Diplomasi
Almanya, Hürmüz misyonundaki ağırlığını artırmak istiyor

Daha önce taahhüt edilen iki savaş gemisinin yanı sıra, Alman hükümeti Hürmüz Boğazı’nda planlanan Avrupa askeri misyonu için ilave askeri teçhizat ve özel kuvvetler sağlıyor.
Savunma Bakanı Boris Pistorius’un geçen hafta sonu yaptığı açıklamaya göre, Deniz Piyade Taburu’ndan özel kuvvetler de dahil olmak üzere çeşitli birimlerden askerler, İran kıyıları açıklarındaki boğaza sevk edilecek.
Bu birliklerin görevi, sivil gemileri olası İran saldırılarına karşı korumaya yardımcı olmak.
Ayrıca Berlin, şu ana kadar Birleşik Krallık ve Fransa tarafından yönetilen misyonun komuta kadrosuna daha fazla subay göndermeyi planlıyor; bu da operasyon üzerindeki Alman etkisini artıracak.
İran’dan yeni hamle: Basra Körfezi Boğazı İdaresi
German Foreign Policy’de yer alan habere göre İran, Hürmüz Boğazı üzerindeki fiili kontrolünü kurumsallaştırma çabalarını yoğunlaştırıyor.
Tahran hükümeti, 5 Mayıs gibi erken bir tarihte, gelecekte boğazdan geçen gemilerin geçişini düzenlemeyi amaçlayan yeni bir kurum olan Basra Körfezi Boğazı İdaresi’ni (PGSA) kurdu.
Buna göre, gemiler önce PGSA’ya kayıt yaptırmak zorundadır; PGSA geçiş izni verebilir ama reddedebilir de.
İranlı milletvekili İbrahim Azizi’nin cumartesi günü yaptığı açıklamaya göre, örneğin, Trump’ın “Özgürlük Projesi”nin operatörlerine” izin verilmeyecek.
Azizi’ye göre, merkezi Tahran’da bulunan PGSA, geçiş için gerekli iznin başvurusu ve verilmesi için bir idari mekanizma oluşturdu.
Haberlere göre bunun için İran para biriminde bir ücret ödenmesi gerekiyor. Petrol tankerleri için ücretin varil başına 1 ABD doları olduğu yönündeki açıklamalar henüz resmi olarak teyit edilmedi.
İran, son günlerde ve haftalarda izinsiz olarak boğazı geçen gemilere yönelik saldırılarla kontrolünü güçlendirdi. Haberlere göre, son günlerde bir dizi ticaret gemisi İran’ın izniyle Hürmüz Boğazı’ndan geçti.
Avrupa, Hürmüz’ü trafiğe açabilir mi?
Hormuz Boğazı’nda planlanan Avrupa askeri operasyonu, İran’ın hamlelerine karşı bir önlem olarak görülüyor.
Amaç, “düşmanlıkların kalıcı ve güvenilir bir şekilde sona ermesinin ardından” boğazdan engelsiz deniz trafiğini yeniden sağlamak.
Bu amaçla, İran’ın döşemiş olabileceği mayınların önce temizlenmesi gerekiyor. Ardından, savaş gemileri, güvenliği sağlamak için tankerleri ve diğer ticaret gemilerini Hürmüz Boğazı’ndan geçirmek üzere eskort edecek.
Alman hükümeti, bir süre önce mayın tarama gemisi Fulda’yı ve ikmal gemisi olarak Mosel’i görevlendireceğini duyurmuştu.
Geçen hafta sonunda Savunma Bakanı Boris Pistorius, Berlin’in ayrıca otonom mayın savunma sistemleri sağlayacağını ve mayın dalgıçları ile deniz piyade taburundan özel kuvvetler görevlendireceğini açıkladı.
Bunlar, sivil gemileri her türlü düşmanca saldırıya karşı savunabilen, sözde Gemi Koruma Ekipleri.
Son olarak Pistorius, “misyonun komuta kadrosunda Alman kurmay subaylarının üst düzey katılımı” olduğunu duyurdu.
Bu, misyonun şimdiye kadar Fransa ve Birleşik Krallık tarafından yönetilmiş olması açısından önemli.
Avrupa’nın Hürmüz misyonunun yasal belirsizliği sürüyor
Bir yandan Berlin, Alman katılımı için (bunun için Federal Meclis’in onayı gerekecek) Birleşmiş Milletler veya AB’den bir yetki alınmasını şart koşuyor.
Öte yandan ise operasyonun, Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ndeki AB Aspides Operasyonu çerçevesinde gerçekleştirilebileceğini belirtiyor; bu durumda sadece küçük çaplı düzenlemeler yapılması gerekecek.
Federal Meclis, geçen ekim ayında Almanya’nın Aspides Operasyonuna katılımını 350 askerle sınırlamış olsa da, aynı zamanda görevi bir yıl uzattı.
Gemileri Koruma Ekiplerini Hürmüz Boğazı’na sevk etmek, sadece operasyon alanı açısından değil, potansiyel düşman açısından da donanma için birçok bakımdan yeni bir girişim olacak.
Şimdiye kadar bu ekipler sadece Afrika Boynuzunda konuşlandırılmış ve korsanlarla mücadele etmişti.
Öte yandan, Hürmüz Boğazındaki bir görev, çok daha ağır silahlı bir devlete karşı yürütülecek.
İngiliz askeri uzman Ben Barry’nin, bir tarafta ABD ve İsrail ile diğer tarafta İran arasında varılan ateşkesin gelecekte tamamen beklenmedik bir şekilde çökebileceğine dikkat çektiği aktarılıyor.
Bu durumda, Hürmüz Boğazındaki Avrupa birlikleri çapraz ateşte kalma riskiyle karşı karşıya kalacak.
Barry, “Hiç kimse [bu görevin] risksiz olduğunu iddia edemez,” diye uyarıyor.
Diplomasi
Grönland, ABD’li petrol şirketine “bu yıl sondaj yapmayı unutmasını” söyledi

Grönland yetkilileri, ABD’li petrol şirketi Greenland Energy’nin bu yıl Ada’nın doğusunda sondaj çalışmalarına başlamak için gerekli izinleri alamayacağını açıkladı.
Geçen hafta, ABD’li şirket hissedarlarına, Grönland’ın doğusundaki uzak bir yarımada olan Jameson Land’de bu yıl bir arama kuyusu açmayı planladığını bildirmiş ve Grönlandlı yetkililerle “yapıcı” bir diyalog içinde olduklarını vurgulamıştı.
Fakat Nuuk, projenin onay almaktan hâlâ çok uzak olduğunu belirtiyor.
Grönland Dışişleri ve Doğal Kaynaklar Bakanı Múte B. Egede, yerel yayıncı KNR’ye yaptığı açıklamada, “Mevcut durumda, şirketin bu sonbaharda sondaj çalışmaları yürütmesinin gerçekçi olduğunu düşünmüyorum,” dedi.
Grönland, çevresel endişeleri gerekçe göstererek 2021 yılında yeni petrol ve gaz ruhsatı vermeyi durdurdu.
Fakat İngiliz şirketi 80 Mile PLC’nin bir iştirakine ait üç eski ruhsat hâlâ geçerliliğini koruyor.
Greenland Energy, projenin ruhsat sahibi değil, yatırımcı ve işletmecisi ve kamp kurup sondaj çalışmalarına başlamak için gerekli izinleri henüz almadı.
Skandal, Danimarkalı araştırmacı medya kuruluşu Danwatch’ın, 80 Mile ve Greenland Energy Company şirketlerinin Temmuz ayı sonlarında Jameson Land’e büyük miktarda ekipman taşıdığını bildirmesiyle ortaya çıkmaya başladı.
Sevkiyatta bir ekskavatör ve en az 15 konteyner bulunuyordu.
Egede, şirkete, “gelecekteki tüm lojistik düzenlemelerin” uygulanmadan önce maden kaynakları otoritesine bildirilmesi ve onaylanması gerektiği yönünde “sert bir uyarı” gönderildiğini söyledi.
Egede, bir başka ihlalin kısıtlamalar, para cezaları veya en ciddi durumlarda lisansların geri alınması dahil olmak üzere daha sert yaptırımlarla sonuçlanabileceğini de ekledi.
ABD Başkanı Donald Trump’ın, Danimarka’nın yarı özerk bir bölgesi olan bu ada ülkesine hak iddia etmesinden bu yana Grönland, transatlantik gerilimlerin odak noktası haline geldi.
Hem Grönlandlı hem de Danimarkalı yetkililer, ABD’nin Grönland’ı ele geçirme planlarını reddederken, ocak ayından bu yana bir “üst düzey çalışma grubu” Kopenhag, Nuuk ve Washington arasında bir uzlaşma bulmak için çalışıyor.
Diplomasi
Yeni Kolombiya hükümeti, İsrail’in Golan üzerindeki egemenliğini tanıdı

Yeni Kolombiya yeni hükümeti, Golan Tepeleri üzerindeki İsrail’in egemenliğini tanıdığını açıkladı.
Kolombiya Dışişleri Bakanlığı, “Orta Doğu’da devam eden bölgesel istikrarsızlık göz önünde bulundurularak ve Golan Tepeleri’nin İsrail’in güvenliği açısından stratejik önemi dikkate alındığında, Kolombiya Hükümeti bu bölge üzerindeki İsrail’in egemenliğini ve İsrail’in dış tehditlere karşı kendini koruma hakkını tanıyor,” açıklamasında bulundu.
Bogota, “bölgesel güvenlik” bağlamında, İsrail’in Golan Tepeleri üzerindeki kontrol ve egemenliğini sürdürmesinin, “ulusal savunmasının ve vatandaşlarını koruma ve güvence altına alma kabiliyetinin vazgeçilmez bir bileşeni olduğunu kabul ettiğini” söyledi.
2019 yılında ABD Başkanı Donald Trump, 1967 Altı Gün Savaşı sırasında Suriye’den ele geçirdiği stratejik bir plato olan Golan üzerindeki İsrail egemenliğini tanıyan bir bildiri imzalayarak, on yıllardır süren ABD politikasını değiştirmişti.
Suriye, 1973 Arap-İsrail Savaşı’nda Golan’ı geri almaya çalıştı, ancak bu girişim başarısızlıkla sonuçlandı ve iki ülke 1974’te bir ateşkes imzaladı.
İsrail, 1981 yılında Golan’da İsrail yasalarını uygulamaya başladı ve bu adım, bölgenin ilhakı anlamına geldi.
Birleşmiş Milletler bu bölgeyi Suriye’nin bir parçası olarak kabul ediyor ve geçen ay BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, İsrail işgalini “kesinlikle kabul edilemez” olarak nitelendirerek bu tutumunu yineledi.
Bu açıklama, Kolombiya’nın büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma kararının hemen ardından geldi.
Gustavo Petro’dan görevi devralan sağcı Devlet Başkanı Abelardo de la Espriella, selefinin Filistin yanlısı politikalarının tam tersi şekilde İsrail’e büyük destek veriyor.
ABD destekli milyoner, selefi Gustavo Petro’nun İsrail’in Gazze’ye karşı yürüttüğü savaşı eleştirip diplomatik ilişkileri kesmesi ve İsrail’den silah ithalatını durdurmasının ardından, Bogota’nın İsrail ile ilişkilerini yeniden kuracağına söz vermişti.
De La Espriella ayrıca, Petro’nun işgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kentinde bir büyükelçilik açma planlarını da iptal etti.
İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar, “iyi dostu” de la Espriella’ya bu “tarihi” tanıma için teşekkür etti.
Sa’ar, ikilinin bu adım üzerinde, de la Espriella’nın göreve başlamasından bir gün önce Kolombiya’nın Barranquilla kentinde mutabık kaldıklarını belirtti.
Diplomasi
Colby, Çin’i anmadan Çin’e karşı “denge” çağrısı yaptı

Pentagon’un politika müsteşarı Elbridge Colby, Filipinler’de yaptığı konuşmada Çin’in Asya-Pasifik bölgesindeki faaliyetlerine atıfta bulunmadı.
Colby, Manila’da yaptığı konuşmada, ABD savunma liderlerinin bölgesel müttefikleri sindirmeye çalışan veya bölgenin geniş alanlarını kontrol altına almaya çalışan devletleri açıkça eleştirmeyeceklerini söyledi.
Bunun yerine, yeni Pentagon politikası, sessiz ve saygılı ilişkiler kurulmasını öngörürken, aynı zamanda Çin kıyıları açıklarındaki “birinci ada zinciri” olarak bilinen ada zinciri boyunca ABD’nin askeri savunmasını da güçlendirmeyi hedefliyor.
Colby’nin Manila’daki bir düşünce kuruluşuna yaptığı yaklaşık 4.000 kelimelik konuşmada Çin’e özel bir atıfta bulunulmasa da konuşmanın bağlamı ve daha önceki yorumlarından, Pekin’i kastettiği açıkça anlaşılıyor.
Colby, yeni politikanın “güçlü ve net ama sessiz olmayı” hedeflediğini belirterek, bunun Başkan Theodore Roosevelt’in “yumuşak konuş, büyük bir sopa taşı” atasözünü yansıttığını kaydetti.
Colby şöyle konuştu:
“Söylediklerimizin arkasında duracağız ve ne demek istediğimizi açıkça söyleyeceğiz. Gösteriş yapmayacağız ya da ahlak dersi veren konuşmalar yapmayacağız.”
Colby, önceki politikaları reddetmeyen yeni politikanın, “halkımızın somut çıkarlarını ön planda tutan ama aynı zamanda diğer birçok ülkenin çıkarlarıyla da uyumlu olan, sert ve gerçekçi bir cumhuriyetçi gerçekçilik” olduğunu savundu.
Colby’ye göre bu politika “izolasyonist” değil, “ideolojik veya katı olmayan, pratik ve kendi çıkarlarına dayalı daha profesyonelce bir yeniden ayarlama.”
Colby, Pentagon’un “ahlaki vaazlar” yoluyla, kendisinin “gürültülü, retorik provokasyonlar” olarak nitelendirdiği eylemlere girişme ihtiyacı hissetmediğini belirtti.
Bunun yerine, ABD kuvvetlerinin “endüstriyel hazırlık” ve “sessiz, amansız bir caydırıcılık güçlendirme” yoluyla güç sinyalleri göndermeye çalışacaklarını belirtti.
Yeni politika, Asya’yı “hegemoniden” kurtarmayı hedefleyecek olsa da, Colby potansiyel hegemonun kim olduğunu veya ne yaptığını belirtmedi.
Colby, yeni politikanın, Savunma Bakanı Pete Hegseth’in geçen yıl yaptığı bir konuşmada, saldırganlığı caydırmak ve savaşı mantıksız hale getirmek amacıyla Batı Pasifik’te bir “engelleme savunması” oluşturmayı hedefleyen ABD ordusunun amacına dayandığını söyledi.
Engelleme savunması, müttefiklerle paylaşılan altyapıya dayalı, bölgede dağıtılmış lojistik ve önceden konuşlandırılmış askeri varlıkları içerecek.
Pentagon’un 3 numaralı lideri olarak kabul edilen politika müsteşarı, Çin’e yönelik geçmiş ABD politikaları konusunda “politika elitleri” ve “uzman yorumcular” olarak nitelendirdiği kesimi eleştirdi.
Washington’daki “elit yorumcu kesimi” yeni yaklaşıma karşı çıkıyor gibi görünse de Colby, yeni politikanın Dwight Eisenhower, Richard Nixon, Henry Kissinger ve Ronald Reagan gibi geçmiş başkan ve liderlerin politikalarıyla uyumlu olduğunu ileri sürdü.
Colby, Trump yönetiminin Çin ile yeniden canlandırdığı ilişki politikasına dolaylı olarak atıfta bulunarak, tüm bu isimlerin potansiyel rakiplerle aktif bir şekilde etkileşim kurarken ABD’nin askeri konumunu güçlendirmeyi amaçladığını belirtti.
Elbridge Colby: ABD’nin Asya’daki hedefi, kimsenin hegemon olamayacağı bir düzen
Colby, gerçekçilik politikasının, yönetimin son 1,5 trilyon dolarlık savunma bütçesi talebinde de yansıtıldığı üzere, askeri yatırımlar yoluyla bölgede bir güç dengesi oluşturulmasını gerektirdiğini belirtti.
Colby şöyle konuştu:
“Bu, Soğuk Savaş sonrası dönemde ABD’nin bu bölgedeki yaklaşımında tipik olarak görüldüğü gibi, diğer ülkelerin her eylemini yargılamayı amaçlayan bir yaklaşım değil. Elbette ilkelerimize bağlı kalacak ve onları savunacağız fakat bu ilkeler yüzünden stratejik öneme sahip kilit konulardaki ilerlemeyi rehin almayacağız.”
Colby, Çin yakınlarındaki ABD askeri varlığının güçlenmesinin, “stratejik istikrar” hedefiyle ve diplomasi yoluyla destekleneceğini belirtti.
Bu terim, mayıs ayında Pekin’de Başkan Trump ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping arasında düzenlenen zirvede, ABD-Çin ilişkilerinden beklenen durumu tanımlamak için kullanılmıştı.
Colby, geçen ay bir podcast röportajında yeni politikasının Çinli yetkililerle “saygılı bir şekilde konuşmayı” da içereceğini belirtmiş ve ilk Trump yönetimi dönemindeki Çin politikasını, kendi ifadesiyle “Pekin’de rejim değişikliği” peşinde olduğu gerekçesiyle eleştirmişti.
Colby, New York Times’a verdiği demeçte, “Birinci Ada Zinciri boyunca ulaşmaya çalıştığımız şey, birinin rejimini değiştirmek, ülkesini işgal etmek ve halkını boyun eğdirmek filan gibi şeyler değil… Mesele, bir takımadalar boyunca deniz ve hava savunması,” demişti.
Colby, pazartesi günkü konuşmasında, ABD’nin geri dönüşü olmayan bir çöküş içinde olduğu yönündeki görüşleri de çürütmeye çalıştı.
Müsteşara göre ABD ekonomisi, ordusu ve teknolojik üstünlüğü hâlâ dünyanın en gelişmişi konumunda.
Ayrıca, ABD’nin Asya’dan çekilmediğini fakat bölge ülkelerinin kendi savunmaları için daha fazla çaba göstermelerini istediğini belirtti.
Filipinler, Tayland, Endonezya, Singapur, Vietnam, Malezya ve diğer ülkeler gibi önemli bölge devletleri, Amerika ile ticaret ve diğer bağlarını güçlendirmeye teşvik ediliyor.
Trump’ın dış siyaset danışmanı Colby: Çin, Rusya’dan daha tehlikeli
ABD, Çin-Filipinler resif geriliminde taraf
Asya’daki en eski müttefiki olan ülkenin başkentinde konuşmasına rağmen, Colby, ihtilaflı Scarborough Shoal yakınlarında Çin ve Filipinler güçleri arasında son dönemde yaşanan çatışmalara da doğrudan değinmedi.
South China Morning Post’a (SCMP) göre müsteşarın bu konuları es geçmesi özellikle dikkat çekiciydi. Zira iki gün önce Washington, resifteki “istikrarı bozan” olarak nitelendirdiği bir doğa koruma alanı ve Filipinli balıkçıların geleneksel avlanma alanlarına erişimini engellemesi nedeniyle Pekin’i eleştirmişti.
Colby’nin ziyareti, hem Çin hem de Filipinler tarafından hak iddia edilen ama 2012 yılından bu yana Pekin’in fiili kontrolü altında bulunan Scarborough Resifi çevresinde yeniden tırmanan gerginliklerin ortasında gerçekleşti.
Cumartesi günü yaptığı açıklamada ABD Dışişleri Bakanlığı, Çin’i “Scarborough Resifi’nde istikrarı bozan ‘ulusal doğa koruma alanı’ uygulamasını dayatmaya ve Filipinli balıkçıların geleneksel avlanma alanlarına erişimini engellemeye” çalışmakla eleştirdi.
Sözcü Tommy Pigott şunları söyledi:
“Bu, Çin’in komşularının aleyhine Güney Çin Denizi’ndeki kapsamlı toprak ve deniz hak taleplerini ilerletmek için, zorlama ile desteklenen şüpheli çevresel ve hukuki bahaneleri kullanmaya yönelik bir başka tek taraflı girişimdir. ABD, özgür ve açık bir Hint-Pasifik’i desteklemek amacıyla müttefikimiz Filipinler’in yanındadır.”
ABD’nin bu açıklamaları, Çin’in geçen yıl bölge çevresinde kurduğu doğa koruma alanı için yeni yönetim tedbirleri getirmesine yanıt niteliğindeydi.
Son haftalarda Güney Çin Denizi’nde gerginlikler tırmandı ve Filipinli ile Çinli güçler arasında çok sayıda çatışma yaşandı.
Colby’nin “diplomatik” sözleri sert “stratejik” tonunu gizliyor
Bazı analistler, Colby’nin bu temkinli tavrını, önümüzdeki ay gerçekleşmesi beklenen Trump-Xi görüşmesi öncesinde Washington’un Pekin’i kızdırmaktan kaçınma isteğine bağladılar.
Alman Marshall Fonu’nun Hint-Pasifik programı genel müdürü Bonnie Glaser, “Trump-Xi zirvesine altı hafta kala Colby, iki liderin Busan ve Pekin’de sağladıkları kırılgan istikrarı bozmamak için Çin hakkında yorum yapmaktan kaçınmanın en iyisi olacağını düşünmüş olabilir,” dedi.
Glaser, bir başka olası nedenin de Colby’nin Pekin’i ziyaret etme konusundaki uzun süredir devam eden ilgisi olduğunu belirtti.
Glaser, “Bölgedeki Çin faaliyetlerine yönelik sert eleştiriler Pekin’i kızdırırdı; hafif eleştiriler ise Manila’yı mutsuz ederdi,” diye ekledi.
Konuya yakın kaynaklar SCMP’ye, Colby’nin uzun zamandır beklenen Pekin ziyaretinin, Xi’nin önümüzdeki ay ABD’ye yapması beklenen ziyaretinden önce gerçekleşme ihtimalinin düşük olduğunu söylediler.
Fakat diğer analistler, Colby’nin sözlerini Washington’un Çin’e yönelik yaklaşımında önemli bir yumuşama olduğunun kanıtı olarak yorumlamamaya dikkat edilmesi gerektiği konusunda uyarıda bulundular.
Hudson Enstitüsü’nün araştırmacısı Ken Moriyasu, Colby’nin Çin’den isim olarak bahsetmemiş olsa da “ele aldığı konuların neredeyse tamamının Çin ile ilgili olduğunu” savundu:
“Birinci ada zinciri, engelleme yoluyla caydırıcılık, daha güçlü müttefikler ve Asya’da elverişli bir güç dengesinin korunmasına yaptığı vurgu, bunu açıkça dile getirmesine gerek kalmadan stratejik zorluğu net bir şekilde ortaya koyuyor.”
Moriyasu, zirve öncesinde kullanılan diplomatik üslubu “Çin’e yönelik stratejide bir tür yumuşama” olarak yorumlamanın “bir hata olacağını” da sözlerine ekledi.
Araştırmacı, “Pekin’e yönelik üslup yönetimi ile altta yatan savunma stratejisi arasında bir fark var. Colby’nin Manila’daki konuşması stratejik açıdan sert bir tondaydı,” dedi.
Filipinler, Colby’nin Güneydoğu Asya turunun ilk durağı. Bu tur kapsamında Colby, Endonezya, Tayland ve Kamboçya’ya da gidecek.
Diplomasi2 hafta öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Dünya Basını2 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’
Dünya Basını1 hafta önceMilyarder Elon Musk: Paranın hiçbir değerinin kalmayacağı döneme giriyoruz
Görüş2 hafta önceAteş altındaki Mısır: Dimyat saldırısı küresel enerji piyasaları için ne anlama geliyor?
Dünya Basını2 hafta önceABD-Japonya ittifakını savaşa hazır hâle getirmek için altı maddelik plan
Asya2 hafta önceÇin, ileri düzey çip üretimi açısından kritik önemedeki yerli litografi makinelerinin seri üretimine başladı
Dünya Basını2 hafta öncePekin ve Brüksel, küresel enerji geçişinin kurallarını baştan yazıyor









