Diplomasi
Hindistan: Rus petrolü sevkiyatları sürecek

Hindistan Petrol ve Doğalgaz Bakanlığı Sözcüsü Sujata Sharma, Rusya’dan petrol tedarikinin ABD’nin yaptırım istisnalarına bağlı olmadığını söyledi. Sharma, Hindistan’da petrol sıkıntısı bulunmadığını ve ülkenin yeterli rezerv ayırdığını belirtti.
Hindistan Petrol ve Doğalgaz Bakanlığı Sözcüsü Sujata Sharma, ülkenin Rusya’dan petrol tedarikini ABD’nin Rusya’ya yönelik yaptırımlar kapsamında aldığı kararlarla ilişkilendirmediğini açıkladı.
Sharma ayrıca Hindistan’da şu anda petrol sıkıntısı bulunmadığını söyledi.
Sharma, düzenlediği basın toplantısında, Rusya’dan Hindistan’a petrol sevkiyatının ABD yönetiminin yaptırım rejiminde istisna tanıyıp tanımamasından bağımsız şekilde sürdüğünü ve sürmeye devam edeceğini belirtti.
Reuters’ın aktardığına göre Sharma, “Rusya’ya yönelik Amerikan yaptırımlarındaki istisna konusunda şunu vurgulamak isterim: Biz Rusya’dan daha önce de petrol alıyorduk; istisna öncesinde de, istisna sırasında da, şimdi de alıyoruz. Temelde bütün süreç satın alma kararlarının dayanağını oluşturan ticari çıkarlar doğrultusunda yürütülüyor. Yaptırım istisnasının bulunup bulunmaması sevkiyatlarımızı etkilemeyecek” dedi.
Bakanlık sözcüsü, Hindistan’da şu aşamada petrol açığı bulunmadığını ve yeterli miktarda rezerv ayrıldığını da kaydetti.
İran’daki savaş, Basra Körfezi’nden çeşitli ülkelere yönelik petrol sevkiyatlarını sekteye uğrattı. Bu ülkeler arasında, dünyanın en büyük üçüncü ham petrol ithalatçısı olan Hindistan da yer alıyor.
ABD, küresel petrol piyasasındaki baskıyı azaltmak amacıyla mart ayında Hindistan’a Rus petrolü satın alımı için özel izin verdi. Washington yönetimi 18 Nisan’da Yeni Delhi’nin Rus petrolü almaya devam etmesine yeniden onay verdi ve lisansın süresini 16 Mayıs’a kadar uzattı.
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, 22 Nisan’da yaptığı açıklamada lisansın uzatılması için ondan fazla ülkenin talepte bulunduğunu söyledi.
Bloomberg, 14 Mayıs’ta Hindistan’ın Rus petrolüne yönelik yaptırımları hafifleten lisansın uzatılması için ABD’den talepte bulunduğunu bildirdi. Ajans ayrıca Hindistan’ın, 16 Mayıs’ta süresi dolacak lisans öncesinde rekor miktarda Rus petrolü satın aldığını yazdı.
Analitik şirket Kpler’in verilerine göre mayıs ayında Hindistan’a günlük petrol akışı 2,3 milyon varile ulaştı. Şirket, ABD izninin daha önce yüklemesi yapılmış Rus petrolünün ithaline imkan verdiğini belirtti.
Analistlerin tahminlerine göre ay sonunda ülkeye günlük petrol akışı 1,9 milyon varil düzeyinde gerçekleşebilir.
Hindistan’daki petrol rafineri şirketleri, geçen yıl ABD’nin baskısı ve Hint mallarına yüzde 25 gümrük vergisi uygulanabileceği yönündeki tehditler nedeniyle Rus petrolü ithalatını azaltmıştı.
Suudi Arabistan ve Irak’taki tedarikçilere yönelme sonucunda Hindistan’ın Rusya’dan yaptığı petrol alımı şubatta günlük 1,1 milyon varile kadar geriledi. Bu miktar, 2025 yılının ortasındaki seviyenin yaklaşık yarısına karşılık geliyor.
Bununla birlikte Ortadoğu’daki askeri çatışma ve Hürmüz Boğazı’nın ablukaya alınması tabloyu değiştirdi. Reuters, Hindistan şirketlerinin mart başında acil şekilde milyonlarca varil Rus petrolü satın almaya başladığını yazdı.
The Hindu’nun haberine göre Hindistan enerji krizi riskiyle karşı karşıya kaldı. Ülkedeki ham petrol stoklarının yalnızca 25 günlük tüketime yetecek seviyede olduğu, bu nedenle Rusya’dan petrol alımının yeniden başlamasının ulusal güvenlik meselesine dönüştüğü belirtildi.
Rusya’nın Yeni Delhi Büyükelçisi Denis Alipov, nisan sonunda yaptığı açıklamada Moskova’nın Hindistan’ın kabul etmeye hazır olduğu kadar ham petrol tedarik etmeye hazır olduğunu söyledi.
Alipov ayrıca, “büyük jeopolitik sarsıntılara” rağmen Rusya ile Yeni Delhi arasındaki ilişkilerin istikrarını koruduğunu ifade etti.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da 13 Mayıs’ta yaptığı açıklamada Moskova’nın, diğer devletlerden gelen baskılara rağmen Yeni Delhi ile enerji sevkiyatı konusundaki anlaşmalara bağlı kalacağını belirtti.
Lavrov, Rusya’nın güvenilir tedarikçi itibarına önem verdiğini ve bu alandaki yükümlülüklerini her zaman yerine getirdiğini söyledi.
Diplomasi
Yeni Kolombiya hükümeti, İsrail’in Golan üzerindeki egemenliğini tanıdı

Yeni Kolombiya yeni hükümeti, Golan Tepeleri üzerindeki İsrail’in egemenliğini tanıdığını açıkladı.
Kolombiya Dışişleri Bakanlığı, “Orta Doğu’da devam eden bölgesel istikrarsızlık göz önünde bulundurularak ve Golan Tepeleri’nin İsrail’in güvenliği açısından stratejik önemi dikkate alındığında, Kolombiya Hükümeti bu bölge üzerindeki İsrail’in egemenliğini ve İsrail’in dış tehditlere karşı kendini koruma hakkını tanıyor,” açıklamasında bulundu.
Bogota, “bölgesel güvenlik” bağlamında, İsrail’in Golan Tepeleri üzerindeki kontrol ve egemenliğini sürdürmesinin, “ulusal savunmasının ve vatandaşlarını koruma ve güvence altına alma kabiliyetinin vazgeçilmez bir bileşeni olduğunu kabul ettiğini” söyledi.
2019 yılında ABD Başkanı Donald Trump, 1967 Altı Gün Savaşı sırasında Suriye’den ele geçirdiği stratejik bir plato olan Golan üzerindeki İsrail egemenliğini tanıyan bir bildiri imzalayarak, on yıllardır süren ABD politikasını değiştirmişti.
Suriye, 1973 Arap-İsrail Savaşı’nda Golan’ı geri almaya çalıştı, ancak bu girişim başarısızlıkla sonuçlandı ve iki ülke 1974’te bir ateşkes imzaladı.
İsrail, 1981 yılında Golan’da İsrail yasalarını uygulamaya başladı ve bu adım, bölgenin ilhakı anlamına geldi.
Birleşmiş Milletler bu bölgeyi Suriye’nin bir parçası olarak kabul ediyor ve geçen ay BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, İsrail işgalini “kesinlikle kabul edilemez” olarak nitelendirerek bu tutumunu yineledi.
Bu açıklama, Kolombiya’nın büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma kararının hemen ardından geldi.
Gustavo Petro’dan görevi devralan sağcı Devlet Başkanı Abelardo de la Espriella, selefinin Filistin yanlısı politikalarının tam tersi şekilde İsrail’e büyük destek veriyor.
ABD destekli milyoner, selefi Gustavo Petro’nun İsrail’in Gazze’ye karşı yürüttüğü savaşı eleştirip diplomatik ilişkileri kesmesi ve İsrail’den silah ithalatını durdurmasının ardından, Bogota’nın İsrail ile ilişkilerini yeniden kuracağına söz vermişti.
De La Espriella ayrıca, Petro’nun işgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kentinde bir büyükelçilik açma planlarını da iptal etti.
İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar, “iyi dostu” de la Espriella’ya bu “tarihi” tanıma için teşekkür etti.
Sa’ar, ikilinin bu adım üzerinde, de la Espriella’nın göreve başlamasından bir gün önce Kolombiya’nın Barranquilla kentinde mutabık kaldıklarını belirtti.
Diplomasi
Colby, Çin’i anmadan Çin’e karşı “denge” çağrısı yaptı

Pentagon’un politika müsteşarı Elbridge Colby, Filipinler’de yaptığı konuşmada Çin’in Asya-Pasifik bölgesindeki faaliyetlerine atıfta bulunmadı.
Colby, Manila’da yaptığı konuşmada, ABD savunma liderlerinin bölgesel müttefikleri sindirmeye çalışan veya bölgenin geniş alanlarını kontrol altına almaya çalışan devletleri açıkça eleştirmeyeceklerini söyledi.
Bunun yerine, yeni Pentagon politikası, sessiz ve saygılı ilişkiler kurulmasını öngörürken, aynı zamanda Çin kıyıları açıklarındaki “birinci ada zinciri” olarak bilinen ada zinciri boyunca ABD’nin askeri savunmasını da güçlendirmeyi hedefliyor.
Colby’nin Manila’daki bir düşünce kuruluşuna yaptığı yaklaşık 4.000 kelimelik konuşmada Çin’e özel bir atıfta bulunulmasa da konuşmanın bağlamı ve daha önceki yorumlarından, Pekin’i kastettiği açıkça anlaşılıyor.
Colby, yeni politikanın “güçlü ve net ama sessiz olmayı” hedeflediğini belirterek, bunun Başkan Theodore Roosevelt’in “yumuşak konuş, büyük bir sopa taşı” atasözünü yansıttığını kaydetti.
Colby şöyle konuştu:
“Söylediklerimizin arkasında duracağız ve ne demek istediğimizi açıkça söyleyeceğiz. Gösteriş yapmayacağız ya da ahlak dersi veren konuşmalar yapmayacağız.”
Colby, önceki politikaları reddetmeyen yeni politikanın, “halkımızın somut çıkarlarını ön planda tutan ama aynı zamanda diğer birçok ülkenin çıkarlarıyla da uyumlu olan, sert ve gerçekçi bir cumhuriyetçi gerçekçilik” olduğunu savundu.
Colby’ye göre bu politika “izolasyonist” değil, “ideolojik veya katı olmayan, pratik ve kendi çıkarlarına dayalı daha profesyonelce bir yeniden ayarlama.”
Colby, Pentagon’un “ahlaki vaazlar” yoluyla, kendisinin “gürültülü, retorik provokasyonlar” olarak nitelendirdiği eylemlere girişme ihtiyacı hissetmediğini belirtti.
Bunun yerine, ABD kuvvetlerinin “endüstriyel hazırlık” ve “sessiz, amansız bir caydırıcılık güçlendirme” yoluyla güç sinyalleri göndermeye çalışacaklarını belirtti.
Yeni politika, Asya’yı “hegemoniden” kurtarmayı hedefleyecek olsa da, Colby potansiyel hegemonun kim olduğunu veya ne yaptığını belirtmedi.
Colby, yeni politikanın, Savunma Bakanı Pete Hegseth’in geçen yıl yaptığı bir konuşmada, saldırganlığı caydırmak ve savaşı mantıksız hale getirmek amacıyla Batı Pasifik’te bir “engelleme savunması” oluşturmayı hedefleyen ABD ordusunun amacına dayandığını söyledi.
Engelleme savunması, müttefiklerle paylaşılan altyapıya dayalı, bölgede dağıtılmış lojistik ve önceden konuşlandırılmış askeri varlıkları içerecek.
Pentagon’un 3 numaralı lideri olarak kabul edilen politika müsteşarı, Çin’e yönelik geçmiş ABD politikaları konusunda “politika elitleri” ve “uzman yorumcular” olarak nitelendirdiği kesimi eleştirdi.
Washington’daki “elit yorumcu kesimi” yeni yaklaşıma karşı çıkıyor gibi görünse de Colby, yeni politikanın Dwight Eisenhower, Richard Nixon, Henry Kissinger ve Ronald Reagan gibi geçmiş başkan ve liderlerin politikalarıyla uyumlu olduğunu ileri sürdü.
Colby, Trump yönetiminin Çin ile yeniden canlandırdığı ilişki politikasına dolaylı olarak atıfta bulunarak, tüm bu isimlerin potansiyel rakiplerle aktif bir şekilde etkileşim kurarken ABD’nin askeri konumunu güçlendirmeyi amaçladığını belirtti.
Elbridge Colby: ABD’nin Asya’daki hedefi, kimsenin hegemon olamayacağı bir düzen
Colby, gerçekçilik politikasının, yönetimin son 1,5 trilyon dolarlık savunma bütçesi talebinde de yansıtıldığı üzere, askeri yatırımlar yoluyla bölgede bir güç dengesi oluşturulmasını gerektirdiğini belirtti.
Colby şöyle konuştu:
“Bu, Soğuk Savaş sonrası dönemde ABD’nin bu bölgedeki yaklaşımında tipik olarak görüldüğü gibi, diğer ülkelerin her eylemini yargılamayı amaçlayan bir yaklaşım değil. Elbette ilkelerimize bağlı kalacak ve onları savunacağız fakat bu ilkeler yüzünden stratejik öneme sahip kilit konulardaki ilerlemeyi rehin almayacağız.”
Colby, Çin yakınlarındaki ABD askeri varlığının güçlenmesinin, “stratejik istikrar” hedefiyle ve diplomasi yoluyla destekleneceğini belirtti.
Bu terim, mayıs ayında Pekin’de Başkan Trump ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping arasında düzenlenen zirvede, ABD-Çin ilişkilerinden beklenen durumu tanımlamak için kullanılmıştı.
Colby, geçen ay bir podcast röportajında yeni politikasının Çinli yetkililerle “saygılı bir şekilde konuşmayı” da içereceğini belirtmiş ve ilk Trump yönetimi dönemindeki Çin politikasını, kendi ifadesiyle “Pekin’de rejim değişikliği” peşinde olduğu gerekçesiyle eleştirmişti.
Colby, New York Times’a verdiği demeçte, “Birinci Ada Zinciri boyunca ulaşmaya çalıştığımız şey, birinin rejimini değiştirmek, ülkesini işgal etmek ve halkını boyun eğdirmek filan gibi şeyler değil… Mesele, bir takımadalar boyunca deniz ve hava savunması,” demişti.
Colby, pazartesi günkü konuşmasında, ABD’nin geri dönüşü olmayan bir çöküş içinde olduğu yönündeki görüşleri de çürütmeye çalıştı.
Müsteşara göre ABD ekonomisi, ordusu ve teknolojik üstünlüğü hâlâ dünyanın en gelişmişi konumunda.
Ayrıca, ABD’nin Asya’dan çekilmediğini fakat bölge ülkelerinin kendi savunmaları için daha fazla çaba göstermelerini istediğini belirtti.
Filipinler, Tayland, Endonezya, Singapur, Vietnam, Malezya ve diğer ülkeler gibi önemli bölge devletleri, Amerika ile ticaret ve diğer bağlarını güçlendirmeye teşvik ediliyor.
Trump’ın dış siyaset danışmanı Colby: Çin, Rusya’dan daha tehlikeli
ABD, Çin-Filipinler resif geriliminde taraf
Asya’daki en eski müttefiki olan ülkenin başkentinde konuşmasına rağmen, Colby, ihtilaflı Scarborough Shoal yakınlarında Çin ve Filipinler güçleri arasında son dönemde yaşanan çatışmalara da doğrudan değinmedi.
South China Morning Post’a (SCMP) göre müsteşarın bu konuları es geçmesi özellikle dikkat çekiciydi. Zira iki gün önce Washington, resifteki “istikrarı bozan” olarak nitelendirdiği bir doğa koruma alanı ve Filipinli balıkçıların geleneksel avlanma alanlarına erişimini engellemesi nedeniyle Pekin’i eleştirmişti.
Colby’nin ziyareti, hem Çin hem de Filipinler tarafından hak iddia edilen ama 2012 yılından bu yana Pekin’in fiili kontrolü altında bulunan Scarborough Resifi çevresinde yeniden tırmanan gerginliklerin ortasında gerçekleşti.
Cumartesi günü yaptığı açıklamada ABD Dışişleri Bakanlığı, Çin’i “Scarborough Resifi’nde istikrarı bozan ‘ulusal doğa koruma alanı’ uygulamasını dayatmaya ve Filipinli balıkçıların geleneksel avlanma alanlarına erişimini engellemeye” çalışmakla eleştirdi.
Sözcü Tommy Pigott şunları söyledi:
“Bu, Çin’in komşularının aleyhine Güney Çin Denizi’ndeki kapsamlı toprak ve deniz hak taleplerini ilerletmek için, zorlama ile desteklenen şüpheli çevresel ve hukuki bahaneleri kullanmaya yönelik bir başka tek taraflı girişimdir. ABD, özgür ve açık bir Hint-Pasifik’i desteklemek amacıyla müttefikimiz Filipinler’in yanındadır.”
ABD’nin bu açıklamaları, Çin’in geçen yıl bölge çevresinde kurduğu doğa koruma alanı için yeni yönetim tedbirleri getirmesine yanıt niteliğindeydi.
Son haftalarda Güney Çin Denizi’nde gerginlikler tırmandı ve Filipinli ile Çinli güçler arasında çok sayıda çatışma yaşandı.
Colby’nin “diplomatik” sözleri sert “stratejik” tonunu gizliyor
Bazı analistler, Colby’nin bu temkinli tavrını, önümüzdeki ay gerçekleşmesi beklenen Trump-Xi görüşmesi öncesinde Washington’un Pekin’i kızdırmaktan kaçınma isteğine bağladılar.
Alman Marshall Fonu’nun Hint-Pasifik programı genel müdürü Bonnie Glaser, “Trump-Xi zirvesine altı hafta kala Colby, iki liderin Busan ve Pekin’de sağladıkları kırılgan istikrarı bozmamak için Çin hakkında yorum yapmaktan kaçınmanın en iyisi olacağını düşünmüş olabilir,” dedi.
Glaser, bir başka olası nedenin de Colby’nin Pekin’i ziyaret etme konusundaki uzun süredir devam eden ilgisi olduğunu belirtti.
Glaser, “Bölgedeki Çin faaliyetlerine yönelik sert eleştiriler Pekin’i kızdırırdı; hafif eleştiriler ise Manila’yı mutsuz ederdi,” diye ekledi.
Konuya yakın kaynaklar SCMP’ye, Colby’nin uzun zamandır beklenen Pekin ziyaretinin, Xi’nin önümüzdeki ay ABD’ye yapması beklenen ziyaretinden önce gerçekleşme ihtimalinin düşük olduğunu söylediler.
Fakat diğer analistler, Colby’nin sözlerini Washington’un Çin’e yönelik yaklaşımında önemli bir yumuşama olduğunun kanıtı olarak yorumlamamaya dikkat edilmesi gerektiği konusunda uyarıda bulundular.
Hudson Enstitüsü’nün araştırmacısı Ken Moriyasu, Colby’nin Çin’den isim olarak bahsetmemiş olsa da “ele aldığı konuların neredeyse tamamının Çin ile ilgili olduğunu” savundu:
“Birinci ada zinciri, engelleme yoluyla caydırıcılık, daha güçlü müttefikler ve Asya’da elverişli bir güç dengesinin korunmasına yaptığı vurgu, bunu açıkça dile getirmesine gerek kalmadan stratejik zorluğu net bir şekilde ortaya koyuyor.”
Moriyasu, zirve öncesinde kullanılan diplomatik üslubu “Çin’e yönelik stratejide bir tür yumuşama” olarak yorumlamanın “bir hata olacağını” da sözlerine ekledi.
Araştırmacı, “Pekin’e yönelik üslup yönetimi ile altta yatan savunma stratejisi arasında bir fark var. Colby’nin Manila’daki konuşması stratejik açıdan sert bir tondaydı,” dedi.
Filipinler, Colby’nin Güneydoğu Asya turunun ilk durağı. Bu tur kapsamında Colby, Endonezya, Tayland ve Kamboçya’ya da gidecek.
Diplomasi
FIFA krizi sürüyor: Trump, Infantino’ya sahip çıktı

Dünya Kupası’nı özel sermayeye satma planı ile başlayan FIFA krizi sürerken, ABD Başkanı Donald Trump Gianni Infantino’ya sahip çıktı.
UEFA, CONCACAF ve Asya Futbol Konfederasyonu (AFC), Gianni Infantino’nun FIFA başkanlığından istifa etmesi gerektiği yönündeki tutumlarında kararlılıklarını sürdürüyor.
Pazartesi sabahı, Avrupa konfederasyonu UEFA, Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler konfederasyonu CONCACAF ile AFC, Infantino’yu eleştiren ve her kuruluşun başkanı ile genel sekreteri tarafından imzalanmış bir ortak açık mektup yayınladı.
Bu gelişme, dünya futbolunun yönetim organı olan FIFA’nın cumartesi günü, Infantino ve örgütü “bazı kesimlerin, onu zayıflatmak için yürüttüğü ortak ve süregelen çabalar” olarak nitelendirdiği duruma sert tepki gösteren bir açıklama yayınlamasının ardından geldi.
Infantino üzerinde büyük bir baskı yaratan ve başarısızlıkla sonuçlanan FIFA Forward Enterprise (FFE) planı, FIFA’nın Dünya Kupaları ve Kulüpler Dünya Kupası dahil olmak üzere ticari ve etkinlik faaliyetlerindeki hisselerini özel yatırımlara açmasını öngörüyordu.
Üç büyük konfederasyon, Infantino’nun “özrünü” kabul etmedi
Çarşamba günü Fas’ta FIFA yönetiminin seçkin üyeleriyle yapılan acil toplantının ardından, FFE önerisi nedeniyle FIFA Genel Sekreteri Mattias Grafstrom ile birlikte özür dileyen Infantino, üst düzey yönetim ekibinden “tam destek” aldı.
UEFA, CONCACAF ve AFC’nin açık mektubunda şöyle denildi:
“FIFA Yönetim Komitesi’nin tamamı değil, seçilmiş bir grup üyesinin yurtdışına çağrıldığı bu son toplantı, lider kadrosunun FIFA’nın kalbi olan Zürih’e gidip personeliyle yüzleşmek yerine, bu endişeleri daha da pekiştiriyor ve bizi bu noktaya getiren davranış kalıbının bir devamı niteliğinde.
“Bu, oyunun koruyucusuna yakışan bir davranış değil; oyunun kendisine hesap vermesi gerektiğini düşünen birinin davranışıdır. Hesap verilebilirlik olması gereken yerde sessizlik, açıklık olması gereken yerde mesafe vardır.
“Bunlar, futbolun liderlikte hak ettiği nitelikler değil. İşte bu yüzden bu tutumu benimsedik: bu kararı hafife almadan ve tek başımıza değil, hep birlikte ve hizmet ettiğimiz oyuna karşı duyduğumuz sorumluluk duygusuyla.”
Dünya Kupası’na karşı yeni turnuva düzenleme tehdidi
Geçen hafta UEFA, Avrupa üye federasyonlarının gelecekteki erkekler ve kadınlar Dünya Kupalarını boykot etme tehdidini daha da sertleştirdi.
6 Ağustos’ta bir UEFA sözcüsü, “UEFA, Cumartesi günü yaptığı açıklamada Gianni Infantino’nun başkanlığına olan güvenini yitirdiğini son derece açık bir şekilde ortaya koydu. Bu tutum değişmedi,” demişti.
The Athletic’e ilişkileri korumak amacıyla isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan ve konfederasyonların düşüncelerini iyi bilen bir kaynak, Infantino’nun kamuoyuna yaptığı açıklamalara ve özür dilemesine rağmen, konfederasyonların artık yeni bir turnuva düzenlenmesi konusunda ilk görüşmelere başladıklarını belirtti.
Fas’taki toplantının ardından FIFA, “Şimdi bir inceleme yürütülecek ve bir rapor, FIFA Konseyi’nin bir sonraki planlanan toplantısında sunulacak,” diye eklemişti.
Fakat UEFA, CONCACAF ve AFC, bu incelemenin denetimini FIFA’ya emanet etmeyeceklerini açıkça belirtti ve bunun yerine incelemenin bağımsız bir tarafça yürütülmesini talep etti.
Mektupta ayrıca şunlar söylendi:
“FIFA, bu olaylarla ilgili kapsamlı bir raporu FIFA Konseyi’ne sunmayı taahhüt etmiştir; fakat yine de, böylesine ciddi bir muhakeme eksikliği karşısında doğru yönetişimin, bu incelemenin FIFA’nın kendisi, personeli veya futbol camiasındaki herhangi bir paydaş tarafından değil, tamamen bağımsız bir üçüncü tarafça yürütülmesini gerektirdiğini bir kez daha göz ardı etmiştir. FIFA yönetimi, bu incelemenin yürütülmesinde hiçbir rol oynamamalıdır.”
Öte yandan Infantino’ya destekler de sürüyor. Afrika Futbol Konfederasyonu (CAF), geçen perşembe günü yaptığı açıklamada, “desteğini oybirliğiyle yeniden teyit ettiğini” ve FIFA ile işbirliğini sürdürmeye kararlı olduğunu belirtti.
Yine perşembe günü, Güney ve Orta Amerika konfederasyonu CONMEBOL, yaptığı açıklamada “diyaloga veya kurumsal mekanizmalara başvurulmadan tekrarlanan tek taraflı eylemlerden duyduğu endişeyi” dile getirdi ve mart ayında yapılması planlanan FIFA başkanlık seçimleri öncesinde “futbol ailesinin birliği” çağrısında bulundu.
Trump: Infantino’yu görevden almak büyük bir hata olur
Trump, geçen yıl Dünya Kupası kura çekimi töreninde ABD başkanına “FIFA Barış Ödülü”nü takdim eden Infantino’ya destek verdi.
ABD Başkanı Donald Trump pazartesi günü yaptığı açıklamada, FIFA Başkanı Gianni Infantino’nun yerine başka birinin getirilmesinin “korkunç bir hata” olacağını söyledi.
Trump, Truth Social’da “FIFA, herhangi bir nedenle Başkan Gianni Infantino’nun yerine başka birini getirmeyi düşünse bile korkunç bir hata yapmış olur,” diye yazdı.
Trump, Infantino’yu “harika” olarak nitelendirdi ve onun “şimdiye kadar düzenlenen Dünya Kupaları arasında dört kat farkla en başarılı olanına başkanlık ettiğini” söyledi.
Geçen ay Infantino ile birlikte Dünya Kupası finaline katılan Trump, “Eğer o giderse, bir daha asla bu kadar başarılı ya da kârlı olmayacak!” diye ekledi.
FIFA hisselerinin satışını yöneten JPMorgan yöneticisinin Epstein bağlantısı
FIFA hisselerinin satışı planının arkasındaki gizli isimlerden biri olan JPMorgan bankacısı, pedofil finansçı Jeffrey Epstein ile olan bağlantıları nedeniyle de baskı altında.
The Telegraph’ın haberine göre varlık ve servet yönetimi bölümünün başkanı 58 yaşındaki Mary Erdoes, FIFA Başkanı Gianni Infantino’nun satmaya çalıştığı FIFA hisselerinin yüzde 20’sini devralmaya hazır yatırımcılar bulma konusunda bankanın çabalarına öncülük etmişti.
Erdoes, 2019’da hayatını kaybeden Epstein ile uzun süredir devam eden bağlantısı nedeniyle de mercek altına alındı.
ABD yetkilileri tarafından yayınlanan belgelere göre, Erdoes, Epstein’ın Florida’da bir reşit olmayan kişiyi fuhuşa zorlamak suçundan mahkum edilmesinden beş yıl sonra, yani 2013 yılında JP Morgan’ın Epstein ile ilişkisini sonlandırdı.
İlk olarak The Banker finans haber sitesi tarafından bildirilen ikili arasındaki e-posta yazışmaları, bankacılık konularında iletişim halinde olduklarını gösteriyor.
Erdoes, 2012 yılında JP Morgan hesabından Epstein’a doğum günü tebrikleri göndermişti.
İkili, Epstein’ın bir başka iş ortağı olan eski Goldman Sachs yöneticisi Kathryn Ruemmler’in bankacılık işlemleriyle ilgili olarak çalışanlar aracılığıyla dolaylı olarak iletişim halindeydi.
New York Times’a göre, Erdoes’un Infantino’nun planları henüz şekillenirken bunlardan haberdar olan az sayıdaki kişiden biri olduğu anlaşılıyor.
Bu plan, FIFA’nın yüzde 20’lik hissesinin 4,2 milyar dolar değerinde, ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’ın kardeşi Joshua Kushner’ın liderliğindeki yatırımcılar ve diğerlerine satılmasını öngörüyordu.
Joshua Kushner’ın yatırım şirketi Thrive Eternal ile FIFA, söz konusu satış için diğer yatırımcıları bulmak üzere JP Morgan’ı kullanmayı planlamıştı.
Diplomasi2 hafta öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Dünya Basını2 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’
Dünya Basını1 hafta önceMilyarder Elon Musk: Paranın hiçbir değerinin kalmayacağı döneme giriyoruz
Görüş2 hafta önceAteş altındaki Mısır: Dimyat saldırısı küresel enerji piyasaları için ne anlama geliyor?
Dünya Basını2 hafta önceABD-Japonya ittifakını savaşa hazır hâle getirmek için altı maddelik plan
Asya2 hafta önceÇin, ileri düzey çip üretimi açısından kritik önemedeki yerli litografi makinelerinin seri üretimine başladı
Dünya Basını2 hafta öncePekin ve Brüksel, küresel enerji geçişinin kurallarını baştan yazıyor










