Bizi Takip Edin

Amerika

ABD’den Fransa ve Avustralya’ya ilaç fiyatı tarifesi tehdidi

Yayınlanma

ABD hükümeti, küresel ekonomilerin ilaç harcamalarını artırmasını sağlamak amacıyla gümrük tarifelerini baskı unsuru olarak kullanırken yaptırımlardan kaçınmak isteyen Fransa ve Avustralya ile yoğun müzakereler yürütüyor. ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, Washington’ın adil olmayan ticari engeller oluşturan ülkelere tek taraflı gümrük tarifesi uygulanmasına izin veren 301. Madde soruşturması tehdidini masada tuttuğunu teyit etti.

ABD hükümeti, küresel ekonomilerin patentli ilaçlara daha fazla bütçe ayırmasını sağlamak amacıyla gümrük tarifelerini baskı aracı olarak kullanıyor.

Bu kapsamda ABD’nin ekonomik yaptırımlarından kaçınmak isteyen Fransa ve Avustralya, Washington ile yoğun müzakereler yürütüyor.

ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer salı günü yaptığı açıklamada, Washington’ın adil olmayan ticari engeller yaratan ülkelere karşı tek taraflı gümrük tarifeleri uygulanmasına olanak tanıyan Soruşturma Yasası’nın 301. Maddesi’ni devreye sokma tehdidini teyit etti.

Trump yönetimi, yabancı hükümetlerin devlet destekli sağlık sistemleri aracılığıyla ilaç fiyatlarını kasıtlı olarak baskıladığını, bu durumun da küresel ilaç araştırma ve geliştirme harcamalarının yükünü adaletsiz şekilde Amerikalı tüketicilerin üzerine yıktığını savunuyor.

Diplomatik gerilimin temelinde, ABD Ticaret Temsilcisi Greer’ın 18 Haziran 2026’da Almanya’ya karşı resmen 301. Madde soruşturması başlatması yer alıyor.

Avrupa’nın en büyük ekonomisi olan Almanya, sağlık bütçesindeki 20 milyar avroluk açığı kapatabilmek amacıyla yenilikçi ilaçlarda daha yüksek indirimler öngören bir yasal düzenleme hazırlamıştı.

Washington ise Almanya’nın bu politikasını ağır bir ihlal olarak nitelendirdi. ABD hükümetinin güçlü şekilde desteklediği ilaç lobisi, devlet eliyle getirilen fiyat sınırlarının, firmaları yeni nesil hayati ilaçları geliştirmek için gereken gelirden mahrum bıraktığını öne sürüyor.

Pfizer ve AstraZeneca yöneticileri, ilaç harcamalarının artırılmaması durumunda yeni tedavi yöntemlerinin Avrupa pazarına sunulmasını geciktirebilecekleri yönünde işaretler verdi.

Birleşik Krallık ise nisan 2026’da ABD’nin baskılarına boyun eğerek Ulusal Sağlık Servisinin ilaç harcamalarını önemli ölçüde artırmayı ve üretici iadelerini azaltmayı kabul eden tarihi bir anlaşmaya imza attı.

Londra bu adımla gümrük yaptırımlarını en az 2029 yılına kadar ertelemeyi başardı.

Benzer bir 301. Madde soruşturmasından ve bunun sonucunda şarap, uçak parçaları ve lüks tüketim malları gibi ihraç ürünlerine yönelik yıkıcı gümrük vergilerinden çekinen Paris yönetimi, bir uzlaşı formülü bulmak üzere Washington’a müzakere heyeti gönderdi.

Diğer yandan Greer, gelecekteki soruşturmalar için doğrudan Avustralya’yı hedef göstererek ülkenin İlaç Yardımları Programı kapsamındaki fiyatlandırma yapısını mercek altına aldıklarını açıkladı.

301. Madde kaldıracının işleyişi

1974 tarihli Ticaret Yasası, yabancı bir ülkenin politikalarının ABD ticaretine karşı “mantıksız veya ayrımcı” olduğuna karar verilmesi durumunda ABD Başkanına doğrudan müdahale yetkisi tanıyor.

Washington yönetimi, yabancı ülkelerin ilaç fiyat kontrollerini haksız ticari uygulama olarak sınıflandırarak Dünya Ticaret Örgütünü devre dışı bırakıyor ve doğrudan ekonomik gücünü kullanıyor.

Almanya ve Fransa ile yürütülen görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanması halinde ABD, Avrupa’nın ihracat sektörlerine yüzde 10 ile yüzde 100 arasında değişen oranlarda gümrük vergisi getirmeyi planlıyor.

Greer, Washington’ın Birleşik Krallık ile yapılan anlaşmaya benzer müzakereleri tercih ettiğini ancak yönetimin “uygun yük paylaşımını” zorunlu kılmak için tarifeleri devreye sokmaya tamamen hazır olduğunu vurguladı.

ABD’nin küresel ilaç ekonomisini yeniden şekillendirme çabaları, gelişmekte olan ülkeler açısından ciddi riskler barındırıyor.

Birleşik Krallık, Almanya ve Fransa gibi büyük ekonomilerin fiyat kontrollerini kaldırarak patentli ilaçlara daha yüksek ücretler ödemesi durumunda, ilaçların küresel taban fiyatlarının yükselmesi bekleniyor.

Kısıtlı sağlık bütçeleriyle mücadele eden Afrika ülkeleri için bu durumun sonuçları ağır olabilir. Kenya ve Nijerya gibi hükümetler, temel kamu sağlığı hizmetlerini sürdürebilmek için büyük oranda jenerik ilaç ithalatına ve toplu alım anlaşmalarına bel bağlıyor.

Çok uluslu ilaç devlerinin gelir modellerini tamamen yüksek gelirli Batı pazarlarına göre şekillendirmesi durumunda, Nairobi veya Lagos gibi merkezlerde onkoloji ve nadir hastalıklar için geliştirilen ileri düzey tedavilere erişim gecikebilir ya da bu ilaçların maliyeti devletlerin bütçe kapasitesini aşabilir.

Sağlık ekonomistleri, ABD’nin bu stratejisinin küresel tıp alanındaki sosyal sözleşmeyi temelinden sarstığını ve ilaç fiyatlandırmasını ulusal bir sağlık politikası meselesi olmaktan çıkarıp uluslararası bir ticaret savaşı aracına dönüştürdüğünü belirtiyor.

Amerika

Anthropic CEO’sundan yapay zeka düzenlemeleri için büyük bağış

Yayınlanma

Yapay zeka şirketi Anthropic’in Üst Yöneticisi Dario Amodei, yapay zekaya yönelik güvenlik düzenlemelerini savunan adayları destekleyen Public First adlı siyasi eylem komitesine mayıs ayında 1 milyon dolar bağışladı. ABD Federal Seçim Komisyonunun açıkladığı yeni kayıtlarda yer alan bu miktar, Amodei’nin kayıtlara geçen ilk yedi haneli siyasi bağışı oldu.

Yapay zeka şirketi Anthropic’in Üst Yöneticisi (CEO) Dario Amodei, şirketin yapay zekaya yönelik güvenlik düzenlemeleri getirilmesi hedefiyle aynı görüşleri paylaşan adayları destekleyen Public First adlı süper PAC’e (siyasi eylem komitesi) mayıs ayında 1 milyon dolar bağışladı.

ABD Federal Seçim Komisyonunun (FEC) çarşamba gecesi geç saatlerde yayımladığı kayıtlara göre, bu destek Amodei’nin kayıtlara geçen ilk yedi haneli siyasi bağışı niteliğini taşıyor.

Anthropic CEO’su, daha önce Demokrat siyasetçilere daha düşük miktarlarda bağışlar yapmıştı.

Yapay zeka yöneticisinin yaptığı bu büyük finansal destek, Anthropic ile yapay zeka kurallarını destekleyen adayları öne çıkarmak için kurulan harcama grupları ağı arasındaki bağı daha da güçlendirdi.

Bu bağış, Public First ve Anthropic çizgisine yakın diğer organizasyonların, ağır yapay zeka düzenlemelerine karşı çıkan rakip sanayi süper PAC ağı Leading the Future ile mücadele ettiği bir dönemde yapıldı.

Her iki taraf, emekli olacak Demokrat Milletvekili Jerry Nadler’ın New York’taki koltuğu için yapılan ve yakından takip edilen ön seçimde karşı karşıya gelen adaylara milyonlarca dolar akıttı.

Amodei’nin yaptığı bağış, Public First’ün kendi çatısı altında yer alan Jobs and Democracy süper PAC’ine 3 milyon dolardan fazla kaynak aktarmasından birkaç hafta önce gerçekleşti.

Jobs and Democracy, New York Eyalet Meclisi Üyesi Demokrat Alex Bores’un Nadler’ın koltuğu için yürüttüğü ön seçim kampanyasına destek amacıyla toplam 12 milyon dolar harcadı.

Bores’un haziran ayında az farkla kaybettiği bu seçim yarışı, yapay zeka endüstrisi içindeki savaşan gruplar arasında bir vekalet savaşı işlevi gördü.

Bores’un eyalette bir yapay zeka güvenlik yasası kaleme almış olması, OpenAI Başkanı Greg Brockman ile risk sermayesi şirketi Andreessen Horowitz’in finansal olarak desteklediği Leading the Future grubunun Bores’un kaybetmesi için 8 milyon dolar harcamasına yol açtı.

FEC’in çarşamba günü yayımladığı kayıtlar, diğer beş Anthropic çalışanının da New York’taki ön seçimden önceki günlerde Public First grubuna toplamda 2 milyon dolardan fazla bağış yaptığını gösterdi.

Kayıtlarda ayrıca, Google DeepMind bünyesindeki bir çalışandan gelen 250 bin dolarlık bir bağış ile Anthropic’in en büyük rakibi olarak görülen OpenAI’daki bir çalışandan gelen 5 bin dolarlık bağış da yer aldı.

Public First, eski Oklahoma Demokrat Milletvekili Brad Carson tarafından yönetilen ve bir 501(c)(4) (sosyal refah örgütü) statüsünde yer alan Public First Action çatı grubunun bünyesinde faaliyet gösteriyor.

Anthropic, şubat ayında Public First Action’a 20 milyon dolar aktarmıştı ancak grup, bu fonun yalnızca yapay zeka politikası konusunda kamuoyunu bilgilendirme amacıyla sınırlandırıldığını ve siyasi amaçlarla kullanılamayacağını belirtiyor.

Bores’un seçimi kaybetmesine rağmen Public First, Leading the Future ile giriştiği bu mücadeleden, kamuoyunun algısını daha sıkı yapay zeka kuralları lehine çevirmeyi başardığı inancıyla ayrıldı.

Ancak FEC kayıtları, grubun tüm kaynaklarını Bores’a yatırma stratejisinin, gelecekteki mücadelelerde kendisini mali açıdan zayıf bırakabileceğine işaret ediyor.

Leading the Future grubunun beyanlarına göre, yapay zeka yanlısı endüstri grubu daha önce topladığı 75 milyon doların üzerinde yeni bir kaynak yaratmadı. Buna karşın haziran ayının sonunda grubun kasasında hala 31 milyon dolar bulunuyordu ve bağlı iki süper PAC bünyesinde de milyonlarca dolar daha saklanıyordu.

Public First Action ile bağlantılı üç süper PAC’in banka hesaplarındaki toplam miktar ise yalnızca 1,8 milyon dolar seviyesinde kaldı.

Public First Action geçen yılın sonlarında kurulmasından bu yana 80 milyon dolar topladığını belirtse de bu kaynağın bir kısmı halihazırda harcandı ve kalan payın bir kısmının da siyasi kampanyalarda kullanılmasına yönelik kısıtlamalar mevcut.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’li 198 Demokrattan ICE cinayetlerine soruşturma talebi

Yayınlanma

ABD Temsilciler Meclisindeki Demokratların neredeyse tamamı, ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu görevlilerinin bir hafta içinde gerçekleştirdiği iki ölümlü silahlı saldırı hakkında bağımsız bir soruşturma açılmasını talep etti. Milletvekilleri, Houston kentinde Lorenzo Salgado Araujo’nun ve Maine eyaletinde Joan Guerrero’nun öldürülmesine ilişkin sürecin müdahale olmaksızın yürütülmesini istedi.

ABD Temsilciler Meclisindeki Demokrat Grubun neredeyse tüm üyeleri, ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu (ICE) görevlilerinin bir hafta içinde gerçekleştirdiği ve ölümle sonuçlanan iki ayrı silahlı saldırı olayı hakkında bağımsız bir soruşturma yürütülmesi talebiyle mektup imzaladı.

Demokrat milletvekilleri, Houston kentinde Lorenzo Salgado Araujo’nun ve Maine eyaletinde Joan Guerrero’nun öldürülmesine atıfta bulunarak, “Her iki ölüm hakkında da herhangi bir müdahale olmaksızın derhal bağımsız soruşturmalar açılması çağrısı yapıyoruz” ifadesini kullandı.

Mektupta, Donald Trump yönetimi döneminde ABD İç Güvenlik Bakanlığı (DHS) görevlilerinin karıştığı, altısı ölümle sonuçlanan 22 silahlı saldırı olayına işaret edilerek, “Bu hadiselerin her ikisi de toplumda çok büyük bir korku ile infiale yol açtı ve göçmenlik statüsünden bağımsız olarak tüm toplum üyelerinin güvenliğine dair ciddi soru işaretleri doğurdu” değerlendirmesi yer aldı.

Demokrat partili 198 milletvekilinin imzaladığı mektup, Washington Temsilcisi Pramila Jayapal öncülüğünde hazırlanırken, partinin meclis yönetiminin yanı sıra saldırıların gerçekleştiği seçim bölgelerini temsil eden milletvekilleri tarafından da desteklendi.

Mektupta, ICE kurumunun saldırılara ilişkin açıklamaları ile olayların ardından ortaya çıkan tanık beyanları ve video kanıtları arasındaki çelişkilere dikkat çekildi.

Salgado Araujo’nun vurulduğu esnada minibüste yolcu olarak seyahat eden üç kişi, ICE kurumunun, Araujo’nun aracını silah olarak kullandığı yönündeki iddiasının tamamen asılsız olduğunu bildirdi.

Milletvekilleri mektupta, “Bu üç kişinin her biri bağımsız olarak ICE kurumunun açıklamalarına itiraz etti ve Bay Salgado Araujo’nun minibüsle herhangi bir görevliye çarpmaya çalışmadığını belirtti. Şimdi ise soruşturmacılara temel kanıtları sunabilecek olan ve silahlı saldırının görgü tanığı konumundaki bu kişilerin sınır dışı edilme sürecine dahil edildiklerine dair bilgiler geliyor. Bu durum tamamen kabul edilemez” ifadesine yer verdi.

ABD’de ICE memurunun ateş açması sonucu ölüm

Maine’deki olaya ilişkin ise mektupta şu değerlendirmeler aktarıldı:

“DHS, Bay Guerrero’nun sadece araçla kaçmaya çalıştığını ve bir ICE görevlisinin ‘kamu güvenliği’ kaygısıyla kendisine ateş ettiğini iddia ediyor. DHS, görevlinin kendi güvenliğinden endişe ettiğini ise öne sürmüyor. Video kayıtları, görevlilerin başından vurduktan sonra bile Bay Guerrero’yu kelepçeleyerek sokağa fırlattığını gösteriyor.”

Demokrat milletvekilleri, DHS kurumunun çok sayıda silahlı saldırıda “aslı kanıtlanmamış iddialarda bulunmayı” bir alışkanlık haline getirdiğini kaydetti.

Mektupta, Minneapolis kentinde federal göçmenlik uygulama faaliyetlerini protesto ettikleri esnada ayrı olaylarda hayatını kaybeden Alex Pretti ve Renee Good örnek gösterildi.

Her iki kişinin ölümünde de video kanıtlarının DHS iddialarını yalanladığı vurgulandı.

Okumaya Devam Et

Amerika

NYT’den Trump yönetiminin mahkeme celplerine itiraz

Yayınlanma

New York Times gazetesi, yeni Air Force One uçağına dair haberlerinin ardından muhabirlerine gönderilen mahkeme celplerinin iptal edilmesi talebiyle mahkemeye başvurdu. Trump yönetimi tarafından geçen hafta hedef alınan dört gazeteci, federal ceza yasasının ihlal edildiği iddiasıyla bu hafta New York’ta federal büyük jüri önünde ifade vermeye çağrıldı.

New York Times gazetesi, yeni başkanlık uçağı Air Force One hakkındaki haberinin ardından Trump yönetiminin muhabirlerine gönderdiği mahkeme celplerine karşı hukuki mücadele başlattı.

Gazetenin çarşamba günü yayımladığı habere göre, celplerin iptal edilmesi talebiyle mahkemeye dilekçe sunuldu.

Gazetenin başhukukçusu David McCraw, çarşamba günü yaptığı açıklamada, söz konusu mahkeme celplerini “suistimal ve uygunsuz” olarak nitelendirdi.

McCraw, bu adımların New York Times’ı yaptığı haberler nedeniyle cezalandırmak amacıyla kötü niyetle atıldığını ifade etti.

Başhukukçu ayrıca, iptal başvurusunun mahkeme kararı uyarınca mühürlü olarak, yani kamuoyuna kapalı şekilde yapıldığını bildirdi.

Trump yönetimi geçen hafta, Katar tarafından hediye edilen ve yakın zamanda hizmete giren yeni Air Force One uçağına ilişkin riskleri ele alan bir haberin ardından dört New York Times gazetecisine mahkeme celbi göndermişti.

Gazete, haberinde yeni uçağın, başkanın taşınmasında kullanılan eski uçaktaki bazı gelişmiş güvenlik önlemlerine sahip olmadığını yazmıştı.

Mahkeme celbi gönderilen gazeteciler arasında Julian E. Barnes, Eric Lipton, Tyler Pager ve Eric Schmitt yer alıyor. Bu muhabirler, aynı hafta içinde, alınan bir güvenlik önlemi nedeniyle Başkan Trump’ın Türkiye’deki NATO zirvesinden eski Air Force One uçağıyla ayrılmak zorunda kaldığı bilgisini de haberleştirmişti.

New York Times gazetecileri, federal ceza yasasının ihlal edildiği iddiasıyla bu hafta New York kentinde kurulacak federal büyük jüri önünde tanıklık etmeye çağrıldı.

Gazetenin aktardığına göre, ABD Adalet Bakanlığı Sözcüsü Emily Covington, konuya ilişkin daha önceki açıklamasına atıfta bulunarak medyanın ABD için önemli bir rol üstlendiğini belirtti.

Covington, bununla birlikte Adalet Bakanlığının da ülkenin sırları emanet edilen kişilerin bu bilgileri gerektiği gibi korumasını sağlama konusunda önemli bir görevi olduğunu ifade etti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English