Avrupa
Almanya’da makine sektörü de krize girdi

Alman endüstrisinin üç ana sektöründen biri olan makine mühendisliği, üretimde ağır kayıplar ve daha fazla kayıp tehdidi olduğunu açıkladı.
Endüstri birliği VDMA’ya göre, bu yıl üretimde yaklaşık yüzde beşlik bir düşüş bekleniyor. Birlik, 2024 için fiyat ayarlamasına göre yüzde yedi üretim düşüşü hesaplamıştı.
VDMA, ABD’ye yapılan ihracatta da ek kayıplar bekliyor: Trump yönetimi, çelik ithalatına yüzde 50 gümrük vergisi uyguladığı makinelerin listesini genişletmek istiyor. Bu durumda, Almanya’nın ABD’ye yaptığı tüm makine ihracatının yüzde 56’sı etkilenecek.
Almanya’nın bir numaralı (otomotiv) ve üç numaralı (kimya) endüstrileri zaten ciddi kayıplar yaşamıştı. Dünyanın en önemli üç pazarında (Çin, ABD, Avrupa) üç büyük Alman otomotiv grubunun pazar payı yüzde 21,7’den yüzde 19,3’e geriledi.
Kiel Dünya Ekonomisi Enstitüsü Başkanı Moritz Schularick, üç otomotiv devinin “on yılın sonunda artık var olmayabileceğini” düşünüyor.
Kimya endüstrisinde de üretim en son yüzde 5 oranında düştü.
Alman ekonomisinin hâlâ en önemli sektörü olan otomotiv, uzun süredir krizde. Almanya’nın üç büyük otomobil üreticisi Volkswagen, BMW ve Mercedes’in dünya çapındaki en önemli üç pazarda, yani Çin, ABD ve Avrupa’da satışları, Ocak-Ağustos 2025 arasında yüzde 5’in üzerinde düştü.
Sonuç olarak, Alman endüstri devlerinin pazar payı yüzde 21,7’den yüzde 19,3’e düştü. Alman şirketlerin pazar payı, özellikle Çin’de son iki yılda yüzde 22,6’dan yüzde 16,7’ye düşerek keskin bir düşüş gösterdi.
Bergisch Gladbach’taki Otomotiv Yönetimi Merkezi’nin başkanı Stefan Bratzel’e göre, bunun ana nedeni, Alman şirketlerin Çinli rakiplerin teknik ve fiyat açısından cazip elektrikli otomobil modellerini ne kadar hızlı pazara sunacaklarını “büyük ölçüde hafife almaları.”
Buna göre, yüzde 60 gibi etkileyici bir büyüme kaydeden Çin elektrikli otomobil pazarında, Volkswagen’in elektrikli otomobil kayıtları yüzde 21, BMW’nin yüzde 37 ve Mercedes’in yüzde 58 düştü.
Alman otomotiv merkezleri artık ABD’ye yapılan teslimatlarda da yüzde 15’lik gümrük vergisiyle de karşı karşıya. 2014 ile 2024 arasında, ihracatları yüzde 26 düşüşle 3,2 milyon araca geriledi. ABD’nin uyguladığı gümrük vergileri, Alman otomotiv ihracatında daha da fazla düşüşe işaret ediyor.
ABD, Alman otomotiv endüstrisinin en büyük ihracat pazarı olduğu için bu ciddi bir darbe. Bu durum, diğer şeylerin yanı sıra, sektörde daha fazla istihdam kaybına da neden oluyor.
Alman Ekonomi Enstitüsü’nün (IW) bir araştırmasına göre, 2019’dan bu yana yaklaşık 55.000 istihdam kaybedildi ve 2030’a kadar 90.000 işin daha kaybedilmesi muhtemel. IW, bunun yüzde 7,8’lik bir istihdam kaybına karşılık geldiğini belirtiyor.
İktisatçılar, sektörün geleceği hakkında artık açıkça şüphelerini dile getiriyorlar. Örneğin Pazar günü, Kiel Dünya Ekonomisi Enstitüsü (IfW) Başkanı Moritz Schularick, sektörün “bir sonraki devrim” olan otonom sürüşü kaçırmak üzere olduğu konusunda uyarıda bulundu.
Schularick, sektörün üç devi Volkswagen, BMW ve Mercedes’in “on yılın sonunda mevcut halleriyle artık var olmayacaklarının” oldukça muhtemel olduğunu düşünüyor.
Alman kimya endüstrisi de ciddi yapısal sorunlardan muzdarip. Endüstri, özellikle düşük maliyetli Rus boru hattı gazının kullanımdan kaldırılması ve genellikle ABD’den ithal edilen pahalı sıvılaştırılmış gaza geçiş nedeniyle artan doğalgaz fiyatlarından olumsuz etkileniyor.
Bu nedenle, ilaç sektörü hariç Alman kimya üretimi 2021’den 2022’ye kadar yaklaşık yüzde 10, 2022’den 2023’e kadar ise yüzde 11 daha azaldı.
Alman Kimya Endüstrisi Birliğine (VCI) göre, 2025’in ikinci çeyreğinde üretim, bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yine yüzde 5 daha azdı.
Tesis kapasite kullanımı şu anda ortalama yüzde 71 ve bu, yaklaşık yüzde 82 olarak tahmin edilen karlılık eşiğinin çok altında.
Sektörün “1991’den bu yana en düşük seviyede” üretim yaptığı söyleniyor.
Buna ek olarak, Avrupa Komisyonu’nun Trump yönetimi ile imzaladığı ticaret anlaşması, ABD’nin AB’ye yaptığı teslimatları gümrük vergilerinden muaf tutarak, ABD endüstrisinin Avrupa pazarında AB rakipleriyle rekabet etmesini mümkün kılıyor.
Alman kimya şirketleri, kendi gümrük vergileriyle en azından Çinli rakiplerini uzak tutmak için yoğun çaba sarf ediyor.
Alman makine mühendisliği endüstrisi de krizden ciddi şekilde etkilendi. Endüstri, koronavirüs pandemisinin neden olduğu düşüşün ardından başlangıçta yeniden büyümeyi başardı, fakat bu aşama 2024’te satış ve üretimde ilk kez yeniden düşüşle sona erdi.
Alman Mühendislik Federasyonuna (VDMA) göre, Alman mühendislik şirketlerinin fiyat ayarlı üretimi 2024’te 2023’e kıyasla yaklaşık yüzde 7 düştü.
Dernek, bu yıl için üretimin yüzde 5’in üzerinde bir düşüş yaşayacağını tahmin ediyor.
Buna ek olarak, siparişler de düşüş gösteriyor. VDMA’nın dün (3 Kasım) yaptığı açıklamaya göre, sektördeki şirketler eylül ayında geçen yılın aynı dönemine kıyasla yurtiçi siparişlerde yüzde 5, yurt dışı siparişlerde ise yüzde 24 düşüş kaydetti.
Avro bölgesi ülkelerinden gelen siparişler sadece yüzde 13, Avro bölgesi dışındaki ülkelerden gelen siparişler ise yüzde 27 düştü.
Eylül ayındaki keskin düşüşlerin, 2024 Eylül ayındaki özellikle yüksek siparişler gibi özel etkilerle yukarı doğru çarpıtıldığı söyleniyor fakat üçüncü çeyrekteki toplam siparişler de bir önceki yılın rakamının yüzde 6 altında kaldı.
VDMA, AB ile ABD arasında yakın zamanda imzalanan ticaret anlaşmasının sektöre ek bir yük getireceğini tahmin ediyor.
Bu durum, geçen yıl Alman makine mühendisliği şirketleri için en önemli satış pazarı olan ABD’nin toplam 200 milyar avroluk ihracatının 27,4 milyar avrosu ABD’ye, 17,7 milyar avrosu Çin’e ve 13,3 milyar avrosu Fransa’ya gittiği için büyük bir yük oluşturuyor.
Ağustos ayında Trump yönetimi, çelik ithalatına uyguladığı yüzde 50’lik gümrük vergisini çelik içeren bir dizi ürüne genişletti; AB’den yapılan tüm makine ihracatının yaklaşık yüzde 40’ı şu anda bu durumdan etkileniyor.
VDMA’ya göre Washington, yıl sonuna kadar yüzde 50’lik gümrük vergisine tabi ürünlerin listesini genişletmeyi planlıyor; derneğe göre bu durum, tüm Alman makine ihracatının yüzde 56’sını etkileyecek.
VDMA Başkanı Bertram Kawlath, AB ile yapılan ticaret anlaşmasında yer almayan bu önlemi açık bir “hile” olarak nitelendiriyor ve AB’den bir yanıt talep ediyor.
Avrupa
Balkanlar’ın AB’ye entegrasyonunda “ikili hız” problemi

AB’nin Batı Balkanlar için hazırladığı 6 milyar avroluk büyüme planının uygulamaya girmesinden bir yıldan fazla zaman geçmesine rağmen, yalnızca Karadağ, Arnavutluk ve Kuzey Makedonya reformlarla bağlantılı birden fazla ödeme almayı başardı.
Euractiv’e göre bu dengesiz ilerleme, siyasi istikrarsızlığın bazı ülkeleri nasıl geride bıraktığını gösterirken, aynı zamanda hükümetlerin kalıcı değişiklikler yapıp yapmadıkları ya da sadece fon sağlamak için son teslim tarihlerine uymaya çalışıp çalışmadıkları konusunda şüpheler uyandırıyor.
Avrupa Komisyonu, AB’ye katılım sürecini hızlandırmak amacıyla bu planı 2023 yılında hayata geçirdi.
Plan, fonları belirli iktisadi, kurumsal ve hukukun üstünlüğü reformlarına bağlarken, altı ülkeye AB tek pazarının bazı kısımlarına kademeli olarak daha fazla erişim imkânı tanıyor.
Genişleme Komiseri Marta Kos, geçen yıl Üsküp’e yaptığı ziyaret sırasında, “Büyüme planı, Batı Balkanlar’ın Avrupa ailesine katılımını hızlandıracak bir araç” demişti.
Fakat Belgrad’daki Avrupa Politika Merkezi’nden analist Marko Todorović, planın beklentileri karşılayamadığını söyledi.
Todorović, “Bu plan, sosyo-iktisadi yakınlaşma ve tek pazara erişim için bir araç olarak sunulmuştu, ancak bu vaadi tam olarak yerine getiremedi,” dedi.
Örneğin Kosova, nisan ayında 61,8 milyon avroluk ön finansman aldı fakat 18 aydır süren siyasi kriz, reformları hayata geçirme kabiliyetini engelledi.
Avrupa Parlamentosu’nun Kosova raportörü Riho Terras, Euractiv’e verdiği demeçte, krizin çözülmeden ülkenin ilerleyemeyeceğini savundu.
Hükümete göre Kosova, haziran sonuna kadar gerçekleştirilmesi gereken reform hedeflerini tutturamadığı için son dönemde tahmini 40 milyon avro kaybetti.
Gerekli yasaları onaylayabilecek işlevsel bir hükümeti olmazsa, yıl sonuna kadar kaybedeceği tutar 250 milyon avroya kadar çıkabilir.
Bosna-Hersek ise plan kapsamında henüz hiçbir reformu tamamlayamadı ve bu nedenle fonlara erişemedi.
AB dış politika sorumlusu Kaja Kallas, Saraybosna’ya yaptığı son ziyaret sırasında, daha fazla gecikmenin daha fazla kayıp anlamına geleceğini belirtti.
Bosna-Hersek halihazırda 108 milyon avroyu kaybetmiş durumda ve yıl sonuna kadar 370 milyon avrodan fazla kaybedebilir.
Her iki ülkede de asıl engel, hükümetlerin fonları almak için gerekli kararları almasını engelleyen siyasi felç durumu.
Sırbistan da raportör Tonino Picula’nın “demokratik gerileme” olarak nitelendirdiği durumun ortasında zorluklar yaşıyor.
Sırbistan ocak ayında bir ödeme aldı fakat Picula, Belgrad’ın AB reformlarına daha güçlü bir taahhüt gösterene kadar sonraki ödemelerin askıya alınmasını talep etti.
Todorović şöyle konuştu:
“Sırbistan’ın yetkin bir idaresi ve rahat bir çoğunluğu var, dolayısıyla başarısızlıkları bir öncelik meselesidir. Harcanmayan fonlar önde gelen ülkelere yeniden tahsis edilebileceğinden, baskı artık artacak.”
Bu arada Kuzey Makedonya, Arnavutluk ve Karadağ, kendi içlerindeki siyasi bölünmelere rağmen birden fazla ödeme almayı başardılar.
Arnavutluk’taki gibi istikrarlı iktidar çoğunlukları ve Karadağ’daki gibi siyasi uzlaşmalar, reformların hayata geçirilmesine yardımcı oldu.
Fakat Podgorica’daki Demokrasi ve İnsan Hakları Merkezi direktörü Nevenka Vuksanović, Karadağ’ın manşetlere taşınan ilerlemesinin her zaman doğrulanabilir yapısal bir değişime dönüşmediğine dikkat çekti.
Vuksanović, “Aslında sektör sektör incelediğimde tutarlı bir örüntü görüyorum: nicel hedefler karşılanıyor ya da aşılıyor, fakat bu rakamların ne anlama geldiğini bağımsız olarak doğrulamak için gerekli belgeler genellikle eksik, yayınlanmamış ya da kontrol edilemeyecek bir biçimde sunuluyor,” dedi.
Beyan edilen ve doğrulanabilir ilerleme arasındaki uçurumun “tam da AB’nin en çok önem verdiği alanlarda –yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü–” en geniş olduğunu belirtti.
Kuzey Makedonya da AB üyelik müzakerelerini ilerletmek için gerekli anayasa değişikliklerini henüz kabul etmemiş olsa da, plan kapsamındaki tedbirleri uygulamaya koydu.
Ne var ki Todorović, reformların kabul edilmesinin, bunların düzgün bir şekilde uygulanacağı veya sürdürüleceği anlamına gelmediğine dikkat çekti.
Todorović, “Bir yasayı belirli bir son tarihe kadar kabul etmeniz karşılığında ödeme alıyorsanız, yasayı kabul edersiniz ve uygulamayı daha sonra düşünürsünüz,” dedi.
Yine de, “Büyüme Planı’nın sağladığı şey, her adım için bir bedel içeren, ortak, tarihli ve kamuya açık bir taahhüt listesidir,” diyen Todorović, bunu AB’nin eski, sonu açık üyelik kriterlerinden daha etkili bir araç olarak nitelendirdi.
Avrupa Komisyonu sözcüsü Euractiv’e yaptığı açıklamada, programın hem bir entegrasyon aracı hem de hükümetlerin reformları hayata geçirme kabiliyetinin bir testi olduğunu belirtti.
İlk yıl, mali teşviklerin değişimi hızlandırabileceğini, ancak siyasi felç, zayıf kurumlar veya uzun vadeli taahhüt eksikliğini telafi edemeyeceğini de ortaya koydu.
Avrupa
Almanya ve Avrupa, AI konusunda çok geride kaldı

Almanya ve AB, yapay zeka (AI) geliştirme ve uygulama konusunda küresel liderler olan ABD ve Çin’in çok gerisinde kalıyor.
Bu durum, Hür Demokratlara (FDP) bağlı Friedrich Naumann Vakfı tarafından yakın zamanda yayınlanan bir çalışma da dahil olmak üzere çok sayıda araştırma tarafından doğrulanıyor.
Bu araştırmaya göre, Avrupa, yapay zeka uygulamalarının küresel pazar payı açısından ciddi bir geride kalıyor: Amerikan yapay zeka uygulamaları 1,35 milyar kez indirilirken, Avrupalı yapay zeka uygulamalarının indirme sayısı sadece 1,26 milyon olarak gerçekleşmiş.
Avrupa, gelişmiş yapay zeka modellerinin geliştirilmesi, yapay zeka alanında yatırım çekme, yapay zeka üzerine bilimsel makaleler yayınlama ve patent alma konularında da ABD ve Çin’in gerisinde.
AI modellerinin geliştirilmesinde küresel öneme sahip tek Avrupa şirketi olan Mistral ise Fransa merkezli.
Ayrıca, Alman şirketleri AI’ın benimsenmesi konusunda nispeten tereddütlü bir şekilde ilerliyor.
Başarılı oldukları tek alan strateji oluşturmak: Almanya, ulusal bir AI stratejisini benimseyen dünyadaki ilk ülkelerden biriydi.
Fakat bu stratejiyi uygulamaya koymak zorlu bir süreç olarak ortaya çıkıyor.
Avrupa çok geride
German Foreign Policy’de yer alan değerlendirmeye göre, FDP’ye bağlı Friedrich Naumann Vakfı tarafından, Alman Dış İlişkiler Konseyi (DGAP) çalışanlarından birinin kaleme aldığı “Yapay Zeka Uygulaması İhracatının Jeopolitiği” başlıklı yeni bir çalışma Avrupa ve Almanya hakkında kötümser bir senaryo ortaya koyuyor.
Çalışmanın bulgusu şöyle özetleniyor: “ABD şirketleri dünya çapında yapay zeka uygulaması indirmelerinde hakim konumda; Çin 2025 ortasından itibaren arayı kapatırken Avrupa geride kalıyor.”
Android uygulama indirme sayılarına dayanan bu bulgular, Avrupa için hayal kırıcı bir tablo çiziyor.
2023’ün başından 2026’nın Nisan ayına kadar, ABD yapay zeka uygulamaları yaklaşık 1,35 milyar indirmeyle küresel olarak hakimiyet kurarken, Çin 205,41 milyon indirmeyle ikinci sırada yer aldı.
AB ise Fransız Mistral şirketinin yapay zeka uygulamalarının sadece 1,26 milyon kez indirilmesiyle çok geride kaldı.
Çalışmanın en dikkat çekici bulgularından biri, Latin Amerika ülkelerinde Çin yapay zeka uygulamalarının hakimiyeti.
Çin uygulamaları, Rusya, Beyaz Rusya, Filipinler ve Endonezya’da en büyük pazar payına sahip olmanın yanı sıra, Arjantin, Brezilya, Bolivya, Peru, Ekvador ve Meksika gibi ülkelerde de en yüksek indirme rakamlarına ulaştı.
Buna karşılık, ABD yapay zeka uygulamaları Kuzey Amerika, Batı Avrupa, Orta ve Güney Asya ile Arap ülkelerinde hakimiyetini sürdürüyor.
Dünyanın “teknosferler” arasında bölünmesi
Yazarın da belirttiği gibi, bu durum genel teknolojik etki alanlarını (“teknosferler”) yansıtıyor.
Bu alanlar, “dış bir gücün teknolojiyi kontrol etme konusunda ayrıcalıklı fakat münhasır olmayan bir yetkiye sahip olduğu ve/veya dış aktörün teknoloji yönetişimi konusunda baskın bir etki uyguladığı coğrafi bölgeler” olarak tanımlanıyor.
Çalışmada ayrıca, teknolojinin her zaman kontrolün uygulanmasına katkıda bulunmuş olmasına rağmen, bu yetkinin yapay zeka çağında “çok daha büyük” boyutlara ulaştığı belirtiliyor.
Bu nedenle, çalışmanın AB’ye yönelik önerileri arasında, diğer hususların yanı sıra, Çin menşeli açık kaynaklı temel modellere olan bağımlılığın azaltılması da yer alıyor.
Çalışma, hem Avrupa hem de ABD ekosistemlerinin Çin menşeli yapay zeka girişim uygulamalarına olan bağımlılığını vurguluyor. Bu durum, Avrupa’da ABD’ye ait tescilli modellerin bulunmamasından kaynaklanıyor.
Ayrıca yazar, yenilikçi Büyük Dil Modelleri’nin (LLM’ler) geliştirilmesinde AB’nin geride kalmasına karşı koymak için uzmanlaşmış Avrupalı yapay zeka şirketleri arasında ittifaklar kurulması gerektiğini vurguluyor.
Avrupa’da Fransız Mistral tekeli
AB’nin ABD ve Çin’in gerisinde kaldığı durum, diğer araştırmalar, endeksler ve verilerde de açıkça görülüyor.
Stanford Üniversitesi’nin AI Endeksi’ne göre, 2024 yılında ABD 40 adet son teknoloji AI modeli geliştirirken, Çin 15 adet geliştirdi.
Buna karşılık AB, sadece üç model geliştirdi ve bunların tümü Fransız Mistral şirketi tarafından üretildi.
Aynı yıl, ABD’li yapay zeka şirketleri toplam 109 milyar dolarlık yatırım çekmeyi başarırken, AB’deki muadilleri yalnızca 14,9 milyar dolar toplayabildi.
Ayrıca, yapay zeka düşünce kuruluşu Digital Science’ın bir araştırmasına göre, Çin 2024 yılında yapay zeka alanındaki bilimsel yayın sayısı bakımından 23.695 yayınla dünyadaki diğer tüm ülkeleri geride bıraktı.
AB’de bu rakam 10.055, ABD’de 6.378 ve Birleşik Krallık’ta 2.747 idi.
Geçen yıl, Apple’ın şu anda yapay zeka geliştirme alanında küresel ön saflarda rekabet edebilen tek Avrupa şirketini satın alma konusunda şirket içi görüşmeler yaptığı bile bildirildi.
Bu gerçekleşseydi, AB, küresel sektör liderleri arasında yer alan tek bir yerli yapay zeka geliştiricisi bile kalmayacaktı.
Almanya, yapay zekayı uzun süre önemsemedi
AB genel olarak halihazırda ABD ve Çin’in çok gerisinde kalmış olsa da, bu durum Almanya için daha da geçerli.
2021 yılında KfW Research adına Fraunhofer Sistemler ve İnovasyon Araştırmaları Enstitüsü (ISI) tarafından yürütülen bir araştırma, o dönemde yapay zeka teknolojisinin geliştirilmesinin robotik, batarya teknolojisi ve siber güvenlik gibi diğer teknolojilere kıyasla hâlâ daha az önemli görüldüğünü ve sıralamada yalnızca 20. sırada yer aldığını ortaya koyuyordu.
2024 yılında Almanya, küresel yapay zeka patentlerinin yalnızca yüzde 6’sını oluşturarak Çin (yüzde 29) ve ABD’nin (yüzde 27) çok gerisinde kaldı.
Çin’deki patent başvurularının sayısı 2000’lerin başından bu yana yüz kat artarken, Almanya’da bu sayı yalnızca üç katına çıktı.
Almanya’nın geride kalışı, “Açığa Çıkan Karşılaştırmalı Avantaj” (RCA) ekonomik modeli kullanılarak da gösterilebilir. Bu, belirli bir ürün grubu için bir ülkenin ihracat-ithalat oranını, genel ihracat-ithalat oranına göre belirlemek amacıyla kullanılan bir ölçüt.
Almanya’nın yapay zeka RCA’sı 2024 yılında eksi 57 olarak gerçekleşti.
RCA, yerli şirketlerin yabancı şirketlere kıyasla kendilerini ne kadar başarılı bir şekilde konumlandırabildiklerini yansıtır.
Almanya’da yapay zeka uygulaması durağanlaştı
AI yeteneklerindeki geriliğin yanı sıra, Almanya ekonomide AI’ın benimsenmesi konusunda da bir durgunlukla karşı karşıya.
Mannheim’daki Leibniz Avrupa Ekonomi Araştırma Merkezi (ZEW) tarafından 2024 yılında yapılan bir araştırma, Alman şirketlerinin AI’yı AB ortalamasından daha sık kullandığını fakat bu kullanımın 2021’den beri durgunlaştığını ortaya koydu.
2021’den 2023’e kadar, Alman şirketlerinde AI’ın benimsenme oranı sadece bir yüzde puan artarak yüzde 11’den yüzde 12’ye yükseldi.
Bununla birlikte Almanya, bir ülkenin AI’ı benimseme, düzenleme ve bundan faydalanma konusundaki genel hazırlık düzeyini ölçen, denetim ve danışmanlık firması PricewaterhouseCoopers (PwC) tarafından derlenen “AI Fitness” endeksinde iyi bir puan aldı.
Bu yıl yayınlanan küresel bir yapay zeka performans çalışmasında Almanya, PwC endeksinde 5,6 puan aldı.
Bu sonuç, Almanya’yı küresel ortalamanın (5,5) biraz üzerine ve ABD’nin (5,2) oldukça önüne yerleştirdi.
Fakat Çin (6,9), Hong Kong (6,7) ve Suudi Arabistan’ın (6,2) önemli ölçüde gerisinde kaldı.
Almanya’nın “ilk ulusal yapay zeka stratejisi” ironisi
Almanya’nın yapay zeka alanındaki genel olarak zayıf performansı, 2018 yılında Federal Cumhuriyet’in dünya çapında ulusal bir yapay zeka stratejisi başlatan ilk ülkeler arasında yer almasıyla tezat oluşturuyor.
Bu strateji, Eğitim ve Araştırma Bakanlığı ile Ekonomi ve Çalışma Bakanlığı’nın ortak bir projesiydi ve 2025 yılına kadar üç milyar avroluk başlangıç fonu tahsis edildi.
Bu fon, 2020 Ekonomik Canlandırma ve Gelecek Paketi kapsamında iki milyar avroluk ek bir destek aldı.
2018 tarihli Alman stratejisi üç hedefe dayanıyordu: Almanya’nın yapay zeka alanında bir araştırma ve iş merkezi olarak rekabet gücünün güçlendirilmesi; “sorumlu” yapay zeka geliştirilmesinin sağlanması; ve geniş kapsamlı bir diyalog yoluyla yapay zekanın topluma entegre edilmesi.
2020 yılında strateji, örneğin pandemiye müdahale, sürdürülebilirlik ve çevre koruma gibi yeni gelişmeler ve gereklilikleri dikkate alacak şekilde güncellendi.
En son olarak, Kasım 2023’te Federal Araştırma, Teknoloji ve Uzay Bakanlığı (BMFTR), diğer hususların yanı sıra Avrupa düzeyinde daha yakın işbirliğini teşvik etmeyi amaçlayan bir yapay zeka eylem planı yayınladı.
Avrupa
Polonya’da ana muhalefet PiS bölündü

Polonya’nın en büyük muhalefet partisi Hukuk ve Adalet (PiS) bugün 44 milletvekilinin partiden ayrılmasıyla bölündü.
Bu gelişme, Jarosław Kaczyński ile eski başbakan Mateusz Morawiecki arasındaki “halefiyet” mücadelesini tırmandırdı.
“Milli-muhafazakâr” partiden ayrılan grubun başında Morawiecki bulunuyor ve gruba, eski Dijital İşler Bakanı Janusz Cieszyński ile eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Paweł Jabłoński’nin de aralarında bulunduğu “Rozwój Plus” (Gelişim Plus) derneğinin üyeleri de dahil.
Bölünme, PiS’ten Avrupa Parlamentosu milletvekilleri Piotr Müller, Michał Dworczyk ve Waldemar Buda’yı da kapsıyor.
Bu isimler, ayrılmaları onaylanırsa Avrupa Parlamentosu koltuklarını koruyacak ama partiyi temsil etmeyi bırakacaklar.
Rozwój Plus ile bağlantılı siyasetçiler, 2027 parlamento seçimleri öncesinde aylardır PiS’in stratejisini eleştiriyorlardı.
Morawiecki, partinin “aşırı sağa” doğru kaymasına karşı çıkarak, “merkezci” seçmenleri geri kazanmaya çalışması gerektiğini savunuyordu.
PiS Genel Başkanı Jarosław Kaczyński’nin, gelecek yılki seçimlerde partinin başbakan adayı olarak Przemysław Czarnek’i açıklamasının ardından gerginlik tırmandı.
Eski eğitim bakanı, Avrupa karşıtı görüşleri ve daha derin bir Avrupa entegrasyonuna karşı çıkmasıyla tanınıyor.
Czarnek aralık ayında Polsat News’e verdiği demeçte şunları söylemişti.
“Avrupa Birliği üyeliğimizin bilançosu olumsuz çıkarsa, bu konuda ne yapacağımızı düşünmek zorunda kalacağız.”
Siyasetçi ayrı bir basın toplantısında da, “Polonyalılar, Avrupa Birliği’nin absürt, solcu, ideolojik iklim politikasının para makinesi haline gelemez. AB’nin eko-terörizmine son verin,” demişti.
Kaczyński’nin Czarnek’i öne çıkarma kararı, PiS’in daha “ılımlı” muhafazakârları geri kazanmaya çalışmak yerine sağdaki desteğini pekiştirmeyi amaçladığını gösterdi.
Siyasi analist Daria Krotoska, Euractiv’e verdiği demeçte, Morawiecki’nin ayrılmasının ideolojik farklılıklardan ziyade Kaczyński’nin halefiyeti konusundaki mücadeleden kaynaklandığını savundu:
“Ayrılık, tamamen PiS içindeki iç çekişmelerden kaynaklandı. Morawiecki, Kaczyński’ye bir ültimatom sundu: ya Kaczyński’nin siyasi varisi ve partinin birinci genel başkan yardımcısı olacaktı ya da farklı bir yol izleyecekti. Kaczyński bu talebi reddetti. Başbakan olarak geçirdiği altı yıl boyunca, onun merkezci bir siyasetçi olmadığını gösteren pek çok örnek var. Bu bakımdan JD Vance’e benziyor. O, her an en büyük siyasi avantajı gördüğü yere yöneliyor.”
Bu ayrılık, Morawiecki’ye 2027 seçimleri öncesinde Polonya’nın sağ kanadının liderliği için rekabet edebileceği bağımsız bir parlamento tabanı sağlarken, Kaczyński’nin on yıllardır hakim olduğu siyasi hareket üzerindeki kontrolünü zayıflatıyor.
Diplomasi2 hafta önceFT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir
Avrupa2 hafta önceİngiltere çelik üreticisi British Steel’i kamulaştırdı
Görüş2 hafta önceNATO 2.9: Atlantik cephesinin çok kutuplu paradoksu
Ortadoğu2 hafta önceİran Dışişleri: Hakan Fidan’ın karşılaştırması hayret verici ve yanlıştır
Rusya2 hafta önceRus bankalarından Türkiye’deki ödemelere blokaj
Amerika2 hafta önceLindsey Graham’a muhtaç olan sistem
Asya2 hafta önceÇin küresel kaz ciğeri üretiminin yeni merkezi oldu
Asya2 hafta önceDeepSeek, önümüzdeki yıl halka arz planlıyor








