Diplomasi
ABD’nin Çin’e yönelik yeni yaptırımlarının etkileri ne olacak?

ABD Başkanı Donald Trump, Çin’in Amerikan ekonomisinin kilit sektörlerine yaptığı yatırımları kısıtlayan bir direktif yayımladı. Bu karar, ABD ile Çin arasındaki ticaret gerilimini tırmandırırken, uzmanlar bu adımın daha çok politik bir jest olduğunu ve Çin’in misilleme olarak ABD şirketlerine baskı uygulayabileceğini belirtiyor. Kısıtlamalar, teknoloji, altyapı, sağlık, tarım, enerji ve hammadde gibi stratejik sektörleri hedef alıyor.
ABD Başkanı Donald Trump, Hazine Bakanı Scott Bessent’in Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından, Çin’in Amerikan ekonomisinin kilit sektörlerine yaptığı yatırımları kısıtlama direktifi yayımladı.
Direktifte, Washington’ın Çin ile bağlantılı teknoloji, altyapı, sağlık, tarım, enerji, hammadde ve diğer kritik sektörlere yapılan yatırımları engellemek için tüm yasal araçları kullanacağı belirtildi.
Trump, Muhafazakar Siyasi Eylem Konferansı’nda (CPAC) yaptığı konuşmada, Çin mallarına uyguladığı gümrük vergileri ve Pekin’e karşı attığı diğer adımları kastederek, “Çin’e karşı benim yaptığım hiçbir şeyi kimse yapmadı,” dedi.
Çin ve diğer pek çok ülkenin ABD’ye karşı tutumunun “çok adaletsiz” olduğunu ekledi. Trump’a göre, alınan önlemler sayesinde bu durum değişecek, zira eylemleri “Çin ile ticarette Amerikan çıkarlarını savunmaya yardımcı olacak.”
Trump, Joe Biden yönetiminde ABD’nin “geçen yıl Çin’e 1 trilyon dolardan fazla kaybettiğini” vurguladı. Bu konuda herhangi bir ayrıntı vermedi.
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng ile yaptığı görüşmede ticaret politikasını ele aldı.
ABD Hazine Bakanlığı’nın açıklamasına göre Bessent, “Çin’in uyuşturucuyla mücadele, ekonomik dengesizlik ve haksız iş yapma yöntemleri konusundaki eylemlerinden duyduğu endişeyi dile getirdi.”
Ayrıca ABD’nin “Amerikan ekonomisini, işçilerini ve ulusal güvenliğini koruyacak politikalar izleme niyetinde olduğunu” vurguladı.
Çin Merkezi Televizyonu’nun haberine göre He Lifeng ise Trump’ın Çin mallarına uyguladığı yüksek gümrük vergilerinden duyduğu endişeyi dile getirdi.
ABD Başkanı, 1 Şubat’ta Kanada, Çin ve Meksika’dan gelen mallara uygulanan gümrük vergilerini artırma emrini imzalamıştı. Kanada ve Meksika için gümrük vergilerinin uygulanması müzakereler nedeniyle bir ay ertelenirken, Çin mallarına uygulanan yüzde 10’luk gümrük vergisi 4 Şubat’ta yürürlüğe girdi.
Çin, ABD’nin gümrük vergilerine karşılık olarak Amerikan enerji kaynakları, otomobiller ve ekipman ithalatına uygulanan gümrük vergilerini artırdı.
Fakat Washington gerilimi daha da artırdı. Bessent’in He Lifeng ile yaptığı telefon görüşmesinden birkaç saat sonra Başkan Donald Trump, Çin’in Amerikan ekonomisinin kilit sektörlerine yaptığı yatırımları kısıtlayan bir kararname imzaladı.
Belgede, ABD’nin Çin’in teknoloji, altyapı, sağlık, tarım, enerji, hammadde ve diğer önemli sektörlere yaptığı yatırımları engellemek için tüm yasal yolları kullanacağı belirtiliyor.
Kararnamede, bunun nedeninin “Pekin’in hem açıkça hem de gizlice en değerli Amerikan teknolojilerini hedef alması” olduğu belirtiliyor.
Kısıtlamalar sadece Çin anakarasından değil, Hong Kong ve Makao’dan gelen yatırımcıları da kapsıyor. Engellemeyi, Hazine Bakanlığı liderliğindeki ve diğer departmanların da dahil olduğu bir komite üstlenecek.
Amerikan yetkililerine göre, Çinli sahipler ABD’de 384 bin hektar tarım arazisini kontrol ediyor ve bu da yabancılara ait arazilerin yüzde 2’sinden azını oluşturuyor. Ancak 2019’dan bu yana Çinlilerin elindeki arazi alanı yüzde 30 arttı.
The Wall Street Journal, Trump’ın göreve başlamasının ardından Çin’i ziyaret etmeyi planladığını yazmıştı. Asıl amaç, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile diyalog kurmaktı.
Ziyaretin göreve başlamasından sonraki ilk 100 gün içinde gerçekleşmesi gerekiyordu, ancak o zamandan beri seyahatin zamanlaması hakkında herhangi bir bilgi gelmedi.
Rusya’daki Yüksek Ekonomi Okulu (VŞE) Kompleks Avrupa ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi Direktörü Vasiliiy Kaşin, İzvestiya‘ya verdiği demeçte, Trump’ın Çin’in yatırımlarını kısıtlama adımını gerçek bir değişiklikten ziyade siyasi bir jest olarak gördüğünü belirtti.
Kaşin, “ABD’de Yabancı Yatırımları Denetleme Komitesi adında bir organ var. Bu, doğrudan yabancı yatırımlara ilişkin işlemleri denetleme, inceleme ve engelleme yetkisine sahip bir yapı. Ve uzun yıllardır çalışmaları, Çinli şirketlerin ABD teknoloji sektörüne erişimini kısıtlayacak şekilde yeniden yönlendirildi,” diye açıkladı.
Uzmana göre, komite bu tür işlemleri ulusal güvenlik açısından değerlendiriyor. 2000’li yıllarda bu, ABD’deki teknolojik varlıkların kısıtlanmasıyla ilgiliyken, “daha sonra Amerikalılar Çinlilerin ayağına taş koymaya başladı.”
Analiste göre Pekin, Çin’de faaliyet gösteren Amerikan şirketlerine baskı uygulayarak karşılık verebilir.
Kaşin, “Orada daha da fazlalar ve çok para kazanıyorlar. Amerikan şirketleri Çin’de her yıl on milyarlarca, hatta bazen yüz milyarlarca dolar gelir elde ediyor. Bazıları için bu, küresel gelirlerinin çok önemli bir kısmı,” diye konuştu.
Kaşin, Çin’in prensipte misilleme yapmasının kolay olduğunu düşünüyor. Ancak ülkenin gerçekte hangi yolu seçeceği bilinmiyor, zira “Çinliler henüz herhangi bir provokasyona kapılmamaya çalışıyor.”
Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi (RIAC) Araştırma Direktörü Andrey Kortunov, İzvestiya‘ya yaptığı açıklamada, Çin yatırımlarını ekonominin kilit sektörlerinde kısıtlama eğiliminin uzun zamandır var olduğunu belirtti.
Kortunov, “Sadece ABD’ye yönelik değil. Çoğu Batılı ülke, Çin yatırımlarının ekonomilerinin stratejik sektörlerine yönelik olanaklarını kısıtlıyor. Bu sadece yüksek teknolojilerle ilgili değil,” değerlendirmesini yaptı.
Siyaset bilimciye göre, bu aynı zamanda ulaşım ve lojistik altyapısını, enerji şebekelerini de etkiliyor.
Kortunov, “Ekonominin temellerini oluşturan alanların Çin’in olası eylemlerinden korunması gerektiği düşünülüyor. Burada, görünüşe göre, hem Çin’in gerçekten bazı hassas teknolojilere erişebileceği ve daha sonra bu teknolojilerin Çin’de yeniden üretileceği yönünde tamamen ekonomik rekabetten kaynaklanan endişeler var,” dedi.
Jeopolitik faktörlerin de önemli bir rol oynadığına işaret eden Kortunov, “Çin, ABD’nin potansiyel bir rakibi olarak görülüyor ve Çin’in ekonominin hassas sektörlerine erişimi, ABD’nin ulusal güvenliğine yönelik bir meydan okuma olarak algılanıyor. Bu yüzden bunda şaşılacak bir şey yok. Ve Çin tarafı için bile böyle bir karar sürpriz olmamıştır,” diye sözlerini tamamladı.
Diplomasi
ABD, Suriye’yi “terörizmi destekleyen ülkeler” listesinden çıkardı

ABD, Ahmed Şara yönetimindeki Suriye’yi “terörizmi destekleyen ülkeler” listesinden çıkardı.
Böylece, Washington’un Suriye’nin yeni hükümetiyle ilişkilerini güçlendirmesi kapsamında, Şam’ın yatırım önündeki son büyük engel olarak gördüğü bu durum ortadan kaldırıldı.
ABD Hazine Bakanlığı’nın internet sitesinde yayınlanan karar, Başkan Donald Trump’ın 8 Temmuz’da Kongre’ye bu statüyü kaldırma niyetini resmen bildirmesiyle başlayan 45 günlük Kongre inceleme süresinin ardından yürürlüğe girdi.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Bu adımların tamamı, Suriye’yi uluslararası terör eylemlerinden tamamen uzaklaştırmak amacıyla Cumhurbaşkanı Ahmed Şara liderliğindeki Suriye hükümeti tarafından atılan olumlu adımlar ve verilen ilave taahhütler dikkate alınarak atıldı.”
Rubio, ilk olarak Temmuz ayında gündeme getirilen pazartesi günkü adımın Suriyelilere “refaha giden bir yol” açacağını söyledi.
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ise, “Bugünkü adım, siyasi ve iktisadi istikrarı teşvik etmek amacıyla Suriye’ye yönelik ek yatırımların artmasına yardımcı olacak,” dedi.
Suriye Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, yıllarca süren savaşın ardından Şam’ın ülkeyi yeniden inşa etme çabaları kapsamında, yaptırımların önemli ölçüde hafifletilmesine yönelik bir başka adım olarak, Washington’un Suriye’yi “terörizmi destekleyen ülkeler” listesinden çıkarma kararını övdü.
Şara salı günü erken saatlerde yaptığı konuşmada, “Bugün Suriye, karanlık bir lekeyi üzerinden atıyor ve geçmişinin acı dolu bir sayfasını geride bırakarak kalkınma, yeniden yapılanma ve yeniden inşa yoluna giriyor,” dedi.
Şara, “Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump’a ve yanımızda duran tüm dost ve destekçi ülkelere en içten teşekkürlerini” iletti.
Suriye devlet haber ajansı SANA’ya göre, Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani bu haberi “tarihi bir adım” olarak nitelendirdi.
Şeybani, “İzolasyonun etkilerini ortadan kaldırmak ve şeffaflık, karşılıklı çıkarlar ve saygıya dayalı bir ortam yaratmak için çalışmaya devam edeceğiz,” dedi.
Maliye Bakanı Muhammed Barniye de bu adımı “Suriye diplomasisinin bir başarısı” olarak nitelendirdi.
Barniye bu adımın, “Suriye’nin küresel ekonomi ve finans sistemine entegrasyonunu güçlendirmek, yatırım ve modern teknolojileri çekmek ve kalkınma fırsatlarını desteklemek için uzun zamandır beklenen önemli bir kapıyı açtığını” söyledi.
Geçen yıl ABD ayrıca Ahmed Şara’nın (Ebu Muhammed el-Colani) liderliğini yaptığı El Kaide bağlantılı Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) “Yabancı Terör Örgütü” statüsünü kaldırmış ve Şara’yı “Özel Olarak Belirlenmiş Küresel Teröristler” listesinden çıkarmıştı.
Suriye’nin, 1979’dan beri yer aldığı “terör destekçisi devletler” listesinden çıkarılmasıyla, ABD’nin listesinde geriye sadece üç ülke kaldı: Küba, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti ve İran.
Bu listeye alınmak, mali yaptırımları, ABD’nin dış yardımına ve savunma ihracatına ve satışlarına kısıtlamalar getirir.
Ayrıca yaptırım uygulanan ülkeyle ticaret yapan kişileri ve diğer ülkeleri de cezalandırabilir.
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani cumartesi günü Reuters’a yaptığı açıklamada, hükümetin, kendisinin “son engel” olarak nitelendirdiği bu yasanın kaldırılmasının, Suriye’nin küresel finans ve ekonomi sistemiyle bağlarını yeniden kurmasına ve yatırım çekmesine yardımcı olacağını umduğunu söylemişti.
Şeybani, “Artık Suriye’de yatırım yapmaya, iş yapmaya ve ekonomik hayatı yeniden inşa etmeye engel kalmadı,” demişti.
Diplomasi
İran savaşı, Rusya-BAE ilişkilerini nasıl etkiledi?

Y. M. Primakov Dış Politika İşbirliği Merkezinin hazırladığı “Bölgesel Kriz Koşullarında Rusya ve BAE’nin Dış Politika Sinerjisi: Fırsatlar ve Riskler” başlıklı raporda, İran’daki savaş ile Basra Körfezi ülkelerine yönelik saldırıların Rusya ve BAE arasındaki stratejik ortaklığı sınadığı, ancak ekonomik temellerini sarsmadığı belirtiliyor.
Raporun yazarı, HSE Üniversitesi Afrika Araştırmaları Merkezi Uzmanı Andrey Şelkovnikov, mevcut koşullarda alternatif lojistik güzergahların geliştirilmesi ile İran’ın savaş sonrası yeniden inşasına ortak katılımın umut vadeden işbirliği alanları olabileceğini değerlendiriyor.
Moskova ile Abu Dabi ortaklığını ayakta tutan ve sarsan etkenler
Rapor yazarına göre Rusya-BAE ilişkileri, “elli yıllık diplomatik tarihinin en dinamik dönemlerinden birini” yaşıyor. BAE Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid, altı ay içinde ikinci, 2022 başından bu yana ise beşinci kez olmak üzere Ocak 2026’da Moskova’yı ziyaret etti. İki ülke yalnızca son bir yılda hizmet ve yatırım ticareti, Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) ile BAE arasındaki ekonomik ortaklık ve çifte vergilendirmenin önlenmesine dair anlaşmaları imzaladı.
Ekonomik Kalkınma Bakanı Maksim Reşetnikov’un verilerine göre 2024 yılında karşılıklı yatırımlar 40 milyar doları aştı; bunun 17 milyar dolarını Emirlikler’in Rusya’daki, 25 milyar dolardan fazlasını ise Rusya’nın BAE ekonomisindeki yatırımları oluşturdu. 2025 yılı ticaret hacmi 12 milyar doların üzerine çıkarak salgın öncesi 2019 seviyesinin (3,5 milyar dolar) yaklaşık dört katına ulaştı. Taraflar bu rakamı beş yıl içinde ikiye katlamayı hedefliyor. Rus tarım ürünleri, teknoloji ve hizmet ihracatının katkısıyla petrol dışı ticaret dört kattan fazla arttı. Emirlikler ayrıca yaptırım koşullarında Rus iş dünyası için önemli bir merkez haline geldi.
Yazar, iki ülke arasındaki siyasi yakınlığı çok kutuplu bir dünya düzenine yönelik ortak yönelime bağlıyor. BAE, Ocak 2024’te BRICS’e katıldı, Şanghay İşbirliği Örgütü’nün diyalog ortağı statüsünü aldı ve AEB ile işbirliğini genişletiyor. Batı’nın Rusya’ya uyguladığı yaptırımlara katılmayan Emirlikler, Ukrayna ihtilafında tarafsız bir tutum takındı. Özellikle esir değişimlerine defalarca aracılık eden BAE, 2026 başında Abu Dabi’de Rusya, ABD ve Ukrayna arasında güvenliğe odaklanan üçlü görüşmelere ev sahipliği yaptı.
Ancak İran çevresindeki çatışmaların başlamasıyla birlikte Moskova ile Abu Dabi ilişkilerinde belirgin bir asimetri ortaya çıktı. Raporda şu değerlendirmeye yer veriliyor: “BAE için İran ulusal güvenliğe yönelik temel bir tehdit niteliği taşırken, Rusya kendi tutumunu hem Tahran ile hem de Moskova’nın bölgedeki stratejik ortakları olan Arap ülkeleriyle ilişkilerini korumayı öngören daha geniş bir stratejik denge zaviyesinden şekillendiriyor.”
ABD ve İsrail, 28 Şubat 2026’da İran’a karşı savaş başlattı. Washington savaşın hedeflerini; İran’ın füze kapasitesini ve askeri altyapısını imha etmek, deniz kuvvetlerini zayıflatmak ve Tahran’ın nükleer silah edinmesini engellemek olarak açıkladı. İlk saldırılarda Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney ile çok sayıda üst düzey yetkili ve asker hayatını kaybetti. Tahran bu saldırılara İsrail’e, Amerikan tesislerine ve Körfez ülkelerinin enerji altyapısına yönelik yoğun füze ve İHA saldırılarıyla karşılık verdi; Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğini ise fiilen durma noktasına getirdi. Taraflar nisan başında Pakistan’ın arabuluculuğunda geçici bir ateşkese vardı; haziran ayında ise 60 günlük bir mutabakat zaptı üzerinde uzlaştı. Resmi geçerliliği 18 Ağustos’ta sona eren bu metne rağmen çatışmalar temmuz ayı başlarında yeniden alevlendi.
Körfez bölgesinde saldırılardan en çok etkilenen ülkelerin başında gelen BAE, çatışmanın henüz ilk ayında 2 bini aşkın saldırının hedefi oldu. Abu Dabi, Dubai, Şarika ve Füceyre’deki turistik mahalleler, oteller, havalimanları ve petrol tesisleri zarar gördü. Bu gelişmelerin ortasında BAE, 1 Mayıs itibarıyla OPEC ve OPEC+ grubundan ayrıldı (Abu Dabi bu kararı resmi olarak uzun vadeli enerji stratejisiyle gerekçelendirdi). BAE, 18 Ağustos’ta İran’ı topraklarına balistik füze fırlatma girişiminde bulunmakla suçladı. İddiaları reddeden Tahran’ın bu tutumuna karşılık Abu Dabi, İslam Cumhuriyeti ile yürütülen tüm ticari ve mali işlemleri süresiz olarak durdurdu.
Çatışmaya dair görüş ayrılıkları Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyindeki oylamalara da yansıdı. Rusya ve Çin, İran’ın Basra Körfezi ülkelerine yönelik saldırılarını kınayan karar tasarısında çekimser oy kullanırken, nisan ayında Bahreyn’in Hürmüz Boğazı’nda uluslararası güçlerin seyrüsefer güvenliğini sağlamasına yetki tanıyan tasarısını veto etti (Emirlikler her iki belgenin hazırlanmasında da yer almıştı). Raporda, Arap ülkelerinin bu tutumu çelişkili duygularla karşıladığı belirtiliyor: Bölge başkentleri Rusya’nın İran ile ilişkilerindeki stratejik çıkarlarını anlasa da Moskova’dan Tahran üzerinde daha sert bir baskı kurmasını bekliyor. Şelkovnikov, Batılı ülkelerin Rusya’nın İran’a istihbarat desteği sağladığı yönündeki iddialarının (Rus tarafı bunları reddediyor) durumu daha da karmaşıklaştırdığını ifade ediyor.
Ukrayna ile BAE arasında insansız hava araçlarıyla mücadele tecrübesinin paylaşımı da dahil olmak üzere güvenlik ve savunma alanında varılan mutabakat, ikili ilişkilerde yeni bir pürüz yarattı. Uzman, “Bu yakınlaşma, Emirlikler’in tarafsızlığına gölge düşürebileceği için Abu Dabi’nin Rusya-Ukrayna arasındaki arabuluculuk rolü açısından riskler barındırıyor” değerlendirmesinde bulunuyor. Şelkovnikov ayrıca Rusya’nın da balistik füzelere ve İHA’lara karşı koyabilmeleri için Körfez ülkelerine hava savunma sistemleri tedarik edebileceğini vurguluyor.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Mart 2026’nın sonunda Basra Körfezi ülkelerini kapsayan bir tura çıkarak Suudi Arabistan, BAE ve Katar ile savunma alanında uzun vadeli işbirlikleri konusunda anlaştı. 27 Mart’ta Riyad ile bir mutabakat zaptı, ertesi gün ise Doha ile hükümetler arası bir anlaşma imzalandı. Aynı gün Emirlikler ile güvenlik konularında mutabakata vardıklarını bildiren Zelenskiy, ayrıntıların netleştirilmekte olduğunu belirtti. Nisan ayı sonunda Ukrayna Devlet Başkanı, her üç ülkeyle de “Drone Deal” adı verilen on yıllık anlaşmaların imzalandığını duyurdu. Zelenskiy’nin açıklamasına göre bu anlaşmalar; kritik altyapının yoğun saldırılara karşı korunması deneyiminin aktarılmasını, insansız hava araçlarının, hava savunma sistemlerinin ve elektronik harp teçhizatının ortaklaşa geliştirilip üretilmesini kapsıyor.
Rusya ve BAE’nin önünde hangi fırsatlar var?
İran etrafındaki kriz, Moskova’nın 1990’lardan bu yana savunduğu Basra Körfezi Bölgesinde Kolektif Güvenlik Konsepti’ne olan ihtiyacı artırdığı kadar bu girişimin hayata geçirilmesini de zorlaştırıyor. Muhtelif zamanlarda güncellenen belgenin son hali, Temmuz 2026’da Rusya Dışişleri Bakanlığının internet sitesinde yayımlandı. Tasarı; askerler arasında doğrudan iletişim hatlarının kurulmasını, silahsızlandırılmış bölgelerin tesisini de içeren silah kontrol anlaşmalarını ve Körfez ülkelerinin topraklarını komşularına saldırmak amacıyla üçüncü tarafların kullanımına açmamasını öngörüyor.
İran’ın Körfez İşbirliği Konseyi üyesi altı ülkeye ve Irak’a yönelttiği yoğun saldırılar, ABD ile yapılan ikili savunma anlaşmalarına dayalı güvenlik mimarisinin kırılganlığını gözler önüne serdi. Yazarın değerlendirmesine göre Arap monarşilerinin topraklarındaki Amerikan üsleri, bir koruma kalkanı olmaktan ziyade İran saldırılarının açık hedefine dönüştü. Bu tabloda Rusya, Ortadoğulu ortaklarına kendi güvenlik girişimini yeniden hatırlatsa da bu yaklaşım çeşitli engellerle karşılaşıyor. Umman dışındaki Arap ülkelerinin İran’a duyduğu güven sarsılmış durumda; dahası, Rusya’nın Tahran’a destek olarak yorumlanabilecek her adımı ihtiyatla karşılanıyor. Yine de BAE, İran’a yönelik sert söylemlerine rağmen diyalog kapısını tümüyle kapatmıyor ve bölgede kalıcı güvenliğin geçici önlemlerle değil, kapsamlı bir siyasi çözümle sağlanabileceğini vurguluyor.
Şelkovnikov’a göre Moskova’nın önünde çözülmesi gereken birkaç temel mesele bulunuyor: Tahran ile kurulan iletişim kanallarının askeri eylemleri desteklemeye değil, gerilimi düşürmeye hizmet ettiğini Arap ortaklara inandırıcı biçimde aktarmak, güvenlik konseptini değişen askeri gerçekliklere uyarlamak ve İran ile Körfez monarşileri arasındaki güven bunalımının on yıllar boyunca sürebileceğini hesaba katmak. Raporda, “Rusya’nın çatışmaya müdahil olmama çizgisini kararlılıkla sürdürmesi ve kendisini siyasi çözümü kolaylaştıran bir aktör olarak konumlandırmaya odaklanması yerinde bir adım olacaktır” ifadelerine yer veriliyor. Yazara göre Rusya bu arabuluculuk rolünü; insani koridorların açılmasına katkı sunmak, Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın kaldırılmasına yönelik diplomatik çabalarda yer almak ve tüm tarafların çıkarlarını gözeten müzakere zeminleri oluşturmak gibi somut adımlarla güçlendirebilir.
Raporun yazarı, ortaklığın büyüme gösterebileceği somut alanların başında ekonomiyi görüyor. Savaştan önce küresel petrol ihracatının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nda yaşanan kriz, Rusya ve BAE’nin petrol piyasasındaki eşgüdümünün önemini artırdı; nitekim yalnızca Mart 2026’da petrol fiyatları yüzde 50 oranında sıçrama kaydetti. Henüz tam potansiyeline ulaşmamış olsa da lojistik, umut vadeden bir alan olmayı sürdürüyor. Şelkovnikov, Rosatom ile BAE merkezli liman işletmecisi DP World arasında, Kuzey Deniz Yolu üzerinden transit taşımacılığın geliştirilmesini de içeren liman altyapısı yatırımlarına dair mutabakatı hatırlatıyor. Hürmüz Boğazı’ndaki krizin ve Kızıldeniz’deki gerginliğin sürdüğü bir ortamda uzmana göre Rusya ve BAE, Afrika’daki ulaştırma koridorlarını ortaklaşa geliştirebilir; bağlantılı liman ve depolama altyapılarına yatırım yapabilir. Uzman, “Ulaştırma ve lojistik boyutundaki işbirliği potansiyeli Orta Asya ve Kafkasya’da da mevcut; zira AEB’nin ulaştırma projeleri BAE’nin küresel lojistik ağıyla bütünleştirilebilir” tespitinde bulunuyor.
Bir diğer mühim istikamet ise dijitalleşme olarak öne çıkıyor. Yandex dahil olmak üzere Rus şirketleri BAE pazarında faaliyet gösteriyor; ancak Moskova’nın burada BAE’nin ABD ve Çin ile kurduğu teknolojik ortaklıklarla rekabet etmesi gerekecek. Şelkovnikov, “Genişleyen teknoloji işbirliği; büyük veri işleme, siber güvenlik, finansal teknolojiler ve akıllı şehirlerin dijital altyapısı alanlarındaki ortak projeleri kapsayabilir” diyor.
Daha uzun vadede, Ortadoğu’daki çatışmanın çözüme kavuşmasının ardından raporun yazarı, Rusya ve BAE’nin İran altyapısının yeniden inşasına birlikte katılmasını öneriyor. Bu adım yalnızca gerilimin düşürülmesini pekiştirmekle kalmayacak; aynı zamanda bölgede kalıcı bir güvenlik mimarisinin vazgeçilmez şartı sayılan Arap ülkeleri ile Tahran arasındaki güvenin kademeli olarak yeniden tesis edilmesine de yardımcı olacaktır. Rapor şu tespitle noktalanıyor: “Enerji, lojistik, teknoloji ve insani yardım alanlarındaki işbirlikleri, mevcut krizin yarattığı tüm güçlüklere rağmen ortaklığı ayakta tutabilecek ve geliştirebilecek temel doğrultulardır.”
Diplomasi
Gönüllüler koalisyonu Ukrayna için çok uluslu güç hazırlığını sürdürüyor

Aralarında Fransa ve İngiltere’nin de yer aldığı gönüllüler koalisyonu liderleri, Ukrayna’da olası bir konuşlandırma için çok uluslu güçlerin hazırlıklarına devam etme kararı aldı. İngiltere hükümetinin internet sitesinde yayımlanan ortak bildiride, askeri desteğin süreceği ve Rusya’ya yönelik yaptırımların sıkılaştırılacağı belirtildi.
Ukrayna’ya yönelik olası bir barış gücü misyonunu değerlendiren ülkelerin oluşturduğu “gönüllüler koalisyonu”, çatışmaların sona ermesinin ardından Ukrayna’da görevlendirilmek üzere çok uluslu güçlerin hazırlıklarını sürdürme kararı aldı.
Koalisyon liderlerinin imzasını taşıyan ortak açıklama, İngiltere hükümetinin resmi internet sitesinde yayımlandı.
Yayımlanan bildiride, “Koalisyon, ateşkes rejiminin yürürlüğe girmesinin ardından Ukrayna’nın gelecekteki güvenliğini ve refahını temin etmeyi amaçlayan siyasi ve hukuki açıdan bağlayıcı kapsamlı güvenlik garantileri çerçevesinde, çatışmaların güvenilir biçimde durdurulması sağlandığı anda Ukrayna çok uluslu güçlerinin konuşlandırılmasına yönelik hazırlıkları sürdürecektir” ifadesine yer verildi.
Koalisyon liderleri ayrıca Kiev yönetimine sağlanan askeri desteğin kesintisiz süreceğini teyit etti. Bu kapsamda Ukrayna’nın hava savunmasının güçlendirilmesi, savunma sanayisi alanındaki işbirliğinin genişletilmesi ve teknoloji paylaşımının artırılması hedefleniyor.
Zirveye katılan liderler, Rusya savunma sanayii ve bu yapıyla bağlantılı şirketlere yönelik yaptırımların sertleştirilmesine hazır olduklarını da kaydetti.
Açıklamada liderlerin, yaptırımlar, daha geniş kapsamlı ekonomik adımlar, yaptırımların delinmesine karşı denetimlerin artırılması ve Rusya’nın gölge filosuna yönelik tedbirler yoluyla Rusya’nın askeri kapasitesini sınırlandırma çabalarını sürdürme konusunda anlaştıkları bildirildi.
Liderler, yaklaşan kış mevsimi öncesinde Ukrayna’ya yardım sağlanması gerekliliğinin altını çizdi. Bu doğrultuda, Ukrayna Enerji Destek Fonu ve özel ekipman tedariki de dahil olmak üzere ülkenin enerji sektörüne destek verileceği belirtildi.
Çoğunluğu Avrupa ülkelerinden oluşan 30’u aşkın ülkenin yer aldığı gönüllüler koalisyonu, Ukrayna’da muhtemel bir barış gücü operasyonunda görev almayı kabul eden devletleri kapsıyor.
Koordinasyonunu Fransa ve İngiltere’nin üstlendiği koalisyonun kuruluşu, Mart 2025 başında İngiltere Başbakanı Keir Starmer tarafından ilan edilmişti.
Daha önce 13 Temmuz’da düzenlenen gönüllüler koalisyonu zirvesinin ardından konuşan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, bir barış anlaşmasına varılması halinde Ukrayna’da konuşlandırılması planlanan Avrupalı barış gücü askerlerinin önümüzdeki aylarda tatbikatlara başlayacağını duyurmuştu.
Macron, askerlerin “birlik konuşlandırma planlarını doğrulamak, hazırlık, kararlılık ve güveni göstermek amacıyla Ukrayna’ya komşu ülkelere gönderileceğini” dile getirmişti.
Polonya Başbakanı Donald Tusk da Fransız ve İngiliz birliklerinin katılacağı ilk ortak tatbikatların sonbaharda Polonya’da icra edileceğini açıklamıştı.
Gelişmeleri değerlendiren Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Avrupalı askeri unsurların Ukrayna topraklarında konuşlandırılmasının, Rusya sınırlarında bir NATO birliğinin ortaya çıkması olarak değerlendirileceğini ifade etmişti.
Rusya Dışişleri Bakanlığı ise yabancı birliklerin konuşlandırılmasını, Rusya’nın güvenliğine tehdit oluşturan bir dış müdahale olarak göreceklerini bildirmişti.
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Amerika4 gün önceSteve Jobs’ı iflastan kurtaran gizli CIA anlaşması gün yüzüne çıktı
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Dünya Basını1 hafta önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Dünya Basını2 hafta önceÇin, Buz İpek Yolu yarışını kazanıyor
Rusya1 hafta önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Görüş1 hafta önceBüyük Oyun III: Enerji ve Dolar Açlığıyla Şekillenen Yeni Dünya
Dünya Basını2 hafta önceNikkei Asia: ABD-Japonya yen müdahalesi Tokyo için bir başka yenilgi








