Avrupa
Çekya’da tartışmalı “Südet Almanları” günü yapıldı

Südet Almanları Derneği, Çek Cumhuriyeti topraklarında düzenlediği ilk Südet Alman Günü’nü Almanya’dan da katılımlarla kutladı.
Südet Almanları sözcüsü Bernd Posselt, Çekya’nın Brno kentinde Pentekost (Hamsin Yortusu) hafta sonu düzenlenen derneğin yıllık toplantısı için, “Çok iyimser beklentileri [bile] aştı,” dedi.
Bavyera Başbakanı ve CSU lideri Markus Söder ve Federal İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt’in katıldığı bu büyük çaplı etkinliğe karşı Çek Cumhuriyeti’nde protestolar patlak vermişti: Göstericiler, Nazi işgali sırasında Südet Almanları tarafından işlenen suçlara dikkat çekti.
Bohemya ve Moravya Komünist Partisi’nden (KSČM) Avrupa Parlamentosu Üyesi Kateřina Konečná, kamuoyuna, Federal Almanya Cumhuriyeti’nin, Çekoslovakya topraklarında yasal selefi tarafından işlenen kitlesel suçlar için ne tazminat ne de bireysel tazminat ödediğini hatırlattı.
1938’de “Südet Almanları” meselesi Çekoslovakya’nın parçalanmasının önünü açmış, “model Sudetenland”da Yahudi nüfus terörize edilmiş ve Südet Almanları Almanya’ya yerleştirildikten sonra atalarının topraklarının “geri alınmasını” talep etmişti.
Nazi işgalinde Südet Almanlarının rolü
Südet Almanları (esas olarak o dönem Çekoslovakya’nın sınır bölgelerinde yaşayan Almanca konuşan Çekoslavakya vatandaşları) çok erken bir aşamada Nazi davasına katılmışlardı.
1920’lerin başlarında, Alman Ulusal Sosyalist İşçi Partisi (DNSAP) Almanların yaşadığı bölgelerde güç kazandı ve 1930’ların başlarında üye sayısı 100.000 civarına ulaştı.
Partinin feshedilmesinden sonra, yerini ilk olarak Südet Alman İç Cephesi aldı; bu örgüt 1935’te adını Südet Alman Partisi olarak değiştirdi ve Mayıs 1938’deki Çekoslovak parlamento seçimlerinde tüm Südet Alman oylarının yaklaşık üçte ikisini kazandı.
German Foreign Policy’nin aktardığına göre tarihçi Eva Hahn, Nasyonal Sosyalizmin yükselişinin nihayetinde “ağırlıklı olarak Almanca konuşan insanların yaşadığı Çekoslovakya’nın sınır bölgelerindeki tüm kamusal yaşamın siyasi istikrarsızlığına” yol açtığını belirtiyor.
Südet Alman Freikorps’un da yardımıyla, Südet Alman faşistleri 1938’de bölgedeki kargaşayı körükledi; Nazi Reich’ı ise bunu nihayetinde, Büyük Britanya, Fransa ve İtalya’yı 30 Eylül 1938’de Münih Antlaşmasını kabul etmeye ikna etmek için kullandı.
1 Ekim gibi erken bir tarihte, Wehrmacht sayısız Südet Almanının tezahüratları eşliğinde Çekoslovakya’nın sınır bölgelerine girdi.
Bu, Çekoslovak devletinin tamamen ortadan kaldırılmasının başlangıcıydı.
Südet bölgesinde Nazizmin yerleşmesi
Alman işgali altında, Çekoslovakya’nın işgal altındaki sınır bölgeleri (Gauleiter Konrad Henlein yönetimindeki “Sudeten Gau”) bir “model Gau” (Alm. “bölge”) olarak görülüyordu.
İşgalden önce bile, Çekoslovakya’nın Almanca konuşmayan vatandaşlarına, özellikle de Yahudilere karşı bir şiddet dalgası başlamıştı.
Tarihçi Jörg Osterloh’un bir çalışmasında, “Mart 1938’den itibaren Yahudi işletmelere ve Yahudilere karşı düzenli şiddet olayları yaşanıyordu” deniyor. 1938’in ağustos ve eylül aylarında bile birçok Yahudi İç Bohemya’ya kaçmak zorunda kalmış, ilk kasabalar kendilerini açıkça “Yahudilerden arındırılmış” ilan etmeye başlamıştı.
Wehrmacht’ın işgalinden sonra, antisemitik terör tırmandı. Osterloh, “Reich’ın neredeyse hiçbir başka bölgesi,” diye belirtiyor, “1938’in sonunda Sudetenland kadar ‘Yahudilerden arındırılmış’ hale gelmemişti.”
Südet Almanları, kendileri tarafından da “aşağı” olarak görülen Yahudi olmayan Çekoslovaklara karşı da defalarca acımasız güç kullandılar.
Nisan 1944’e kadar bile, üst düzey SS ve NSDAP yetkilileri, “Bohemya ve Moravya’daki Çeklerin tamamen yeniden yerleştirilmesi”nin yanı sıra “ırksal olarak kabul edilemez Çeklerin ve Reich karşıtı entelijansiyanın tüm yıkıcı unsurlarının yeniden yerleştirilmesi” olasılığını tartıştılar.
Fakat savaş nedeniyle bu plan hiçbir zaman hayata geçirilemedi.
Südet Almanlarının Çekoslavakya’dan sürülmesi
Çekoslovakya’nın parçalanmasının hazırlanmasında üstlendikleri önemli rol, Çekoslovak sınır bölgelerinin işgali sırasındaki faaliyetleri ve sayısız diğer suçları nedeniyle, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra çoğunlukla bugünkü Federal Almanya Cumhuriyeti’ne yeniden yerleştirilen Südet Almanları, kısa sürede kendilerini yeniden örgütlemeye başladılar.
“Sürgündeki bir etnik grup” olarak, “Südet Almanları Derneği” adıyla örgütlenenler arasında en başından itibaren saflarında çok sayıda Nazi yetkilisi vardı ve bunlar defalarca liderlik pozisyonlarına getirildi.
Batı Almanya’ya yerleştirilen Südet Almanlarının ilk faaliyetleri arasında, yeniden yerleştirilme sonucunda uğradıkları –gerçek ya da iddia edilen– kayıpları hesaplamak vardı; böylece fırsat bulur bulmaz tazminat talep edebileceklerdi.
1954 yılında, Bavyera eyaleti, Südet Almanları üzerinde resmi olarak himayesini üstlendi; bu, Federal Almanya Cumhuriyeti’nin onların arkasında ne kadar net bir şekilde durduğunun kanıtıydı.
“Vatan hakkı” ve “vatanın geri kazanılması” talepleri, yoğun devlet himayesine rağmen, ancak 2015 yılında Südet Alman Derneği tüzüğünden kaldırıldı.
Tartışmalı “vatan hakkı” meselesi hâlâ gündemde
Haftasonu Çek Cumhuriyeti’nin Brno kentinde düzenlenen Südet Alman Günü’nde, tüzüğün 2015’teki değişikliğine atıfta bulunularak, Derneğin köken bölgelerinin herhangi bir şekilde geri kazanılması ve yeniden yerleşim sırasında uğranılan kayıpların tazmin edilmesi yönündeki önceki taleplerinden vazgeçtiği belirtildi.
Öte yandan bu, yalnızca kısmen doğru. Dolayısıyla, “geri alma” terimi mevcut tüzükte artık yer almamasına rağmen, tüzükte “sürgünler” gibi hukuki ihlallerin (ki bu, Südet Almanları için yeniden yerleştirilmelerini de içerir) “kınanması” ve “adil tazminat temelinde telafi edilmesi” gerektiği belirtiliyor.
Ayrıca, “vatan hakkı”nın “korunması ve güvence altına alınması” gerektiği söyleniyor. “Vatan hakkı”, uluslararası hukukta genel olarak tanınan bir ilke değil, daha çok Alman uluslararası hukukçularına özgü bir kavram.
2017 yılında, o dönem Etnik Alman Yeniden Yerleşimciler ve Ulusal Azınlıklar ile İlgili Konulardan Sorumlu Federal Hükümet Komiseri olan Hartmut Koschyk, bunun ne anlama geldiğini şöyle açıklamıştı: “Vatan hakkı… elbette maddi tazminat meselesi de dahil olmak üzere birçok soruyu gündeme getirir.”
Derneğin tüzüğünde belirtildiği üzere, “yıllık Südet Alman Günü”, “derneğin amacının gerçekleştirilmesine” hizmet eder; bu amaç, “vatan hakkını” da içerir.
Çek Parlamentosu, Südet Almanları etkinliğine karşı
Südet Almanları Derneği, yıllardır “vatan hakkı” iddia ettiği Çek Cumhuriyeti bölgelerinde Südet Alman Günü’nü düzenlemek için sistematik bir şekilde çalışıyor.
Dernek bu yıl Brno’da bunu başardı ve Çekya’daki protestolar görmezden gelindi. Örneğin, 14 Mayıs tarihli bir kararda Çek Parlamentosu, “Çek Cumhuriyeti topraklarında 76. Südet Alman Günü’nün düzenlenmesine karşı olduğunu” ilan etti ve Südet Almanları arasında “savaş sonrası anlaşmayı sorgulayan tutumların uzun süredir var olduğunu” açıkça belirtti.
Haftasonu boyunca göstericiler, Nazi işgali sırasında Südet Almanları tarafından işlenen toplu suçları andılar.
Komünist Avrupa Parlamentosu Üyesi Kateřina Konečná, Federal Almanya Cumhuriyeti’nin bugüne kadar Nazi suçları için hiçbir tazminat ödemediğini belirtti ve Südet Almanlarının “uzlaşma” çağrısına ilişkin olarak, ancak Alman tarafı tazminat ödediğinde bunun “ciddi bir niyet” olduğuna inanacağını ifade etti.
Alman devletinin ağır topları Çekya’daydı
Bavyera Başbakanı Markus Söder (CSU), Çekya’da düzenlenen ilk Südet Almanları kongresini tarihi bir an olarak nitelendirerek, bu günü umut, uzlaşma ve sevinç günü olarak tanımladı.
Brno’da konuşan Söder, etkinliğin Çek-Alman ilişkilerindeki sembolik önemini vurguladı. Çoğu Bavyera’da yaşayan Südet Almanlarını ise “köprü kurucular” olarak nitelendirdi.
Südet Almanları Derneği Başkanı Bernd Posselt, katılımcıların nefretten ziyade sevgi mesajıyla geldiklerini söyledi.
Sudeten Almanları sözcüsü ve Söder’in Hıristiyan Sosyal Birliği (CSU) üyesi Bernd Posselt, grubun net bir mesajı olduğunu söyledi:
“Bu mesaj bir nefret mesajı değil, sevgi mesajı. Buraya bir şey talep etmeye gelmedik; bir şey vermeye geldik.”
Sosyalist Çekoslovakya’da muhalif olarak faaliyet gösteren Çek yazar ve siyasetçi Milan Uhde, uzlaşma ve Avrupa birliğine yaptığı katkılardan dolayı grubun Avrupa Şarlman Ödülü’nü aldı.
Posselt, Uhde’yi “Südet Almanlarının yakın bir dostu ve büyük bir Avrupalı” olarak nitelendirdi.
Avrupa
BP, Birtanya’daki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı

BP, Birleşik Krallık’taki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı; bu hamle, dev petrol şirketinin bu havzada 60 yılı aşkın süredir devam eden üretimine son verecek.
Genel müdür Meg O’Neill şunları söyledi:
“Kuzey Denizi, Birleşik Krallık’ın enerji sistemi için hâlâ vazgeçilmez bir unsurdur. Fakat portföyümüzü odaklayıp sermayemizi en yüksek değerli fırsatlara yönlendirirken, Kuzey Denizi faaliyetlerimizin başka bir şirketin bünyesinde daha iyi bir konuma geleceğine inanıyoruz.”
Bu yılın başlarında BP, faaliyetleri için yaklaşık 2 milyar sterlinlik bir anlaşma konusunda Ithaca Energy ile ileri düzey görüşmeler yürütmüş ama bir anlaşmaya varılamamıştı.
İngiliz petrol devi şu anda Kuzey Denizi’nde beş merkez işletiyor, 1.100 kişiyi istihdam ediyor ve günde 100.000 varilin biraz altında petrol ve gaz üretiyor.
BP, bölgede önemli bir bağımsız faaliyete sahip son büyük petrol şirketlerinden biri; diğerleri ise varlıklarını ya birleştirdi ya da satışa çıkardı.
Bu haber, yeni başbakan Andy Burnham’ın ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından Kuzey Denizi’ndeki sondaj çalışmalarına “pragmatik” bir yaklaşım sergileyeceğine söz vermesinin ardından geldi.
Burnham bu hafta yaptığı açıklamada, “Orada bir kaynak var. İnsanlar zor durumda iken bunu görmezden gelemeyiz,” dedi.
O’Neill, göreve başladıktan kısa bir süre sonra Kuzey Denizi’nde “henüz kullanılmamış bir potansiyel” gördüğünü belirtmişti.
Fakat BP, resmi bir satış süreci başlatma kararının “sermaye tahsisine yönelik disiplinli yaklaşımını yansıttığını” açıkladı.
Şirket, küresel genel merkezinin Birleşik Krallık’ta kalacağını belirtti. O’Neill, “Birleşik Krallık 100 yılı aşkın süredir bizim yuvamız olmuştur ve gelecekte de önemli bir rol oynamaya devam edecek,” dedi.
Avrupa
AB yetkilisi: Tüm Avrupa alevler içinde kalabilir

AB Acil Durum Koordinasyon Merkezi yetkilisi Maria Zuber, uzun süren sıcak hava ve yetersiz müdahale durumunda tüm Avrupa’nın yangınlarla kaplanabileceği uyarısında bulundu. Yunanistan, İtalya ve Orta Avrupa ülkeleri önümüzdeki haftalarda en büyük risk altında. Bu yılki yangın sezonunun geçen yılın rekorunu aşması bekleniyor.
Avrupa Birliği Acil Durum Koordinasyon Merkezi (ERCC) yetkilisi Maria Zuber, Financial Times gazetesine yaptığı açıklamada, önümüzdeki haftalarda Yunanistan, İtalya ve bazı Orta Avrupa ülkelerinin orman yangınlarının yayılmasına karşı en savunmasız bölgeler olduğunu söyledi.
Eş zamanlı çıkan yangınların söndürme çalışmalarını zorlaştırdığını belirten Zuber, uzun süren sıcak hava nedeniyle yangın sayısının artması ve müdahale edecek yeterli gücün bulunmaması durumunda “tüm Avrupa’nın alevler içinde kalması” riski olduğunu ifade etti.
Zuber, AB kriz merkezinin böyle bir senaryoyla başa çıkabileceği güvencesini verdi. Geçen yıl çok sayıda yangınla karşılaştıklarını ancak hepsinin üstesinden geldiklerini hatırlatan yetkili, “Tüm taleplere yanıt vereceğimizi düşünüyorum, yerine getiremesek bile..” dedi.
AB üyesi ülkeler arasında İspanya ve Fransa orman yangınlarından en ağır şekilde etkilenen ülkeler oldu.
Avrupa Orman Yangın Bilgi Sistemi’nin (EFFIS) 27 Temmuz verilerine göre İspanya’da 207 bin hektar, Fransa’da ise 90 bin hektardan fazla alan yangınlar nedeniyle kül oldu. Her iki ülkede de yangınlar halen devam ediyor.
Financial Times’ın aktardığına göre Yunanistan’ın Girit Adası’ndaki orman yangınları iki itfaiye görevlisinin hayatını kaybetmesine ve 8 bin kişinin tahliye edilmesine yol açtı.
Kuvvetli rüzgarlar nedeniyle yangınlar Kiklad Adaları’na da sıçrarken, burada da birkaç köy tahliye edildi.
Zuber, yangınların Yunanistan’a da sıçrayacağını ve Ağustos başında İtalya için tehdit oluşturacağını belirtti. ERCC verilerine göre 2026 yazı, yangın yoğunluğu açısından rekor seviyedeki 2025 yılını geride bırakabilir.
Zuber, geçen yıl yangın sezonunda 19 yardım talebi aldıklarını ve bu rekoru kırmayı beklediklerini ekledi.
World Weather Attribution araştırma grubunun verilerine göre insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle Fransa’daki aşırı hava olaylarının olasılığı en az iki kat, İspanya’da ise en az 20 kat arttı.
Zuber, tehdidin boyutu nedeniyle Avrupa Birliği’nin 12 Canadair amfibi yangın söndürme uçağı sipariş ettiğini, ancak ilk teslimatların 2028’den önce beklenmediğini söyledi.
Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu’ndan bilim insanı Thomas Smith, “İklim ısınmaya devam ettikçe yangınları tetikleyen aşırı hava koşulları daha sık ve şiddetli hale geliyor. Bu da bu yaz gözlemlediğimize benzer büyük ve yoğun orman yangınlarının olasılığını artırıyor” açıklamasında bulundu.
Avrupa Orta Vadeli Hava Tahmin Merkezi ise önümüzdeki on yıllarda yangın riskinin hem ılıman kuşak ormanlarında hem de kuzey ormanlarında artacağını öngörüyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron daha önce ülkesinin İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en ağır durumla karşı karşıya olduğunu ve benzeri görülmemiş orman yangınlarıyla mücadele ettiğini açıklamıştı.
AFP haber ajansı daha sonra Fransa’nın güneybatısındaki Gironde bölgesinde bulunan Atom ve Alternatif Enerji Komiserliği’ne (CEA Cesta) bağlı nükleer araştırma merkezi yakınlarında yangınlar çıktığını duyurdu.
Avrupa
Polonya’da Morawiecki’nin yeni hareketi ilk adımını atıyor

Hukuk ve Adalet’ten (PiS) kopan Mateusz Morawiecki’nin siyasi çevresi tarafından düzenlenen ilk büyük etkinlik, Varşova’nın Praga semtinde yapılacak.
Bu etkinlik, eski başbakan ve onlarca müttefikinin “milliyetçi-muhafazakâr” PiS ile yollarını ayırmasından sadece birkaç gün sonra gerçekleşiyor.
Bu hamle, Morawiecki’nin Avrupa Parlamentosu’ndaki (AP) Avrupa Muhafazakârları ve Reformistleri (ECR) grubunun başkanlığından da istifa etmesine yol açtı.
Kömür ateşinde pişirilmiş Kiełbasa sosislerinin önemli bir yer tutacağı için “Morawiecki’nin barbeküsü” olarak adlandırılan ve onun Rozwój Plus (Kalkınma Plus) hareketi tarafından düzenlenen konferans, Polonya muhafazakâr siyasetinde önemli bir an olacak.
Etkinlik, yeni ortaya çıkan hareketin kilit isimlerini, eski dünya satranç şampiyonu Garry Kasparov ve Polonya silahlı kuvvetlerinin eski başkomutanı General Rajmund Andrzejczak gibi konuklarla bir araya getirecek.
Etkinlik, Morawiecki’nin kampına mevcut PiS liderliğinden farklı bir siyasi vizyon sunma fırsatı verecek.
Morawiecki bu hafta şunları söyledi:
“Polonyalılar, güçlü bir Polonya için verilen mücadeleye, cüzdanlarına, işlerine, konutlarına, kalkınmaya, kimliklerine, kültürlerine, Hıristiyan inancına ve Sejm’de asılı duran haçın savunulmasına önem veriyorlar. Bunlar bizim ilkelerimiz, bu bizim inancımız.”
Tartışmalar demografi, güvenlik ve tarih politikası üzerine odaklanacak. Bu konular, Polonya-Ukrayna ilişkilerindeki son gerginlikler nedeniyle giderek daha hassas hale geliyor.
Morawiecki, Rozwój Plus’ı “uzman ve düşünce kuruluşu” olarak tanımlıyor ama bu oluşumun siyasi hedefleri giderek daha net hale geliyor.
Çarşamba günü kurulan yeni bir parlamento grubu, 40 milletvekili ve bir senatörü bir araya getirerek, müttefiklerine parlamentoda resmi bir platform ve PiS’e karşı mücadele edebilecekleri bir üs sağlıyor.
PiS’li siyasetçi ve Przemysław Czarnek’in başbakanlık kampanyasının sözcüsü Mateusz Kurzejewski, Euractiv’e verdiği demeçte, “Bu bizim için bir tehdit. Sonuçta bu, zafer şansımızı azaltan bir girişim ama bu şansı tamamen ortadan kaldırmıyor. Bu nedenle sıkı çalışmaya devam edeceğiz,” dedi.
Öte yandan Morawiecki’nin Polonya’nın sağını yeniden şekillendirip şekillendiremeyeceği henüz belirsiz.
Onet tarafından yaptırılan bir SW Research anketi, ankete katılanların %32,9’unun eski başbakanın liderliğindeki bir partiye oy vermeyi düşünebileceğini ortaya koydu.
En güçlü potansiyel destek, halihazırda sağda yer alan seçmenlerden geliyor. Şu anda PiS’e yakın olan katılımcıların %14’ü Morawiecki’yi desteklemeyi düşünebileceğini söylerken, daha sağdaki Konfederasyon’a yakın olanların %7,1’i de aynı görüşü paylaştı.
Bu girişim, iktidar kampından da sınırlı bir destek alabilir. Şu anda Donald Tusk’un AB yanlısı Yurttaş Koalisyonu’nu, Sol’u, Polonya 2050’yi veya Polonya Halk Partisi’ni destekleyen seçmenlerin yaklaşık %7,4’ü, Morawiecki liderliğindeki bir partiye oy vermeyi göz ardı etmeyeceklerini belirtti.
Başbakan Tusk’un hükümetindeki kaynaklar, PiS’teki bölünmenin kısa vadede iktidar koalisyonuna yardımcı olabileceğine inanıyor.
Bir kaynak Euractiv’e verdiği demeçte, “Özellikle de bu durum hastane skandalının etkisini hafifletmeye yardımcı olduğu için. Bugün artık kimse bundan bahsetmiyor ve neyse ki yeni bir açıklama da yapılmadı,” dedi.
Tartışma, Varşova’daki bir hastanenin şu anda ülkeyi yöneten Sivil Koalisyon’a mensup siyasetçiler için özel bir kabul süreci uyguladığı ve bu sayede söz konusu kişilerin diğer hastalardan önce VIP salonuna girip tedavi görmelerine imkân sağladığı iddialarıyla ilgili.
Ayrıca, Tusk’un partisiyle bağlantılı olduğu belirtilen ve hastanenin acil servisini yöneten doktorun maaşı konusunda da sorular gündeme geldi.
Fakat aynı kaynak, Morawiecki’nin ayrılmasının Sivil Koalisyon üzerinde uzun vadede pek bir etkisi olmayabileceği konusunda uyarıda bulundu.
PiS’in son derece sadık bir seçmen kitlesine sahip olduğunu, Rozwój Plus’a yönelik coşkunun ise geçici olabileceğini savundular.
Bir başka kaynak, “Rzeczpospolita için yapılan IBRiS anketine bakın. PiS seçmenlerinin yüzde 70’i, ideal partilerine oy verdiklerini söylüyor. Bu çekirdek seçmen kitlesi, PiS’in mevcut seçmenlerinin yaklaşık yüzde 70’ini oluşturuyor,” dedi.
PiS içinde de benzer bir görüş hakim. Buradaki siyasetçiler, Morawiecki’nin yeni bir partiyi ayakta tutmak için çok küçük olabilecek bir seçmen kitlesinin peşinde olduğunu savunuyor.
Kurzejewski Euractiv’e verdiği demeçte şunları söyledi:
“İnsanlar, PiS’ten dışlanan siyasetçilere oy vermek istemiyor. Hukuk ve Adalet Partisi seçmenlerine gelince, onlar da kendilerine ihanet edenlere oy vermek istemiyor. İşte bu yüzden bu proje, Rozwój Plus’ın seçim barajını aşamayacağı anlamına geliyor.”
Dolayısıyla bugün yapılacak etkinlik, Morawiecki’nin merak ve kurumsal desteği kalıcı bir siyasi güce dönüştürebilip dönüştüremeyeceğinin –ya da ayrılmasının Polonya’nın kalabalık sağ kanadında kısa ömürlü bir başka kopma hareketi olup olmayacağının– erken bir testi olacak.
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi3 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını6 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Avrupa6 gün önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’












