Avrupa
Fransız hükümetinin kaderi bugün belirlenecek

Michel Barnier liderliğindeki Fransa hükümeti bütçe anlaşmazlığı nedeniyle çökme riskiyle karşı karşıya.
Pazartesi günü Marine Le Pen’in partisi Ulusal Birlik (RN), Başbakan Barnier’in gelecek yılın bütçesine ilişkin tüm taleplerini kabul etmemesinin ardından Fransız hükümetini devirmek için bugün (4 Aralık) verilecek gensoru önergesini destekleyeceğini söyledi.
Fransa Başbakanı pazartesi günü Ulusal Meclis’te yaptığı açıklamada sosyal güvenlik yasa tasarısının oylama yapılmadan kabul edilmesine olanak tanıyan ama güvensizlik önergelerine kapı açan anayasal bir mekanizmayı kullanacağını açıkladı.
Bu açıklamanın hemen ardından RN, hükümetin gensoru ile düşürülmesini destekleyeceğini açıkladı. Le Pen’in partisi parlamentonun alt kanadında en büyük parti olduğu için, onun desteği Barnier’in mevcut durumda görevden alınmasını muhtemel kılıyor.
Muhalefet gruplarının pazartesi günü gensoru önergelerini sunmalarının ardından parlamentonun tartışmaya başlaması için 48 saat geçmesi gerekiyordu.
Fransa’da gensoru ile reddedilen yasa tasarıları teknik olarak iptal edilmiş sayılmıyor fakat geçici bir hükümetin bunları parlamentodan geçirme ya da yasal tedbirlerle uygulamaya koyma konusunda çok az meşruiyeti var. Zayıflamış bir hükümetin bunları nasıl uygulayacağını ve bu tür manevraları kullanmanın daha sonraki etkilerini tahmin etmek zor.
Bütçenin geçmemesi durumunda 1 Ocak’ta tamamen kapanmayı önlemek için mevcut hükümler var. Yine de bütçe kabul edilmezse ne yapılacağına dair bir “kullanım kılavuzu” olmadığı belirtiliyor.
Bütçeyi yeni yıla taşıyacak “özel yasa” krizi daha da derinleştirebilir
Bununla birlikte, ocak ayında vergi toplamak üzere parlamentodan yetki almak için loi spéciale (özel yasa) olarak bilinen acil bir yasa tasarısının varlığı sayesinde Amerikan tarzı bir federal kamu hizmetlerinin kapanma riski sıfıra yakın.
“Özel yasa” hükümetin bir önceki yılın bütçesini birkaç aylığına yeni yıla taşımasına izin veriyor.
Bununla birlikte prosedür, sadece hükümetin kamu hizmetlerini sağlamaya devam etmek için hayati olduğunu düşündüğü asgari harcamaya ve 2024 bütçesinde oylanandan daha fazlasına izin verilmesini gerektiriyor. Yoruma bağlı olarak bu, özellikle harcamaların artacağı savunma gibi alanlarda ciddi kemer sıkmaya yol açabilir.
Belirsizliğe ek olarak, 2001 yılında kabul edilen şekliyle loi spéciale daha önce hiç kullanılmadı. Benzer tedbirler 1962 ve 1979’da çok farklı koşullarda uygulanmıştı ama bunlarda hükümetin çökme ihtimali mevcut değildi.
Gensoru önergesi kabul edilirse, Barnier hükümeti Macron yeni bir başbakan atayana ya da Barnier’i yeniden atayana kadar bütçe için yeni bir girişimde bulunmak üzere geçici olarak görev yapacak.
Fakat Ulusal Meclis’te birbirine şiddetle karşıt üç bloğu kapsayan bir çoğunluğa hükmedebilecek belirgin bir aday yok. Macron, seçimlerden zaferle çıkan solcu Yeni Halk Cephesi’nin (NFP) adayına hükümet kurma şansını vermeyerek tüm teamülleri altüst etmişti.
İkinci bir seçenek parlamentodaki güç dengesini değiştirmek için yeni meclis seçimleri olabilir, fakat Macron bunu son oylamadan bir yıl sonra, 2025 yazına kadar yapamaz.
Fransa’da yeni hükümet üyeleri: Çokça macronizm, biraz lepenizm
Macron’dan vekillere: Hükümeti devirmeyin
Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransız milletvekillerine “kişisel hırslarını bir kenara bırakarak” hükümeti düşürecek ve ülkeyi siyasi kargaşaya sürükleyecek bir oylamayı reddetmeleri çağrısında bulundu.
Macron salı günü Suudi Arabistan ziyareti sırasında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Bugün siyasetçilerin kendilerine sormaları gereken tek soru, ülkeye ve Fransız halkına nasıl faydalı olabilecekleridir. Kendi hırslarına ya da kendi çıkarlarına nasıl faydalı olabilecekleri değil,” dedi.
Cumhurbaşkanı Riyad’da yaptığı açıklamada Le Pen’in partisinin güvensizlik önergesini desteklemesinin “dayanılmaz bir sinizm oylaması olacağını” söyledi ve “önergeye oy vereceklerine inanamadığını” kaydetti.
Barnier de güvensizlik önergesinin geçmeme ihtimalinden söz etti. Başbakan salı günü Fransız televizyonunda yaptığı açıklamada, “Bir sorumluluk refleksinin ortaya çıkmasının mümkün olduğunu düşünüyorum. Ülkenin yüksek menfaatinin, ortak yararın, ulusal çıkarın bir anlamı olduğunu düşünüyorum,” ifadelerini kullandı.
Le Pen, Macron’u istifaya davet ediyor
Siyasi istikrarı yeniden tesis etmenin açık bir yolu olmadığından, muhalefet partileri Le Pen’in pazartesi günü üçüncü bir seçenek olarak tanımladığı istifa çağrısında bulundu.
Le Pen, “Ciddi bir siyasi kriz olduğunda anayasamız açıktır. Bu cumhurbaşkanının kararı ve sorumluluğudur,” dedi.
Marine Le Pen, Michel Barnier’i başbakanlıktan düşürmek için verilen gensoruyu desteklemesinin ardından, gensoru önergesinin “bir koalisyon ya da siyasi anlaşma olmadığını” söyledi.
Le Pen daha önce de güvensizlik önergesini desteklemenin Fransız halkını “tehlikeli, adaletsiz ve cezalandırıcı bir bütçeden” korumanın tek anayasal yolu olduğunu söylemişti.
Salı günü X’te konuşan Le Pen, “Açık olalım: gensoru önergesi bir koalisyon ya da siyasi bir anlaşma değildir, Hükümet tarafından önerilen politika ve bütçe tercihlerinin reddedilmesinin ifadesinden başka bir şey değildir,” dedi.
Macron’un yeni başbakanı Barnier: Le Pen’in ideolojisine saygı duyuyorum
Boyun Eğmeyen Fransa da hükümeti devirmek istiyor
Le Pen ve partisi RN’nin yanı sıra solcu Yeni Halk Cephesi’ni oluşturan partiler de Barnier hükümetini devirmek istiyor.
Boyun Eğmeyen Fransa’nın (LFI) önde gelen isimlerinden ve ulusal meclisin finans komitesi başkanı Éric Coquerel, Barnier’in güven oylamasını kaybetmesi halinde solun birleşerek Yeni Halk Cephesi (NFP) hükümetini desteklemesinin tek geçerli seçenek olduğunu söyledi.
Le Figaro’ya göre, Sosyalistleri olası bir NFP seçeneğini desteklemeye çağıran Coquerel, Ulusal Meclis’te basına verdiği demeçte, “Eğer sol bir hükümetin kurulma şansının olmasını istiyorsak, hepimiz aynı çiviye vurmalıyız. Bizi birleştirebilecek tek şey, Yeni Halk Cephesi’nin programını taşıyacak bir hükümet talep etmeye devam etmektir,” dedi.
Fakat Macron görevinden ayrılmaya zorlanamıyor ve anketlere göre Le Pen’in önde gittiği bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçimi 2027’de yapılacak.
Le Pen bütçe anlaşmazlığı nedeniyle Fransız hükümetini düşürmekle tehdit etti
Yatırımcılar Fransız varlıklarından çıkıyor
Tehlikeli siyasi durum yatırımcıları Fransız varlıklarını satmaya yöneltti. Bu durum, 10 yıllık borçlanmanın getiri primini Avro krizinden bu yana görülmemiş seviyelere çıkardı.
Fransız tahvilleri ve hisse senetleri, Le Pen’in partisinin güvensizlik oylamasını destekleyeceklerini açıklamasının ardından pazartesi öğleden sonra yeniden satış baskısı altına girdi.
10 yıllık Fransız ve Alman tahvilleri arasındaki fark gün içinde sekiz baz puan artarak 89 baz puana ulaştı, 2012’den bu yana en yüksek seviyeye yaklaştı ve Haziran ayından bu yana en büyük genişleme hareketine doğru ilerledi.
CAC 40 Endeksi %0,4 daha düşük işlem görürken, avro %1’den fazla değer kaybetti.
Fransa’da hükümet müzakereleri: Boyun Eğmeyen Fransa dışlanıyor
Yunanistan türü bir kriz kapıda mı?
Bloomberg‘e göre siyasi kaos, tahvil yatırımcılarının Fransa’nın kamu borcunu emsallerine göre “cezalandırmasına” yol açarak geçen hafta borçlanma maliyetlerini Yunanistan’ınkine yaklaştırdı ve Barnier’in iktidardan uzaklaştırılması halinde mali piyasalarda bir “fırtına” yaşanacağı uyarısında bulunmasına neden oldu.
Yatırımcılar aylardır Fransa’nın siyasi zorluklarından endişe duyarken, hükümet de bütçe açığını azaltacak önlemler almaya çalışıyor.
Barnier hükümeti tarafından sunulan bütçe tasarısı 60 milyar avro vergi artışı ve harcama kesintisi içeriyor ve bu yıl %6,1 olarak tahmin edilen bütçe açığının 2025 yılında ekonomik hasılanın %5’ine düşürülmesini hedefliyordu.
Mevcut maliye bakanı Antoine Armand salı günü erken saatlerde yaptığı açıklamada geçici bütçenin gündeme gelmesi halinde milyonlarca hanenin vergilerini artıracağı ve güvenlik ve tarım gibi bazı öncelikler için planlanan harcama artışlarını engelleyeceği uyarısında bulundu.
Politico‘ya göre Fransa’daki siyasi çalkantı, Avrupa’nın eski kötü günlere, devlet borç krizlerine dönmek üzere olabileceği spekülasyonlarına yol açtı. Avrupa Merkez Bankası (AMB) bile bu olasılığı kabul ediyor.
AMB, Fransa’ya müdahale edebilir
AMB’nin, Fransa’nın borçlanma maliyetlerini düşük tutmak için en yeni kriz aracını (“İletim Koruma Aracı” ya da TPI) devreye sokup sokmayacağı belli değil. Banka, bunun için gerekli koşullar ın henüz mevcut olmadığını düşünüyor.
AMB, finansal piyasaların 2008’den bu yana ilk büyük para politikası sıkılaştırma döngüsünün baskısı altında Avro bölgesinin dağılacağı yönünde spekülasyon yapma riskini önlemek için 2022’de TPI’yı oluşturmuştu.
Bu araç, AMB’nin belirli koşullar altında borçlanma maliyetlerini kontrol altında tutmak için üye devletlerin devlet tahvillerini satın almasına ve böylece Avro bölgesinin bölge genelinde keskin bir şekilde değişen kredi ve mevduat oranlarına sahip olmamasını sağlamasına olanak tanıyor. Bu hedef, para politikasının düzgün ya da eşit bir şekilde aktarılması olarak adlandırılıyor.
TPI’ın oluşturulduğu dönemde, gösterge 10 yıllık İtalyan tahvillerine uygulanan risk primi ya da ‘spread’ -yani yatırımcıların Almanya gibi daha güvenli bir kredi yerine İtalyan tahvili tutmak için talep ettikleri ekstra getiri- yüzde 2 puanın üzerine çıkmıştı. Buna rağmen AMB müdahale etmekten kaçındı.
Avrupa
Palantir: Avrupalı rakiplerimizin savaş tecrübesi yok

İngiltere’deki Palantir yöneticisi, Avrupa’da bulunan savunma alanındaki rakiplerinin savaş tecrübesine sahip olmadığını söyledi.
Avrupalı savunma yazılım şirketlerinin henüz savaş alanında yeteneklerini kanıtlamadığını öne süren şirketin Birleşik Krallık ve Avrupa sorumlusu Louis Mosley, Palantir şirketinin teknolojisinin ise halihazırda Ukrayna’da ve İran’da Batılı ordular tarafından kullanıldığını söyledi.
Rapporteur’de yayınlanan mülakatında, “Sözde Avrupalı rakipler şu anda… şey, bunların işe yarayıp yaramadığını kimse tam olarak bilmiyor,” diyen Mosley, Palantir’in operasyonel deneyiminin Avrupalı alternatiflere karşı şirkete benzersiz bir avantaj sağladığını savundu.
Mosley, Avrupa hükümetlerinin teknolojik egemenliği sanayi politikasıyla karıştırma riski taşıdığını savunarak, asıl sorunun tedarikçinin merkezinin nerede olduğu değil, müşterilerin kullandıkları teknolojiyi kontrol edip edemediği olması gerektiğini söyledi:
“Egemenliği şirketin merkezinin bulunduğu yer açısından tanımlayacaksanız, o zaman egemenlik politikasını sanayi politikasıyla karıştırıyorsunuz demektir.”
Mosley, egemenliğin kontrol ile ilgili olduğunu ve “kontrol ile mülkiyetin iki farklı şey olduğunu” ekledi.
Palantir’in bir Amerikan şirketi olmasına rağmen Avrupa’nın teknolojik kontrol gerekliliklerini karşılayabileceğini savunan Mosley, bir Avrupa kurumunun hassas operasyonları bir ABD’li tedarikçiye emanet edebileceğinin kanıtı olarak, şirketin Fransa’nın iç istihbarat servisi DGSI ile uzun süredir devam eden ilişkisini gösterdi:
“Bu kuruluş, Fransa’daki en hassas ve egemenlik niteliğindeki verileri korumakla görevli ve on yılı aşkın bir süredir iç güvenlikleri için Palantir’e güveniyor.”
Mosley, Palantir’in şu anda hiçbir AB kurumu ile doğrudan çalışmadığını doğruladı.
Yine de şirket, Rapporteur’e verdiği bilgiye göre, Birleşik Krallık, İsveç, Hollanda ve Fransa dahil olmak üzere Avrupa genelinde hükümetlerle sözleşmeler imzalamış durumda. Ayrıca NATO ile de bir anlaşması bulunuyor.
Şirket, ulusal hükümetlerle olan bazı ilişkilerini gizli tutsa da diğer AB ülkelerinde de faaliyet gösteriyor.
Kritik teknolojinin nihai olarak kim tarafından kontrol edildiği sorusu, tartışmanın merkezinde yer almaya devam ediyor.
Mosley, askeri operasyonların özel sektör altyapısına bağlı olduğu durumlarda ortaya çıkabilecek belirsizliğin bir örneği olarak, Ukrayna’nın Elon Musk’ın SpaceX şirketiyle ilişkili uydu iletişim hizmeti Starlink ile ilgili deneyimini gösterdi.
“Ukraynalıların vurguladığı nokta, Starlink’i kontrol etmedikleri,” diyen Mosley, kontrolün nihai olarak Musk’ta mı, Pentagon’da mı yoksa her ikisinin birleşiminde mi olduğu sorusunu gündeme getirdi.
Hizmetin uzaktan yavaşlatılıp yavaşlatılamayacağı sorulduğunda Mosley, Palantir’in sistemlerinin, yabancı bir gücün bir müşterinin yeteneklerini uzaktan devre dışı bırakmasını önleyecek teknik güvenlik önlemleriyle yapılandırılabileceğini söyledi.
Mosley, Palantir’in savunma alanında güçlü bir büyüme kaydettiğini belirtirken, yapay zeka (AI) benimseme konusunda Amerikan ve Avrupalı şirketler arasındaki uçurumun ciddi bir iktisadi soruna dönüşebileceği uyarısında bulundu.
“Gelirimiz, yapay zekanın uygulanmasından kaynaklanıyor,” diyen Mosley, Palantir’in iş modelini her sektördeki benimseme hızının potansiyel bir göstergesi olarak tanımladı.
Mosley, Amerikan şirketlerinin yapay zekayı “ışık hızında” benimsediğini savundu ve yapay zekayı başarıyla entegre eden Amerikan şirketlerinin, Avrupalı rakiplerine kıyasla önemli ölçüde daha üretken ve daha güçlü bir sermaye yapısına sahip hale gelebileceği konusunda uyarıda bulundu.
Yönetici, “Avrupalı rakipleri bu yapay zeka devriminden aynı hızla yararlanamazlarsa, dört ya da beş yıl içinde artık rekabet edemez hale gelecekler,” dedi.
NATO’nun Palantir’in Maven Akıllı Sistemi’ni yedi ayda tedarik edip benimsemesini örnek gösteren Mosley, “Yapay zekada her gün, her hafta ilerleme kaydedildiğini görüyoruz,” diye konuştu.
Yeni yetenekleri benimseme aciliyetinin özellikle belirgin olduğunu ve Rusya’ya yakınlığın güvenlik endişelerini artırdığı Doğu Avrupa’da şirket için bir dizi iş fırsatı yarattığını belirtti ve şöyle devam etti:
“En son teknolojinin öncüsü olmalısınız ve bu da yapay zeka. İnternet devrimini kaçırdık. Bunu da mı kaçıracağız?”
Avrupa
Nokia, Ukrayna’ya uydu desteği sağlayacak

Nokia ve ICEYE, kontrolü doğrudan Kiev yönetimine ait olacak bağımsız bir uydu haberleşme sistemi kurmak üzere Ukrayna Savunma Bakanlığı ile niyet mektubu imzaladı. Finlandiya Başbakanının Kiev ziyaretinde duyurulan adım, Amerikan Starshield terminallerine getirilen hız kısıtlamaları ve Avrupa’daki tepkilerin hemen ardından geldi.
Nokia ve uzay teknolojileri şirketi ICEYE, Ukrayna Savunma Bakanlığı ile Kiev yönetiminin kendi kontrolünde olacak bir uydu haberleşme ağı kurulması konusunda mutabakat zaptı imzaladı.
Nokia’dan yayımlanan basın bülteninde, tarafların Ukrayna denetimindeki haberleşme sisteminin hayata geçirilme olanaklarını ortaklaşa inceleyeceği kaydedildi.
Anlaşma, Finlandiya Başbakanının Ukrayna ziyareti sırasında 22 Ekim’de duyuruldu. İşbirliğinin temel hedefi, öncelikle ülkenin kendi bağımsız uydu iletişim kapasitesini güçlendirerek savunma kabiliyetlerine katkı sağlamak olarak açıklandı.
ICEYE ve Nokia, ekim ayı başında kamu kurumlarına yönelik alçak dünya yörüngesinde çalışacak güvenli geniş bant iletişim sistemlerini ortaklaşa geliştireceklerini açıklamıştı.
Savunma, sınır güvenliği, acil durum birimleri ve afet müdahale ekipleri için tasarlanan bu Avrupa menşeli teknolojilerin, devletlere kendi uydularına, yer altyapılarına ve terminallerine doğrudan sahip olma ve bunları bağımsız yönetme imkanı tanıdığı belirtiliyor.
ICEYE Üst Yöneticisi ve Kurucu Ortağı Rafal Modrzewski, konuya dair açıklamasında Ukrayna’nın kontrolü tamamen kendisinde olan güvenli, egemen ve yüksek kapasiteli uydu haberleşme sistemlerine ihtiyaç duyduğunu dile getirdi.
Nokia Jeopolitik ve Hükümet İlişkileri Direktörü ve Nokia Savunma Yönetim Kurulu Başkanı Mikko Hautala ise uydu ağlarının karasal iletim altyapısı zarar gördüğünde bile iletişimin sürmesini sağladığına dikkat çekti.
Hautala, güvenilir ve egemen bir uydu haberleşmesinin Ukrayna’nın direncini nasıl artırabileceğini ve bağımlı olduğu iletişim üzerinde Kiev yönetimine nasıl kontrol sağlayabileceğini ICEYE ile birlikte araştıracaklarını söyledi.
Finlandiya merkezli bir uzay şirketi olan ICEYE, radar uyduları geliştirip üretiyor ve bu uydulardan elde edilen verileri kullanıma sunuyor.
Şirketin aktardığı bilgilere göre geliştirdiği teknolojiler savunma ve istihbaratın yanı sıra çevre izleme, sigortacılık ve acil durum müdahalelerinde de kullanılıyor.
Ukrayna ordusunun kullandığı Amerikan uydu bağlantısına kısıtlamalar getirildiğine yönelik haberler, bu anlaşmanın hemen öncesinde gündeme gelmişti.
Eski Ukrayna Savunma Bakanı Danışmanı Serhiy Sternenko, 14 Ekim gecesi yaptığı paylaşımda terminallerin saatte 160 kilometre hızla hareket ederken bağlantıyı kaybettiğini, ilerleyen süreçte bu kesintilerin saatte 60 ila 70 kilometre hızlarda da yaşandığını aktarmıştı.
SpaceX yöneticisi Elon Musk, Starlink’in askeri versiyonu olan Starshield’ın mülkiyetinin ve yönetiminin ABD hükümetine ait olduğunu, bu sebeple kısıtlama kararlarının Amerikan makamlarınca alındığını savunmuştu.
Beyaz Saray ise kısıtlamalarla bir ilgisi olmadığını açıklamıştı.
The Wall Street Journal gazetesinin 22 Ekim’de Amerikalı yetkililere dayandırdığı haberine göre ABD Başkanı Donald Trump, Musk’tan bizzat söz konusu sınırlamaları kaldırmasını istedi.
Amerikalı ve Ukraynalı yetkililer, yapılan görüşmenin ardından sistemin daha kararlı çalışmaya başladığını ifade etti; kimi Ukraynalı temsilciler ise işlevlerin henüz bütünüyle eski haline dönmediğini dile getirdi. Trump, Ukrayna’nın Starshield erişiminin yeniden sağlandığını doğruladı.
Trump, Musk’tan Ukrayna için Starshield sınırlamasını kaldırmasını istedi
Söz konusu kısıtlamalar Avrupa tarafında tepkiyle karşılandı.
Polonya Dışişleri Bakanı Radoslaw Sikorski, Musk’ı siyasi oyunlar oynamakla suçlayarak X platformunda “Biz senin Avrupalı müşterileriniz, seni izliyoruz” paylaşımını yaptı.
Polonya, 2022 yılından bu yana Ukrayna için yaklaşık 25 bin Starlink terminali satın aldı ve Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinin uydu bağlantı masraflarını karşılamayı sürdürüyor.
Gelişmelerin ardından Avrupa Komisyonu da Ukrayna’nın Govsatcom programına dahil edilmesinin değerlendirildiğini açıkladı.
AB üyesi ülkelerin mevcut uydu kapasitelerini bir araya getiren güvenli iletişim programının, Brüksel tarafından 2027 yılının başında ticari hizmetlerle genişletilmesi planlanıyor.
Avrupa
İspanya ve İtalya sınır kontrollerini bitirecek

İspanya ve İtalya, geçen Temmuz ayında göç krizinin ardından başlayan sınır kontrollerini askıya alma konusunda anlaşmaya vardı.
Yaz aylarında Fas’tan Ceuta’ya gerçekleşen kitlesel göçmen geçişinin tetiklediği, aylar süren Schengen anlaşmazlığı şimdilik sona eriyor.
Bu karar, geçen hafta düzenlenen AB zirvesinde İspanya Başbakanı Pedro Sánchez ile İtalya Başbakanı Giorgia Meloni arasında yapılan toplantının ardından ayarlanan, İtalya İçişleri Bakanı Matteo Piantedosi ile İspanya İçişleri Bakanı Fernando Grande-Marlaska arasındaki telefon görüşmesinin ardından alındı.
Her iki ülke de ayrı ayrı yaptıkları açıklamalarda, bu kararın “durumun dikkatli bir şekilde analiz edilmesinin ardından” alındığını ve “Schengen bölgesinin tam güvenliğini sağlamak için bilgi paylaşımının güçlendirilmesiyle destekleneceğini” belirtti.
Kara sınırı paylaşmayan İspanya ve İtalya arasında yaşanan eşi görülmemiş gerginlik, hava ve deniz yoluyla gelen yolcular için rastgele pasaport kontrollerinin uygulanmasına yol açmış ve bu karar aylar boyunca sistematik olarak yenilenmişti.
İlk olarak 1 Ağustos’ta bir ay süreyle uygulamaya konulan bu önlemler, başlangıçta 48 saatlik bir süre içinde 80.000 göçmenin Fas’tan Kuzey Afrika’daki İspanyol eksklavı Ceuta’ya ani ve kitlesel geçişi nedeniyle tetiklenmişti.
İspanya İçişleri Bakanlığı’na göre, sonraki günlerde 72.000’den fazla göçmen Fas’a geri döndü.
Ardından AB liderleri Sánchez’e karşı birleşerek, onun göç yanlısı politikalarının bir çekim faktörü yarattığını iddia ettiler.
Finlandiya ve İtalya gibi ülkeler, İspanya ile Schengen bölgesinin kapatılmasını hızla talep ettiler
Bu göç akını, İspanya’yı eşi görülmemiş bir acil duruma sürükledi. Bu durum, geçiş girişiminde 141’den fazla kişinin hayatını kaybetmesi ve binlerce kişinin hâlâ bu küçük şehirde mahsur kalmasıyla devam eden siyasi ve insani bir krize dönüştü.
Yerel yetkililer, çoğu çocuk olan yaklaşık 15.000 göçmenin Ceuta’da kaldığını iddia ediyor.
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika4 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını2 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum
Rusya2 hafta önceRusya, Trump ile varılan mutabakatla dizel ihracatını kısmen serbest bıraktı
Avrupa2 hafta önceBerlin’de Sol Parti, SPD-Yeşiller koalisyonu için “İsrail’in var olma hakkı”nın altını çizdi











