Ortadoğu
Dünya basını, ABD ve İsrail’in İran’a dönük saldırısını nasıl değerlendirdi?

İsrail ve ABD’nin İran’a düzenlediği saldırılar ile Tahran’ın buna yanıtı, bugünün ana gündem maddesi. İran ve İsrail medyası elde edilen başarılardan söz ederken, ABD basınında Trump’a tepki geldi, İran’ın komşuları ise yaşananların nedenlerini anlamaya çalışıyor.
Tahran’ın tepe yönetimi hedef alındı: İsrail ve ABD, Hamaney ve Pezeşkiyan’ın konutlarını vurdu; Ali Şrmhani’nin etkisiz hale getirildiği değerlendiriliyor
“Aslan Kükremesi” harekatı, Devrim Muhafızları ve Ayetullah rejiminin komuta-kontrol zincirini felç etmeyi amaçlayan dramatik bir dizi nokta atışı operasyonla başladı. Televizyonumuzun ulaştığı bilgilere göre İsrail, hava kuvvetlerinin Tahran’daki güvenlik ve devlet yönetiminin tepesindeki isimleri, nükleer program ve istihbarattaki kilit figürler de dahil olmak üzere etkisiz hale getirdiğini yüksek ihtimal olarak değerlendiriyor.
ABD ve İsrail’in cumartesi sabahı İran’a yönelik terör saldırılarının ardından General Ebulfez Şerkati, İran silahlı kuvvetlerinin derhal yanıt verdiğini ve ABD ile İsrail ordularının elindeki tüm tesislere füze saldırıları düzenlediğini açıkladı: “Allah’ın izniyle, ABD ve İsrail’e tarihlerinde almadıkları bir ders vereceğiz.” General, İsrail üslerinin halihazırda hasar gördüğünü ve İran’ın bunlara daha sonra çok daha sert bir darbe indireceğini belirtti. İran halkına sükunet çağrısında bulunarak söylentilere itibar etmemelerini ve resmi haberleri ulusal medya üzerinden takip etmelerini istedi.
Gulf News (Birleşik Arap Emirlikleri)
Washington ile Tahran arasındaki gerilim yıllardır tırmanıyordu ancak mevcut tırmanış, nükleer anlaşmanın çöküşüyle bağlantılı. Anlaşmayı canlandırmaya yönelik sonraki girişimler; uranyum zenginleştirme seviyeleri, yaptırımların hafifletilmesi ve bölgesel güvenlik sorunları konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle başarısız oldu. 2025’te yeniden başkan seçilen Trump, İran’a yönelik “maksimum baskı” politikasını tekrar devreye soktu. Trump, İran’ın hükümet karşıtı protestoları bastırmasını olası eylemlerine gerekçe gösterdi. Aralık ayı sonunda patlak veren protestolar, güvenlik güçleri tarafından sert bir şekilde bastırılmıştı. Bundan sonra ne olacak? İran daha önce karşı eylemlere hazır olduğunun sinyalini vermişti. Analistler, Tahran’ın bölgedeki ABD üslerine füze saldırıları, İsrail tesislerine saldırılar veya Amerikan savaş gemilerine karşı hamleler dahil olmak üzere birkaç seçeneği olduğunu söylüyor. Çatışmanın sınırlı mı kalacağı yoksa bölgesel ölçekte mi genişleyeceği, büyük oranda İran’ın önümüzdeki günlerde vereceği yanıta bağlı olacak.
Bu savaşı neden başlattınız, Sayın Başkan?
Donald Trump, 2024 başkanlık seçim kampanyasında seçmenlerine savaşları başlatmayacağı, aksine bitireceği sözünü vermişti. Ancak geçen yıl yedi ülkeye askeri saldırı emri verdi. Askeri operasyonlara olan iştahı, bu operasyonlar gerçekleştirildikçe artıyor… Trump’ın İran’a yaklaşımı düşüncesizce. Hedefleri belirsiz. Arzu edilen sonuca ulaşma şansını en üst düzeye çıkarmak için gereken uluslararası ve iç desteği sağlayamadı. Hem uluslararası hem de ulusal savaş hukukunu hiçe saydı.
İran, ABD saldırısı karşısında savunmasız değil. Uzmanlara göre Tahran rejimi, ABD Silahlı Kuvvetleri’ne karşı en azından geçici bir süre direnebilecek kapasitede. Cenevre Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü’nde Ortadoğu siyaseti analisti Farzan Sabet, İran ordusunun “bölgedeki ABD üslerine önemli ölçüde zarar verebileceğini ve Amerikan askerleri arasında yüksek kayıplara yol açabileceğini” belirtiyor.
İran bu noktada öncelikli olarak füze envanterine güveniyor. ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) eski Komutanı Orgeneral Kenneth McKenzie, 2022 yılında yaptığı açıklamada İran’ın çeşitli tiplerde 3 binden fazla balistik füzeye sahip olduğunu söylemişti. McKenzie’ye göre bu silahlar, önceki modellere kıyasla “çok daha gelişmiş isabet hassasiyetine” sahip.
İran envanterinin mevcut durumunu kestirmek güç. Tahran, geçen yıl İsrail ile yaşanan 12 günlük savaşta yüzlerce balistik füze kullandı. Sabet’in aktardığına göre, İran o tarihten bu yana 1000 ila 3000 kilometre menzilli füze stoklarını yenilemeye odaklanıyor. Ancak İran’ın fırlatma rampası sayısını ne ölçüde artırabildiği belirsizliğini koruyor. İsrail, çatışmalar sırasında bu sayının yarı yarıya azaldığını iddia ediyor.
İran, asla nükleer silah üretmeyeceğini ve nükleer programının tamamen barışçıl amaç taşıdığını defalarca yineledi. Ne ABD istihbaratı ne de UAEA, İran’ın atom bombası üretme çabası içinde olduğuna dair kanıt bulabildi; gerçi İsrail ve Trump yönetiminin bazı temsilcileri aksi yönde iddialar öne sürdü.
Al Jazeera’nın Washington muhabiri Alan Fisher’a konuşan kaynaklar, ABD’nin bu saldırıya katılımının “rejim yönetimini çökertmeyi” amaçladığını belirtti. Kaynaklara göre saldırılar, Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney’in saklanmış olabileceği bölgeleri hedef alabiliyor. Kaynaklardan biri, “Amaç rejim liderini tasfiye etmek ve sonrasında neler olacağını gözlemlemekti” ifadesini kullandı. Associated Press’in haberine göre, başkentte vurulan noktalardan biri, İran Dini Lideri’nin ofislerinin yakınındaki bölgeydi.
Muhabir Fisher, “ABD’yi bu saldırıya karşı uyaran ve ‘ertesi gün’ için planın ne olduğunu bilmek isteyen ülkeler var; çünkü Dini Lider’i ortadan kaldırmanın, pro-Amerikan bir hükümet kurmayı garanti edeceğini söyleyemezsiniz” dedi.
Üst düzey İranlı yetkili, İsrail ve ABD’nin saldırılarına verilecek yanıtta “kırmızı çizgi olmayacağını” vurguladı ve “ABD ve İsrail’in Ortadoğu’daki tüm varlıkları ve çıkarları artık meşru hedeftir” diye ekledi.
İngiltere, Ortadoğu’daki çatışmaya çekilme girişimlerine karşı durmalı. Avam Kamarası Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı ve İşçi Partisi milletvekili Emily Thornberry, ABD ve İsrail’in saldırılarının hukuki dayanağı olmadığını ifade etti.
Thornberry şunları söyledi: “Edindiğim bilgilere göre, bu işin içinde değiliz. İngiltere’nin bu katılıma onayı olmadı ve bence doğru olan da bu. Bu eylemler için hukuki bir dayanak olduğunu düşünmüyorum. Kendileri [ABD ve İsrail] doğrudan bir tehdit altında değildi, bu nedenle hukuki gerekçenin ne olduğunu anlamak güç.”
İngiltere’nin çatışmaya müdahil olmasına karşı durması gerekip gerekmediği sorusuna ise Thornberry, “Kesinlikle. Bizatihi saldırıya uğramadığımız sürece. Daha önce de belirttiğim gibi, maalesef bu sabah itibarıyla böyle bir şeyin yaşanıp yaşanmayacağını bilmiyoruz; çünkü İranlıların Körfez’deki Batılı üslere saldırı ihtimali var ve bu durumda tablo değişebilir” yanıtını verdi.
Saldırı öncesindeki aylarda İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) ve ABD Silahlı Kuvvetleri ortak planlama yürüterek, iki ordunun tam uyum ve koordinasyonuyla kapsamlı bir saldırı gerçekleştirdi. Askeri yetkililer, IDF’nin tüm birimleriyle “savunma sistemleri ve çeşitli taarruz planları kapsamında bu harekâta uzun vadeli ve kapsamlı hazırlık” yaptığını doğruladı.
Ordudan yapılan açıklamada, Genelkurmay Başkanı Korgeneral Eyal Zamir ve diğer komutanların durum değerlendirmesi yaptığı ve İsrail Hava Kuvvetleri’nin İran’daki askeri hedefleri vurmaya devam ettiği belirtildi. Hava Kuvvetleri özellikle İran’ın batısındaki birçok askeri tesise saldırı düzenliyor.
Trump’tan İran’a silah bırakma çağrısı: ‘Aksi takdirde kesin ölümle yüzleşeceksiniz’
Ortadoğu
ABD, Orta Doğu’ya üçüncü uçak gemisini gönderiyor

ABD ordusu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik yeni saldırıların ufukta olabileceği uyarısında bulunmasının ardından, Orta Doğu’ya üçüncü bir uçak gemisi saldırı grubunu sevk ediyor.
Özel bir amfibi saldırı grubunu da içeren bu sevkiyat, ABD’deki ara seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte İran’a karşı Trump’ın savaşının hızla değişen dinamiklerini vurguluyor.
Trump, savaşın birkaç hafta süreceği yönündeki ilk vaatlerine rağmen, ara seçimlerden sonra gerginliğin tırmanmasının hâlâ geçerli bir seçenek olduğunu belirtti.
Şu anda Orta Doğu’ya doğru yol alan gemi grubu, toplamda 7.000’den fazla denizci ve 2.000 Deniz Piyadesi’ni taşıyor.
Bu gruba, USS Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu ve iki amfibi çıkarma gemisinden oluşan USS Makin Island amfibi hazırlık grubu da dahil.
Hassas askeri operasyonlar hakkında konuşmak üzere isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkiliye göre, bu durum Ekim ayı sonuna kadar bölgede üç uçak gemisinin bulunacağı anlamına gelebilir.
Orta Doğu’da halihazırda bulunan personel de hesaba katıldığında, bu hamle ABD’nin deniz kuvvetleri varlığını 20.000’den fazla denizci ve deniz piyadesi ile yüzlerce uçağa ulaşacak şekilde alışılmadık derecede yüksek bir seviyeye çıkaracak.
Donanma, Nisan ayında 2003 yılından bu yana ilk kez Orta Doğu’da üç uçak gemisi saldırı grubu bulundurmuştu.
USS George HW Bush ve USS George Washington uçak gemileri, USS Boxer amfibi hazırlık grubu ile birlikte şu anda bölgede bulunuyor.
USS George Washington genellikle Pasifik Okyanusu’nda görevlendirilir fakat zorlu görev süresi boyunca mürettebatın 260 günden fazla süreyle aralıksız denizde kalmasına neden olan USS Abraham Lincoln’ün yerini almak üzere Orta Doğu’ya sevk edildi.
Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu bölgeye ulaştığında, Washington’un Japonya açıklarına kaydırılması muhtemel.
Perşembe günü Time dergisinde yayınlanan bir röportajda Trump, yeni saldırı olasılıklarına değindi ve 3 Kasım ara seçimlerinden sonra İran’a yönelik bombardımanı yoğunlaştırmasının “mümkün” olduğunu söyledi.
Israrla sorulunca Trump, stratejisi hakkında daha fazla ayrıntıya giremeyeceğini söyledi.
Trump, “Bunu size söyleyemem çünkü bakın, siz ‘nereyi bombalayacaksınız?’ diye soruyorsunuz,” dedi.
Pazartesi günü yapılan röportajda, İran’dan gelen son ateşkes teklifini reddettiğini belirterek, “bir yıl önce onaylamayacağı şeyleri bugün de onaylamayacağını” söyledi.
Trump, örnek olarak İran’ın önemli bir enerji nakil koridoru olan Hürmüz Boğazı’nı “açma” teklifini gösterdi ama teklifin genel olarak “yeterince iyi olmadığını” belirtti.
Giderek daha fazla tepki çeken bu savaşın Kasım ayında Cumhuriyetçilerin şansını zora sokup sokmayacağu sorulduğunda Trump, ilk başta “Mümkün” diye yanıt verdi. Fakat ardından, “İran’ın nükleer silahı olmayacağı için bu durum yardımcı olmalı,” diye ekledi.
Başkan, “dünya çapında da dahil olmak üzere” “halkın %100’ünün” İran’ın nükleer saldırı kapasitesine sahip olmasına karşı olduğunu söyledi ve “Yani, bu şekilde ifade ederseniz, faydası olur. Bunu söylemezseniz, zararı olabilir,” diye konuştu.
Ortadoğu
Şam’dan yalanlama: Hizbullah ile Türkiye’de görüşmedik

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam ile Hizbullah heyetlerinin gerilimi düşürmek için Türkiye’de gizlice görüştüğü yönündeki Reuters haberini yalanladı. Haberde yer alan iddiaya göre heyetler Türk istihbaratının davetiyle eylülde en az bir kez bir araya geldi ve Şam yönetimi örgüte Lübnan’a askeri müdahalede bulunmama güvencesi sundu.
Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam’daki yeni hükümet yetkilileri ile Lübnan merkezli Hizbullah temsilcilerinin Türkiye’de bir araya geldiği yönündeki iddiaları yalanladı.
Bakanlığa bağlı Dış Medya Dairesi, 1 Ekim’de yaptığı açıklamada, söz konusu haberlerin gerçek dışı ve dayanaksız olduğunu belirterek herhangi bir temasın gerçekleşmediğini duyurdu.
Reuters haber ajansı aynı gün yayımladığı haberde, iki tarafın aralarındaki gerilimi düşürmek amacıyla eylül ayında Türkiye’de en az bir kez gizli toplantı yaptığını aktarmıştı.
Ajans, haberini ikisi Suriyeli, biri ABD’li yetkili ve biri Hizbullah’a yakın üst düzey Lübnanlı güvenlik kaynağı olmak üzere altı kişiye dayandırdı.
Habere göre buluşma, Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının davetiyle düzenlendi. Toplantıda Hizbullah temsilcilerinin yanı sıra Suriye istihbaratından ve Dışişleri Bakanlığından yetkililer yer aldı.
Ajansa konuşan ABD’li kaynak, görüşmenin anlaşmazlıkları gidermeye odaklandığını ve iyi geçtiğini söyledi.
Görüşmeye katıldığı öne sürülen Suriyeli bir yetkili, tarafların birbirlerine karşı düşmanlık beslemedikleri hususunda uzlaştığını aktardı. Buna göre Şam yönetimi, Hizbullah’ı silahsızlandırma gerekçesiyle Lübnan topraklarına askeri müdahalede bulunmayacağına dair örgüte güvence verdi.
Washington ise Suriye’nin Hizbullah’a karşı harekete geçmesini istiyor. ABD Başkanı Donald Trump, Şam yönetiminin örgüte askeri saldırı düzenlemesi gerektiği yönündeki talebini kamuoyu önünde birden fazla kez paylaştı.
Haberde aktarılan uzlaşma arayışına karşın Suriyeli heyet, Hizbullah’ın sınır ötesi silah kaçakçılığını durdurmasını ve özellikle Suriye’nin güneyindeki uyuyan hücrelerini lağvetmesini talep etti.
Hizbullah ise eski Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana ülke topraklarında hücreleri olduğu iddiasını reddediyor.
Şam yönetimi hafta başında roket saldırısı hazırlığı içindeki bir Hizbullah hücresinin yakalandığını ileri sürmüştü. Hizbullah bu iddia karşısında, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik veya askeri faaliyette yer almıyoruz” açıklamasını yaptı.
Toplantı iddiasına ilişkin sorular karşısında Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Suriye Dışişleri Bakanlığı ve ABD Dışişleri Bakanlığı sessizliğini korurken Hizbullah’ın basın bürosu yorum yapmaktan kaçındı.
Suriye’deki yeni iktidar yapısı ile Hizbullah arasındaki temas iddiaları, tarafların geçmişteki yoğun çatışma geçmişine dayanıyor.
Hizbullah iç savaş boyunca Esad ordusu saflarında savaştı; Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) çekirdeğini oluşturan Nusra Cephesi ve Ahrar eş-Şam gibi gruplarla doğrudan karşı karşıya geldi.
Esad iktidarını Aralık 2024’te deviren HTŞ, mevcut Suriye Savunma Bakanlığında belirleyici konum taşıyor.
Nusra Cephesi, iç savaşın ilk evrelerinde Lübnan’ın kuzey ve doğu sınırlarını ele geçirmiş, ardından Lübnan ordusu ve Hizbullah birliklerince bu hatlardan püskürtülmüştü. Grup aynı dönemde Beyrut dahil Lübnan genelinde bombalı saldırılar ve suikastlar düzenledi.
Esad yönetiminin çöküşüyle Hizbullah’ın Suriye’deki etkinliği sona ererken, yeni Şam güçlerinin Lübnan sınırına askeri tahkimat yaptığı kaydediliyor.
Sınıra sevk edilen askeri birlikler arasında, geçmiş çatışma döneminde ülkeye giren yabancı savaşçıların da yer aldığı belirtiliyor.
Ortadoğu
Trump’ın damadının şirketi İsrail ordusunun tedarikçisine ortak çıktı

CNN’in haberine göre Jared Kushner’ın yatırım şirketi Affinity Partners, İsrail ordusuna silah ve teçhizat sağlayan firmalarda pay sahibi olan Phoenix Financial grubunun en büyük hissedarı kalmayı sürdürdü. Kushner’ın Gazze müzakerelerinde resmi kadro almadan gönüllü diplomat olarak yer alması, şirketteki 1 milyar doları aşan hisse değeri nedeniyle tartışma yarattı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Gazze’deki savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde rol üstlenirken yatırım şirketi Affinity Partners üzerinden İsrailli finans grubu Phoenix Financial ile ticari bağlarını korudu.
CNN tarafından İsrail’deki mali kayıtlar incelenerek yapılan araştırma, Phoenix’in İsrail ordusuna silah, insansız hava aracı, savaş gemisi ve yıkım ekipmanı tedarik eden en az dokuz şirkette pay sahibi olduğunu ortaya koydu.
Bu şirketlerin tamamının hisse değeri geçen yıl artış kaydetti. Kuruluşların birçoğu, Gazze’deki çatışmaların ürünlerine yönelik talebi yükselttiğini açıkladı.
Affinity Partners, Trump’ın Ocak 2025’te başkanlık görevine başlamasından hemen önce Phoenix’teki payını neredeyse iki katına taşıdı.
Şirket, Temmuz 2026’da bu hisselerin dörtte birini 340 milyon doları aşkın bir bedelle elden çıkardı. Bu işlemden elde edilen gelir, satılan paylar için başlangıçta ödenen tutarın beş katını aştı.
Satışın ardından Phoenix’in en büyük hissedarı kalmayı sürdüren Affinity’nin elindeki yüzde 7,4’lük payın piyasa değeri temmuz ayı itibarıyla 1 milyar doların üzerine çıktı. Kushner, Phoenix’i daha önce şirketinin “en iyi yatırımı” olarak nitelendirmişti.
İncelenen belgelere göre Phoenix, İsrail’in en büyük savunma sanayisi şirketi Elbit Systems’e en az 265 milyon dolarlık yatırım yaptı. Elbit, İsrail ordusuna mühimmat, tank sistemleri ve askeri teçhizat temin ediyor.
İsrailli finans grubunun portföyünde İHA kameraları üreten NextVision, topçu mühimmatı tapası imal eden Reshef Technologies ve tank parçaları geliştiren Ashot Ashkelon da yer alıyor.
Phoenix ayrıca savaş gemisi üreticisi Israel Shipyards ile birlikte Boeing ve Caterpillar’da da hisse sahibi. İsrail ordusu operasyonlarda Boeing’in ürettiği uçak ve mühimmatları, Gazze’deki yıkımlarda ise Caterpillar üretimi iş makinelerini kullanıyor.
Kushner’ın şirketi Affinity doğrudan bu savunma kuruluşlarına ortak olmasa da Phoenix’in ana hissedarı sıfatıyla grubun mali kazancından pay alma imkanını koruyor.
Kushner, Trump yönetiminde resmi bir kadro almadan, gönüllü temsilci sıfatıyla diplomatik görüşmelere katılıyor. Bu konum, resmi bir kamu görevinde zorunlu tutulan mali bildirim ve çıkar çatışması yükümlülüklerine tabi olmamasını sağlıyor.
CNN, Kushner’ın yürüttüğü diplomatik temasların söz konusu yatırımları doğrudan etkilediğine dair somut bir veriye ulaşmadığını duyurdu.
Fakat Gazze müzakerelerinde görev üstlenen bir ismin, İsrail ordusunun tedarikçilerine sermaye aktaran bir grupta ana hissedar olması çıkar çatışması tartışmalarına yol açtı.
Kushner’ın avukatı, müvekkilinin Phoenix’in yönetim kurulunda yer almadığını, yatırım kararlarına müdahale etmediğini ve ticari girişimleriyle diplomatik temasları arasında bağ olmadığını savundu.
CNN ise Kushner’ın Eylül 2025’te Forbes dergisine verdiği mülakatta Phoenix yönetimiyle “çok aktif bir diyalog” sürdürdüğünü ve şirket yöneticileriyle birkaç haftada bir temas kurduğunu söylediğini aktardı.
Avukatı bu temasların tek tek yatırımlarla değil, genel piyasa eğilimleriyle sınırlı olduğunu öne sürerken diplomatik mesainin artmasıyla birlikte şirket yönetimiyle görüşmelerin seyreldiğini kaydetti.
Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, Kushner’ın şahsi ticari işlerinin gönüllü diplomatik vazifeleriyle bağlantısı bulunmadığını dile getirdi.
Phoenix ise hissedarlarına sunduğu değerin temel faaliyet performansından beslendiğini belirterek haberdeki ayrıntılı bulgular hakkında değerlendirme yapmadı.
Diplomasi6 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Asya2 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Diplomasi2 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Asya2 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak
Dünya Basını1 hafta önceTarihçi Emmanuel Todd: Avrupa Rusya konusunda tehlikeli bir fanteziye kapıldı
Rusya1 hafta önceRusya’dan notlar: Siperler, kuryeler ve 9. Duma seçimleri
Ortadoğu2 hafta önceKörfez ülkeleri, İran ile ilişkilerin “resetlenmesini” istiyor











