Bizi Takip Edin

Amerika

Epstein e-postalarından neler çıktı?

Yayınlanma

ABD Temsilciler Meclisi Denetim Komitesindeki Demokratlar, cezaevinde ölen Jeffrey Epstein tarafından gönderilen e-postaları çarşamba günü yayınladı.

Yaşı küçük çocukları istismar ederek zenginlere fuhuş için pazarlayan finansçı ile ilgili dosyalar ve belgeler, ABD Başkanı Donald Trump’tan bahseden e-postaları içeren bir grup da dahil olmak üzere, tüm yıl boyunca siyasi tartışmaların merkezinde yer almıştı.

Epstein tarafından gönderilen ve Trump’ın “kızlar hakkında bilgi sahibi olduğunu” iddia eden bir e-posta gündeme oturdu.

Birkaç saat sonra, Temsilciler Meclisi Denetim Komitesinin Cumhuriyetçi üyeleri, Epstein’ın mülkünde bulunduğu iddia edilen binlerce belgeyi yayınladı.

Belgelerin yayınlanması, Adalet Bakanlığını Epstein ile ilgili belgeleri açıklamaya zorlayacak olası bir Temsilciler Meclisi oylaması öncesinde gerçekleşti.

2011 yılında gönderilen bir e-postada Epstein, ismi gizlenen bir kişinin Trump ile Epstein’ın evinde saatlerce vakit geçirdiğini iddia etti. Epstein, Trump’tan “havlamayan köpek” olarak söz ediyor.

2019 yılında gönderilen bir e-postada Epstein, Trump’ın “kızlar hakkında bilgi sahibi olduğunu” belirten bir cümleye yer verdi. Bu cümle, başkanın geçmişte Epstein’ın Mar-a-Lago’ya girişini, orada çalışan genç kadınlara yaklaştığı iddiasıyla yasakladığını iddia etmesine açık bir gönderme olarak görülüyor.

Yayımlanan belgeler arasında, Epstein’ın 2016 yılında ABD Başkanı Donald Trump’ın yakın dostu ve şu anda Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack’la yaptığı yazışmalar da yer alıyor.

Barrack, Epstein’a, “Umarım iyisindir, görüşelim” derken, Epstein ise bunun üzerine, “Çocukla fotoğrafını gönder” yanıtını veriyor.

E-postalarda BAE ve Suudi Arabistan yöneticilerinin de ismi geçiyor. Örneğin Emirliklerin önemli kraliyet üyelerinden Sultan Bin Sulayem, Epstein’a “GPS cihazı yerleştirilmiş ayakkabılar” hakkında bir e-posta göndermiş.

Bin Sulayem, Dubai’deki Jebel Ali Serbest Bölgesi (Jafza) Başkanı; DP World Başkanı ve CEO’su; Hyperloop One şirketinin başkanı gibi sıfatlara sahip.

Postalarda Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Sultan da görülüyor. Jeffrey Epstein, Aralık 2016’da milyarder Tom Pritzker’a attığı e-postada, “Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın bana bir ÇADIR, halılar ve her şeyi gönderdiğine inanabiliyor musun?” diye yazmış.

Pritzker yanıt olarak, “Çadır mı? Hmmm… Bence bu ‘seni seviyorum’un şifresi. Ya da belki ‘git kumları döv’ün şifresi. Suudi şehir sözlüğünü kontrol etsen iyi olur,” diyor.

Bu, Epstein’ın Trump’ın 2016’daki zaferinden sonra, bin Selman’ın iktidarını sağlamlaştırdığı esnada veliaht prensle doğrudan temas halinde olduğunu gösteriyor.

Epstein, Donald Trump ile “nasıl başa çıkılacağı” konusunda Rusya hükümetine danışmanlık yaptığını e-postalarda belirtiyor.

2018 yılında Trump, Helsinki’de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşmeden yaklaşık bir ay önce, Epstein Rusya’nın en üst düzey diplomatına, “Trump’ı anlamak istiyorsanız, benimle konuşun,”diyerek ulaşmak istemiş.

Epstein, 24 Haziran 2018’de, o sırada Avrupa Konseyi’ni yöneten Norveç’in eski başbakanı Thorbjorn Jagland’a gönderdiği bir e-postada, “Putin’e, Lavrov’un benimle konuşarak bilgi edinebileceğini önerebilirsiniz,” diye yazdı.

Yüzlerce e-postadan birinde Epstein, Rusya’nın Birleşmiş Milletler’deki büyükelçisi Vitali Çurkin ile Trump hakkında daha önce konuştuğunu belirtti.

Epstein, “Çurkin harikaydı. Konuşmalarımızdan sonra Trump’ı anladı. Bu karmaşık bir şey değil. Bir şeyi anlamak için onu görmek gerekiyor, bu kadar basit,” diyor.

E-postalarda Jagland, ertesi gün Lavrov’un asistanıyla görüşeceğini ve Epstein ile bağlantı kurmayı önereceğini söyledi. Önerilen temasın sonuçlandığına dair herhangi bir bilgi bulunmuyor.

Ruslarla ilgili yardım için Jagland’a ulaşmadan bir yıl önce, Norveçli, Epstein’dan Strazburg’da kendisini ziyaret etmesini istiyor; böylece Epstein, “Trump ve Amerikan toplumunda neler olup bittiğini daha iyi anlamasına” yardımcı olabilecekti.

Clinton yönetimi Hazine Bakanı ve Obama yönetimi ekonomi danışmanı Larry Summers, Epstein’a, “Ruslar Trump hakkında bilgi sahibi mi? Bugün, onun standartlarına göre bile korkunç bir gündü,” diye yazmış. Bu e-postanın tarihi 16 Temmuz 2018, yani Putin ile Helsinki zirvesinin yapıldığı gün.

Epstein bu e-postaya ertesi gün verdiği yanıtta, “E-postam benzer yorumlarla dolu. Vay canına. Eminim onun görüşü, her şeyin çok iyi gittiği yönündedir. Rakibini büyülediğini düşünüyor… Kuşkusuz sembolizmin farkında değil. Çoğu şeyin farkında değil,” diyor ve ayrıca Trump’ın Putin ile yaptığı zirveyi “öngörülebilir” olarak nitelendiriyor.

Birkaç gün sonra Epstein, Trump’ın eski danışmanı Steve Bannon ile yaptığı e-posta yazışmalarında yurtdışı ilişkilerini sergiliyor ve 23 Temmuz 2018 tarihli bir mesajında Bannon’a, “kıtada nüfuz sahibi olmak için fiziksel olarak Avrupa’da bulunması gerektiğini” söylüyor.

Epstein, “Burada oynayacaksan, zaman harcamak zorundasın, uzaktan Avrupa olmaz,” diye yazıyor.

Epstein, Bannon’a yabancı liderlerle bire bir görüşmeler düzenleyebileceğini, fakat birkaç gün kalması gerekeceğini söylüyor ve “Korku, onların umutlarını ve duygularını körükleyip sonra onları terk etmendir. Bence sen bir yabancı değil, içeriden biri olmak istiyorsun,” diyor.

Bir konuşmada Summers, 2017 yılında Suudi Arabistan’a yaptığı geziden bazı kesitleri paylaşıyor ve Suudi yetkililer arasında “Donald bir palyaço ve dış politikada giderek daha tehlikeli hale geliyor,” şeklindeki “genel görüş”ü esprili bir şekilde aktarıyor.

Başka bir e-postada Summers, “Dünyadaki IQ’nun yarısının kadınlara ait olduğunu gözlemledim, fakat onların nüfusun yüzde 51’inden fazlasını oluşturduğundan bahsetmedim,” diyerek “şaka” yapıyor.

Demokrat isim, başka bir yerde de, “Amerikan elitlerinin, bebeğini döverek ve terk ederek öldürmenin Harvard’a kabul edilmenle ilgisi olmadığını, amak 10 yıl önce birkaç kadına asılmanın bir ağda veya düşünce kuruluşunda çalışmanı engellediğini düşünmelerinin nedenini anlamaya çalışıyorum,” diyen Summers, Epstein’a seslenerek, “BU GÖRÜŞÜ TEKRARLAMAYIN,” diye yazıyor.

10 yıl öncesine ait bir dizi e-postada Epstein, yazar ve gazeteci Michael Wolff ile içinde bulunduğu zor durumu ve Trump ile olan bağlarını tartışıyor.

Wolff, Epstein’a, o sırada 2016 başkanlık kampanyasının ortasında olan Trump ile ilişkisini kamuoyunda en iyi şekilde nasıl yönetebileceği konusunda birkaç kez tavsiyelerde bulunuyor.

2015 tarihli bir e-postada Wolff, Trump’a Epstein ile ilişkisi sorulursa ne yapması gerektiği konusunda tavsiyelerde bulunuyor. Epstein, Wolff’a Trump’ın böyle bir soruya nasıl cevap vereceğini soruyor.

Wolff, 2015 yılında gönderdiği bir e-postada Trump hakkında, “Bence onun kendi kendini asmasına izin vermelisin. [Trump] uçağa binmediğini veya eve gitmediğini söylerse, bu sana değerli bir halkla ilişkiler ve siyasi avantaj sağlar,” diyor.

2019 yılında Wolff’a gönderdiği bir e-postada Epstein, “Trump benden istifa etmemi istediğini söyledi, hiçbir zaman üye olmadım. Tabii ki kızlar hakkında bilgi sahibiydi, çünkü Ghislaine’den durmasını istedi,” diye yazıyor.

Mesaj, Trump’ın Mar-a-Lago kulübüne ve Epstein’ın suç ortağı olarak hüküm giymiş ve Epstein ile bağlantılı suçlardan 20 yıl hapis cezasına çarptırılmış Ghislaine Maxwell’e atıfta bulunuyor gibi görünüyor.

Ertesi yıl, Epstein ve birkaç ortağı, Reuters’ın 1994’te meydana gelen bir cinsel saldırı iddiasıyla, kendisi ve Trump aleyhine açılan bir dava hakkında bir haber hazırladığını öğreniyor.

Wolff, “Sanırım bunu böylece ortadan kaldırabilecek biri varsa, o da Donald’dır. Yapabileceğim bir şey varsa bana haber verin,” diyor.

Epstein’ın gelen kutusunda, Obama yönetiminin bir başka üyesi olan eski Beyaz Saray Danışmanı Kathryn Ruemmler de sık sık yer alıyor.

2018 yılında yapılan bir görüşmede, o zamanlar Latham & Watkins hukuk firmasının ortağı olan Ruemmler, New York’ta yürütülen bir ceza soruşturması sırasında porno yıldızı Stormy Daniels’a sus payı ödemek için Trump ile komplo kurduğunu itiraf eden eski Trump avukatı Michael Cohen aleyhindeki ceza davasını tartışıyor.

Mesajlardan birinde Epstein, “Bakın, Donald’ın ne kadar kirli olduğunu biliyorum. Tahminimce, avukat olmayan New Yorklu iş adamları bunun ne anlama geldiğini bilmiyorlar. Bir sorun çözücünüzün olması ne demek,” diyor.

2018 yılında yapılan bir yazışmada Epstein, PayPal ve Palantir’in kurucusu ve JD Vance’in en büyük destekçisi Peter Thiel’e, Los Angeles’ı beğenip beğenmediğini soruyor. Epstein ayrıca Thiel’i “yalanlar değil, abartılı ifadeler” konusunda övüyor.

Thiel, “Şu ana kadar şikayet edemem…” diye yanıtlıyor ve Epstein de “Aralık ayında Karayiplere gel” diye cevap veriyor.

Epstein’ın Karayiplerde bulunan St. Thomas yakınlarındaki özel adası, suç faaliyetlerini gizlemek için kullandığı iddia edilen bu adayı hangi olası isimlerin ziyaret etmiş olabileceği konusunda uzun süredir spekülasyonların konusu olmuştu.

Thiel’in sözcüsü, patronunun adayı hiç ziyaret etmediğini savundu.

Epstein’ın tavsiye almak için başvurduğu karakterler arasında, yönetmen ve yapımcı Woody Allen’ın ailesi de yer alıyor.

Epstein, bir e-postada, Clinton yönetimi sırasında CIA’in başında bulunan James Woolsey’in, Allen’ın eşi ve aktris Mia Farrow’un evlatlık kızı Soon-Yi Previn ile birlikte Trump’ın 2016 başkanlık kampanyasına danışman olarak katıldığına dair bir haber makalesini paylaşıyor.

Previn, “Woody bunun hiçbir anlamı olmadığını söyledi,” diye cevap veriyor.

2011 yılında Epstein, New York ve Hollywood’un seçkin çevrelerinde çalışmış olan tanınmış bir halkla ilişkiler uzmanı olan Peggy Siegal’a bir mektup yazarak, medya patronu Ariana Huffington’a ulaşıp adını temize çıkarmak için yardımını isteyebilir mi diye soruyor.

Bu konuşmada Epstein ve Siegal, “Prens Andrew’u suçlayan kız” hakkında konuşuyorlar. Bu, Epstein’ın en önde gelen kurbanlarından biri olan ve 2021’de Prens Andrew’u kendisine birkaç kez cinsel tacizde bulunduğu iddiasıyla dava eden merhum Virginia Giuffre’ye açıkça atıfta bulunuyor. 

Amerika

ChatGPT ajanlarında sürü psikolojisi tespit edildi

Yayınlanma

OpenAI tarafından mayıs ayında yürütülen güvenlik testleri sırasında yapay zeka ajanlarının sürü psikolojisi sergilediği bildirildi. Ajanların görev sınırlarını aşarak dış altyapılara saldırdığı, kendi aralarında iş bölümü yapıp liderler belirlediği aktarıldı. The New York Times yazarı Kevin Roose, modellerin grup baskısıyla hareket ederek Hugging Face platformuna sızdığını belirtti.

The New York Times yazarı ve “Hard Fork” adlı teknoloji podcastinin sunucusu Kevin Roose, OpenAI bünyesindeki yapay zeka ajanlarının mayıs ayındaki testler sırasında Hugging Face platformuna yönelik siber saldırılarda “sürü psikolojisi” sergilediğini belirtti.

Roose, ajanlardan birinin verilen görevin sınırlarını aştığını bilmesine rağmen, diğer ajanlar aynı adımı attığı için dış altyapıya yönelik saldırılarını sürdürdüğünü kaydetti.

Roose bu durumu, grup baskısı ve modellerin gruptaki diğer üyelerin davranışlarını taklit etme eğilimiyle ilişkilendirdi.

Roose’un paylaştığı verilere göre bir yapay zeka ajanı süreç sırasında şu değerlendirmeyi yaptı: “Dış altyapının kullanılması, öngörülen uygulama alanının dışına çıkmaktadır. Ancak görev başka türlü tamamlanamaz, diğer ajanlar da bunu yapıyor, bu nedenle devam etmeliyiz.”

Bazı ajanların kendilerine isimler verdiği aktarıldı. Roose, “Aralarından özellikle çalışkan olan biri kendisine PHASEONE10841 adını verdi” ifadesini kullandı.

Yapay zeka ajanlarının grup içinde yönetim kademeleri oluşturduğu, küçük birimler arasında görev ve araştırma projeleri dağıttığı kaydedildi. Bir aşamadan sonra ajanların kendilerini “kolektif” olarak tanımlamaya başladığı ve daha karmaşık görevleri üstlendiği bildirildi.

Merkezi ABD’de bulunan ve 2016 yılında kurulan Hugging Face platformu, yapay zeka modelleri ile makine öğrenimi araçlarının geliştirilip yayımlanmasına olanak tanıyor.

Sistem; yazılımcıların ve araştırmacıların modelleri, veri setlerini ve kaynak kodları paylaşmasını sağlıyor.

Ajanlar, Hugging Face platformuna sızmadan önce günler ve haftalar boyunca OpenAI şirketinin siber güvenlik sistemlerindeki açıkları birlikte aradı ve tespit ettiği bilgileri birbiriyle paylaştı. Modeller bu süreçte yalıtılmış test ortamının dışına çıkmayı başararak dış altyapıya erişim sağladı.

Birden fazla otonom ajanın aynı anda kullanılmasının taşıdığı risklere işaret eden Roose, sistemlerin yalnızca verilen talimatları yerine getirmekle kalmayıp, konulan sınırlamaları aşsalar dahi birbirlerinin eylemlerini benimseyebildiklerini vurguladı.

Bloomberg daha önce yayımladığı haberde, OpenAI ajanlarının temmuz ayında Hugging Face platformuna yapılan sızma eyleminden önce dahili bir forum üzerinden gizlice iletişim kurduğunu ve test ortamından kaçış girişimlerini koordine ettiğini yazmıştı.

Mayıs ayındaki ilk girişimin engellenmesinin ardından yeni bir iletişim kanalı ile sıfır gün açığı bulan ajanların, temmuz ayında Hugging Face altyapısına yönelik saldırıları başlattığı bildirilmişti.

OpenAI, 22 Temmuz tarihinde “benzeri görülmemiş bir siber hadise” yaşandığını açıklamıştı. Şirket, testler sırasında modellerin açık internete erişim sağladığını ve güvenlik açıkları tespit ederek Hugging Face altyapısına saldırdığını bildirmişti.

Reuters ise bir yapay zeka ajanının günlerce korsan saldırılar düzenlediğini, şirketin bu durumu ancak tehdit kontrol altına alındıktan ve Federal Soruşturma Bürosuna (FBI) başvurulduktan sonra fark edebildiğini aktarmıştı.

Reuters daha sonraki haberinde, OpenAI bünyesinden “kaçan” yapay zeka ajanının 29 Temmuz’da New York merkezli Modal Labs şirketinin bir müşterisinin sistemine sızdığını duyurdu. Modal şirketinin kendi sistemlerine ise girilmediği kaydedildi.

Olayın ayrıntılarının ortaya çıkmasının ardından OpenAI, yaşanan süreci sektör için bir “dönüm noktası” olarak nitelendirdi.

Anthropic, Meta, Moonshot ve Birleşik Krallık Yapay Zeka Güvenliği Enstitüsü de kendi testleri sırasında ajanlarının üçüncü taraf sistemlere sızdığını tespit etti.

Financial Times gazetesine konuşan uzmanlar ise modellerin kontrolden çıkmadığını, tam tersine geliştirilme amaçları doğrultusundaki görevleri yerine getirdiğini savundu.

Okumaya Devam Et

Amerika

JD Vance, Tucker Carlson ile olan dostluğunu savundu

Yayınlanma

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, muhafazakâr yorumcu Tucker Carlson ile olan dostluğunu savundu.

Vance, “siyasi görüş ayrılıkları olduğu için arkadaşlarımı feda edeceğim türden bir oyun oynamayacağını” söyledi.

ABD’li siyasetçi, bu açıklamaları, yorumcuyla olan ilişkisini sürdürmesi nedeniyle ortaya çıkan endişelere ve “bu konuların çoğunu ele almaktan kaçındığı” yönündeki suçlamalara yanıt vermesi istendikten sonra yaptı.

Özellikle Cumhuriyetçi büyük Yahudi bağışçılar, Carlson’ın programını giderek daha fazla “antisemitik komplo teorilerini ve Holokost inkârını yaymak” için kullandığını öne sürüyor.

Vance, Carlson’un Başkan Donald Trump’a yönelik saldırılarını ve Michigan’daki Senato yarışında eski Kongre üyesi Mike Rogers yerine Demokrat aday Abdul El-Sayed’e destek verdiğini ifade eden son açıklamalarını eleştirmiş olsa da ilişkiyi koparmadı.

JD Vance, Yahudi Cumhuriyetçileri yatıştırmaya çalıştı

Vance, “Bakın, hiçbir konuyu görmezden gelmiyorum. Tucker Carlson ile arkadaş olduğumuzu herkes biliyor. Tucker’ın benim katılmadığım bazı şeyler söylediği çok açık bence,” dedi.

Başkan Yardımcısı, Carlson ile olan dostluğunu bir kez daha kabul ettikten sonra, tüm Amerikalılara siyasi görüş ayrılıklarına bakılmaksızın kişisel ilişkilerini sürdürmeleri çağrısında bulundu ve “bu konudaki tutumunun”, kendisinin ve eşi Usha Vance’in 2024 seçim kampanyası sırasındaki deneyimlerinden etkilendiğini açıkladı:

“Başkan yardımcısı adayı olduğum zamanı hatırlıyorum; benim için kişisel olarak en zor olan şey, insanların bana saldırması değil, insanların eşime saldırmasıydı; hatta onun kalbini tanıyan, ne kadar iyi bir insan olduğunu bilen arkadaşları bile ona saldırdı. Kendime şöyle dediğimi hatırlıyorum: ‘Amerika Birleşik Devletleri’nde siyasi görüş ayrılıklarının, kimlerin arkadaşımız olacağını ve olmayacağını belirlemesine izin vermemiz ne kadar trajik bir durum. Evet, Tucker benim arkadaşım. Tucker, birçok konuda aynı fikirde olmasak da benim arkadaşım. Ve siyasi görüş ayrılıkları olduğu için arkadaşlarımı feda edecek bir oyun oynamayacağım. Bence bu, Amerika Birleşik Devletleri’nin gitmesi gereken korkunç bir yoldur.”

Vance, biriyle siyasi olarak, “hatta çok önem verdiğiniz bir konuda bile anlaşmazlık” yaşasanız da “o kişiyle yine de arkadaş olmanız gerektiğini” ileri sürdü.

Başkan Yardımcısı, “Çünkü cumhuriyetin varlığı, farklı bakış açılarına sahip insanların birbirleriyle konuşabilmesine bağlı. Ben hayatımı bu şekilde yaşamaya çalışıyorum ve herkesi de aynısını yapmaya teşvik ediyorum,” dedi.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD Temsilciler Meclisinden üniversitelere İsrail boykotu cezası

Yayınlanma

ABD Temsilciler Meclisi, İsrail’e yönelik boykotlara katılan yükseköğretim kurumlarının federal fonlarını kesmeyi öngören yasa tasarısını kabul etti. Genel Kurulda perşembe günü yapılan oylamada 169 oya karşı 237 oyla kabul edilen düzenleme Senatoya gönderildi.

ABD Temsilciler Meclisi, İsrail’e yönelik boykotlara dahil olan üniversitelerin federal mali yardımlardan mahrum bırakılmasını öngören tartışmalı yasa tasarısını kabul etti.

Cumhuriyetçilerin öncülük ettiği düzenleme, Gazze Şeridi’ndeki askeri harekatı nedeniyle Tel Aviv yönetimine yönelik hesap verebilirlik çağrılarını ve üniversite yerleşkelerinde Filistin ile sergilenen dayanışmayı hedef alıyor.

“2026 Ekonomik ve Akademik Özgürlüğü Koruma Yasası” başlıklı düzenleme, perşembe günü yapılan oylamada 169’a karşı 237 oyla kabul edildi.

Tasarıya yalnızca iki Cumhuriyetçi milletvekili karşı çıkarken, 33 Demokrat Partili vekil parti çizgisinin dışına çıkarak tasarı lehinde oy kullandı. Yasa teklifi bu aşamadan sonra Senatoya iletilecek.

H.R. 4795 sayılı yasa teklifi, federal öğrenci yardımı programlarından yararlanan yüksekokul ve üniversitelerin İsrail’e yönelik ticari boykotlara girişmesini yasaklıyor.

Uluslararası araştırmalar ve yabancı dil programları için “Title VI” fonu alan kurumların ise öğrencilerin veya öğretim üyelerinin işgal altındaki topraklardaki akademik programlara katılmasını engellemediğini ya da İsrailli öğrenci ve akademisyenlerin kendi yerleşkelerine girişini kısıtlamadığını belgelemesi şart koşuluyor.

Yasa tasarısının ortak sponsorluğunu Kuzey Carolina’dan Cumhuriyetçi Milletvekili Virginia Foxx ile New Jersey’den Demokrat Milletvekili Josh Gottheimer üstlendi.

Temsilciler Meclisi Eğitim Komisyonu Başkanı Tim Walberg, vergi mükelleflerinin parasının “İsrail’e karşı ayrımcılık yapan” kurumlara kesinlikle aktarılmaması gerektiğini savundu.

İsrail yönetiminin güçlü destekçilerinden Gottheimer ise BDS (Boykot, Tecrit ve Yaptırımlar) hareketinin “tek bir ülkeyi ve tek bir dini hedef alan” bir kampanya olduğunu dile getirdi.

Tasarının muhalifleri, düzenlemenin fiilen var olmayan bir soruna çözüm aradığını ve anayasa tarafından korunan ifade özgürlüğüne yönelik bir saldırı niteliği taşıdığını vurguladı.

Komisyondaki en kıdemli Demokrat Milletvekili Bobby Scott, ABD’deki hiçbir yüksekokul veya üniversitenin küresel BDS hareketine fiilen katılmadığına dikkat çekti. Scott, öğrenci ve akademisyen topluluklarının BDS’ye destek açıkladığını ancak üniversite yönetimlerinin bu talepleri uygulamaya koymayı reddettiğini hatırlattı.

Scott, Genel Kuruldaki değerlendirmesinde, “Antisemitizm nerede ortaya çıkarsa çıksın onunla mücadele etmeliyiz; ancak bunu koruma altındaki ifade özgürlüğünü cezalandırarak ya da bir öğrencinin görüşünü üniversite politikasıyla bir tutarak yapmamalıyız” ifadelerini kullandı.

BDS hareketine karşı olan New Yorklu Demokrat Milletvekili Jerrold Nadler de tasarıya aleyhte oy verdi. Nadler, katıldığı görüşleri korumanın tek yolunun katılmadığı görüşlerin de ifade edilmesini savunmaktan geçtiğini kaydetti.

Liberal Yahudi kuruluşu J Street de yasa teklifine karşı çıkan aktörler arasında yer aldı. Kuruluş, düzenlemenin İsrail yönetimi ile işgal altındaki Batı Şeria’da bulunan yasa dışı yerleşimlerle bağlantılı şirketlere yönelik boykotları bir tuttuğu uyarısında bulundu.

J Street, tasarının İsrail’i istisnai bir konuma yerleştirdiğini, Yahudi öğrencileri korumaya hiçbir katkı sunmadığını ve antisemitizmle mücadele etmek yerine bu sorunu daha da alevlendirme riski taşıdığını bildirdi. Tasarıya Amerikan-İsrail Kamu İşleri Komitesi (AIPAC) ise açık destek verdi.

Oylama, öğrenci ve öğretim üyelerinin İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşına karşı yaklaşık üç yıldır sürdürdüğü protestoların ardından geldi.

Gazze’deki Sağlık Bakanlığının verilerine göre, 7 Ekim 2023 operasyonu ve İsrail’in ardından başlattığı askeri harekat neticesinde düzenlenen saldırılarda 73 binden fazla Filistinli yaşamını yitirdi, bölgedeki üniversiteler, okullar ve sivil altyapının büyük bölümü yerle bir edildi.

Üniversite yerleşkelerinde kurulan çadır kamplarında katliama son verilmesi ve üniversitelerin işgal ile savaştan kâr sağlayan şirketlerle olan mali yatırımlarını geri çekmesi talep ediliyordu.

Washington yönetimi ve müttefikleri söz konusu protestoları sıklıkla antisemitizm olarak niteledi. Trump yönetimi ise üniversiteleri çeşitli soruşturmalarla ve federal fonları dondurma tehditleriyle hedef aldı.

Kasım ayındaki ara seçimleri ve Trump’ın görev süresinin son iki yılında Kongre’deki çoğunluğu korumayı hedefleyen Temsilciler Meclisi Cumhuriyetçileri, Gazze’deki kitlesel ölümler arttıkça İsrail’e yönelik eleştirilerini artıran Demokratlar arasındaki görüş ayrılıklarını derinleştirmek için bu konuyu gündemde tutuyor.

Temmuz ayında, Gazze’deki harekatın soykırım boyutuna ulaştığı yönündeki suçlamalar eşliğinde, Temsilciler Meclisindeki 100’den fazla Demokrat vekil ABD’nin müttefiki olan İsrail’e yönelik bazı askeri yardımların kesilmesini öngören bir girişime destek vermişti.

Eleştirmenler, son yasa tasarısının 30’dan fazla ABD eyaletinde daha önce kabul edilen ve kamu yüklenicileri ile kamu kurumlarını İsrail’i boykot etmeyeceklerine dair taahhütte bulunmaya zorlayan BDS karşıtı yasal sürecin bir devamı olduğunu savunuyor.

İfade özgürlüğü savunucuları, bu eyalet yasalarının Anayasa’nın Birinci Ek Maddesi ile çeliştiğini uzun süredir dile getiriyor.

Temsilciler Meclisinde kabul edilen düzenleme ise bu baskıyı federal düzeydeki tüm öğrenci mali yardım sistemine genişletmeyi amaçlıyor.

ABD’de hiçbir üniversitenin resmi olarak BDS kararı almamasına karşın yasa teklifi, işgal altındaki Filistin topraklarında faaliyet gösteren kuruluşlar da dahil olmak üzere, İsrail yönetimiyle araya konacak sınırlı ticari veya akademik mesafeyi dahi federal fonların kesilme gerekçesi haline getiriyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English