Bizi Takip Edin

Diplomasi

Göç ve Diaspora Vakfı göç politikalarında yeni vizyon belgesini açıkladı

Yayınlanma

Ankara’da düzenlenen Göç, Diaspora ve Diplomasi Zirvesi, kamu temsilcileri, akademisyenler ve uluslararası diaspora temsilcilerini bir araya getirdi. Zirvede, göçün güvenlik ekseninden çıkarılarak bir “diplomasi gücü” haline getirilmesi gerektiği vurgulanırken, ikinci kuşak göçmenler için hazırlanan strateji önerileri ve toplumsal uyum politikaları kamuoyuyla paylaşıldı.

Göç ve Diaspora Vakfı (GDV) tarafından düzenlenen Göç, Diaspora ve Diplomasi Zirvesi, göç olgusunu uluslararası ilişkiler, sivil diplomasi ve toplumsal uyum perspektifinden ele almak üzere başkentte gerçekleştirildi.

Kurumsal faaliyetlerinin birinci yıl dönümünü kutlayan vakıf, zirve kapsamında bir yıldır devam eden Uluslararası İlişkiler ve Diplomasi Akademisi’nin kapanışını da yaparak 265 öğrenciyi mezun etti.

Zirve, sabah saatlerinde düzenlenen ve 19 akademisyen ile 32 sivil toplum kuruluşu temsilcisinin katıldığı Göç ve Uyum Politikalarında Yeni Yaklaşımlar Çalıştayı ile başladı.

Beş ayrı masada yürütülen çalışmalarda; ikinci kuşak göçmenlerin uyumu, hukuksal statüler, istihdam ve medya okuryazarlığı gibi başlıklar altında somut politika önerileri geliştirildi.

Öğleden sonraki oturumlarda ise bakanlık temsilcileri ve uluslararası konuklar, göçün küresel ve bölgesel etkilerini değerlendirdi.

Göçün idaresi için yeni strateji

Zirvenin açılış konuşmasını yapan Göç ve Diaspora Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Recep Seyyar, vakfın kuruluş yıl dönümünde böyle bir platform oluşturmaktan duydukları memnuniyeti dile getirdi.

Göçün insanlık tarihinin ayrılmaz bir parçası olduğunu belirten Seyyar, bu sürecin bir mücadele alanı değil, idare edilmesi gereken bir olgu olduğunu kaydetti.

Seyyar, göçmenlere sadece sığınmacı gözüyle bakılmaması gerektiğini vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:

“Göç ile mücadele edilmez, göç idare edilir. Bu bağlamda ilgili bakanlıklar, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla ikinci kuşak göçmen uyum strateji belgesi hazırlanmalı, ölçülebilir hedefler ve performans göstergeleri belirlenerek yıllık süreç takibi yapılmalıdır.”

Türkiye’de doğup büyüyen ikinci kuşak göçmenlerin geleceğinin planlanması gerektiğini ifade eden Seyyar, göçmenlerin diplomatik kabiliyetlerinden faydalanmanın Türkiye’nin bölgesel gücüne katkı sunacağını belirtti.

Seyyar, çalıştayda öne çıkan öneriler arasında geri gönderme merkezleri için bağımsız izleme kurullarının oluşturulması ve göçmenlerin istihdam edildiği sektörlerin ekonomiye katkısının veriye dayalı raporlarla paylaşılması gerektiğini de sözlerine ekledi.

“Anadolu’nun göç coğrafyası kimliğine” vurgu

İçişleri Bakan Yardımcısı Bülent Turan, zirvede yaptığı konuşmada göç kavramının Türkiye’de sıklıkla bir “sorun” olarak nitelendirilmesini eleştirdi.

Anadolu’nun tarih boyunca bir göç kavşağı olduğunu hatırlatan Turan, göçün bir toplumun yıkımına yol açtığına dair tarihsel bir kanıt bulunmadığını ifade etti.

Turan, göçün doğru politikalarla yönetildiğinde bir güce dönüşebileceğini belirterek şunları söyledi:

“Göç meselesini biz 10-15 yıldır Suriye meselesiyle tanıyıp öğrenmiş değiliz. Anadolu bir göç coğrafyasıdır. Tarihin her devrinde, hatta antik çağlarda bile göçün bizim coğrafyamızda bir olgu olduğunu ifade etmek isterim. Göçün kendisi bir sorun değil, uygulanan yanlış politikalar sorundur.”

Dünya genelindeki göç hareketliliğine ilişkin verileri paylaşan Turan, 1970 yılında 84 milyon olan küresel göçmen sayısının 2020’de 281 milyona ulaştığını bildirdi.

Türkiye’deki Suriyeli sayısının en yoğun dönemde 3,7 milyon civarında olduğunu, bugün ise bu rakamın 2,3 milyona gerilediğini açıklayan Turan, göçün artık Türkiye’de bir dengeye oturduğunu ve siyasi malzeme olmaktan çıkarılması gerektiğini vurguladı.

Sosyal politikalarda “aile odaklı yaklaşım”

Öte yandan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakan Yardımcısı Leman Yenigün, bakanlık olarak göçü sadece bir sınır yönetimi meselesi olarak değil, toplumsal vicdanı merkeze alan bir sosyal politika alanı olarak gördüklerini ifade etti.

Yenigün, Türkiye’nin Filistin, Suriye ve Ukrayna gibi çatışma bölgelerinden gelen mazlumlar için güvenli bir liman olmaya devam ettiğini belirtti.

Bakanlığın yürüttüğü psikososyal destek çalışmalarına değinen Yenigün, “Bakanlık olarak bizler göç olgusunu yalnızca bir sınır yönetimi meselesi ya da verilerle ifade edilecek teknik bir süreç olarak görmüyoruz. Göçü insanı, aileyi ve toplumsal vicdanı merkeze alan çok boyutlu bir sosyal politika alanı olarak ele alıyoruz. Çünkü biliyoruz ki her göç hikayesinin arkasında bir anne, bir çocuk ve bir aile bulunmaktadır” dedi.

Yenigün, 23 ilde 66 sosyal hizmet merkezinde görev yapan çocuk koruma personeli ve tercümanlar aracılığıyla göçmen çocukların takibinin yapıldığını bildirdi.

Özellikle refakatsiz çocuklar için aile temelli bakım modellerinin devreye alındığını kaydeden Yenigün, Avrupa Birliği ve UNICEF ile yürütülen projeler sayesinde çocuk işçiliği ve erken yaşta evlilik gibi risklerin önüne geçmeyi hedeflediklerini aktardı.

Bölgesel istikrar için diaspora işbirliği hedefi

Irak Ulusal Güvenlik Müsteşarlığı Nehreyn Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı Ali Nasır ise, zirveye katılarak iki ülke arasındaki tarihi ve kültürel bağların önemine dikkat çekti.

Türkiye’nin Iraklı göçmenler için her zaman tercih edilen bir destinasyon olduğunu belirten Nasır, göçün medeniyetlerin inşasındaki rolüne vurgu yaptı.

Nasır, Türkiye’deki Irak diasporasının her iki ülkenin ekonomik ve sosyal kalkınmasına katkı sağladığını ifade ederek şunları söyledi:

“Iraklılar göç ettikleri yerlerde üretken, barışçıl ve medeni bireyler olduklarını kanıtlamışlardır. Türkiye’de de gerek ekonomik faaliyetlerde gerekse iki komşu ülke arasındaki bağların güçlendirilmesinde önemli roller üstlenmişlerdir. Bilimsel temellere ve ortak çıkarlara dayalı yeni ortaklıklar kurmayı hedefliyoruz.”

Irak’ta gerçekleşen seçimlerin bölge istikrarına katkı sunmasını temenni eden Nasır, stratejik araştırma merkezleri arasındaki iş birliğinin göç ve güvenlik politikalarının geliştirilmesinde kritik rol oynayacağını belirtti.

Diasporaların karar alma süreçlerine etkisi tartışıldı

Zirvenin öğleden sonraki bölümünde Gazeteci-Yazar İhsan Aktaş’ın moderatörlüğünde “Diasporaların Karar Alıcılar Üzerindeki Etkisi” başlıklı bir panel düzenlendi.

Panelde Suriye, Irak ve Filistin diasporalarından temsilciler, kendi topluluklarının politika yapım süreçlerine nasıl dahil olduklarını ve yaşadıkları zorlukları paylaştı.

Suriye Amerikalılar Konseyi Eski Yönetim Kurulu Üyesi Ammar Abu Guddah, diasporanın sadece insani yardım değil, aynı zamanda siyasi lobi faaliyetleri yürüterek ana vatanlarındaki krizlerin çözümüne nasıl katkı sunabileceğini anlattı.

Araştırmacı-Yazar Dr. Hüseyin Aslan Irak diasporasının Türkiye ile olan ekonomik köprü rolüne değinirken, Tarihçi Dr. Osama Al-Ashqar Filistin diasporasının kültürel hafızayı koruma ve uluslararası kamuoyunda farkındalık yaratma çabalarını aktardı.

Diplomasi akademisi yeni mezunlarını verdi

Zirve programı, Göç ve Diaspora Vakfı bünyesinde dokuz aydır eğitim gören Uluslararası İlişkiler ve Diplomasi Akademisi öğrencilerinin sertifika töreniyle sona erdi. Ulusal Ajans tarafından desteklenen program kapsamında, 650 başvuru arasından seçilen 165 öğrenci, diplomatik tecrübe sahibi isimlerle bir araya gelerek teorik ve pratik eğitimler aldı.

Vakıf Başkanı Recep Seyyar, akademinin gençlerin küresel meselelere bakış açısını genişlettiğini ve Türkiye’nin sivil diplomasi kapasitesini artıracak yeni bir nesil yetiştirmeyi hedeflediklerini belirtti.

Zirve sonunda hazırlanan çalıştay raporlarının, ilgili bakanlıklar, siyasi parti temsilcileri ve araştırma merkezleriyle paylaşılarak göç politikalarına yön vermesi bekleniyor.

Diplomasi

Zelenskiy ile gerilim yaşayan Kliçko görevden alma ihtimaline rest çekti

Yayınlanma

Kiev Belediye Başkanı Vitaliy Kliçko, Ukrayna yönetiminin kendisini görevden alma girişimlerine karşı mücadele edeceğini belirterek çatışma sürecinde yaklaşık 300 belediye başkanının uzaklaştırıldığını hatırlattı.

Kiev Belediye Başkanı Vitaliy Kliçko, Ukrayna yönetiminin kendisini herhangi bir şekilde görevden alma girişimine boyun eğmeyeceğini ve böyle bir durumda mücadele edeceğini söyledi.

BBC’ye mülakat veren Kliçko, “Beni görevden alırlarsa mücadele ederim” ifadesini kullandı.

Kiev yönetiminin Ukrayna yasalarına bağlı kaldığını belirten Kliçko, yerel topluluğun temsilcisi sıfatıyla başkent sakinlerinin çıkarlarını savunacağını dile getirdi.

Gelecekteki seçimlere işaret eden Kliçko, “Gelecek seçimler yapılır, başka insanlar gelir, buyursunlar. Buna topluluğun kendisi karar verir. Her kent sakininin, kendi çıkarlarını kimin savunacağını kendisinin belirlemek istediğine inanıyorum; yukarıdan birilerinin topluluğu yönetmesi için paraşütle birini atamasını değil. Demokrasi tam da budur” dedi.

Kliçko’nun bu çıkışının öncesinde, 17 Ekim günü yüzlerce Kievli belediye başkanının istifasını talep eden bir gösteri düzenledi.

Kamu yayıncısı Suspilne Kiev tarafından paylaşılan görüntülerde, belediye binası önünde toplanan protestocuların iki saat boyunca istifa sloganları attığı görüldü.

Eylemi “kurgulanmış” ve “sipariş üzerine yapılmış” olarak nitelendiren Kliçko, çatışma süreci boyunca görevden alınan yaklaşık 300 diğer belediye başkanı gibi kendisinin de bu yolla makamından uzaklaştırılmak istendiğini savundu.

Kliçko, Haziran 2014’ten bu yana Kiev Belediye Başkanlığı görevini yürütüyor; 2015 ve 2020 yıllarındaki seçimlerde de yeniden bu göreve seçildi.

Zelenskiy ile enerji altyapısı üzerinden başlayan gerginlik sürüyor

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile Kliçko arasındaki anlaşmazlık son günlerde kamuoyu önünde karşılıklı suçlamalarla görünür hale geldi.

Fransız Le Monde gazetesinin 14 Ekim tarihli haberine göre iki lider, başkentin enerji altyapısının kış mevsimine hazırlanması konusunda açıkça karşı karşıya geldi.

Zelenskiy, enerji tesislerinin korunmasına dönük adımların hayata geçirilmesinde geç kalındığı gerekçesiyle Kiev yönetimini eleştirdi.

Ukrayna Devlet Başkanı, başkentin kışa hazırlık seviyesinin sınır ve cephe hattındaki bölgelerden bile daha kötü durumda olduğunu savundu.

Bu eleştirileri “temelsiz” olarak tanımlayan Kliçko ise Devlet Başkanlığı Ofisi’nin yerel özyönetimi ortadan kaldırmayı ve kendisini şehir yönetiminden uzaklaştırmayı amaçladığını öne sürdü.

Ekim ayı başında kış mevsimi öncesinde Kiev’in hayatta kalma moduna geçtiğini duyuran Kliçko, kentin su şebekesindeki olası bir aksamanın son derece büyük ölçekli bir krize yol açabileceği uyarısını yapmıştı.

Kliçko, kışa hazırlık kapsamında başkentte yedek ısıtma sistemlerinin kurulduğunu; yakıt, gıda ve içme suyu stoklarının oluşturulduğunu aktardı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Trump, Musk’tan Ukrayna için Starshield sınırlamasını kaldırmasını istedi

Yayınlanma

Wall Street Journal’ın haberine göre ABD Başkanı Trump’ın SpaceX yöneticisi Elon Musk’ı arayarak askeri Starshield sistemindeki yavaşlatmayı kaldırmasını istemesinin ardından, Ukrayna ordusunun uydu iletişiminde toparlanma görüldü. Terminallerin saatte 60 kilometre hıza ulaştığında dahi kesilmesiyle insansız hava aracı operasyonlarında aksamalar yaşandı.

ABD Başkanı Donald Trump, SpaceX’in kurucusu Elon Musk ile bir telefon görüşmesi yaparak uydu internet ağı Starlink’in askeri sürümü Starshield üzerindeki kısıtlamaların Ukrayna için kaldırılmasını istedi.

The Wall Street Journal’ın (WSJ) haberine göre ABD’li ve Ukraynalı yetkililer, telefon görüşmesinden kısa bir süre sonra, 22 Ekim’de sistemin daha kararlı çalışmaya başladığını aktardı.

Ukraynalı bazı temsilciler altyapının henüz tam kapasiteye ulaşmadığını, ancak bağlantının terminallerin daha yüksek hareket hızlarında kısıtlama dönemine kıyasla daha verimli çalıştığını kaydetti.

Yetkililerin paylaştığı bilgilere göre Trump, görüşmede hız sınırının sürmesinden duyduğu rahatsızlığı Musk’a iletti.

Gazete, söz konusu yavaşlatma yüzünden Ukrayna ordusuna ait bazı insansız hava araçlarının görevlerini eksiksiz yerine getiremediğini yazdı.

ABD’li yetkililer ayrıca Trump’ın bir hafta boyunca yardımcılarına ve müttefiklerine Starlink’teki hız kesintisini sonlandırmak istediğini söylediğini aktardı.

Terminal hızı sınırlandırılınca cephedeki İHA operasyonları aksadı

İletişim kısıtlamalarına dair ilk haberler 14 Ekim gecesi gündeme geldi. Ukrayna Savunma Bakanının eski danışmanı Serhiy Sternenko, terminaller saatte 160 kilometreden daha hızlı hareket ettiğinde bağlantının koptuğunu açıkladı.

Sternenko daha sonra kısıtlamaların sertleştiğini duyurarak ordudan gelen verilere göre bağlantının artık saatte 60 ila 70 kilometre hızda dahi kesildiğini belirtti.

Financial Times’ın Ukraynalı yetkililer ve askerlere dayandırdığı haberine göre yaşanan aksaklıklar; insansız hava araçlarının yönetimini, cephedeki birliklerin ikmalini ve geri hatlardaki hedeflere yönelik saldırıları zorlaştırdı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, 16 Ekim’de Starlink altyapısının kısmen toparlandığını duyurdu.

Brüksel’deki basın toplantısında konuşan Zelenskiy, eski hız parametrelerine kademeli olarak dönüldüğünü fakat Ukrayna ordusuna yönelik sınırlandırmaların henüz tamamen kalkmadığını ifade etti.

Gelişmeler üzerine Rusya cephesinden de açıklama geldi. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, 14 Ekim’de yaptığı açıklamada, “Starlink gibi parlak teknolojilerin askeri amaçlarla hiç kullanılmaması daha iyi olurdu” diyerek sistemin ordunun hizmetine sunulmasına karşı olduklarını bildirdi.

Kısıtlama talimatının kaynağına dair çelişkili açıklamalar yapıldı

Musk, Starshield üzerindeki kısıtlamalara ilişkin sorumluluğu reddetti. Sistemin mülkiyetinin ve yönetiminin ABD hükümetine ait olduğunu belirten Musk, kullanım koşullarını da Washington’ın belirlediğini dile getirdi.

Ticari Starlink ağını SpaceX’in işlettiğini hatırlatan girişimci, bu hizmetin taarruz amaçlı askeri operasyonlar için tasarlanmadığını savundu.

Reuters’a konuşan iki ABD’li yetkili, Pentagon’a Starlink ile ilgili talimatın Beyaz Saray’dan gittiğini ileri sürdü.

Öte yandan üst düzey bir Amerikalı yetkili, Trump’ın şahsen böyle bir emir vermediğini savundu. The Telegraph gazetesi ise kısıtlamaları başlatan kişinin Musk olduğunu öne sürdü; kaynaklardan biri Trump’ın bu öneriyi kabul etmesiyle kısıtlamanın Pentagon tarafından devreye sokulduğunu aktardı.

20 Ekim’de WSJ, kaynaklarına dayanarak Musk’ın Ukrayna’daki Starshield faaliyetini durdurma yönünde bizzat emir verdiğini, ardından Musk ile Trump’ın kararı telefonda ele aldığını yazdı.

Trump, 16 Ekim’de yaptığı açıklamada kendisinin veya Musk’ın kısıtlamalarla bağı bulunduğu iddialarını reddetti. Trump, “Kimin yaptığını bilmiyorum, en azından ben değilim. Elon’ın da olduğunu pek sanmıyorum” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise 18 Ekim’de ABD’nin Starlink’i yavaşlatma yönünde bir talimat vermediğini ve hızın yeniden sağlandığını savundu.

Rubio ayrıca Ukrayna’nın Starshield sistemine erişimi olmadığını, sistemin Kiev tarafından kullanımı konusunun halen müzakere edildiğini öne sürdü.

Karar ABD Kongresinde de yankı buldu. Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Üyesi Brian Fitzpatrick, Washington yönetiminin parmağı olduğunun kanıtlanması halinde ilgili kurumların bütçesini durdurmaya çalışacağını belirtti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Barrack: Şara, İsrail ile normalleşmek istiyor

Yayınlanma

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın İsrail ile ilişkileri normalleştirmek istediğini belirtti.

Aynı zamanda İsrail’in Suriye’deki askeri operasyonlarına son verilmesi çağrısında bulunarak, Washington’un bu operasyonları durdurmak için müdahale edip etmemesi gerektiğini sorguladı.

Katar’ın Doha kentinde düzenlenen Küresel Güvenlik Forumu’nda konuşan Barrack, Şara’nın zorlu koşulları iyi idare ettiğini ve hükümetinin bir tehdit oluşturmadığını İsrail’e temin etmeye çalıştığını söyledi.

“Bence Cumhurbaşkanı Şara, çok zor koşullar altında çok iyi bir iş çıkardı,” diyen Barrack, Suriye liderinin İsrail’e ilettiğini düşündüğü mesajı şöyle aktardı: “Ben saldırgan değilim, İsrail ile bir sorunum yok, İsrail ile ilişkilerin normalleşmesini istiyorum.”

Barrack ayrıca İsrail’i Suriye’deki operasyonlarını durdurmaya çağırırken, ABD’nin bu operasyonları sona erdirmek için müdahale edip etmemesi gerektiği konusunda belirsizliğini dile getirdi:

“Bunu [İsrail’in Suriye’deki eylemlerini] durdurmanın zamanı geldi. ABD’nin bunu durdurmak için müdahale etme zamanının gelip gelmediğini bilmiyorum.”

İsrail, 8 Aralık 2024’te Beşar Esad’ın devrilmesinin ardından Suriye’deki askeri operasyonlarını yoğunlaştırdı. İsrail güçleri, Golan Tepeleri boyunca uzanan askerden arındırılmış “tampon bölgeye” girdi ve Şeyh Dağı’nın (Hermon) Suriye tarafında mevzilenirken, İsrail bu konuşlandırmayı geçici bir güvenlik önlemi olarak nitelendirdi.

İsrail’in hava saldırıları ayrıca ülke genelindeki askeri tesisleri ve silah depolarını da hedef aldı.

Barrack, bir zamanlar düşman olarak görülen grupların yeni siyasi ve güvenlik yapılarına nasıl dahil edilebileceğinin bir örneği olarak Suriye’deki siyasi geçiş sürecini gösterdi.

ABD’li diplomat, “Bir zamanlar yabancı terör örgütü olarak nitelendirilen Nusra’yı ele alabilirsiniz; 8 Aralık’ta yaşanan dönüşümün ardından bugün pek çok kişi bu örneği ‘işte bir model’ diye değerlendiriyor,” dedi.

Nusra Cephesi, Suriye iç savaşı sırasında ortaya çıkan ve El Kaide’ye bağlılık yemini ettikten sonra bu ağdan ayrıldığını ilan eden bir cihatçı gruptu. Örgüt, başta ABD ve BM olmak üzere birçok ülke ve kurum tarafından “terörist” kabul ediliyordu.

Grubun lideri Ahmed Şara (Ebu Muhammed el-Colani), daha sonra Esad’ı deviren saldırıyı yöneten Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) başına geçti.

Barrack ayrıca, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye ulusal ordusuna entegrasyonunu, daha önce pek çok kişinin olası görmediği bir sonuç olarak gösterdi.

ABD’li, “Hiç kimse, bu Kürt oluşumu olan SDG’yi ulusal bir orduya yeniden entegre edebileceğinizi düşünmemişti, ama bu gerçekleşti,” dedi.

Şam ile Kürt liderliğindeki güçler, 10 Mart 2025 tarihinde SDG’nin askeri ve sivil kurumlarını Suriye devletine entegre etmek üzere bir anlaşma imzalamıştı.

Fakat entegrasyon şartları ve bölgedeki özyönetimin geleceği konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle anlaşmanın uygulanmasında gecikmeler yaşandı.

Bununla birlikte Barrack, Washington’un geniş bölgede gerçekleşen ve kendisinin “23 rejim değişikliği” olarak nitelendirdiği olaylara müdahalesine atıfta bulunarak, ABD’nin Orta Doğu’daki önceki müdahalelerinin etkinliği konusunda şüphelerini dile getirdi.

“Ne zaman müdahale etmeye, bir kişiyi ya da rejimi değiştirmeye çalışsak, bu bir hata olmuş gibi görünüyor,” diyen Barrack ayrıca Yemen’deki ABD müdahalesinin değerini de sorgulayarak, bunu görünüşe göre “anlamsız” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English