Bizi Takip Edin

Avrupa

“Avrupalı NATO” hızlanıyor

Yayınlanma

ABD’nin ittifak içindeki ağırlıklarını azaltması ve Avrupa’dan kısmi çekilme hazırlıkları ile birlikte “Avrupalı NATO” planı hızlanmaya başladı.

Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius ve üst düzey NATO generalleri, NATO’nun “Avrupalılaşması” konusunda hızlı ilerleme kaydedildiğini bildirdi.

NATO Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Komutanı ABD’li General Alexus Grynkewich’in de teyit ettiği üzere, Avrupalı NATO üye ülkeleri, Washington’un haziran başında NATO’dan geri çektiği çok sayıda ABD askeri uçağı, savaş gemisi ve askeri birimin yerini sadece birkaç hafta içinde doldurmayı başardılar.

Avrupalı birimler şu anda ABD birimlerinin yerine konuşlandırılmak üzere hazır bekliyor.

Geçen hafta Pistorius, Estonya’nın Valga kentindeki 1. Alman-Hollanda Kolordusunun, Estonya ve Letonya’daki tüm NATO operasyonlarının taktik karargahı olarak kullanılmasını da resmen onayladı.

Bu kolordu, Polonya ve Litvanya’daki operasyonların karargahı olarak görev yapmaya devam eden Szczecin’deki Alman-Polonya-Danimarka Kuzeydoğu Çokuluslu Kolordusu ile paralel olarak faaliyet gösteriyor.

“Avrupalı NATO”nun gelişimi Washington’da övgüyle karşılanıyor. Pentagon’da, ABD’nin yükünü hafifletmeyi ve böylece ABD’nin başka yerlerdeki operasyonlarını mümkün kılmayı amaçlayan “NATO 3.0”dan söz ediliyor.

Washington, bu konuda Almanya’nın liderliğini de övüyor.

NATO savunma planlarında ABD’den kalan boşluklar kapanıyor

ABD’nin yerini Avrupa alıyor

Bir kriz durumunda ABD olmadan bile ittifakın işlevselliğini sürdürebilmesi için Avrupa üye ülkelerinin NATO içindeki faaliyetlerini genişletme planları, geçen yılın başından beri sistematik olarak yürütülüyor.

Bu planlar, ABD Başkanı Donald Trump’ın ikinci dönem göreve başlaması ve daha önce defalarca tehdit ettiği gibi ABD’yi NATO’dan gerçekten çekip çekmeyeceğine dair belirsizlikten kaynaklanıyor.

Wall Street Journal’ın nisan ayında bildirdiği gibi, başlangıçta bu konuda öncülüğü tek tek NATO ülkeleri üstlenmiş olsa da, geçen yılın sonlarında Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’in Almanya’nın da bu çabalara katılacağına karar vermesiyle bu çabalar önemli bir ivme kazandı.

Somut olarak amaç, hem personel hem de teçhizat açısından her düzeyde baskın olan ABD varlığını, Avrupa’dan gelen subaylar ve silah sistemleriyle değiştirmek.

Örneğin, şubat ayı başında duyurulan en son büyük personel değişikliğinde, daha önce her ikisi de ABD’li generaller tarafından yürütülen Napoli’deki Müşterek Kuvvet Komutanlığı ve Norfolk, Virginia’daki Müşterek Kuvvet Komutanlığı’nın komuta kademelerine Avrupalı generaller terfi ettirildi.

NATO tatbikatları da giderek daha fazla Avrupa liderliğinde ya da hatta tamamen Avrupalı birliklerle gerçekleştiriliyor.

Ağır bombardıman uçakları hariç boşluklar dolduruluyor

Birkaç gün önce, Avrupalı NATO üye ülkeleri bir adım daha attı.

Haziran başında Belçika’nın Mons kentindeki NATO Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Karargahı’nda (SHAPE) düzenlenecek olan ittifak içi kuvvet kaynaklandırma konferansından kısa bir süre önce, ABD çok sayıda uçak, insansız hava aracı, gemi ve denizaltıyı “kullanıma sunmaktan çekmişti.”

Bu, söz konusu araçların NATO operasyonları için daha önce sağlanan kullanılabilirliklerinin sona erdiği anlamına geliyordu.

Bu karar, diğerlerinin yanı sıra iki uzun menzilli bombardıman kanadından birini, 153 avcı uçağından 54’ünü ve kruvazör ile muhrip birimlerinin yarısını kapsıyordu.

Geçen hafta, Avrupa’daki NATO üyelerinin NATO zirvesi öncesinde bu eksiklikleri “büyük ölçüde gidermeyi” başardıkları bildirildi; bu durum, Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Komutanı (SACEUR) ABD’li General Alexus Grynkewich tarafından da doğrulandı.

Haberlere göre, örneğin, ABD’nin uzun menzilli bombardıman uçakları için henüz uygun bir yedek bulunamadı. Bununla birlikte, Grynkewich’in yardımcısı John Stringer’ın ifadesine göre, genel süreç, NATO içinde “daha güçlü bir Avrupa”nın kanıtı.

Yaşar Güler: NATO, Avro-Atlantik güvenliği için eşsiz ve temel bir platform

Almanya-Hollanda ortaklığında yeni karargah Baltık’ta

Geçen hafta, Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr) ve Hollanda Silahlı Kuvvetleri Estonya’da bir adım daha attı.

Litvanya sınırındaki Valga’da, Savunma Bakanı Boris Pistorius’un huzurunda 1. Alman-Hollanda Kolordusu, Estonya ve Letonya’daki tüm NATO operasyonları için taktik karargâh rolünü üstlendi.

1995 yılında kurulan bu kolordu, daha önce ağırlıklı olarak Afganistan’da görev yapmıştı. Artık Rusya’ya karşı olası bir savaşın hazırlıklarına doğrudan dahil olmuş durumda.

Bu durum, Baltık bölgesindeki sorumluluk dağılımını şu şekilde değiştirdi: Merkezi Polonya’nın Szczecin kentinde bulunan ve Almanya, Polonya ve Danimarka tarafından yönetilen Çokuluslu Kuzeydoğu Kolordusu, Estonya ve Letonya’ya ilişkin önceki sorumluluğunu devretmiş olup, bundan böyle bir taktik karargah olarak yalnızca Polonya ve Litvanya’daki NATO operasyonlarını yönetecek.

Buna, Belarus’tan Polonya-Litvanya sınırı boyunca Kaliningrad’a uzanan jeostratejik açıdan son derece hassas Suwałki Koridoru da dahil.

NATO stratejistleri bu koridoru, bir Rus saldırısı için potansiyel bir hedef olarak görüyor.

Almanya Federal Savunma Bakanlığı’nın yakın tarihli bir açıklamasına göre, 1. Alman-Hollanda Kolordusunun yeni rolü, “NATO içindeki Avrupa’nın rolünü” güçlendiriyor.

“NATO 3.0” yol alıyor: Elbridge Colby’nin tezleri

NATO’nun Avrupalılaşması, ABD ile tam bir uyum içinde ve aslında ABD’nin baskısı altında gerçekleşiyor.

Bu durum, 12 Şubat’ta Brüksel’de düzenlenen NATO savunma bakanları toplantısında Elbridge Colby’nin yaptığı açıklamalarla örneklendirilebilir.

Savaş Bakanlığı Politika Müsteşarı olarak görev yapan ve Pentagon’da etkili bir isim olan Colby, toplantıya Savaş Bakanı Pete Hegseth adına katıldı.

Colby’ye göre NATO şu anda yeni bir aşamaya giriyor. Kuruluşunu takip eden on yıllarda Sovyetler Birliği’ne karşı ortak transatlantik mücadeleye odaklanmış olsa da, 1990’dan itibaren odağını ittifakın sınırlarının çok ötesindeki denizaşırı operasyonlara –örneğin Yugoslavya’da ve ardından Afganistan’da– kaydırdı.

Colby, “NATO 1.0”dan “NATO 2.0”a geçişten bahsetti. Fakat şimdi görev, “NATO 3.0”a geçişi gerçekleştirmek.

Bunun nedeni, ABD’nin şu anda yeni önceliklere odaklanmış olmasıdır: Bir yandan Latin Amerika ve Karayiplerdeki yeni askeri faaliyetlere; diğer yandan ise Asya-Pasifik bölgesinde daha güçlü bir varlık göstermeye odaklanıyor.

Buna ek olarak Colby, ABD’nin aynı anda birden fazla cephede savaş yürütebilme kapasitesine sahip olması gerektiğini açıkladı.

“Avrupalı NATO” inşası hız kazanıyor

ABD, Almanya’yı liderlik için zorluyor

Ayrıca Colby, bunun Avrupa ülkelerinin savunmalarını mümkün olduğunca kendi başlarına sağlamaları gerektiği anlamına geldiğini belirtti.

Örneğin nükleer caydırıcılık dışında, ABD’nin artık bunun için yeterli yedek kapasitesi bulunmuyor.

Bu nedenle Avrupa’daki NATO üyeleri, sadece askeri harcamalarını artırmaya devam etmekle kalmayıp aynı zamanda askeri kapasitelerini de acilen genişletmek zorunda kalacak.

Amaç, sadece “hazırlık” durumunu değil, aynı zamanda silah ve mühimmat stoklarını ve her türlü savunma teçhizatı üretimi için “endüstriyel kapasiteleri” de güçlendirmek.

Colby’ye göre bu başarılı olursa, NATO mevcut anlaşmazlıklarından eskisinden daha güçlü bir şekilde çıkacak.

Colby, nisan ayı sonunda X’te, o dönemde benimsenen Alman askeri stratejisine ilişkin bir değerlendirmeyle bu konuyu ayrıntılı olarak ele aldı.

Colby, belgenin Almanya’nın şu anda “liderlik rolünü” üstlendiğini teyit ettiği sonucuna vardı. Pentagon, Avrupalı NATO üye devletlerine, özellikle de Almanya’ya yardım sağlamaya hazır olduğunu kaydeden Colby, Alman askeri stratejisini “NATO 3.0’a doğru net ve inandırıcı bir yol” olarak selamladı.

Müsteşar, stratejinin, “Avrupa’daki NATO’yu hızla gerçek anlamda güçlü hale getirmek için son derece uygun” olduğunu da vurguladı.

Avrupa

“Avrupa’nın savunmasını dış kaynaklara devretme dönemi sona erdi”

Yayınlanma

Ursula von der Leyen ve Mark Rutte, Avrupa’nın savunmasının büyük bir kısmını dış kaynaklara devretme döneminin “artık sona erdiğini” savundu.

The Economist için Ankara’daki NATO zirvesi öncesinde ortak bir yazı kaleme alan Avrupa Komisyonu Başkanı ve NATO Genel Sekreteri, Soğuk Savaş’ın gölgesinde büyüdüklerini hatırlatarak, “O dönemde Avrupa korunuyordu, tetikteydi ve barışa büyük önem veriyordu. ‘Bir daha asla’ bizim neslimizin sloganıydı. Yüzyıllar süren çatışmaların ardından Avrupa, kalıcı barış için ekonomik işbirliğinin vazgeçilmez olduğu inancıyla şekillendi,” dedi.

Sovyet Birliği’nin ortadan kalkmasıyla savaş korkusunun da azaldığını öne süren ikili, o dönem savunma bütçelerinin küçüldüğünü ve silahlı kuvvetlerinin zayıfladığını; onlara malzeme tedarik eden savunma sanayi kuruluşlarının çoğunun faaliyetlerini durdurduğunu hatırlattı.

Yazarlar, “Avrupa, güvenliği tehdit altına girdiğinde ihtiyaç duyacağı yetenekler konusunda NATO aracılığıyla Amerika’ya daha fazla güvenmeye başladı,” iddiasında bulundu.

Zaman içinde Avrupa’da pek çok kişinin bu düzene ve kıtanın savunma ve güvenlik kapasitelerinin büyük bir kısmının dışarıya devredilmesine alıştığını kabul eden von der Leyen ve Rutte, “günümüz dünyasının acımasız gerçekliğinin ve tehlikelerinin bu düşünce tarzına son verdiğini” öne sürdü.

İkili şöyle devam etti:

“Avrupa’nın savunmasının büyük bir kısmını dış kaynaklara devretme dönemi artık sona ermiştir. Avrupalı NATO müttefikleri ve AB üye devletleri, savaşı önlemek istiyorsak ona hazırlıklı olmamız gerektiğini yeniden öğreniyorlar. Vatandaşlarımızı, özgürlüğümüzü ve güvenliğimizi koruyabilmemiz için savunma sanayi tabanını yeniden donatıyor ve canlandırıyorlar. Hem savunma harcamaları hem de üretim artıyor: yeni fabrikalar açılıyor ve mevcut fabrikalarda vardiyalar ve üretim hatları ekleniyor.”

Sadece geleneksel savunma şirketlerinin faaliyetlerini artırmadığını, sektörde giderek artan bir inovasyon dalgası gözlemlediklerini ileri süren yazarlar, yeni şirketlerin modern savaşın gerektirdiği araç ve teknolojileri geliştirdiğine işaret ederek, “Zihniyet değişti,” dedi.

Von der Leyen ve Rutte, sivil otomobil üreticilerinin bile fabrikalarını, hava savunma ve uzun menzilli insansız hava araçları da dahil olmak üzere savunma sektörü için bileşenler üretmek üzere yeniden düzenlediğinin altını çizdi.

“Yeni ve yenilikçi yöntemler” sayesinde “daha fazla, daha hızlı ve daha ucuza üretim” yapabildiklerini savunan yazarlar, “bu pragmatik yaklaşım ve aciliyet duygusu”nun herkesin zihninde ön planda yer aldığını ama “yapmak gereken daha çok şey” bulunduğunu söyledi:

“Savunma kapasitemizde hâlâ eksiklikler bulunmaktadır. NATO müttefikleri ve AB üye devletlerinin daha fazla savaş uçağına, havada yakıt ikmali yapan uçaklara, gemilere ve denizaltılara, hava savunma ve füze savunma sistemlerine, insansız hava araçlarına ve insansız hava aracı önleme sistemlerine ihtiyacı vardır. Ukrayna’ya gönderdiğimiz destek ve Orta Doğu’daki çatışma, önleme füzeleri ve insansız hava aracı önleme kapasiteleri de dahil olmak üzere askeri stoklar üzerinde ek baskı yaratmıştır. Mevcut üretim kapasitemiz talebi karşılayamamaktadır.”

Avrupa’nın kendi savunması konusunda giderek daha fazla sorumluluk üstlenmesine paralel olarak Rusya, Çin, Kuzey Kore ve İran’ın işbirliklerini güçlendirmeye ve savunma sanayi kapasitelerini genişletmeye devam ettiğini ileri süren yazarlar, “Rusya’nın ekonomisi, açıkça savaşmak üzere yapılandırılmıştır. Moskova, devlet bütçesinin %40’undan fazlasını savunmaya yatırmaktadır. Ukrayna’ya karşı yürüttüğü acımasız savaşı sürdürmek için gece gündüz askeri teçhizat üretmektedir ve barışın sağlanmasının ertesi gün bu savaş makinesinin hızının kesileceğini düşünmek naiflik olur,” diye yazdı.

İran’ın 2022 yılından bu yana Rusya’ya insansız hava araçları ve teknoloji sağladığını; bu ülkenin füze ve potansiyel nükleer yeteneklerinin oluşturduğu tehdidin, uzun süredir AB ve NATO için bir endişe kaynağı olduğunu kaydeden von der Leyen ve Rutte, “Daha doğuya baktığımızda, Çin’in savunma sanayisi hızla büyüyor. Dünyanın en büyük 15 savunma şirketinden yedisi, Çin devletine ait işletmelerdir. Pekin’in nükleer silah cephaneliği de büyümeye devam ediyor,” dedi.

“Bu daha tehlikeli dünyada”, büyük ölçekte ve hızlı üretim yapabilen daha güçlü bir Avrupa savunma sanayisinin “inandırıcı bir caydırıcılık için” hayati önem taşıdığına dikkat çeken yazarlar, “Buna ulaşmanın tek yolu işbirliğidir: ülkelerin ve sanayilerin, müttefiklerin ve ortakların çabalarını birleştirmektir,” dedi.

Bu çabaların, Atlantik’in her iki yakasında da yürütüldüğünü kaydeden yazarlar, “Kaliforniya’dan Kiev’e, Kopenhag’dan Varşova’ya, Oslo’dan Ankara’ya kadar uzanan kaynakları, uzmanlığı ve yenilikçi yetenekleri bir araya getirdiğimizde savunma gücümüz eşsiz hale gelir,” dedi.

Hint-Pasifik bölgesindekiler de dahil olmak üzere NATO’nun “ortaklar ağının” da bu çabaya katkıda bulunması gerektiğini savunan yazarlar, sanayilerin birlikte hareket ederek yeniliği artırabileceğine ve hayati önem taşıyan yetenek ve teknolojilerin üretimini hızlandırabileceğine işaret etti.

Von der Leyen ve Rutte, yazıyı şöyle bitirdi:

“Önerdiğimiz şey iddialı fakat aynı zamanda gerçekleştirilebilir. NATO ve AB birlikte, başarılı olmak için ihtiyacımız olan her şeye sahibiz: iktisadi güç, en yaratıcı ve yenilikçi beyinler, gelişmiş bir finans sektörü ve en ileri teknolojiye sahip savunma ve teknoloji endüstrileri. Avrupa ve Kuzey Amerika’daki sanayi tabanının daha fazla, daha iyi ve daha hızlı üretim yapmasını sağlamak ortak önceliğimiz; çünkü güvenliğimiz ancak bu şekilde sağlanabilir.”

Okumaya Devam Et

Avrupa

Avrupa’da elma şarabı savaşları

Yayınlanma

Avrupa Komisyonunun elma şarabı adlandırmasını yalnızca elma ve armut suyundan yapılan içeceklerle sınırlandırma girişimi, Danimarka, İsveç ve Finlandiya’nın sert muhalefetiyle karşılaştı. Üretici ülkeler ve Carlsberg gibi sektör devleri, bu düzenlemenin rekabeti engelleyeceğini ve tüketicilerin kafasını karıştıracağını savunuyor.

Avrupa genelinde meyve ve orman meyvesi aromalı elma şarabı üretiminde öne çıkan Danimarka, İsveç ve Finlandiya, Avrupa Komisyonunun “elma şarabı” (sidr) adlandırmasını yalnızca elma ve armut suyundan üretilen içeceklerle sınırlama planına karşı ortak bir mücadele yürütüyor.

The Financial Times gazetesinin Komisyon kaynaklarına ve sektör uzmanlarına dayandırdığı haberine göre, bu durum birlik içinde bir “elma şarabı savaşı” başlattı.

Avrupa Komisyonunun hazırladığı taslak düzenleme, geleneksel yöntemlerin dışındaki tüm aromalı varyasyonların “elma şarabı bazlı içecek” olarak adlandırılmasını öngörüyor.

İsveç, Danimarka ve Finlandiya’dan Avrupa Parlamentosu milletvekilleri ise bu öneriye karşı çıkıyor. Parlamenterler, Fransa ve İspanya’daki geleneksel üreticilerin kendi yerel ürünleri için haksız bir koruma elde etmeye çalıştıklarını savunuyor.

“Sektör coğrafi ve kültürel hatlarla bölünecek”

Tartışmaya Somersby markasının üreticisi olan Danimarkalı bira üreticisi Carlsberg de müdahil oldu. Şirketin Halkla İlişkiler Kristian Henningsen, Avrupa Komisyonunun getirmek istediği standartların tüketicilerin kafasını karıştıracağını, sektörü böleceğini ve Brüksel’in rekabetçilik vizyonuyla çelişeceğini ifade etti.

Henningsen, “Avrupalı üreticiler ve ortak pazar, kültürel ve coğrafi sınırlarla gereksiz yere bölünecek. Komisyonun, AB’nin sadeleştirme ve rekabetçilik programına açıkça aykırı olan bu standartları geliştirmeyi durdurması gerektiğine inanıyoruz” değerlendirmesini yaptı.

Finli Avrupa Parlamentosu Milletvekili Pekka Toveri de Komisyon yetkililerinin, tüketicilerin kitlesel üretim elma şarapları ile Normandiya veya Asturias gibi bölgelerin geleneksel ürünlerini ayırt edemeyeceği yönündeki kaygılarının yersiz olduğunu belirtti.

Toveri, bu yaklaşımın tüketicilerin seçici becerilerini küçümsediğini vurguladı.

Finlandiya’da Crowmoor, Happy Joe, Lepola ve Kuura; İsveç’te Älska, Rekorderlig, Brännland Iscider ve Skål Cider; Danimarka’da ise Somersby, Æblerov, Decideret Cider ve Fejø Cider gibi markalar pazarın önemli kısmını oluşturuyor.

Bir parlamenter, konuyu ironik bir dille ele alarak, “2027 yazında güneşli bir günde bara gidip en sevdiğiniz elma şarabından bir bardak istediğinizde, barmenin size ‘Geleneksel elma şarabı mı, standart elma şarabı mı yoksa elma şarabı bazlı içecek mi istiyorsunuz?’ diye sormasıyla karşılaşabilirsiniz” ifadesini kullandı.

Komisyon geri adım atarak üçlü kategori önerdi

Üç kuzey ülkesinin gösterdiği direncin ardından Avrupa Komisyonu pozisyonunu yumuşatmak zorunda kaldı. The Financial Times gazetesinin ulaştığı yeni taslak metne göre Komisyon, pazarı üç kategoriye ayırmayı teklif ediyor:

Klasik elma şarabı: Yüzde 100 elma suyundan üretilen içecekler.

Elma şarabı: En az yüzde 35 elma suyu içeren içecekler.

Elma şarabı bazlı içecek: Yüzde 35 barajının altında elma suyu içeren, meyve ve aroma katkılı içecekler.

İsveçli üreticiler, geleneksel İspanyol ve Fransız ürünleri ile İsveç tarzı elma şaraplarının bir arada var olmasına izin verecek yapıcı bir çözümün bulunmasını umuyor.

Avrupa Komisyonu yetkilileri ise harmonize standartlar belirleme sürecindeki zorlukları kabul ederek, tüm üye ülkelerin desteğini alabilecek ortak bir formül arayışının sürdüğünü aktarıyor.

Sektör küresel ölçekte büyüyor

Analiz şirketi Grand View Research tarafından ocak ayında yayımlanan rapora göre, küresel elma şarabı sektörü büyüme eğilimini sürdürüyor. 2

024 verilerine göre küresel elma şarabı pazarının yüzde 37’sini Avrupa oluştururken, ciro bazında liderliği Meksika elinde tutuyor.

Kuzey Amerika ile Asya-Pasifik bölgelerinde pazar her yıl ortalama yüzde 5,9 büyürken, Hindistan ve Çin’deki büyümenin arkasında yükselen orta sınıf ve genç tüketici kitlesi yer alıyor.

Rusya Federal Alkol ve Tütün Pazarı Düzenleme Kurumu verilerine göre ise elma şarabı, 2025 yılında Rusya’da en hızlı büyüyen fermente içecek kategorisi haline geldi ve yıllık 13,4 milyon dekalitre hacme ulaşarak yüzde 27,8 büyüme kaydetti.

Romir araştırma şirketinin verileri de 2025 yılı boyunca yetişkin Rusya vatandaşlarının yüzde 5,3’ünün en az bir kez elma şarabı satın aldığını gösteriyor.

Ancak Rusya’da 1 Ocak 2026 tarihinden itibaren yürürlüğe girecek yeni mevzuat gereği, yalnızca elma şırası veya elma konsantresinden üretilen ürünlerin “elma şarabı” adını taşımasına izin verilecek.

Sektör temsilcileri, bu sınırlama nedeniyle meyve ve orman meyvesi aromalı ürünlerin üretim hacminde düşüş yaşanmasını bekliyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Birleşik Krallık arşivlerinde ABD Bağımsızlık Bildirgesi’nin nüshası bulundu

Yayınlanma

ABD Bağımsızlık Bildirgesi’nin günümüze ulaşan nadir bir nüshası, Londra’daki Ulusal Arşivler’de keşfedildi.

Belge, şubat ayında bir gönüllü tarafından, Amerikan Devrimi dönemine ait Kraliyet Donanması kaptanlarının belgelerini kataloglarken ortaya çıkarıldı.

Bu belge, İngiliz kuvvetleri tarafından ele geçirilmeden önce Amerikan bağımsızlığı haberini kolonilere yaymak amacıyla Temmuz 1776’da New Hampshire’ın Exeter kentinde basılan 11 nüshadan biri.

Gönüllü Michael Scurr, kağıdı açıp ne olduğunu anladıktan sonra “karnında kelebekler uçtuğunu” hissettiğini söyledi.

BBC’ye verdiği demeçte, “Patronumu çağırdım ve ‘Bence gelip buna bir bakmalısın’ dedim,” diye konuştu.

Restorasyon çalışmalarının ardından bu kopya, geçen ay açılan ve Amerikan bağımsızlığına giden yolu konu alan arşiv sergisinde sergilenecek.

Ulusal Arşivler’in genel müdürü Saul Nassé, bu bulguyu “olağanüstü bir keşif” olarak nitelendirdi.

Nassé, “Bu, Bağımsızlık Bildirgesi’nin günümüze ulaşan son derece nadir bir kopyası ve Amerika’da değil, burada, Birleşik Krallık’ta bulundu,” diye ekledi.

Belge, 1776 yılının Noel arifesinde, HMS Raisonable gemisinin yedi saatlik bir kovalamacanın ardından Portekiz açıklarında Amerikan gemisi Dalton’u ele geçirmesiyle Kraliyet Donanması tarafından ele geçirildi.

Ulusal Arşivler’den Dr. Graham Moore, belgenin “bildiğimiz en nadir Bağımsızlık Bildirgesi versiyonlarından biri” olduğunu belirterek, belgenin hızlı bir şekilde dağıtılması amaçlandığı için korunmasının düşünülmediğini ekledi.

BBC’ye verdiği demeçte, “4 Temmuz’daki ilk baskının ardından, Bildirge haberi Kuzey Amerika’da hızla yayıldı ve her bir koloniye ulaştıkça yeniden basıldı. Elimizdeki kopya, New Hampshire’da basılan ilk nüshalardan günümüze ulaşan sadece 11 taneden biri,” dedi.

Ele geçirilen gemi daha sonra Britanya’ya getirildi ve korsan gemisi yetki belgesi, ilk ABD Meclisi’nin [Continental Congress] basılı talimatları ve Bildirge’nin kendisi de dahil olmak üzere gemideki tüm belgeler ele geçirildi.

Moore, Bağımsızlık Bildirgesi’nin Kaptan Thomas Fitzherbert’in mektupları arasında katlanmış halde bulunduğunu ve 1777 yılının Ocak ayında Plymouth’a getirildikten sonra Londra’daki Whitehall’a nakledildiğini söylüyor.

Belge, Kraliyet Donanması kaptanı tarafından ayrı bir kayda alınmamış, o dönemde “başka bir belge” olarak tanımlanmış ve yüzyıllar boyunca devlet arşivinde gizli kalmıştı.

Moore, bu hazinenin askeri bir operasyonla ele geçirilen Bağımsızlık Bildirgesi’nin bilinen tek kopyası olduğunu belirtti.

Bu nadir nüsha, kağıdını sağlamlaştırmak ve hafif bir yırtığı onarmak amacıyla koruma çalışmalarından geçirildi. Böylece dokunulması, incelenmesi ve gelecekte sergilenmesi için güvenli hale getirildi.

Bu nüsha, Ulusal Arşivler’de düzenlenecek “Devrim 250: Amerika’nın Bağımsızlık Hikâyesi, 1763-1783” sergisinin bir parçası olarak sergilenecek.

Ulusal Arşivler, 4 Temmuz 1776 tarihinde Philadelphia’da John Dunlap tarafından basılan Bağımsızlık Bildirgesi’nin orijinal resmi nüshalarından üçünü halihazırda elinde bulunduruyor.

O gece yaklaşık 200 nüsha basılmış olması muhtemel. Bunlardan günümüze kadar sadece 26’sının ulaştığı biliniyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English