Bizi Takip Edin

Diplomasi

FT: İran savaşı enerji krizinde yeni risk evresi başlattı

Yayınlanma

Financial Times, İran’daki savaşın tetiklediği enerji krizinin yaz sezonuna girilirken daha tehlikeli bir evreye geçtiğini yazdı. Gazeteye göre klima kullanımındaki artış ve yaz tatili seyahatleri, petrol, benzin, dizel ve havacılık yakıtı stokları üzerindeki baskıyı artıracak. Ekonomistler ve traderlar, çatışmanın uzaması halinde enerji fiyatlarında yeni sıçrama, yakıt kotaları, üretim duruşları ve küresel büyümede sert yavaşlama riskine dikkat çekiyor.

İngiliz Financial Times gazetesi, İran’daki savaşın yol açtığı enerji krizinin yaz sezonunun yaklaşmasıyla birlikte daha tehlikeli bir evreye girdiğini yazdı.

Gazeteye göre yaz başında klima kullanımındaki artış ve tatil seyahatleri, petrol, benzin, dizel ve havacılık yakıtı stokları üzerindeki baskıyı artıracak.

Ekonomistler ve enerji traderları, krizin bir sonraki aşamasının enerji fiyatlarında yeni ve sert bir sıçramaya yol açabileceği uyarısında bulunuyor.

Haberde, daha geniş çaplı yakıt kotaları, sanayi tesislerinde üretim duruşları ve küresel büyümede belirgin yavaşlama ihtimalinin de değerlendirildiği aktarıldı.

Aberdeen ekonomisti Paul Diggle, şirketin şu anda Brent petrol fiyatının varil başına 180 dolara yükseldiği bir senaryo üzerinde çalıştığını söyledi.

Diggle, böyle bir tablonun enflasyonda sert yükselişe ve Avrupa ile Asya’daki bazı ülkelerde resesyona yol açabileceğini belirtti.

“Bu ihtimali çok ciddiye alıyoruz” diyen Diggle, bunun henüz temel senaryo olmadığını da ekledi. Diggle, “Adeta borç alınmış zaman içinde yaşıyoruz” ifadesini kullandı.

Avrupa Komisyonu’nun ulaştırmadan sorumlu üyesi Apostolos Tzitzikostas da Ortadoğu’daki çatışmanın “önümüzdeki haftalarda sona ermemesi ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmaması halinde dünya ekonomisinde resesyonun gündeme gelebileceği” uyarısında bulundu.

Uluslararası Enerji Ajansı’nın değerlendirmelerine göre mart ile haziran ayları arasında küresel petrol tüketimi, günlük yaklaşık 6 milyon varil düzeyinde üretimin üzerine çıkacak. Bazı analistler ise açığın günlük 8 ila 9 milyon varile ulaşabileceğini düşünüyor.

Haberde, stratejik rezervlerden her gün 2 milyon varilden fazla petrol piyasaya verildiği, ancak bu sevkiyatların önemli bölümünün temmuz ayında sona ermesinin planlandığı kaydedildi.

Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre savaşın başlamasından bu yana, Basra Körfezi’ndeki stoklar hariç tutulduğunda küresel petrol rezervleri yaklaşık 380 milyon varil azaldı.

Stokların büyük kısmı, 3 milyar varilden fazlası, petrol şirketleri, traderlar ve rafinerilerin kontrolünde bulunuyor.

Bununla birlikte haberde, boru hatlarındaki basıncın korunabilmesi için belirli asgari hacimlerin gerektiği, rafinerilerin kesintisiz ham petrol akışına ihtiyaç duyduğu ve depolama tanklarının tamamen boşaltılamadığı belirtildi.

Oxford Enerji Araştırmaları Enstitüsü’nden Paul Horsnell ise mevcut yüksek petrol fiyatlarının talebi kayda değer ölçüde azaltmak için yeterli olmadığını söyledi.

Horsnell, “Bu rakam, 18 yıl önce görülen ve varil başına 140 doların üzerine çıkan tarihi zirvenin hâlâ belirgin biçimde altında. Çok uzun süre önce değil, varil başına 90 doları normal fiyat olarak görüyorduk” dedi.

HSBC’den Kim Fustier de tüketiciler açısından mevcut sorunların merkezinde işlenmiş yakıt ürünlerinin bulunduğunu söyledi.

Fustier, rafinerilerin pahalı ham petrol alımı ve hızla yükselen taşıma maliyetleri nedeniyle isteksiz davrandığını, buna bağlı olarak stokların hızla azaldığını ifade etti.

Financial Times’a göre çok sayıda ekonomist, arz koşullarında kısa süre içinde iyileşme yaşanmasını ve petrol fiyatlarının yeniden varil başına 100 doların altına gerilemesini bekliyor.

FT, İran savaşının ABD ekonomisine maliyetini yazdı: 41,5 milyar dolarlık zarar

Gazete, bunun yüksek enflasyon ve yavaşlayan ekonomik büyümenin birleştiği en ağır stagflasyon risklerinin önüne geçebileceği değerlendirmesine de yer verdi.

Morgan Stanley analistleri ise ABD’de yapay zeka yatırımlarındaki güçlü artış ve dayanıklı tüketici talebi sayesinde küresel ekonomik büyümenin sürmesini bekliyor.

Ancak analistler, “Petrol fiyatlarının varil başına 150 doların üzerine çıktığı bir tırmanma senaryosu, fiziksel arz açığına, tedarik kesintilerine ve resesyona işaret eder” değerlendirmesinde bulundu.

Uluslararası Enerji Ajansı’nın verilerine göre olağanüstü önlemler uygulamak zorunda kalan ülke sayısı mart sonundaki 55 düzeyinden 76’ya yükseldi.

Diplomasi

Colby, Çin’i anmadan Çin’e karşı “denge” çağrısı yaptı

Yayınlanma

Pentagon’un politika müsteşarı Elbridge Colby, Filipinler’de yaptığı konuşmada Çin’in Asya-Pasifik bölgesindeki faaliyetlerine atıfta bulunmadı.

Colby, Manila’da yaptığı konuşmada, ABD savunma liderlerinin bölgesel müttefikleri sindirmeye çalışan veya bölgenin geniş alanlarını kontrol altına almaya çalışan devletleri açıkça eleştirmeyeceklerini söyledi.

Bunun yerine, yeni Pentagon politikası, sessiz ve saygılı ilişkiler kurulmasını öngörürken, aynı zamanda Çin kıyıları açıklarındaki “birinci ada zinciri” olarak bilinen ada zinciri boyunca ABD’nin askeri savunmasını da güçlendirmeyi hedefliyor.

Colby’nin Manila’daki bir düşünce kuruluşuna yaptığı yaklaşık 4.000 kelimelik konuşmada Çin’e özel bir atıfta bulunulmasa da konuşmanın bağlamı ve daha önceki yorumlarından, Pekin’i kastettiği açıkça anlaşılıyor.

Colby, yeni politikanın “güçlü ve net ama sessiz olmayı” hedeflediğini belirterek, bunun Başkan Theodore Roosevelt’in “yumuşak konuş, büyük bir sopa taşı” atasözünü yansıttığını kaydetti.

Colby şöyle konuştu:

“Söylediklerimizin arkasında duracağız ve ne demek istediğimizi açıkça söyleyeceğiz. Gösteriş yapmayacağız ya da ahlak dersi veren konuşmalar yapmayacağız.”

NATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby

Colby, önceki politikaları reddetmeyen yeni politikanın, “halkımızın somut çıkarlarını ön planda tutan ama aynı zamanda diğer birçok ülkenin çıkarlarıyla da uyumlu olan, sert ve gerçekçi bir cumhuriyetçi gerçekçilik” olduğunu savundu.

Colby’ye göre bu politika “izolasyonist” değil, “ideolojik veya katı olmayan, pratik ve kendi çıkarlarına dayalı daha profesyonelce bir yeniden ayarlama.”

Colby, Pentagon’un “ahlaki vaazlar” yoluyla, kendisinin “gürültülü, retorik provokasyonlar” olarak nitelendirdiği eylemlere girişme ihtiyacı hissetmediğini belirtti.

Bunun yerine, ABD kuvvetlerinin “endüstriyel hazırlık” ve “sessiz, amansız bir caydırıcılık güçlendirme” yoluyla güç sinyalleri göndermeye çalışacaklarını belirtti.

Yeni politika, Asya’yı “hegemoniden” kurtarmayı hedefleyecek olsa da, Colby potansiyel hegemonun kim olduğunu veya ne yaptığını belirtmedi.

Colby, yeni politikanın, Savunma Bakanı Pete Hegseth’in geçen yıl yaptığı bir konuşmada, saldırganlığı caydırmak ve savaşı mantıksız hale getirmek amacıyla Batı Pasifik’te bir “engelleme savunması” oluşturmayı hedefleyen ABD ordusunun amacına dayandığını söyledi.

Engelleme savunması, müttefiklerle paylaşılan altyapıya dayalı, bölgede dağıtılmış lojistik ve önceden konuşlandırılmış askeri varlıkları içerecek.

Pentagon’un 3 numaralı lideri olarak kabul edilen politika müsteşarı, Çin’e yönelik geçmiş ABD politikaları konusunda “politika elitleri” ve “uzman yorumcular” olarak nitelendirdiği kesimi eleştirdi.

Washington’daki “elit yorumcu kesimi” yeni yaklaşıma karşı çıkıyor gibi görünse de Colby, yeni politikanın Dwight Eisenhower, Richard Nixon, Henry Kissinger ve Ronald Reagan gibi geçmiş başkan ve liderlerin politikalarıyla uyumlu olduğunu ileri sürdü.

Colby, Trump yönetiminin Çin ile yeniden canlandırdığı ilişki politikasına dolaylı olarak atıfta bulunarak, tüm bu isimlerin potansiyel rakiplerle aktif bir şekilde etkileşim kurarken ABD’nin askeri konumunu güçlendirmeyi amaçladığını belirtti.

Elbridge Colby: ABD’nin Asya’daki hedefi, kimsenin hegemon olamayacağı bir düzen

Colby, gerçekçilik politikasının, yönetimin son 1,5 trilyon dolarlık savunma bütçesi talebinde de yansıtıldığı üzere, askeri yatırımlar yoluyla bölgede bir güç dengesi oluşturulmasını gerektirdiğini belirtti.

Colby şöyle konuştu:

“Bu, Soğuk Savaş sonrası dönemde ABD’nin bu bölgedeki yaklaşımında tipik olarak görüldüğü gibi, diğer ülkelerin her eylemini yargılamayı amaçlayan bir yaklaşım değil. Elbette ilkelerimize bağlı kalacak ve onları savunacağız fakat bu ilkeler yüzünden stratejik öneme sahip kilit konulardaki ilerlemeyi rehin almayacağız.”

Colby, Çin yakınlarındaki ABD askeri varlığının güçlenmesinin, “stratejik istikrar” hedefiyle ve diplomasi yoluyla destekleneceğini belirtti.

Bu terim, mayıs ayında Pekin’de Başkan Trump ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping arasında düzenlenen zirvede, ABD-Çin ilişkilerinden beklenen durumu tanımlamak için kullanılmıştı.

Colby, geçen ay bir podcast röportajında yeni politikasının Çinli yetkililerle “saygılı bir şekilde konuşmayı” da içereceğini belirtmiş ve ilk Trump yönetimi dönemindeki Çin politikasını, kendi ifadesiyle “Pekin’de rejim değişikliği” peşinde olduğu gerekçesiyle eleştirmişti.

Colby, New York Times’a verdiği demeçte, “Birinci Ada Zinciri boyunca ulaşmaya çalıştığımız şey, birinin rejimini değiştirmek, ülkesini işgal etmek ve halkını boyun eğdirmek filan gibi şeyler değil… Mesele, bir takımadalar boyunca deniz ve hava savunması,” demişti.

Colby, pazartesi günkü konuşmasında, ABD’nin geri dönüşü olmayan bir çöküş içinde olduğu yönündeki görüşleri de çürütmeye çalıştı.

Müsteşara göre ABD ekonomisi, ordusu ve teknolojik üstünlüğü hâlâ dünyanın en gelişmişi konumunda.

Ayrıca, ABD’nin Asya’dan çekilmediğini fakat bölge ülkelerinin kendi savunmaları için daha fazla çaba göstermelerini istediğini belirtti.

Filipinler, Tayland, Endonezya, Singapur, Vietnam, Malezya ve diğer ülkeler gibi önemli bölge devletleri, Amerika ile ticaret ve diğer bağlarını güçlendirmeye teşvik ediliyor.

Trump’ın dış siyaset danışmanı Colby: Çin, Rusya’dan daha tehlikeli

ABD, Çin-Filipinler resif geriliminde taraf

Asya’daki en eski müttefiki olan ülkenin başkentinde konuşmasına rağmen, Colby, ihtilaflı Scarborough Shoal yakınlarında Çin ve Filipinler güçleri arasında son dönemde yaşanan çatışmalara da doğrudan değinmedi.

South China Morning Post’a (SCMP) göre müsteşarın bu konuları es geçmesi özellikle dikkat çekiciydi. Zira iki gün önce Washington, resifteki “istikrarı bozan” olarak nitelendirdiği bir doğa koruma alanı ve Filipinli balıkçıların geleneksel avlanma alanlarına erişimini engellemesi nedeniyle Pekin’i eleştirmişti.

Colby’nin ziyareti, hem Çin hem de Filipinler tarafından hak iddia edilen ama 2012 yılından bu yana Pekin’in fiili kontrolü altında bulunan Scarborough Resifi çevresinde yeniden tırmanan gerginliklerin ortasında gerçekleşti.

Cumartesi günü yaptığı açıklamada ABD Dışişleri Bakanlığı, Çin’i “Scarborough Resifi’nde istikrarı bozan ‘ulusal doğa koruma alanı’ uygulamasını dayatmaya ve Filipinli balıkçıların geleneksel avlanma alanlarına erişimini engellemeye” çalışmakla eleştirdi.

Sözcü Tommy Pigott şunları söyledi:

“Bu, Çin’in komşularının aleyhine Güney Çin Denizi’ndeki kapsamlı toprak ve deniz hak taleplerini ilerletmek için, zorlama ile desteklenen şüpheli çevresel ve hukuki bahaneleri kullanmaya yönelik bir başka tek taraflı girişimdir. ABD, özgür ve açık bir Hint-Pasifik’i desteklemek amacıyla müttefikimiz Filipinler’in yanındadır.”

ABD’nin bu açıklamaları, Çin’in geçen yıl bölge çevresinde kurduğu doğa koruma alanı için yeni yönetim tedbirleri getirmesine yanıt niteliğindeydi.

Son haftalarda Güney Çin Denizi’nde gerginlikler tırmandı ve Filipinli ile Çinli güçler arasında çok sayıda çatışma yaşandı.

Colby’nin “diplomatik” sözleri sert “stratejik” tonunu gizliyor

Bazı analistler, Colby’nin bu temkinli tavrını, önümüzdeki ay gerçekleşmesi beklenen Trump-Xi görüşmesi öncesinde Washington’un Pekin’i kızdırmaktan kaçınma isteğine bağladılar.

Alman Marshall Fonu’nun Hint-Pasifik programı genel müdürü Bonnie Glaser, “Trump-Xi zirvesine altı hafta kala Colby, iki liderin Busan ve Pekin’de sağladıkları kırılgan istikrarı bozmamak için Çin hakkında yorum yapmaktan kaçınmanın en iyisi olacağını düşünmüş olabilir,” dedi.

Glaser, bir başka olası nedenin de Colby’nin Pekin’i ziyaret etme konusundaki uzun süredir devam eden ilgisi olduğunu belirtti.

Glaser, “Bölgedeki Çin faaliyetlerine yönelik sert eleştiriler Pekin’i kızdırırdı; hafif eleştiriler ise Manila’yı mutsuz ederdi,” diye ekledi.

Konuya yakın kaynaklar SCMP’ye, Colby’nin uzun zamandır beklenen Pekin ziyaretinin, Xi’nin önümüzdeki ay ABD’ye yapması beklenen ziyaretinden önce gerçekleşme ihtimalinin düşük olduğunu söylediler.

Çin, Elbridge Colby’nin ziyaretine yeşil ışık yakmıyor

Fakat diğer analistler, Colby’nin sözlerini Washington’un Çin’e yönelik yaklaşımında önemli bir yumuşama olduğunun kanıtı olarak yorumlamamaya dikkat edilmesi gerektiği konusunda uyarıda bulundular.

Hudson Enstitüsü’nün araştırmacısı Ken Moriyasu, Colby’nin Çin’den isim olarak bahsetmemiş olsa da “ele aldığı konuların neredeyse tamamının Çin ile ilgili olduğunu” savundu:

“Birinci ada zinciri, engelleme yoluyla caydırıcılık, daha güçlü müttefikler ve Asya’da elverişli bir güç dengesinin korunmasına yaptığı vurgu, bunu açıkça dile getirmesine gerek kalmadan stratejik zorluğu net bir şekilde ortaya koyuyor.”

Moriyasu, zirve öncesinde kullanılan diplomatik üslubu “Çin’e yönelik stratejide bir tür yumuşama” olarak yorumlamanın “bir hata olacağını” da sözlerine ekledi.

Araştırmacı, “Pekin’e yönelik üslup yönetimi ile altta yatan savunma stratejisi arasında bir fark var. Colby’nin Manila’daki konuşması stratejik açıdan sert bir tondaydı,” dedi.

Filipinler, Colby’nin Güneydoğu Asya turunun ilk durağı. Bu tur kapsamında Colby, Endonezya, Tayland ve Kamboçya’ya da gidecek.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

FIFA krizi sürüyor: Trump, Infantino’ya sahip çıktı

Yayınlanma

Dünya Kupası’nı özel sermayeye satma planı ile başlayan FIFA krizi sürerken, ABD Başkanı Donald Trump Gianni Infantino’ya sahip çıktı.

UEFA, CONCACAF ve Asya Futbol Konfederasyonu (AFC), Gianni Infantino’nun FIFA başkanlığından istifa etmesi gerektiği yönündeki tutumlarında kararlılıklarını sürdürüyor.

Pazartesi sabahı, Avrupa konfederasyonu UEFA, Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler konfederasyonu CONCACAF ile AFC, Infantino’yu eleştiren ve her kuruluşun başkanı ile genel sekreteri tarafından imzalanmış bir ortak açık mektup yayınladı.

Bu gelişme, dünya futbolunun yönetim organı olan FIFA’nın cumartesi günü, Infantino ve örgütü “bazı kesimlerin, onu zayıflatmak için yürüttüğü ortak ve süregelen çabalar” olarak nitelendirdiği duruma sert tepki gösteren bir açıklama yayınlamasının ardından geldi.

Infantino üzerinde büyük bir baskı yaratan ve başarısızlıkla sonuçlanan FIFA Forward Enterprise (FFE) planı, FIFA’nın Dünya Kupaları ve Kulüpler Dünya Kupası dahil olmak üzere ticari ve etkinlik faaliyetlerindeki hisselerini özel yatırımlara açmasını öngörüyordu.

Üç büyük konfederasyon, Infantino’nun “özrünü” kabul etmedi

Çarşamba günü Fas’ta FIFA yönetiminin seçkin üyeleriyle yapılan acil toplantının ardından, FFE önerisi nedeniyle FIFA Genel Sekreteri Mattias Grafstrom ile birlikte özür dileyen Infantino, üst düzey yönetim ekibinden “tam destek” aldı.

UEFA, CONCACAF ve AFC’nin açık mektubunda şöyle denildi:

“FIFA Yönetim Komitesi’nin tamamı değil, seçilmiş bir grup üyesinin yurtdışına çağrıldığı bu son toplantı, lider kadrosunun FIFA’nın kalbi olan Zürih’e gidip personeliyle yüzleşmek yerine, bu endişeleri daha da pekiştiriyor ve bizi bu noktaya getiren davranış kalıbının bir devamı niteliğinde.

“Bu, oyunun koruyucusuna yakışan bir davranış değil; oyunun kendisine hesap vermesi gerektiğini düşünen birinin davranışıdır. Hesap verilebilirlik olması gereken yerde sessizlik, açıklık olması gereken yerde mesafe vardır.

“Bunlar, futbolun liderlikte hak ettiği nitelikler değil. İşte bu yüzden bu tutumu benimsedik: bu kararı hafife almadan ve tek başımıza değil, hep birlikte ve hizmet ettiğimiz oyuna karşı duyduğumuz sorumluluk duygusuyla.”

Dünya Kupası’na karşı yeni turnuva düzenleme tehdidi

Geçen hafta UEFA, Avrupa üye federasyonlarının gelecekteki erkekler ve kadınlar Dünya Kupalarını boykot etme tehdidini daha da sertleştirdi.

6 Ağustos’ta bir UEFA sözcüsü, “UEFA, Cumartesi günü yaptığı açıklamada Gianni Infantino’nun başkanlığına olan güvenini yitirdiğini son derece açık bir şekilde ortaya koydu. Bu tutum değişmedi,” demişti.

The Athletic’e ilişkileri korumak amacıyla isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan ve konfederasyonların düşüncelerini iyi bilen bir kaynak, Infantino’nun kamuoyuna yaptığı açıklamalara ve özür dilemesine rağmen, konfederasyonların artık yeni bir turnuva düzenlenmesi konusunda ilk görüşmelere başladıklarını belirtti.

Fas’taki toplantının ardından FIFA, “Şimdi bir inceleme yürütülecek ve bir rapor, FIFA Konseyi’nin bir sonraki planlanan toplantısında sunulacak,” diye eklemişti.

Fakat UEFA, CONCACAF ve AFC, bu incelemenin denetimini FIFA’ya emanet etmeyeceklerini açıkça belirtti ve bunun yerine incelemenin bağımsız bir tarafça yürütülmesini talep etti.

Mektupta ayrıca şunlar söylendi:

“FIFA, bu olaylarla ilgili kapsamlı bir raporu FIFA Konseyi’ne sunmayı taahhüt etmiştir; fakat yine de, böylesine ciddi bir muhakeme eksikliği karşısında doğru yönetişimin, bu incelemenin FIFA’nın kendisi, personeli veya futbol camiasındaki herhangi bir paydaş tarafından değil, tamamen bağımsız bir üçüncü tarafça yürütülmesini gerektirdiğini bir kez daha göz ardı etmiştir. FIFA yönetimi, bu incelemenin yürütülmesinde hiçbir rol oynamamalıdır.”

Öte yandan Infantino’ya destekler de sürüyor. Afrika Futbol Konfederasyonu (CAF), geçen perşembe günü yaptığı açıklamada, “desteğini oybirliğiyle yeniden teyit ettiğini” ve FIFA ile işbirliğini sürdürmeye kararlı olduğunu belirtti.

Yine perşembe günü, Güney ve Orta Amerika konfederasyonu CONMEBOL, yaptığı açıklamada “diyaloga veya kurumsal mekanizmalara başvurulmadan tekrarlanan tek taraflı eylemlerden duyduğu endişeyi” dile getirdi ve mart ayında yapılması planlanan FIFA başkanlık seçimleri öncesinde “futbol ailesinin birliği” çağrısında bulundu.

Trump: Infantino’yu görevden almak büyük bir hata olur

Trump, geçen yıl Dünya Kupası kura çekimi töreninde ABD başkanına “FIFA Barış Ödülü”nü takdim eden Infantino’ya destek verdi.

ABD Başkanı Donald Trump pazartesi günü yaptığı açıklamada, FIFA Başkanı Gianni Infantino’nun yerine başka birinin getirilmesinin “korkunç bir hata” olacağını söyledi.

Trump, Truth Social’da “FIFA, herhangi bir nedenle Başkan Gianni Infantino’nun yerine başka birini getirmeyi düşünse bile korkunç bir hata yapmış olur,” diye yazdı.

Trump, Infantino’yu “harika” olarak nitelendirdi ve onun “şimdiye kadar düzenlenen Dünya Kupaları arasında dört kat farkla en başarılı olanına başkanlık ettiğini” söyledi.

Geçen ay Infantino ile birlikte Dünya Kupası finaline katılan Trump, “Eğer o giderse, bir daha asla bu kadar başarılı ya da kârlı olmayacak!” diye ekledi.

FIFA hisselerinin satışını yöneten JPMorgan yöneticisinin Epstein bağlantısı

FIFA hisselerinin satışı planının arkasındaki gizli isimlerden biri olan JPMorgan bankacısı, pedofil finansçı Jeffrey Epstein ile olan bağlantıları nedeniyle de baskı altında.

The Telegraph’ın haberine göre varlık ve servet yönetimi bölümünün başkanı 58 yaşındaki Mary Erdoes, FIFA Başkanı Gianni Infantino’nun satmaya çalıştığı FIFA hisselerinin yüzde 20’sini devralmaya hazır yatırımcılar bulma konusunda bankanın çabalarına öncülük etmişti.

Erdoes, 2019’da hayatını kaybeden Epstein ile uzun süredir devam eden bağlantısı nedeniyle de mercek altına alındı.

ABD yetkilileri tarafından yayınlanan belgelere göre, Erdoes, Epstein’ın Florida’da bir reşit olmayan kişiyi fuhuşa zorlamak suçundan mahkum edilmesinden beş yıl sonra, yani 2013 yılında JP Morgan’ın Epstein ile ilişkisini sonlandırdı.

İlk olarak The Banker finans haber sitesi tarafından bildirilen ikili arasındaki e-posta yazışmaları, bankacılık konularında iletişim halinde olduklarını gösteriyor.

Erdoes, 2012 yılında JP Morgan hesabından Epstein’a doğum günü tebrikleri göndermişti.

İkili, Epstein’ın bir başka iş ortağı olan eski Goldman Sachs yöneticisi Kathryn Ruemmler’in bankacılık işlemleriyle ilgili olarak çalışanlar aracılığıyla dolaylı olarak iletişim halindeydi.

New York Times’a göre, Erdoes’un Infantino’nun planları henüz şekillenirken bunlardan haberdar olan az sayıdaki kişiden biri olduğu anlaşılıyor.

Bu plan, FIFA’nın yüzde 20’lik hissesinin 4,2 milyar dolar değerinde, ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’ın kardeşi Joshua Kushner’ın liderliğindeki yatırımcılar ve diğerlerine satılmasını öngörüyordu.

Joshua Kushner’ın yatırım şirketi Thrive Eternal ile FIFA, söz konusu satış için diğer yatırımcıları bulmak üzere JP Morgan’ı kullanmayı planlamıştı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD, İsrail-Lübnan görüşmelerinin gidişatından memnun

Yayınlanma

Bir ABD Dışişleri yetkilisi, Lübnan ile İsrail arasındaki görüşmelerin gidişatından memnun olduğunu belirtti.

İki ülke arasındaki son görüşme turu geçen hafta Roma’da sona erdi.

ABD’li yetkililer, iki günlük görüşmelerin ilk gününün, İsrail’in devam eden bombardımanlarına yönelik Lübnan tarafının duyduğu hayal kırıklığı ve İsrail’in Lübnan tarafının toplantı içeriğini sızdırdığı yönündeki suçlamaları nedeniyle yarıda kesilmesine rağmen, görüşmelerin yapıcı geçtiğini belirtti.

Al Arabiya’ya konuşan Dışişleri Bakanlığı yetkilisine göre, taraflar Lübnan ordusunun temizlik operasyonlarının üçüncü taraflarca denetlenmesi konusunu görüştü “ve yeniden yapılanma için zamanında destek sağlanması konusunda Lübnan heyeti ile ayrı ikili görüşmeler yaptı.”

Bir İsrailli yetkili CNN’e, bir sonraki görüşme turu için henüz bir tarih belirlenmediğini söyledi.

Fakat isminin açıklanmaması koşuluyla Al Arabiya’ya konuşan Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, heyetlerin eylül ayı başında Roma’da yeniden bir araya geleceğini ve “bu arada görüşmelerin Beyrut, Kudüs ve Washington’da devam edeceğini” belirtti.

Yetkili, Lübnan’ın güneyindeki pilot bölgelerin ve bu yılın başlarında üzerinde anlaşmaya varılan çerçevenin uygulanmakta olduğunu kaydetti.

ABD’li, “Gidişattan memnunuz… ve çalışma grupları terminolojilerini, haritalarını ve prosedürlerini uyumlu hale getirdiler,” dedi.

ABD öncülüğündeki ateşkes izleme mekanizması, pilot bölgelerin ilerlemesini sağlama çalışmalarına devam edecek.

Mekanizmaya başkanlık eden ABD askeri yetkilisi Korgeneral Joseph Clearfield’ın, Lübnan Silahlı Kuvvetleri’nin sorumluluğu üstleneceği pilot bölgelerin genişletilmesini görüşmek üzere yakında Beyrut’a gitmesi bekleniyor. 

Bununla birlikte, “zorluklar konusunda naif olmadıklarını” ekleyen Dışişleri Bakanlığı yetkilisi şöyle devam etti:

“Hizbullah süreci sabote etmeye çalışıyor ve hem İsrail hem de Lübnan, iç siyasi baskı altında olan demokrasiler.”

Hizbullah, doğrudan görüşmeleri defalarca eleştirdi ve Lübnan hükümetine müzakereleri tamamen terk etmesi çağrısında bulundu. Grup, Lübnan hükümetinin iç kamuoyunun desteğini alması gerektiğini belirtti.

Öte yandan Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, “ ekiplerin bir araya gelmesinin, doğrudan iletişim kurmasının ve seçenekler üretmesinin başlı başına yapısal bir değişim” olduğunu savundu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English