Bizi Takip Edin

Avrupa

AB’den göçle mücadele manzaraları – 2: Schengen çatırdıyor

Yayınlanma

POLITICO’da yer alan bir değerlendirme şöyle başlıyor: “Hiçbir Avrupalı lider ya da bürokrat 20 milyon kişiyi sınır dışı etmekle ya da Müslümanların [girişini] yasaklamakla tehdit etmemiş –belki de eski Başkan Donald Trump’ın en sevdiği Avrupalı olan Macar diktatör Viktor Orbán hariç– olsa da Avrupa Birliği ve Trump göç konusunda kelimelerin ifade ettiğinden daha yakın.”

AB ülkelerinin önemli bir kısmı, bu yılki Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerinde göçmen karşıtı partilere verilen desteğin önemli ölçüde artmasının ardından göçü engellemek için tekil olarak harekete geçmeye başladı.

Elbette bu iş yeni değil: Daha sonra değineceğimiz “İskandinav modeli”, Avrupa’nın merkezindeki “göçmen karşıtı” yükselişten çok önce uygulamaya konmuş ve kimse o zamanlar “faşizmin yükselişini” konuşmamıştı.

AB’den “göçle mücadele” manzaraları

Eşyayı adıyla çağırmak: Toplama kampları Avrupa’ya dönüyor

Ama durumun gitgide başka bir noktaya evrildiğini herkes kabul ediyor. Aynı POLITICO makalesinde, Avrupalı liderlerin henüz kamuoyu önünde göçmenlere karşı Trump gibi “ırkçı, yabancı düşmanı” ifadeler kullanmaktan kaçındığı, ama kapalı kapılar ardında “göçmen işleme merkezleri”, “hızlı sınır dışı etme prosedürleri”, “yabancı düşman unsurların AB’yi istikrarsızlaştırmak için göçmenleri kullanarak yürüttüğü hibrit savaş” üzerine saatlerce konuştuklarına işaret ediyor.

Blok yetkilileri, AB dışında kurdukları dışa kapalı kampları ya da gözaltı merkezlerini tanımlamak için “geri dönüşler” ya da “geri dönüş merkezleri”nden bahsediyorlar. Ama eşyayı adıyla anmak gerek: Bunlar açıkça göçmenler için kurulmuş toplama kampları.

2015’teki tepe noktasından bu yana AB’de “göçle mücadele” gündeme hep ilk sıralarda yer aldı. Engellerin kısmen işe yaradığı görülüyor: 2023 yılında 300.000’den az göçmen Kıtaya ulaşmıştı; AB’nin sınır ajansı Frontex bu yıl şimdiye kadar yaklaşık 160.000 göçmenin Avrupa’ya ulaştığını tahmin ediyor.

Üstelik bu “engeller” artık sadece AB’nin “sınırlarında” değil, içeride de yaygınlaşıyor. Schengen’in çatırdadığı yönündeki iddiaların yaygınlaşması da bundan: Son zamanlarda en az 9 Avrupa ülkesi göçmenleri, mültecileri ve sığınmacıları caydırmak amacıyla bir tür iç sınır kısıtlaması getirdi.

Orta Avrupa ülkelerinden göçe karşı işbirliği kararı

Dokuz ülke sınır kontrolleri uyguluyor

Örneğin Polonya bu ay komşu Belarus’tan gelen göçmenlerin sığınma taleplerini “güvenlik tehdidi” gerekçesiyle geçici olarak durdurduğunu açıkladı. Varşova, Belarus ve Rusya’nın sığınmacıları “ülkeyi istikrarsızlaştırmak için” kullandığını ileri sürüyor.

Hatta Başbakan Donald Tusk bir adım daha ileri giderek, “Devlet, kimin girip çıkacağı üzerindeki kontrolünü yüzde 100 oranında yeniden ele geçirmelidir,” diye konuştu.

Almanya Şansölyesi Olaf Scholz, Suriyeli birinin on bir kişiyi bıçaklayarak üç kişinin ölümüne neden olmasının ardından bu yaz “belgesiz göçmenlerin” Almanya’ya geçişini engellemek için tüm sınırlarda kontrol başlattı.

Aralarında İtalya, Fransa ve Avusturya’nın da bulunduğu altı ülke daha sınır kontrolleri uygulamaya başladı.

Schengen’deki iç sınır kontrolleri uygulamalarını takip eden göçmen hizmetleri şirketi Fragomen, İtalya, Norveç ve Slovenya’nın sınırlarındaki iç kontrolleri Ekim-Aralık 2024’e kadar; Avusturya, Danimarka, Fransa, Almanya ve İsveç’in ise Mart-Mayıs 2025’e kadar uzattığını bildiriyor.

Fico, Orbán ve Vučić “düzensiz göçe” karşı birleşik cephe çağrısında bulundu

Schengen’de “istisnalar”: Geçici ulusal güvenlik tedbirleri

Bu kontroller kapsamında, sınır muhafızları kimlik belgelerini talep edebilir ve etkilenen Schengen ülkelerinde sınırı geçen yolcuların detaylı kontrollerini gerçekleştirebilir.

İç sınır kontrolleri, sınırlardaki trafiği geciktirme ve Avrupa Ortak Pazarı içindeki hareketliliği engelleme sonucunu doğurduğu için prensip olarak Schengen Bölgesi içinde yasak.

Bununla birlikte, “geçici ulusal güvenlik tedbirleri” olarak mümkün. Bu kontroller özellikle 2015’in sonlarından bu yana göç akınından etkilenen birçok ülkede çeşitli şekillerde uygulanıyor.

Bu nedenle Brüksel, Avrupa kurumlarının AB ülkelerinin Schengen iç sınırlarında sınır kontrollerini yeniden uygulamaya koyma kapasitelerini incelemelerine olanak sağlamak üzere Schengen Sınır Kodunu değiştirmeyi değerlendiriyor

Schengen Sınır Kodu, Schengen bölgesinin dış sınırlarını geçen herkes için geçerli olan kuralları belirliyor.

Schengen bölgesi, İrlanda ve Kıbrıs hariç tüm AB ülkelerinin yanı sıra İzlanda, Lihtenştayn, Norveç ve İsviçre’yi de kapsıyor. İtalya yarımadasında yer almaları nedeniyle San Marino ve Vatikan resmi olarak olmasa da fiilen üye.

Almanya ve Polonya dışında sınır kontrolleri getiren ülkeler ve ayrıntıları şöyle:

Avusturya

Viyana, Çek Cumhuriyeti sınırında 15 Ekim’e kadar, Slovenya ve Macaristan sınırında ise 11 Kasım’a kadar kontrolleri yeniden başlatmıştı.

Almanya’ya benzer şekilde, bu karar düzensiz göçü engellemek ve iltica sistemi üzerindeki baskıyı azaltmak ve Gazze savaşının ardından “Orta Doğu’dan gelen terörizm tehditlerini durdurmak” için alındı.

Gerekçeler arasında Ukrayna savaşı kaynaklı casusluk faaliyetleri ve siber dolandırıcılıklar da yer alıyor.

Danimarka

Danimarka tüm iç sınırlarında sınır güvenliğini artırdı. Norveç’te olduğu gibi, “Danimarka-Almanya kara sınırına ve Almanya ile feribot bağlantısı olan Danimarka limanlarına odaklanarak” 12 Mayıs’tan 11 Kasım’a kadar kısıtlamalar uygulanacak.

Kopenhag, “İsrail ile Gazze’deki militan gruplar arasındaki çatışma ve militan İslamcı gruplar arasında öncelikli bir hedef olarak Danimarka’ya yeniden odaklanılmasına neden olan 2023’teki Kuran’a saygısızlıklarla ilgili terör tehdidinden” endişe duyduğunu söyledi.

Fransa

Tüm iç sınırlardaki kontroller 1 Mayıs’tan bu yana uygulanıyor.

Paris’in bu kararı almasında “Schengen dış sınırlarındaki sürekli göç baskısı” ve “özellikle Türkiye ve Kuzey Afrika’dan düzensiz geçişlerdeki önemli artış” ile “kabul sistemi üzerindeki baskı” ve “yoğunlaşan terör tehdidi” etkili oldu.

Bu tedbir ayrıca yaz aylarında düzenlenen ve milyonlarca insanı Fransa’ya getiren Olimpiyat ve Paralimpik Oyunları nedeniyle de uygulandı.

İtalya

Avrupa Komisyonuna göre İtalya’nın G7 dönem başkanlığı ve “Orta Doğu’daki kargaşa ve düzensiz göç akımlarına teröristlerin sızma riski” nedeniyle Roma, 18 Aralık’a kadar sınır güvenliğini artırdı.

Norveç

Schengen Bölgesi ile bağlantısı olan tüm limanlara girişler 12 Mayıs’tan bu yana kısıtlanmış durumda.

Oslo, önlemlerin temel gerekçesini “kritik altyapıya yönelik artan tehdit, Norveç’in gaz ihracatını tehdit eden Rus istihbarat operasyonları ya da Ukrayna’ya askeri destek” olarak açıkladı.

Slovenya

Hırvatistan ve Macaristan sınırında kontroller devam ediyor. Almanya’daki UEFA EURO 2024 ve Fransa’daki Olimpiyat Oyunları gibi büyük spor etkinlikleri nedeniyle haziran sonunda uygulamaya konulan kontrollerin 21 Aralık’a kadar devam etmesi bekleniyor.

Slovenya makamlarına göre bunun sebepleri arasında “Orta Doğu’da artan istikrarsızlık, Rusya’nın Ukrayna’daki saldırganlığı, organize suçlar ve genel terör tehditleri” de yer alıyor.

İsveç

İsveç, 12 Mayıs’tan 11 Kasım’a kadar kontrolleri başlatan İskandinav ülkeleri arasında yer alıyor. Avrupa Komisyonu bu tedbirin “tüm iç sınırlara yayılabileceğini” söyledi.

İsveçli yetkililer, “İsveç’te ve diğer Üye Devletlerde gerilimi artıran, Antisemitizm motivasyonlu ciddi şiddet ve saldırı riskini arttıran, kamu politikasına ve iç güvenliğe ciddi tehdit oluşturan” İsrail’in Gazze’deki saldırısı ve Hamas’ın İsrail’e yönelik saldırılarını gerekçe gösterdi.

Polonya’ya AB’den “göçle mücadele” desteği geldi

Üçüncü ülkelerle anlaşmalar hızlanabilir

Almanya Şansölyesi Olaf Scholz, geçtiğimiz perşembe günü yapılan AB zirvesinden önce, ilkbaharda kabul edilen AB göç ve iltica reformunun uygulanmasının önemli ölçüde hızlandırılması çağrısında bulunmuştu.

Bu reform, diğer hususların yanı sıra, mültecilerin doğrudan AB’nin dış sınırlarında taramaya tabi tutulmasını öngörüyor.

AB’nin iltica tanıma oranının yüzde 20 ya da daha düşük olduğu ülkelerden kaçan herkes, iltica başvurusunu sınırda hızlı bir prosedürle işleme koydurmak zorunda ve bu amaçla özel olarak kurulmuş bir sınır kampını terk edemez.

Bir iltica prosedürü için gerekli olan hukuki destek burada fiilen imkansız ve tanınma şansı önemli ölçüde azalıyor. Reddedilen sığınmacılar doğrudan sınır kamplarından sınır dışı ediliyor.

Alman hükümeti, Almanya’ya gelen mülteci sayısını önemli ölçüde azaltacağını umduğu ve Federal Cumhuriyet’in bir dış AB sınırı olmadığı için reformu destekliyor. Yeni AB sınır kampları kurmanın ana yükü ise Yunanistan veya İtalya gibi devletlere ait.

Ursula von der Leyen: Sınır dışı edilen göçmenlerin sayısı artacak

Arnavutluk modeli Brüksel’in radarında

İtalya ise bunun yerine hızla başka bir modele yöneldi: iltica işlemlerinin Arnavutluk’a yaptırılması.

Akdeniz’de İtalyan sahil güvenliği tarafından tekneleri durdurulan erkek mülteciler Arnavutluk’un liman kenti Şingin’deki bir kampa götürülüyor ve yakınlardaki Gjadër’de de ikinci bir kamp mevcut.

Gelecekte, İtalyan sığınma prosedürleri kamplarda gerçekleştirilecek. Sığınma hakkı verilenlerin İtalya’ya seyahat etmelerine izin verilecek; reddedilenler ise doğrudan Arnavutluk’tan sınır dışı edilecek. Roma bu şekilde yılda 36,000 mültecinin işlemlerini gerçekleştirmeyi planlıyor, fakat bu durumda da mültecilere gerekli hukuki yardım sağlanmayacak.

Başbakan Giorgia Meloni perşembe günü AB zirvesi öncesinde düzenlenen özel bir toplantıda bu modeli tanıttı. Toplantıya diğer on AB ülkesinin devlet ve hükümet başkanlarının yanı sıra Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de katıldı.

Leyen daha önce Arnavutluk modelini yakından izleyeceğini ve gelecekte AB çapında çözümler bulmak amacıyla değerlendireceğini açıklamıştı.

İtalya göçmenleri Arnavutluk’a göndermeye başladı

Hollanda, sığınmacılara toplama kampları için bastırıyor

Brüksel’deki özel toplantıda Leyen’in AB dışında “geri gönderme merkezleri” kurma planını sunduğu da bildirildi.

Bu merkezler, iltica başvuruları reddedilen fakat AB’den menşe ülkelerine ya da güvenli olduğu varsayılan üçüncü ülkelere sınır dışı edilmeleri hemen mümkün olmayan mültecilerin nakledileceği sınır dışı kampları.

Leyen’in planları, mültecileri mümkün olduğunca hızlı bir şekilde ülke dışına çıkarmak amacıyla, gelecekte üçüncü ülkelerdeki söz konusu sınır dışı kamplarına nakledilmelerine izin verecek.

Bugüne kadarki en somut girişim, sağcı hükümeti kısa süre önce “tüm zamanların en katı iltica rejimini” ilan eden Hollanda’dan geldi. Bu kapsamda mülteciler zorla birkaç büyük kampa yerleştirilecek ve sadece temel asgari ihtiyaçları karşılanacak.

Lahey ayrıca ülke sınırlarını tamamen kapatabilmek için AB’nin ortak iltica politikasından çıkmayı talep ediyor. Hollanda hükümeti şu anda Uganda ile ilk sınır dışı kampının inşası için görüşmeler yürütüyor ve mültecilerin buradan nereye sınır dışı edileceğine Kampala’daki hükümet karar verecek.

Yeni Fransız hükümetinde göçe ve Schengen’e karşı sesler yükseliyor

Danimarka el yükseltti: Cenevre Sözleşmesi kaldırılmalı

Bu arada ilk AB hükümetleri iltica hakkını tamamen askıya almaya çalışıyor ya da çoktan başladılar.

Finlandiya nisan ayında Rusya ile olan sınırını tamamen kapattı, artık sığınma başvurularını kabul etmiyor ve Finlandiya parlamentosu tarafından sınırı geçmeyi başaran mültecileri geri gönderme konusunda açıkça yetkilendirildi.

Bu ne uluslararası hukuka ne de AB hukukuna uygundur, fakat Brüksel tarafından sorgusuz sualsiz hoşgörüyle karşılanıyor.

Danimarka ise bir adım daha ileri gitmek istiyor. Perşembe günü yapılan AB zirvesinde Başbakan Mette Frederiksen Cenevre Sözleşmesinin yürürlükten kaldırılmasını savunarak, “İkinci Dünya Savaşından sonra oluşturulan kurallar artık günümüz dünyasında işlemiyor,” dedi.

Avrupa

Alman hükümeti savunma startup’larına doğrudan sermaye yatırımı yapacak

Yayınlanma

Alman hükümeti, devletin savunma sektöründeki girişimlere doğrudan sermaye katılımı yapmasına olanak tanıyan bir yatırım fonu kuracağını açıkladı.

Ukrayna savaşı ve Donald Trump döneminde ABD’nin güvenlik garantilerinin güvenilirliğine dair şüpheler nedeniyle harekete geçen Almanya ve diğer Avrupa hükümetleri, on yıllardır süren yetersiz yatırımların ardından savunma kapasitesini yeniden inşa etmek için adımlar atıyor.

Bu fon, Ekonomi Bakanlığı’nın öncülüğünde yürütülen ve yeni kurulan şirketlerin finansmana erişimini iyileştirmeyi, vasıflı işgücünü çekmeyi ve bürokrasiyi azaltmayı amaçlayan daha geniş kapsamlı bir startup stratejisinin bir parçası.

Reuters’ın elde ettiği bir hükümet belgesine göre, güvenlik ve savunma sektöründeki startup’lar ve büyümekte olan şirketler, Almanya’nın güvenlik ve savunma hazırlığını güçlendirmede giderek daha önemli bir rol oynuyor.

Alman yapay zeka savunma şirketi Helsing ve otonom kara sistemleri girişimi ARX Robotics, savaşın hızlı konuşlandırılabilir teknolojiler için bir test alanı haline geldiği Ukrayna’da savaş alanında kullanılmak üzere sistemler tedarik etti.

Bu durum, genç Avrupalı şirketlerin geleneksel tedarik kanallarından daha hızlı bir şekilde yetenekler sunabileceğini göstermeye yardımcı oluyor.

Sermayeye erişimi iyileştirmek amacıyla hükümet, açık askeri uygulamaları olan ürün ve hizmetler geliştiren “girişimlere ve büyüme aşamasındaki şirketlere yönelik doğrudan federal yatırımlar için yeni bir araç” kuracağını açıkladı.

Fonun değeri henüz açıklanmadı.

2026 yılının ilk yarısında Almanya’da 3.053 girişim kuruldu. Bu rakam, 2025 yılının ikinci yarısına göre %52 artışa işaret ediyor.

Bu girişimler, 2024 yılında 2020’ye kıyasla %26 daha fazla kişiyi istihdam etti.

Ekonomi Bakanı Katherina Reiche ntv kanalına yaptığı açıklamada, “Amerika Birleşik Devletleri’ne baktığımızda, [Almanya’daki] startup’lara akan özel sermayenin çok yetersiz olduğunu görüyoruz,” dedi.

Almanya, başarılı startup’ları büyüme şirketlerine dönüştürme konusunda hâlâ zorluklar yaşıyor. 

Rapora göre, risk sermayesi yatırımları 2025 yılında 7,2 milyar avroya (8,21 milyar dolar) ulaştı. Bu rakam, ABD ve İngiltere’deki seviyelerin çok altında.

Almanya’nın özel sermaye ve risk sermayesi birliği BVK, bu stratejinin Almanya’nın bir startup merkezi olarak konumunu güçlendirmede önemli bir adım olduğunu ve “özellikle finansman konusunda doğru kaldıraçlara odaklandığını” belirtti.

Strateji ayrıca teknoloji ve biyoteknoloji gibi sektörler için daha fazla özel sermaye harekete geçirmeyi hedefliyor.

2021 yılında başlatılan ve Alman hükümeti tarafından desteklenen bir risk sermayesi programı olan Future Fund, 2030’un ötesine uzatılacak.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Sırskiy görevden ayrılışı sonrası ilk açıklamayı yaptı

Yayınlanma

Ukrayna Genelkurmay Başkanlığı görevinden ayrılan Aleksandr Sırskiy, kararın ardından yayımladığı ilk mesajda hangi makamda bulunursa bulunsun Ukrayna’ya hizmet etmeyi sürdüreceğini bildirdi. Eski Başkomutan, görev süresi boyunca ordunun yapısında gerçekleştirilen reformları ve İnsansız Sistemler Kuvvetleri gibi yenilikleri sıraladı.

Ukrayna Silahlı Kuvvetleri Başkomutanlığı görevinden ayrılan Aleksandr Sırskiy, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, üstlendiği makam ne olursa olsun Ukrayna’ya hizmet etmeye devam edeceğini belirtti.

Geniş çaplı bir çatışma sırasında orduya liderlik etmenin her subay için en yüksek sorumluluk olduğunu vurgulayan Sırskiy, 2014 yılından bu yana sürecin içinde yer aldığını kaydetti.

Komuta dönemindeki gelişmeleri değerlendiren Sırskiy, yapılan değişikliklerin yalnızca muharebe sahasını değil, ordunun temel yapısını da kapsadığını ifade etti.

Dünyada ilk kez ayrı bir askeri birlik olarak İnsansız Sistemler Kuvvetlerinin kurulduğunu ve bu yapının münferit birimlerden tam teşekküllü bir sisteme dönüştürüldüğünü bildirdi.

Eski Başkomutan ayrıca İnsansız Hava Savunma Sistemleri Komutanlığının, dron önleme müfrezelerinin ve kademeli hava savunma ağının oluşturulduğunu hatırlattı.

Ukrayna’da Genelkurmay Başkanı Sırskiy’nin görevden alınması protestoları durduracak mı?

Sırskiy, Ukrayna ordusunun kolordu yapısına geçirildiğini, karargâhlara muharebe tecrübesi olan subayların atandığını ve komuta kademesine getirilme şartı olarak cephe hizmetinin zorunlu kılındığını aktardı.

Son yıllarda yürütülen tüm operasyonların detaylarını paylaşamayacağını belirten Sırskiy, bu süreçleri tarihin anlatacağını ifade etti. Temel ilkesinin savaşmak olduğunu vurgulayan Sırskiy, bu anlayışın taşıdığı unvandan bağımsız olduğunu ekledi.

Sırskiy’nin görevi bırakması, eski Ukrayna Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov ile yaşadığı gerilimin ve Fedorov’un istifasının ardından düzenlenen protestoların arkasından geldi.

Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinin yeni başkomutanı Müşterek Kuvvetler Komutanı Mihail Drapati olacak. Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, kadro değişikliklerinin 22 Temmuz tarihinde resmiyete kavuşacağını duyurdu.

Ocak 2026’dan bu yana Savunma Bakanlığını yürüten Fedorov, hükümet değişikliğinin ardından temmuz ayı ortasında görevinden ayrılmıştı.

Altı aylık çalışma süresince bakanlığın NATO standartlarına uyarlanmasını tamamlayamadığını, tüm tedarik süreçlerini ihalelere devredemediğini ve karar alma mekanizmalarında sorumluluk sistemini kuramadığını açıklamıştı.

Görevi bırakmasının ardından Fedorov, Sırskiy’nin görevden alınması yönünde açık çağrıda bulundu. Başkomutanı, orduyu değişen çatışma koşullarına hızla adapte edememekle suçlayan Fedorov, mevcut yönetim altında Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinin esneklik kazanamadığını öne sürdü.

Eski Bakan, askeri yönetimin kendi ekibinin girişimlerini engellediğini ve Sırskiy’nin sunduğu ultimatoyumun süreçte belirleyici olduğunu iddia etti.

Devlet Başkanı Zelenskiy, Fedorov ile Sırskiy arasındaki iletişim kopukluğunu doğrulayarak, iki ismin kendisinin aracılığı olmadan neredeyse hiç temas kurmadığını belirtti.

Ukrayna basınında yer alan bilgilere göre Zelenskiy, iktidar partisinin milletvekilleriyle yaptığı basına kapalı toplantıda normal şartlarda her iki ismin de aynı anda değiştirilmesi gerektiğini, ancak mevcut koşullarda bunu eş zamanlı yapamadığını dile getirdi.

Fedorov’un istifasının ardından Kiev, Lviv, Odessa, Harkov ve Dnipro gibi kentlerde gösteriler düzenlendi. Göstericiler eski bakanın hükümete dönmesini ve Sırskiy’nin görevden alınmasını talep etti.

Ukrayna Parlamentosunun internet sitesinde de Fedorov’un görevde kalmasını isteyen bir imza kampanyası başlatıldı.

Ayrılık kararından birkaç gün önce açıklama yapan Sırskiy, Fedorov ile olan ilişkilerini kriz olarak nitelendirmediğini ve görüş ayrılıklarını çalışma sürecinin parçası olarak gördüğünü kaydetmişti.

Sert bir tutum sergilemiş olabileceğini kabul eden Sırskiy, kişisel çekişmeler yerine ordunun faaliyetlerine odaklanılması gerektiğini ifade etmişti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Viktor Orban sonrası AB’de Rusya yaptırımlarında fikir tıkanıklığı

Yayınlanma

Avrupa Birliği ülkelerinin ulusal çıkarları, Rusya’ya yönelik 21’inci yaptırım paketinin onaylanmasını zorlaştırıyor. Politico’ya konuşan yedi kaynak, üye devletlerin direnci sebebiyle taslaktaki kısıtlama maddelerinin zayıflatıldığını bildirdi. Yunanistan, Bulgaristan ve Avusturya’nın itirazları sebebiyle uzlaşma sağlanamazken nihai görüşmeler 22 Temmuz tarihine ertelendi.

Politico’nun yedi farklı kaynağa dayandırdığı habere göre, Avrupa Birliği üyesi ülkeler, Rusya’ya uygulanması planlanan 21’inci yaptırım paketi üzerinde uzlaşma sağlamakta zorluk çekiyor.

Budapeşte’de Viktor Orban’ın başbakanlık görevinden ayrılmasının ardından Macaristan’ın diğer üye ülkeler için yaptırımları reddetme hususunda bir “siper” olma niteliğini kaybetmesi, kısıtlama kararlarının kabulünü daha karmaşık bir sürece sürükledi.

Görüşmelere katılan bir AB diplomatı, daha önce hazırlanan 20 yaptırım paketinin ardından kolay çözümlerin kalmadığını belirterek, “Artık üye devletlerin doğrudan ulusal çıkarlarıyla daha sık karşı karşıya geliyorsunuz, bu nedenle bir denge kurulması gerekiyor” değerlendirmesini yaptı.

Kaynaklar, yeni pakette yer alan birden fazla maddesinin üye ülkelerin müdahaleleri sonucu zayıflatıldığını veya metinden tamamen çıkarıldığını aktardı.

Dünyanın en büyük ticaret filosuna sahip olan Yunanistan, AB şirketlerinin üçüncü ülkelere Rus sıvılaştırılmış doğal gazı (LNG) taşımasının yasaklanmasına karşı çıkıyor.

Atina yönetimi, bu kısıtlamanın tankerleri bayrak değiştirmeye ve yaptırım denetiminin imkansız olduğu hukuki alanlara kaymaya zorlayacağından endişe ediyor.

Yunan hükümeti ayrıca Rus petrolüne uygulanan tavan fiyat mekanizmasının süresinin uzatılması hususunda da kaygılarını dile getirdi.

Bir Yunan diplomat, durumdan çıkış yolu aradıklarını fakat yaşananların Avrupa Komisyonu ile temel ekonomik çıkarların karşı karşıya geldiğini gösterdiğini ifade etti.

Diğer üye ülkeler de kendi ekonomik ve siyasi öncelikleri doğrultusunda kısıtlama taslağına itiraz ediyor. Bulgaristan, Rus Ortodoks Kilisesi Patriği Kirill’in yaptırım listesine dahil edilmesini engelledi.

Avusturya ise Raiffeisen Bank’ın çıkarlarını korumak amacıyla Rusya’da kalan varlıkları için tazminat talep ediyor ve bu talebi dondurulan Rus fonlarının kullanımıyla şartlandırıyor.

Tüketici fiyatlarındaki olası artış kaygısı sebebiyle, Rus balık ithalatının aşamalı olarak azaltılmasına yönelik maddeler de bazı üye ülkelerin baskısı üzerine taslaktan çıkarıldı.

Avrupa Komisyonu, 21’inci yaptırım paketinin hazırlıklarına mayıs ayı sonunda başladı. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kallas, 13 Temmuz tarihinde yaptığı açıklamada üye ülkelerin henüz ortak bir karara varamadığını duyurdu.

Kallas, uygulanan kısıtlamaların Avrupa ekonomisine de zarar verdiğini kabul etti. Yeni kısıtlama paketini onaylama girişimlerinin 22 Temmuz tarihinde yeniden yapılması planlanıyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English