Avrupa
Fransız hükümetinin kaderi bugün belirlenecek

Michel Barnier liderliğindeki Fransa hükümeti bütçe anlaşmazlığı nedeniyle çökme riskiyle karşı karşıya.
Pazartesi günü Marine Le Pen’in partisi Ulusal Birlik (RN), Başbakan Barnier’in gelecek yılın bütçesine ilişkin tüm taleplerini kabul etmemesinin ardından Fransız hükümetini devirmek için bugün (4 Aralık) verilecek gensoru önergesini destekleyeceğini söyledi.
Fransa Başbakanı pazartesi günü Ulusal Meclis’te yaptığı açıklamada sosyal güvenlik yasa tasarısının oylama yapılmadan kabul edilmesine olanak tanıyan ama güvensizlik önergelerine kapı açan anayasal bir mekanizmayı kullanacağını açıkladı.
Bu açıklamanın hemen ardından RN, hükümetin gensoru ile düşürülmesini destekleyeceğini açıkladı. Le Pen’in partisi parlamentonun alt kanadında en büyük parti olduğu için, onun desteği Barnier’in mevcut durumda görevden alınmasını muhtemel kılıyor.
Muhalefet gruplarının pazartesi günü gensoru önergelerini sunmalarının ardından parlamentonun tartışmaya başlaması için 48 saat geçmesi gerekiyordu.
Fransa’da gensoru ile reddedilen yasa tasarıları teknik olarak iptal edilmiş sayılmıyor fakat geçici bir hükümetin bunları parlamentodan geçirme ya da yasal tedbirlerle uygulamaya koyma konusunda çok az meşruiyeti var. Zayıflamış bir hükümetin bunları nasıl uygulayacağını ve bu tür manevraları kullanmanın daha sonraki etkilerini tahmin etmek zor.
Bütçenin geçmemesi durumunda 1 Ocak’ta tamamen kapanmayı önlemek için mevcut hükümler var. Yine de bütçe kabul edilmezse ne yapılacağına dair bir “kullanım kılavuzu” olmadığı belirtiliyor.
Bütçeyi yeni yıla taşıyacak “özel yasa” krizi daha da derinleştirebilir
Bununla birlikte, ocak ayında vergi toplamak üzere parlamentodan yetki almak için loi spéciale (özel yasa) olarak bilinen acil bir yasa tasarısının varlığı sayesinde Amerikan tarzı bir federal kamu hizmetlerinin kapanma riski sıfıra yakın.
“Özel yasa” hükümetin bir önceki yılın bütçesini birkaç aylığına yeni yıla taşımasına izin veriyor.
Bununla birlikte prosedür, sadece hükümetin kamu hizmetlerini sağlamaya devam etmek için hayati olduğunu düşündüğü asgari harcamaya ve 2024 bütçesinde oylanandan daha fazlasına izin verilmesini gerektiriyor. Yoruma bağlı olarak bu, özellikle harcamaların artacağı savunma gibi alanlarda ciddi kemer sıkmaya yol açabilir.
Belirsizliğe ek olarak, 2001 yılında kabul edilen şekliyle loi spéciale daha önce hiç kullanılmadı. Benzer tedbirler 1962 ve 1979’da çok farklı koşullarda uygulanmıştı ama bunlarda hükümetin çökme ihtimali mevcut değildi.
Gensoru önergesi kabul edilirse, Barnier hükümeti Macron yeni bir başbakan atayana ya da Barnier’i yeniden atayana kadar bütçe için yeni bir girişimde bulunmak üzere geçici olarak görev yapacak.
Fakat Ulusal Meclis’te birbirine şiddetle karşıt üç bloğu kapsayan bir çoğunluğa hükmedebilecek belirgin bir aday yok. Macron, seçimlerden zaferle çıkan solcu Yeni Halk Cephesi’nin (NFP) adayına hükümet kurma şansını vermeyerek tüm teamülleri altüst etmişti.
İkinci bir seçenek parlamentodaki güç dengesini değiştirmek için yeni meclis seçimleri olabilir, fakat Macron bunu son oylamadan bir yıl sonra, 2025 yazına kadar yapamaz.
Fransa’da yeni hükümet üyeleri: Çokça macronizm, biraz lepenizm
Macron’dan vekillere: Hükümeti devirmeyin
Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransız milletvekillerine “kişisel hırslarını bir kenara bırakarak” hükümeti düşürecek ve ülkeyi siyasi kargaşaya sürükleyecek bir oylamayı reddetmeleri çağrısında bulundu.
Macron salı günü Suudi Arabistan ziyareti sırasında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Bugün siyasetçilerin kendilerine sormaları gereken tek soru, ülkeye ve Fransız halkına nasıl faydalı olabilecekleridir. Kendi hırslarına ya da kendi çıkarlarına nasıl faydalı olabilecekleri değil,” dedi.
Cumhurbaşkanı Riyad’da yaptığı açıklamada Le Pen’in partisinin güvensizlik önergesini desteklemesinin “dayanılmaz bir sinizm oylaması olacağını” söyledi ve “önergeye oy vereceklerine inanamadığını” kaydetti.
Barnier de güvensizlik önergesinin geçmeme ihtimalinden söz etti. Başbakan salı günü Fransız televizyonunda yaptığı açıklamada, “Bir sorumluluk refleksinin ortaya çıkmasının mümkün olduğunu düşünüyorum. Ülkenin yüksek menfaatinin, ortak yararın, ulusal çıkarın bir anlamı olduğunu düşünüyorum,” ifadelerini kullandı.
Le Pen, Macron’u istifaya davet ediyor
Siyasi istikrarı yeniden tesis etmenin açık bir yolu olmadığından, muhalefet partileri Le Pen’in pazartesi günü üçüncü bir seçenek olarak tanımladığı istifa çağrısında bulundu.
Le Pen, “Ciddi bir siyasi kriz olduğunda anayasamız açıktır. Bu cumhurbaşkanının kararı ve sorumluluğudur,” dedi.
Marine Le Pen, Michel Barnier’i başbakanlıktan düşürmek için verilen gensoruyu desteklemesinin ardından, gensoru önergesinin “bir koalisyon ya da siyasi anlaşma olmadığını” söyledi.
Le Pen daha önce de güvensizlik önergesini desteklemenin Fransız halkını “tehlikeli, adaletsiz ve cezalandırıcı bir bütçeden” korumanın tek anayasal yolu olduğunu söylemişti.
Salı günü X’te konuşan Le Pen, “Açık olalım: gensoru önergesi bir koalisyon ya da siyasi bir anlaşma değildir, Hükümet tarafından önerilen politika ve bütçe tercihlerinin reddedilmesinin ifadesinden başka bir şey değildir,” dedi.
Macron’un yeni başbakanı Barnier: Le Pen’in ideolojisine saygı duyuyorum
Boyun Eğmeyen Fransa da hükümeti devirmek istiyor
Le Pen ve partisi RN’nin yanı sıra solcu Yeni Halk Cephesi’ni oluşturan partiler de Barnier hükümetini devirmek istiyor.
Boyun Eğmeyen Fransa’nın (LFI) önde gelen isimlerinden ve ulusal meclisin finans komitesi başkanı Éric Coquerel, Barnier’in güven oylamasını kaybetmesi halinde solun birleşerek Yeni Halk Cephesi (NFP) hükümetini desteklemesinin tek geçerli seçenek olduğunu söyledi.
Le Figaro’ya göre, Sosyalistleri olası bir NFP seçeneğini desteklemeye çağıran Coquerel, Ulusal Meclis’te basına verdiği demeçte, “Eğer sol bir hükümetin kurulma şansının olmasını istiyorsak, hepimiz aynı çiviye vurmalıyız. Bizi birleştirebilecek tek şey, Yeni Halk Cephesi’nin programını taşıyacak bir hükümet talep etmeye devam etmektir,” dedi.
Fakat Macron görevinden ayrılmaya zorlanamıyor ve anketlere göre Le Pen’in önde gittiği bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçimi 2027’de yapılacak.
Le Pen bütçe anlaşmazlığı nedeniyle Fransız hükümetini düşürmekle tehdit etti
Yatırımcılar Fransız varlıklarından çıkıyor
Tehlikeli siyasi durum yatırımcıları Fransız varlıklarını satmaya yöneltti. Bu durum, 10 yıllık borçlanmanın getiri primini Avro krizinden bu yana görülmemiş seviyelere çıkardı.
Fransız tahvilleri ve hisse senetleri, Le Pen’in partisinin güvensizlik oylamasını destekleyeceklerini açıklamasının ardından pazartesi öğleden sonra yeniden satış baskısı altına girdi.
10 yıllık Fransız ve Alman tahvilleri arasındaki fark gün içinde sekiz baz puan artarak 89 baz puana ulaştı, 2012’den bu yana en yüksek seviyeye yaklaştı ve Haziran ayından bu yana en büyük genişleme hareketine doğru ilerledi.
CAC 40 Endeksi %0,4 daha düşük işlem görürken, avro %1’den fazla değer kaybetti.
Fransa’da hükümet müzakereleri: Boyun Eğmeyen Fransa dışlanıyor
Yunanistan türü bir kriz kapıda mı?
Bloomberg‘e göre siyasi kaos, tahvil yatırımcılarının Fransa’nın kamu borcunu emsallerine göre “cezalandırmasına” yol açarak geçen hafta borçlanma maliyetlerini Yunanistan’ınkine yaklaştırdı ve Barnier’in iktidardan uzaklaştırılması halinde mali piyasalarda bir “fırtına” yaşanacağı uyarısında bulunmasına neden oldu.
Yatırımcılar aylardır Fransa’nın siyasi zorluklarından endişe duyarken, hükümet de bütçe açığını azaltacak önlemler almaya çalışıyor.
Barnier hükümeti tarafından sunulan bütçe tasarısı 60 milyar avro vergi artışı ve harcama kesintisi içeriyor ve bu yıl %6,1 olarak tahmin edilen bütçe açığının 2025 yılında ekonomik hasılanın %5’ine düşürülmesini hedefliyordu.
Mevcut maliye bakanı Antoine Armand salı günü erken saatlerde yaptığı açıklamada geçici bütçenin gündeme gelmesi halinde milyonlarca hanenin vergilerini artıracağı ve güvenlik ve tarım gibi bazı öncelikler için planlanan harcama artışlarını engelleyeceği uyarısında bulundu.
Politico‘ya göre Fransa’daki siyasi çalkantı, Avrupa’nın eski kötü günlere, devlet borç krizlerine dönmek üzere olabileceği spekülasyonlarına yol açtı. Avrupa Merkez Bankası (AMB) bile bu olasılığı kabul ediyor.
AMB, Fransa’ya müdahale edebilir
AMB’nin, Fransa’nın borçlanma maliyetlerini düşük tutmak için en yeni kriz aracını (“İletim Koruma Aracı” ya da TPI) devreye sokup sokmayacağı belli değil. Banka, bunun için gerekli koşullar ın henüz mevcut olmadığını düşünüyor.
AMB, finansal piyasaların 2008’den bu yana ilk büyük para politikası sıkılaştırma döngüsünün baskısı altında Avro bölgesinin dağılacağı yönünde spekülasyon yapma riskini önlemek için 2022’de TPI’yı oluşturmuştu.
Bu araç, AMB’nin belirli koşullar altında borçlanma maliyetlerini kontrol altında tutmak için üye devletlerin devlet tahvillerini satın almasına ve böylece Avro bölgesinin bölge genelinde keskin bir şekilde değişen kredi ve mevduat oranlarına sahip olmamasını sağlamasına olanak tanıyor. Bu hedef, para politikasının düzgün ya da eşit bir şekilde aktarılması olarak adlandırılıyor.
TPI’ın oluşturulduğu dönemde, gösterge 10 yıllık İtalyan tahvillerine uygulanan risk primi ya da ‘spread’ -yani yatırımcıların Almanya gibi daha güvenli bir kredi yerine İtalyan tahvili tutmak için talep ettikleri ekstra getiri- yüzde 2 puanın üzerine çıkmıştı. Buna rağmen AMB müdahale etmekten kaçındı.
Avrupa
NATO, Fransa seçimlerinden endişeli

Fransa’da 2027’de yapılacak seçimlerde NATO ile ilişkileri değiştirmek isteyen güçlü adayların varlığı Brüksel’de kaygıyla karşılanıyor.
POLITICO’da yer alan habere göre Ulusal Birlik (RN) lideri Marine Le Pen NATO’nun entegre komutanlığından ülkesini çıkarmak isterken, solcu Boyun Eğmeyen Fransa’nın (LFI) lideri Jean-Luc Mélechon ise ittifaktan tamamen ayrılmayı savunuyor.
Hem Le Pen hem de Mélenchon, görüşlerini yüksek sesle ve net bir şekilde dile getirdi.
Le Pen mayıs ayında yaptığı açıklamada, “NATO’nun entegre komutasından ayrılmalıyız,” demişti.
Üstelik bu sadece seçim kampanyası retoriği gibi görünmüyor. Konuyu ilk elden bilen bir yetkiliye göre, Le Pen bu yılın başlarında üst düzey bir Fransız askeri komutanla yaptığı kapalı kapılar ardındaki toplantıda da aynı noktaya değindi.
Yetkili, Le Pen’in ayrıca Fransa’nın eninde sonunda Rusya ile ilişkilerini yeniden kurmak zorunda kalacağını savunduğunu da ekledi.
Hükümete yakın bir Fransız milletvekili, “Bugün, Ulusal Birlik içinde iktidarı yeniden ele geçiren … Rus yanlısı kanattır,” dedi.
Mélenchon ise daha da ileri ediyor. Uzun süredir NATO’yu eleştiren Mélenchon, geçen ayın sonlarında, Amerika’nın “açıkça düşmanca” tutumu nedeniyle NATO’dan tamamen çekilmeyi de içeren bazı temel uluslararası önceliklerini ana hatlarıyla açıkladı.
Fransız siyasetçi, haziran ayında katıldığı bir konferansta, “NATO üyeliğinin devamı söz konusu olamaz,” demişti.
POLITICO’ya göre ittifak, Avrupa’ya yönelik Washington’un savunma taahhüdüne ilişkin şüphelerle boğuşurken ve Rusya’nın olası bir saldırısına karşı hazırlık amacıyla silahlanmasını sürdürürken, Fransa’da yapılan son anketler, gelecek yılki seçimlerde Fransız seçmenlerin yaklaşık yarısının NATO’ya karşı çıkan “sert çizgideki” adayları desteklediğini gösteriyor.
AB’nin tek nükleer gücü olan Fransa’nın NATO’dan çekilmesi, ittifakta şok dalgaları yaratacak, Romanya ve Estonya’daki Fransız birliklerinin konuşlandırılmasını belirsizliğe sürükleyecek, önemli savaş teçhizatına erişimi kısıtlayacak ve 32 üye ülke arasındaki askeri koordinasyonu zayıflatacak.
Friends of Europe düşünce kuruluşunda kıdemli savunma uzmanı ve eski NATO sözcüsü Jamie Shea, ABD’nin varlığının azalmasıyla birlikte, hedefin Fransa da dahil olmak üzere Avrupalıların daha fazla sorumluluk üstlenmesi olduğu bir dönemde, “büyük bir Avrupa ülkesinin ittifaktan uzaklaşmasını istemeyeceklerini” söyledi.
NATO’nun birleşik komutasından ayrılmanın yaratacağı etkiler, hem Paris hem de ittifak için sorunlara yol açacak.
Finlandiya Savunma Bakanı Antti Häkkänen, POLITICO’ya verdiği demeçte şunları söyledi:
“Fransa’nın güçlü bir NATO’nun uzun vadeli faydalarını anlamasını umuyoruz… ve bu, Fransa’nın NATO yapılarına oldukça tam bir şekilde entegre olmasını da gerektiriyor. Bu nedenle, savunma politikasında… siyasi çizgilerini güçlü bir konumda tutacaklarını umuyoruz.”
Cumhurbaşkanlığı seçimlerine hâlâ sekiz ay varken, sonucun ne olacağı belirsiz. Adayların seçildikten sonra ittifak hakkındaki görüşlerini yumuşatma ihtimali de var; tıpkı İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin 2022’de yaptığı gibi.
Fakat ülkenin ittifakla olan tarihsel olarak gergin ilişkisi göz önüne alındığında, NATO için tehdit ciddi boyutta.
İsminin açıklanmasını istemeyen bir NATO diplomatı, “O seçimlerden korkuyorum. Fransa’yı kaybetmek korkunç olur,” dedi.
Le Pen’in önerdiği seçenek Fransa’da ilk kez tartışılmıyor. 1966 yılında, dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Charles De Gaulle, daha fazla egemenlik ihtiyacını gerekçe göstererek ülkesinin NATO askeri yapılarına katılımını sonlandırmıştı.
Yaklaşık 26.000 askeri geri çeken De Gaulle, NATO’nun Belçika’ya taşınmasına neden olmuştu.
Paris, bu kararını ancak 2009 yılında, eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy döneminde geri aldı.
Rasmussen Global siyasi danışmanlık şirketinin CEO’su ve NATO’nun eski politika planlama başkanı Fabrice Pothier, bunun tekrar olması durumunda Paris’in ittifakla ilişkilerini tamamen kesmesinin pek olası olmadığını belirtti.
Fakat ona göre yeni bir “sert çizgideki” cumhurbaşkanının yönetiminde “sürekliliğin olacağını düşünmek “aptalca” olur.
“Fransızlar hiçbir zaman en NATO yanlısı üyeler arasında yer almadı” diyen Pothier, bu konunun “popülistler” için “kolay bir hedef” olduğunu belirtti.
POLITICO’nun elde ettiği bu bahar aylarında yapılan ittifak içi anket sonuçlarına göre, Fransız seçmenlerin yaklaşık yüzde 54’ü NATO’da kalmak için oy kullanacaklarını belirtti.
Bu oran, Karadağ’dan sonra NATO’nun 32 üyesi arasında en düşük ikinci oran.
Fransa’nın iki turlu cumhurbaşkanlığı seçim sistemi, seçmenlerin daha ılımlı adayların etrafında birleşmesi nedeniyle daha önce sert çizgideki adayların kazanmasını engellemiş olsa da, bu durum gelecek yıl gerçekleşmeyebilir.
Bu tehdidi hayata geçirmek, NATO için ciddi sonuçlar doğuracak. Avrupa Parlamentosu Savunma Komisyonu Başkanı Alman siyasetçi Marie-Agnes Strack Zimmermann şöyle konuştu:
“Fransa sadece kurucu bir üye değil, aynı zamanda bu ittifakın kilit aktörlerinden biri… özellikle de nükleer silah envanteri nedeniyle. Bundan kazanç sağlayacak tek bir grup var — o da özgürlüğümüzün düşmanlarıdır.”
Teorik olarak, NATO’nun komuta yapılarından ayrılma kararı derhal alınabilir. Fransa cumhurbaşkanının parlamentoya danışmasına gerek yok ve NATO antlaşmasındaki bir yıllık çekilme hükmü, yalnızca ittifakın siyasi yapılarından ayrılan ülkeler için geçerli; ki bu, Le Pen’in politikası kapsamında mutlaka böyle olmayabilir.
Fakat pratikte, bu sürecin yaklaşık bir yıl süreceğini tahmin ediliyor zira geçiş süreci, NATO’da kalıcı olarak görevlendirilmiş yaklaşık 1.000 subayın geri çekilmesini ve ileride ittifakla koordinasyonu sağlamak üzere bir irtibat organının kurulmasını gerektirecek.
Öte yandan De Gaulle’ün hamlesinden sonra bile Paris, NATO ile yakın bağlarını sürdürmeye devam etti ve sık sık operasyonlara katıldı.
Gelecek yıl sert çizgide bir cumhurbaşkanının göreve gelmesiyle, durum farklı bir şekilde gelişebilir.
Üç NATO diplomatına göre, bu senaryodaki en büyük endişeler, Romanya’daki 1.200 kişilik Fransa liderliğindeki muharebe grubunun geleceği, Fransa’nın nükleer silahlar konusunda NATO ile gayri resmi işbirliği ve uydu ve istihbarat gibi özel yetenekleriyle ilgili.
Örneği Fransa olmadan NATO’nun askeri planlayıcıları, Avrupa’nın tek nükleer güçle çalışan uçak gemisine, Mistral sınıfı gemileri içeren amfibi filoya, CERES istihbarat uydularına ve filosunun yaklaşık yüzde 65’ini konuşlandırabilen güçlü bir donanmaya erişim imkânını yitirecek.
Öte yandan NATO’nun komuta yapılarından ayrılmak Fransa’ya da zarar verecek. Ülke NATO’nun siyasi organlarındaki koltuğunu korusa da askeri öneriler söz konusu olduğunda yetkileri büyük ölçüde azalacak.
Bu, Paris’in nihai önerileri yalnızca “kabul etmek ya da reddetmek”le yetineceği anlamına gelir.
Fransa bu durumda ittifak içindeki üst düzey pozisyonlarını da kaybedecek. Bunlara Müttefik Dönüşüm Yüksek Komutanlığı, NATO Hava Kuvvetleri Karargahı’ndaki komutan yardımcılığı ve Almanya’daki Brunssum üssündeki genelkurmay başkanlığı da dahil.
Ayrıca Fransa bilgi paylaşımını sonlandırırsa, ittifakın geri kalanında olup bitenlere ilişkin bilgilere erişimi de engellenebilir.
Siyasi açıdan da bu, Almanya’nın Avrupa’nın önde gelen NATO üyesi haline gelmesi anlamına gelebilir. Yukarıda alıntılanan NATO diplomatı, “Fransa’nın ayrılması ve Amerikalıların geri çekilmesiyle… Almanya’nın öne çıkması gerekecek. Eğer çıkarsanız, her şeyi kaybedersiniz,” dedi.
Eski NATO sözcüsü Shea, “Ekonomik ve siyasi açıdan, artık GSYİH açısından en fazla harcama yapan ülkeler olan Almanya ve Polonya’ya doğru zaten muazzam bir kayma yaşandı. Bu, halihazırda olanları sadece hızlandıracaktır,” diye konuştu.
Shea, en kötü senaryoyu önlemek için NATO yetkililerinin, EN ve LFI partilerinden milletvekilleri ile perde arkasında girişimlerde bulunmaya başlamaları gerektiğini savundu.
Seçimler yaklaştıkça, NATO’ya şüpheci bir kişinin Paris’te iktidara gelme ihtimali ittifak içinde giderek artan bir endişe kaynağı haline geliyor.
Aynı diplomat, “Hayatta kalacağız [ama] bu çok, çok tehlikeli olacak,” dedi.
Avrupa
Alman ordusundaki rekor personel artışı yapısal sorunu gizleyemiyor

Almanya Savunma Bakanlığı, 31 Temmuz itibarıyla 186 bin 700 askere ulaşarak son 13 yılın en yüksek personel seviyesini yakaladığını duyurdu. Ancak ordudaki büyümenin yeni erlerden ziyade kıdemli ve yaşlı kadroların hizmet sürelerinin uzatılmasına dayanması, kuvvet yapısının bozulduğu yönündeki eleştirileri artırıyor.
Almanya Savunma Bakanlığı, yılın ikinci yarısı için bir dizi öncelikli hedef belirledi. Boris Pistorius (SPD) liderliğindeki bakanlık yönetimi, kasım ayı sonunda Federal Meclis (Bundestag) tarafından kabul edilmesi planlanan federal bütçe hükümet tasarısından memnuniyet duyuyor.
Welt gazetesinin haberine göre yetkililerin kamuoyu önünde açıkça dile getirmediği temel mesele ise vergi gelirlerinden ve kredilerden tahsis edilen kaynakların askeri kabiliyetlere olabildiğince verimli şekilde dönüştürülmesi gerekliliği; zira bu alanda halen aksaklıklar yaşanıyor.
Yeni altyapı inşaatlarında ise sürecin genel olarak planlandığı gibi ilerlediği değerlendiriliyor.
Bu yıl kışlalara yaklaşık 9 bin yeni yatak kapasitesinin kazandırılması hedefleniyor ve ilk yataklara yerleşimler bugünlerde başlamış durumda.
Önümüzdeki dört yıl içinde ise yeni binalarla birlikte yaklaşık 54 bin yatağın daha sisteme dahil edilmesi planlanıyor.
Tüm bu başlıklara karşın ordudaki en büyük sorun sahası personel konusu olmaya devam ediyor.
Bakanlık hafta başında yaptığı açıklamada, 31 Temmuz itibarıyla asker sayısının 186 bin 700’e ulaştığını ve yaklaşık 13 yılın en yüksek seviyesinin görüldüğünü bildirdi.
Bu rakam, en geç 2035 yılına kadar ulaşılması hedeflenen 260 bin askerlik nihai hedefin oldukça gerisinde kalsa da bakanlık, mevcut değerin “personel artışı için öngörülen hedef koridoru içinde” yer aldığını savunuyor.
Bu da, Federal Meclis ile başlangıçta oldukça yavaş bir artış rotası üzerinde uzlaşılmış olmasından kaynaklanıyor. Söz konusu planlama, yıl sonuna kadar 186 bin ila 190 bin kişilik bir personel mevcudu öngörüyor.
Bakanlık, “personel temin sürecinin genelindeki olumlu gelişmeler doğrultusunda, mevsimsel dalgalanmaların etkisine rağmen Bundeswehr’in personel artışının yıl sonuna kadar olumlu seyrini sürdüreceğini” tahmin ediyor.
Ancak tüm gözlemciler bu değerlendirmeye katılmıyor. Eski Kara Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Alfons Mais, LinkedIn’de yayımladığı yazıda şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bu açıklamalara bakıldığında, Bundeswehr’in anayasal görevinin mümkün olduğunca fazla insanı istihdam etmek olduğu izlenimine kapılmak mümkün. Temel soru şudur: Hizmet süresi uzatılan personelin de dahil olduğu bu ilave güç, savunma görevine nerede katkı sağlıyor? İdari kadrolarda mı? Yurt içi savunmada mı? Harekat birliklerinin yedek unsurlarında mı? Kıtadaki mevcut personel açıklarının kapatılmasında mı? NATO planlama hedeflerine yönelik yeni kabiliyetlerin artırılmasında mı? Litvanya’da mı?”
Meselenin yalnızca nicelik değil, aynı zamanda nitelik yani doğru personelin doğru yerde istihdam edilmesi olduğunu belirten Mais; personelin yalnızca karargahlarda değil, topçu taburlarında, yüzer unsurlarda, savaş uçağı filolarında veya elektronik harp alanında bulunması gerektiğine işaret ediyor.
Nitekim bakanlık da emekli korgeneralin dikkat çektiği bu yapısal sorunların farkında.
Siyaseten arzulanan rekor veriler kamuoyuna duyurulsa da Bendlerblock’taki yetkililer, olası bir kriz ve savaş durumuna uygun bir savunma düzeni alabilmek için Bundeswehr’in personel yapısının yeniden bir piramit formuna kavuşturulması gerektiğini kabul ediyor.
Bakanlık koridorlarında ordunun mevcut yapısıyla “fazla yağ bağladığı” ve gövdesinin hantallaştığı konuşuluyor.
Silahlı kuvvetlerde ideal kabul edilen piramit modelinde, zirveyi generaller ve kurmay subaylar oluştururken geniş tabanı erbaş ve erler meydana getiriyor; bu iki kesimin arasında ise subaylar ve astsubaylar yer alıyor.
Tabanın kalabalık, komuta kademesinin az sayıda pozisyondan oluşması, hem genç ve fiziki açıdan dayanıklı bir orduyu hem de en başarılı askerlerin sürekli bir eleme süreciyle üst kademelere yükselmesini güvence altına alıyor.
Bu model aynı zamanda maliyet etkinliği sağlıyor ve görev süresi bitip yedeğe ayrılan askerler sayesinde yüksek seferberlik kabiliyeti sunuyor.
Bugün ise Bundeswehr yalnızca tepe kadrosu şişkin bir yapıya sahip olmakla kalmıyor, aynı zamanda orantısız biçimde geniş bir orta kademeyi, yani hantal gövde yapısını barındırıyor.
Genç er kadrolarının sayısı yetersiz kalırken yaşlı subayların sayısı fazlalık oluşturuyor. Komuta edecek yeterli askeri bulunmayan bir binbaşı askeri açıdan katma değer üretmediği gibi, kıdemli personelin görevde uzun süre kalması genç askerlerin terfi etmesini de engelliyor.
Bu da savunma bütçesinin muharebe gücüne, teçhizata veya yeni nesil askerlere aktarılması yerine, orta ve üst kademedeki personelin yüksek maaşlarına harcanmasına yol açıyor.
Bakanlığın bu tespitine rağmen uygulamada henüz somut bir dönüşüm adımı atılmış değil.
Yaşlanan ama caydırıcılığı artmayan kuvvet
Pistorius yönetimi, olumlu personel verilerini koruyabilmek amacıyla yeni asker alımının yanı sıra sözleşmeli ve muvazzaf askerleri hizmet sürelerinin sonunda ordu içinde tutmaya yönelik “personel bağlama tedbirlerine” başvuruyor.
Bakan, nisan ayından bu yana astsubay ve subaylara kişiye özel mektuplar gönderiyor.
Verilen hizmetler için teşekkürle başlayan bu mektuplarda şu ifadelere yer veriliyor:
“Aktif kıtadaki son günleriniz, köklü kırılmaların yaşandığı bir döneme denk geliyor. Ülkemiz ve kıtamız muazzam sınamalarla karşı karşıyadır. Bu süreçte Bundeswehr’in görevi daha da kritik hale gelmektedir. Bu nedenle personel artışı temel odak noktamızdır. Bu artış ancak nitelikli, yüksek performanslı ve özellikle görevine bağlı askerlerle, yani sizler gibi deneyimli silah arkadaşlarıyla başarılabilir. Mesleki geleceğinize gelin birlikte bakalım. Katkınız her gün önem taşıyor.”
Bakanlık, uygulanan bu ve benzeri elde tutma tedbirlerini yalnızca sayısal hedefler üzerinden savunuyor. Açıklamaya göre yalnızca 2025 yılında yürütülen “hedefe yönelik bireysel danışmanlık tedbirleri” sayesinde tüm statü ve branşlardan binlerce askerin hizmet süresini uzatması sağlandı.
Ancak bu yöntem özellikle yaşça ileri muvazzaf askerler arasında karşılık buluyor. Temmuz 2026 sonu itibarıyla muvazzaf ve sözleşmeli asker mevcudu bir önceki yıla göre yaklaşık 3 bin artışla 174 bin 700’e ulaştı.
Bu artışın temelini muvazzaf asker sayısındaki yükseliş oluştururken, sözleşmeli asker mevcudunda hafif bir gerileme kaydedildi.
Özel uzmanlığından ötürü fiziki performansı sınırlı olsa dahi ordunun ihtiyaç duyduğu 56 yaşında muvazzaf askerler bulunabilse de bu geniş kapsamlı uygulama, personel yapısının piramide dönüştürülmesi hedefini yavaşlatıyor.
Silahlı kuvvetler fiilen yaşlanırken bu durumun orduyu daha etkin ve vurucu bir güce dönüştürüp dönüştürmediği tartışılıyor.
Bakanlık, personel açığının gerçek boyutunu kamuoyuna açıklama konusunda da çekingen davranıyor. Zira mesele sadece 260 binlik hedef ile mevcut 186 bin 700 kişilik durum arasındaki 73 bin 300 askerlik farktan ibaret değil.
Personele ilişkin düzenli bilgilendirmelerde, ordudan ayrılan askerlerin sayısı, yani yenilenme ve ikmal ihtiyacı yer almıyor.
Son üç yılda her yıl ortalama 14 bin muvazzaf ve sözleşmeli asker Bundeswehr’den ayrıldı. Bakanlığın bilgi talebine verdiği yanıta göre 2025 yılında bu sayı yaklaşık 14 bin 600 oldu; bu yıl da benzer rakamlar bekleniyor. Bu verilere görev süreleri biten zorunlu askerlik yükümlüleri de ekleniyor.
Bakanlık sözcüsü, verilerin sürekli değişmesi ve oldukça oynak olması nedeniyle önümüzdeki beş yıla ilişkin bir projeksiyon sunamayacaklarını ifade etti. Ancak böyle bir tahminde bulunmak güç değil.
2011 yılında zorunlu askerliğin askıya alınmasının ardından dönemin Savunma Bakanı Thomas de Maizière (CDU), “Personel Yapı Modeli 185” kapsamında sözleşmeli askerleri 20 ila 25 yıl gibi olabildiğince uzun sürelerle göreve bağlamaya başlamıştı.
Önümüzdeki yıllarda bu personelin görev süreleri sona erdiğinde ikmal ihtiyacı belirgin biçimde artacak.
Deneyimli personel planlamacıları, hedeflenen büyümenin yakalanabilmesi için gelecekte her yıl yaklaşık 30 bin yeni askerin orduya alınması gerektiği görüşünde birleşiyor.
Mevcut sayılar ise bu gereksinimin çok gerisinde seyrediyor. Yıllık personel artışı geçen yıla kıyasla yalnızca 3 bin 700 civarında bulunuyor; üstelik bu artış, yüzde 20’nin üzerindeki olağan askerliği bırakma oranları nedeniyle daha da gerileyebilir. Yeni askerlik modeli uygulaması da hedeflenen hızda ilerlemiyor.
Temmuz ayı sonuna kadar askerlik yoklama anketi kapsamında yaklaşık 194 bini genç erkeklere, yaklaşık 184 bini genç kadınlara olmak üzere toplam 378 bin mektup gönderildi.
Anketi doldurma zorunluluğu bulunan erkeklerin yaklaşık yüzde 96’sı bu yükümlülüğünü yerine getirdi. Katılımın gönüllülük esasına dayandığı kadınlarda ise oran yüzde 4 seviyesinde kaldı.
İlgisini beyan eden yaklaşık 2 bin 630 kişi değerlendirme sürecine tabi tutuldu; bu sürecin ardından 865 kişinin Bundeswehr bünyesinde görevlendirilmesi planlandı.
Emekli Korgeneral Mais’in savunma yönetiminden gelen personel bültenlerine şüpheyle yaklaşmasının ardında bu tablo yatıyor.
Mais, tablonun vahametini şu sözlerle vurguluyor: “Yalnızca marjinal sayısal artışlara dair sevinç naraları atarak niteliksel zorlukların üzerini örtemezsiniz!”
Avrupa
Alman ordusu dönercilerden sıhhiye devşirmek istiyor

Alman vatandaşları artık ülke genelindeki sokak yemeği ambalajlarındaki QR kodlarını tarayarak Bundeswehr’in sağlık birimine katılabilecekler.
Savunma Bakanlığı sözcüsü Berliner Kurier gazetesine yaptığı açıklamada, yeni askere alma kampanyasının hedef kitlesinin sadece kariyer seçimi yapan gençler değil, aynı zamanda yeni bir meslek düşünmekte olan “meslek değiştirenler ve vasıflı işçiler” olduğunu belirtti.
Dönerci ambalajları, bakanlığın “ortam reklamcılığı” olarak adlandırdığı uygulamanın bir parçasını oluşturuyor.
Bu, potansiyel adayların günlük yaşamlarını sürdürdükleri yerlere yerleştirilen askere alma materyalleri.
Bakanlığa göre, dönercilere herhangi bir ödeme yapılmıyor ve işletmeciler bu materyalleri dağıtmayı gönüllü olarak kabul ediyor.
Sözcü, “Restoranlar, markalı ambalajları ücretsiz olarak alıyor,” dedi.
Almanya, son yıllarda askeri işe alım stratejisini yeniden gözden geçiren ilk Avrupa ülkesi değil.
2019’daki bir reklam kampanyasında İngiliz Ordusu, “kar taneleri”, “selfie bağımlıları” ve “telefon zombileri”ni hedef almıştı.
Fransa, 2024’te ülke çapında bir multimedya işe alım kampanyası başlattı. Hollanda ise 2023’ten beri gençlere üniforma giyerek ücretli bir yıl geçirme şansı sunuyor.
Bu alışılmadık askere alma stratejisi, Berlin’in silahlı kuvvetlerini genişletmek için acele ettiği bir dönemde ortaya çıktı.
Bundeswehr, temmuz ayı sonunda 186.705 aktif asker sayısına ulaştı; bu, 13 yılın en yüksek seviyesi.
Fakat NATO’nun yetenek hedeflerini karşılamak için 2035 yılına kadar 260.000’in üzerine çıkmayı hedefliyor.
Görüş2 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Rusya6 gün önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Dünya Basını5 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Asya2 hafta önceVietnam, yerli üretim en büyük denizaltı savunma gemisinin inşasına başladı











