Avrupa
“Avrupalı NATO” hızlanıyor

ABD’nin ittifak içindeki ağırlıklarını azaltması ve Avrupa’dan kısmi çekilme hazırlıkları ile birlikte “Avrupalı NATO” planı hızlanmaya başladı.
Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius ve üst düzey NATO generalleri, NATO’nun “Avrupalılaşması” konusunda hızlı ilerleme kaydedildiğini bildirdi.
NATO Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Komutanı ABD’li General Alexus Grynkewich’in de teyit ettiği üzere, Avrupalı NATO üye ülkeleri, Washington’un haziran başında NATO’dan geri çektiği çok sayıda ABD askeri uçağı, savaş gemisi ve askeri birimin yerini sadece birkaç hafta içinde doldurmayı başardılar.
Avrupalı birimler şu anda ABD birimlerinin yerine konuşlandırılmak üzere hazır bekliyor.
Geçen hafta Pistorius, Estonya’nın Valga kentindeki 1. Alman-Hollanda Kolordusunun, Estonya ve Letonya’daki tüm NATO operasyonlarının taktik karargahı olarak kullanılmasını da resmen onayladı.
Bu kolordu, Polonya ve Litvanya’daki operasyonların karargahı olarak görev yapmaya devam eden Szczecin’deki Alman-Polonya-Danimarka Kuzeydoğu Çokuluslu Kolordusu ile paralel olarak faaliyet gösteriyor.
“Avrupalı NATO”nun gelişimi Washington’da övgüyle karşılanıyor. Pentagon’da, ABD’nin yükünü hafifletmeyi ve böylece ABD’nin başka yerlerdeki operasyonlarını mümkün kılmayı amaçlayan “NATO 3.0”dan söz ediliyor.
Washington, bu konuda Almanya’nın liderliğini de övüyor.
ABD’nin yerini Avrupa alıyor
Bir kriz durumunda ABD olmadan bile ittifakın işlevselliğini sürdürebilmesi için Avrupa üye ülkelerinin NATO içindeki faaliyetlerini genişletme planları, geçen yılın başından beri sistematik olarak yürütülüyor.
Bu planlar, ABD Başkanı Donald Trump’ın ikinci dönem göreve başlaması ve daha önce defalarca tehdit ettiği gibi ABD’yi NATO’dan gerçekten çekip çekmeyeceğine dair belirsizlikten kaynaklanıyor.
Wall Street Journal’ın nisan ayında bildirdiği gibi, başlangıçta bu konuda öncülüğü tek tek NATO ülkeleri üstlenmiş olsa da, geçen yılın sonlarında Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’in Almanya’nın da bu çabalara katılacağına karar vermesiyle bu çabalar önemli bir ivme kazandı.
Somut olarak amaç, hem personel hem de teçhizat açısından her düzeyde baskın olan ABD varlığını, Avrupa’dan gelen subaylar ve silah sistemleriyle değiştirmek.
Örneğin, şubat ayı başında duyurulan en son büyük personel değişikliğinde, daha önce her ikisi de ABD’li generaller tarafından yürütülen Napoli’deki Müşterek Kuvvet Komutanlığı ve Norfolk, Virginia’daki Müşterek Kuvvet Komutanlığı’nın komuta kademelerine Avrupalı generaller terfi ettirildi.
NATO tatbikatları da giderek daha fazla Avrupa liderliğinde ya da hatta tamamen Avrupalı birliklerle gerçekleştiriliyor.
Ağır bombardıman uçakları hariç boşluklar dolduruluyor
Birkaç gün önce, Avrupalı NATO üye ülkeleri bir adım daha attı.
Haziran başında Belçika’nın Mons kentindeki NATO Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Karargahı’nda (SHAPE) düzenlenecek olan ittifak içi kuvvet kaynaklandırma konferansından kısa bir süre önce, ABD çok sayıda uçak, insansız hava aracı, gemi ve denizaltıyı “kullanıma sunmaktan çekmişti.”
Bu, söz konusu araçların NATO operasyonları için daha önce sağlanan kullanılabilirliklerinin sona erdiği anlamına geliyordu.
Bu karar, diğerlerinin yanı sıra iki uzun menzilli bombardıman kanadından birini, 153 avcı uçağından 54’ünü ve kruvazör ile muhrip birimlerinin yarısını kapsıyordu.
Geçen hafta, Avrupa’daki NATO üyelerinin NATO zirvesi öncesinde bu eksiklikleri “büyük ölçüde gidermeyi” başardıkları bildirildi; bu durum, Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Komutanı (SACEUR) ABD’li General Alexus Grynkewich tarafından da doğrulandı.
Haberlere göre, örneğin, ABD’nin uzun menzilli bombardıman uçakları için henüz uygun bir yedek bulunamadı. Bununla birlikte, Grynkewich’in yardımcısı John Stringer’ın ifadesine göre, genel süreç, NATO içinde “daha güçlü bir Avrupa”nın kanıtı.
Yaşar Güler: NATO, Avro-Atlantik güvenliği için eşsiz ve temel bir platform
Almanya-Hollanda ortaklığında yeni karargah Baltık’ta
Geçen hafta, Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr) ve Hollanda Silahlı Kuvvetleri Estonya’da bir adım daha attı.
Litvanya sınırındaki Valga’da, Savunma Bakanı Boris Pistorius’un huzurunda 1. Alman-Hollanda Kolordusu, Estonya ve Letonya’daki tüm NATO operasyonları için taktik karargâh rolünü üstlendi.
1995 yılında kurulan bu kolordu, daha önce ağırlıklı olarak Afganistan’da görev yapmıştı. Artık Rusya’ya karşı olası bir savaşın hazırlıklarına doğrudan dahil olmuş durumda.
Bu durum, Baltık bölgesindeki sorumluluk dağılımını şu şekilde değiştirdi: Merkezi Polonya’nın Szczecin kentinde bulunan ve Almanya, Polonya ve Danimarka tarafından yönetilen Çokuluslu Kuzeydoğu Kolordusu, Estonya ve Letonya’ya ilişkin önceki sorumluluğunu devretmiş olup, bundan böyle bir taktik karargah olarak yalnızca Polonya ve Litvanya’daki NATO operasyonlarını yönetecek.
Buna, Belarus’tan Polonya-Litvanya sınırı boyunca Kaliningrad’a uzanan jeostratejik açıdan son derece hassas Suwałki Koridoru da dahil.
NATO stratejistleri bu koridoru, bir Rus saldırısı için potansiyel bir hedef olarak görüyor.
Almanya Federal Savunma Bakanlığı’nın yakın tarihli bir açıklamasına göre, 1. Alman-Hollanda Kolordusunun yeni rolü, “NATO içindeki Avrupa’nın rolünü” güçlendiriyor.
“NATO 3.0” yol alıyor: Elbridge Colby’nin tezleri
NATO’nun Avrupalılaşması, ABD ile tam bir uyum içinde ve aslında ABD’nin baskısı altında gerçekleşiyor.
Bu durum, 12 Şubat’ta Brüksel’de düzenlenen NATO savunma bakanları toplantısında Elbridge Colby’nin yaptığı açıklamalarla örneklendirilebilir.
Savaş Bakanlığı Politika Müsteşarı olarak görev yapan ve Pentagon’da etkili bir isim olan Colby, toplantıya Savaş Bakanı Pete Hegseth adına katıldı.
Colby’ye göre NATO şu anda yeni bir aşamaya giriyor. Kuruluşunu takip eden on yıllarda Sovyetler Birliği’ne karşı ortak transatlantik mücadeleye odaklanmış olsa da, 1990’dan itibaren odağını ittifakın sınırlarının çok ötesindeki denizaşırı operasyonlara –örneğin Yugoslavya’da ve ardından Afganistan’da– kaydırdı.
Colby, “NATO 1.0”dan “NATO 2.0”a geçişten bahsetti. Fakat şimdi görev, “NATO 3.0”a geçişi gerçekleştirmek.
Bunun nedeni, ABD’nin şu anda yeni önceliklere odaklanmış olmasıdır: Bir yandan Latin Amerika ve Karayiplerdeki yeni askeri faaliyetlere; diğer yandan ise Asya-Pasifik bölgesinde daha güçlü bir varlık göstermeye odaklanıyor.
Buna ek olarak Colby, ABD’nin aynı anda birden fazla cephede savaş yürütebilme kapasitesine sahip olması gerektiğini açıkladı.
ABD, Almanya’yı liderlik için zorluyor
Ayrıca Colby, bunun Avrupa ülkelerinin savunmalarını mümkün olduğunca kendi başlarına sağlamaları gerektiği anlamına geldiğini belirtti.
Örneğin nükleer caydırıcılık dışında, ABD’nin artık bunun için yeterli yedek kapasitesi bulunmuyor.
Bu nedenle Avrupa’daki NATO üyeleri, sadece askeri harcamalarını artırmaya devam etmekle kalmayıp aynı zamanda askeri kapasitelerini de acilen genişletmek zorunda kalacak.
Amaç, sadece “hazırlık” durumunu değil, aynı zamanda silah ve mühimmat stoklarını ve her türlü savunma teçhizatı üretimi için “endüstriyel kapasiteleri” de güçlendirmek.
Colby’ye göre bu başarılı olursa, NATO mevcut anlaşmazlıklarından eskisinden daha güçlü bir şekilde çıkacak.
Colby, nisan ayı sonunda X’te, o dönemde benimsenen Alman askeri stratejisine ilişkin bir değerlendirmeyle bu konuyu ayrıntılı olarak ele aldı.
Colby, belgenin Almanya’nın şu anda “liderlik rolünü” üstlendiğini teyit ettiği sonucuna vardı. Pentagon, Avrupalı NATO üye devletlerine, özellikle de Almanya’ya yardım sağlamaya hazır olduğunu kaydeden Colby, Alman askeri stratejisini “NATO 3.0’a doğru net ve inandırıcı bir yol” olarak selamladı.
Müsteşar, stratejinin, “Avrupa’daki NATO’yu hızla gerçek anlamda güçlü hale getirmek için son derece uygun” olduğunu da vurguladı.
Avrupa
Saksonya-Anhalt’te AfD ve BSW’den Ukrayna kararı

AfD ve BSW’nin oylarıyla, Saksonya-Anhalt eyaletinin yeni eyalet parlamentosu, Ukrayna’ya sağlanan tüm yardımların derhal sonlandırılmasını ve Rusya’ya yönelik yaptırımların kaldırılmasını talep etti.
İki parlamento grubu tarafından sunulan ve “Ukrayna’da Savaşın Tırmanması Yerine Barış Görüşmeleri” başlığını taşıyan bu önerge, Magdeburg’da düzenlenen olağanüstü oturumda çoğunluk oyuyla kabul edildi.
AfD ve BSW, yeni eyalet parlamentosundaki 83 sandalyenin 44’ünü elinde bulunduruyor.
Tartışma, yüksek sesli yuhalamalarla geçti. Eyalet Başbakan Vekili Sven Schulze (CDU) ile CDU, SPD, Yeşiller ve Sol Parti’den konuşmacılar, önergeyi şiddetle kınadılar.
Konuşma süreleri konusunda başlangıçta bir uzlaşmaya varılamaması nedeniyle, oturum gündeme geçilmeden önce bir saat süreyle askıya alındı.
Önerge, vekaleten görev yapan eyalet hükümetinden “Ukrayna’da durumun daha da tırmanmasını önlemek ve barışı tesis etmeyi amaçlayan bir politika izlemek için, özellikle Bundesrat’ta ilgili bir girişim yoluyla, elindeki tüm imkânları kullanmasını” talep ediyor.
Önergede ayrıca şunlar belirtiliyor: “Rusya’ya yönelik iktisadi yaptırımlar derhal kaldırılmalıdır.”
Ukrayna’ya yönelik mali desteğin, insani yardımın ötesine geçtiği ölçüde derhal durdurulmasını isteyen önerge, silah sevkiyatlarının da askıya alınmasını talep ediyor.
SPD milletvekili grubu başkanı Katja Pähle bunu “ucuz bir numara” olarak nitelendirdi. Yeşiller Partisi milletvekili grubu sekreteri Olaf Meister, eyalet parlamentosunun bu konuyu ele almak için tamamen yanlış bir yer olduğunu vurguladı.
Sol Parti milletvekili grubu başkanı Eva von Angern ise önergeyi “sahte” ve “bir komedi” olarak nitelendirdi.
Aralık ayında eyalet başbakanlığına aday olmayı planlayan AfD milletvekili grubu başkanı Ulrich Siegmund ise bunun iyi bir gün olduğunu söyledi.
Savaşın dört buçuk yıl önce başlamasından bu yana ilk kez, bir Alman parlamentosundan bir barış girişimi geldiğini belirtti.
Ukrayna’ya yardım için toplam 125 milyar avro harcandığını ve “bu paranın kendi ülkemizden esirgendiğini” ifade eden Siegmund, “Paramız ülkemiz için,” dedi ve diğer parlamento gruplarını, ülkenin çıkarlarına aykırı politikalar izlemekle suçladı.
BSW’nin baş adayı Claudia Wittig, Ukrayna’yı küresel jeopolitik çıkarların bir piyonu olarak nitelendirdi. Wittig, “BSW, barış isteyenlere ses veriyor,” dedi ve artık müzakere zamanı geldiğini savundu.
Oturumdan önce Ukrayna Büyükelçisi Oleksij Makeiev, bu oturumu “saçmalık zirvesi” olarak nitelendirmişti.
Ukrayna’ya silah sevkiyatının durdurulması talebiyle ilgili olarak diplomat, Funke Media’ya, “Kendilerini savunanların elinden silahları alıyorsunuz ve bunu yaparak katile yardım ediyorsunuz,” dedi.
Avrupa
Almanya’da “Avrupalı nükleer silah” tartışmaları

Alman Dış İlişkiler Konseyi (DGAP) üyesi Joachim Krause, “Alman veya Avrupalı nükleer silah” çağrısı yaparken, Berlin’in NATO düzeyindeki nükleer angajmanı derinleşiyor.
German Foreign Policy’bnin aktardığına göre, Alman Silahlı Kuvvetleri şu anda NATO’nun yıllık nükleer savaş tatbikatına katılıyor.
NATO, yıllık nükleer savaş tatbikatı Steadfast Noon’a salı günü başladı. Bu kez tatbikat İtalya’da gerçekleştiriliyor.
Odak noktası, her ikisinde de ABD nükleer bombalarının depolandığı Udine yakınlarındaki Aviano Hava Üssü ve Brescia yakınlarındaki Ghedi Hava Üssü.
Bu yıl neredeyse hiçbir ayrıntı açıklanmadı. Genellikle Steadfast Noon tatbikatı, “nükleer paylaşım” anlaşması kapsamında Avrupa hava kuvvetleri tarafından konuşlandırma bölgesine uçurulan ABD bombalarının sığınaklardan çıkarılması, Avrupa savaş uçaklarına yüklenmesi ve ardından savaş görevleri ile askeri eskortunun simülasyonunu içerir.
Bu yıl, 17 NATO ülkesinin silahlı kuvvetleri tatbikata katılıyor.
Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr), Almanya’nın nükleer paylaşımından sorumlu olan Eifel bölgesindeki Büchel’deki 33. Taktik Hava Kuvvetleri Filosu’na ait üç adet Tornado avcı uçağıyla tatbikata katılıyor.
Türkiye ve Romanya da tatbikata katılıyor; Romanya üç adet F-16 avcı uçağı görevlendiriyor.
İsveç ise sayısı açıklanmayan sayıda Gripen avcı uçağı sağlarken, Finlandiya tatbikata kurmay subayları gönderiyor.
Tatbikin yaklaşık on gün sürmesi ve geçen yılki ile aynı ölçekte olması bekleniyor. Geçen yılki tatbikata 2.000’den fazla asker ve yaklaşık 70 uçak katılmıştı.
Kitle imha silahlarına açılan kapı
NATO’nun nükleer savaş tatbikatı, askeri ittifakın diğer Avrupa ülkelerinde nükleer silah konuşlandırılmasını tartıştığı bir dönemde gerçekleşiyor.
Odak noktası öncelikle nükleer paylaşım düzenlemesi kapsamında ABD nükleer bombalarının depolanması seçeneği üzerinde.
Finlandiya’da parlamento, 17 Haziran’da nükleer silahların ülkede barındırılmasını ve hatta Finlandiya topraklarından nakledilmesini yasaklayan 1980 tarihli yasağı kaldırmak için oylama yaptı.
Bu karar, nükleer bombaların olası konuşlandırılması için temel bir ön koşulu yerine getiriyor.
Litvanya’da ise parlamento geçen hafta, Litvanya topraklarında kitle imha silahlarının depolanmasını yasaklayan anayasa hükmünü yürürlükten kaldırmak üzere oy kullandı.
Fakat anayasa değişikliğinin kesinleşmesi için parlamentoda ikinci bir oylama yapılması gerekiyor.
Bu arada Polonya’da, ABD nükleer bombalarının konuşlandırılması olasılığı hararetli bir tartışma konusu.
Başbakan Donald Tusk liderliğindeki hükümet açıkça karşı bir tutum sergilese de Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki ve Jarosław Kaczyński’nin partisi PiS (Hukuk ve Adalet), prensip olarak bu fikre açık.
Fransa da nükleerde gaza basıyor
Avrupa’da ek ABD nükleer silahlarının konuşlandırılmasına ilişkin tartışmalara paralel olarak, Fransa da nükleer planlarını ilerletiyor.
Bunun temelini, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 2 Mart’ta sunduğu “gelişmiş caydırıcılık” (“dissuasion avancée”) adlı yeni konsept oluşturuyor.
O dönemde Macron, yeni bir “nükleer silahlar çağının” başladığından açıkça söz etmişti.
Yeni konsept, diğer hususların yanı sıra, nükleer silahlarla donatılabilen Fransız nükleer kuvvetlerine ait Rafale avcı uçaklarının, örneğin kriz durumlarında, diğer Avrupa ülkelerindeki üslere geçici olarak konuşlandırılabilmesini öngörüyor.
Amaç, nükleer silah taşıma kapasitesine sahip avcı uçaklarının gerçekten nükleer silahlarla birlikte konuşlandırılıp konuşlandırılmadığının belirsizliğinden kaynaklanan bir tereddüt yaratarak potansiyel bir düşmana karşı belirsizlik yaratmak.
Macron, bunun amacının “düşmanlarımızın hesaplamalarını zorlaştırmak” olduğunu açıkladı.
Şu anda on Avrupa ülkesi bu çerçeve içinde Fransa ile işbirliği yapmayı kabul etti.
Bunlar arasında nükleer güce sahip Büyük Britanya’nın yanı sıra Almanya, Belçika, Hollanda, Yunanistan, Polonya ve geleneksel olarak ABD ile ittifak halinde olan dört Kuzey Avrupa ülkesi (Danimarka, Finlandiya, İsveç ve Norveç) yer alıyor.
Alman Silahlı Kuvvetleri Fransız nükleer tatbikatına ilk kez katılıyor
Alman Silahlı Kuvvetleri, bu yıl ilk kez sadece NATO’nun Steadfast Noon adlı nükleer savaş tatbikatına değil, aynı zamanda Fransa’nın nükleer silah tatbikatı olan Operasyon Poker’e de katılıyor.
Bu gelişme, Temmuz ortasında Macron ile Almanya Başbakanı Friedrich Merz arasında yapılan bir görüşme sırasında duyuruldu.
O sırada, sembolik bir hareket olarak, nükleer silah taşıma kapasitesine sahip iki Fransız Rafale uçağı ve onlara eşlik eden iki Alman Eurofighter uçağı, bir Fransız MRTT Phenix tanker uçağından ortak havada yakıt ikmali tatbikatı gerçekleştirdi.
Eylül ayı sonlarında, Fransız nükleer kuvvetleri “Operation Poker” adlı en son nükleer savaş tatbikatını gerçekleştirdi.
Alman askerlerinin bu tatbikata katılıp katılmadıkları henüz net değil; daha önce gözlemcilerin ve hatta muhtemelen avcı jetlerinin gönderileceğinden söz ediliyordu.
Tatbikatın gidişatına ilişkin olarak, Rafale jetlerinin mürettebatına “füzelerini tam olarak belirlenen bir yere ve tam olarak belirlenen bir zamanda ateşlemek” amacıyla “düşman hatlarını aşma” görevi verildiği bildirildi.
Bir katılımcının şu sözleri aktarıldı: “Ne pahasına olursa olsun geçmek zorundasınız ve her seferinde ağır kayıplar yaşanıyor.”
“Alman bombası” için hararetli çağrılar
Siyaset bilimci Joachim Krause, geçtiğimiz günlerde hem ABD bombalarıyla nükleer paylaşım hem de Fransa’nın “dissuasion avancée” (gelişmiş caydırıcılık) politikasına alternatif olabilecek nükleer seçenekler hakkında yorumda bulundu.
Kiel Üniversitesi Güvenlik Politikası Enstitüsü’nün eski direktörü ve Alman Dış İlişkiler Konseyi’nin (DGAP) uzun süredir üyesi olan Krause, Ocak ayında şunu belirtmişti:
“Almanya’yı kendi nükleer silahlarımızla ya da Avrupa nükleer silahlarıyla korumayı acilen tartışmamız gerekiyor.”
Krause Ağustos sonunda ise, bir yandan Başkan Donald Trump yönetimindeki ABD’ye “güvenilemeyeceğini” belirtti; öte yandan, “dissuasion avancée” konusunda “beklentileri çok yüksek tutmamak” gerektiğini söyledi.
Krause’nin “Almanya’nın atom bombasına sahip olması bir güvenlik unsuru olurdu” dediği aktarıldı fakat daha sonra Almanya’nın sivil nükleer enerjiden kademeli olarak vazgeçmesi ve federal hükümetin zayıflığı nedeniyle bunun bugün “tamamen gerçek dışı” olduğu sonucuna vardı.
Fakat Krause’ye göre şu anda başka seçenekler de tartışılıyor:
“Zaman zaman İskandinav ülkelerinin, Baltık devletleri, Almanya ve Polonya ile birlikte bir Avrupa nükleer silah programı başlatabileceğini duyuyorum.”
Krause’ye göre, şu anda “gerekli uzmanlık” eksik. Fakat bu, aşılmaz bir engel değil; bu eksiklik giderilebilir.
Avrupa
Mélenchon, kamu maliyesi programını açıkladı

Jean-Luc Mélenchon, sermaye ve varlıklı hanehalklarına uygulanan vergileri artırarak Fransa’nın kamu maliyesini düzeltmeye yönelik bir plan açıkladı.
Gelecek yıl seçilmesi halinde 2027’de bütçe açığını 25 milyar avro azaltmayı hedefleyen 75 yaşındaki siyasetçi, tasarrufların daha fazla Fransa’ya aktarılacağına söz verdi ve Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) elinde bulunan devlet borcunun bir kısmının iptal edilmesi talebini yineledi.
Mélenchon çarşamba günü düzenlediği basın toplantısında, “Finansal sermayenin katkıda bulunmasını sağlamak gerekiyor, çünkü bugüne kadar düşük ücretlerden ve azalan gelirlerden her türlü vergi indirimine kadar her şekilde ve her yönüyle tam anlamıyla fayda sağlayan finansal sermayedir,” dedi.
Boyun Eğmeyen Fransa’nın (LFI) lideri şöyle devam etti:
“Neden mi? Çünkü bu, resesyonist etkileri olmayan tek seçenek. Bir emeklilik fonuna ya da bu tür herhangi bir finans kurumuna vergi uyguladığınızda, bu iktisadi faaliyette bir düşüşe yol açmaz.”
Derin bölünmelerin yaşandığı Ulusal Meclis’te 2027 bütçesinin kabulüne yönelik müzakereler başlarken, Mélenchon harcama kesintilerini reddetti ve vergiler ile yatırımlardan elde edilecek ek gelirler sayesinde 2027’de bütçe açığını azaltabileceğini belirtti.
LFI tarafından sunulan 20 sayfalık belgeye göre, bu adım Fransa’nın önümüzdeki beş yıl içinde borç-GSYİH oranını istikrara kavuşturmasını sağlayacak.
Belgede, gelecek yıl için 106,6 milyar avro gelir ve 81,7 milyar avro harcama öngörülüyor.
Geçen hafta, Fransa’nın 10 yıllık tahvillerindeki risk primi, İtalya’ya kıyasla rekor seviyeye ulaştı.
Finansal işlemler ve kripto para birimlerine vergi uygulanmasını da öneren LFI’nın kurucusu, Marine Le Pen’in bütçe açığını azaltmaya yönelik kendi planını sunmasından bir hafta sonra konuştu.
Le Pen’in önlemleri arasında emeklilik yaşının düşürülmesi, hisse geri alımlarına vergi uygulanması ve çok uluslu şirketlere yönelik vergilerin artırılması yer alıyordu.
Le Pen, AB liderlerinin toplantısı öncesinde, Fransa’nın AB bütçesine yaptığı katkıya yönelik büyük kesintileri de içeren planını savunmak üzere Brüksel’e gitti.
Mélenchon da belirli koşullar altında AB katkısını azaltacağını belirtti ama ayrıntılara girmedi.
Yakın zamanda yapılan bir ankete göre, her iki adayın da Mayıs 2027’deki ikinci tura kalma şansı bulunuyor.
Ankete göre Le Pen ilk turda yaklaşık %36 ile birinci, Mélenchon ise yaklaşık %18 ile ikinci sırada yer alıyor.
Fransız ekonomist Gabriel Zucman’dan esinlenerek 100 milyon avronun üzerindeki varlıklara uygulanan servet vergisi de dahil olmak üzere bir dizi vergi artışı planının yanı sıra, Mélenchon ayrıca Caisse des Dépôts, Bpifrance ve Banque Postale gibi kurumları tek bir kamu bankacılık grubu altında birleştirmeyi önerdi.
Ayrıca, Fransız hanehalkı tasarruflarının daha büyük bir kısmını yurt içi yatırımlara yönlendirecek ve konut, ulaşım, yeşil sanayileşme, dijital egemenlik ve diğer kilit stratejik sektörlerde yıllık 100 milyar avroluk bir hedef belirleyecek.
Basın toplantısında Mélenchon, “kapitalist düşmanlarını” da sert bir dille eleştirdi. Fransa Merkez Bankası Başkanı Emmanuel Moulin’i “cahil”, Euronext NV ticaret platformu Başkanı Stéphane Boujnah’ı ise “spekülatör, krizden çıkar sağlayan ve halkı sömüren biri” olarak nitelendirdi.
Dünya Basını1 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Görüş2 hafta önceOrtadoğu’da Koridor İttifakları Devri
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Richard Wolff: ABD’de oligarklar devleti rehin alarak piyasayı yönetiyor
Asya2 hafta önceÇin’de bankacılık reformu: 2025’te 670’ten fazla banka kapatıldı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da başkanlık seçimleri ikinci tura kaldı
Asya2 hafta önceAvustralya muhalefeti, ülke tarihindeki “en büyük göçmenlik kesintisini” vaat etti
Asya2 hafta önceJaponya Başbakanı Takaichi piyasaları harcama gündemi konusunda yatıştırmaya çalışıyor
Asya2 hafta önceİmran Han’ın binlerce destekçisi Pakistan’ın başkentine yürüyüşe başladı








