Bizi Takip Edin

Asya

Çin, Batı’nın aksine nüfusu konusunda panik değil

Yayınlanma

Çin’in nüfus verileri dünya gündemini meşgul etmeye devam ediyor. Ülkenin nüfusu, 2022’de 800 bin kişi azalarak, 1961’den bu yana ilk kez geriledi. Ayrıca, 2022’de 9,56 milyon bebek dünyaya gelirken, doğum sayısı da önceki yıla göre yüzde 9,8 azaldı. Nüfus artış hızı ise eksi yüzde 0,6’ya düştü.

Ulusal İstatistik Bürosunun (UİB) verilerine göre, Çin ana karasının nüfusu 2021’de 1 milyar 412 milyon 600 bin iken, 2022’de 1 milyar 411 milyon 800 bin olarak belirlendi.

Diğer yandan, Çin’in 2022 yılındaki Gayri Safi Yurt İçi Hasılası (GSYİH), önceki yıla oranla yüzde 3 artarak 121 trilyon 20 milyar 700 milyon yuanı (yaklaşık 17,94 trilyon ABD Doları) buldu. Bu, Kovid-19 salgınının ilk etkilerinin hissedildiği 2020’deki yüzde 2,2’lik büyümenin ardından Çin’de 1976’dan bu yana kaydedilen en düşük yıllık hasıla artışı oldu. Büyüme oranı, Çin hükümetinin 2022 yılı için yüzde 5,5 civarında olmasını öngördüğü büyüme hedefinin gerisinde kaldı.

Çin’de nüfusun azalma eğilime girmesiyle, Hindistan’ın 2023’te “dünyanın en büyük nüfusa sahip ülkesi” olarak Çin’i geride bırakacağı öngörülürken, Batı basınında sıkça, bu durumun, yaşlanan nüfusla birlikte Çin’in iş gücü potansiyelinde azalmaya yol açacağı ve ekonomiye etkilerinin hissedileceği gündeme getiriliyor. Konuyu, “demografik kriz, durgun ekonomi” gibi başlıklarla işleyen Batı medyası, Çin’in azalan nüfusunu ekonomik gerilemeyle ilişkilendirmenin de ötesinde, Çin’in ABD ile rekabette geriye düşeceğini iddia ediyor.

Batı’da “yaşam standardı”, Çin’de “kriz”

Bu tartışmayı gündemine alan Global Times (GT) gazetesi, Batı medyasının mantığını “hastalıklı” diye nitelendirerek, aksine, “Batılı gelişmiş ülkelerin tarihi, toplumlar daha iyi yaşam standartları ile zenginleştikçe doğurganlık oranlarının düşme eğiliminde olduğunu kanıtlamıştır” yorumunu yaptı.

Benzer bir nüfus gerilemesi Batı’da yaşandığında, “yüksek öğrenime erişim, eğitim süresi, istihdam olanakları ve bireycilikteki yükseliş” gibi sayısız neden sıralandığı belirtilen GT makalesinde, “iş Çin’e geldiğinde ise buna kriz deniyor” görüşü paylaşılıyor.

Konuyla ilgili GT’ye demeç veren Fudan Üniversitesi profesörü Shen Yi, bu mantığın “ideolojik klişelerden”, “baştan kesinleşmiş bakış açılarıyla kanıt arama alışkanlıklarından” ve “endişelerinden” kaynaklandığını söyledi.

Makalede, Çin’in nüfusundaki düşüşün, onun dünyanın en kalabalık ülkelerinden biri olma statüsünü değiştirmeyeceği, GSYİH büyümesinde durgunluğa yol açmayacağı ve ABD ekonomisini geçmesine engel teşkil etmeyeceği kaydedildi. GT’ye göre, Çin’in gelişimi yavaşlarsa, bunun en önemli nedeni nüfus düşüşü olmayacak.

Çin nüfusu “sıfır büyüme” aşamasında

Diğer yandan Çinli akademisyenler bu düşüşün geleceğini uzun süredir öngörüyordu. Nankai Üniversitesi Ekonomi Okulu Nüfus ve Kalkınma Enstitüsü profesörü Yuan Xin, Global Times’a Çin’in ulusal nüfusunun şu anda “sıfır büyüme” aşamasının etrafında dolaştığını söyledi.

Yuan, bunun gerekçelerinden biri olarak gençlerin pandemi döneminde hamileliği erteleme kararı almasını gösterdi. Yuan, bu nedenle, önümüzdeki iki veya üç yıl içinde nüfus artışının yeniden başlayacağını öngörmenin mümkün olduğunu kaydetti. Diğer yandan çocuk yetiştirme maliyetlerinin hızla artmasının da etkili olduğunu belirten Yuan, bu faktörün göz ardı edilmemesi gerektiği uyarısında bulundu.

Nüfus avantajı nicelikten niteliğe kayıyor

BM’nin 2022 Dünya Nüfus Beklentileri raporuna göre, Çin’in nüfusu 2050’ye kadar 1,3 milyardan fazla olmaya devam edecek. Bunun hiç de küçük bir nüfus boyutu olmadığını belirten Yuan, önümüzdeki 30 yılda Çin’in nüfus düşüşünün ılımlı olacağını ve Çin’in hala büyük bir pazar olacağını söyledi.

Ayrıca, Çin’in eğitim alanındaki ilerlemeyi de vurgulayan Yuan, Çin’deki kolejlerin ve üniversitelerin kayıtlarının sürekli genişlemekte olduğunu bildirdi: “Raporlar, Çin yüksek öğretim kurumlarının şu anda yılda yaklaşık 10 milyon mezun verdiğini gösteriyor. Bu, Çin’in nüfus avantajının nicelikten niteliğe doğru kaydığı anlamına geliyor. Saf nüfus sayısına güvenmek ve emek-yoğun sanayi zincirinde kalmak, Çin’in gelecekteki yolu olmayacak.”

Önlemler ve yeni politikalar

2016’dan beri nüfus artışı hızının azaldığı Çin’de hükümet, 1980’lerden itibaren uygulanan “tek çocuk” politikasını terk ederek önce 2016 yılında çocuk sahibi olma sınırını 2’ye çıkarmış, ardından 2021’de ailelerin 3 çocuk sahibi olmasına izin veren yasa değişikliğini kabul etmişti. Ayrıca Temmuz 2021’de, vergi indirimlerinden doğumları teşvik etmek için esnek çalışma iznine ve daha fazla kreşe kadar bir dizi destek önlemini uygulamaya koydu.

Çin Komünist Partisi’nin 20. Ulusal Kongresi sırasında, doğum oranlarını artırmak ve hamilelik, doğum, çocuk yetiştirme ve okul maliyetlerini düşürmek için bir politika belirleneceği vurgulandı.

Asya

Güney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi

Yayınlanma

Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae Myung, cuma günü yaptığı açıklamada ülkenin vatandaşlarını ve ulusal çıkarlarını Hürmüz Boğazı’nda koruma ihtiyacını vurguladı. Ancak ülkenin yurt dışındaki bir çatışmaya dahil olmasına yol açabilecek herhangi bir asker gönderiminin söz konusu olmayacağını söyledi.

Lee, televizyondan yayımlanan basın toplantısında, “Şunu açıkça belirtelim. Bir çatışmaya dahil olmamıza yol açacak hiçbir asker gönderimi olmayacak. Savaşa katılım veya müdahil olma söz konusu olmayacak” dedi.

Güney Kore lideri, “Herhangi bir savaşa dahil olmama ve müdahil olmama ilkesi bugüne kadar korundu ve bundan sonra da korunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı.

Devlet başkanının açıklamaları, Seul yönetiminin ABD Başkanı Donald Trump’tan gelen artan baskı karşısında, kritik ticaret güzergâhında deniz ulaşımının serbestliğini güvence altına almak için “katkı” olarak adlandırdığı olası adımları değerlendirdiği bir dönemde geldi.

Güney Kore: Trump’ın itirazlarına rağmen ortak tatbikatlar devam ediyor

Güney Kore’nin bir saha inceleme ekibi, olası bir askeri görevlendirme hazırlıklarının işareti olarak değerlendirilen bir süreç kapsamında, Orta Doğu’daki genel güvenlik durumunu değerlendirmek üzere Birleşik Arap Emirlikleri’ne yaptığı ziyaretin ardından geçen hafta ülkeye döndü.

Lee, diğer ülkelerin yaptığı gibi Güney Kore’nin de bölgedeki vatandaşlarını, gemilerini ve ham petrol taşıma güzergâhını korumak için “en azından asgari düzeyde faaliyetler” yürütmesi gerektiğinin açık olduğunu söyledi.

Güney Kore’nin Çeonghae askeri birliğinin bölgedeki ilgili faaliyetleri yürütmek amacıyla görev kapsamını genişlettiğini belirten Lee, ancak “bu konuda önlemleri güçlendirme yollarını değerlendirdiğimiz ve düşündüğümüz de doğrudur” dedi.

Trump, Kim Jong Un ile yeni bir görüşme istiyor Kuzey Kore ise acele etmiyor

Kuzey Kore-ABD diyaloğu ihtimali

Kuzey Kore lideri Kim Jong Un ile ABD Başkanı Donald Trump arasında yeniden diyalog kurulması ihtimali sorulan Lee, “Bu ihtimal göz ardı edilemez ancak bunun zor olacağı da açık” dedi. Lee, olasılığın ne kadar yüksek olduğunu belirleyemeyeceğini ifade etti.

Lee, “Bu ihtimali gerçeğe dönüştürmek için elimizden gelenin en iyisini yapmamız gerektiği açık” dedi.

Yeniden başlayacak bir diyaloğun, Koreler arası ilişkilerin geliştirilmesi ve Kore Yarımadası’nda barış ve istikrarın sağlanması açısından önemli bir basamak olacağını belirten Lee, şunları söyledi:

“Kuzey Kore-ABD diyaloğunun yeniden başlaması, iki Kore arasındaki diyaloğun yeniden başlamasından çok daha kolay olacaktır ve iki Kore arasındaki görüşmelerin yeniden başlamasına yardımcı olacaktır.”

Lee ayrıca, “Kuzey Kore-ABD diyaloğunu mümkün kılmak için ön arabulucu olarak üzerime düşen rolü oynamaya devam ediyorum” dedi.

İç politikada düşen destek ve yeniden seçilme tartışması

Lee’nin göreve gelmesinden bu yana yedinci basın toplantısı, kamuoyu desteğinin son haftalarda yüzde 30’ların ortalarına kadar gerilediği bir dönemde gerçekleşti. Özellikle genç seçmenler arasında desteğin azalmasının başlıca nedenleri arasında hızla yükselen konut fiyatları ve diğer siyasi tartışmalar gösteriliyor.

İç meselelerle ilgili konuşan Lee, anayasa değişikliği yoluyla yeniden seçilmeye çalışmayacağını bir kez daha vurguladı. Ayrıca mevcut anayasa kapsamında yeniden seçilmesinin mümkün olmadığını belirtti.

Televizyondan yayımlanan basın toplantısında Lee, “Yeniden seçilmeyi amaçlamadığımı bir kez daha açıkça ifade ediyorum” dedi.

Lee’nin açıklaması, muhalefet bloğunun, cumhurbaşkanının yeniden seçilmek istediği iddiasıyla niyetini açıklaması yönündeki çağrılarının ardından geldi. Ancak anayasanın ilgili maddesi, cumhurbaşkanlığı sisteminde yapılacak değişikliklerin, değişiklik sırasında görevde bulunan cumhurbaşkanına uygulanamayacağını öngörüyor.

Lee, “Anayasa değişikliği yoluyla yeniden seçilmem anayasal olarak mümkün değildir” dedi. Mevcut anayasanın eskidiğini belirten Lee, makul tartışmalar ve toplumsal uzlaşı yoluyla değiştirilmesi gerektiğini vurguladı.

Güney Kore, Trump’la yaptığı 350 milyar dolarlık anlaşmanın gereğini yerine getirecek mi?

ABD ile yatırım görüşmeleri

Lee, Seul yönetiminin Trump yönetimiyle 2025 yılında varılan daha geniş kapsamlı gümrük vergisi azaltma anlaşması kapsamında ABD’deki ilk yatırım projesini sonuçlandırmak için yürüttüğü görüşmelere de değindi.

Lee, hükümetin Washington ile anlaşmayı her iki ülkeye de fayda sağlayacak şekilde sonuçlandırmak için “yoğun bir tartışma” yürüttüğünü söyledi.

Konut piyasası ve ETF tartışması

Lee ayrıca kontrolden çıkan konut piyasasını istikrara kavuşturma taahhüdünü yineledi ve konut arzını hızla artırmak da dahil olmak üzere gerekli tüm önlemleri alacağını belirtti.

Devlet başkanı, tek hisse senedine dayalı kaldıraçlı borsa yatırım fonlarının (ETF) uygulanmasında politika eksiklikleri bulunduğunu da kabul etti.

Hükümet, mayıs ayında piyasaya sürülen bu fonların borsa oynaklığını artırdığı yönündeki yoğun eleştirilerin hedefi olmuştu.

Okumaya Devam Et

Asya

Japonya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti

Yayınlanma

Japonya Merkez Bankası, enflasyon risklerine dikkat çekerek faiz oranını yüzde 0,25 artırdı ve politika faizini yüzde 1,25’e yükseltti.

Japonya Merkez Bankası (BoJ), faiz oranlarını 31 yılın en yüksek seviyesine çıkararak, Washington’dan gelen artan baskılar ve küresel enflasyonla mücadele sürecinin etkisiyle para politikasını normalleştirme sürecini hızlandırdı.

BoJ’un politika kurulu, 7’ye karşı 2 oyla faiz oranını yüzde 0,25 puan artırma kararı aldı. Böylece hedef politika faizi yaklaşık yüzde 1,25 seviyesine yükseldi.

Cuma günü açıklanan karar, piyasalar tarafından büyük ölçüde bekleniyordu. Bu adım, yükselen fiyatlar ve zayıf yenin Japon tüketiciler üzerindeki baskıyı artırdığı bir dönemde geldi.

Ancak karar, yılın başlarında dolar karşısında 40 yılın en düşük seviyelerine gerileyen yeni desteklemedi. Japon para birimi açıklamanın ardından sert biçimde değer kaybederek dolar karşısında 157 yen seviyesini aştı. Nikkei 225 hisse senedi endeksi ise yüzde 1,9 yükseldi.

Moody Analytics’in Asya-Pasifik Başekonomisti Stephen Angrick, “BoJ’un piyasa beklentilerini aşması her zaman zor olacaktı çünkü çeyrek puanlık faiz artışı neredeyse tamamen fiyatlanmıştı” dedi.

Faiz artışı, Avrupa Merkez Bankası ve ABD Merkez Bankası’nın (Fed) benzer adımlarının ardından geldi. Dünya genelindeki merkez bankaları, Orta Doğu’daki çatışmaların tetiklediği fiyat artışları ve yapay zekâ patlamasının ekonomik sonuçlarıyla mücadele ediyor.

Haziran ayında faizleri yüzde 1 seviyesine çıkaran BoJ, daha önce faiz artışlarını yaklaşık altı aylık aralıklarla gerçekleştirmeyi planladığını belirtmişti. Ancak daha hızlı sıkılaştırma süreci, Japon yetkililerin temmuz ve ağustos aylarında yeni desteklemek amacıyla gerçekleştirdiği 96 milyar dolarlık döviz piyasası müdahalesinin ve ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’in faiz artışlarının hızlandırılması yönündeki çağrılarının ardından geldi.

BoJ’un karar metnine eşlik eden açıklamalar, yönetim kurulunun ekim ayındaki toplantıda yeni bir faiz artışını değerlendirdiğine dair güçlü bir işaret vermedi. Nomura’nın döviz analistleri, karar öncesinde piyasanın art arda faiz artırımlarına düşük ihtimal verdiğini belirtti.

Financial Times’a konuşan analistler, kurulda karara karşı çıkan iki üyenin de Japonya Başbakanı Sanae Takaichi tarafından atandığına dikkat çekti. Takaichi, kamu harcamaları yoluyla ekonomik canlanmayı destekleyen politikaları savunuyor ve geçmişte daha sıkı para politikalarına yönelik eleştirilerde bulunmuştu.

Capital Economics’in Asya-Pasifik Başkanı Marcel Thieliant, “En şahin iki Yönetim Kurulu üyesinin gelecek temmuz ayında görevden ayrılmasıyla birlikte kurulun yapısı muhtemelen daha güvercin bir hale gelecek” değerlendirmesinde bulundu.

Ancak analistlere göre bankanın açıklamalarındaki genel ton hâlâ şahin nitelikteydi ve aralık ayına kadar en az bir faiz artışı daha yapılması ihtimalini açık bıraktı.

Analistler, merkez bankasının yeni desteklemede kritik bir rol oynayacağı beklentisinin de BoJ üzerindeki baskıyı artırdığını belirtti. Japonya, ithal enerji, gıda ve diğer hammaddelerin maliyetlerindeki artışlarla mücadele ediyor.

BoJ açıklamasında, önceki toplantılarda dile getirilen endişeler tekrarlandı. Buna göre, işletmeler arası işlemlerden kaynaklanan fiyat baskılarının “tüketici fiyatlarına yansımaya başlaması” nedeniyle temel enflasyonun bankanın yüzde 2’lik hedefinin üzerine çıkabileceği belirtildi.

ABD Merkez Bankası (Fed) de çarşamba günü, 2023’ten bu yana ilk kez faiz artırarak oranı yüzde 3,75-4 aralığına yükseltti. Bu gelişme, piyasalarda merkez bankaları arasında bir “faiz artırımı yarışı” yaşanabileceği endişelerini artırdı.

Bu durum, Japon yenindeki düşük faizlerden yararlanarak daha yüksek getirili varlıklara yatırım yapılmasına dayanan “yen carry trade” işlemleri açısından sonuçlar doğuracak.

Japonya’nın gösterge 10 yıllık devlet tahvili getirisi kararın ardından fazla değişmedi ancak hâlâ yaklaşık yüzde 3 seviyesinde işlem görüyordu. Bu, son 30 yılın en yüksek seviyesine yakın bir düzeydi.

Avrupa Merkez Bankası da geçen hafta faiz oranlarını 0,25 puan artırarak yüzde 2,5 seviyesine çıkarmıştı. Bu, bankanın bu yıl gerçekleştirdiği ikinci faiz artışıydı.

ABD Hazine Bakanı Bessent’in bu ay yaptığı ve Japonya Merkez Bankası’nın “doğru şeyi yapacağı” ve para politikasının gelişmelerin gerisinde kalmasına izin vermeyeceği yönündeki açıklamaları, BoJ Başkanı Kazuo Ueda üzerindeki baskıyı daha da artırdı.

Okumaya Devam Et

Asya

Hindistan ve Vietnam, ‘Çin artı bir’ rekabetini ticari kazanıma dönüştürmeyi hedefliyor

Yayınlanma

Hindistan ve Vietnam pazar ölçeği ile üretim kapasitesini birleştirerek yeni ticaret bağlantıları kurmaya çalışıyor.

Analistlere göre Hindistan ve Vietnam, “Çin artı bir” yatırımlarını çekme konusundaki rekabetlerini tamamlayıcı bir ortaklığa dönüştürebilir. İki ülke, Yeni Delhi’nin büyük pazar ölçeği ve teknoloji kapasitesi ile Hanoi’nin üretim çevikliği ve Doğu Asya tedarik zincirleriyle olan bağlantılarını bir araya getirebilir.

Böyle bir dönüşüm, iki ülkenin elektronik, ilaç ve yenilenebilir enerji gibi yüksek katma değerli sektörlerde küresel üretim ağlarındaki rollerini güçlendirebilir. Aynı zamanda şirketlere, tedarik zincirlerini Çin’in ötesine çeşitlendirme sürecinde daha güvenilir alternatifler sunabilir.

Bu fikir, Vietnam Başbakanı Le Minh Hung’ın Hindistan ile ekonomik entegrasyonun derinleştirilmesi, yeni ekonomik koridorlar ve tedarik zincirleri oluşturulması ile olası bir ikili serbest ticaret anlaşması çağrısı yapmasının ardından daha fazla ivme kazandı.

Le, cumartesi günü Delhi’de düzenlenen BRICS zirvesi kapsamında Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile yaptığı görüşmede, iki ülkenin 2010 yılında Hindistan ile Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) üyeleri arasındaki gümrük engellerini azaltmak amacıyla yürürlüğe giren ASEAN-Hindistan Mal Ticareti Anlaşması’nın gözden geçirilmesini hızlandırmasını istedi.

Hindistan hükümetinin açıklamasına göre iki lider ayrıca, Vietnam Devlet Başkanı To Lam’ın ziyareti sırasında mayıs ayında ilişkilerin “geliştirilmiş kapsamlı stratejik ortaklık” seviyesine çıkarılmasından bu yana kaydedilen ilerlemeyi değerlendirdi.

İki ülke, ikili ticaret hacmini 2025-26 dönemindeki 18,28 milyar dolardan 2030 yılına kadar 25 milyar dolara çıkarmayı hedefliyor.

Rekabetten tamamlayıcılığa

South China Morning Post’a konuşan uzmanlar, daha güçlü bir ortaklığın çeşitli sektörleri canlandırabileceğini ve küresel tedarik zincirlerinin dayanıklılığını artırabileceğini belirtiyor.

Delhi’deki Jawaharlal Nehru Üniversitesi Uluslararası Çalışmalar Fakültesi’nde eski diplomasi ve silahsızlanma profesörü olan Swaran Singh, “Bu teklifin gerçek önemi gümrük vergilerinin azaltılmasından daha büyük” dedi.

Singh, iki ülkenin yalnızca ayrıcalıklı bir ticaret anlaşmasının ötesine geçerek entegre tedarik zincirlerini birlikte oluşturmayı hedeflemesi gerektiğini söyledi.

Hem Hindistan hem de Vietnam, küresel şirketlerin tedarik zincirlerini çeşitlendirme arayışına girdiği pandemi dönemindeki kesintilerin ardından hız kazanan “Çin artı bir” stratejisinden yararlanmaya aktif biçimde çalışıyor.

Vietnam, elektronik montajı, tekstil, ayakkabı ve teknoloji bileşenleri alanlarında küçük ölçekli ve esnek üretim tesisleriyle bu tedarik zinciri çeşitlendirmesinin en başarılı ülkelerinden biri haline geldi.

Singh, “Değişmesi gereken şey, ‘Çin artı bir’ rekabetinden ‘Çin artı bir’ tamamlayıcılığına geçiştir” dedi.

Singh’e göre Vietnam, ihracata yönelik üretim ve Doğu Asya tedarik zincirleriyle entegrasyonda öne çıkarken, Hindistan geniş iç pazarı, tasarım kapasitesi ve dijital hizmetler alanındaki uzmanlığıyla avantaj sağlıyor.

Singh, “Aynı fabrika için rekabet etmek yerine iki ülke, değer zincirlerindeki kendi uzmanlık alanlarını birlikte şekillendirebilir” ifadelerini kullandı.

Singh, “Stratejik kazanım, Hindistan’ın ölçeğini Vietnam’ın üretim çevikliğiyle birleştiren Güney ve Güneydoğu Asya üretim koridorunun oluşturulması olacaktır” dedi.

Bir serbest ticaret anlaşmasının ilaç, tarım, elektronik, makine ve hizmet sektörlerinde yeni fırsatlar yaratabileceğini belirten Singh, asıl sınamanın tarife dışı engellerin azaltılması, idari süreçlerin kolaylaştırılması ve sınır ötesi lojistik ile yatırımların geliştirilmesi olacağını söyledi.

Derinleşen ilişkiler

Hindistanlı yetkililer, Vietnam’ın Yeni Delhi’nin “Doğu’ya Hareket” (Act East) politikasının temel unsurlarından biri olduğunu belirtiyor. Bu politika, Güneydoğu ve Doğu Asya genelinde ekonomik ve güvenlik bağlarını güçlendirmeyi amaçlıyor.

Global Trade Research Initiative’ın kurucusu Ajay Srivastava, mevcut ASEAN-Hindistan Serbest Ticaret Anlaşması’nın ticaret hacmi açısından iki ülke arasındaki ticaretin yüzde 80’inden fazlasına sıfır gümrük vergisi avantajı sağladığını söyledi.

Mart 2026’da sona eren mali yılda Hindistan’ın Vietnam’a yaptığı ihracat; et ve alüminyum ürünleri dahil olmak üzere 6,7 milyar dolara ulaşırken, Vietnam’dan yapılan ithalat 11,6 milyar dolar oldu. İthalatın büyük bölümünü elektronik ürünler oluşturdu.

Srivastava, “Yeni bir serbest ticaret anlaşması müzakeresine başlamadan önce iki hükümet, mevcut ASEAN-Hindistan anlaşmasındaki tercihlerin neden yeterince kullanılmadığını değerlendirmeli ve daha derin taahhütlerin nasıl daha dengeli bir ticaret yaratabileceğini belirlemeli” dedi.

Srivastava; elektronik, yarı iletkenler, hassas üretim, ilaç ve gıda işleme sektörlerini iki ülkenin entegrasyonu açısından kilit alanlar olarak gösterdi.

Hindistan Ashoka Üniversitesi’nden Yardımcı Doçent Uday Chandra ise, “Hindistan ile ortaklık Vietnam’a askeri teknoloji, denizcilik iş birliği ve potansiyel olarak savunma alanında ortak üretim için yeni kaynaklar sağlıyor” dedi.

Chandra, “Hem Hindistan hem de Vietnam, Malakka Boğazı veya Güney Çin Denizi çevresinde olsun, serbest seyrüseferi ve açık denizleri destekliyor” ifadelerini kullandı.

Chandra, “Başka bir ifadeyle bu mesele Çin ile ilgili, ancak Çin’in ötesine de uzanıyor” dedi.

Ancak uzmanlara göre, bu ilişkiler arasında denge kurmak dikkatli bir diplomasi gerektirecek.

Vietnamlı yetkililer dikkatli hareket etmek zorunda kalacak. Çünkü Hindistan ile ilişkilerini güçlendirirken, ülkeleri ile Çin arasındaki genel olarak sağlıklı ekonomik bağları zedelemek istemiyorlar.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English