Bizi Takip Edin

Asya

Dünya ekonomisi nereye – 4: Çin ve Hindistan’ın koşusu

Yayınlanma

Ocak ayının sonunda, yatırımcılar büyük bir iştahla gelişmekte olan ülkelere hücum ederek bono ve hisse senedi satın almaya başladılar. Institute of International Finance’in (IIF) 21 ülkeyi takibinden elde ettiği sonuçlara göre, bu piyasalara giren para miktarı günlük net 1,1 milyar dolardı.

Görünüşe bakılırsa, baz etkisiyle düşen enflasyon oranı, Çin’in sıfır-COVID siyasetinden vazgeçmesi, Hindistan’ın görece güçlü, Rusya’nın ise beklenmedik büyümesi yatırımcıların ‘gelişmekte olan ülkeler’ iştahını artırdı.

Enflasyon beklentisinin rahatlaması, aynı zamanda başta Fed olmak üzere gelişmiş ülkelerdeki merkez bankalarının faiz artırma siyasetinde de gevşemeye işaret edebilir. Bu durum, ‘sıcak para’nın gelişmekte olan ülkelere akmasını önünü açacak bir faktör.

IMF de 2023 tahminlerini bu nedenle revize etti. Gelişmekte olan ülkeler için geçen Ekim ayında yaptığı 2023 tahmini yüzde 3,7 idi. Şimdi bu oranı yüzde 4’e çekmiş durumda. 2024 için beklenti ise yüzde 4,2 büyüme.

Öte yandan, enflasyonun hızındaki yavaşlama belirgin hale gelse de hâlâ pandemi öncesi üç yılın ortalamasından yüksek olacak. 2022’de gelişmekte olan ülke ortalaması yüzde 9,9’du; bu oranın 2023’te yüzde 8,1, 2024’te yüzde 5,5 olması bekleniyor. 2017-2019 arasındaki ortalama enflasyon ise yüzde 4,9’du.

Düşük gelirli ülkelerin yüzde 15’inin borç yükü altında olduğu, yüzde 45’inin de bu noktaya gelme riski taşıdığı tespit ediliyor. Gelişmekte olan piyasaların yüzde 25’i de yüksek riskli kategorisinde sınıflandırılıyor.

Lokomotif: Çin ve Hindistan

IMF tahminlerine göre, 2023’te küresel ekonomideki büyümenin yüzde 50’sini Çin ve Hindistan’ın büyümesi oluşturacak.

Hindistan ekonomisinin bu yıl ve önümüzdeki yıl yüzde 6’nın üzerinde büyüyeceği tahmin ediliyor. Şimdiden dünyanın 5. en büyük ekonomisi haline gelen Asya devinin Mart sonunda GSYİH’sinin 3,5 trilyon dolara ulaşacağı belirtiliyor.

IIF’in hesaplamalarına göre ise, patlama yapan günlük yatırım akışında aslan payı Çin’e gidiyor. Sıfır COVID siyasetinin bitirilmesi ile birlikte, 1,1 milyar dolar günlük akışın 800 milyon dolarının Çin’e doğru olduğu tahmin ediliyor.

Çin Devlet Başkan Yardımcısı Liu He’nin Davos’ta yaptığı konuşmada ‘planlı ekonomiye dönmeyeceklerini’ ve ‘özel sektörü desteklemeye devam edeceklerini’ söylemesi de iyimserliği artırmış görünüyor. 

Çin’in sorunları ve beklentiler

Çin ve dünya ekonomisi için çizilen pembe tabloda bazı karanlık unsurlar da var. Örneğin Çin ekonomisinin yüzde 30’unu oluşturan emlak piyasası ve etrafındaki sektörlerde belirsizlik sürüyor. Zaten He de, Davos’ta yaptığı konuşmada, sorunu kabul ederek, “Düzgünce ele alınmazsa, konut sektöründeki riskler sistemik riskleri tetikleyebilir,” uyarısında bulundu.

Üstelik Liu He, Şi Cinping’in ortaya attığı ‘müşterek refah’ söyleminin ‘eşitlikçilik veya refahçılık’ uygulamaları anlamına gelmeyeceğinin altını kalın kalın çizdi. 

Konuşmasının ardından He, birçok büyük şirketin yöneticileri ile bir araya geldi. Toplantıya katılan şirketler arasında Intel, Cisco, Blackstone, Moderna, Nestle ve BASF gibi tekeller de vardı.

Liu He’nin temel mesajı “Çin geri döndü,” idi ve katılımcılar da Pekin’in ekonomik iyimserliğinden etkilenmiş göründüler. Financial Times’a (FT) izlenimlerini aktaran bir katılımcı, Çin yönetiminin son üç yılda yaptığı her şeyi tersine çevireceği mesajını aldıklarını söyledi ve ekledi: “İş dünyasına dost olacaklar ve ekonominin özel sektör olmadan başarılı olamayacağını biliyorlar.”

Çin ekonomisi için kritik başlıklardan biri endüstriyel üretim. Bu alanda 2022 yılı yüzde 3,6 büyüme ile kapatıldı. Satın alma yöneticileri endeksi (PMI) de hem imalat sektöründe hem de hizmet ve inşaat sektörlerinde Aralık ayına göre büyük bir artış göstererek 50’nin üzerine çıktı. PMI, eşik değer olan 50’nin altına düştüğünde ekonomik daralma beklentisi oluşuyor.

Ama bir de bu tablonun görünmeyen yüzü var. Birincisi, 2022’de Çinli şirketlerin mutlak kârı artsa da endüstriyel kârlarda yüzde 4’lük bir düşüş yaşandı. 

İkincisi, hâlâ zayıf olan talep şirketleri zor durumda bırakıyor; örneğin Çin’in ihracatı Aralık ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 9,9 azaldı. Küresel talepteki daralma Çin’in ihracatını da vuruyor. İk işaretler, Çin’in endüstriyel büyümesinin lokomotifinin ihracattan ziyade iç tüketim olacağını gösteriyor.

Ama üçüncüsü, Çinli sanayi devleri için işler biraz düzelmiş olsa da KOBİ’ler için PMI’ın hâlâ 50’nin altında seyrettiğine dikkat çekmek gerek. KOBİ’lerin kamu dışı istihdamın yüzde 80’ini oluşturduğunu da hatırlatalım.

Hindistan efsanesi

Bir başka mesele, Çin’e yönelik iktisadi yaptırımlar ve bu Asya devinin askeri olarak çevrelenmesi nedeniyle küresel ekonominin geleceği.

Uzun süredir, imalatın dünyanın atölyesi konumundaki Çin’den hangi ülkeye kayacağı tartışmasında birinci sırada Hindistan yer alıyor. Demografik yapısı, işgücü potansiyeli, tedarik zincirlerine yakınlığı ve batı ile olan ilişkileri gibi nedenlerle öne çıkarılan Hindistan’ın yakın zamanda bu türden bir dönüşüme öncülük edebileceği hayli şüpheli.

Hindistan’ın büyük bir hızla büyüdüğüne ve Modi-BJP önderliğinde dünya kapitalist sisteminde öncü rol oynamak için bir atılım denediğine şüphe yok.

Bununla birlikte, hâlâ büyük oranda kırsal bir toplum olmaya devam eden Hindistan’ın, egemen sınıflar büyük bir toplumsal altüst oluşu zor yoluyla gerçekleştirmezse, bu temposuyla Çin’in yerine geçmesi mümkün görünmüyor. Altyapısı, ulaşım imkânları ve hâlâ yüzde 77 civarında seyreden okuryazarlık oranı ile Hindistan’ın gidecek çok yolu bulunuyor. Yarımadanın kara nakliye lojistik bedellerinin bile Çin’in yüzde 30 ila 40 arasında üzerinde olduğu tahmin ediliyor. Buna, Hindistan’ın yabancı mallara uyguladığı gümrük vergisinin yükselikliği de eklenebilir.

Davos’ta bir konuşma yapan Eski Hindistan Merkez Bankası Başkanı Raghuram Rajan da Hindistan’ın Çin’in yerini alacağına ilişkin fikirlerin erken olduğuna dikkat çekti. 

Yine de birçok çokuluslu tekelin tedarik zincirlerini çeşitlendirmek için harekete geçtiği de bir sır değil. Apple, Samsung ve Foxconn gibi şirketler işgücünün ucuz olduğu Hindistan ve Vietnam gibi ülkelerde de yatırımlarını artırıyorlar.

Çin’in hızla sanayileşmesi ve kentlileşmesi ise beklenen bir gelişmeydi. Şimdi, azalan nüfus ile birlikte, işgücü verimliliğini artırmak için Pekin’in bir hamle yapması gerekiyor. Bu kapsamda Çin anakarasındaki robot miktarının devasa boyutlarda arttığını (2015’te 69 bin ünite, 2022’de 300 bin ünite) söylemek gerekiyor; kişi başına düşen robot sayısında hâlâ birçok gelişmiş ekonominin gerisinde olmasına rağmen.

Şunu beklemek daha mantıklı görünüyor: Bugüne kadar ‘1 milyonculuk’ ile ünlenmiş bazı düşük teknolojili üretim, başta Hindistan olmak üzere Güney ve Güneydoğu Asya ülkelerine kayabilir, hatta kaymaya başladı bile. Çin, bir süredir zaten o fason üretim merkezi olma halinden çıkmak için girişimlerde bulunuyor. Çip savaşlarına ve Çin’in yüksek teknolojiye erişiminin ABD tarafından kısıtlanma girişimine rağmen, yarı iletkenler alanında yapılacak bir atılım -ki, mümkün görünüyor- Pekin’i bir hayli rahatlatabilir.

ABD’nin Hindistan hamlesi

ABD’nin Hindistan’ı yeni tedarik zinciri merkezi yapma girişimlerinden de bahsetmek gerek. Görünen o ki Biden yönetimi yüksek teknolojiyi Çin’den uzaklaştırmak için gözünü Hint Yarımadasına çevirmiş durumda. 

Bu kapsamda Japonya ve Hollanda’yı kendi yanına çekerek Uzak Asya ülkesine gelişmiş çip satışını engelleyen ABD’li yöneticiler, Hintli yetkililerle bir araya gelerek olası yatırım imkânlarını görüşüyorlar.

Wall Street Journal’ın aktardığına göre, ABD’lilerle Hintliler arasındaki toplantıya savunma sanayisi devi Lockheed Martin ile yarı iletken üreticisi Micron da katıldı. Bir ABD yetkilisinin aktardığına göre, ABD Başkanı Joe Biden, dünyadaki büyük meydan okumaların hiçbirinin, merkezinde ABD-Hindistan yakın ortaklığı durmadan çözülemeyeceğine inanıyor.

Bu nedenle Hindistan’ın askeri teknoloji alanında Rusya ile geliştirdiği ileri teknolojilere alternatif yaratmak öncelik haline gelmiş durumda. ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan’ın söylediğine göre jet motorları, topçu sistemleri, zırhlı piyade gibi sektörlerde ortak teknoloji geliştirmek için kollar sıvanacak. Hatta General Electric’in Amerikan hükümetine jet motoru geliştirmek için bir teklif sunduğu da bildiriliyor.

Bununla birlikte, artan endüstriyel üretim, Hindistan’ın ucuz Rus enerjisine bağımlılığını da artırıyor. Yeni Delhi, Ukrayna savaşında da Rusya’yı kınama kervanına katılmayan Asya ülkelerinden oldu.

Brezilya yeni merkez mi olacak?

“Çin mi, Hindistan mı?” tartışması sürerken ilginç bir ülke daha ortaya çıktı. Lula’nın yeniden başkan seçilmesi ile birlikte Brezilya’nın ‘yeni atölye’ olabileceği, üstelik Çin’in Hindistan yerine Brezilya’nın bu tacı giymesi için ileri atılabileceği düşünülüyor.

Örneğin Çin Renmin Üniversitesinden Di Dongşeng’e göre, Çin, imalat sanayisinin gelecekteki jeopolitik hasmı Hindistan’a taşınmasına izin vermek yerine, ‘daha zararsız’ Brezilya’yı ön plana çıkarabilir.

Çin, ‘Güney-Güney işbirliği’ni hızlandırsa da aynı siyaset Hindistan tarafından da izleniyor. Örneğin Afrika ve Latin Amerika, bu iki ülkenin de gözünü diktiği ‘gelişmekte olan’ bölgeler arasında.

Çin 310 milyar dolarlık hacimle Latin Amerika’nın ticaret ortakları arasında ABD’den sonra ikinci sıraya yerleşirken, Hindistan’ın da Latin Amerika ile ticareti yıldan yıla gelişiyor ve geçen sene 18,9 milyar dolara yükseldi. Latin Amerika’da Hindistan’ın en büyük ticaret ortağı ise Brezilya.

Çin’in endüstri eyaletlerinin kendi malları için Latin Amerika pazarına ihracatın gazına bastığı da vurgulanıyor. Güney Amerika ülkelerinin artan enerji ihtiyacını karşılamak için Çin’den yapılan güneş panelleri ve rüzgar enerjisi ekipmanları satışı bir hayli artmış durumda. Çin’in otomobil ihracatı da önemli ölçüde artmış durumda. Latin Amerika’ya elektrikli araç satışları, Çin’in tüm elektrikli araç satışlarının yüzde 26,19’unu oluşturuyor.

Çinli devler bir yandan da Latin Amerika pazarından çıkan ABD’li şirketlerin yerini dolduruyor. Geçen Ekim ayında Çinli elektrikli araç şirketi BYD, Brezilya’nın Bahia eyaletinin yönetimi ile bölgeye bir fabrika kurma konusunda anlaştı. Bu bölgede daha önce ABD’nin otomotiv devi Ford’un bir fabrikası bulunuyordu.

Bu nedenle Hindistan’ın, Çin’in ötesinde, Brezilya ve hatta Meksika ile endüstriyel bir rekabete girmesi gerekiyor.

Yazılım sektöründe işgücü bağlamında önde gelen ülkeler arasında yer alan Hindistan, Brezilya’dan gelen rekabetle de uğraşmak zorunda kalabilir. Tractian gibi yeni startup’lar, hem Brezilya’dan hem de Kuzey Amerika’dan yalnızca birkaç yıl içinde milyonlarca dolar yatırım çekmeyi ve Bosch, Hyundai, Pirelli gibi tekellere hizmet vermeyi başardı.

Keza IMF, Brezilya ve Meksika için 2023 büyüme tahminlerini de yüzde 0,2 ve yüzde 0,5 yukarı yönlü revize etti.

Ortadoğu ve Orta Asya geriden geliyor

IMF tahminlerinde Ortadoğu ve Orta Asya’ya yönelik beklentiler ise biraz frenlenmiş durumda.

IMF, bu ekonomilerin 2023 yılında yüzde 3,2 büyüyeceğini düşünüyor. Bunda en büyük iki faktör Mısır ve Suudi Arabistan ekonomilerindeki gerileme. Ukrayna savaşı ve emtia fiyatlarına etkisinin yanı sıra Suudi Arabistan’ın OPEC+ anlaşması kapsamında ham petrol üretimini kısması da bu faktörler arasında yer alıyor.

Bölgedeki petrol ithalatçısı ülkelerin büyük borçlarla yaşadığını ve yükselen enerji ve gıda fiyatlarının geçim derdini ağırlaştırdığını savunan IMF, yeni toplumsal karışıklıklar yaşanabileceğine ilişkin de uyarılarda bulundu.

Anglosfer ve Sinosfer

ABD’nin ve öncülük ettiği ittifakın ‘iktisadi güvenlik’ten tutulsun da yeşil enerjiye geçişe kadar devletin iktisadi ve askeri rolünü artırmaya yönelik hamleleri ile Çin ve Rusya’nın karşı hamleleri, ‘küresel’ dünyayı ikiye bölüyor gibi görünüyor.

Ukrayna savaşı ve Rusya yaptırımları ile ağırlaşan enerji krizine bir de Enflasyonu Düşürme Yasası’nı (IRA) ekleyen ABD, Avrupa’ya şimdilik diz çöktürmüş görünüyor. Rusya’yı AB’den koparan ve Çin’e karşı iktisadi savaşa eklemleyen ABD, iktisadi olarak ‘büyümeye yol açmayan bir tür Keynesçi’ politika takip ediyor.

Buna, liberaller ‘otoriterleşmenin hızlanması’ olarak bakıyor. Uluslararası rekabetin artması ve paylaşım hırsının yükselmesi de diyebiliriz. Uzun vadede bakarsak düşme eğiliminde olan kârlar ve yaygın yatırım iştahsızlığı bu süreci tetikliyor. ABD’nin hem askeri hem de iktisadi zor yoluyla gemisini yüzdürmeye çalıştığı bir dönemdeyiz. Herkesin beklediği küresel resesyonun, pastanın küçülmesi ile birlikte bu süreci şiddetlendirmesini beklemeliyiz.

Asya

Güney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi

Yayınlanma

Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae Myung, cuma günü yaptığı açıklamada ülkenin vatandaşlarını ve ulusal çıkarlarını Hürmüz Boğazı’nda koruma ihtiyacını vurguladı. Ancak ülkenin yurt dışındaki bir çatışmaya dahil olmasına yol açabilecek herhangi bir asker gönderiminin söz konusu olmayacağını söyledi.

Lee, televizyondan yayımlanan basın toplantısında, “Şunu açıkça belirtelim. Bir çatışmaya dahil olmamıza yol açacak hiçbir asker gönderimi olmayacak. Savaşa katılım veya müdahil olma söz konusu olmayacak” dedi.

Güney Kore lideri, “Herhangi bir savaşa dahil olmama ve müdahil olmama ilkesi bugüne kadar korundu ve bundan sonra da korunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı.

Devlet başkanının açıklamaları, Seul yönetiminin ABD Başkanı Donald Trump’tan gelen artan baskı karşısında, kritik ticaret güzergâhında deniz ulaşımının serbestliğini güvence altına almak için “katkı” olarak adlandırdığı olası adımları değerlendirdiği bir dönemde geldi.

Güney Kore: Trump’ın itirazlarına rağmen ortak tatbikatlar devam ediyor

Güney Kore’nin bir saha inceleme ekibi, olası bir askeri görevlendirme hazırlıklarının işareti olarak değerlendirilen bir süreç kapsamında, Orta Doğu’daki genel güvenlik durumunu değerlendirmek üzere Birleşik Arap Emirlikleri’ne yaptığı ziyaretin ardından geçen hafta ülkeye döndü.

Lee, diğer ülkelerin yaptığı gibi Güney Kore’nin de bölgedeki vatandaşlarını, gemilerini ve ham petrol taşıma güzergâhını korumak için “en azından asgari düzeyde faaliyetler” yürütmesi gerektiğinin açık olduğunu söyledi.

Güney Kore’nin Çeonghae askeri birliğinin bölgedeki ilgili faaliyetleri yürütmek amacıyla görev kapsamını genişlettiğini belirten Lee, ancak “bu konuda önlemleri güçlendirme yollarını değerlendirdiğimiz ve düşündüğümüz de doğrudur” dedi.

Trump, Kim Jong Un ile yeni bir görüşme istiyor Kuzey Kore ise acele etmiyor

Kuzey Kore-ABD diyaloğu ihtimali

Kuzey Kore lideri Kim Jong Un ile ABD Başkanı Donald Trump arasında yeniden diyalog kurulması ihtimali sorulan Lee, “Bu ihtimal göz ardı edilemez ancak bunun zor olacağı da açık” dedi. Lee, olasılığın ne kadar yüksek olduğunu belirleyemeyeceğini ifade etti.

Lee, “Bu ihtimali gerçeğe dönüştürmek için elimizden gelenin en iyisini yapmamız gerektiği açık” dedi.

Yeniden başlayacak bir diyaloğun, Koreler arası ilişkilerin geliştirilmesi ve Kore Yarımadası’nda barış ve istikrarın sağlanması açısından önemli bir basamak olacağını belirten Lee, şunları söyledi:

“Kuzey Kore-ABD diyaloğunun yeniden başlaması, iki Kore arasındaki diyaloğun yeniden başlamasından çok daha kolay olacaktır ve iki Kore arasındaki görüşmelerin yeniden başlamasına yardımcı olacaktır.”

Lee ayrıca, “Kuzey Kore-ABD diyaloğunu mümkün kılmak için ön arabulucu olarak üzerime düşen rolü oynamaya devam ediyorum” dedi.

İç politikada düşen destek ve yeniden seçilme tartışması

Lee’nin göreve gelmesinden bu yana yedinci basın toplantısı, kamuoyu desteğinin son haftalarda yüzde 30’ların ortalarına kadar gerilediği bir dönemde gerçekleşti. Özellikle genç seçmenler arasında desteğin azalmasının başlıca nedenleri arasında hızla yükselen konut fiyatları ve diğer siyasi tartışmalar gösteriliyor.

İç meselelerle ilgili konuşan Lee, anayasa değişikliği yoluyla yeniden seçilmeye çalışmayacağını bir kez daha vurguladı. Ayrıca mevcut anayasa kapsamında yeniden seçilmesinin mümkün olmadığını belirtti.

Televizyondan yayımlanan basın toplantısında Lee, “Yeniden seçilmeyi amaçlamadığımı bir kez daha açıkça ifade ediyorum” dedi.

Lee’nin açıklaması, muhalefet bloğunun, cumhurbaşkanının yeniden seçilmek istediği iddiasıyla niyetini açıklaması yönündeki çağrılarının ardından geldi. Ancak anayasanın ilgili maddesi, cumhurbaşkanlığı sisteminde yapılacak değişikliklerin, değişiklik sırasında görevde bulunan cumhurbaşkanına uygulanamayacağını öngörüyor.

Lee, “Anayasa değişikliği yoluyla yeniden seçilmem anayasal olarak mümkün değildir” dedi. Mevcut anayasanın eskidiğini belirten Lee, makul tartışmalar ve toplumsal uzlaşı yoluyla değiştirilmesi gerektiğini vurguladı.

Güney Kore, Trump’la yaptığı 350 milyar dolarlık anlaşmanın gereğini yerine getirecek mi?

ABD ile yatırım görüşmeleri

Lee, Seul yönetiminin Trump yönetimiyle 2025 yılında varılan daha geniş kapsamlı gümrük vergisi azaltma anlaşması kapsamında ABD’deki ilk yatırım projesini sonuçlandırmak için yürüttüğü görüşmelere de değindi.

Lee, hükümetin Washington ile anlaşmayı her iki ülkeye de fayda sağlayacak şekilde sonuçlandırmak için “yoğun bir tartışma” yürüttüğünü söyledi.

Konut piyasası ve ETF tartışması

Lee ayrıca kontrolden çıkan konut piyasasını istikrara kavuşturma taahhüdünü yineledi ve konut arzını hızla artırmak da dahil olmak üzere gerekli tüm önlemleri alacağını belirtti.

Devlet başkanı, tek hisse senedine dayalı kaldıraçlı borsa yatırım fonlarının (ETF) uygulanmasında politika eksiklikleri bulunduğunu da kabul etti.

Hükümet, mayıs ayında piyasaya sürülen bu fonların borsa oynaklığını artırdığı yönündeki yoğun eleştirilerin hedefi olmuştu.

Okumaya Devam Et

Asya

Japonya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti

Yayınlanma

Japonya Merkez Bankası, enflasyon risklerine dikkat çekerek faiz oranını yüzde 0,25 artırdı ve politika faizini yüzde 1,25’e yükseltti.

Japonya Merkez Bankası (BoJ), faiz oranlarını 31 yılın en yüksek seviyesine çıkararak, Washington’dan gelen artan baskılar ve küresel enflasyonla mücadele sürecinin etkisiyle para politikasını normalleştirme sürecini hızlandırdı.

BoJ’un politika kurulu, 7’ye karşı 2 oyla faiz oranını yüzde 0,25 puan artırma kararı aldı. Böylece hedef politika faizi yaklaşık yüzde 1,25 seviyesine yükseldi.

Cuma günü açıklanan karar, piyasalar tarafından büyük ölçüde bekleniyordu. Bu adım, yükselen fiyatlar ve zayıf yenin Japon tüketiciler üzerindeki baskıyı artırdığı bir dönemde geldi.

Ancak karar, yılın başlarında dolar karşısında 40 yılın en düşük seviyelerine gerileyen yeni desteklemedi. Japon para birimi açıklamanın ardından sert biçimde değer kaybederek dolar karşısında 157 yen seviyesini aştı. Nikkei 225 hisse senedi endeksi ise yüzde 1,9 yükseldi.

Moody Analytics’in Asya-Pasifik Başekonomisti Stephen Angrick, “BoJ’un piyasa beklentilerini aşması her zaman zor olacaktı çünkü çeyrek puanlık faiz artışı neredeyse tamamen fiyatlanmıştı” dedi.

Faiz artışı, Avrupa Merkez Bankası ve ABD Merkez Bankası’nın (Fed) benzer adımlarının ardından geldi. Dünya genelindeki merkez bankaları, Orta Doğu’daki çatışmaların tetiklediği fiyat artışları ve yapay zekâ patlamasının ekonomik sonuçlarıyla mücadele ediyor.

Haziran ayında faizleri yüzde 1 seviyesine çıkaran BoJ, daha önce faiz artışlarını yaklaşık altı aylık aralıklarla gerçekleştirmeyi planladığını belirtmişti. Ancak daha hızlı sıkılaştırma süreci, Japon yetkililerin temmuz ve ağustos aylarında yeni desteklemek amacıyla gerçekleştirdiği 96 milyar dolarlık döviz piyasası müdahalesinin ve ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’in faiz artışlarının hızlandırılması yönündeki çağrılarının ardından geldi.

BoJ’un karar metnine eşlik eden açıklamalar, yönetim kurulunun ekim ayındaki toplantıda yeni bir faiz artışını değerlendirdiğine dair güçlü bir işaret vermedi. Nomura’nın döviz analistleri, karar öncesinde piyasanın art arda faiz artırımlarına düşük ihtimal verdiğini belirtti.

Financial Times’a konuşan analistler, kurulda karara karşı çıkan iki üyenin de Japonya Başbakanı Sanae Takaichi tarafından atandığına dikkat çekti. Takaichi, kamu harcamaları yoluyla ekonomik canlanmayı destekleyen politikaları savunuyor ve geçmişte daha sıkı para politikalarına yönelik eleştirilerde bulunmuştu.

Capital Economics’in Asya-Pasifik Başkanı Marcel Thieliant, “En şahin iki Yönetim Kurulu üyesinin gelecek temmuz ayında görevden ayrılmasıyla birlikte kurulun yapısı muhtemelen daha güvercin bir hale gelecek” değerlendirmesinde bulundu.

Ancak analistlere göre bankanın açıklamalarındaki genel ton hâlâ şahin nitelikteydi ve aralık ayına kadar en az bir faiz artışı daha yapılması ihtimalini açık bıraktı.

Analistler, merkez bankasının yeni desteklemede kritik bir rol oynayacağı beklentisinin de BoJ üzerindeki baskıyı artırdığını belirtti. Japonya, ithal enerji, gıda ve diğer hammaddelerin maliyetlerindeki artışlarla mücadele ediyor.

BoJ açıklamasında, önceki toplantılarda dile getirilen endişeler tekrarlandı. Buna göre, işletmeler arası işlemlerden kaynaklanan fiyat baskılarının “tüketici fiyatlarına yansımaya başlaması” nedeniyle temel enflasyonun bankanın yüzde 2’lik hedefinin üzerine çıkabileceği belirtildi.

ABD Merkez Bankası (Fed) de çarşamba günü, 2023’ten bu yana ilk kez faiz artırarak oranı yüzde 3,75-4 aralığına yükseltti. Bu gelişme, piyasalarda merkez bankaları arasında bir “faiz artırımı yarışı” yaşanabileceği endişelerini artırdı.

Bu durum, Japon yenindeki düşük faizlerden yararlanarak daha yüksek getirili varlıklara yatırım yapılmasına dayanan “yen carry trade” işlemleri açısından sonuçlar doğuracak.

Japonya’nın gösterge 10 yıllık devlet tahvili getirisi kararın ardından fazla değişmedi ancak hâlâ yaklaşık yüzde 3 seviyesinde işlem görüyordu. Bu, son 30 yılın en yüksek seviyesine yakın bir düzeydi.

Avrupa Merkez Bankası da geçen hafta faiz oranlarını 0,25 puan artırarak yüzde 2,5 seviyesine çıkarmıştı. Bu, bankanın bu yıl gerçekleştirdiği ikinci faiz artışıydı.

ABD Hazine Bakanı Bessent’in bu ay yaptığı ve Japonya Merkez Bankası’nın “doğru şeyi yapacağı” ve para politikasının gelişmelerin gerisinde kalmasına izin vermeyeceği yönündeki açıklamaları, BoJ Başkanı Kazuo Ueda üzerindeki baskıyı daha da artırdı.

Okumaya Devam Et

Asya

Hindistan ve Vietnam, ‘Çin artı bir’ rekabetini ticari kazanıma dönüştürmeyi hedefliyor

Yayınlanma

Hindistan ve Vietnam pazar ölçeği ile üretim kapasitesini birleştirerek yeni ticaret bağlantıları kurmaya çalışıyor.

Analistlere göre Hindistan ve Vietnam, “Çin artı bir” yatırımlarını çekme konusundaki rekabetlerini tamamlayıcı bir ortaklığa dönüştürebilir. İki ülke, Yeni Delhi’nin büyük pazar ölçeği ve teknoloji kapasitesi ile Hanoi’nin üretim çevikliği ve Doğu Asya tedarik zincirleriyle olan bağlantılarını bir araya getirebilir.

Böyle bir dönüşüm, iki ülkenin elektronik, ilaç ve yenilenebilir enerji gibi yüksek katma değerli sektörlerde küresel üretim ağlarındaki rollerini güçlendirebilir. Aynı zamanda şirketlere, tedarik zincirlerini Çin’in ötesine çeşitlendirme sürecinde daha güvenilir alternatifler sunabilir.

Bu fikir, Vietnam Başbakanı Le Minh Hung’ın Hindistan ile ekonomik entegrasyonun derinleştirilmesi, yeni ekonomik koridorlar ve tedarik zincirleri oluşturulması ile olası bir ikili serbest ticaret anlaşması çağrısı yapmasının ardından daha fazla ivme kazandı.

Le, cumartesi günü Delhi’de düzenlenen BRICS zirvesi kapsamında Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile yaptığı görüşmede, iki ülkenin 2010 yılında Hindistan ile Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) üyeleri arasındaki gümrük engellerini azaltmak amacıyla yürürlüğe giren ASEAN-Hindistan Mal Ticareti Anlaşması’nın gözden geçirilmesini hızlandırmasını istedi.

Hindistan hükümetinin açıklamasına göre iki lider ayrıca, Vietnam Devlet Başkanı To Lam’ın ziyareti sırasında mayıs ayında ilişkilerin “geliştirilmiş kapsamlı stratejik ortaklık” seviyesine çıkarılmasından bu yana kaydedilen ilerlemeyi değerlendirdi.

İki ülke, ikili ticaret hacmini 2025-26 dönemindeki 18,28 milyar dolardan 2030 yılına kadar 25 milyar dolara çıkarmayı hedefliyor.

Rekabetten tamamlayıcılığa

South China Morning Post’a konuşan uzmanlar, daha güçlü bir ortaklığın çeşitli sektörleri canlandırabileceğini ve küresel tedarik zincirlerinin dayanıklılığını artırabileceğini belirtiyor.

Delhi’deki Jawaharlal Nehru Üniversitesi Uluslararası Çalışmalar Fakültesi’nde eski diplomasi ve silahsızlanma profesörü olan Swaran Singh, “Bu teklifin gerçek önemi gümrük vergilerinin azaltılmasından daha büyük” dedi.

Singh, iki ülkenin yalnızca ayrıcalıklı bir ticaret anlaşmasının ötesine geçerek entegre tedarik zincirlerini birlikte oluşturmayı hedeflemesi gerektiğini söyledi.

Hem Hindistan hem de Vietnam, küresel şirketlerin tedarik zincirlerini çeşitlendirme arayışına girdiği pandemi dönemindeki kesintilerin ardından hız kazanan “Çin artı bir” stratejisinden yararlanmaya aktif biçimde çalışıyor.

Vietnam, elektronik montajı, tekstil, ayakkabı ve teknoloji bileşenleri alanlarında küçük ölçekli ve esnek üretim tesisleriyle bu tedarik zinciri çeşitlendirmesinin en başarılı ülkelerinden biri haline geldi.

Singh, “Değişmesi gereken şey, ‘Çin artı bir’ rekabetinden ‘Çin artı bir’ tamamlayıcılığına geçiştir” dedi.

Singh’e göre Vietnam, ihracata yönelik üretim ve Doğu Asya tedarik zincirleriyle entegrasyonda öne çıkarken, Hindistan geniş iç pazarı, tasarım kapasitesi ve dijital hizmetler alanındaki uzmanlığıyla avantaj sağlıyor.

Singh, “Aynı fabrika için rekabet etmek yerine iki ülke, değer zincirlerindeki kendi uzmanlık alanlarını birlikte şekillendirebilir” ifadelerini kullandı.

Singh, “Stratejik kazanım, Hindistan’ın ölçeğini Vietnam’ın üretim çevikliğiyle birleştiren Güney ve Güneydoğu Asya üretim koridorunun oluşturulması olacaktır” dedi.

Bir serbest ticaret anlaşmasının ilaç, tarım, elektronik, makine ve hizmet sektörlerinde yeni fırsatlar yaratabileceğini belirten Singh, asıl sınamanın tarife dışı engellerin azaltılması, idari süreçlerin kolaylaştırılması ve sınır ötesi lojistik ile yatırımların geliştirilmesi olacağını söyledi.

Derinleşen ilişkiler

Hindistanlı yetkililer, Vietnam’ın Yeni Delhi’nin “Doğu’ya Hareket” (Act East) politikasının temel unsurlarından biri olduğunu belirtiyor. Bu politika, Güneydoğu ve Doğu Asya genelinde ekonomik ve güvenlik bağlarını güçlendirmeyi amaçlıyor.

Global Trade Research Initiative’ın kurucusu Ajay Srivastava, mevcut ASEAN-Hindistan Serbest Ticaret Anlaşması’nın ticaret hacmi açısından iki ülke arasındaki ticaretin yüzde 80’inden fazlasına sıfır gümrük vergisi avantajı sağladığını söyledi.

Mart 2026’da sona eren mali yılda Hindistan’ın Vietnam’a yaptığı ihracat; et ve alüminyum ürünleri dahil olmak üzere 6,7 milyar dolara ulaşırken, Vietnam’dan yapılan ithalat 11,6 milyar dolar oldu. İthalatın büyük bölümünü elektronik ürünler oluşturdu.

Srivastava, “Yeni bir serbest ticaret anlaşması müzakeresine başlamadan önce iki hükümet, mevcut ASEAN-Hindistan anlaşmasındaki tercihlerin neden yeterince kullanılmadığını değerlendirmeli ve daha derin taahhütlerin nasıl daha dengeli bir ticaret yaratabileceğini belirlemeli” dedi.

Srivastava; elektronik, yarı iletkenler, hassas üretim, ilaç ve gıda işleme sektörlerini iki ülkenin entegrasyonu açısından kilit alanlar olarak gösterdi.

Hindistan Ashoka Üniversitesi’nden Yardımcı Doçent Uday Chandra ise, “Hindistan ile ortaklık Vietnam’a askeri teknoloji, denizcilik iş birliği ve potansiyel olarak savunma alanında ortak üretim için yeni kaynaklar sağlıyor” dedi.

Chandra, “Hem Hindistan hem de Vietnam, Malakka Boğazı veya Güney Çin Denizi çevresinde olsun, serbest seyrüseferi ve açık denizleri destekliyor” ifadelerini kullandı.

Chandra, “Başka bir ifadeyle bu mesele Çin ile ilgili, ancak Çin’in ötesine de uzanıyor” dedi.

Ancak uzmanlara göre, bu ilişkiler arasında denge kurmak dikkatli bir diplomasi gerektirecek.

Vietnamlı yetkililer dikkatli hareket etmek zorunda kalacak. Çünkü Hindistan ile ilişkilerini güçlendirirken, ülkeleri ile Çin arasındaki genel olarak sağlıklı ekonomik bağları zedelemek istemiyorlar.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English