Ortadoğu
Dünya basını, ABD ve İsrail’in İran’a dönük saldırısını nasıl değerlendirdi?

İsrail ve ABD’nin İran’a düzenlediği saldırılar ile Tahran’ın buna yanıtı, bugünün ana gündem maddesi. İran ve İsrail medyası elde edilen başarılardan söz ederken, ABD basınında Trump’a tepki geldi, İran’ın komşuları ise yaşananların nedenlerini anlamaya çalışıyor.
Tahran’ın tepe yönetimi hedef alındı: İsrail ve ABD, Hamaney ve Pezeşkiyan’ın konutlarını vurdu; Ali Şrmhani’nin etkisiz hale getirildiği değerlendiriliyor
“Aslan Kükremesi” harekatı, Devrim Muhafızları ve Ayetullah rejiminin komuta-kontrol zincirini felç etmeyi amaçlayan dramatik bir dizi nokta atışı operasyonla başladı. Televizyonumuzun ulaştığı bilgilere göre İsrail, hava kuvvetlerinin Tahran’daki güvenlik ve devlet yönetiminin tepesindeki isimleri, nükleer program ve istihbarattaki kilit figürler de dahil olmak üzere etkisiz hale getirdiğini yüksek ihtimal olarak değerlendiriyor.
ABD ve İsrail’in cumartesi sabahı İran’a yönelik terör saldırılarının ardından General Ebulfez Şerkati, İran silahlı kuvvetlerinin derhal yanıt verdiğini ve ABD ile İsrail ordularının elindeki tüm tesislere füze saldırıları düzenlediğini açıkladı: “Allah’ın izniyle, ABD ve İsrail’e tarihlerinde almadıkları bir ders vereceğiz.” General, İsrail üslerinin halihazırda hasar gördüğünü ve İran’ın bunlara daha sonra çok daha sert bir darbe indireceğini belirtti. İran halkına sükunet çağrısında bulunarak söylentilere itibar etmemelerini ve resmi haberleri ulusal medya üzerinden takip etmelerini istedi.
Gulf News (Birleşik Arap Emirlikleri)
Washington ile Tahran arasındaki gerilim yıllardır tırmanıyordu ancak mevcut tırmanış, nükleer anlaşmanın çöküşüyle bağlantılı. Anlaşmayı canlandırmaya yönelik sonraki girişimler; uranyum zenginleştirme seviyeleri, yaptırımların hafifletilmesi ve bölgesel güvenlik sorunları konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle başarısız oldu. 2025’te yeniden başkan seçilen Trump, İran’a yönelik “maksimum baskı” politikasını tekrar devreye soktu. Trump, İran’ın hükümet karşıtı protestoları bastırmasını olası eylemlerine gerekçe gösterdi. Aralık ayı sonunda patlak veren protestolar, güvenlik güçleri tarafından sert bir şekilde bastırılmıştı. Bundan sonra ne olacak? İran daha önce karşı eylemlere hazır olduğunun sinyalini vermişti. Analistler, Tahran’ın bölgedeki ABD üslerine füze saldırıları, İsrail tesislerine saldırılar veya Amerikan savaş gemilerine karşı hamleler dahil olmak üzere birkaç seçeneği olduğunu söylüyor. Çatışmanın sınırlı mı kalacağı yoksa bölgesel ölçekte mi genişleyeceği, büyük oranda İran’ın önümüzdeki günlerde vereceği yanıta bağlı olacak.
Bu savaşı neden başlattınız, Sayın Başkan?
Donald Trump, 2024 başkanlık seçim kampanyasında seçmenlerine savaşları başlatmayacağı, aksine bitireceği sözünü vermişti. Ancak geçen yıl yedi ülkeye askeri saldırı emri verdi. Askeri operasyonlara olan iştahı, bu operasyonlar gerçekleştirildikçe artıyor… Trump’ın İran’a yaklaşımı düşüncesizce. Hedefleri belirsiz. Arzu edilen sonuca ulaşma şansını en üst düzeye çıkarmak için gereken uluslararası ve iç desteği sağlayamadı. Hem uluslararası hem de ulusal savaş hukukunu hiçe saydı.
İran, ABD saldırısı karşısında savunmasız değil. Uzmanlara göre Tahran rejimi, ABD Silahlı Kuvvetleri’ne karşı en azından geçici bir süre direnebilecek kapasitede. Cenevre Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü’nde Ortadoğu siyaseti analisti Farzan Sabet, İran ordusunun “bölgedeki ABD üslerine önemli ölçüde zarar verebileceğini ve Amerikan askerleri arasında yüksek kayıplara yol açabileceğini” belirtiyor.
İran bu noktada öncelikli olarak füze envanterine güveniyor. ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) eski Komutanı Orgeneral Kenneth McKenzie, 2022 yılında yaptığı açıklamada İran’ın çeşitli tiplerde 3 binden fazla balistik füzeye sahip olduğunu söylemişti. McKenzie’ye göre bu silahlar, önceki modellere kıyasla “çok daha gelişmiş isabet hassasiyetine” sahip.
İran envanterinin mevcut durumunu kestirmek güç. Tahran, geçen yıl İsrail ile yaşanan 12 günlük savaşta yüzlerce balistik füze kullandı. Sabet’in aktardığına göre, İran o tarihten bu yana 1000 ila 3000 kilometre menzilli füze stoklarını yenilemeye odaklanıyor. Ancak İran’ın fırlatma rampası sayısını ne ölçüde artırabildiği belirsizliğini koruyor. İsrail, çatışmalar sırasında bu sayının yarı yarıya azaldığını iddia ediyor.
İran, asla nükleer silah üretmeyeceğini ve nükleer programının tamamen barışçıl amaç taşıdığını defalarca yineledi. Ne ABD istihbaratı ne de UAEA, İran’ın atom bombası üretme çabası içinde olduğuna dair kanıt bulabildi; gerçi İsrail ve Trump yönetiminin bazı temsilcileri aksi yönde iddialar öne sürdü.
Al Jazeera’nın Washington muhabiri Alan Fisher’a konuşan kaynaklar, ABD’nin bu saldırıya katılımının “rejim yönetimini çökertmeyi” amaçladığını belirtti. Kaynaklara göre saldırılar, Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney’in saklanmış olabileceği bölgeleri hedef alabiliyor. Kaynaklardan biri, “Amaç rejim liderini tasfiye etmek ve sonrasında neler olacağını gözlemlemekti” ifadesini kullandı. Associated Press’in haberine göre, başkentte vurulan noktalardan biri, İran Dini Lideri’nin ofislerinin yakınındaki bölgeydi.
Muhabir Fisher, “ABD’yi bu saldırıya karşı uyaran ve ‘ertesi gün’ için planın ne olduğunu bilmek isteyen ülkeler var; çünkü Dini Lider’i ortadan kaldırmanın, pro-Amerikan bir hükümet kurmayı garanti edeceğini söyleyemezsiniz” dedi.
Üst düzey İranlı yetkili, İsrail ve ABD’nin saldırılarına verilecek yanıtta “kırmızı çizgi olmayacağını” vurguladı ve “ABD ve İsrail’in Ortadoğu’daki tüm varlıkları ve çıkarları artık meşru hedeftir” diye ekledi.
İngiltere, Ortadoğu’daki çatışmaya çekilme girişimlerine karşı durmalı. Avam Kamarası Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı ve İşçi Partisi milletvekili Emily Thornberry, ABD ve İsrail’in saldırılarının hukuki dayanağı olmadığını ifade etti.
Thornberry şunları söyledi: “Edindiğim bilgilere göre, bu işin içinde değiliz. İngiltere’nin bu katılıma onayı olmadı ve bence doğru olan da bu. Bu eylemler için hukuki bir dayanak olduğunu düşünmüyorum. Kendileri [ABD ve İsrail] doğrudan bir tehdit altında değildi, bu nedenle hukuki gerekçenin ne olduğunu anlamak güç.”
İngiltere’nin çatışmaya müdahil olmasına karşı durması gerekip gerekmediği sorusuna ise Thornberry, “Kesinlikle. Bizatihi saldırıya uğramadığımız sürece. Daha önce de belirttiğim gibi, maalesef bu sabah itibarıyla böyle bir şeyin yaşanıp yaşanmayacağını bilmiyoruz; çünkü İranlıların Körfez’deki Batılı üslere saldırı ihtimali var ve bu durumda tablo değişebilir” yanıtını verdi.
Saldırı öncesindeki aylarda İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) ve ABD Silahlı Kuvvetleri ortak planlama yürüterek, iki ordunun tam uyum ve koordinasyonuyla kapsamlı bir saldırı gerçekleştirdi. Askeri yetkililer, IDF’nin tüm birimleriyle “savunma sistemleri ve çeşitli taarruz planları kapsamında bu harekâta uzun vadeli ve kapsamlı hazırlık” yaptığını doğruladı.
Ordudan yapılan açıklamada, Genelkurmay Başkanı Korgeneral Eyal Zamir ve diğer komutanların durum değerlendirmesi yaptığı ve İsrail Hava Kuvvetleri’nin İran’daki askeri hedefleri vurmaya devam ettiği belirtildi. Hava Kuvvetleri özellikle İran’ın batısındaki birçok askeri tesise saldırı düzenliyor.
Trump’tan İran’a silah bırakma çağrısı: ‘Aksi takdirde kesin ölümle yüzleşeceksiniz’
Ortadoğu
Umman, Hürmüz Boğazı’nda geçici transit koridor açtı

Umman, Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) ile koordinasyon içinde Hürmüz Boğazı’nda gemiler için geçici bir transit koridor açtığını duyurdu. Geçişlerden ücret alınmayacağı belirtilirken, uygulamanın ABD ile İran arasında varılan mutabakat kapsamında hayata geçirildiği ifade edildi. Yeni güzergahı kullanmak isteyen gemilerin IMO ve Umman makamlarıyla koordinasyon sağlaması gerekiyor.
Umman Ulaştırma Bakanlığı, Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) ile koordinasyon içinde Hürmüz Boğazı’nda gemiler için geçici bir transit koridor açıldığını duyurdu.
Bakanlığın X hesabında yayımlanan açıklamada, koridordan yapılacak geçişlerden ücret alınmayacağı belirtildi.
Açıklamada, “Bu adım, ABD ile İran arasında varılan mutabakat kapsamında atılmıştır. Yeni rota üzerinden boğazdan geçmek isteyen gemiler, örgüt ve Umman makamları tarafından belirlenen koordinatlar doğrultusunda IMO ile koordinasyon sağlamalıdır” ifadelerine yer verildi.
Bakanlık, Umman’ın Hürmüz Boğazı’na ilişkin sorumluluğunun ve boğazın küresel ekonomi açısından taşıdığı önemin farkında olduğunu belirterek, uluslararası hukuk kurallarına ve seyrüsefer serbestisine bağlılığını teyit etti.
Financial Times’ın daha önce aktardığına göre, ABD ile İran arasında bir mutabakat zaptının imzalanmasının ardından Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiği yeniden başlamasına rağmen, armatörler Tahran, Washington ve sigorta şirketlerinden gelen çelişkili yönlendirmeler nedeniyle belirsizlik yaşamayı sürdürüyor.
Gazetenin haberine göre İran, gemilerin İran kıyılarına yakın rotaları kullanmasını ve mayıs ayında kurulan Basra Körfezi Boğaz İşleri İdaresi’nden izin almasını talep ediyor. Bu şartlara uyulmaması halinde gemi sahiplerini para cezası bekliyor.
ABD ve bazı Batılı sigorta şirketleri ise gemilere, Amerikan güçlerinin hava koruması altında boğazın Umman tarafındaki güzergahını kullanmalarını tavsiye ediyor. Birleşik Krallık Deniz Ticaret Operasyonları Merkezi (UKMTO) de denizcilere, boğazdan geçiş sırasında bölgede bulunan mayınları ve askeri deniz unsurlarını dikkate almaları çağrısında bulundu.
Ortadoğu
İsrail ve Lübnan, ‘pilot bölgeler’ planını görüşüyor

İsrail basınında yer alan haberlere göre İsrail ve Lübnan heyetleri, Washington’da yürütülen görüşmelerde Güney Lübnan’da “pilot bölgeler” oluşturulmasını ele alıyor. Taslağa göre Lübnan ordusunun Hizbullah’ın sınır hattına dönmesini engellemesi karşılığında İsrail ordusu bazı noktalardan kademeli olarak çekilecek. Görüşmelerde güvenlik denetimleri, çekilme takvimi ve sahadaki uygulama mekanizmaları da değerlendiriliyor.
İsrail basınında diplomatik kaynaklara dayandırılan haberlere göre İsrail ve Lübnan heyetleri, ABD’nin başkenti Washington’da yürütülen görüşmelerde Güney Lübnan’da kurulacak “pilot bölgeler” üzerinden yeni bir güvenlik düzenlemesini ele alıyor. Görüşmelerde, Lübnan Silahlı Kuvvetleri’nin sınır hattında Hizbullah’ın yeniden konuşlanmasını engellemesi karşılığında İsrail ordusunun işgal altında tuttuğu bazı stratejik noktalardan sınırlı ölçüde çekilmesini öngören plan ve buna ilişkin uygulama mekanizmaları değerlendiriliyor.
Maariv gazetesinin haberine göre taraflar, planın operasyonel ayrıntıları üzerinde kapsamlı değerlendirmelerde bulunuyor. Pilot uygulamaya dahil edilecek bölgeler, askeri tahliye takvimi, sınır boyunca kurulacak gözlem ve takip mekanizmaları ile planın başarısını ölçmeye yönelik kriterler görüşmelerin gündeminde yer alıyor.
Üç aşamalı görüşmeler sürüyor
Washington’da gerçekleştirilen ve üç aşamadan oluşan görüşmeler 23 Haziran’da siyasi konuların ele alınmasıyla başladı. Müzakereler 24 Haziran’da askeri ve güvenlik başlıklarıyla devam ederken, 25 Haziran’da siyasi ve güvenlik heyetlerinin ortak katılımıyla nihai uzlaşmaya ulaşılması hedefleniyor.
Habere göre İsrailli askeri heyetin, pilot uygulamanın sınırlarını gösteren ayrıntılı haritalar ve operasyonel bir plan sunması bekleniyor. Tarafların uzlaşması halinde İsrail ordusunun Güney Lübnan’daki konuşlanma düzeninde önemli değişikliklere gitmeyi planladığı belirtiliyor.
Yedioth Ahronoth gazetesi ile Reuters‘ın aktardığına göre süreçte öne çıkan unsurlardan biri de bölgede görev yapacak Lübnan askerlerine ilişkin güvenlik prosedürleri. Haberlere göre söz konusu askerler, Hizbullah ile bağlantılarının bulunmadığından emin olunması amacıyla ABD tarafından askeri eğitim ve güvenlik taramasından geçirilecek. Bu süreçte İsrail güçlerinin sınır boyunca uzanan tampon bölgedeki askeri varlığını ve denetimini sürdürmesi öngörülüyor.
Lübnan tarafı çekilme takvimine vurgu yaptı
İsrail basınında yer alan bilgiler hakkında görüşü sorulan üst düzey bir Lübnanlı güvenlik yetkilisi, Washington’daki diplomatik temasların yoğun şekilde sürdüğünü doğruladı. Yetkili, çarşamba günü yapılacak oturumlarda pilot bölgeler de dahil olmak üzere bazı askeri teknik konuların ele alınacağını söyledi.
Müzakerelerin esas olarak İsrail ordusunun Lübnan topraklarından çekilme takvimine odaklandığını belirten yetkili, somut bir planın ancak perşembe günü yapılacak son değerlendirme toplantısının ardından netleşeceğini ifade etti. Aynı kaynak, Lübnan askerlerinin ABD tarafından güvenlik taramasından geçirileceği yönündeki iddialar hakkında yorum yapmadı.
ABD arabuluculuğunda yürütülen görüşmeler, iki ülke sınırındaki gerilimin azaltılması ve uzun vadeli bir güvenlik mekanizması oluşturulması amacıyla sürdürülen daha geniş kapsamlı diplomatik girişimin parçası olarak değerlendiriliyor. İsrail ile Lübnan arasında resmi diplomatik ilişki bulunmuyor. İki ülke hukuken halen savaş halinde bulunurken, Lübnan yasaları düşman ülke olarak tanımlanan İsrail ile doğrudan teması yasaklıyor.
İsrail çekilme için şartlarını sıraladı
Lübnan merkezli El Ahbar gazetesinin aktardığına göre İsrail yönetimi, işgal altında tuttuğu bölgelerden çekilmeden önce bir dizi şartın yerine getirilmesini talep ediyor.
Israel Hayom’un hükümet kaynaklarına dayandırdığı haberine göre Tel Aviv yönetimi üç asgari koşul belirledi. Bunlar, Hizbullah unsurlarının derhal Litani Nehri’nin kuzeyine çekilmesi, nehrin güneyindeki tüm Hizbullah askeri altyapısının ortadan kaldırılması ve İsrail ordusuna olası tehditlere karşı sınır ötesinde müdahale serbestisi tanınması olarak sıralanıyor.
Habere göre üst düzey İsrailli yetkililer, bu koşulların eksiksiz yerine getirilmesi durumunda dahi sınır hattında tampon görevi görecek stratejik bir “savunma hattının” İsrail ordusunun kontrolünde kalacağını belirtiyor.
Ron Arad dosyası da gündemde
El Ahbar’a göre müzakerelerin en hassas başlıklarından biri geçmiş dönemlere ilişkin esir ve kayıp dosyaları. İsrail tarafı, ileride Lübnan hükümetiyle yapılabilecek herhangi bir esir takası anlaşmasını, 1986 yılında Lübnan’da Hizbullah bağlantılı gruplar tarafından esir alındıktan sonra kaybolan İsrailli Hava Kuvvetleri subayı Ron Arad’ın naaşının iadesiyle ilişkilendiriyor.
Haberde yer alan mevcut formüle göre İsrail, Arad’ın akıbetine ilişkin somut ve belgelenmiş ilerleme sağlanmadan İsrail cezaevlerinde bulunan Lübnanlı mahkumların serbest bırakılmasını değerlendirmeye almayacak.
Doğrudan koordinasyon mekanizması önerisi
İsrail’in gündeme getirdiği bir diğer talep ise iki ülke ordusu arasında sahada doğrudan ve aracısız bir koordinasyon mekanizması kurulması. Bu çerçevede Lübnan ordusunun hareket alanı ve konuşlanma noktalarına belirli sınırlamalar getirilmesi öngörülüyor.
Ayrıca Lübnan askerlerinin İsrail mevzileri ve sınır hattına yakın bölgelerde gerçekleştireceği rutin operasyonlar ile devriyelerin önceden İsrail tarafıyla koordine edilmesi talep ediliyor.
El Ahbar’ın değerlendirmesine göre İsrail’in sunduğu öneriler aşamalı bir stratejiye dayanıyor. Plan, ilk aşamada Hizbullah altyapısının yerel düzeyde ortadan kaldırılmasını, ardından belirlenen pilot alanlardan sınırlı çekilmelerin gerçekleştirilmesini ve modelin başarılı olması halinde uygulamanın zamanla Güney Lübnan’ın daha geniş bölgelerine yayılmasını öngörüyor.
Ortadoğu
İstihbarat sorgusunda İran İHA’larına ‘uzaylı işi’ benzetmesi

Nisan ayında İran hava sahasında düşürülen F-15E Strike Eagle savaş uçağının pilotu, istihbarat yetkililerine verdiği ifadede kendisini çevreleyen İran İHA’larının “denizanası” benzeri bir formasyon oluşturduğunu anlattı. ABD medyasında yer alan istihbarat kayıtlarına göre pilot, bu görüntüyü “Gerçekten uzaylı işi gibiydi” sözleriyle tarif etti.
Nisan ayında İran hava sahasında düşürülen ve daha sonra düzenlenen özel operasyonla kurtarılan ABD’li savaş pilotunun istihbarat raporlarına yansıyan ifadeleri ABD medyasında yer aldı.
Pilot, uçaktan atlamadan hemen önce etrafını saran İran insansız hava araçlarının “denizanası” şeklinde bir formasyon oluşturduğunu belirterek, “Gerçekten uzaylı işi gibiydi” dedi.
İran güçleri, 3 Nisan’da ABD Hava Kuvvetleri’ne ait 31 milyon dolar değerindeki F-15E Strike Eagle savaş uçağını hedef aldı. İran üzerinde düşürülen ilk ABD uçağı olduğu belirtilen F-15E’nin nasıl vurulduğuna ilişkin incelemeler sürerken, ABD basınında yayımlanan istihbarat kayıtları pilotun sorgudaki anlatımını ortaya koydu.
CNN’nin haberine göre pilot, istihbarat yetkilileriyle yaptığı görüşmede gökyüzünde denizanasını andıran, tek bir bütün halinde hareket eden ve kendisinde şok etkisi yaratan bir İHA formasyonu gördüğünü anlattı.
Pilotun ifadesine vakıf dört kaynaktan biri, “Çok sayıda İHA birbirine bağlı şekilde, tek bir organizma gibi hareket ediyordu; daha küçük İHA’lar, büyük İHA’ların altından adeta bacaklar gibi sarkıyordu. Gerçekten uzaylı işi gibiydi” dedi.
Kaynaklar, bu manevranın İran’ın savaş alanında İHA’ları kitlesel ve koordineli biçimde kullanma kapasitesinde önemli bir gelişmeye işaret ettiğini değerlendirdi.
Aynı kaynaklar, her türlü hava koşulunda görev yapabilen gelişmiş bir savaş uçağı olan F-15E’nin bu karmaşık “denizanası” formasyonu sayesinde vurulmuş olabileceğini belirtti.
İran yeni hava savunma sistemi kullandığını açıkladı
Olayın yaşandığı gün İran Hatemül Enbiya Merkez Komutanlığı tarafından yapılan açıklamada, yerli imkanlarla geliştirilen yeni bir hava savunma mimarisinin devreye alındığı duyuruldu.
İranlı askeri yetkililer, bu sistemle bir ABD savaş uçağı, üç İHA ve iki seyir füzesinin etkisiz hale getirildiğini açıkladı.
İranlı askeri sözcü, “Düşman bilmelidir ki, ülkenin genç ve gururlu mühendisleri tarafından üretilen yeni savunma sistemlerini sahada birbiri ardına sergilemeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
CIA kurtarma operasyonunda yanıltma taktiği kullandı
Uçağın düşürülmesinin ardından bölgede kurtarma operasyonu başlatıldı. Fırlatma koltuğunu kullanarak uçaktan ayrılan pilot, aynı gün hafif silah ateşine maruz kalan iki askeri helikopterin düzenlediği operasyonla kurtarıldı.
Ancak uçaktaki diğer personel olan Silah Sistemleri Subayı (WSO), dağlık ve zorlu arazide tek başına mahsur kaldı. Yanında yalnızca bir silah bulunduğu belirtilen subayın kurtarılması için Pentagon ve CIA ortak operasyon yürüttü.
CBS’in istihbarat kaynaklarına dayandırdığı haberine göre CIA, İran içindeki arama faaliyetlerini sekteye uğratmak amacıyla küresel basına ikinci havacının zaten kurtarıldığı yönünde gerçeği yansıtmayan bilgiler sızdırdı.
Haberde, bu yöntem sayesinde zaman kazanan komandoların dağlık bölgede saatlerce direnen subaya İran güçlerinden önce ulaştığı belirtildi.
Olaydan iki gün sonra açıklama yapan ABD Başkanı Donald Trump, ikinci askeri personelin de sağ olarak kurtarıldığını duyurdu. Trump, subayın operasyon sırasında yaralandığını ancak genel sağlık durumunun iyi olduğunu söyledi.
Pilotun “denizanası” benzetmesi ise askeri ve istihbarat çevrelerinde, bunun bir beyin sarsıntısının etkisi mi yoksa yeni bir askeri doktrinin işareti mi olduğu yönündeki tartışmaların odağında yer alıyor.
Amerika1 hafta öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Asya1 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4
Dünya Basını6 gün önceİngiliz iktisatçı Pettifor: Yapay zeka çöküşü kaçınılmaz bir krize yol açacak










