Ortadoğu
Askerlik muafiyeti krizi Netanyahu hükümetini düşürebilir mi?
Ultra-Ortodoks partiler, Haredilere askerlik muafiyeti tanıyacak yasa çıkmazsa hükümeti devirmekle tehdit ediyor. Netanyahu’nun koalisyonu, yıllardır ertelenen bu tartışma nedeniyle kritik bir eşikte.
Netanyahu’nun koalisyonundaki ultra-Ortodoks partiler, Haredilerin askerlik muafiyetini garanti altına alacak bir yasa kabul edilmezse koalisyonun yasa tasarılarını boykot etmekten hükümeti devirmeye kadar çeşitli adımları değerlendiriyor.
Başbakan Binyamin Netanyahu dün akşam aralarında Şas Partisi lideri Aryeh Deri’nin de bulunduğu az sayıda üst düzey koalisyon lideriyle acil bir toplantı yaptı. Toplantının amacı, ultra-Ortodoks ortaklarının, kendi seçmenlerinin zorunlu askerlikten muaf tutulması talebiyle patlak veren ve giderek derinleşen koalisyon krizini önlemekti.
İsrail ordusu asker açığı ile boğuşuyor
Kriz, Yüksek Mahkeme’nin geçen yaz onlarca yıldır yürürlükte olan Yeşiva (dini eğitim kurumu) öğrencilerine yönelik askerlik muafiyetlerinin yasa dışı olduğuna hükmetmesiyle başladı. Bu karar, tam da İsrail ordusunun asker açığının olduğu bir dönemde söz konusu muafiyetin yasalarla güvenceye alınması taleplerini beraberinde getirdi.
Şas ve Birleşik Tevrat Yahudiliği partileri, mart ayındaki 2025 bütçe görüşmeleri sırasında söz konusu muafiyet yasa tasarısı Meclis’ten geçirilmezse hükümeti düşürme tehdidinde bulunmuş ancak daha sonra geri adım atmışlardı. Ancak, Netanyahu ile ilişkilerinin artık bir kırılma noktasına geldiği belirtiliyor.
Ultra-Ortodoks basınıyla yakın ilişkileri olan gazeteci Yisroel Cohen, Times of Israel’a yaptığı açıklamada, “Koalisyon açısından riskin en yüksek olduğu noktadayız” dedi.
Askerlik muafiyeti için son tarih: 1 Haziran
Nisan ayındaki Meclis tatili öncesinde, iki Haredi partisi tartışmalı yasanın geçmesi için baskılarını artırdı. Birleşik Tevrat Yahudiliğine yakın hahamların, 1 Haziran’dan önce yasanın çıkarılmasını Netanyahu’dan talep ettikleri bildirildi.
Meclisin bu hafta yeni yasama dönemine başlamasıyla gerilim daha da tırmandı. Hem Şas hem de Birleşik Tevrat Yahudiliği zorunlu askerlik muafiyet yasasının hâlâ Meclis’e gelmemiş olmasına tepki göstermek amacıyla koalisyona ait yasa tasarılarını boykot edeceklerini duyurdu.
Aynı gün Birleşik Tevrat Yahudiliğinden milletvekili Yaakov Asher, Kikar HaShabbat’a yaptığı açıklamada, yaz dönemi sona erene (27 Temmuz) kadar yasa çıkarılmazsa, partisinin artık hükümette yer alamayacağını söyledi.
“Askerlik muafiyetine dair bu yasa geçmezse… böyle bir hükümette oturmak bizim için büyük bir sorun olur” diyen Asher, partisinin Haredileri “suçlu” haline getiren bir hükümetin parçası olamayacağını vurguladı.
Celp talimatı
Gerilim daha da tırmandı. Salı akşamı İsrail ordusu, Genelkurmay Başkanı Korgeneral Eyal Zamir’in, genç ultra-Ortodoks erkeklere gönderilecek celp emirlerinin sayısının artırılması ve en üst düzeye çıkarılması için Personel Dairesi’ne talimat verdiğini duyurdu. Bu açıklama, Haredi topluluğunda sert tepkilere neden oldu..
Bunun üzerine Netanyahu, çarşamba günü Şas lideri Deri, Savunma Bakanı Yisrael Katz ve Meclis Dışişleri ve Savunma Komisyonu Başkanı Yuli Edelstein’ı, uzun süredir ertelenen askerlik muafiyeti yasasında uzlaşı sağlamak amacıyla son bir toplantıya çağırdı.
Likud partili Edelstein, askerlik muafiyeti yasasının başkanlığını yaptığı komiteden geçmesini uzun süredir engelliyordu. Ancak Salı günü, uzun tartışmaların ardından “yasanın yeni versiyonunun hazırlanmasına bir adım kaldığını” duyurdu. Bu açıklama, Harediler arasında yeni yasa tasarısının askerlikten kaçanlara ağır yaptırımlar öngöreceği endişesini artırdı.
Başbakanlık Ofisi, çarşamba akşamı yapılan toplantının olumlu geçtiği algısını yaratmaya çalıştı. Yapılan açıklamada “Toplantıda ilerleme kaydedildi ve görüşmelerin farklılıkları gidermek amacıyla süreceği konusunda uzlaşıya varıldı” denildi.
Ancak İsrail basınına yansıyan kulis bilgileri bambaşka bir tablo çizdi. Kanal 12’den Amit Segal, Netanyahu’nun öfkeyle ultra-Ortodoks partileri seçime gitmekle tehdit ettiğini yazdı. Devlet televizyonu KAN ise Deri’nin, Edelstein’ın Haredilerin her yılki celp edilenlerinin yarısının askere alınmasını öngören önerisini reddettiğini aktardı.
KAN’a göre, toplantıya Birleşik Tevrat Yahudiliği lideri Yitzchak Goldknopf davet edilmedi çünkü diğer katılımcılar, onun her türlü uzlaşıyı reddedeceğini düşünüyordu.
7 bin Haredi’nin askere çağrılmasına onay: “Likud, ultra-Ortodokslara savaş ilan etti”
Toplantının ardından Birleşik Tevrat Yahudiliğinden bir kaynak, ultra-Ortodoks haber sitesi Behadrei Haredim’e yaptığı açıklamada Netanyahu’yu sert sözlerle eleştirdi: “Başbakan, koalisyon anlaşmasında Birleşik Tevrat Yahudiliği ve Şas ile imzaladığı, muafiyet yasasının hükümetin kurulmasıyla birlikte çıkarılacağına dair taahhüdünü unuttu.”
Kaynak, Haredilerin “görüşmelere ya da ilerlemeye” değil, doğrudan yasanın çıkarılmasına odaklandığını söyledi. Ancak, muafiyet yasasına karşı kamuoyunda oluşan tepki ve koalisyon içinden yönelen eleştiriler nedeniyle yasanın geçirilmesinin zorlaştığına dikkat çekiliyor.
“Son tarihe geldik”
Ultra-Ortodoks radyo kanalı Kol Hai yayıncısı Avi Mimran, “Haredi partiler Netanyahu’nun bu yasayı geçirmek için gerekli çoğunluğu bulamayacağını anladığı an hükümetten ayrılacak. İki yıl bekledikten sonra artık son tarihe geldik” dedi.
Haredi gazeteci Yisroel Cohen ise biraz daha temkinliydi: “Ultra-Ortodoks partilerin daha iyi alternatifi olsaydı çoktan koalisyondan ayrılmışlardı. Hükümeti mi düşürürler yoksa koalisyondan çekilip dışarıdan mı destek verirler bilmiyorum. Her şey olabilir.”
Ancak ordu, 60 bin Harediye celp gönderir ve ardından askerlik yapmayı reddedenleri tutuklamaya başlarsa, Cohen’e göre Harediler “koalisyondan anında çıkar.”
KAN’a göre, çarşamba akşamı yapılan toplantıda Savunma Bakanı Katz, Zamir’in talebi doğrultusunda gönderilecek yeni celpleri görmezden gelenlere yönelik herhangi bir yaptırım uygulanmayacağı sözü verdi.
Birleşik Tevrat Yahudiliğinin koalisyondan ayrılması hükümeti teknik olarak devirmeyecek ancak 120 sandalyeli Meclis’te hükümeti yalnızca 61 sandalyelik zayıf bir çoğunlukla baş başa bırakacak. Hükümetin düşmesi için Birleşik Tevrat Yahudiliği ile birlikte Şas’ın da koalisyona desteğini çekmesi gerekiyor.
“Düşman ordusunda askerlik yapmayız” diyen Harediler polisle çatıştı
İsrail Demokrasi Enstitüsü’nden Haredi uzmanı Dr. Gilad Malach’a göre, Harediler üzerindeki baskı giderek artıyor ve Edelstein komiteye yeni yasa taslağını sunduğunda bu baskı zirveye ulaşacak. Malach, “Şu anda komitede görüşmeler devam ettiği için Harediler ‘çalışıyoruz’ diyebiliyor. Ama taslak netleştiğinde artık geri dönüş olmayacak.”
Koalisyonun önümüzdeki aylarda çöküp çökmeyeceği ya da gelecek yıla kadar ayakta kalıp kalamayacağı belirsiz olsa da, Malach’a göre tek bir şey net: Bu kriz, “mevcut koalisyon için en büyük tehditlerden biri.”
Ortadoğu
Trump, Suudi Arabistan’la 30 yıllık nükleer anlaşmayı onayladı

ABD Başkanı Donald Trump, Suudi Arabistan’la atom enerjisi alanında 30 yıl sürecek ve değeri onlarca milyar doları bulan işbirliği anlaşmasını onayladı. Associated Press’in konuya vakıf iki kaynağa dayandırdığı habere göre anlaşma, Riyad’ın kendi topraklarında uranyum zenginleştirme kabiliyeti kazanmasının önünü açabilecek hükümler içeriyor.
ABD Başkanı Donald Trump, Suudi Arabistan ile nükleer enerji alanında hazırlanan ve Riyad’ın kendi imkanlarıyla uranyum zenginleştirmesinin önünü açabilecek bir işbirliği anlaşmasını onayladı.
Associated Press’e konuşan ve Trump yönetiminin kararına vakıf iki kaynak, anlaşmanın 30 yılı kapsadığını ve onlarca milyar dolar değerinde olduğunu aktardı.
The Wall Street Journal’ın ABD’li yetkililere dayandırdığı habere göre belge, Amerikalı şirketlerin Suudi Arabistan’da nükleer tesisler inşa etmesini öngörüyor.
Projenin muhtemel katılımcılarından biri olan Westinghouse şirketinin, her biri yaklaşık 1100 megavat gücünde AP1000 reaktörleri tedarik edebileceği belirtiliyor.
Anlaşmanın en çok tartışma yaratan başlığını, Suudi Arabistan topraklarında bir uranyum zenginleştirme tesisinin kurulması ihtimali oluşturuyor.
Tesisin, hassas zenginleştirme teknolojilerinin ABD denetiminde kalacağı bir modelle inşa edilebileceği kaydediliyor.
Trump yönetimi temsilcileri, bu yaklaşımın nükleer programın askeri amaçlarla kullanılmasını engelleyeceğini savunuyor.
Mutabakat ABD’de şimdiden tepkiyle karşılandı. Associated Press’in görüşlerine başvurduğu Amerikalı milletvekilleri ve uzmanlar, anlaşmanın Ortadoğu’da nükleer teknolojilerin yayılmasını tırmandırabileceği uyarısında bulunuyor.
Suudi Arabistan’a uranyum zenginleştirme teknolojilerini geliştirme hakkı verilmesinin bölgedeki diğer ülkeler için bir emsal teşkil edebileceği ifade ediliyor. Silah Kontrol Derneği Temsilcisi Kelsey Davenport, kişiselleştirilmiş güvence anlaşmaları oluşturmanın tehlikeli bir emsal yaratabileceğini vurguladı.
Riyad yönetimi ise nükleer tesislerde kapsamlı denetimleri öngören Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının (UAEA) Ek Protokolü’nü imzalamayı reddetti.
Süreç, Suudi Arabistan’ın, nükleer silaha sahip tek Müslüman çoğunluklu ülke konumundaki Pakistan ile yürüttüğü askeri işbirliği nedeniyle daha da karmaşık bir boyut kazanıyor.
İki ülke arasında imzalanan savunma anlaşmasının ardından Pakistan Savunma Bakanı Havaca Muhammed Asıf, ülkesinin nükleer kapasitesinin Suudi Arabistan’ı korumak için kullanılabileceğini açıkladı.
Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması (NPT) ve UAEA üyesi kalmayı sürdüren Suudi Arabistan, uzun yıllardır tam nükleer döngü geliştirme hakkını savunuyordu.
Krallığın Veliaht Prensi Muhammed bin Selman 2018 yılında yaptığı açıklamada, İran’ın nükleer silah geliştirmesi halinde Riyad’ın da aynı adımı atmaya çalışacağını ifade etmişti.
Washington yönetimi geçmişte nükleer işbirliklerinde daha sert bir tutum izliyordu.
ABD, 2009 yılında Birleşik Arap Emirlikleri ile bir nükleer anlaşma imzalamış, ancak Abu Dabi yönetimi kendi imkanlarıyla uranyum zenginleştirme ve nükleer yakıtı yeniden işleme haklarından feragat etmişti.
Ortadoğu
ABD ordusu Ortadoğu’da iki cepheli baskıyla karşı karşıya

Yemen kuvvetlerinin Suudi Arabistan’a yönelik deniz ablukası kararı, Washington yönetimi üzerinde İran ile yaşanan gerilimin ardından ikinci bir askeri cephe baskısı oluşturuyor. Reuters’a konuşan ABD’li mevcut ve eski yetkililer, Kızıldeniz’deki ticari seyrüseferin korunmasının halihazırda Körfez bölgesinde yoğunlaşan donanma ve hava unsurlarının bölünmesine yol açacağını ifade ediyor.
ABD’li mevcut ve eski yetkililer, Yemen Kuvvetleri tarafından Kızıldeniz’de Suudi Arabistan’a uygulanacak bir deniz ablukasının, İran ile devam eden gerilimin kapsamını genişletebileceğini ve halihazırda Tahran’ın bölgedeki eylemlerini engellemeye odaklanan ABD ordusu üzerinde ek baskı oluşturacağını bildirdi.
Yemen yönetimi, Suudi Arabistan’ın ülkeye uyguladığı ablukaya yanıt olarak Suudi limanlarında gemilerin yük yüklemesine veya boşaltmasına izin verilmeyeceğini duyurdu.
Bu gelişmenin Suudi Arabistan’ın petrol ihracatını aksatabileceği ve küresel ham petrol arzının yüzde 7’lik ek bir kısmını kesintiye uğratabileceği belirtiliyor.
ABD kuvvetlerine ev sahipliği yapan Suudi Arabistan şu ana kadar Washington’dan resmi bir askeri yardım talebinde bulunmadı.
Ancak ABD Başkanı Donald Trump, küresel ticaret açısından kritik bir geçiş noktası olan Kızıldeniz’deki seyrüseferin engellenmesine yönelik her türlü adıma ABD’nin müdahale edebileceğini söyledi.
Gazetecilere açıklama yapan Trump, “Böyle bir şey gerçekleşirse bununla ilgileniriz. Bunu daha önce Yemen ile yaptık” dedi.
Askeri kaynakların bölünmesi riski
Reuters haber ajansına konuşan ABD’li yetkililere göre askeri açıdan durum karmaşık bir nitelik taşıyor. Suudi Arabistan ve ABD’nin geçmişteki bombardıman hatlarına karşı koyan Yemen kuvvetleri, tecrübeli ve hızlı hareket edebilen savaşçılar olarak değerlendiriliyor.
ABD’li yetkililer, bu güce karşı yürütülecek operasyonların, İran ile mücadeleye ve ABD’nin Körfez’deki İran limanlarına uyguladığı ablukayı sürdürmeye ayrılmış kaynakları tüketeceğini vurguluyor.
Eski Pentagon yetkilisi ve Middle East Institute uzmanı Jason Campbell, “Bölgedeki hatırı sayılır büyüklükteki kaynaklarınızı iki aktif cephe arasında bölmek zorunda kalacaksınız” değerlendirmesinde bulundu.
Campbell, Kızıldeniz’deki tehditle mücadelenin, ABD savaş gemilerinin Körfez’den Yemen’e yakın bölgelere kaydırılmasını ve füze savunma operasyonlarına tahsis edilmesini gerektirebileceğini aktardı.
Yemen’in denkleme dahil olma ihtimali, Trump’ın başlangıçta “İran’ı teslim olmaya zorlayacak odaklanmış bir bombardıman harekâtı” olarak tanımladığı sürecin evrim geçirdiğini gösteriyor.
ABD donanma gemilerinin ve uçaklarının Yemen’e ait insansız hava araçları ile füzeleri düşürmeye başlaması halinde, uzmanların dikkat çektiği mühimmat ve hava savunma füzesi stoklarındaki azalmanın daha da derinleşebileceği kaydediliyor.
Trump’ın ilk başkanlık döneminde ABD Savunma Bakan Yardımcılığı görevini yürüten Michael Mulroy, “Yemenliler geçmişte Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı’nda seyrüseferi engelleme kapasitelerini ve kararlılıklarını defalarca kanıtladılar” dedi.
Eski ABD Başkanı Joe Biden döneminde Kızıldeniz ticaret yolunu açık tutmak amacıyla Yemen’deki hedeflere hava saldırıları düzenlenmişti.
Trump ise geçen yıl Gazze’ye destek amacıyla ticari ve askeri gemilere ateş açan Yemen güçlerine yönelik bombardımanları artırmıştı. Uzmanlar, her iki harekâtın da Yemen’in deniz trafiğini tehdit etme imkânlarını tamamen ortadan kaldıramadığını belirtiyor.
Geçen yıl iki ay süren operasyonlar; iki uçak gemisi, çok sayıda savaş gemisi, savaş uçakları ve B-2 stealth bombardıman uçakları dahil olmak üzere büyük bir ABD ateş gücü gerektirmişti.
Yetkililer, ABD ordusunun yüksek bütçesine rağmen kaynak sınırlarıyla karşı karşıya kaldığını, Yemen’de ihtiyaç duyulacak sistemlerin çoğunun halihazırda İran’a karşı kullanıldığını ifade ediyor.
Bir ABD’li yetkili, bazı savaş gemilerinin önce Karayipler’de, ardından Ortadoğu’da yürütülen yoğun operasyonlar nedeniyle denizde normalden daha uzun süre kaldığını belirterek “Şimdiden çok meşgulüz” dedi. Uzayan görev sürelerinin personel üzerinde baskı oluşturduğu ve gemilerin bakım için limanlara dönmesi gerektiği vurgulanıyor.
Bölgedeki askeri varlık
Halen Ortadoğu’da ABD Donanmasına ait 20’den fazla savaş gemisi ve yüzlerce askeri uçak görev yapıyor. İkinci bir ABD’li yetkili, İran ile yaşanan çatışmaya destek olmak üzere bölgeye ek kuvvetlerin sevk edildiğini bildirdi.
Bu durumun, Yemen yakınlarında yürütülecek ve büyük deniz ile hava kaynakları gerektirecek bir operasyona ayrılacak imkânları kısıtladığı aktarılıyor.
Ayrıca Yemen’in geçen yıldan bu yana değişmiş olabilecek askeri kapasitesini tespit etme ihtiyacı nedeniyle istihbarat kaynaklarının da başka yöne kaydırılacağı ifade ediliyor.
Center for Strategic and International Studies bünyesinde çalışan emekli deniz piyadesi Albay Mark Cancian da Kızıldeniz’de ikinci bir cephe açılmasının ABD deniz kuvvetleri üzerinde ağır bir yük oluşturacağını doğruladı.
Yemen Silahlı Kuvvetleri, Suudi Arabistan’a yönelik deniz ablukasının yürürlüğe girdiğini duyurarak bu adımın meşru bir karşılık olduğunu açıkladı.
Yapılan açıklamada, ablukaya karşı abluka ve tırmanmaya karşı tırmanma ilkesinin uygulanacağı, gelecek aşamadaki tüm seçeneklere hazır olunduğu belirtildi. Ayrıca Yemen halkına genel seferberliği sürdürme ve cepheleri destekleme çağrısı yapıldı.
Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyon güçleri, 9 Ağustos 2016 tarihinde Yemen hava sahasına genel abluka uygulayarak ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 80’ine (yaklaşık 20 milyon kişi) hizmet veren ana ulaşım noktası durumundaki Sana Havalimanı’nı ticari uçuşlara kapatmıştı.
Ortadoğu
Bakü’de Rus ve Alman heyetlerden gizli Ukrayna görüşmesi

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Bakü’de 12-14 Temmuz tarihlerinde eski Rus ve Alman yetkililer arasında Ukrayna’daki savaşı bitirme yollarının ele alındığı gizli bir toplantı yapıldığını açıkladı. Berlin’de Almanya Başbakanı Friedrich Merz ile düzenlediği basın toplantısında konuşan Aliyev, uçuş verilerinin doğruladığı görüşmeden önceden haberlerinin olmadığını ancak savaşı sonlandırmayı amaçlayan bu adımı memnuniyetle karşıladıklarını belirtti.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, başkent Bakü’de 12-14 Temmuz tarihleri arasında Rusya ve Almanya’nın eski üst düzey temsilcilerinin katılımıyla kapalı bir toplantı gerçekleştirildiğini bildirdi.
Bloomberg’in aktardığına göre, Ukrayna’daki savaşın sona erdirilmesi imkanlarının ele alındığı görüşmeden Azerbaycan makamlarının önceden haberdar edilmediğini belirten Aliyev, uçuş kayıtlarının temasların varlığını doğruladığını kaydetti.
Salı günü Berlin’de Almanya Başbakanı Friedrich Merz ile ortak basın toplantısında konuşan Aliyev, “Topraklarımız haberimiz olmadan böyle bir buluşma için kullanıldı. Ancak bu görüşme Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın bitirilmesine hizmet etmeyi amaçlıyorsa bunu yalnızca memnuniyetle karşılayabiliriz” dedi.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz ise federal hükümetin bu tür temaslar hakkında herhangi bir bilgiye sahip olmadığını ve süreçle ilgisinin bulunmadığını dile getirdi.
Söz konusu temasların ayrıntıları daha önce Die Zeit gazetesi ve ARD televizyonunun ortak araştırmasında yayımlandı.
Yayımlanan haberlerde, eski Rusya Başbakanı ve mevcut Gazprom Yönetim Kurulu Başkanı Viktor Zubkov’un 2024 yılından bu yana eski Alman yetkililerle düzenli olarak kapalı toplantılar yaptığı aktarıldı.
Araştırmada, Zubkov ve Rus heyet üyelerinin bu temasları Almanya’daki siyasi partileri ve hükümeti etkilemek amacıyla kullanmış olabileceği değerlendirmesine yer verildi.
Die Zeit muhabiri, görüşmelerin yapıldığı Bakü’deki Four Seasons Oteli’nin güvenlik görevlilerinin, müzakerelerin yürütüldüğü konferans salonunun yakınındaki koridordan yabancı kişilerin ayrılmasını istediğini bildirdi.
Alman güvenlik birimleri, gerçekleştirilen bu buluşmaları Rusya’nın Alman siyasetine nüfuz etmeye yönelik olası bir operasyonu kapsamında ele alıyor.
Müzakerelere Almanya tarafından Eski Başbakanlık Dairesi Başkanı Ronald Pofalla ve Brandenburg eyaletinin eski Başbakanı Matthias Platzeck katıldı.
Pofalla ile Zubkov arasında geçmişe dayanan yakın ilişkiler yer alıyor. İki isim, 2001 yılında Rusya Devlet Başkanı ve dönemin Almanya Şansölyesi Gerhard Schröder’in himayesinde kurulan “Petersburg Diyaloğu” forumunun eş başkanlık görevlerini yürütmüştü.
Bakü’ye Zubkov ile birlikte Rusya Devlet Başkanı yanında Sivil Toplum ve İnsan Haklarını Geliştirme Konseyi Başkanı Valeriy Fadeyev ve Rusya Bilimler Akademisi Avrupa Enstitüsü Müdürü Aleksey Gromıko geldi.
Pofalla ve Platzeck şu anda resmi bir devlet görevi yürütmese de Almanya’daki iktidar koalisyonunda yer alan partilerle bağlarını sürdürüyor. Pofalla Hristiyan Demokrat Birlik (CDU), Platzeck ise Sosyal Demokrat Parti (SPD) saflarında yer alıyor.
Die Zeit’ın elde ettiği bilgilere göre Rus tarafı, Alman muhataplarına Ukrayna’daki savaşın durdurulmasının yalnızca Rusya’nın şartları temelinde mümkün olabileceğini aktarmayı hedefledi. Ayrıca çatışmanın sona ermesinin ardından Almanya-Rusya ilişkilerinin normalleştirilmesi konusunun ele alınması gerektiği iletildi.
İngiltere’de yayımlanan The Times gazetesi de 19 Temmuz tarihli haberinde kaynaklara dayandırarak Berlin’de Moskova ile temaslarda arabuluculuk yapılmasına ilişkin muhtelif seçeneklerin tartışıldığını yazdı. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov ise Moskova’nın diyaloğa açık olduğunu kaydetti.
Peskov, “Bu konuda çok sayıda açıklama ve Almanya da dahil olmak üzere Avrupalı siyasetçiler arasında çok sayıda tartışma duyuyoruz. Ancak yine de pratik anlamda bu durum söz konusu ülkelerin gerçek siyasetine hiçbir şekilde yansımıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Görüş2 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Diplomasi2 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Amerika2 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Asya2 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Görüş2 hafta önceTahran’da iki kritik isimle konuştum: İran kendisini nasıl görüyor?
Diplomasi1 hafta önceFT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir
Diplomasi2 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti
Diplomasi2 hafta önceAnkara’daki NATO zirvesinde hangi silah anlaşmaları yapıldı?












