gazze’ye saldırmaya odaklanmasıyla birlikte her şeyin yeniden başlaması, halkın öfkesinin artmasına neden olacak ve bu da Beyaz Saray üzerindeki kamuoyu baskısının artması anlamına gelecek. Zaten yönetimin ikiyüzlülüğü, başkan ve dışişleri bakanının Filistinli çocuklara şefkat gösterdiği açıklamalarını takip eden Hamas’ın yenilgiye uğratılması için savaşın devam etmesi gerektiği yönündeki ifadeler birçok insanı öfkelendirdi.

Gazze’de tahammül edilebilir sınırı çoktan aşmış durumdayız. Hamas’ın kontrolü altındaki İsraillileri İsrail’in elindeki Filistinli esirlerle takas etme sürecini uzatması İsrail’in kara harekatının ivmesini daha da yavaşlatacak. Ancak Amerikalılar Gazze’deki savaştan çıkış için gerçekçi bir siyasi yol tanımlamadıkça, İsrail neyin kesin zafer olduğunu belirlemeye çalışırken işler sürüncemede kalabilir. Siyasi bir amacı olmayan şiddet genellikle çok kanlı olurken, Amerikalılar bir şeyin farkında: İran’la yürüttükleri üstü kapalı “caydırıcılık diyaloğu” çok daha büyük bir yangını önledi. Biden, bu diyaloğu baltalamak anlamına gelecekse daha fazla İsrail vahşetine yeşil ışık yakmaya istekli olur mu?

Ortadoğu

ABD ve İsrail, ara seçimlerin ardından İran’ı vurmayı planlıyor

Yayınlanma

New York Times gazetesinin haberine göre ABD ve İsrail savunma bakanlıkları, İran’daki nükleer tesisleri, enerji altyapısını ve cephanelikleri hedef alan yeni bir askeri harekat planı hazırladı. Kongre ara seçimlerinin ardından başlatılması gündemde olan operasyon için ABD üç uçak gemisi dahil geniş bir askeri gücü bölgeye sevk ediyor.

ABD ve İsrail savunma bakanlıkları, İran’a yönelik yeni bir saldırı planı hazırladı. Planlanan harekatın ABD’de 3 Kasım’da yapılacak Kongre ara seçimlerinin ardından başlaması gündemde yer alıyor.

The New York Times gazetesinin kaynaklara dayandırdığı habere göre, hazırlıkları yapılan plan kısa süreli ancak yoğun bir operasyonu öngörüyor.

Askeri birimlerin tatbikatlarını artırdığı bu süreçte, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth olası saldırı senaryolarını İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ele aldı.

Hedef listesinde İran’ın nükleer tesisleri, enerji altyapısı ile füze ve insansız hava aracı cephanelikleri var.

Gazeteye konuşan bazı yetkililer, yeni saldırı dalgasının İran ekonomisine ağır zarar verebileceğini ve Tahran yönetimini taviz vermeye zorlayabileceğini öne sürüyor.

Buna karşılık bazı kaynaklar, çatışmaların yeniden başlamasının şubat ile nisan ayları arasındaki önceki harekattan daha başarılı olacağından şüphe duyuyor.

Söz konusu önceki harekat, enerji fiyatlarının yükselmesine ve ABD’nin önleme füzeleri stoklarının tükenmesine yol açmıştı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın bu operasyonu onaylayıp onaylamayacağı henüz netlik kazanmadı.

Planların seyrinde İsrail’deki iç siyasi durumun da etkili olabileceği değerlendiriliyor; zira ülkede genel seçimler 27 Ekim’de yapılacak.

Gazeteye görüş veren bazı uzmanlar, Netanyahu’nun savaş tehdidini ulusal birlik hükümeti kurmak amacıyla kullanabileceğini savunurken, diğerleri muhalefetin başbakana yönelik güvensizliğine dikkat çekiyor.

Washington bölgesel yayılmadan çekiniyor

Washington yönetimi, çatışmaların bölge geneline yayılma ihtimalinden de endişe duyuyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, İran destekli Husilerin saldırıları nedeniyle Çarşamba günü Suudi Arabistan’daki zorunlu olmayan kamu personelinin ve ailelerinin ülkeden ayrılması talimatını verdi.

Üç uçak gemisi, savaş uçakları ve özel kuvvet birliklerini kapsayan ABD askeri gücünün kasım ayı başına kadar bölgeye tamamen konuşlandırılması planlanıyor.

Masadaki hedefler arasında “Pickaxe” adlı yer altı nükleer tesisi de yer alıyor. Trump bu tesise karşı “tüm bombaların anası” olarak bilinen yüksek tahrip gücüne sahip GBU-43/B bombasının kullanılabileceğini dile getirdi; ancak uzmanlar bu mühimmatın yerin derinliklerindeki kompleksi imha edebileceğinden şüphe ediyor.

Tahran yönetimi ise gerilimin olası tırmanışına karşı kendi hazırlıklarını yürütüyor ve hedef listesini genişletme tehdidinde bulunuyor. İran’ın olası karşı saldırılarında gemiler ve enerji altyapısının yanı sıra veri merkezleri ile deniz altı internet kablolarının da hedef alınabileceği belirtiliyor.

İranlı müzakerecinin danışmanı Mehdi Muhammedi, ABD’nin yeni harekatı 72 saat içinde bitirme hesabını “hayal” olarak nitelendirdi. Muhammedi, Tahran’ın vereceği yanıtın daha şiddetli ve beklenmedik olacağını kaydetti.

Financial Times ise daha önce İsrail’in 10 Ekim için planladığı İran operasyonunun, ABD Başkanı’nın Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı çatışmalara dönmek istememesi nedeniyle iptal edildiğini aktarmıştı.

Habere göre ordu, Netanyahu’nun talimatıyla nükleer tesislere, İran yönetimine, elektrik santrallerine ve sivil altyapıya yönelik çok günlük bir saldırı hazırlamıştı. Bu harekatın şubatta başlayan operasyondan daha yoğun olması tasarlanmıştı.

Washington yönetimi Tahran’dan Hürmüz Boğazı ve nükleer program konularında bir anlaşma koparmayı hedefliyor.

Financial Times‘a konuşan bir kaynak, “Ya bir anlaşma olacak ya da bir saldırı” diyerek önümüzdeki haftalarda operasyonun başlayabileceğini ifade etti.

Aynı gazeteye konuşan bir başka yetkili, İsrail’in hazırlıklarının müzakerelerde İran üzerinde baskı kurma amacı taşıyabileceğini dile getirdi.

Axios da Pentagon’un saldırıların yeniden başlatılması için hazırlık emri verdiğini, ancak belgede belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın nihai kararı henüz vermediğini bildirmişti.

ABD ve İsrail, İran’a karşı operasyonu 28 Şubat’ta başlatmıştı. İran bu hamleye bölgedeki ABD ve İsrail tesislerine saldırarak ve Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini kısıtlayarak karşılık vermişti.

Taraflar haziran ayında ateşkesi ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın kaldırılmasına yönelik müzakereleri öngören bir mutabakat zaptı imzalamış, ancak ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar devam etmişti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail’in İran bombardımanı Trump’ın Kongre seçimi hesabına takıldı

Yayınlanma

Financial Times gazetesinin haberine göre İsrail ordusunun 10 Ekim için hazırladığı çok günlük İran bombardımanı, ABD Başkanı Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde çatışmayı büyütmek istememesi nedeniyle rafa kalktı. Güncellenen hedef listesinde nükleer tesislerin yanı sıra elektrik santralleri gibi sivil yapılar da yer aldı.

İsrail ordusunun 10 Ekim için planladığı kapsamlı İran operasyonu, ABD Başkanı Donald Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı savaştan kaçınma kararı nedeniyle gerçekleşmedi.

Financial Times gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı habere göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun talimatıyla günlerce sürecek bir bombardıman hazırlığı yapılmıştı.

Hedef listesinde nükleer tesisler ve İran liderliğine ait noktaların yanı sıra elektrik santralleri ile diğer sivil altyapı tesisleri de yer aldı.

Planlanan saldırıların yoğunluk bakımından ABD ve İsrail’in şubat ayında başlattığı ortak harekatı geride bırakması öngörülüyordu.

Beyaz Saray Sözcü Vekili Anna Kelly, gazeteye yaptığı açıklamada, “Birleşik Devletler ara seçimlerden önceki herhangi bir tarihte İran’a saldırmayacak” ifadesini kullandı.

Kelly, Tahran yönetiminin hem ekonomik hem de askeri açıdan zor durumda olduğunu, İran limanlarına uygulanan abluka ile ABD’nin Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkiyatını güvenceye alma çabalarının sonuç verdiğini savundu.

Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, saldırıların önümüzdeki haftalarda yeniden başlama ihtimaline değinerek “Ya bir anlaşma olacak ya da saldırı” değerlendirmesinde bulundu.

Aynı kaynak, Washington’ın Hürmüz Boğazı ve nükleer program başlıklarında çatışmayı tamamen bitirecek bir uzlaşma hedeflediğini aktardı; iptal edilen operasyona ABD’nin doğrudan katılıp katılmayacağı ise netleşmedi.

Bir diğer kaynak ise operasyon hazırlığının müzakerelerde Tahran üzerinde baskı kurma aracı olarak kullanılmış olabileceğini, yeni bir askeri adımda nihai kararın ABD Başkanına ait olduğunu ifade etti.

Hegseth İsrail’de güncellenen hedef listesini görüştü

İsrailli bir yetkili, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in 19 Ekim’de İsrail’i ziyaret ederek Netanyahu ve üst düzey temsilcilerle bir araya geldiğini aktardı.

Bir başka kaynak, İsrail tarafının yeni istihbarat verileriyle hazırladığı ve bu yıl daha önce vurulmamış sivil altyapı unsurlarını da içeren güncel hedef listesini Amerikalı muhataplarına sunduğunu belirtti.

Söz konusu temaslara ilişkin soruları Pentagon yanıtlamadı; Netanyahu’nun ofisi ve İsrail ordusu da açıklama yapmaktan kaçındı.

Operasyonun ertelenmesine rağmen Trump ve Netanyahu kamuoyu önünde İran’a yönelik askeri uyarılarda bulunmayı sürdürdü.

Netanyahu 19 Ekim’de yayımlanan videoda Trump’a hitaben “Donald, bu işi bitirmemiz gerektiğini söyledin ve bunu birlikte bitireceğiz” dedi; Trump ise hoparlör üzerinden “Sen büyük bir savaşçısın ve bunu çok yakında kanıtlayacağız” karşılığını verdi.

Liderlerin bu temasları iki ülkedeki kritik seçim süreçleriyle kesişiyor.

İsrail’de parlamento seçimleri ABD’deki oylamadan bir hafta önce, 27 Ekim’de düzenlenecek.

Ülkedeki kamuoyu yoklamalarının büyük kısmı muhalefet bloğunu Netanyahu koalisyonunun az farkla önünde gösterse de tarafların net bir çoğunluğu bulunmuyor.

ABD merkezli yayın organı Axios da Pentagon’un İran’a dönük saldırı hazırlıklarını tamamlama talimatı verdiğini, ancak direktifte belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın kesin kararını vermediğini aktarmıştı.

15 Ekim’de CNN kanalı, “tüm bombaların anası” olarak bilinen GBU-43/B tipi mühimmatın İran nükleer tesislerine karşı kullanım planını haberleştirdi; yayına konuşan Amerikalı yetkililer bombanın derindeki sığınakları imha kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Tahran yönetimi diplomatik çözüme açık olduğunu duyururken olası bir operasyona sert karşılık verileceğini bildirdi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, rakiplerinin askeri çatışmayı seçmesi halinde yanıtın “öncekinden çok daha sert” olacağını vurguladı.

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı operasyona karşılık İran bölgedeki hedefleri vurmuş, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini sınırlandırmıştı.

Taraflar haziran ayında ateşkesi ve boğazdaki ablukanın kaldırılmasına dönük müzakereleri içeren bir mutabakata varsa da ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar kesilmedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Trump desteği yetmedi: Netanyahu muhalefet lideri Eisenkot’un gerisinde

Yayınlanma

İsrail’de 27 Ekim seçimleri öncesinde yayımlanan anketler, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefetin Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde olduğunu gösteriyor. Ancak iki blok da 120 sandalyeli Knesset’te hükümet kurmak için şart olan 61 vekile ulaşamıyor.

İsrail’de 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler yaklaşırken eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet cephesi, kamuoyu yoklamalarında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde yer almayı sürdürüyor.

İsrail basınında 19 ve 20 Ekim tarihlerinde yayımlanan anket verileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açık desteğine rağmen iktidar koalisyonunun muhalefeti yakalayamadığını ortaya koyuyor.

Ancak mevcut oy dağılımı, iki kanadın da tek başına hükümet kurma çoğunluğuna erişemediğini belgeliyor.

Hiçbir blok hükümet kurmak için gereken 61 sandalyeye ulaşamıyor

Kanal 13 tarafından yapılan ankete göre sandık bugün kurulsa Eisenkot’un bloku 51, Netanyahu koalisyonu ise 50 sandalye kazanıyor.

Kanal 12 araştırması ise farkın biraz daha açıldığına işaret ediyor; bu yoklamada Eisenkot ittifakı 55, iktidar bloku 51 milletvekiline ulaşıyor. Toplam 120 sandalyeli İsrail parlamentosu Knesset’te hükümet kurabilmek için asgari 61 sandalye gerekiyor.

Siyasi aritmetiği kilitleyen temel etkenlerden biri, her iki kanadın da İsrail vatandaşı Filistinlilerin partileriyle koalisyon kurmayı reddetmesi oluyor. Bu yaklaşım, seçim sonrasında meclis çoğunluğunun sağlanmasının önündeki en somut engel olarak duruyor.

Kanal 12 verilerine göre genel seçmen katılımının yüzde 72 seviyesinde kalması bekleniyor. Sandığa gitme eğilimi muhalefet seçmeninde yüzde 81’e kadar tırmanırken Netanyahu destekçilerinde bu oran yüzde 74 olarak ölçülüyor.

Aynı yoklama, başbakanlık tercihlerinde Eisenkot’un Netanyahu karşısındaki puan farkını iki puan daha açtığını kayda geçiriyor.

Gantz’ın çekilmesiyle Yashar Partisi yükselişe geçti

Walla sitesinde yer alan anket ise Benny Gantz’ın Mavi Beyaz partisini yarıştan çekme kararının ardından dengelerin değiştiğini gösteriyor. Bu kararla birlikte Eisenkot’un Yashar Partisi sandalye sayısını 23’e çıkarırken Netanyahu’nun Likud Partisi bir kayıpla 19 sandalyeye indi.

Eisenkot’un partisi ve çatısı altında yer aldığı “Siyonist Muhalefet” bloku birkaç aydır yoklamaların zirvesinde kalmayı sürdürüyor.

Trump, daha önceki destek mesajında Netanyahu’yu “harika bir savaşçı başbakan ve barış için daha da büyük bir ortak” sözleriyle övmüştü. Kamuoyu yoklamaları, bu diplomatik ve siyasi desteğin İsrail seçmeninin tercihini iktidar lehine çevirmeye yetmediğini belgeliyor.

Genç seçmenler arasında Ben Gvir’in desteği yükseliyor

Netanyahu’nun ittifakı toplam güç bazında geride kalsa da koalisyon ortağı aşırı sağcı aktörlerin tabanlarını genişlettiği görülüyor. Özellikle genç seçmenler arasında İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in Yahudi Gücü Partisine ilginin arttığı ölçülüyor.

Kudüs’teki İbrani Üniversitesine bağlı Agam Labs tarafından yürütülen araştırmada konuşan 18 yaşındaki bir öğrenci tercihindeki değişimi, “Eskiden biraz deli olduğunu düşünüyordum ama sonra söylediklerine gerçekten baktım ve hepsi anlamlı geldi” sözleriyle aktardı.

Bir diğer İsrail vatandaşı ise Ben Gvir’in Batı Şeria’daki yerleşimcileri silahlandırma hamlesinin kendisine “nefes aldırdığını” ifade etti.

Ben Gvir, yerleşimcilerin Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınlarına öncülük etmesi ve 7 Ekim 2023’ten bu yana on binlerce yerleşimciye askeri nitelikli tüfek dağıtmasıyla biliniyor.

Filistinlilere yönelik şiddeti tırmandırmakla eleştirilen Ben Gvir; Gazze’nin aç bırakılması, Lübnan’daki askeri harekatın sürmesi ve Beyrut’un bombalanması çağrıları yapıyor. Aşırı sağcı bakanın bu askeri yaklaşımları İsrail’deki birçok muhalefet partisinde de siyasi taban buluyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English