Avrupa
Ursula von der Leyen: Sınır dışı edilen göçmenlerin sayısı artacak

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, göç konusuna odaklanacak AB liderler zirvesi öncesinde, birliğin İtalya-Arnavutluk göçmen geri kabul anlaşmasından “dersler çıkarabileceğini” söyledi.
Perşembe ve cuma günü Brüksel’de yapılacak toplantı öncesinde üye ülkelere bir mektup gönderen Leyen, Avrupa Komisyonu’nun göçmenlerin sınır dışı edilmesini artıracak yeni bir mevzuat önerisi sunacağını söyledi.
Üye ülkelere gönderdiği mektupta, AB ülkelerinden düzensiz göçmenlerin geri dönüş oranının şu anda sadece %20 civarında olduğunu söyledi.
Yani bir AB üye ülkesini terk etmesi emredilen kişilerin büyük çoğunluğu bunu yapmıyor. Leyen bunların birçoğunun yerinde kaldığını ya da blok içinde başka bir ülkeye gittiğini söyledi.
Başkan, “bir ülkede haklarında iade kararı olan göçmenlerin başka bir ülkeye geri dönmekten kaçınmak için sistemdeki çatlaklardan yararlanamamalarını” sağlamak için üye devletlerin diğer AB ülkeleri tarafından alınan kararları tanımaları gerektiğini yazdı.
AB liderler zirvesinin. gündemi “göçle mücadele”
İki gün sürece AB liderler zirvesinde en hassas konulardan ikisi, düzensiz göçmenlerin sınır dışı edilmesindeki artış ve AB iltica ve göç anlaşmasının halihazırda kabul edilmiş olan revizyonunun planlanandan daha önce uygulanıp uygulanmayacağı sorusu.
AB diplomatları, bugün gece geç saatlere kadar sürmesi beklenen zirvede önemli bir anlaşmaya varılabileceğinden şüphe duyuyor. Yine de bazıları görüşmelerin aralık ayında yapılacak bir sonraki zirvede bir anlaşmaya varılmasının yolunu açabileceğini umuyor.
Almanya, Fransa ve İspanya gibi üye devletler, AB’nin göç ve iltica anlaşmasının en azından bazı bölümlerinin uygulanmasını hızlandırmak istiyor. Pakt, diğer hususların yanı sıra, sığınma başvurularının işleme konulması ve üye devletler arasında yük paylaşımına ilişkin kapsamlı yasal reformlar içeriyor.
Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel tarafından hazırlanan ve Euractiv tarafından görülen 16 Ekim Çarşamba günkü Avrupa Konseyi sonuçlarına ilişkin son uzlaşma taslağında pakttan açıkça bahsedilmiyor. Fakat belgede “kabul edilen AB mevzuatının uygulanmasının önemi” vurgulanarak pakta dolaylı bir atıf var.
Bir diplomat, liderlerin erken uygulama konusunda anlaşıp anlaşmamaları gerektiği konusunda tartışmaktan kaçınmaları halinde perşembe günkü göç görüşmelerinin uzun vadede daha verimli olacağını savundu.
Bir başka diplomat ise Michel’in son sonuç taslağında yer alsa da almasa da liderlerin bu konuyu tartışacaklarını söyledi.
Meloni: AB göç politikası İtalya-Arnavutluk anlaşmasına dayanmalı
“Arnavutluk modeli” AB’nin odağında
Leyen’in yorumları, İtalya’nın Akdeniz’de kurtarılan göçmenlerin bir kısmının işlemlerinin yapılması için Arnavutluk’a gönderilmesini öngören ve uzun süredir beklenen programını başlattığı sırada geldi.
Bu haftanın başlarında Bangladeş ve Mısır kökenli 16 erkek, Sicilya açıklarındaki göçmenlerin yoğun olarak bulunduğu Lampedusa’dan, sığınma taleplerinin inceleneceği Arnavutluk kıyılarında özel olarak inşa edilmiş iki merkezden birine nakledildi.
Yaklaşık 650 milyon avroya mal olan ve geçtiğimiz ilkbaharda açılması planlanan ama uzun gecikmelerle karşılaşan merkezlerin masrafları İtalyan hükümeti tarafından karşılandı ve İtalyan yasalarına göre işletilecekler.
Meloni, Tiran ile göçmen anlaşmasını savundu: Avrupa ruhunu mükemmel bir şekilde yansıtıyor
Salı günü milletvekillerine hitap eden Giorgia Meloni, planın “Avrupa ruhunu mükemmel bir şekilde yansıtan” “yeni, cesur ve benzeri görülmemiş bir yol” olduğunu savundu.
Arnavutluk anlaşmasının uygulanması ve sonuçları, söylemlerini ve göç konusundaki yaklaşımlarını sertleştirerek yanıt vermeye çalışan birçok AB üyesi ülke tarafından yakından izlenecek.
Son zamanlarda Almanya kara sınırı kontrollerini yeniden uygulamaya koydu, Fransız hükümeti göç mevzuatını sıkılaştırmayı inceleyeceğini söyledi ve Polonya sınırı geçen kişilerin sığınma hakkını geçici olarak askıya alma planını açıkladı.
Polonya Başbakanı Donald Tusk ise, tartışmalı hamlenin Belarus’un çok sayıda göçmeni ülkeye sokarak Polonya’nın “istikrarını bozmasını” engellemeyi amaçladığını söyledi.
Geçtiğimiz ay 15 üye ülke, Avusturya ve Hollanda’nın sınır dışı sisteminin “verimliliğini” artırmaya yönelik bir önerisini imzaladı.
Borrell: Orta Doğu’daki savaşın göç üzerindeki etkisi liderlerin gündeminde
AB’nin diplomasi şefi Josep Borrell, Orta Doğu’daki çatışmanın Avrupa’ya getirebileceği “şok dalgası” nedeniyle bugünkü zirvede liderler arasında göçün “sıcak bir konu” olacağını söyledi.
Borrell, “Yüz binlerce insanın evlerini terk ettiğini ve belki de yıkıldıkları için artık geri dönecek evleri olmadığını düşünün. Dolayısıyla üye devletlerin bu konuda endişeli oldukları açık. Bakalım Komisyon’dan yeni düzenlemeler talep edecekler mi?” diye sordu.
Konsey zirvesi öncesinde İtalya, Danimarka ve Hollanda; Avusturya, Kıbrıs, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Yunanistan, Macaristan, Malta, Slovakya liderleri ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile göç konusunu görüşmek üzere bir ön toplantı düzenledi.
Görüşme Europa binasında İtalyan delegasyonunun odasında gerçekleşti. İtalyan hükümetinden yapılan açıklamada Başbakan Giorgia Meloni’nin Roma ve Tiran arasında göçün yönetilmesine ilişkin anlaşmayı sunduğu belirtildi.
Meloni’nin ofisinden yapılan açıklamada, “yeni Göç ve İltica Paktı kurallarının uygulanması ışığında güvenli üçüncü ülke konsepti, UNHCR ve IOM ile göç yolları boyunca destekli gönüllü geri dönüşler ve ‘geri dönüş merkezleri’ konusunda işbirliği üzerinde duruldu,” denildi ve liderlerin bir sonraki Avrupa Konseyi toplantısı öncesinde tekrar bir araya gelme konusunda mutabık kaldıkları belirtildi.
Hollanda Başbakanı Schoof göç konusunda ‘farklı bir atmosfer’ görüyor
Hollanda Başbakanı Dick Schoof, Avrupa Konseyi toplantısında göç konusunda somut bir anlaşmaya varılmasını beklemediğini söyledi fakat göç tartışmalarında “Avrupa’da farklı bir atmosfer” olduğunu kaydetti.
Schoof, Avrupa Komisyonu’nun İtalya’nın Arnavutluk’u da içeren çözümüne “olumlu baktığını” söyledi. Ayrıca Uganda’da konuşlandırma sahaları kurmanın ciddi bir fikir olduğunu söyledi.
Hollandalı lider Polonya’nın karşı karşıya olduğu göç sorununun “normal bir göç sorunu olmadığını” söyledi.
“Göç akımları Rusya ve Belarus tarafından hibrit bir savaşta kasıtlı olarak kullanılıyor” diyen Schoof, Konsey’in Polonya’ya yardım edebileceğini umuyor.
Birleşik Krallık ile AB arasında ‘göçmenleri geri gönderme’ gerilimi
Scholz ‘herkesin’ Avrupa’ya gelemeyeceğini söyledi
Almanya Şansölyesi Olaf Scholz, Avrupa iltica sisteminin reforme edilmesi konusunda, geri göndermelerin etkinliğinin artırılması gerektiğine inandığını söyledi.
Scholz, “Suçlular geri gönderilmeli. Göçü mümkün kılmalı, ihtiyacı olanlara koruma sağlamalıyız ama herkes gelemez,” dedi.
Özellikle sanayi ve istihdam söz konusu olduğunda Avrupa’nın rekabet gücü açısından yapması gereken çok şey olduğunu söyleyen Scholz, “tarife anlaşmazlıkları bizi bir yere götürmez” dedi.
Scholz, AB’nin Çin menşeli elektrikli araçlara yönelik yeni gümrük vergilerine atıf yaptı.
Öte yandan Scholz, AB dışında göçmen geri kabul merkezleri kurulması karşısında şüpheci olduğunu ifade etti. Alman Şansölyesi gelişinde gazetecilere yaptığı açıklamada, “Rakamlara bakarsanız, [bu tür konseptler] Almanya gibi büyük bir ülke için gerçekten çözüm değil,” dedi.
Scholz, geçen yıl Almanya’ya düzensiz yollardan gelen 300,000 sığınmacıyla karşılaştırıldığında, gözaltı merkezlerinin sadece “birkaç küçük damlayı” emebileceğini savundu.
Scholz, AB’nin “Avrupa hukukuna uygun olarak sınır dışı edilmeye” ihtiyacı olduğunu vurguladı.
Tusk: Polonya, yeniden yerleştirme kapsamında tek bir göçmen kabul etmeyecek
Sınır dışı etmeler ve geri göndermeler tartışılıyor
Zirvede “düzensiz göçmenlerin” sınır dışı edilmesi ve AB dışındaki tartışmalı “geri dönüş merkezleri” fikri de ele alınacak.
Leyen’in bir AB diplomatı tarafından “kutsal kitap” olarak nitelendirilen ayrıntılı mektubu, Kuzey Afrika, Batı Balkanlar ve diğer bölgelerdeki ülkelerle anlaşmalar yapılması çağrısında bulunuyor. Amaç düzensiz göçmenlerin sayısını azaltmak ve geldikleri ülkelere geri dönüşlerini artırmak.
Leyen ayrıca AB devlet ve hükümet başkanlarına, “özellikle geri dönüşle ilgili yeni bir yasa teklifi amacıyla, AB dışında geri dönüş merkezleri kurmanın olası yollarını araştırma” çağrısında bulundu.
Düzensiz göçmenlerin geri dönüşü yeni anlaşmada ele alınmadı. Bu konudaki AB kurallarının gözden geçirilmesine yönelik son girişim 2018 yılında Avrupa Parlamentosu’nda (AP) başarısızlıkla sonuçlanmış ve milletvekilleri bir anlaşmaya varamamıştı.
AB diplomatları geri gönderme merkezlerinin nasıl çalışacağı ya da nerede bulunacağı konusunda yorum yapmaktan kaçınıyor.
Kuzey ve Güney Avrupa arasındaki uçurum
Almanya ve Hollanda, başta Dublin III Yönetmeliği olmak üzere mevcut kuralların uygulanması için bastırıyor. Bu yönetmelik, iltica başvurularının göçmenlerin vardığı AB ülkesi tarafından işleme konulmasını öngörüyor. Bu düzenleme esas olarak Yunanistan ve İtalya gibi Akdeniz ülkelerine yük getiriyor.
Fakat, “ikincil göç” olarak bilinen bir olgu olarak, bu ülkelere ulaşan pek çok göçmenin daha sonra başka ülkelere geçerek orada sığınma başvurusunda bulunmasından endişe duyuluyor.
Bu konu kuzey ve güney AB ülkeleri arasında gerilime neden oluyor. Almanya ve Hollanda net bir sonuca varılması için bastırırken, bazı Akdeniz ülkeleri şimdilik bağlayıcı olmayan görüşmelerden yana. Diplomatlar, aralık ayındaki bir sonraki zirvede yazılı anlaşmalara varmaya hazır olabileceklerine inanıyor.
Michel’in son uzlaşma taslağı “mevcut mevzuatın uygulanmasının” önemini vurguluyor. Bunun Dublin III anlaşmazlığına açık bir gönderme olduğuna işaret ediliyor.
Avrupa
İspanya ve İtalya sınır kontrollerini bitirecek

İspanya ve İtalya, geçen Temmuz ayında göç krizinin ardından başlayan sınır kontrollerini askıya alma konusunda anlaşmaya vardı.
Yaz aylarında Fas’tan Ceuta’ya gerçekleşen kitlesel göçmen geçişinin tetiklediği, aylar süren Schengen anlaşmazlığı şimdilik sona eriyor.
Bu karar, geçen hafta düzenlenen AB zirvesinde İspanya Başbakanı Pedro Sánchez ile İtalya Başbakanı Giorgia Meloni arasında yapılan toplantının ardından ayarlanan, İtalya İçişleri Bakanı Matteo Piantedosi ile İspanya İçişleri Bakanı Fernando Grande-Marlaska arasındaki telefon görüşmesinin ardından alındı.
Her iki ülke de ayrı ayrı yaptıkları açıklamalarda, bu kararın “durumun dikkatli bir şekilde analiz edilmesinin ardından” alındığını ve “Schengen bölgesinin tam güvenliğini sağlamak için bilgi paylaşımının güçlendirilmesiyle destekleneceğini” belirtti.
Kara sınırı paylaşmayan İspanya ve İtalya arasında yaşanan eşi görülmemiş gerginlik, hava ve deniz yoluyla gelen yolcular için rastgele pasaport kontrollerinin uygulanmasına yol açmış ve bu karar aylar boyunca sistematik olarak yenilenmişti.
İlk olarak 1 Ağustos’ta bir ay süreyle uygulamaya konulan bu önlemler, başlangıçta 48 saatlik bir süre içinde 80.000 göçmenin Fas’tan Kuzey Afrika’daki İspanyol eksklavı Ceuta’ya ani ve kitlesel geçişi nedeniyle tetiklenmişti.
İspanya İçişleri Bakanlığı’na göre, sonraki günlerde 72.000’den fazla göçmen Fas’a geri döndü.
Ardından AB liderleri Sánchez’e karşı birleşerek, onun göç yanlısı politikalarının bir çekim faktörü yarattığını iddia ettiler.
Finlandiya ve İtalya gibi ülkeler, İspanya ile Schengen bölgesinin kapatılmasını hızla talep ettiler
Bu göç akını, İspanya’yı eşi görülmemiş bir acil duruma sürükledi. Bu durum, geçiş girişiminde 141’den fazla kişinin hayatını kaybetmesi ve binlerce kişinin hâlâ bu küçük şehirde mahsur kalmasıyla devam eden siyasi ve insani bir krize dönüştü.
Yerel yetkililer, çoğu çocuk olan yaklaşık 15.000 göçmenin Ceuta’da kaldığını iddia ediyor.
Avrupa
Saharov Ödülü’nü UCM kazandı

Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ve yetkilileri, 2026 Saharov Düşünce Özgürlüğü Ödülü’nü kazandı.
Bu ödül, insan hakları alanındaki çalışmalar için AB’nin verdiği en yüksek onur ve Avrupa Parlamentosu Başkanı Roberta Metsola, perşembe günü kazananı açıkladı.
Metsola, Avrupa Parlamentosu üyelerinin ayakta alkışladığı konuşmasında, “AB, çok taraflılığa ve uluslararası kurumlara saygı üzerine kurulmuştur ve bu ödül, uluslararası hukuku ve adaleti korumadaki mahkemelerin önemli çalışmalarını takdir etmektedir,” dedi.
Savaş suçları, soykırım ve insanlığa karşı suçları yargılayan Lahey merkezli mahkeme, faaliyetlerini felce uğratma tehdidi oluşturan ABD yaptırımlarıyla karşı karşıya.
Washington, en son önlemleri Ekim ayı başında, Nobel Barış Ödülü’nün, İsrail’in Gazze’de soykırım gerçekleştirdiği sonucuna varan bir BM raporunu denetleyen mahkemenin eski yargıçlarından Navi Pillay’e verilmesinden birkaç saat sonra duyurdu.
Sosyalistler ve Demokratlar, ödülün mahkemeye siyasi destek sağlamasını umarak UCM’yi aday göstermişti.
Adaylık sürecini başlatan Fransız sosyalist Chloé Ridel, bu zaferi “tarihi” olarak nitelendirdi.
Ridel, Rapporteur’e verdiği demeçte, “Bu, Donald Trump’a gönderilen bir umut ve direniş mesajıdır. Ne kadar sürerse sürsün UCM’nin yanında olacağız,” dedi.
Perşembe sabahı Parlamento’daki siyasi grup liderleri, kazananı belirlemek üzere kapalı kapılar ardında bir araya geldiklerinde, UCM’nin kazanma ihtimalinin düşük olduğu düşünülüyordu.
Sonuçsuz geçen ilk turda, üç sağcı grup –Avrupa Halk Partisi (EPP), Avrupa Muhafazakârları ve Reformcuları (ECR) ve Egemen Ulusların Avrupası (ESN)– Tanzanyalı muhalefet lideri Tundu Lissu’yu destekledi.
S&D, Renew, Yeşiller ve Sol’dan oluşan sol koalisyon ise UCM’yi destekledi. Avrupa için Vatanseverler (PfE) ise kendi adayları olan İranlı Taraneh ve Romina Rahimi kardeşlerin arkasında durdu.
PfE’nin adayı daha sonra yarıştan elendi ve ikinci turda Tundu Lissu ile UCM arasında bir yarışma yaşandı.
Ardından istişareler için kısa bir ara verildi. Bir yetkiliye göre bu sırada EPP’den Manfred Weber, ECR’den PfE’yi Tanzanyalı adayı desteklemeye ikna etmesini istedi.
Ne var ki PfE, Tanzanyalı aktivisti desteklemek yerine nihai oylamada çekimser kaldı ve böylece UCM’yi destekleyenlere dar bir çoğunluk sağladı.
Bu zafer, UCM’ye Brüksel’de bir miktar siyasi destek sağladı. Fakat Hollandalı EPP milletvekili Dirk Gotink, ödülün mahkemeyi “kurtaramayacağını” söyledi.
Yine de Gotink, Rapporteur’e verdiği demeçte, bu zaferin “Parlamento’nun bu kurumu ve uluslararası hukukun önemini desteklediğine dair net bir sinyal” olduğunu belirtti:
“Bunun… UCM’nin Amerikan yönetiminin bu eşi görülmemiş saldırısı altında faaliyetlerine devam etmesini sağlayacağını tüm kalbimle umuyorum.”
ICC ve yetkilileri, 16 Aralık’ta Strazburg’da 50.000 avroluk ödülü alacaklar.
Avrupa
Avrupa, ABD’deki ara seçimlerin “Ukrayna’yı kurtarmasını” beklemiyor

Avrupalı yetkililer, Demokrat Parti’nin 2026 ara seçimlerini kazanmasının Ukrayna’yı Trump yönetiminin Rusya lehine politikasından kurtaramayacağını değerlendiriyor. Politico’ya konuşan müzakereciler, Kongre zaferinin kapsamlı askeri yardımlar yerine sadece uydu erişimi ve hava savunma füzelerinde sınırlı kazanımlar getirmesini bekliyor.
Avrupalı yetkililer, ABD’de kasım ayında yapılacak Kongre ara seçimlerinde Demokrat Parti’nin kazanmasının Ukrayna politikasını kökten değiştirmeyeceğini düşünüyor.
Politico‘ya konuşan ve Ukrayna müzakerelerinde yer alan beş Avrupalı yetkili, seçim zaferinin Kiev’i Başkan Donald Trump yönetiminin Rusya lehine yönelen çizgisinden kurtarmaya yetmeyeceği görüşünde birleşiyor.
Demokratlar seçimleri kazanmaları halinde Trump’ın son adımlarını soruşturma ve cephedeki Ukrayna birliklerini güçlendirecek yasa tasarılarını geçirme sözü veriyor.
Görüşlerine yer verilen Avrupalı yetkililer ise yalnızca Kiev’in uydu hizmetlerine erişiminin yeniden sağlanması ve hava savunma füzelerinin teslimatının hızlandırılması gibi sınırlı kazanımlar bekliyor.
Avrupalı kaynaklar, Kongre içindeki en kararlı Ukrayna destekçilerinin dahi askeri desteği keskin biçimde artıracak büyük çaplı bir yardım paketini geçiremeyeceğini vurguluyor.
Yetkililerden biri, genel ruh halini şu sözlerle aktarıyor:
“Seçim zaferi bir rahatlama yaratır ancak ABD hükümetinin nasıl işleyeceği sorusu açık kalır. Sanki her şeyi zaten gördük.”
Habere göre Demokratlar, Kongre’yi kazansalar bile yürütme organı üzerindeki denetim yetkilerini Temsilciler Meclisi ve Senato’nun yeni yasama dönemine başlayacağı 2027 yılının başında kullanabilecek.
Demokratların Kiev’e destek verebilmesi için dikkat bekleyen çok sayıda iç meseleye rağmen Ukrayna’yı öncelikli gündem maddesi yapması gerekiyor.
Temsilciler Meclisi üyesi Demokrat Adam Smith de CNN kanalına verdiği mülakatta bu sınırlara işaret ederek “Seçimi kazanmak iyi bir ilk adım olur ancak yeterli gelmez” değerlendirmesini yapıyor.
Avrupa kendi seçim takvimine odaklanıyor
Ukrayna’ya verilen desteğin sürdürülmesinde Avrupa tarafında da güçlükler yaşanıyor. Gelecek yıl kıtanın önde gelen bazı büyük ülkelerinde sandık başına gidilecek olması kararları doğrudan etkiliyor.
Politico‘ya konuşan yetkililerden biri, “Avrupalılar Demokratların zaferinin Ukrayna’ya desteği artıracağına bel bağlamıyor. Şu anda aralarında Fransa’nın da yer aldığı ülkelerdeki büyük seçimler öncesinde doğru adımları atmaya çok daha fazla odaklanmış durumdalar” diyor.
ABD’de Kongre ara seçimleri 3 Kasım 2026 tarihinde düzenlenecek. Oylamada Temsilciler Meclisi’nin 435 üyesinin tamamı ile 100 sandalyeli Senato’nun yaklaşık üçte biri belirlenecek.
Politico, Avrupalı diplomat ve yetkililerin Donald Trump’ın Vladimir Putin’e, Volodimir Zelenskiy’den daha fazla sempati beslemesinden çekindiğini daha önce aktarmıştı.
Bazı Avrupalı yetkililer Ukrayna’ya dönük mesafeli tutumu ABD Başkanı’nın kişisel tercihleriyle ilişkilendiriyor.
Eski bir üst düzey ABD istihbarat yetkilisine dayanan The Washington Post da Trump’ın Putin’in pozisyonunu desteklemeye yakın durduğunu yazmıştı. İstihbarat kaynağı, Trump’ın bu tavrını Ukrayna’nın askeri bir zafer kazanamayacağına inanmasına dayandırıyor.
Trump ise Zelenskiy’nin bir anlaşmaya varmak istememesi halinde bunun “çok kötü sonuçlar” doğuracağı uyarısını yapıyor. Rusya’yı “durmaksızın ilerleyen büyük bir makineye” benzeten Trump, Ukrayna liderinin uzun zaman önce barış yapabileceğini ve kendisini dinlemiş olsaydı “çok daha iyi bir anlaşma elde edebileceğini” öne sürüyor.
Trump, ABD’nin Ukrayna’ya çok şey verdiğini, karşılığında ise “acı, ölüm ve devasa mali kayıplardan” başka hiçbir şey almadığını savunuyor.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Amerika4 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını2 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum











