Bizi Takip Edin

Amerika

ABD’de ‘ulusal boşanma’ tartışması: Bölünme senaryoları gerçekçi mi?

Yayınlanma

5 Mart günü New York Times’ta David French imzasıyla bir görüş yazısı yayınlandı. Yazının başlığı “‘Ulusal Boşanma’ Tehditlerini Ciddiye Alın” idi.

Neydi bu ‘ulusal boşanma’? ABD’deki konfederasyoncu-birlikçi fay hatları 4 yıllık İç Savaş’a kadar gitse de, son tartışmanın fitilini Trump destekçiliği ile bilinen, Georgia’dan Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Üyesi Marjorie Taylor Greene ateşledi.

Attığı bir tweet ile görüşlerini açıklayan Greene’e göre, ‘sol’ ve ‘sağ’ bir ulusal boşanmayı düşünmeliydi; bu boşanma, iç savaş aracılığıyla değil, yasal bir anlaşma ile gerçekleşmeliydi. Eyaletler, birliği yasal olarak korurken, ideolojik ve politik anlaşmazlıkları ayırmanın bir yolunu bulmalıydılar.

‘Sol’ ile ‘sağ’ın uzlaştırılamaz farklılıklara sahip olduğunu söyleyen temsilci, ‘sağ’ adına konuştuğunu ve ‘sol’un dine/inanca, geleneksel değerlere, iktisadi ve yönetimsel siyasi inançlara saygı duymayarak, kendilerine ve çocuklarına yollarını zorla empoze etmeye çalıştığını ve bundan ‘bıktıklarını ve iğrendiklerini’ söyledi.

‘Çözüm eyaletleri kuvvetlendirmek’

Greene’e göre, 34 trilyon dolarlık federal borç ve neredeyse iflasını ilan edecek federal hükümet ortadayken, çözüm federal hükümeti küçültüp eyaletlerin yetkilerini artırmak.

Cumhuriyetçi temsilci, bu vesileyle ABD’nin borç sorununun çözüleceğini düşünüyor.

Eyaletlerin eğitim, ticaret ve iletişim gibi alanlardaki kontrolü artırarak federal yönetimin küçültüleceğini söyleyen Greene, eğitimin neye benzeyeceği konusunda da tahminlerini aktardı.

Buna göre, Cumhuriyetçilerin egemen olduğu ‘kırmızı eyaletler’de, daha geleneksel kamusal eğitim verilerecek ve bu eğitim müfredatında ‘tüm toplumsal cinsiyet yalanları ve kafa karıştırıcı teoriler, Drag Queen öykü saatleri, LGBTQ’yu endoktrine eden öğretmenler ve Çin’in eğitimimiz üzerindeki para ve etkisi’ yasaklanacak.

Greene’e göre, Demokratların egemenliğindeki ‘mavi eyaletler’de ise hükümet kontrolünde ‘cinsiyet değişim’ okulları kurulabilir.

Kırmızı eyaletlerdeki okullarda dua etmek geri dönüp milli marşta ayağa kalkmak tekrar zorunlu kılınacak. Mavi eyaletler ise milli marşı kaldırıp yerine ‘trans bayrağı’ ve Black Lives Matter gibi ‘kimlik ideolojilerine’ yönelik bağlılık içeren marşlar getirebilecek.

Örneğin kırmızı eyaletler, ‘yeşil dönüşüm’ kriterlerine uymak zorunda kalmayacak ve petrol, doğalgaz, temiz kömür ve nükleer enerji kullanacak. Bu eyaletler, Çevresel Sosyal Yönetişim kapsamında işletmelere şirketlere getirilen tüm düzenlemeleri çöpe atacak.

Göç ve sınır korumadan seçim sistemi ve polis teşkilatına kadar bir dizi öneriyi alaycı bir dille sunan Greene’e tepki de yağdı, destek de.

Trump’çı bir fantezi mi?

Greene’in çıkışından sonra konu üzerine bir anket yapan Rasmussen’in verileri, meselenin basit bir ‘Trump’çı hezeyan’ olmadığını ortaya koyuyor.

‘Ulusal boşanma’ya güçlü bir biçimde karşı çıkanların oranı hâlâ bir hayli yüksek. Ankete katılan ABD’lilerin yüzde 43’ü, ‘güçlü bir biçimde’ bu fikre katılmadığını belirtiyor. Yüzde 14 ise ‘kısmen’ katılmayanlardan. 

‘Güçlü bir biçimde’ katılanların oranı ise yüzde 14. ‘Kısmen’ katılanlar yüzde 20 civarında. Yani ABD’nin bölünmesini kısmen ya da güçlü bir biçimde destekleyenlerin oranı yüzde 34’e ulaşmış durumda.

Elbette bu oranın partilere göre dağılımı farklılık gösteriyor. Örneğin Cumhuriyetçi seçmenin yüzde 45’i kısmen ya da güçlü bir şekilde ulusal boşanmayı destekliyor. Demokratlarda bu oran yüzde 26, ‘güçlü bir biçimde’ katılmayanlar ise yüzde 56’yı buluyor.

Ama 2021 yılında başka bir araştırma daha yapılmıştı, ki bu, tartışmanın bugün başlamadığını da gösteriyor. Virginia Üniversitesi Politika Merkezi tarafında 1001 Biden, 1001 Trump destekçisi arasında yapılan ankette, kırmızı ve mavi eyaletlerin ayrılmasına yönelik destek Biden taraftarları arasında yüzde 41, Trump taraftarları arasında yüzde 52 çıkmıştı.

Eyaletler arası iktisadi uçurum

Federal hükümetten en çok mali kaynak alan eyaletlerin mavi değil, kırmızılar olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyor. Dolayısıyla bu durumda federal hükümete şeklen bağlı ama ayrı bir kırmızı ülke kurma fikri mali olarak desteklenebilir görünmüyor.

Oysa mavi eyaletlerin kırmızı eyaletlerin yükünü sırtında taşıdığına ilişkin anlatılar da on yıllardır sürüyor. Örneğin Massachusetts ve Connecticut gibi zengin ve Demokrat eyaletlerin Washington’a ödediği vergi ile Washington’dan aldığı kaynak oranı, Kentucky ve Mississipi gibi daha yoksul ve Cumhuriyetçi eyaletlerdeki aynı oranın çok üzerinde.

Biden’a oy veren bölgelerin GSYİH’deki oranı ile Trump’a oy veren bölgelerin GSYİH’deki oranı arasında üç katın üzerinde bir fark bulunuyor.

Dolayısıyla, Cumhuriyetçilerin ‘iktisadi olarak zor duruma düşsek de duyarcılık (woke) kültürüne karşı kendimizi koruruz’ tezine ihtiyatla yaklaşmak gerekiyor. Bu türden bir ayrılığa varacak federalizmin ABD Anayasası tarafından yasaklanmış olması ve bariz bir iç savaş imasını da bir kenara bırakarak konuşursak, ayrılıkçılığın ancak Demokratların ağırlık koyması durumunda gerçek olabileceğini teslim etmek gerek.

‘Calexit’ çağrıları da mı Trump’çılarındı?

Nitekim Donald Trump’ın başkan seçilmesinin ardından, yüzde 61’lik bir yüzde ile Hillary Clinton’a oy veren California eyaletinde ‘Calexit’ (California’nın ABD’den ayrılması, Brexit’e gönderme) çağrıları yapılmıştı. Bu ayrılığa dayanak olarak ise yalnızca California’nın GSYİH’sinin 2021 yılında 3,51 trilyon dolar olması gösteriliyordu. Karşılaştırma için, Fransa’nın aynı yılki GSYİH’sinin 2,94 trilyon dolar olduğunu hatırlatalım.

Dünya Bankası verileri ile bir tablo oluştursaydık, California Almanya ve Birleşik Krallık’ın arkasından dünyanın en büyük 5. ekonomisi oluyor.

Dahası, Calexit çağrısı yapanların argümanlarından biri de, Barack Obama döneminde müzakere edilen Asya merkezli Trans-Pasifik Ortaklığının (TPP) reddiydi. Calexit’çilere göre TPP, eyaletin ‘değerleri’ ile örtüşmemekteydi.

Yine Calexit’çilere göre, California diğer eyaletleri fonluyor ve bazı yıllar yüz milyarlarca dolar kaybediyordu. Calexit sayesinde California, federal hükümetin yüzde 46’sını elinde bulundurduğu doğal kaynaklarına da yeniden sahip çıkacaktı.

Daha fazla federalizm çağrıları ve yol ayrımı

ABD’de federal yönetimin yetkilerini azaltıp eyaletlerin daha fazla ‘özerk’ yönetime sahip olmasını isteyen bir damar olduğu da bunun en çok Cumhuriyetçiler içerisinde yankı bulduğu da sır değil.

Bunlar federal hükümetin büyüdüğünü, hantallaştığını, bürokratikleştiğini düşünüyor; daha fazla serbest piyasa, daha az vergi, daha küçük federal yönetim ve daha özerk eyaletler istiyorlar.

Trump’çı bir temsilcinin ‘anti-woke’ söylemlerle bezeli önerileri, meselenin arkasındaki iktisadi özü gizlememeli. Burada, kapitalist dünyadaki yeni (yeşil?) dönüşüme öncülük eden sermaye grupları ile daha ‘geleneksel’ ve ‘yeni’ye ayak uyduramayan, belki de uydurmak istemeyen sektörler arasındaki bir gerilim bulunuyor. 

Büyük yatırımlar gerektiren yeni teknolojilere ayak uydurmak için de büyük kaynaklar gerekiyor. Bu süreci gerek havuç gerek sopa ile yönetebilmek için ‘devlet’ gerekiyor. Devlet, aynı zamanda yeni sınıf konfigürasyonunu da belirleyecek bir hamle yapması için davet ediliyor.

‘Ultra liberal’ ve liberteryen anlayışlar, ‘kapitalizmin bu olmadığı’ gerekçesiyle ‘devlet’i namlunun ucuna koyuyorlar. Ayrılmayı savunmayanlar bile daha fazla federalizm istiyorlar. Devlet müdahale etmeyince, mülk sahibinin mülkünü istediği gibi değerlendirme hakkının daha rahat kullanılacağını vaaz ediyorlar.

Elbette, Amerikan yorumcular Greene’in önerisini gerçekçilik testine de tabi tutuyorlar. ABD’nin bir tarafta kırmızılar, öbür tarafta maviler şeklinde karpuz gibi ortadan ikiye yarılamayacağı, fazlasıyla gri bölgelerin bulunduğu açık.

Bununla birlikte, iki parti ve bölgeleri arasında Çin Seddinin olmadığı gerçeği, bir başka meseleye daha işaret ediyor: Tıpkı İç Savaş sonrasındaki 1877 Uzlaşması ve Jim Crow yasalarında olduğu gibi, iki farklı iktisadi ve sosyal altyapıya sahip bölgenin mülk sahibi sınıfların egemenliğinin devamı temelinde birleştirilmesi gayet mümkündür. 

Biden’ın ABD’yi ‘yeniden endüstrileştirme’ planları ve buna verilen tepkileri de bu minvalde okumak gerekir. Bu da başka bir yazının konusu olsun.

Amerika

Brezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?

Avatar photo

Yayınlanma

Brezilya’da ikinci turda hangi aday listesinin geçerli oyların çoğunluğunu elde edeceği belirlenecek.

Micaela Ovelar, São Paulo

Brezilya’da cumhurbaşkanlığı seçimi, Liberal Parti (PL) Senatörü Flávio Bolsonaro ile İşçi Partisi (PT) mensubu Cumhurbaşkanı Luiz Inácio Lula da Silva arasında yapılacak ikinci turda karara bağlanacak. Tüm oy verme makinelerindeki oyların sayılmasıyla birlikte Bolsonaro, 4 Ekim’de yapılan ilk turu geçerli oyların yüzde 47,03’ünü alarak tamamladı ve yüzde 45,16 oy alan Lula’nın önüne geçti. Hiçbir aday seçimi ilk turda kazanmak için gereken çoğunluğu sağlayamadığından, iki aday 25 Ekim’de ikinci turda karşı karşıya gelecek.

Bolsonaro 56 milyon 104 bin 503 oy alırken Lula 53 milyon 879 bin 538 oyda kaldı. İki aday arasındaki fark 2 milyon 224 bin 965 oy, yani yaklaşık 1,87 yüzde puan oldu. Böylece Bolsonaro, ikinci tura ilk turun birincisi olarak giriyor.

Seçimlerde yasama organı üyeleri ve eyalet valilerinin büyük bölümü de belirlendi. Brezilya’nın en büyük seçmen kitlesine sahip eyaleti São Paulo’da Vali Tarcísio de Freitas (Republicanos), ilk turda yeniden seçilmeyi başardı. Ülke genelinde 20 eyalette valilik seçimleri ikinci tura kalmadan sonuçlandı.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçları

Önde gelen iki aday, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kullanılan geçerli oyların toplam yüzde 92,19’unu aldı. Diğer adaylar ise oyların yüzde 7,81’ini paylaştı.

Avante partisinden Augusto Cury, yaklaşık yüzde 2,89 oyla (3 milyon 448 bin 569) üçüncü sırada yer aldı. Onu yüzde 2,24 (2 milyon 675 bin 887) oyla Missão partisinden Renan Santos ve yüzde 2,18 (2 milyon 605 bin 148) oyla Sosyal Demokrat Parti’den (PSD) Ronaldo Caiado izledi. Novo partisinden Romeu Zema ise yüzde 0,27 (326 bin 488) oy aldı. Bu adayların hiçbiri ikinci tura kalamadı.

Cury ve Santos daha sonra ikinci tura kalan iki adaydan hiçbirini desteklemeyeceklerini açıkladı. Ancak bu açıklamalar, destekçilerinin 25 Ekim’de nasıl oy kullanacağını belirlemiyor. Elenen adaylara verilen oyların otomatik olarak Bolsonaro’ya veya Lula’ya aktarılacağı varsayılamaz.

Kesinleşen oy sayımı, seçim öncesindeki son anketlerden de farklı bir tablo ortaya koydu. Söz konusu anketlerde Lula yüzde 45, Bolsonaro ise yüzde 42 oyla gösteriliyordu. Seçim sonuçlarında ise Bolsonaro küçük bir farkla öne geçti.

Oyların coğrafi dağılımı, Lula’nın ülkenin kuzeydoğusunda önde olduğunu, Bolsonaro’nun ise güneydeki üç eyalette, Paraná, Santa Catarina ve Rio Grande do Sul’da üstünlük sağladığını gösterdi. Ülke genelinde Bolsonaro 14 eyalette ve Federal Bölge’de, Lula ise 12 eyalette ilk sırada yer aldı. Ancak bu sonuçlar, eyaletlerdeki zaferlere ayrı ayrı seçici kurul oyları kazandırmıyor; bütün oylar ülke çapındaki tek bir cumhurbaşkanlığı seçim sonucuna dahil ediliyor.

Seçim sistemi nasıl işliyor?

Brezilya’da cumhurbaşkanı ve cumhurbaşkanı yardımcısı, iki turlu seçim sistemiyle ortak bir aday listesi üzerinden seçiliyor. Bir aday listesinin ilk turda kazanabilmesi için geçerli oyların yarısından fazlasını alması gerekiyor. Boş ve geçersiz oylar bu hesaplamaya dahil edilmiyor. Hiçbir aday bu eşiği aşamazsa en fazla oy alan iki aday ikinci tura kalıyor.

4 Ekim’de yapılan seçimlerde cumhurbaşkanlığının yanı sıra eyalet valilikleri, Temsilciler Meclisi, Senato ve eyalet ya da Federal Bölge yasama organları için de oy kullanıldı. Temsilciler Meclisi’nin 513 sandalyesinin tamamı ve 81 sandalyeli Senato’nun 54 sandalyesi için seçim yapıldı. Senato üyelerinin üçte ikisinin yenilendiği seçimlerde, her eyalette ve Federal Bölge’de seçmenler iki farklı senatör adayı için oy kullandı.

Brezilya topraklarında oy verme işlemi Brasília saatiyle 17.00’de sona erdi. Bunun ardından seçim yetkilileri oy sayım sonuçlarını yayımladı. Portekizce kısaltması TSE olan Yüksek Seçim Mahkemesi, sonuçları resmî seçim sonuçları internet sitesi ve mobil uygulaması üzerinden kamuoyuyla paylaşıyor.

25 Ekim’de yapılacak ikinci turda cumhurbaşkanlığının yanı sıra ikinci tur gerektiren eyalet valiliği seçimleri de sonuçlanacak. Yasama organı seçimleri ise ilk turdaki oylarla belirleniyor ve ikinci tura taşınmıyor.

Seçime katılım ve sandığa gitmeyenler

Cumhurbaşkanlığı seçiminde yaklaşık 125,3 milyon kişi oy kullandı. Bu sayı, yüzde 78,92’lik bir katılım oranına karşılık geliyor. Yaklaşık 33,5 milyon kayıtlı seçmen sandığa gitmedi ve seçime katılmama oranı yüzde 21,08 olarak gerçekleşti.

Oy sayımında ayrıca yaklaşık 2,3 milyon boş oy ve 3,67 milyon geçersiz oy kaydedildi. Bu iki kategori birlikte kullanılan oyların yaklaşık yüzde 4,77’sini oluşturdu. Böylece cumhurbaşkanlığı seçiminde yaklaşık 119,3 milyon geçerli oy kullanılmış oldu. Bolsonaro’nun yüzde 47,03’lük ve Lula’nın yüzde 45,16’lık oy oranları, kullanılan bütün oylar ya da kayıtlı seçmenlerin tamamı üzerinden değil, bu geçerli oy toplamı üzerinden hesaplanıyor.

Sandığa gitmemek, boş veya geçersiz oy kullanmaktan farklıdır. Sandığa gitmeyen seçmen oy kullanmamıştır. Boş veya geçersiz oy veren seçmen ise seçime katılmış, ancak herhangi bir aday lehine geçerli bir tercih yapmamıştır. Bu iki gruptaki seçmenlerin de otomatik olarak kararsız seçmen şeklinde tanımlanmaması gerekir.

4 Ekim’de oy kullanmayan seçmenler, ikinci turda yeniden sandığa gitme fırsatına sahip olacak. Ancak ilk tur sonuçları, bu seçmenlerden kaçının ikinci turda oy kullanacağını veya hangi adayı tercih edeceğini ortaya koymuyor.

São Paulo ve eyaletlerdeki sonuçlar

São Paulo, seçime yaklaşık 34,1 milyon kayıtlı seçmenle girdi. Bu sayı, Brezilya’daki toplam seçmenlerin yaklaşık yüzde 21,5’ine karşılık geliyor. Ülkenin en büyük seçmen kitlesine sahip eyaleti olan São Paulo, Rio de Janeiro, Minas Gerais ve Espírito Santo ile birlikte Güneydoğu bölgesini oluşturuyor. Ulusal seçmen kitlesi içindeki ağırlığı, São Paulo’yu cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarının değerlendirilmesinde özellikle önemli hale getiriyor.

Eyaletteki valilik seçimi ilk turda sonuçlandı. Republicanos partisinden Tarcísio de Freitas, geçerli oyların yaklaşık yüzde 63’ünü (14 milyon 491 bin 874) alarak yeniden vali seçildi. De Freitas, İşçi Partisi’nin (PT) adayı Fernando Haddad’ı (8 milyon 423 bin 656 oy) geride bıraktı. İki aday arasındaki fark yaklaşık 26 yüzde puan oldu.

Brezilya genelinde 4 Ekim’de 20 eyalette valilik seçimi ilk turda sonuçlandı. Bu, 1994’ten bu yana yapılan seçimlerde ilk turda sonuçlanan en yüksek valilik seçimi sayısı oldu. Böylece 2022’de ilk turda sonuçlanan 15 valilik seçimi ve daha önce 2010’da kaydedilen 18 seçimlik rekor geride bırakıldı.

İlk turda kazanan diğer adaylar arasında Minas Gerais’te Cleitinho Azevedo, Paraná’da Sérgio Moro ve Rio Grande do Sul’da Luciano Zucco yer aldı. İşçi Partili mevcut valiler Jerônimo Rodrigues, Elmano de Freitas ve Rafael Fonteles de sırasıyla Bahia, Ceará ve Piauí eyaletlerinde yeniden seçilmeyi başardı.

Altı bölgede valilik seçiminin ikinci tura kaldığı kesinleşti: Acre, Amazonas, Espírito Santo, Rio Grande do Norte, Tocantins ve Federal Bölge.

Rio de Janeiro’daki durum

Rio de Janeiro’da Douglas Ruas yüzde 49,27, Eduardo Paes ise yüzde 42,76 oy aldı. Anthony Garotinho’nun, adaylığının reddedilmesine ilişkin itirazını geri çekmesi, geçerli oy hesabına hangi oyların dahil edileceğini değiştirebilir. Bu durum Ruas’ın oy oranını ilk turda kazanmak için gereken eşiğin üzerine çıkarabilir.

Rio de Janeiro’daki seçim henüz kesinleşmiş değil. Çünkü seçim makamlarının vereceği bir karar, toplam geçerli oy sayısını etkileyebilir. Seçim yetkililerinin resmî işlem yapması gerektiğinden, yarışın ilk turda sonuçlandığı henüz söylenemiyor.

Bununla birlikte, seçim yargısının, Bolsonaro’nun partisi PL’nin de adayı olan Douglas Ruas’ın ilk turda kazandığını ilan etmesi oldukça muhtemel görünüyor.

Yurt dışındaki Brezilyalı seçmenler

TSE verilerine göre, yurt dışında kayıtlı Brezilyalı seçmenler de cumhurbaşkanlığı seçimlerine katıldı. 186 şehirde yaklaşık 341 bin 800 kişi oy kullandı. Yurt dışında oy kullanma hakkına sahip seçmen sayısı ise yaklaşık 916 bin 500’dü.

Ülke genelindeki sonucun aksine, yurt dışındaki oy sayımında Lula öne çıktı. Lula 157 bin 387 oyla yurt dışında kullanılan geçerli oyların yüzde 47,57’sini alırken Bolsonaro yaklaşık 143 bin 900 oyla yüzde 43,49’da kaldı. Lula 64 ülkede, Bolsonaro ise 37 ülkede birinci sırada yer aldı.

Oyların dağılımı ülkeden ülkeye önemli farklılıklar gösterdi. Bolsonaro, ABD’de yüzde 61,10, Japonya’da ise yüzde 71,76 oy aldı. Lula ise Portekiz’de yüzde 52,45, Arjantin’de yüzde 64,44, Kanada’da yüzde 57,75 ve Almanya’da yüzde 71,93 oyla öne geçti.

Yurt dışında kullanılan oylar ayrı bir seçim olarak değerlendirilmek yerine, ülke genelindeki cumhurbaşkanlığı seçim sonucuna dahil ediliyor.

Brezilya, ilk turda Bolsonaro’nun önde tamamladığı seçimlerin ardından 25 Ekim’de yapılacak ikinci tura hazırlanıyor. Ancak cumhurbaşkanlığını kimin kazanacağı henüz belli değil. İkinci turda hangi aday listesinin geçerli oyların çoğunluğunu elde edeceği belirlenecek.

Okumaya Devam Et

Amerika

Trump İran füzesi üzerinden Los Angeles ve San Diego sözlerini yineledi

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın Los Angeles ve San Diego’yu hedef alabileceğine ilişkin ifadelerini Teksas’taki mitinginde yineleyerek böyle bir senaryoya izin vermeyeceklerini savundu. Eyalet yöneticileri Trump’ın görevden alınması için anayasal süreç çağrısı yaparken Beyaz Saray açıklamaların arkasında durdu.

ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın Los Angeles ve San Diego kentlerini hedef alabileceği yönündeki sözlerini Teksas’taki seçim mitinginde yineledi. Trump, böylesi bir senaryonun gerçekleşmesine izin vermeyeceklerini savundu.

San Antonio kentindeki mitingde konuşan Trump, “Travma mı görmek istiyorsunuz? Sorun mu görmek istiyorsunuz? Geçen gün de söyledim, bırakın gelirken San Diego’ya ya da Los Angeles’a bir füze atsınlar. Bir korku filmi mi görmek istiyorsunuz? Bırakın San Diego’yu vursunlar. Bırakın Los Angeles’ı vursunlar” dedi.

Trump sözlerini, “Kötü şeylerin yaşandığını mı görmek istiyorsunuz? Bir ülkenin serbest düşüşe geçtiğini mi görmek istiyorsunuz? Bunun olmasına izin vermeyeceğiz” diye sürdürdü.

Kaliforniyalı yöneticilerden sert tepki geldi

Trump, pazartesi günü Nebraska’daki seçim etkinliğinde İran’ın Los Angeles ve San Diego’yu “yok edebileceğini” öne sürmüş, bu açıklamalar Kaliforniya eyaletindeki yöneticilerin tepkisini çekmişti.

Demokrat Partili Kaliforniya Valisi Gavin Newsom, The Hill’e yaptığı açıklamada Trump’ın “akıl hastası” olduğunu ileri sürerek ABD Anayasası’nın 25. Ek Maddesi’nin işletilmesi çağrısında bulundu.

Los Angeles Belediye Başkanı Karen Bass sözleri “tehlikeli ve güvenliğimizi tehlikeye atabilecek nitelikte” diye nitelerken, San Diego Belediye Başkanı Todd Gloria kentin “ikincil hasar olmadığını” belirtti.

Beyaz Saray eleştirileri reddetti

Beyaz Saray yönetimi ise açıklamalara yönelik tepkilere karşı çıktı. Beyaz Saray İletişim Direktörü Steven Cheung, X hesabından yaptığı paylaşımda medyadaki tepkilerin gerçeği yansıtmadığını savundu.

Cheung, “Başkan Trump nükleer silaha sahip bir İran durdurulmasaydı ABD kentlerinin tehdit altında kalacağını açıkça ifade etti. Başkan sayesinde Amerika daha güvenli bir yer. İran’ın nükleer gücü, donanması, hava kuvvetleri ve parası yok” değerlendirmesinde bulundu.

Okumaya Devam Et

Amerika

Trump’ın sözleri California’yı ayağa kaldırdı: “Kentler feda edilemez”

Yayınlanma

Donald Trump’ın miting konuşmasında İran’ın Los Angeles ve San Diego kentlerini hedef alabileceğini ima etmesi, California Valisi Gavin Newsom’ın ABD Anayasası’nın 25. Maddesi’ni gündeme getirmesine yol açtı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın bir ara seçim mitinginde İran’ın Los Angeles ve San Diego kentlerini hedef almasına izin verebileceğini ima etmesi, California’daki Demokrat siyasetçilerin ve en az bir Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi adayının sert tepkisine yol açtı.

California Valisi Demokrat Gavin Newsom, The Hill gazetesine yaptığı açıklamada Trump’ın “akıl hastası” olduğunu savunarak ABD Anayasası’nın 25. Maddesi’nin işletilmesi çağrısında bulundu.

Newsom, yaptığı yazılı açıklamada “25. Madde’nin vakti geldi!” ifadesini kullandı.

Vali Newsom, salı günkü çağrısından önce pazartesi günü sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda da Trump’ı “dengesiz ve tehlikeli” olarak nitelemişti.

2028 başkanlık seçimlerinde Demokrat Parti’nin güçlü aday adayları arasında gösterilen Newsom’a Beyaz Saray Sözcüsü Davis Ingle tepki gösterdi. Ingle, “Gavin Newscum Amerika’nın en kötü ve muhtemelen en aptal valisidir” dedi.

California’daki yerel yöneticiler ve adaylar tepkili

Trump’ın sözlerine eyalet genelinde farklı kademelerden tepkiler geldi. Los Angeles Belediye Başkanı Demokrat Karen Bass, açıklamaların tehlikeli olduğunu ve kent sakinlerinin güvenliğini zedeleyebileceğini dile getirdi.

San Diego Belediye Başkanı Demokrat Todd Gloria ise yayımladığı mesajda Trump’a seslenerek “Kentimizi pervasız savaş söylemlerinizin dışında tutun” dedi.

San Diego bölgesinden Temsilciler Meclisi üyeliği için yarışan Cumhuriyetçi aday Jim Desmond da partisinin liderine açıkça karşı çıktı.

Desmond, sosyal medyada yaptığı paylaşımda, hiçbir Amerikan kentinin gözden çıkarılamayacağını ve hiçbir ailenin ikincil hasar muamelesi göremeyeceğini belirterek başkana kesin bir dille katılmadığını vurguladı.

Cumhuriyetçi stratejistler ara seçim riskine işaret ediyor

Başkanın sözleri, Cumhuriyetçilerin kendi tabanını sandığa taşımakta zorlandığı bir süreçte Demokrat seçmeni hareketlendirme riski yaratıyor.

Californialı Cumhuriyetçi stratejist Matthew Klink, “Başkanın sözleri Nebraska’da alkış alabilir ancak California’da seçmenlerin Trump’tan neden nefret ettiğini bir kez daha gösteriyor” değerlendirmesini yaptı.

Eyaletteki 48. Seçim Bölgesi’nde yarışan Jim Desmond’ın durumu da tartışılan başlıklar arasında yer alıyor. Kıdemli Cumhuriyetçi stratejist Rob Stutzman, zorlu yarışlara giren parti adaylarının başkanla aralarına yeniden mesafe koymak zorunda kalacağını söyledi.

Başka bir Cumhuriyetçi stratejist ise Desmond’ın bu açıklamayla, Demokratların “Trump’ın noter tasdik memuru olacağı” yönündeki suçlamalarını boşa düşürebileceğini savundu.

Trump’ın eski kampanya danışmanlarından biri de sözlerin şaka yollu söylendiğini ancak seçime bir ay kala dikkat dağıtıcı bir etki yarattığını kaydetti.

Beyaz Saray İletişim Direktörü Steven Cheung, sosyal medyada yaptığı açıklamada basında çıkan haberlerin gerçekleri yansıtmadığını savundu.

Cheung, Trump’ın nükleer bir İran durdurulmasaydı ABD şehirlerinin tehdit altında kalacağını kastettiğini belirterek, başkanın politikaları sayesinde ülkenin daha güvenli hale geldiğini ifade etti.

Demokrat stratejistler ise California liderlerinin tutumunu destekliyor. Stratejist Joel Payne, Trump’ın kendi vatandaşlarına zarar gelmesini dile getirmesini kabul edilemez olarak nitelerken, Newsom’ın eski danışmanı Garry South da Los Angeles’ın İran dışındaki en büyük İranlı göçmen nüfusuna ev sahipliği yaptığını hatırlattı.

Trump’ın Nebraska mitingine giderken South Carolina Demokrat Senato adayı Annie Andrews hakkında transfobik bir ifade kullanması da seçim sürecindeki gerilimleri tırmandıran bir diğer başlık oldu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English